Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2013

6 yazı

5 Haziran 2013, 09:11

En iyi devlet en az polisi olan devlettir

En iyi devlet en az polisi olan devlettir Adil, şeffaf, erdemli ve yaşanabilirlik standartları yüksek bir ülkede, hem devletin, hem milletin görevi, olumlulukları büyütmek, olumsuzlukları önlemektir. Devlet ve milletin en önemli işi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil sevdirmektir. Devlet ile milletin uyum ve düzen içinde olduğu, kimseye haksızlık yapılmayan, kimsenin haksızlığa uğramadığı, bir devletin simgesi terazidir.

*

Ağacın meyvasından, meyvanın ağacından bilindiği gibi, millet devletinden, devlet milletinden bilinir. Milletsiz devlet, devletsiz millet olmaz. Devlet millete hizmet etmek, millet devlete yardım yapmak zorundadır. Ancak, devlet milletin gözünde bulunan mertekten önce, kendi gözünde yer alan çöpü görmelidir. Dünyada hiçbir devlet milletine meydan okuyamaz.

*

Devlet milletin, millet devletin yardımlaşma ve dayanışmalarıyla uzun ömürlü olur. Yardımlaşma ve dayanışmada, devletin başarısı, güç kullanma yetkisini kusursuz bir biçimde, uygulamasından kaynaklanır. Bu bağlamda, devlet Yunus'un diliyle söylenirse: 'Vurana elsiz' ve 'Sövene dilsiz' olmalıdır. Devlet silahsızlara karşı, güce başvurursa, gücünün denetimini elinden kaçırır.

*

Devletin milletine verdiği önem, milletin devletine duyduğu güven, bir ülkenin geleceğine yapılacak, en büyük ve en kazançlı yatırımdır. Devlet ile millet arasında saygı ve sevgi ortamını oluşturan yöneticiler, polis gücüyle, gerçekleştiremediklerinden kat kat fazlasını hoşgörülü yönetimleriyle gerçekleştirirler. Dünyanın hiçbir kendinde, tatlı dil ve güler yüzle, dönüştürülmeyecek meydan yoktur.

*

Dünyada her ülkede polis güçleri, devlete tutulan aynadır. Nasıl sular içinde bulundukları kabın rengini alırlarsa, polisler de, bağlı oldukları devletin yüzünü yansıtırlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir devlet polislerinden belli olur. Devletlerine göre polisler, göstericilere karşı, orantılı ya da orantısız güç kullanırlar. Demokrasilerin kalitesini, ülkelerin polis güçleri belirler.

*

Ellerinde silah olanlar, en büyüklerinden en küçüklerine kadar bütün sorunları, güçle çözebileceklerini sanırlar. Ancak insanlar, omuzlarında silah taşıyanlara değil, ellerinde çiçek tutanlara saygı gösterirler. Bir ülkede insanlar, koktuklarıyla değil, sevdikleriyle işbirliği yaparlar.

*

Millet ile devlet ayrılmaz bir bütün oluşturdukları için yardımlaşmazlar, yardımlaştıkları için, bir bütünün iki yüzünü oluştururlar. İki kesim arasındaki yardımlaşma, adil yönetimlerde doruk noktasına ulaşır.

*

Devlet suçluları cezalandırmaktan önce önlemek için vardır.

*

Katılıma millet olmadan paylaşımcı devlet olmaz.

*

Başarılı devlet meydanda görünmeyen devlettir.

11 Haziran 2013, 09:01

Kare dünyanın twitter gençleri

Kare dünyanın twitter gençleri Bilinen küre dünya gitti, yerine kare dünya geldi. Sosyal medya ağları, ülkeler arasındaki siyasal, ekonomik ve kültürel sınırları ortadan kaldırdı. Kare dünyada, küre dünyanın sınırları gibi, araçları, yöntemleri, demokrasi anlayışları ve vizyonları da geçerliliklerini yitirdiler. Küre dünyada temsili demokrasi yeterliydi. Kare dünya katılımcı demokrasi istiyor. Kare dünya özgür dünyadır, herkesin dini kendinedir.

