Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Aralık 2016

54 yazı

1 Aralık 2016, 12:07

WASHINGTON BRÜKSEL MOSKOVA DÜNYA DEĞİLDİR

============================================= Türk dünyası gibi, Rus dünyası da, yalnızca Asya'da, yalnızca Avrupa'da bulunan ülke toplulukları değildir. Turan ve Slav ülkeleri, Asya ve Avrupa'ya bütünüyle yerleşmeden, iki kıtada birden var olmaya devam ediyorlar. Ural dağlarının Doğu'sunda ve Batı'sında, Turan topluluklarıyla Slav toplulukları,Arupalılarla birlikte yaşamasını öğrendiler.

*

Ülkeler arasında siyasal sınırların büyük bir geçirginlik kazandığı kare dünyada, “benim dünyam” ya da “senin dünyan” yoktur, “bizim dünyamız” vardır. Bizim dünyamızda, savaşa savaşa açılmazsa, barış hiçbir zaman kazanmaz, Çünkü savaş hiç bir sorunu çözmez. Karşılıklı ekonomik bağımlılıklar ülkelerin en büyük güç kaynağıdır

*

Yirmi birinci yüzyılda, Türkiye ile Rusya arasında barışın en önemli güvencesi, Özal döneminde inşa edilen doğalgaz boru hatlarıdır. Kazan Ankara ile Moskova'yı birbirine bağlayan dostluk ve barış köprüsüdür. Çok kutuplu dünyada her ülke, her kent, hem merkez hem çevredir.

*

Savaşların ülkelere yarardan çok zarar getirdiği, “Soğuk Savaş Sonrası” dünyada, Amerika ya da İsrail, İngiltere ya da İspanya, hangi Batı ülkesi, teröre karşı savaş açtıysa, kazanan taraf terör tarafı oldu.Şiddet şiddetle önlenmez. Kan kanla temizlenmez.

*

Batı dünyasının, Ortadoğu'da orantısız güçlerle yürüttüğü savaşlarda, taraflar arasında büyük can kayıplarına rağmen, can alıcı sorunlar çözülmedi.Filistin'e Irak eklendi,Suriye eklendi

*

Ortadoğu'nun kanayan yarası Filistin'e Irak, Suriye, ve Yemen eklendi. Ortadoğu'da Moskova Washington'u izlerse, Rusya'yı Filistinleştirir. Amerika Vietnam'ı unuttu, Rusya Afganistan'ı unutmamalıdır.

*

Savaşların ülkeleri güçlü, adil ve erdemli kılmadığı, demokratik yönetimler dünyasında, küresel sorunların savaş ceplerinde değil, barış masalarında çözülmesi gerekir. Artık savaşlar düzenli ordularla cephelerde yapılmıyor, düzensiz terörist saldırılarla şehirlerin merkezlerinde yapılıyor.

*

Kare dünyada terörist örgütlerin saldırılarına hedef olmayacak ülke yoktur. Bütün dünyada terör, daha çok barış, daha çok ticaret, daha çok demokrasiyle tedavi edilir. Örgüt terörü devlet terörüyle önlenmez, önlenseydi İsrail önlerdi. İngiltere önlerdi,İspanya önlerdi.

*

Dünyada ekonomik ve demokratik işbirliği, barış ortamlarında yeni boyutlar kazanır. Ülkeler arasında barışta “kazan kazan”, savaşta “kaybet kaybet” doğal yasası geçerlidir. Doğal yasalar deniz fenerlerine benzerler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, her ülkeye yol ve yön gösterirler.

*

Dünyada hiçbir ülkenin ekonomi ve demokrasinin doğal yasalarına savaş açması ve meydan okuması mümkün değildir. Dünyanın hiçbir yerinde, deniz fenerleri top ateşine tutulmaz.

*

Amerika ve Avrupa “Batı'da demokrat Doğu'da dayatmacı” olmaktan vazgeçmezse, Rusya ve İran el ele vererek, bütün dünyayı Suriyeleştirir. Kare dünya “tek standartlı” bir dünyadır, hiçbir ülkesinde “çifte standartlı” uygulamalara yer yoktur.

*

Kare dünyada ülkelerin en büyük zenginlikleri, demokratik yönetimleri destekleyen demokratik yönetimleridir.

*

Demokratik yönetimlerde her şey güneş altındadır, hiç kimse hiç bir kusuru uzun süre gizleyemez.

*

Batı kendine demokrat olmaktan vazgeçmezse dünyada savaşların sonu gelmez.

*

Washington düyanın merkezi değildir.

*

Merkezde adil yönetim vardır.

*

Demokrasiyi adalet yaşatır.

