Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mayıs 2013

5 yazı

2 Mayıs 2013, 13:32

ULUSLARARASI PAZAR STRATEJİLERİ SEMİNERİ YAPILDI

Derneğimiz bünyesinde Prof. Dr. Nazif Gürdoğan tarafından '' Uluslararası Pazar Stratejileri '' Semineri yüksek katılımla gerçekleştirildi. Derneğimiz bünyesinde Prof. Dr. Nazif Gürdoğan tarafından '' Uluslararası Pazar Stratejileri '' Semineri yüksek katılımla gerçekleştirildi. Seminerde katılımcılara ; • YERLİ MALI DEĞİL DÜNYA MALI ÜRETMEK • FASON ÜRETEN DEĞİL FASON ÜRETTİREN OLMA • DÜNYAYA AÇILMAK • ARI, KOVANIN DIŞINA ÇIKARSA BAL YAPAR • İHRACATTA REKABET İLKELERİ • ULUSLAR ARASI PAZAR STRATEJİLERİ konuları aktarıldı. 27.02.2013

8 Mayıs 2013, 09:02

Ekonominin kilolarını atmak

Ekonominin kilolarını atmak Dünya ekonomi anayasasının birinci maddesi, her yıl belirli bir hızla büyümektir. Ülkeler, şehirler, kurumlar ve kuruluşlar, yıldan yıla, biraz daha büyüme peşindeler. Bütün dünyada, insanlar daha çoğunu istemeye, daha fazlasını tüketmeye özendiriliyor. Yoksul ya da zengin bütün ülkelerin kaynakları, zorunlu ihtiyaçları karşılayan canlı yatırımlardan önce, ölü, eğlence ve bina yatırımlarında yoğunlaşıyor.

*

Dünyada ekonomi, hayatı kolaylaştırmanın aracı olmaktan çıkarıldı, varolmanın tek ve değişmez amacı haline getirildi. Yirmi birinci yüzyılda, ekonomik hedeflere ulaşmak için, her türlü ticaret yasallaştırdı. Dünyanın her yerinde ve hayatın bütün alanlarında, etik yasaların yerine ekonomik yasalar geçti. Artık dünyanın her yerinde, bir ticaretin etik olup olmadığına bakılmıyor, yasal olup olmadığına bakılıyor. 2 Bütün dünyanın, yüz yüze olduğu sorunlar, ekonomik büyümenin kutsal bir amaç haline getirilmesinden kaynaklanıyor. Dünyada amaçlanan ekonomik büyüme, çocuğun büyümesi gibi, doğal bir büyüme değil, her yıl belirli bir belirli bir hızla büyümeyi hedefleyen, doğrusal bir büyümedir. Ancak doğrusal olmayan bir dünyada, doğrusal büyüme olmaz. Çünkü, çocukların büyümesi, doğrusal olsaydı, insanları başları bulutlara ulaşırdı.

*

Ekonomide doğrusal büyümenin kutsallaştırılması, başta Amerika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, pek çok ülkeyi aşırı kilolu, şişman insanlara dönüştürdü. Dünyanın hiçbir yerinde, sağlıklı ülke yok, kimilerinin kilosu çok fazla, şişman, kimilerinin kilosu ise çok az, zayıf. Yoksulluk ve zenginlik gibi, kiloluluk ve kilosuzluk da, sorun kaynağıdır. Sağlıklı bir dünya ekonomisi için, kaynaklar ile ihtiyaçlar arasındaki altın oran bulunmalıdır. 3 Dünyada ekonominin insanları sırtında taşıması gerekirken, her ülkede insanlar ekonomiyi sırtlarında taşıyorlar. Artık ekonomi taşınacak sınırları aştı, her insan, ekonominin yükü altında eziliyor. Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun dizelerinde vurguladığı gibi: 'Gökyüzünden benim hisseme düşeni ver / Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim / Mendil kadar olsun tarlamı ayır / Beni doyuracak ağacı göster' diye dua etmesi gerekiyor.

*

Şişman ekonominin aşırı kilolarını eritmek için, dünya ekonomi anayasasının, birinci maddesi doğrusal büyüme değil, doğal büyüme olmalıdır. İster üretim, ister tüketim boyutuyla olsun, yalınlık hayatın özünü ve özetini oluşturmalıdır. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın her boyutunda, doğallık yalınlıktan kaynaklanır.

*

Ekonomi biliminin öncülerinden Alfred Marchall, 'Ekonomistlerin yöneleceği doğru yön, Matematik bilimi değil, Biyoloji bilimidir' demektedir.

*

Doğallık yalınlık, yalınlık doğallıktır.

*

Yalınlığın gücü doğallığından gelir.

*

Güzel olan yalın olandır.

