Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Mart 2015

23 yazı

2 Mart 2015, 15:43

"BİR ADAM YARATMAK" NECİP FAZIL'IN KENDİSİNİ ANLATTIĞI VE ÇOK SEVDİĞİ "ÇİLE" ŞİİRİNİN BİR TİYATRO OYUNUNA DÖNÜŞTÜRÜLMESİDİR.AHMET

BAYAZIT İNSANIN METAFİZİK SORUNLARINI TARTIŞAN BU OYUNU YÜCEL ÇAKMAKLI İLE BİRLİKTE ÇOK İZLENEN BİR TELEVİZYON FİLMİNE DÖNÜŞTÜRDÜ.ÖNDEN GİDENLERE RAHMET OLSUN.

4 Mart 2015, 11:50

http://www.siviltoplumakademisi.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=355:demokrasinin-ilaci&cat…

http://www.siviltoplumakademisi.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=355:demokrasinin-ilaci&catid=50:gazetelerden&Itemid=114 DEMOKRASİLERDE SORUNLAR KURŞUN ATARAK DEĞİL,OY ATARAK ÇÖZÜLÜR.OY VE PARA GÜNÜN İNSANININ ELİNDEKİ EN GÜÇLÜ EN ETKİLİ İKİ SİLAHTIR.

4 Mart 2015, 22:44

Yeni Şafak'ta Nazif Gürdoğan, Avrupa'nın kültürel sentezini tartışıyor

Yeni Şafak'ta Nazif Gürdoğan, Avrupa'nın kültürel sentezini tartışıyor. Nazif Gürdoğan-Yeni Şafak Anadolu insanı, demokratik kültürü içselleştirerek, geçmiş ile geleceği bugünde yaşamaya başladı. Türkiye ithalatçı bir ekonomik yapıdan, ihracatcı bir ekonomik yapıya evrilerek, dönüştürülen bir ülke olmaktan çıktı, dönüştüren bir ülke konumu kazandı. Seçmenlerin ağırlığını yitirdiği bürokratik devlet, seçmenlerin ağırlık kazandığı girogratik devlete dönüştü. Bütün kesimleriyle Türk toplumu, Türkiye'yi dönüştürenlerin, üniforma giyenlerden daha çok forma giyenler olduğunu gördü.

*

Temel hak ve özgürlüklerin en büyük ve en önemli güvencesi demokratik mekanizma, yıldan yıla açıklık içinde yeniden yapılanarak, yeni boyutlar kazanmaktadır. En güçlü ve en etkili silahlarının oyları ve paraları olduğunun bilincine varan seçmenler, Türkiye'nin siyasal yapısıyla birlikte ekonomik yapısını da yenilediler. Hiçbir toplumun yerinde durması mümkün değildir, her toplum ya olumlu ya da olumsuz yönden dönüşür. Demokratik kültür, sağlıklı dönüşümün güvencesidir.

*

Doğu ve Batı değerlerine hayatın içinden bakan, aralarındaki iç içe geçişleri, iletişim ve etkileşimi yakından gözleyen, Prof. Dr. Nilüfer Göle'nin, Ayşe Çavdar ile yaptığı "Mahremin Göçü" isimli söyleşi kitabında, Türkiye'nin AB adaylığıyla, Avrupa ülkelerini nasıl dönüştürdüğünü, bir kuyumcu titizliğiyle, ayrıntılı olarak anlatıyor. Batılılar, Osmanlı sonrası İslam dünyasında, yalnızca sakal ve başörtüsünü gördüler, dayatmacı yönetimleri destekleyerek, yenilenmenin yolunu kestiler.

*

Yirminci yüzyılın başında Avrupalılar işgalci olarak İslam dünyasına gitmişlerdi, sonunda ise Müslüman ülkeler göçmen olarak Avrupa ülkelerine geldiler. Almanya'da bir Türkiye, Fransa'da bir Cezayir, ve İngiltere'de bir Pakistan vardır. Avrupalılar İslam dünyasından insanlar bekliyorlardı, ancak Müslümanların geldiklerini gördüler. Artık seküler kültür Avrupa ülkelerinde, Müslüman ülkelerde tartışıldığından daha çok tartışılıyor, daha çok sorgulanıyor.

*

Avrupa'yı dönüştürecek olanlar, Batılı entellektüellerden önce Doğulu entellektüeller olacaktır. Avrupa'daki Mısır, Lübnan ve Fas'ın iki dünyanın nerede birbirlerinden ayrıldıklarını ve nasıl birbirleriyle birleştiklerini iyi bilen entellektüelleri, Müslüman ve Hristiyan dünyanın yeni mimarları olacaklardır. Yirmibirinci yüzyılda, Avrupa'da "Çin Seddi"ne kesinlikle yer yoktur. İçine kapanan Avrupa'yı, Çin ve Hint dünyalarının istilasından hiçbir duvar, hiçbir gümrük kurtaramaz.

*

İslam ve Hristiyan kültürlerinin ortak olan yanları, farklı olan yanlarından çok daha büyüktür. Oysa her iki kültürün Hint ve Çin kültürleriyle ortak yanları yok denecek kadar azdır. Müslümanları dışlayan Avrupalıların Hintli ve Çinli kuşatmasına karşı nasıl bir tepki vereceklerini, bütün dünya merak etmektedir. Müslümanlarla ortak geçmişlerini inkar eden Avrupalıların, geleceklerinde Hintliler ve Çinlilerden başkasına yer kalmaz.

*

Temsili demokrasilerin katılımcı demokrasilere, serbest pazar ekonomilerinin etik pazar ekonomilerine evrildiği bir dünyada, İslam'ı kamusal alanın dışına atmak, Paris'in, Londra'nın, Köln'ün merkezindeki camileri bombalamaktır.

*

Tek başına tek bir Avrupa yoktur. Her Avrupa'nın güvencesi, zenginleştirilmiş katılımcı demokratik kültürdür.

*

Avrupa'nın özeti Eyfel Kulesi değil, Mostar Köprüsü'dür.

5 Mart 2015, 10:34

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ'İNDE Prof.Dr.MEHMET ZELKA

Prof.Dr.ZEKAİ ŞEN,Prof.Dr.Ö.ASIM SAÇLI,Prof.Dr.ADNAN ÖMERUSTAOĞLU,Dr.HAMİT VANLI,ALİ POLAT,SÜLEYMAN TUNÇ İLE "SUYUN İNSANLIĞA MESAJLARI SEMPOZYUMU" HAZIRLIK TOPLANTISINDAN TOPLU GÖRÜNTÜLER.