1 Aralık 2016, 12:19

NECİP FAZIL DOĞU'NUN YÖN GÖSTEREN KUTUP YILDIZIDIR

=================================================== Anadolu insanının düşünce, sanat ve eylem dünyasında, Necip Fazıl''ın gözardı edilmesi mümkün olmayan bir etkisi vardır. Necip Fazıl, bin yıllık Anadolu tarihinin kültürel dinamiklerini, bütün boyutlarıyla, Yirminci yüzyıla taşıdı. Cumhuriyet döneminin canlı bir aynası oldu. Onun bir ömür boyu devam eden, med ve cezirlerle dolu şiir dünyası, Türkiye''nin yaşadığı siyasal ve kültürel çalkantıların, entelektüel düzlemdeki tarihidir.

*

Anadolu insanının edebiyatının karakutusu olan Orhan Okay: ''Bir faninin hayatı içinde 60 yıl, adeta durup dinlenmeden yazı yazmak, hem de Necip Fazıl gibi şiir, tiyatro, hikaye, roman, deneme, fıkra; tarihi, dini, tasavvufi incelemeler; siyasi ve sosyal makelelerle çok değişik türlerde ve alanlarda yazmak; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak, bir milletin kültür tarihinde nadir görülen bir hadisedir.'' diyerek, çok haklı ve çok yerinde bir değerlendirme yapar.

*

Necip Fazıl Anadolu insanın yaşadığı büyük kriz dönemlerinde, öncüsü olmayan öncüdür. Eylem sevdalısı Nuri Pakdil''in vurguladığı gibi: ''Onunla sözcüklere kurşun gibi ağır, ama öldüren değil, inşa eden bir yük yüklendi.'' Soğuk Savaş dönemindeki sağ ve sol çatışmalarının doruk noktasına çıktığı yıllarda, O Türkiye''de yaşanılan siyasal ve kültürel krizlerin çözümünü, Washington ve Moskova''da değil, Ankara''da, içinde yaşadığı toplumda, Anadolu''da aradı.

*

Tarihin her döneminde, kültür ve ekonomi arasındaki ilişkiler ile kültür ve ekonominin altın oranda harmanlanması, büyük sorunların başında gelir. Bunun için, dünyada ekonomist olmayan ekonomistlerin, büyüklerinden kabul edilen J. K. Galbraith, ''Kapitalizm''de insan insanı, Komünizm''de ise, insanı insan sömürür'' demekten kendini alamaz. Necip Fazıl da, bütün dünyaya ''Kapitalizm ve Komünizm arayıp da bulamadığı ne varsa, gelsin onu İslam''da bulsun'' çağrısında bulunur.

*

İslamın özü tasavvuftur, tasavvufun özü sohbettir, sohbetin özü şiirdir. İlk şiiri 1923''te 18 yaşında yayınlanan, 23 yaşında bütün edebiyat çevrelerinde saygı gören, 1983 yılında ölümüne kadar şiir yazan, Necip Fazıl''a göre: ''Şair Allah''ın beni ara diye ok attığı insandır.'' Necip Fazıl düşünce, sanat ve eylemi, İslam için bilir. O İslam''ın hizmetinde olduğunu ve islam ile ödüllendirildiğini hiçbir zaman ne unuttu ne de çevresinde yer alanları unutturdu.

*

Necip Fazıl Anadolu insanının şiirini Yunus''ta aradı ve Yunus''ta buldu. Anadolu''nun sesi Yunus''a: ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim, izine doğru arkandan / Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,'' diye seslenir. O şiiriyle, görünmeyen dünyanın balını, görünen dünyanın peteğine taşıdı. Dergisi Büyük Doğu, gerçeği arama yolunda, büyük rüya görenlerin ve beyaz haber verenlerin dergisidir.

*

Bütün insanlığın, canhıraş bir telaşla aradığı gerçek şiirdedir. Gerçeği aramak, iki dünyanın üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.

*

Gerçeğin örtüsünü kaldıran, kendini bulur, kendini bulan, Allah''ı bulur.

*

Şiirle bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar aranır.

*

Şair arıdır şiir baldır.

*

Şiir iman için bilinir.

*

Dünyayı şiir değiştirir.

1 Aralık 2016, 12:27

ORTADOĞU YUNUS KÜLTÜRÜ VE YUNUS İNSANIYLA DEĞİŞİR

Türklerin Asya''dan başlayan, Avrupa ve Afrika''ya kadar uzanan, geniş bir coğrafyada etkili olmalarının kaynağında, ülkeleri kazanan silahlı güçlerinden daha çok gönülleri kazanan silahsız güçleri vardır. Silahlı güçler, Yahya Kemal''in ''ordu millet'' olarak nitelendirdiği Türklerin, su üstündeki yüzleridir. Türk tarihinde silinmez izler bırakan, su altındaki yüzlerini ise, silahsız güçlerinin başında gelen dergahlar temsil ederler.

