Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ekim 2014

6 yazı

4 Ekim 2014, 14:29

KURBAN GELENEĞİNİ DİRİ TUTMAK

============================= İslam'ın ana ve değişmez kaynağı Kur'an'da, Müslümanlar aşırılıklardan uzak, ortada bir toplum olarak nitelendirilir. Sağduyuyu uçlarda aramayan Müslümanlar, düşünce ve eylemde olduğu gibi, dünya coğrafyasında da, Doğu ile Batı ve Kuzey ile Güney arasında ortada yer alırlar. Dünya haritasına bakıldığında, Müslümanların diğer ülkeler arasındaki dengeleyici konumu açıkca görülür. İslam medeniyeti kültür ve coğrafyadaki merkezi konumunu tarihi boyunca korumuştur. İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık bütün peygamberlerin atası olan Hz. İbrahim'de buluşur. İslam, Hz. İbrahim'de birleşen kitap sahibi dinlerin hem sonuncusu, hem de bütünleştiricisidir. İslam'ın ana kaynakları olan Kur'an ve Sünnet olmadan, Hz. İbrahim'in geleneğini tamamlamak mümkün değildir. Bunun için, İslam Doğu ve Güney'de olduğu kadar Batı ve Kuzey'de de vardır. Çünkü İslam Hristiyanlara uzak ve yabancı değildir. İslam Doğu ve Güney gibi, Batı ve Kuzey'in de geleneğine yerleşmiş ve toplumla bütünleşmiştir. Kuzey'de Tataristan ve Başkurdistan, Avrupa'da Endülüs, Bosna ve Arnavutluk, Pasifik'te Endonezya ve Malezya, İslam'ın Arap, Fars, Türk ve Hint dünyasıyla birlikte büyük ve köklü bir dünya dini olduğunu gösterir. Dünya Müslümanlar için bir mescit olduğu kadar bir işyeri de olmuştur. Hristiyanlık Batı dışında başka bir yerde kabul görmezken, Mekke'den yol çıkan İslam kervanı, dünyanın her köşesine ulaşmıştır. İslam'ın böylesine ilgi görmesinin kaynağında Hz. İbrahim geleneğini diri tutmasının büyük payı vardır. Onun geleneğinin başında ise, kurban ve hac gelir.Hac ve kurban ekonomik,siyasal,kültürel yönleri olan çok boyutlu bir ibadettir. Kurban olgusu Hz. İbrahim geleneğinin, hayatın içinde, güncelliğini hiç yitirmeyen ve Kıyamet'e kadar diriliğini koruyacak en önemli halkalarından biridir. Bugün olduğu gibi, dünyada savaşlar devam ettiği sürece, kurban olgusu güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecektir. Çünkü savaşlarda insanlar, bayramlarda da koyunlar kurban edilir. Savaşlarda bir insanı öldürmek çok kolaydır. Ancak hiçbir gücün ölen bir insanı geri getirmesi mümkün değildir. Kurban, iktidar alanlarını genişletmek için, kadın ya da erkek bütün insanları öldürmeye hazır olanlara yapılan bir uyarıdır. Kanla beslenen, kan dökmekten kaçınmayan her iktidar uzun ömürlü olmayacağı gibi, silahla ele geçirdiği iktidarı da savaşla bırakmak zorunda kalır. Bu yüzden, Hz. İbrahim'in kurban bayramlarıyla diri tutulan geleneğinin temelinde insan kanı değil, kurban kanı vardır. Toplumlar arasında olduğu kadar aileler ve insanlar arasındaki dostluklar da kurban kanıyla beslenir. Sezai Karakoç'un "Yitik Cennet" isimli kitabında destansı bir dille anlattığı gibi: Kutsal geleneği diri tutan "Hakikat medeniyeti, üç gücün bileşkesi sonucunda ya yükselişe, ya durgunluğa, ya da düşüşe yönelir." Toplumları ayakta tutan ya da çökerten bu üç güç: "Yıkıcılık, yapıcılık ve koruyuculuktur." Hz. İbrahim kutsal geleneğin simgesi Kabe'nin yapıcısı, Hz. Muhammed de koruyucusudur. Onların geleneğinin diriliği insan değil, kurban kanından kaynaklanır. Spengler'in "Yırtıcı bir hayvan" olarak tanımladığı modern insanın saçtığı dehşetin üstesinden, insan kanlarından daha çok kurban kanları gelebilir. Biri barışın, diğeri de savaşın simgesidir. Kurban kanı barışta, insan kanı da savaşta akar. Amaç, barışı insan kanıyla değil, kurban kanıyla sağlamaktır. İnanan için Allah dışında güç ve güçlü yoktur.