12 Mart 2015, 22:03

Ersin Nazif Gürdoğan (Prof

Ersin Nazif Gürdoğan (Prof. Dr., Maltepe Üniversitesi İİBF Dekanı) Medya Aynasında Ekonomi ve Kültür Hayatın uyum ve denge içinde düzenlenmesinde, kaptanın gemiye, geminin kaptana ihtiyaç duyması gibi, kültür ekonomiye, ekonomi kültüre ihtiyaç duyar. Nasıl kaptansız gemi, gemisiz kaptan olmazsa, kültürden soyutlanmış ekonomi, ekomiden soyutlanmış kültür olmaz. Kültür ekonomiyle ekonomi kültürle karşılıklı iletişim ve etkileşim içindedir. Derinliğini yitiren kültürlerin, dengeli ekonomilerinin olması mümkün değildir. Yirmibirinci yüzyılda, Doğusu ve Batısıyla bütün dünya, ekonominin dışında, ekonomiden uzak bir kültür değil, ekonominin üstünde, ekonomiye yakın bir kültür istiyor. Çünkü, dünyanın kültürü ne kadar sağlıklı, ne kadar insanı kuşatıcı olursa ekonomisi o kadar sağlıklı, o kadar hayatı kucaklayıcı olur. Kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü yansıtan aynadır. Hayatın sürdürülebilir kılınmasında, kültür amaçların ekonomi araçların yol haritasına kaynak sağlar. Kültürün kaptanlığındaki ekonomi gemisinin değeri, amaçların erdemi kadar araçların erdemine de bağlıdır. Dünyanın bir barış dünyası olabilmesi için, amacın araca, aracın amaca ya da kaptanın gemiye, geminin kaptana kurban edilmesinin, önüne geçilmesi gerekir. Zamanla araçlar değişir, amaçlar değişmez. Hem kültür, hem ekonomi, geminin rotasını çizen kaptan gibi: Hem duran, hem giden, hem değişen, hem değişmeyen olmak zorundadır. Kültürde güç, düşünce ile eylemi, ekonomide güç üretim ile tüketimi altın oranda harmanlamakla kazanılır. Nasıl kültürde düşüncesiz eylem olmazsa, ekonomide de üretimsiz tüketim olmaz. Toplumları değiştirenler, hem kültürel, hem ekonomik alanda, etkinliği artırmasını bilenlerdir. Üretkenliği artırmada yarışmanın olmadığı bir dünyada, ekonomik ve kültürel hayatın hiçbir boyutunda derinleşme ve zenginleşme olmaz. Bu bağlamda, kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü diri tutar. Kültürün görünmeyen yüzünün, ekonomide görünen yüze dönüşmesi için, herkesin verimliliğin peşinden aslanlar gibi koşmasını öğrenmesi gerekir. Öğrenmesini öğrenmeyenler, ekonomik ve kültürel hayata yeni boyutlar kazandıramazlar. Hem öğrenen, hem öğreten insanların, bir araya geldikleri kurum ve kuruluşlar, dünyayı değiştiren, hem gemilere, hem kaptanlara pusula olurlar. Ontolojik değişmeyen bir ilkeyle, metedolojik değişen bir ilke arasındaki sınırları güvence altına almadan, ekonomik ve kültürel alanda yeni atılımlar yapılamaz. Ekonomi kültürün önüne geçerse, insan ekonomim öznesi olma konumundan, nesnesi olma konumuna düşer. Ekonomi herşeydir diyenler, ekonomi için herşeyi yaparlar. Kültür derinleşmeden ekonomi zenginleşmez. Tek boyutlu ekonomi her insana uymaz. Hayat binbir boyutludur. Ekonomi insanın gölgesidir. İnsan hayatın öznesidir. Öznesiz nesne olmaz.

12 Mart 2015, 22:13

EKONOMİ İKİ GÜNÜ BİRBİRİNDEN FARKLI KILMASINI BİLMEK, VEREN EL OLMASINI ÖĞRENMEKTİR.BU YÜZDEN ANADOLU İNSANI "YA BU DÜNYA YA DA ÖTEKİ DÜNYA" DEMEZ,"HEM BU

DÜNYA HEM ÖTEKİ DÜNYA" DER.BU DÜNYA ÖTEKİ DÜNYANIN ATÖLYESİDİR.BU DÜNYADA EKMEDEN ÖTEKİ DÜNYADA BİÇİLMEZ.

12 Mart 2015, 22:34

I. BARTIN SEKTÖREL KALKINMA SEMPOZYUMU

8-9-10 Nisan 2015 SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU Prof. Dr. İsmail CERİTLİ Bartın Üniversitesi Prof. Dr. Mehmet TANYAŞ Maltepe Üniversitesi Prof. Dr. Nazif GÜRDOĞAN Maltepe Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Hamit VANLI Maltepe Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Yaşar ÖZ Bartın Üniversitesi Erturan ASİLOĞULLARI Bartın Üniversitesi Genel Sekreteri Faruk TEZEL BAKKA Genel Sekreteri Cihat ÇAKIR Bartın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ali BULAMAÇCI Bartın Üniversitesi Strateji Geliştirme Daire Başkanı Halil İbrahim YILDIZ Bartın Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Yavuz ÇOMARLI Bartın Üniversitesi İdari ve Mali İşler Daire Başkanı Arş. Gör. İlknur YARDIMCI Maltepe Üniversitesi

13 Mart 2015, 20:26

YİRMİBEŞ YIL TEXSAS İSLAM MERKEZİ'NİN BAŞKANLIĞINI YAPAN Prof.Dr.YUSUF ZİYA KAVAKÇI TÜRKİYE'YE DÖNDÜ. BUNDAN BÖYLE AKADEMİK ÇALIŞMALARINA İSTANBUL'DA

DEVAM EDECEK.KENDİSİNE BEREKETLİ ÇALIŞMALAR DİLİYORUZ.

16 Mart 2015, 15:57

YETERSİZ PLAN PLANSIZLIKTAN,YETERSİZ KARAR KARARSIZLIKTAN, YETERSİZ ÇÖZÜM ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN İYİDİR.KARE DÜNYA KURŞUN ATANLARIN DEĞİL,OY ATANLARIN DÜNYASIDIR."ÇOĞUNLUK YANLIŞTA

BİRLEŞMEZ".ANADOLU'DA DENİLDİĞİ GİBİ:ZORLA GÜZELLİK OLMAZ.

16 Mart 2015, 15:57

ANADOLU'DA ARNAVUTLAR,BOŞNAKLAR,RUMLAR,ERMENİLER, CERKEZLER,KÜRTLER,ARAPLAR,AZERİLER,YAHUDİLER VARDIR. ANADOLU'NUN OMURGASINI TÜRKLER OLUŞTURUR.ANADOLU'DA

EMPATİ YAPMAK,SEMPATİ DUYMAKTAN ÖNCE GELİR.ÇÖZÜM ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN İYİDİR.KÜRTLER GİBİ HERKESİN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNE SAYGI GÖSTERİLMELİ VE YASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR.ALPER ALTUN İLE ÇÖZÜM SÜRECİNİ VE KARE DÜNYADA TÜRKİYE'NİN ÖNEMİNİ TARTIŞTIK.