*

Kare dünyanın bilgilenme, konuşma, tartışma haberleşme ve örgütlenme alanları, Google, Facebook ve Twitter gibi, ulusal ve uluslararası ölçekte, iletişim ve etkileşim imkanı veren sosyal medya ağlarıdır. Sosyal medya ağlarıyla, bütün dünyaya, kapıları olmayan bir ' Açık Öğretim Üniversitesi' ne dönüştü. Kare dünya, insanlık tarihinde, bilinen, en demokratik, en katılımcı, en eşitlikçi en bilgili ve en özgürlükçü dünyadır. Kare dünyanın gençleri, Kazakistan'dan Brezilya'ya kadar, düz bilgisayar ekranında buluştukları için, ortak bir dil, ortak bir kültür ve tek bir vatan oluşturdular. Onlar ülkelerini hangi siyasi partilerin yönettiklerinden daha çok, nasıl yönettiklerine önem verirler. Kare dünyanın gençleri, kendilerini yanlızca bir ülkenin değil, bütün ülkelerin vatandaşı olarak görürler. Onların ortak vatanları, pasaportsuz katıldıkları, sosyal medya ağlardır.

*

Türkiye'deki Twitter gençlerinde de, açıkça gözlendiği gibi, kare dünyanın sosyal medya vatandaşları, günlük politikaya hiç ilgi göstermiyorlar. Onlar için, dünyayı yaşanır kılmanın yolu, politikacıların yöntemlerinden önce, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından geçer. Gençler küre dünyanın hiyeraşik, siyasal toplumunu, kare dünyanın hiyeraşik olmayan, gönüllü toplumuna dönüştürmeye çalışıyorlar.

*

Kare dünyada herkes neyi arıyorsa, onu bulur. Türkiye'de Mısırda ve Fransa'da olduğu gibi, sosyal medya ağlarında buluşan gençlerin özgürlük alanları genişletirilse, güzel olanı görürler, ve güzel olanda birleşirler. Çünkü gençlerin iktidar olma istekleri yoktur. Onlar iktidarların ardından değil, rüyalarının peşinden koşarlar. Kare dünyada sağ ve sol, yoksul ve zengin çatışması yoktur, gelir farkı değil, bilgi farkı belirleyicidir.

*

Kare dünya şeffaf bir dünyadır, toplumun hangi kesiminden olursa olsun, herkes olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak zorundadır. Kare dünyada ikiyüzlülüğe yer yoktur.

*

Kare dünyada şehirler rant kaynaklar değil, hayat kaynaklarıdır. Şehirleri para basan makinalar olarak görenler, rantlarını büyütmek için herşeyi mübahlaştırırlar.

*

Şehirlerde, insanlarla birlikte, ağaçlar, güvercinler ve çiçekler de vardır. Yaşanabilir şehirlerin aynası ağaçlardır.

*

Bir insanı koruyanın bütün insanlığı koruduğu gibi, bir ağacı koruyan bütün ağaçları korur.

*

Gençler ve ağaçlar kare dünyanın mimarlarıdır.

*

Kare dünya yeşil dünyadır.

*

Yeşil doğallığın simgesidir.