6 Ekim 2014, 17:45

EDEBİYAT DERGİSİ'NİN ÇIKIŞ MANİFESTOSU: "1969 DA,M.AKİF İNAN,RASİM ÖZDENÖREN,ERDEM BAYAZIT'LA BİRLİKTE EDEBİYAT DERGİSİNİ ÇIKARMAYA

KARAR VERDİĞİMİZDE,BİZİ BU GİRİŞİMEZORLAYAN ETKEN ASLINDA TEKTİ:ÜLKÜ OLARAK BATICILIĞI SEÇMEDİĞİMİZİ, YALNIZCA YERLİ DÜŞÜNCEYE VE BUNUN TÜM DEĞER YARGILARINA BAĞLI OLDUĞUMUZU SÖYLEME" NURİ PADİL

6 Ekim 2014, 18:04

NURİ PAKDİL'DEN BİR SEZAİ KARAKOÇ DEĞERLENDİRMESİ: "1950 SONRALARININ ÖNEMLİ OLAYI,SEZAİ KARAKOÇ'UN ŞİİRLERİ VE YAZILARI OLMUŞTUR.O'NUN ŞİİRLERİ,MUTLAKIN EVRENSEL BİR DİLLE AÇIKLANMASIDIR.BUNUN İÇİNDİR Kİ,SEZAİ KARAKOÇ'UN ŞİİRLERİ

İKİNCİ YENİ DIŞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKEN ÖZGÜN ŞİİRLERDİR KENDİSİNDEN ÖNCEKİ ŞİİRLERLE DE İLGİ KURULAMAZ ARASINDA. DÜŞÜNCE KİTAPLARIYLA DA,TÜRK DÜŞÜNCESİNE YENİ BYUTLAR GETİRMİŞ,KATKILARDA BULUNMUŞTUR.ANLATIMI,ÇAĞDAŞ SAVAŞCI BİR YAAIN ANLATIMIDIR.SÜREKLİ BİR HESAPLAŞMADIR BATI'YLA ONUN ESERLERİ."

6 Ekim 2014, 18:17

NURİ PAKDİL'DEN BİR YAHYA KEMAL ANALİZİ: "ŞİİRİMİZİN,TARİHİMİZLE YÜKLÜ VE ONURLU BİR BÖLÜMÜNÜ KAPLAR YAHYA KEMAL.YAHYA KEMAL TARİH ANLATMAZ,TARİHLE DÜŞÜNDÜRÜR

BİZİ,TARİHLE USUMUZU PARLATIR,TARİHLE EYLEM YAPAR ŞİİRLERİNDE YAHYA KEMAL'İN ŞİİRİ KENDİ GÖK KUBBEMİZİ YENİDEN ÇİZER,İSLAM COĞRAFYASINI BİR BİR İŞARETLER.O,OKUNMADAN,TARİH BİLİNCİ İYİCE OLUŞMAZTÜRKTE."

6 Ekim 2014, 21:32

RİMBAUD'NUN "SARHOŞ GEMİ"SİNDEN İKİ DİZE: BEKLEMEDİM MERYEM'İN NURLU TOPUKLARINDAN KUDURMUŞ DENİZLERİN İMANA GELMESİNİ

SEZAİ KARAKOÇ'TAN BİR RİMBAUD DEĞERLENDİRMESİ: RİMBAUD NEDEN GENÇ YAŞTA SUSTU?VE NEDEN İRRASYONELİN CILGIN SINIRLARINDA KENDİNİ HABEŞİSTAN'A ATTI?SON YILLARINDA SIK SIK CAMİ'DEN BAHSETTİĞİ BİLİNEN VE SON KELİMELERİYLE AYNEN LAFIZ OLARAK DA "ALLAH KERİM"DİYE GÖZLERİNİ KAPAYAN BU ŞAİR "CEHENNEM'DE BİR MEVSİM","İÇ AYDINLANIŞLARI","SARHOŞ GEMİ"SİYLE BU EDEBİYATIN SINIRLARINI ZORLAYAN,BAL RENGİ CILGIN BİR LİRİME VARABİLMİŞTİR. NECİP FAZIL RİMBAUD'YU MUTLAK GERCEĞİ ARAYAN,ÇILDIRMA NOKTASINA KADAR GİDEN VE "METAFİZİK SANCI ÇEKEN BİR KAFA"OLARAK NİTELER.