18 Mart 2015, 16:49

100 Yıllık Sosyoloji Birikimi Sempozyumu

100 Yıllık Sosyoloji Birikimi Sempozyumu Üniversitemiz ve Üsküdar Belediyesi işbirliği ile düzenlenecek olan “100 Yıllık Sosyoloji Birikimi Sempozyumu” 19 Mart 2015 tarihinde Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Türkiye’nin saygın akademisyenleri ve düşünce adamlarının katılacağı sempozyum; sosyoloji biliminin Türkiye’deki 100 yıllık gelişimi ve aynı zamanda farklı disiplinler üzerinden toplumsal gelişmelerin değerlendirilmesini kapsayacak şekilde iki başlık etrafında şekillenecek. Sempozyumda Ayrıca Aşağıdaki Başlıklar Ele Alınacak; - Türkiye’de Sosyolojinin 100. Yılı - Sosyo-Politik Değişmeler - Sosyo-Kültürel Gelişmeler - Din ve Toplum - Sağlık ve Toplum - Sosyal Tarih PROGRAM: Protokol Konuşmaları: 09.30 – 10.00 Birinci Oturum: 10.00 – 10.30 100 YILLIK BİRİKİM: KONUŞMALAR VE PLAKET TAKDİMİ Prof. Dr. Cahit TANYOL - Prof. Dr. Kemal KARPAT - Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN Ara: 10.30 – 10.45 İkinci Oturum: 10.45 -12.45 100 YILLIK SOSYOLOJİ BİRİKİMİNE BUGÜNDEN BAKMAK Moderatör: Erkan ÇAV Fügen BERKAY: Türkiye’de, 100. Yılında Sosyolojiye Bir Bakış Korkut TUNA: 100 Yıllık Sosyoloji Geleneği Sabahattin GÜLLÜLÜ: Sosyolojinin 100 Yılına Bir Tanıklık Ümit MERİÇ: Kültürün Sosyolojisinden İrfanın Sosyolojisine Öğle Arası: 12.45-14.15 Üçüncü Oturum: 14.15 – 15.30 TÜRKİYE’NİN TARİHİNE VE SOSYOLOJİSİNE FARKLI YÖNLERDEN BAKMAK I Moderatör: Ömer SAY Beşir AYVAZOĞLU: Tek Partili Dönemden Çok Partili Döneme Düşünce Hürriyeti ve Toplum Necdet SUBAŞI: Sosyal Bilimsel İlgide Din ve Gecikmiş Farkedilişler İsmail KARA: Sait Halim Paşa’nın İslamlaşmak Risalesi Sosyolojik Bir Metin Olarak Ele Alınabilir mi? Ara: 15.30 – 15.45 Dördüncü Oturum: 15.45 – 17.00 TÜRKİYE’NİN TARİHİNE VE SOSYOLOJİSİNE FARKLI YÖNLERDEN BAKMAK II Moderatör: Mehmet GENÇ Nazif GÜRDOĞAN: Mavera Dergisinde Türkiye’nin Yüz Yılı Mustafa SAMASTI: Türkiye’de Tıp Biliminin Gelişmesi ve Modernleşmesi Coşkun ÇAKIR: Türk Tarih Yazıcılığında ‘Toplum’ ve ‘Ekonomi’ 17.00 – 17:30: Değerlendirme ve Kapanış: Mehmet GENÇ 100yıllık Afiş.jpg

18 Mart 2015, 17:04

100 YILLIK SOSYOLOJİ BİRİKİMİ SEMPOZYUMU'NDA "MAVERA DERGİSİ'NDE TÜRKİYE'NİN YÜZYILI" BAŞLIKLI "YEDİ GÜZEL ADAM'I" ANLATAN BİR KONUŞMAMIZ OLACAK. BÜYÜK DOĞU, DİRILİŞ, EDEBİYAT, MAVERA DERGİLERİ ELE ALINACAKTIR

Bu yazı daha önce 18.03.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

100 Yıllık Sosyoloji Birikimi Sempozyumu Üniversitemiz ve Üsküdar Belediyesi işbirliği ile düzenlenecek olan “100 Yıllık Sosyoloji Birikimi Sempozyumu” 19 Mart 2015 tarihinde Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Türkiye’nin saygın akademisyenleri ve düşünce adamlarının katılacağı sempozyum; sosyoloji biliminin Türkiye’deki 100 yıllık gelişimi ve aynı zamanda farklı disiplinler üzerinden toplumsal gelişmelerin değerlendirilmesini kapsayacak şekilde iki başlık etrafında şekillenecek. Sempozyumda Ayrıca Aşağıdaki Başlıklar Ele Alınacak; - Türkiye’de Sosyolojinin 100. Yılı - Sosyo-Politik Değişmeler - Sosyo-Kültürel Gelişmeler - Din ve Toplum - Sağlık ve Toplum - Sosyal Tarih PROGRAM: Protokol Konuşmaları: 09.30 – 10.00 Birinci Oturum: 10.00 – 10.30 100 YILLIK BİRİKİM: KONUŞMALAR VE PLAKET TAKDİMİ Prof. Dr. Cahit TANYOL - Prof. Dr. Kemal KARPAT - Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN Ara: 10.30 – 10.45 İkinci Oturum: 10.45 -12.45 100 YILLIK SOSYOLOJİ BİRİKİMİNE BUGÜNDEN BAKMAK Moderatör: Erkan ÇAV Fügen BERKAY: Türkiye’de, 100. Yılında Sosyolojiye Bir Bakış Korkut TUNA: 100 Yıllık Sosyoloji Geleneği Sabahattin GÜLLÜLÜ: Sosyolojinin 100 Yılına Bir Tanıklık Ümit MERİÇ: Kültürün Sosyolojisinden İrfanın Sosyolojisine Öğle Arası: 12.45-14.15 Üçüncü Oturum: 14.15 – 15.30 TÜRKİYE’NİN TARİHİNE VE SOSYOLOJİSİNE FARKLI YÖNLERDEN BAKMAK I Moderatör: Ömer SAY Beşir AYVAZOĞLU: Tek Partili Dönemden Çok Partili Döneme Düşünce Hürriyeti ve Toplum Necdet SUBAŞI: Sosyal Bilimsel İlgide Din ve Gecikmiş Farkedilişler İsmail KARA: Sait Halim Paşa’nın İslamlaşmak Risalesi Sosyolojik Bir Metin Olarak Ele Alınabilir mi? Ara: 15.30 – 15.45 Dördüncü Oturum: 15.45 – 17.00 TÜRKİYE’NİN TARİHİNE VE SOSYOLOJİSİNE FARKLI YÖNLERDEN BAKMAK II Moderatör: Mehmet GENÇ Nazif GÜRDOĞAN: Mavera Dergisinde Türkiye’nin Yüz Yılı Mustafa SAMASTI: Türkiye’de Tıp Biliminin Gelişmesi ve Modernleşmesi Coşkun ÇAKIR: Türk Tarih Yazıcılığında ‘Toplum’ ve ‘Ekonomi’ 17.00 – 17:30: Değerlendirme ve Kapanış: Mehmet GENÇ

23 Mart 2015, 08:47

KARE DÜNYADA BİLGİNİN VATANI YOK. NEREDE BULUNUYORSA ORADAN ALINIR. KARE DÜNYA AÇIK BİR ÜNİVERSİTEDİR

ÖZAL CUMHURİYET DÖNEMİNDE GELMİŞ BİR OSMANLI SULTANI GİBİYDİ,KENDİNE GÜVENİR,BÜYÜK DÜŞÜNÜRDÜ.ERDEM BAYAZIT ÖZAL'I SULTAN ABDÜLHAMİT'E BENZETİRDİ,BİRİNİN HİCAZ DEMİRYOLU, BİRİNİN DE PETROL BORU HATLARI PROJESİ VARDI.ONLAR ALIŞVERİŞİN OLDUĞU YERDE SAVAŞ OLMAYACAĞINI BİLYORLARDI.