13 Mayıs 2013, 16:51

MEHMET ZAHİD KOTKU AÇIK DENİZ’DE ANILIYOR

Sadık Yalsızuçanlar’ın sunumuyla ekrana gelen Açık Deniz’de bu hafta, İslam âlimi, yazar, din adamı, Mehmet Zahid Kotku anılıyor. Konya İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Mehmet İncili ile Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan'ın katılacağı programda Kotku’nun eserleri ve kişiliği hakkında konuşulacak. Sadık Yalsızuçanlar’ın sunduğu Açık Deniz’e bu hafta, yakın tarihin maneviyat seçkinlerinden Mehmet Zahid Kotku anılıyor. Programa Konya İlim Yayma Cemiyeti Başkanı Mehmet İncili ile Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan konuk olacak. Program konukları İslam âlimi Kotku'nun kişiliği, tefekkürü, eserleri, etkileri ve hizmetleri üzerine sohbet gerçekleştirecek. Sadık Yalsızuçanlar’ın hazırlayıp sunduğu ve yönetmenliğini Ayhan Pala'nın gerçekleştirdiği Açık Deniz, ufuk açıcı söyleşilerle her Pazar 23:30’da Ülke TV’de. Edebiyatçı Yazar Sadık Yalsızuçanlar'ın hazırlayıp sunduğu Açık Deniz'de her hafta yakın geçmişe damgasını vurmuş isimler, yazarlar, şairler, düşünce adamları, siyasetçiler ve kanaat önderleri konuk oluyor. Popüler kültür sanatın öncü isimleri ve iz bırakanlarıyla yapılan keyifli söyleşiler her hafta Sadık Yalsızuçanlar'ın sunumuyla Ülke TV'de…

14 Mayıs 2013, 08:48

Devrimle değil evrimle değişim

Devrimle değil evrimle değişim Değişik etnik kökenlerden gelen Anadolu insanı, Cumhuriyet döneminde milletten gelen bir istekten daha çok, devletten gelen bir baskıyla, büyük bir değişim yaşadı. Türkiye'de büyük sarsıntılara yol açan değişim, evrimle değil, derimle gerçekleştirildi. Bu yüzden, Anadolu insanının ekonomik ve kültürel dünyasındaki yıkımları, çok büyük ve çok acılı oldu. Türkiye, silahla yapılan değişimlerden çok zarar gördü.

*

Türkiye değişmeden değişmesini başaramadı. Bütün kesimleriyle Anadolu, öylesine değiştirildi ki, hiçbir şey aynı kalmadı. Silahla yapılan devrimler, Anadolu insanının değişmeyen değerlerini de değiştirdi. Oysa değişimler, değişmeyen değerleri korumak için yapılır. Değişim sürekli ve kesintisizdir. Dünyada bir ülke, ne kadar değişirse, o kadar aynı kalır. Ancak değişimler, güçle değil, oyla yapılmalıdır.

*

Tarihin her döneminde, değişimlerin değişmeyen evrensel yasaları vardır. Her değişim sürecinin, değişen değerleriyle, değişmeyen değerleri, gündüz ile gece gibi birbirinden ayrılmaz. Hiçbir gündüz yoktur ki, onda bir gece, hiçbir gece yoktur ki, onda bir gündüz olmasın. Benzer şekilde, hiçbir değişen yoktur ki, onda bir değişmeyen, hiçbir değişmeyen yoktur ki, onda bir değişen olmasın. Değişen ile değişmeyen değerler birbirlerini tamamlayan bir bütündürler.

*

Türkiye'nin ana sorunu, ya değişmemek ya değişmek değil, hem değişmek, hem değişmemektir. Bunun için de, Türkiye Mevlana'nın verdiği örneklere benzemeye çalışmalıdır. Bütün bir Anadolu, aynı bir kitap gibi, hem konuşan hem susan, bir atlı gibi, hem duran, hem koşan, meyvadaki bir şeker gibi, hem açık hem gizli ve uykudaki bir insan gibi, hem gören hem görmeyen, olmasını başarmalıdır. O zaman, Türkiye, Batılılar gibi üretir, Doğulular gibi tüketir. Başka bir deyişle, Anadolu insanı, Sinan gibi inşa eder, Yunus gibi yaşar.

*

Dünyada değişim rüzgarları süreklidir. Zamanı gelmemiş bir değişim kimse hızlandıramadığı gibi, zamanı gelmiş bir değişimi de, kimse durduramaz. Değişimi devrimle gerçekleştirenler, büyük bedel öderler. Değişim evrimle gerçekleştirenler ise, en büyük yararı sağlarlar. Çünkü, devrimler savaşla, evrimler barışla, ülkeleri dönüşütürürler. Devrimler çatışmaya, evrimler yarışmaya dayanırlar. Ve yarışamının olmadığı ülkede, gelişme olmaz.

