Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Şubat 2013

4 yazı

5 Şubat 2013, 16:17

TÜRKİYE HEM BRÜKSEL'DE HEM ŞANGHAY'DA OLMALIDIR

================================================= Dünyada bütün ülkelerin bir yandan birleşme, diğer yandan dağılma sürecine girdiği bir dönemde, Türkiye'nin yeri, her kesimde tartışılıyor. Türkiye bir NATO ülkesi olma yanında, hem OECD, hem de D8 ve KEİB üyesidir. Avrupa'ya karşı sürdürülen tek yanlı sevdayla, devlet AB'ne tam üye olmaya çalışıyor. Ancak Türkiye'nin AB'ye katılması, Paris'in anahtarlarını, Müslümanlara teslim etmek olacağı için, Fransa direniyor.

*

Küreden kareye dönüşen dünyada, 'Türkiye Avrupa'da mı, yoksa, Asya'da mı, olmalı' sorusuna, içeride olduğu kadar dışarıda da cevap arayanıyor. Türkiye için, Brüksel'in alternatifi Şanghay mıdır? Türkiye dünyanın ilk on ülkesi arasına girebilmek için, önceliği nereye vermelidir. Türkiye Şanghay Beşlisi arasında yer alırsa, bilgi toplumu olma fırsatını yakalar mı, kaçırır mı? Cevaplandırılması gereken can alıcı soru budur.

*

Kültürel dokusu, siyasal yapısı ve ekonomik gücüyle, kare dünyada olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, iki Türkiye var. Biri kültürüyle Doğu, ekonomisiyle Batı özellikleri taşıyan Türkiye. İkincisi hem kültürü, hem ekonomisiyle Doğulu yapısını koruyan Türkiye. Üreten. Birinci Türkiye, hızla büyüyerek görünürlüğünü artırırken, tüketen ikinci Türkiye hızla küçülerek, görünür olmaktan çıkıyor.

*

Kare dünyanın büyük güçleri, Çin, Rusya ve Hindistan gibi, nüfus gücüne dayanan ve katma değeri düşük ürün ve hizmet üreten ülkeler değildir. Küre dünyayı dönüştüren büyük güçler, Japonya ve Almanya gibi, bilgi gücüne dayanan ve katma değeri büyük ürün ve hizmet üreten ülkelerdir. Türkiye, üreten Birinci Türkiye'nin gücünü büyütmek için, Brüksel demelidir. Ayrıcı Brüksel'de olmak yetmez, Şanghay'da da olmalıdır.

*

Kare dünyada hiçbir ülkenin ekonomisi, yalnız kendi üreticileri, yalnızca kendi tüketicileriyle ayakta kalamaz. Küre dünyada ekonomik bağımsızlık önemliydi, kare dünyada ise, ekonomik bağımsızlık önemlidir. Bir ülke üretici ve tüketici olarak, dünyada ne kadar çok ülkeyle ürün ve hizmet alışverişi yaparsa, ekonomisini de o kadar büyütür. Kare dünyanın büyük ekonomileri, yerli malı değil, dünya malı üreten ekonomilerdir.

*

Türkiye'nin dünyada aranılan ürün ve hizmetler üretibilmesi için, ya Brüksel ya Şanghay değil, hem Brüksel, hem Şanghay demesini bilmesi ve öğrenmesi gerekir. Türkiye, dönüşebilmesi için, ürettiği dünya mallarıyla, dünyanın bütün şehirlerinde yerini almalıdır.

*

Kızıl elma ne Avrupa, ne Asya'dır, kare dünyada kızıl elma dünyadır. Tasarımı Avrupa'da yapılan ürünler, Asya'da üretilmeli Amerika'da pazarlanmalıdır.

*

Batı şişman, kiloludur, Doğu zayıf kilosuzdur, birincisinin kilo vermeye, ikincisinin kilo almaya ihtiyacı vardır.

*

Kare dünyada aşırı kilolulara yer yoktur.

*

Kare dünya ekonomisi takım oyunudur.

12 Şubat 2013, 15:01

Yerli edebiyat olmadan evrensel edebiyat olmaz

Yerli edebiyat olmadan evrensel edebiyat olmaz Yerli edebiyat deyince, akla hem Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil geliyor. Edebiyat Dergisi referansları Washington ve Moskova olmayan, Kudüs olan, bir düşünce ve sanat dergisidir. Mavera'nın 'Yedi Güzel Adam'ı da, İslam dünyasının üzerine bir karabasan gibi çöken, yabancılaşma bulutlarını dağıtmayı, kendilerine en büyük görev ve sorumluluk bilmişlerdir.

*

Anadolu edebiyatının kutup yıldızları, iki dünyanın şiirini yakalayan edebiyatı, medeniyet için bildiler. Onlar arkalarında bıraktıkları edebiyat eserlerinde, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağını sürekli vurguladılar. Yerli edebiyatın öncüleri, düşünce ve eylemleriyle, bir edebiyat eserinin ne kadar yerliyse, o kadar evrensel olacağını gösterdiler. Kalıcı edebiyatın, evrensel olguları ele alan edebiyat olduğunun altını çizdiler.