23 Mart 2015, 14:06

Prof.Dr.ÜMİT MERİÇ İLE "YÜZ YILLIK SOSYOLJİ BİRİKİMİ SEMPOZYUMU"NUN ARDINDAN BİR KARE. SOSYOLOJİ OLANI EDEBİYAT OLMASI İSTENENİ

ELE ALIR.HER İKİSİ DE ÖZELDE GENELİ,GENELDE ÖZELİ GÖRÜR.EDEBİYATSIZ SOSYOLOJİ OLMAZ.

24 Mart 2015, 10:33

SEZAİ KARAKOÇ'U OKUYANIN DÜNYAYA BAKIŞI DEĞİŞİR. İSLAM DÜNYASINA İLİŞKİN VİZYONU YENİ BOYUTLAR KAZANIR.OSMANLI DİŞ SALDIRILARLA DEĞİL, İÇ

ÇATIŞMALARLA YIKILDI. BİRLEŞİK İSLAM DEVLETLERİNİ KURULMASINDA VE DÜNYA BARIŞININ SAĞLANMASINDA OSMANLI TARİHİNİN YENİDEN YAZILMASI,YENİDEN YORUMLANMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIR.

25 Mart 2015, 10:01

İNSAN HAYATININ HİÇ ÖNEMSENMEDİĞİ,BİR BOMBAYLA ÇOK SAYIDA İNSAN ÖLDÜRMENİN KAHRAMANLIK SAYILDIĞI SAVAŞLAR YÜZYILINDA BİR İNSANIN HAYATINI KURTARMAK BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAK

KADAR ÖNEMLİDİR.HERKES OYUNU BARIŞTAN YANA VERMELİDİR.

25 Mart 2015, 10:32

GÜZEL ADAMLARIN GÜZEL KİTAPLARI

=============================== NECİP FAZIL, "O VE BEN" SEZAİ KARAKOÇ,"DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ" NURİ PAKDİL, "BATI NOTLARI" RASİM ÖZDENÖREN,"GÜL YETİŞTİREN ADAM" CAHİT ZARİFOĞLU, "YAŞAMAK" ERDEM BAYAZIT, "SEBEB EY" NAZİF GÜRDOĞAN, "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE" AKİF İNAN, "EDEBİYAT VE MEDENİYET ÜZERİNE" ALAEDDİN ÖZDENÖREN, "GÜNEŞ DONANMASI"

26 Mart 2015, 11:14

ATUNİZADE BULUŞMALARINDA Prof.Dr. ADNAN ÖMERUSTAOĞLU İNSANLIĞIN FELSEFE BİRİKİMİNDEN YOLA ÇIKARAK HAYATI YAŞANIR KILMANIN YOL VE YÖNTEMLERİNİ ANLATTI.TOM MORRIS'İN "ARİSTO

GENERAL MOTORS'U YÖNETSEYDİ"KİTABINDAN YOLA ÇIKARAK, KURUM VE KURULUŞLARIN YÖNETİMİNDE FELSEFE'NİN YERİNİ VE ÖNEMİNİ TARTIŞTIK.FELSEFE'NİN MUALLİMİ ARİSTO'DAN ÖNCE FARABİ'DİR.FARABİ FELSEFE'Yİ DİNİN SÜTKARDEŞİ OLARAK GÖRÜR.

26 Mart 2015, 16:22

DÜNYANIN FELSEFİK BİRİKİMİ ENTELLEKTÜEL SERMAYENİN EN ÖNEMLİ KAYNAKLARINDAN BİRİDİR.Prof.Dr.ADNAN ÖMERUSTAĞAOĞLU'NUN

SUNUMU,Prof.Dr.ALİ OSMAN ÖNCEL'İN YORUMUYLA İŞ DÜNYASINDA FELSEFE'NİN YERİ VE ÖNEMİ.

