Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mart 2013

3 yazı

20 Mart 2013, 09:13

Savaş kenti Çanakkale Barış kentine dönüşmelidir

Savaş kenti Çanakkale Barış kentine dönüşmelidir Ülkelerin tarihleri, en büyük, en önemli ve en değerli zenginlikleridir. Değişik alanlardaki zenginliklerini değerlendirmesini başaramayan ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel üretim güçlerine yeni boyutlar kazandıramazlar. Ülkelerin gelecekteki zenginlikleri, geçmişteki zenginliklerine dayanılarak, ülkelerarası pazarlara taşınır. Ülkelerle birlikte dünyanın tarihi, bilim ve teknolojinin olduğu kadar, kültür ve sanatın da anasıdır.

*

Tarihin her döneminde, bir millet geçmişini ne kadar iyi bilirse, geleceğini o kadar iyi görür. Tarihsiz millet, milletsiz tarih olmaz. Ancak, bir milletin, bir ülkenin her kuşağı, tarihini yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Çünkü tarihin olguları değişmez, buna karşılık yorumları durmadan değişir. Bu bağlamda, dünya tarihin önemli dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Savaşları, tekrar tekrar yazılmalı ve sürekli yorumlanmalıdır.

*

Bir uluslararası ilişkiler ustası olan Abdülhamit, İkinci Viyana kuşatmasıyla başlayan savunma döneminde, Avrupa karşısında güçsüz düşen Osmanlı ülkesinin bütünlüğünü, Yirminci yüzyılın başına kadar otuzüç yıl korumayı başardı. Sultan gözlerini zengin Osmanlı coğrafyasına diken İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, Rusya ve Almanya'yı birbirleriyle dengeleyerek, Anadolu insanını savaşlardan uzak tutmayı bildi. Abdülhamit durulması gereken yeri gördü.

*

İttihatçılar baskı ve şiddete dayanan yöntemlerle, altyapı, eğitim ve sağlık alanlarına yapılan yatırımlarıyla, Osmanlı ülkesini yeniden inşa ettiği bir dönemde Abdülhamit'i yönetimden uzaklaştırdılar. İttihatçıların 1908'de yönetimi ele geçirdiklerinde, Bosna, Bulgaristan, Girit, Kıbrıs, Irak, Suriye, Ürdün, Filistin, Lübnan, Mısır ve Kuzey Afrika, çeşitli anlaşmalar ve değişik düzeylerdeki ilişkilerle, İstanbul'a bağlıydılar.

*

Abdülhamit'in büyük bir diplomatik ustalıkla, savaştan uzak tuttuğu Osmanlı Devletini, İttihatçıların, aynen Merzifonlu'nun Viyana kuşatmasında olduğu gibi, oldu bittiyle Almanya'nın saflarında savaşa sürmeleri, Çanakkale'de, savaşan taraflardan toplam 500 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Çanakkale savaşları sonrasında, 4.5 milyon metrekaye yakın Osmanlı coğrafyası, Avrupa ülkeleri tarafından paylaşıldı. Yönetimler nerede duracaklarını bilmezlerse, bedelini çok ağır olarak öderler.

*

İkinci Viyana Kuşatması, İttihatçıların Abdülhamit'i yönetimden uzaklaştırmaları ve Çanakkale Savaşları, bin yıllık Anadolu tarihinin akışını değiştiren düşüş noktalarıdır. Tarihin geçmişteki düşüş noktalarını, bütün boyutlarıyla kavramadan, gelecekteki düşüş noktaları öngörmek mümkün değildir. Tarih savaş ve barışıyla üç gündür: Dün, bugün, yarın. Dün araştırılır, bugün değerlendirilir, yarın planlanır.

*

Çanakkale dünyanın savaş başkenti değil, ülkelerin barış başkenti olmalıdır.

*

Dünyada barışları planlamayanlar, savaşları planlarlar.

*

Tarihin hazinelerini ülkeler, savaşlarda yok edemezler.

*

Tarihte her damla kan bin cana bedeldir.

*

Tarih yerelde evrenseli görmektir.