11 Ekim 2014, 15:33

Nazif GÜRDOĞAN

Nazif GÜRDOĞAN ngurdogan@yenisafak.com.tr Savaş paylaşmasını bilmeyenlerin silahıdır Ortaklık kültürünün gelişmediği toplumlar, ellerindeki imkanları değerlendirmekte güçlük çektikleri gibi, zaman içinde yoksul düşmekten de kurtulamazlar. Ortaklık yapmasını bilenler, sahip oldukları yeraltı ve yerüstü hammadde kaynaklarını en verimli bir biçimde değerlendirerek, ekonomik ve kültürel gelişmenin lokomotifi olurlar. Tarihin her döneminde insanların bir araya gelerek, oluşturdukları ortaklıklar, toplumların güç kaynağı olmuştur. Bir toplumda ekonomik ve kültürel amaçları gerçekleştirmek için, kurulan ortaklıklarla herkesin gelirleri artar, işsizlik azalır, yatırımlar genişler, dostluklar pekişir ve bütün boyutlarıyla da hayat zenginleşir. Ortaklıklar, ekonomik ve kültürel zenginliğin en önemli kaynağıdırlar. Ortaklık yapmada başarılı olan toplumlar, hiçbir zaman yoksul düşmezler. Bunun için Anadolu'da "Bir elin nesi var, iki elin sesi var" denilir. Hafta sonunda Türkiye'nin ortaklık yapmasını bilen girişimcilerini çatısı altında toplayan MÜSİAD'ın, "Basın, Yayın, Ambalaj ve Reklam Grubu"nun Kuzuluk Termal Otel'de düzenlediği toplantıya katıldım. Sakarya Şube Başkanı Mehmet Aracı, Sektör Kurulu Başkanı Mustafa Erdem ve Genel Başkan Dr. Ömer Bolat'ın açılış konuşmalarından sonra, İTO Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Erken'in yönettiği panelde, Moral FM Genel Müdürü Haluk İmamoğlu ile birlikte Türkiye'de "Ortaklık Kültürü ve Şirket Evlilikleri" konusunu, Anadolu'nun değişik şehirlerinden gelmiş yüze yakın MÜSİAD üyesinin soru ve katkılarıyla ele alıp, enine, boyuna tartıştık. Anadolu insanının dünyasında aile ve iş hayatı birbirinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan bir bütündür. Onun aile hayatında nasıl yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasındaysa, iş hayatında da ortakları, çalışanları, tedarikçileri ve müşterileriyle işbirliği yapma da doruk noktasındadır. Anadolu'nun eli, gönlü ve sofrası herkese açık girişimleri, ortaklık yapmada en büyük, en etkili sermayenin dürüstlük ve fedakarlık olduğunu çok iyi bilirler. Paylaşma kültürünün gelişmediği toplumlarda ortaklık kültürü yeni boyutlar kazanamaz. Gerçek ortaklık, karın olduğu kadar zararın da paylaşılmasında dayanışmanın en güzel örneklerinin verildiği ortamlarda kendini gösterir. Ortaklıkta zararı paylaşmayı bilmeyenler, paylaşacak gelirlerin yolunu açmada başarılı olamazlar. Çünkü zarar etmeyi göze alamayan ortaklar, kar edecek iş ortamını da oluşturamazlar. Ortaklıkta her zaman kar ve zarar birlikte bulunur, ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ortaklıkta başarı, ortakların herbirinin kendisi için istediğini, bütün ortakları için de istemesine dayanır. Hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, paylaşma kültürünü zenginleştirmeyen ortaklıklar, uzun ömürlü olamazlar. Ortaklıkta zararlar paylaşıldıkça azalır, karlar da paylaşıldıkça çoğalır. Paylaşmasını bilenler, sorun değil, çözüm üretirler. Paylaşma kültürünün geliştiği toplumlarda savaş olmaz.