26 Mart 2015, 20:27

GLOBALLEŞMEYE KARŞI GLOKALLEŞME

================================= GLOBALLEŞME SANAYİLEŞME GİBİ KÜLTÜREL DOKUDA VE EKONOMİK YAPIDA KÖKLÜ DEĞİŞİMLERE YOL AÇAN BÜYÜK BİR DÖNÜŞÜMDÜR. KAPALI TOPLUMLAR İÇİN BİR TEHDİT,AÇIK TOPLUMLAR İÇİN BİR FIRSATTIR.GLOBALLEŞMEYE AYAK UYDURABİLMEK İÇİN MEVLANA'NIN PERGEL METAFORUNDA OLDUĞU GİBİ GLOKALLEŞME STRATEJİSİ İZLENMELİDİR:"THINGK LOCALLY ACT GLOBALLY".YANİ LOKAL DÜŞÜNÜP GLOBAL DAVRANMAK. GLOBALLEŞMEYE KARŞI GLOKALLEŞME ================================= Prof.Dr. Nazif GÜRDOĞAN GLOBALLEŞME YENİ BİR DÖNÜŞÜMDÜR. ================================== Dünyanın en zengin hammadde kaynaklarına sahip Sovyetler Birliği’nin bir iç ya da dış saldırıya uğramadan dağılıp gitmesi, Soğuk Savaş döneminin ekonomik, siyasal ve kültürel dengeleriyle birlikte değerlerini de altüst etti. Amerika ve Rusya arasındaki güç yarışının sona ermesiyle, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinin özgürlüklerine kavuşması, devletlerarasındaki siyasi sınırların aşılmaz duvarlar olmadığını gösterdi. Doksanlı yılların başındaki gelişmeler, ülkeler arasındaki bilgi, sermaye ve teknoloji alışverişine geçmişte benzeri görülmedik bir hız ve yoğunluk kazındırdı. Avrupa Birliği ülkeleri arasında olduğu gibi, bütün ülkelerarasındaki sınırlar önemleriyle birlikte anlamlarını da büyük ölçüde yitirdi. Soğuk savaş döneminin simgesi Berlin duvarı nasıl yıkıldıysa, ülkeleri birbirlerinden ayıran sınırlarda aynı şekilde bir bir yıkıldı ve yıkılmaya devam ediyor. Doksanlı yıllardaki gelişmelerle bütün dünya “Sanayi Devrimiyle Gelen” dönüşüm gibi, yeni bir değişim dönemine girdi. Yeni devrimin adı “Globalleşmedir”. Globalleşme, özellikle Batı dünyası dışında, Thomas Friedman’ın anladığı gibi, rakipsiz kalan Amerikan kültürünün dünya ölçüsünde yaygınlık kazanması olarak yorumlanıyor. Globalleşmeyle Amerikan’ın tüketim kültürü bütün dünyada pasaportsuz dolaşma hakkını elde etti. Kolalı içecekler, kot giyecekler ve hamburger benzeri yiyecekler Amerikan kültürünün simgesi haline geldiler. Amerikalı George Ritzer’in kavramlaştırmasıyla bütün dünya “McDonaldlaşma” sürecine girdi. Söz konusu sürecin hız ve yoğunluk kazanmasıyla batı kültürünün üretim biçimlerinden daha çok tüketim biçimleri, bütün dünyaya sel suyu gibi yayıldı. Globalleşme, en geniş anlamıyla milli sınırların önemini yitirmesi olarak tanımlanabilir. İnternet alanındaki gelişmeler Frances Chairncross’un ayrıntılı olarak anlattığı gibi “Mesafeyi öldürdü” aslında ülkeler arasında yalnızca “Mesafe” ve “Mekan” farkı değil, “Zaman ve Teknoloji” farkı da öldü. İnternetin getirdiği haberleşme kolaylıklarıyla herkes istediği zaman, istediği yerde, istediği kimseyle iletişim kurup bilgi değişiminde bulunabilir. Globalleşme, ülkeler arasındaki sınırlarla birlikte toplumlar arasındaki haberleşme engellerini de büyük ölçüde ortadan kaldırdı. DÜNYADA BİR YOLCU OLMAK GİBİ ============================= “Haberleşme aracı, mesajın kendisidir” diyen iletişim uzmanı Marshall McLuhan, altmışlı yıllarda dünyanın “Globalleşme bir köy”e dönüştüğünü söylüyordu. Kenichi Ohmahe’nin deyişiyle internette kurulan “Görünmeyen Kıta” dünyayı daha da küçülttü. Bunun için, Tom Peters doksanlı yılların getirdiği yapılarla “Artık köy çok büyük. Dünya, bir alışveriş merkezi oldu” diyor internetin ekonomik, siyasal ve kültürel hayata kazandırdığı yeni boyutlarla Globalleşmeyi kavrayabilmek için herkesin kendisini dünyada “Bir yolcu gibi görmesi” gerekir. Çünkü bir yolcu ya da göçebe için sınırların önemi yoktur. Ona dünyada hiçbir ülke yabancı gelmez. Bunun için Atilla, Cengiz ve Timur tarihin en büyük göçebe imparatorluklarını kurdu. Onların mirasçısı Osmanlı’da üç kıtaya egemen bir dünya devleti oldu. Onlar sınırların dışına çıkmanın hem ustası hem de öncüsü oldular. Sınırların dışına çıkarak, dünyayı bir bütün olarak görmesini başaramayanlar, Globalleşmenin her gün yeni boyutlar kazanan yapısını kavramakta ve ona ayak uydurmakta güçlük çekerler. Globalleşme, yirmi birinci yüzyılda medeniyetler, kültürler, ülkeler ve değişik alanlarda faaliyet gösteren bütün kurum ve kuruluşlar için, dünya pazarında sağlam bir yer tutmanın “Olmazsa olmaz” şartı haline geldi. Artık ister ürün, ister hizmet isterse bilgi üretilsin, kuruluşlar hammaddelerini hangi ülkede ucuz buluyorlarsa o ülkeden almak zorundalar. Benzer şekilde tüketicilerde istedikleri ürün, hizmet ve bilginin üretildiği ülkeden daha çok ve kalitesine önem veriyorlar. Kimse kaliteye kimlik sormuyor. Globalleşen dünyada kalite pasaportsuz dolaşıyor. Her çeşit ürün, hizmet ve bilgi üretim ve tüketiminde ulusal standartlar yerine milletlerarası standartlar geçiyor. Sınırların önemini yitirdiği bir dünyada, bir ülkenin kendi içine kapanarak, dünya pazarlarında alınan ve satılan ürün, hizmet ve bilgi üretmesi artık mümkün değildir. Bu yüzden Türkiye, dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak için, seksenli yıllarda dışa açılma yolunda önemli adımlar atmak zorunda kaldı. Türkiye ekonomik ve sosyal yapısını değiştirerek “İthal ikameci” politikalardan “İhracata dayalı” ekonomik büyüme stratejilerine yöneldi. Dış ticaret rejiminde köklü değişiklikler yapılarak, “Pazar ekonomisi”ne ağırlık verildi. GLOBAL DAVRAN LOKAL DÜŞÜN ============================ Türkiye’de cumhuriyetin ilk yıllarında doruk noktasına ulaşan her alanda batılılara benzeme dönemi büyük ölçüde kapandı. Anadolu’da “Batıdan yardım değil, İşbirliği isteyen” yeni bir dönem başladı ve yeni bir girişimci kuşağı doğdu. Türk işletmeleri Endonezya’dan, Arjantin’e kadar bütün ülkelerde yatırım yapmanın yollarını araştırıyor. Anadolu insanı iş gücü ile birlikte sermayesi, kültürü ve sanatıyla dışa açılarak, değerlerini bütün dünyaya taşımaya çalışıyor. Türkiye, Avrupa Birliği içinde işgücünün serbest dolaşım hakkını elde ederse, Avrupa’daki Anadolu hızla büyüyecektir. Üretim ve tüketim faaliyetleri açısından dünya bir yandan globalleşiyor, bir yandan da lokalleşiyor. Üretilen ürün ve hizmetlerin markaları Globalleşirken, tüketicilerin tercihleri de lokal değerlerini koruyor. Türkiye, Türk ve İslam dünyasıyla birlikte, dünyanın ekonomik, sosyal ve kültürel yapısında sağlam bir yer tutmak istiyorsa, sonuna kadar Global düşünmeye çalışırken her alanda da yerel kalmasını başarmalıdır. Anadolu insanı, batı değerleri karşısında kendi değerlerini koruyabilmek