21 Mart 2013, 09:48

Malazgirt'ten Çanakkale'ye Anadolu

Malazgirt'ten Çanakkale'ye Anadolu Türklerin tarih içinde Asya'dan Avrupa'ya yüzyıllarca süren yolculuğunda Anadolu'nun vazgeçilmez bir yeri vardır. Anadolu'nun Türklerin değişmez vatanı olmasında belirleyici olan şehir İstanbul'dur. İstanbul'un Osmanlılar tarafından alınmasıyla, Türklerin Avrupa'daki varlıkları süreklilik kazanmıştır. Malazgirt Anadolu'ya gelmenin savaşı ise, Çanakkale'de İstanbul'da kalmanın savaşıdır. Çanakkale savaşıyla Türklerin Asya ve Avrupa'daki varlıkları perçinlenmiştir. Çanakkale Savaşı'nın doksanıncı yıldönümünde yalnızca savaşın geçtiği alanlarda değil de, bütün Anadolu şehirlerinde düzenlenen kültür ve sanat programlarıyla anılması, Türkiye'de tarih ve coğrafyaya bakışını büyük ölçüde değiştiğini gösteriyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Özal, Osmanlı sonrası Türkiye'nin temellerinin Çanakkale'de atıldığını anlatmak için, savaşa katılan ülkelerin yöneticilerini de davet ederek, savaşı bütün boyutlarıyla ele alan anma programları düzenlemişti. Özal Çanakkale Savaşı'nın anılmasını ulusal alandan uluslararası alana taşıdı. Çanakkale'de Türk ordusu Alman subayların stratejik desteğiyle İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda ordularına karşı savaştı. Malazgirt savaşı Anadolu'nun kapılarını Türklere açtı. Çanakkale Savaşı da, Türkiye'nin kapılarını Avrupa ülkelerine bir daha açılmayacak bir biçimde kapadı. Çanakkale yeni Türkiye'nin olduğu gibi, yeni İngiltere, yeni Fransa ve yeni Almanya'nın da temellerinin atıldığı savaştır. Özal'ın başlattığı uluslararası anma toplantıları devam ettirilerek, Çanakkale savaşları tek yanlı duygusal boyuttan, gerçek boyuta taşınarak, eski ve yeni Avrupa'da Müslümanların yerinin açıkça ortaya konulması gerekir. Avrupa toprakları Müslüman ve Hristiyan dünyanın kıran kırana hesaplaştığı büyük bir savaş alanı olmuştur. Doğu ve Batı hesaplaşmasında Çanakkale bir dönüm noktasıdır. Osmanlıların Balkanlar'dan çekilmesinden sonra Avrupalılar da Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan çekilmişlerdir. Çanakkale'den sonra Avrupa ülkeleri Müslüman ülkelerle değil, kendi aralarında savaşmışlardır. Bugünkü Avrupa'nın temelleri de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra atılmıştır. Son savaşta büyük bir yıkıma uğrayan Almanya, Fransa ve İngiltere Avrupa Birliği şemsiyesi altında biraraya gelerek, aralarındaki sorunları ordularla değil, görüşmelerle çözmenin yolunu açtılar. Türkiye ise, savaşların döneminin kapandığını Çanakkale'de gördü. Çanakkale Türk tarihinde orduların dönemini kapatmış, her alanda yeniden yapılanmanın temeli olmuştur. Çanakkale Savaşı yalnızca Türkiye için değil, Avrupa devletleri için de, bir dönüm noktasıdır. Çanakkale Savaşı İngiliz donanması ile Rus donanmasının Marmara Denizi'nde buluşmasını önlemiştir. Osmanlı devleti küçülmüş, buna karşılık da İngiliz imparatorluğu dağılmış ve Çarlık Rusya'sı yıkılmıştır. Malazgirt'te savaşan ordu gibi, Çanakkale'deki ordu da, Türklerin tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır. İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy "Şu Boğaz Harbi nedir? /Var mı dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,/ Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya/ Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.../ Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer/ Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mehşer,/ Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,/ Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!/ Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk" diyerek, Çanakkale Savaşı'nı destanlaştırmıştır. Çanakkale Savaşı'yla Anadolu insanı, hem karada, hem denizde güçlü Avrupa ülkelerinin ordularının üstesinden gelmesini bilmiştir. AB'ye tam üyelik sürecinde Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmaktadır. Yeni dönemde Anadolu insanı Avrupa'da üniformalı generalleriyle değil, üniformasız generalleriyle savaşacaktır. Onların başında da aydınlar gelir. Shakespeare'siz İngiltere, Geothe'siz Almanya ve Rousseau'suz Fransa olmayacağı gibi, Yunus'suz da Türkiye olmaz. Çanakkale'de güçler yer değiştirdi.