*

Bin yıllık Anadolu tarihinde, Anadolu'yu dönüştürenler, Anadolu insanının önünde duran yöneticilerden daha çok Anadolu insanının yanında duran edebiyatçılar olmuştur. Bu yüzden, Edebiyat Dergisi'nin kurucusu Pakdil ve arkadaşları için, bütün boyutlarıyla hayatı kucaklayan edebiyat, yöneticilerin desteklediği edebiyat değil, toplumların desteklediği edebiyattır. Edebiyatın gücü, sesi olduğu ve seslendiği insanlardan kaynaklanır.

*

Büyük Doğu, Diriliş ve Mavera dergileri gibi, Edebiyat Dergisi de, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında, bir kültür ve sanat akademisi görevi yüklenmiştir. Onların çevresinde toplanan sanatçılar, sıradan edebiyatçılar gibi akıntı, yönünde giden değil, somon balıkları gibi, akıntıya karşı giden, sıradışı edebiyatçılardır. Onlar güçlerini eleştirdikleri devletten önce, seslendikleri milletten alırlar.

*

Yerli edebiyat, evrensel edebiyatı, hayatın ölümü içinde taşıdığı gibi taşır. Yerli edebiyat evrensel edebiyatın habercisidir. Yerli edebiyatı evrensel edebiyata dönüştürenlerin, Necip Fazıl'ın mısralarıyla söylenirse, 'dudakları ölümsüzlük şarkısında' ve ' imzaları mavera yurdu haritasında'dır. Onlar, insanlığın akıl dünyasına, gönül dünyasının ışığını taşırlar. Ve gerçeği arayan gerçek avcılarıdır.

*

Edebiyatın seslendiği insan, küçük bir dünya değildir, onda büyük bir dünya gizlidir. Yerli edebiyatı, evrensel edebiyata dönüştüren edebiyat, insanın hem aklına, hem gönlüne seslenir. Evrensel edebiyatta, insanın aklı görünmez gölgesi okunur, insanın gönlü okunmaz sesi duyulur.

*

Yirmibirinci yüzyılda insan bir yandan kendine yabancılaşırken, bir yandan da yalnızlaşmaktadır.

*

Karmaşık ekonomik yapı içinde, herşeyi bilen insan, kendini unutmuştur.

*

İnsan edebiyatla değil, borsayla besleniyor.

*

Edebiyat insana unuttuğunu hatırlatır.

*

Hayat edebiyattır, edebiyat hayattır.

19 Şubat 2013, 10:41

Cinayetler yüzyılı

Cinayetler yüzyılı Batı dünyası İsrail'in peşinden giderek, devlet terörüyle bütün İslam dünyasını, büyük bir Filistin'e dönüştürdü. Artık Irak'tan Afganistan'a, Yemen'den Mali'ye, her Müslüman ülke, her gün onlarca insanın öldürüldüğü bir Filistin. İsrail'in saldırı odaklı, sözde savunma stratejileriyle, hem Yirminci, hem Yirmibirinci Yüzyıl, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, bir 'cinayetler yüzyılı' oldu.

*

Geçen yüzyılda İsrail'in Lübnan'ı işgal ederek yakıp yıkması gibi, yeni yüzyılda Amerika Irak'ı işgal etti, yaktı yıktı. Her iki işgalde de, sayısız cinayet işlendi. Irak'ı Afganistan izledi, ardından Libya ve Mali geldi. Geçmişte, Avrupalıların, Endülüs ve Balkanlar'da işledikleri cinayetleri, İsrailliler ve Amerikalılar, bir bir Filistinleştirdikleri, Müslüman ülkelerde tekrarlıyorlar.

*

İsrail'in Filistin'de izlediği stratejiyi, Amerika dünyada izleyerek, devlet terörünü, dış politikasının temeline yerleştirdi. Nasıl Yahudiler Almanya'da gördükleri baskı ve şiddeti, sürekli gündemde tutarak, Filistin'de işledikleri cinayetleri gözden uzak tutmaya çalışıyorlarsa, Amerikalılar da, New York'a yapılan saldırıyı bahane ederek, bütün dünyada terör rüzgarları estiriyorlar.

*

Müslümanlar Avrupa'da kendilerine karşı işlenen cinayetleri, sürekli tekrar ederek, başkalarına baskı ve şiddet uygulamayı doğru bulmazlar. İslam kültüründe, çekilen sıkıntıları, karşı karşıya kalınılan güçlükleri, her yerde durmadan anlatmak, iyi karşılanmaz. İnananlar için şikayet etmek, kusuru başkalarında aramak sorumluluktan kaçmaktır. İslam kültürde, Cehennem dışarıda aranmaz, içeride aranır. Kimse kötülükleri başkalarında bilmez.