için, Mevlana’nın ünlü pergel benzetmesinde olduğu gibi, sabit ayağıyla İstanbul’da hareketli ayağıyla da Tokyo’dan New York’a kadar bütün dünyayı dolaşmalıdır. Çünkü rakipleri olmayan bir kültürün tarafları da olmaz. Rakiplerini iyi tanımayan bir kültür uzun dönem de varlığın koruyamaz. Türk toplumunun önemli bir kesimi uzun bir süre Avrupa Birliği’ne tam üye olmaya karşı çıktı. Oysa globalleşen dünya, Türkiye’yi Avrupa standartlarına ürün, hizmet ve bilgi üretmeye zorluyor. Anadolu insanı için ana sorun, Avrupa Birliği’ne katılıp ya da katılmamak değil, dünya pazarlarında kendisine sağlam bir yer tutmasını bilmektedir. Çünkü, dünya pazarlarında payı oylayan ülkelerin, milletler arası ilişkilerde ağırlığı olmaz. Bu yüzden Türkiye, Avrupa Birliği’ne kabul edilsin ya da edilmesin, üretim gücünü Batı ülkelerinin seviyesine çıkarmak zorundadır. Bunun içinde Türkiye’nin, global bir ülkeye dönüşmesi gerekir. Zaten globalleşme, kapalı toplumların üretimde sıçrama yapma şansını büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Dış dünyaya açılmayan ülkeler, üretim güçlerini koruyabilselerdi, milyonlarca kare metre toprağa ve zengin hammadde kaynaklarına sahip demir perde ülkeleri dağılıp gitmezlerdi. Oluşan yeni ekonomi de toplumların gücü, toprak büyüklüğünden daha çok entelektüel sermayenin zenginliğinden kaynaklanıyor. GLOBALLEŞMENİN ÜSTESİNDEN GLOKALLEŞEREK GELMEK ================================================== Globalleşmeye karşı glokalleşerek, dünyadaki gelişmelere ayak uyduramayan ülkeler, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde Batı ülkelerinin standartlarına ulaşamazlar. Cevdet Paşa, Osmanlı Devletinin zayıflamasını, dünyadaki gelişmelerin dışında kalmasına bağlar. Osmanlı Devleti, bütün gayretine rağmen, Avrupa ülkelerini baştan sona değiştiren sanayi devrimine ayak uyduramadığı için, ekonomik gücüyle birlikte siyasi gücünü de büyük ölçüde yitirmiştir. Aynı şekilde, Türkiye’de globalleşerek dünyaya açılmasını başaramazsa, global güçlerle rekabet edecek politika ve stratejiler geliştiremez. Türkiye ister dünyaya açılsın, isterse Anadolu’ya çekilsin, her iki durumda da global kültürle hesaplaşmak zorundadır. Aslında hiçbir ülkenin dünyadaki gelişmelerden soyutlanarak, söz konusu hesaplaşmadan kurtulması mümkün değildir. Ülkelerden daha çok kültürlerin rekabet ettiği bir dünya da, Soğuk Savaş döneminin yaklaşım ve modelleri geçerliliklerini büyük ölçüde yitirdiler. Artık dünyadaki gelişmeleri, sağ ya da sol ekonomi teorilerini açıklamak mümkün değildir. Ekonomik, siyasi ve kültürel hayatın dinamizminin kaynağında, kaliteli olduğu kadar verimli ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilen, vizyon sahibi, girişimci ve ileri düzeyde eğitim almış öncüler var. Yeni oluşumu yönlendirme de, sağcılarla solcular ya da yoksullarla varlıklılardan daha çok üretmesini bilenlerle bilmeyenler arasında kıran kırana bir yarışma yaşanıyor. Üretmesi bilenler güçlerine güç katarken, dünya standartlarında üretim yapamayanlar ise, her alanda hızla yoksullaşıyorlar. Çünkü dünya da tükettiğinden daha fazlasını üreten girişimci insandan daha güçlü ve daha etkili bir kaynak yoktur. Her kurum ve kuruluşun başarı gibi, ömrü de üretim gücünün büyüklüğü ve sağlamlığından kaynaklanır. Globalleşmesini başaramayan Türkiye’nin ürün, hizmet ve bilgi üretme gücü Avrupa ülkelerinin çok gerisinde kaldı. Aradaki farkın giderilebilmesi için, Türkiye’deki bütün kurum ve kuruluşların üretkenliğini dünya standartlarına çıkarılması zorunludur. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve kültürel alanda bir dünya gücü olabilmesi için, kendi medeniyet değerlerini inkar etmeden, başka medeniyetlerin değerlerini içselleştirerek yeniden köklü paradigma değişikliğine gitmesi gerekir. Altmışlı yıllarda Avrupa ülkelerine iş gücü olarak göç eden Anadolu insanının üretim gücünü arttırma da gösterdiği başarı, Türk toplumunun Avrupa çalışma düzeyini uyum sağlama güç ve yeteneğini gösteriyor. Türk toplumunun inanç, düşünce ve girişim özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılırsa, Avrupa ekonomisinde olduğu gibi, dünya ekonomisinde de kendisine sağlam bir yer tutabilir. İstanbul’da tamamlanmış inşaatlardaki demirlerini geleceğinden emin bir toplumun ümit filizleri olarak yorumlayan Alvin Toffer, “Üçüncü Dalga” isimli kitabında “Sanayi” toplumuyla “Bilgi” toplumunun özelliklerini karşılaştırmalı olarak anlatılır. “Sanayi” toplumunun değerleri, “Tarım” toplumunun değerlerinden büyük ölçüde ayrılır. Aynı şekilde “Sanayi” toplumuyla “Global” toplumun değerleri de birbirinden çok farklıdır. Sanayi toplumu için geçerli modeller, kurallar ve stratejiler “Global” ve “Glokal” toplum için geçerli değildir. Sanayi toplumunun ideal örgütlenme modeli ordu idi; global toplumun örgütlenme modeli ise, futbol takımı y ada orkestradır. Birinde hiyerarşi önemli iken, diğerinde katılım ve paylaşım önemlidir. Sanayi toplumunun odak noktasında fabrika vardır; global toplum ise, zaman ve mekan sınırı olmayan internete dayanır. PAYLAŞMAYAN ÜRETİM GÜCÜNÜ BÜYÜTEMEZ ====================================== Global bir yapılanma için toplumun bütün kesimlerinin ürün, hizmet ve bilgi üretim çalışmalarına katılması gerekir. Başarının yolu paylaşmasını bilmekten geçer. Üretimlerini paylaşmayan kurum ve kuruluşlar, paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılır. Bu yüzden, her kurum ve kuruluş, katılım ve paylaşmada pazar mekanizmasıyla birlikte demokratik mekanizmayı da kusursuz ve adil biçimde işletmeye çalışmalıdır. Katılım ve paylaşımın adil olmadığı bir toplumda hiçbir güç üretkenlikle birlikte doğurganlığı da büyütemez. Ekonomi de amaç, kardan daha çok katma değeri arttırmak olmalıdır. Katma değer artarsa, ücretler, maaşlar finans gelirleriyle birlikte kar da artar. Çalışma alanı ne olursa olsun, bütün kurum ve kuruluşların gücü, katma değer oluşturmadaki verimlilikten kaynaklanır. Az kaynakla çok ürün, hizmet ve bilgi üreten kurum ve kuruluş, dünyayı vizesiz dolaşma hakkı elde eder. İster özel, isterse kamu olsun bütün kurum kuruluşların başarısının temelinde üretkenlikle birlikte adalet vardır. Ürün, hizmet ve bilgi üretim sisteminin yapılanmasında ve üretilen katma değerin paylaşılmasında adaletten ayrılmayan kurum ve kuruluşlar uzun ömürlü olurlar. İslam’ın ana kaynaklarında vurgulandığı gibi: “Mülk, küfürle