17 Haziran 2013, 17:08

Üniversite öldü

Üniversite öldü Üniversitenin sonu geldi. Türkiye'de üniversiteyi YÖK öldürdü, dünyada da internet. Eğitim seviyesi ne olursa olsun, internet herkese sınırsız öğrenme kapıları açtı. Üniversite bilgi kazanma yeri olmaktan çıktı. Moral FM'in entellektüel programcısı Haluk İmamoğlu'nun sunduğu "Başarı Hattı"nda öğrenmeyi öğrenmenin yol ve yöntemini konuştuk. "Öğrenmek için üniversiteye mi, yoksa çarşıya mı, gitmeli", enine boyuna tartıştık. Dünya bir üniversite oldu. İnternet Tokyo'dan Los Angeles'e kadar bütün kentleri eve taşıdı. Artık herkes bir sınıf haline gelmiş ev ya da işyerlerinde yaşıyor. Hiç kimse bilgisini zenginleştirmek için, sınıflara kapanmak zorunda değil. İnternette ulaşılamayacak bilgi ya da kişi yok. İnternetten bilgi almada kimseye üniversiteye giriş sınavında aldığı puan sorulmuyor. İnternet dünyanın en demokratik eğitim kurumu. Öğrenmek isteyen herkes, istediği zamanda, bulunduğu yerden, internete ulaşabilir. İnternet mesafe, zaman ve bilgi farkını yok etti. İnternetin dili büyük ölçüde İngilizce. İnternetten yararlanabilmek için öncelikle İngilizce bilmek gerekiyor. Öğrenmenin kapılarını aralamada üniversite değil, İngilizce gerekli. İmamoğlu'yla yaptığımız sohbette tekrar tekrar vurguladığımız gibi: Günümüzde İngilizce bilmek, bir üniversite bitirmekten çok daha önemli. Artık kurum ve kuruluşlar, işe aldıkları kişilerin diplomalarından daha çok, bilgi, birikim ve becerileriyle birlikte, uyum ve düzen içinde çalışma yeteneklerine bakıyorlar. İngilizce üniversitede değil, konuşulan, değerlendirilen ve yararlanılan yerde öğrenilir. Konuşulmayan dil öğrenilmez. Bu bağlamda İngilizce İngiliz ve Amerikalıların değil, dünyanın, daha doğrusu ondan yararlanmasını bilenlerin dilidir. İngilizce internetin olduğu kadar, ticaretin de dili. İster Çin'den ithalat, isterse de Arjantin'e ihracat yapılsın, haberleşme dili İngilizce'dir. Ana dili yanında ikinci dil olarak, İngilizce bilene, bütün ülkelerin kapısı açılır. Silikon Vadisi'nin başarılı şirketlerinden "Oracle"nın kurucu ve yöneticisinin Yale Üniversitesi'nin mezunlar gününde yaptığı konuşmayı Mehmet Şeker köşesinde yayınladı. Larry Ellison, Yale mezunlarına "Çok geç kaldınız. Kafanıza çok şey dolduruldu. Siz onlara bakıp herşeyi bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık ondokuz yaşında değilsiniz" diyor. Ellison çok haksız değil. Kendisi gibi, üniversiteyi yarıda bırakan Bill Gates, üretim gücünü büyütmede birinci, Ellison da ikinci. İkisi de Abdurrahman bin Avf gibi, paradan değil, çarşıdan para kazananlardan. Girişimciliğin de üniversitesi yok. Onların üniversitesi, büyük bir çarşıya dönüşen dünya. Girişimcilerin başarısının sırrı, insana hizmet etmenin verdiği coşkuda. Dünyanın her yerinde, gelen günü, geçen günden daha üretgen kılanlar, kendileriyle birlikte toplumlarını da zenginleştirirler. Üniversite çarşıya taşındı. Çarşının yolunu bilmeyenler, üniversitenin yolunu da bulamazlar. Çarşı dünyanın en büyük "Açık Üniversitesi". Çatısı altında öğretilmeyen konu yok. İnsanı başarılı kılan öğreniminden önce değerleridir. Değeri değersizlik olanlar, pusulasız gemi gibi, nereye gittiklerini bilemezler.