*

'Cinayetler yüzyılı'nın sonunu getirmek için, Müslüman ülkeler kendi sorunlarıyla ilgilendikleri kadar, komşu ülkelerin sorunlarıyla da ilgilenmelidirler. İslam dünyasında işlenen cinayetleri önlemede ve uluslararası gündeme taşımada, en büyük sorumluluk Türkiye'ye düşmektedir. Komşularının dertleriyle dertlenmeyen Türkiye'nin sorunlarını, hiçbir ülke kendi sorunları olarak görmez.

*

Cinayetlerin her yıl katlanarak arttığı yüzyılda, Müslüman ülkelerin sorunları, kendilerini gündüz gözüyle yenileyememekten kaynaklanıyor. Türkiye ile birlikte bütün İslam dünyasının kendisini yenileyebilmesi, kültürünün küllerini değil, kor ateşini geçmişten geleceğe taşıması gerekir. Aydınların ana görevi, hayata renk ve tad veren kültürlerin küllenmesini önlemektir.

*

Tarih içinde, terörü savunma politikası haline getiren devletlerin, uzun ömürlü oldukları görülmemiştir. İsrail döktüğü kanların oluşturduğu gölde boğulur.

*

Batı, 'öldürüyorum öyleyse varım' diyerek, varlığını koruyamaz.

*

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür.

*

Hiçbir kazanım bir hayatın bedeli değildir.

26 Şubat 2013, 11:23

Nur Dağı dağların anasıdır

Nur Dağı dağların anasıdır Görünmeyen dünyaya inananlar için, şehir denilince, akla nasıl Mekke şehri gelirse, dağ denilince de akla Nur Dağı gelir. Mekke şehri şehirlerin, Nur Dağı da dağların anasıdır. Karsız dağ, dağsız kar olmaz. Ancak Nur Dağı'na gökyüzünden kar yağmaz, nur yağar. Nur Dağı, Ağrı Dağı gibi, başı karlarla kaplı bir dağ değil, dört bir yanı, gökyüzünden yeryüzüne yağan nurlarla kaplı bir dağdır.

*

Kabe şehirlerin anası Mekke'nin, Hira mağarası da dağların anası Nur Dağı'nın kalbidir. Mekke'nin neresinde olursanız olun, gökyüzüne açılmış bir el gibi duran, Nur Dağı'yla göz göze gelirsiniz. Nur Dağı'ndan bakılınca da Kabe görülür. Kabe'yi tavaf edenler Nur Dağı'nı, Nur Dağı da Kabe'yi tavaf edenleri sever. Görünmeyen dünyanın kapıları, Nur Dağı'nda açılır. Ve Nur Dağı'ndan, iki dünyada kurtuluşa giden yol gösterilir.

*

Büyük habercilerin üstün habercisi Cebrail, Hira mağarasında Son Peygamber'e, Allah'ın kendisini, bütün insanlığı kutsal kültüre davet etmekle görevlendirildiği, haberini getirir. Şehirlerin anası Mekke'de, dağların anası Nur Dağı'nda, kitapların anası Kur'an vahyedilmeye başlar. İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin ana kaynağı, kutsal kitapların sonuncusu Kur'an, bütün boyutlarıyla iki dünyaya 'oku' davetiyle açılır.

*

Okunması ve yorumlanması, daveti kabul eden ve kabul etmesi beklenenlere bırakılan Kur'an'da, iki dünyanın bilgisi, ayrıntısına inilmeden verilir. Seyit Hüseyin Nasr'ın kitaplarında sık sık vurgulandığı gibi: 'Kur'an akıl üstü, ancak akıl dışı değildir.' Mekke'nin Nur Dağı'nda başlayan Kur'an, yirmi üç yılda başka bir dağ, Rahmet Dağı'nda, hiç değişmeyecek kusursuzlukta tamamlanır.

*

Dünyada bütün yönlerin Mekke'de buluştukları gibi, bütün kitaplar da Kur'an'da buluşur. Nur Dağı doğruluğun, Kabe sanatın, Kur'an gerçeğin kaynağıdır. İki dünyada kurtuluşa ermek isteyenler, gerçek sevgisini Kur'an'dan, sanat sevgisini Kabe'den, doğruluk sevgisini de, Nur Dağı'ndan alırlar. Dünya tarihinin her döneminde, doğruluk arayanlar doğruluk bulurlar, doğruluğun kaynağı olurlar.

*

Bütün dünyayı etkisi altına alan 'seküler zehirlenme', doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin ve gerçek ile gerçek olmayanın, birbirine karışmasına yol açtı. Bilgi hiyerarşisinde üstte yer alan kutsal kültürle altta yer alan seküler kültür konum değiştirdi.

*

İki dünyada insanın yolunu aydınlatacak olan seküler kültürden önce kutsal kültürdür.

*

Seküler kültür tek dünya vardır derken, kutsal kültür gülümseyerek bakar.

*

Yeryüzü gökyüzünü değil, gökyüzü yer yüzünü aydınlatır.

*

Seküler kültürle kutsal kültür aranmaz.

*

Kutsal kültür seküler kültürü kuşatır.

*

Kutsal kültür seküler kültürün anasıdır.

*

Kadim kültür kutsal kültürdür.