devam eder, zulümle devam etmez”. Bu yüzden, İslam kültüründe bütün kurum ve kuruluşların bilgi ve hikmetle ayakta kalabilecekleri sürekli vurgulanır. Baskı ve şiddetle yönetilen kurum ve kuruluşlar, hiçbir zaman uzun ömürlü olamazlar. Bir yandan globalleşen, bir yandan da glokalleşen kurum ve kuruluşların güç ve başarısı adalette kusursuz olmalarına bağlıdır. Adalette mükemmeli arayan ülkeler gibi, adaletli olma da hata yapmayan kurum ve kuruluşlar yüzyıllarca yaşayabilir. Hayatın içinden gelen yönetim uzmanlarından Robert Townsend, Osmanlı Devleti’nin altı yüz yılı aşkın bir süre ayakta kalmasının sırrını, ülkede adaletin dağıtılmasında yönetimin tam not almasına bağlar. Devlet yönetimi için gerekli olan adalet ilkesi ticari, kamu ve gönüllü kurum kuruluşlar için çok daha gereklidir. Çünkü devletler kusurlarının bedelini uzun dönemde kurum ve kuruluşlar ise, kısa dönemde öderler. Haksızlığın olduğu kurum ve kuruluşlarda üretkenliği arttırmak mümkün olmadığı gibi, üretimi aksatıcı eylemlerden kurtulmak da söz konusu değildir. Bu yüzden ister global, isterse glokal olsun önümüzdeki yıllarda bütün toplumların kurum ve kuruluşlarında verimlilik kadar hukuk ve adalet konuları da tartışılacaktır. Haksızlıkların giderilmediği toplumlarda, yolsuzluklarla birlikte şiddet eylemlerinin önlenmesinde büyük güçlük çekilir. PAZAR YENİLİK YAPMASINI BİLENLERİNDİR ===================================== Globalleşmeyle “Cumhuriyet”in ilk yıllarında doruk noktasına ulaşan her alanda Batılılara benzeme dönemi büyük ölçüde kapandı. Glokalleşme zorunluluğu, Türkiye’de yeni bir dönemin kapılarını açıyor. Türkiye açık bir toplum yolunda attığı adımlara paralel olarak, kendi kültür ve değerlerine sarılmak zorunda kalacaktır. Çünkü glokalleşme başka kültürlerle bir arada yaşamayı zorunlu kılıyor. Farklı kültürlerle bir arada olmaya hazır olmayan ülkelerin glokalleşmesi hiçbir zaman düşünülemez. Türk işletmelerin Japonya’dan Amerika’ya kadar bütün dünyaya ürünleriyle birlikte sermayelerini de ihraç etmenin yollarını aramaları olumlu bir gelişmedir. Yeni yüzyılın “kolonizatör”leri, kalitenin pasaportu yoktur diyen, kurum ve kuruluşlar olacaktır. Artık ülkeler ordularla değil, glokalleşmesini bilen örgütlerle işgal ediliyor… Glokal kurum ve kuruluşlar yeni oluşmakta olan dünyanın hem fatihleri, hem de misyonerleridir. Glokal dünyada başarılı olabilmek için Mevlana’nın dediği gibi: “Dün geçti. Düne dair sözler de dün gibi geçti gitti. Bugün yeni sözler söylemek gerekir”. Bunun için de bütün kurum ve kuruluşlar, iki günlerini birbirinden farklı kılabilecek glokal stratejiler geliştirmelidirler. Bir toplumda her gelen kuşak, bir önceki kuşaktan daha üretken ve daha bilgili olmazsa, o toplumun yoksullaşmasının önüne hiçbir güç geçemez. Bir ülkenin üretim gücünün arttırılabilmesi için, işi, mesleği ve cinsiyeti ne olursa olsun, herkesin tükettiğinden daha fazlasını üretmesi zorunludur. “Alan el” konumunda olan toplumların, hiçbir alanda söz ve güç sahibi olmaları mümkün değildir. Duvarların yıkıldığı bir dünyada ülkeleri, dünya pazarlarına, tüketmesini değil, üretmesini bilen glokal kurum ve kuruluşlar taşırlar. AYRINTILI BİLGİ İÇİN KAYNAKLAR: =========================== —Frances Cairncross, The Death of Distance:Hov to Communications Revoluation Will Chance Our Lives, Boston, 1997 —John Micklethwait, Adrian Wooldridge, A Future Perfect, New York, 2000 —Marshall McLuhan, Understanding Media, New York, 1964 —Tom Peters, The Circle of İnnovation, London, 1997 —Rowan Gibson, Rethinking Future London, 1997 —E.N.Gürdoğan, Teknolojinin Ötesi, İstanbul, 1993 —E.N.Gürdoğan, Kültür ve Sanayileşme, İstanbul, 2004 —Bilal Eryılmaz, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İstanbul, 1992 —Kenichi Ohmahe, Görünmeyen Kıt’a, Çev.: Z.Dicleli, İstanbul, 2000 —George Ritzer, Toplumun McDonaldlaştırılması, Çev.; Ş.S.Kaya, İstanbul, 1998 —Thomas Friedman, Lexus ve Zeytin Ağacı, Küreselleşmenin Geleceği, Çev.: E.Özsayar, İstanbul, 1998 —Dani Rodrik, Yeni Küreselleşen Ekonomi ve Gelişmekte Olan Ülkeler, Çev.: S.Gül, İstanbul, 1999 —Robert Townsend, İş Bilenin Para Kazananın, Çev.:A.Üstel, N.Ülken, İstanbul, 1974 —Michael Hammer, Beyond Reengineering, London, 1996 —George Soros, Küresel Kapitalizm Krizde, Çev.: G.Şen, İstanbul, 1998 —Alvin Toffler, Third Wave, New York, 1991 Prof.Dr. E. NAZİF GÜRDOĞAN, ======================== 1945 Eskişehir’de doğdu. Üniversite eğitimini İTÜ’de makine mühendisliği alanında yaptı. İşletme iktisadı Enstitüsünün uzmanlık programını 1968 yılında tamamladı. Devlet Planlama Teşkilatında 1972’ye kadar uzman olarak çalıştı. Bu arada bir yıl İngiltere’de incelemelerde bulundu. Erzurum Üniversitesinde akademik çalışmalara 1972’de başladı. Doktora çalışmasını 1975’de tamamlayan Gürdoğan 1978’de doçent, 1994’te profesör oldu. Değişik üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Çok sayıda özel ve kamu kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak çalıştı. Mavera dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Evli ve üç çocuk sahibidir. İşletmelerle bağlarını koparmadan Fatih üniversitesinde sözleşmeli öğretim üyeliğine ve Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlığına devam etmektedir. Gürdoğan’ın yayınlanmış çalışmaları: =========================== 1-Üretim Planlamasında Doğrusal Programlama ve Demir Çelik Endüstrisinde Bir Uygulama, SBF Yayını, Ankara, 1981. 2-Ticari ve Sosyal Açıdan Değerlendirme Yöntemleri, DPT Yayını, Ankara, 1987. 3-Teknolojinin Ötesi, 1985 Yazarlar Birliği Fikir Ödülü, Üçüncü Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2003. 4-Kültür ve Sanayileşme, Konuşmalar, Genişletilmiş Üçüncü Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2003. 5-Hicaz’dan Endülüs’e, İkinci Baskı, iz Yayıncılık, İstanbul, 1993. 6-Zaman aşan Şehirler, 1994 Yazarlar Birliği Gezi Ödülü, İkinci Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 1994. 7-Görünmeyen Üniversite, Beşinci Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2004. 8-İşletmelerde Yatırım Yönetimi, MÜSİAD Yayını, İstanbul, 2004 . 9-Kirlenmenin Boyutları, Üçüncü Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2007. 10-Günler Akarken Çağın Ritmini Yakalamak, İkinci Baskı, İz Yayıncılık, 2007. 11-New York’tan Los Angeles’a Yeni Roma, İkinci Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul, 2007.