*

Hem değişmesini, hem değişmemesini başaramayan ülkeler, uzun ömürlü olamazlar. Türkiye değişmeden değişmesin ibaşaramadığı için, kendilere benzemeye çalıştığı ülkelerin çok gerilerinde kaldı. Türkiye'de, nelerin değişmesi, nelerin değişmemesi gerektiği, yeterince araştırılmadığından, Anadolu insanı çok büyük faturalar ödedi. Ayrıca, Türkiye üretmede değil, tüketmede Batılılara benzedi.

*

Türkiye medeniyetlerin savaştığı kare dünyada, değişmeyen amaçlarını koruyarak, değişen küresel araçlardan yararlanmasını öğrenmelidir.

*

Dünya değişmeyen değerlere dayanılarak değiştirilir.

*

Köklü değişim devrimle değil, evrimle gerçekleştirilir.

*

Devrim kan alır, evrim kan verir.

*

Devrim çatışma, evrim yarışma ister.

29 Mayıs 2013, 11:41

Necip Fazıl ve Rimbaud

Necip Fazıl ve Rimbaud Hem hayat, hem edebiyat bir bütündür. Hayat edebiyattan, edebiyat hayattan ayrılmaz. Edebiyatta olan hayata, hayatta olan edebiyata yansır. Dünya edebiyatında Necip Fazıl ve Rimbaud içine düştükleri entelektüel krizleri, edebiyatlarına yansıtan usta şairlerdir. Necip Fazıl'ın Çile'si ve Rimbaud'nun Sarhoş Gemi'si, yaşadıkları entelektüel krizlerin şiirlerindeki izdüşümleridir.

*

Çile ve Sarhoş Gemi, gerçek öteki hayattır, öteki hayat gerçektir, diyen iki şairin, mutlak gerçeği aramalarının, hayatı bütün boyutlarıyla kucaklayan öyküsüdür. Onların şiirleri, metafizik sancı çeken, entelektüel kriz yaşayan şairlerin şiirleridir. Onlar fizik dünyayla kuşatılmış, Avrupa yüzyıllarının, metafizik dünyaya kaplı perdelerini açtılar. Gördükleri dünya, birini meydanlardan çekilmeye, birini meydanlar atılmaya zorladı.

*

Rimbaud, 'Yeter, yeter, ağladıklarım; artık doymuşum /Fecre, aya güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz, / Aşkın dolmuş içime, sarhoşum; / Yarılsın artık bu tekne, alsın deniz' diyerek, 'Meryem'in nurlu topuklarından, kudurmuş denizlerin imana gelmesini' beklemez. Bu yüzden, denizi görmeden Sarhoş Gemi'yi yazan Rimbaud, en verimli döneminde şiiri bırakır, hayat öyküsü olan 'Cehennem'de Bir Mevsim'i yazar ve kendini Mısır'a atar.

*

Necip Fazıl yaşadığı entelektüel krizi, 'Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam, / Gezdirsin boşluğu ense kökünde! / Ve uçtu tepemdem birdenbire dam; / Gök devrildi, künde üstüne künde…' mısralarıyla şiirleştirir. Kriz sonrası bulduğu dünyayı, 'Nizam köpürüyor, med vakti deniz; / Nizam köpürüyor ta çenemde su, / Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; / Suda ezel fikri, ebed duygusu.' mısralarıyla anlatır. Artık biricik meselesi, 'Sonsuza varmaktır'.

*

Necip Fazıl Çile'nin şairidir. Necip Fazıl'ın düşünce ve eylemi, 'Çile öncesi' ve 'Çile sonrası' olmak üzere iki döneme ayrılır. Çile öncesini 'Kaldırımlar', Çile sonrasını 'Sakarya Türküsü' şiirleri özetler. Çile sonrasında Necip Fazıl, yalnızca şiirleriyle değil, oyunları, konferansları, tarih ve düşünce kitaplarıyla da, meydanlara çıkmış, Türkiye'nin geleceğini Washington ve Moskova'da değil, İstanbul'da aramıştır.

*

Necip Fazıl fizik dünyadan yola çıkarak, metafizik dünyanın kapılarını açar. 'Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; / Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur, / İçiçe mimari, içiçe benlik; / Bildim seni ey Râb bilinmez meşhur,' mısralarıyla, hayatın ölümü içinde taşıdığı gibi, fiziğin metafiziği içinde taşıdığını çarpıcı bir dille anlatır. O 'ya fizik ya metafizik değil, hem fizik hem metafizik' demeyi hiç unutmaz.

*

Necip Fazıl şiirle, 'özeldeki geneli, geneldeki özeli', en yalın, en etkili ve en güzel biçimde vurgular.

*

Hayatın şiirini yakalayanlar kurtuluşa ererler.

*

Şiirin yolu kalabalıkların yolu değildir.

*

Şiir iman için bilinir.