27 Mart 2013, 09:19

Nefret çağında bilgi toplumundan sevgi toplumuna geçmek

Nefret çağında bilgi toplumundan sevgi toplumuna geçmek İnsanların birbirlerini sevdikleri ve birbirleri tarafından sevildikleri sevgi toplumunda, bütün boyutlarıyla hayat, ömür boyu süren, uzun soluklu bir yarıştır. Kültürel, siyasal ve ekonomik hayatın canlılığı, sevgiyi sevgiyle tartmaktan kaynaklanır. Sevgiden terazi tutulan bir toplumda, sevgi sevgiyle büyütülür. Sevginin sevgiyle, yeni boyutlar kazandığı bir toplumda, sevgi alınır, sevgi satılır.

*

Sevgi toplumunda hiçbir sevgi, daha derini hayal edilmeyecek kadar büyük değildir. Nefret çağında, sevgide sınır tanımayanlar, sınırsız sevginin kaynağı olurlar. Sevgi toplumunda insanlar, ulaşılmayacak sevgiyi hayal etmezler. Onlar ne hayal ediyorlarsa, hayal ettiklerine ulaşırlar. Çünkü, Albert Einstein'in vurguladığı gibi: 'Hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir.' Hayal gücü, bilgi toplumlarında değil, sevgi toplumlarında zenginleşir.

*

Bilgi toplumu, insanları tabiatın sevgi dolu bağrından aldı, göklere savaş açarcasına uzanan, gökdelenlerin bağrına attı. İnsanlar tabiatın sınırsız zenginliklerinden uzaklaşarak, gökdelenlerin sınırlı dünyalarına kapandılar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün büyük kentlerde, insanlar tabiattan uzaklaştıkça, insanları bir arada tutan sevgiden de uzaklaştılar ve birbirlerine büyük ölçüde yabancılaştılar.

*

Bilgi toplumunun büyüttüğü, gökdelen ormanına dönüşen kentlerde, insanlar nereye giderlerse gitsinler, karşılarına dışarıya bütünüyle kapalı cam duvarlar çıkıyor. İnsanları birbirine yabancılaştıran bilgi toplumunda, sevginin yerini akıllı telefonlar aldı. Hayatın hangi alanında çalışırsa çalışsın, insanların yüzleri artık telefon ekranlarında görülüyor. Ekranlı telefonlar, küçülen aileleri iyice küçülttüler.

*

Bilgi toplumunda akıl gözüyle, sevgi toplumunda gönül gözüyle görülür. İnsanlar ne hayal ederlerse, onu görürler, onunla yaşarlar. Ancak akıl gözüyle, gönül gözüyle görülenler görülmez. Bunun için, Anadolu'nun bilgileri, 'Akıl hesap yaparken, göjnül güler' derler. Sevgi toplumun gücü, akıl gözünden önce, gönül gözüyle görülmesinden kaynaklanır. Gönül gözü, sevginin gözüdür.

*

Bilgi toplumu, insansız üretim peşinde koşarken, sevgi toplumu insanla üretim peşinde koşar. Bilgi toplumunda akıl alınır, akıl satılır. Sevgi toplumunda gönül alınır, gönül verilir. Sevginin gücünü bilenler, hem kendilerini, hem çevrelerini değiştirirler.

*

Sevgi toplumunda, insanlar hayatın dış yüzünü gördükleri kadar iç yüzünü de görürler. Bu yüzden, sevgiyle silahlanan sevgi toplumlarında, insanların hem akıl, hem gönül gözlerinin görme güçleri, ufuk ötesi açılımlar kazanır.

*

Sevgiyle yoğrulan toplumlarda, insanların dış dünyalarından önce iç dünyaları zenginleşir. Gönül dünyalarını zenginleştiremeyenler, akıl dünyalarını, zenginleştiremezler.

*

Hayatın içn zenginliği dış zenginliğinden daha önemlidir.

*

İnsanın iç dünyası dış dünyasına yansır.