28 Mart 2015, 08:41

TİCARET ÜNİVERSİTESİ'NİN "MEDYA VE DİN" SEMPOZYUMUNDA DİLE GETİRMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ GÖRÜŞLERİN ÖZÜ VE ÖZETİ

Nazif Gürdoğan Medya Aynasında Ekonomi ve Kültür Hayatın uyum ve denge içinde düzenlenmesinde, kaptanın gemiye, geminin kaptana ihtiyaç duyması gibi, kültür ekonomiye, ekonomi kültüre ihtiyaç duyar. Nasıl kaptansız gemi, gemisiz kaptan olmazsa, kültürden soyutlanmış ekonomi, ekomiden soyutlanmış kültür olmaz. Kültür ekonomiyle ekonomi kültürle karşılıklı iletişim ve etkileşim içindedir. Derinliğini yitiren kültürlerin, dengeli ekonomilerinin olması mümkün değildir. Yirmibirinci yüzyılda, Doğusu ve Batısıyla bütün dünya, ekonominin dışında, ekonomiden uzak bir kültür değil, ekonominin üstünde, ekonomiye yakın bir kültür istiyor. Çünkü, dünyanın kültürü ne kadar sağlıklı, ne kadar insanı kuşatıcı olursa ekonomisi o kadar sağlıklı, o kadar hayatı kucaklayıcı olur. Kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü yansıtan aynadır. Hayatın sürdürülebilir kılınmasında, kültür amaçların ekonomi araçların yol haritasına kaynak sağlar. Kültürün kaptanlığındaki ekonomi gemisinin değeri, amaçların erdemi kadar araçların erdemine de bağlıdır. Dünyanın bir barış dünyası olabilmesi için, amacın araca, aracın amaca ya da kaptanın gemiye, geminin kaptana kurban edilmesinin, önüne geçilmesi gerekir. Zamanla araçlar değişir, amaçlar değişmez. Hem kültür, hem ekonomi, geminin rotasını çizen kaptan gibi: Hem duran, hem giden, hem değişen, hem değişmeyen olmak zorundadır. Kültürde güç, düşünce ile eylemi, ekonomide güç üretim ile tüketimi altın oranda harmanlamakla kazanılır. Nasıl kültürde düşüncesiz eylem olmazsa, ekonomide de üretimsiz tüketim olmaz. Toplumları değiştirenler, hem kültürel, hem ekonomik alanda, etkinliği artırmasını bilenlerdir. Üretkenliği artırmada yarışmanın olmadığı bir dünyada, ekonomik ve kültürel hayatın hiçbir boyutunda derinleşme ve zenginleşme olmaz. Bu bağlamda, kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü diri tutar. Kültürün görünmeyen yüzünün, ekonomide görünen yüze dönüşmesi için, herkesin verimliliğin peşinden aslanlar gibi koşmasını öğrenmesi gerekir. Öğrenmesini öğrenmeyenler, ekonomik ve kültürel hayata yeni boyutlar kazandıramazlar. Hem öğrenen, hem öğreten insanların, bir araya geldikleri kurum ve kuruluşlar, dünyayı değiştiren, hem gemilere, hem kaptanlara pusula olurlar. Ontolojik değişmeyen bir ilkeyle, metedolojik değişen bir ilke arasındaki sınırları güvence altına almadan, ekonomik ve kültürel alanda yeni atılımlar yapılamaz. Ekonomi kültürün önüne geçerse, insan ekonomim öznesi olma konumundan, nesnesi olma konumuna düşer. Ekonomi herşeydir diyenler, ekonomi için herşeyi yaparlar. Kültür derinleşmeden ekonomi zenginleşmez. Tek boyutlu ekonomi her insana uymaz. Hayat hayat binbir boyutludur. Ekonomi insanın gölgesidir. İnsan hayatın öznesidir. Öznesiz nesne olmaz.

28 Mart 2015, 14:07

ESKİŞEHİR AÖF'NİN İKİ MİLYONUN ÜSTÜNDEKİ ÖĞRENCİSİYLE ÜNİVERSİTE ŞEHRİ OLMA YANINDA DEVRİM ARABASININ DOĞUM YERİDİR,LOKOMOTİF VE UÇAK FABRİKALARIYLA SANAYİNİN DE

YENİ ÇEKİM MERKEZİDİR.MAYIS AYINDA ORAL BÜYÜKSARI VE ORHAN BARDA ÖNCÜLÜĞÜNDE YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ KAMPÜSÜNDE "YUNUS EMRE ESKİŞEHİR TANITIM HAFTASI" DÜZENLENECEKTİR.ESKİŞEHİR'İN EŞŞİZ HAZİNELERİ:"YUNUS EMRE,NASREDDİN HOCA,SEYİT BATTAL GAZİ"BELGESELLERİ HAZIRLANACAKTIR.BÜYÜKSARI VE BARDA DESTEKLERNİZİ BEKLİYOR.

29 Mart 2015, 22:12

GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTELER,GÖZLE GÖRÜLMEYENİ GÖREN,BİLGİYLE BİLİNMEYENİ BİLEN,KULAKLA DUYULMAYANI DUYAN GİRİŞİMCİLER YETİŞTİRİR

GİRİŞİMCİ ÜNİVERSİTELERDE İŞ İSTEYEN GENÇLERDEN DAHA ÇOK İŞ KURAN GENÇLERE ODAKLANILIR.