18 Haziran 2013, 10:42

Seçilen kral değil sevilen edebiyatçı olmak

Seçilen kral değil sevilen edebiyatçı olmak Dünya barışının mimarları, Maurice Duverger'in 'Seçilen Krallar'ı değil, insanlığın 'Seçilen Edebiyatçılar'ı olacaktır. Edebiyatçı yazması gerekeni yazmaktan kaçınmaz. Çünkü, edebiyat hayattır, hayat edebiyattır. Bu yüzden, edebiyatçı çağının düşünce ve eyleminden sorumludur. Edebiyata yansıyan, hayata yansır. Hayatın ağacını yetiştirmeden, edebiyatın meyvası yenilmez. * * * Edebiyatı sevenler hayatın içinde olurlar, hayatın içinde olanlar edebiyatı severler. Bunun için, düşünceyi eylemden, eylemi düşünceden ayırmayan, Fethi Gemuhluoğlu, 'edebiyata dost olmayan, insana dost olmaz' derdi. İnsanın kirlenen ruhu edebiyatla yıkanır, kararan gönlü edebiyatla temizlenir. Yirmibirinci yüzyılı yaşanır kılmada, beyin yıkamak değil, ruh yıkamak önemlidir. * * * Rasim Özdenören'in, Ruhun Malzemeleri kitabında anlattığı gibi, ruh ruhun edebiyatıyla yıkanır. İnsanlara Ademoğulları oldukları, herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu, kimsenin kimseden üstün olmadığı, edebiyatla anlatılır. Her ülkeyi savaş bulutlarının sardığı bir dünyada, edebiyat ustalarının eserleri, kutup yıldızlarına benzerler, din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetmeden herkese yol gösterirler. * * * Eserleriyle edebiyatı edebiyat yapanlar, edebiyatı medeniyet için bilenlerdir. Medeniyetin görünen yüzü olan hayat,e debiyatın düşünen aklı, seven gönlüdür. Hayat edebiyatla zenginleşir, düşünce edebiyatın babasıysa, eylem anasıdır. Hayatın her alanında düşünce eyleme, eylem düşünceye edebiyatla dönüşür. Barışa giden yolda, dünyanın politikacılardan önce edebiyatçılara ihtiyacı vardır. * * * Hayatı en yalın, en güzel ve en etkili biçimde edebiyatçılar anlatır. Edebiyatcılar özel alandan komusal alana baktıkları gibi, kamusal alandan özel alana bakarlar ve toplumun bütününü görürler. Edebiyatçılar insanların eline, yeni dünyaların kapılarını açan gizemli anahtarlar verirler. Bir roman, bir öykü, bir şiir, bin dünyadır. Bir roman, bir öykü, bir şiir, bin dünyadır. Edebiyatla donananlar, değiştirmesini bildikleri kadar değişmesini de bilirler. * * * Ülkelerin ayakta kalmaları için, köprüler, havaalanları ve çok yıldızlı oteller gerekli, ancak yeterli değildir. Edebiyatlarını zenginleştirmeyen ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatlarını zenginleştiremezler. * * * Mesnevi'yi anlamayanlar, Süleymaniye'yi anlayamazlar. Mevlana gibi düşünmeden, Sinan gibi mimar olunmaz. * * * Edebiyatları derin olanların, hayatları zengin olur. Yol edebiyatçıların yoludur. * * * Edebiyat hayatın gönlün derinliklerindeki yüzüdür. * * * Vakit geldi dünya oyunu edebiyata verecek. * * * Edebiyat Musa'nın sesi, İsa'nın nefesidir. * * * Edebiyat kutsalın süt kardeşidir.

27 Haziran 2013, 10:45

Gül yetiştiren ADAMLAR

Gül yetiştiren ADAMLAR.. Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün ve izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür. Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez. 'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir. Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır. Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir. Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç'un Gül Muştusu şiirinde vurguladığı gibi: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne.' Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecek. İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyorlar. Bilgisayar ekranına sığan kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar yönetici, yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar. Gül yetiştiren adamlar, insanların rüyalarının sınırlarına ulaşmalarını kolaylaştırırlar. İnsanlar haytalarının rüyalarını güllerle yakalarlar. Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir. Dünya rüyalarla güzelleşir.

28 Haziran 2013, 16:19

GÜL YETİŞTİREN ADAMLAR GÜL ALIRLAR GÜL SATARLAR

Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün ve izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür. Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez. 'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir. Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır. Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir. Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç'un Gül Muştusu şiirinde vurguladığı gibi: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne.' Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecek. İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyorlar. Bilgisayar ekranına sığan kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar yönetici, yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar. Gül yetiştiren adamlar, insanların rüyalarının sınırlarına ulaşmalarını kolaylaştırırlar. İnsanlar haytalarının rüyalarını güllerle yakalarlar. Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir. Dünya rüyalarla güzelleşir.