*

Öğrenmenin yeri, zamanı ve yaşı olmaz diyen, iki günü birbirinden farklı kılmayı özendiren, el açan değil el açılan olmayı öneren dergahlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın omurgasını oluştururlar. İktisat Tarihçisi . Ömer Lütfi Barkan''ın vurguladığı gibi: Türklerin Avrupa''ya, ordularından önce dervişleri gitti, dergahları gitti. Semerkant''tan, Saraybosna''ya uzanan büyük yürüyüşte başı çekenler, kılınç taşıyanlardan çok ayrı bir yol ve çok ayrı bir yöntem izleyen gül taşıyanlardır.

*

Dergah kültürü, Yunus kültürüdür, dergah insanı, Yunus insanıdır. Milletlerin harman olduğu Anadolu''nun insanı, Yunus''un şiirleriyle yoğrulmuş, yetmiş iki milleti bir millet bilen, Yunus insanıdır. Yunus''un dergahı kötümserlik dergahı değil, iyimserlik dergahıdır. Yunus''un düşünce ve eylem dünyasında kavga yoktur, sevgi vardır. Yunus kültürü kavga kültürü değil, sevgi kültürüdür. Yunus insanı kavga insanı değil, sevgi insanıdır.

*

Yunus kültürüyle yoğrulan Türkler, Akdeniz Tarihçisi Fernand Braudel''in araştırmalarında ortaya koyduğu gibi, Avrupa''ya ''millet sistemi'' odaklı, bir ekonomik ve siyasal yapı taşıdılar ve Avrupa''da yüzyıllarca süren bir barışın güvencesi oldular. Bunun için, söz konusu dönemde, sığınma ve nüfus hareketleri, Batı''dan Doğu''ya oldu. Yunus kültürü ve Yunus insanı geniş Osmanlı coğrafyasında, bir mıknatıs gibi, insanları çevresinde topladı.

*

Yunus insanı Asya''da İslam''ı silah baskısıyla seçmediği için, Avrupa''da kimseyi silah baskısıyla İslam''ı seçmeye zorlamadı. Yunus kültüründe sevgi alınır sevgi satılır, sevgiden terazi tutulur, sevgi sevgiyle tartılır, Asya, Avrupa sevgidir. Asya ve Avrupa''da herkes sevdiği kadar büyüktür, Allah''ı seven herkesten büyüktür. Allah sevdiği insanın düşünen aklı, seven gönlü, okunan kitabı, yazan kalemi olur.

*

Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren Yunus kültürünün özeti, dört kitabın ortak mesajını bir ''Elif''te bulan öznedir. Yunus insanının bulduğu, Asya''da ve Avrupa''da değil, insanların gönüllerindedir. İnsanların gönüllerini fethedenler, kıtaları fethederler.

*

Dünyaya barışı, yağmur yüklü bulutlar değil, sevgiyle silahlanmış Yunus insanları getirecek. Onlar düşünceleriyle kazandıklarını, eylemleriyle dağıtırlar.

*

Yunus insanının dağı Ağrı dağıdır, gemisi Nuh''un gemisidir.

*

Yunus insanının gönlü Doğu''da, aklı Batı''da, gözü sevgidedir.

*

Sevgiyle Batı Doğu olur.

*

Sevgi Doğu''dan gelir.

2 Aralık 2016, 15:38

ELDE BALTAYLA PUT KIRICI BİR İBRAHİM OLMAK

============================================ Biz liseyi altmışlı yılların ilk yarısında tamamladık. O yılların gözde eğitim alanı mühendislikti. Türkiye’nin içine düştüğü üretim güçsüzlüğünü vurgulamak için, toplu iğne bile üretemeyen bir ülke olunduğu, her yerde sürekli tekrarlanırdı. Bugün her evde onlarcası olan, elektrikli ev aletlerine herkes imrenerek bakardı. Batı dünyasının tüketim ürünleri herkesin gözünü kamaştırırdı. Batı’nın israf kültürü bütün dünyayı büyülemişti.

*

Altmışlı yıllarda toplum bilimlerinden daha çok teknik bilimlere önem verilirdi. Türkiye’nin Cumhuriyet öncesi, yok sayıldığı için, her alanda eğitim 1923 sonrasına odaklanmıştı. Bizim kuşak sağ ve sol çatışmalarının doruk noktasına çıktığı yıllarda üniversite eğitimini tamamladı. İki kutuplu bir dünya vardı: Bir yanda Amerika, bir yanda Rusya. Washington ve Moskova’nın dışında çözüm aranmazdı. İslam dünyası, sağ ve sol çatışmalarının merkezi oldu.

*

Mühendislik eğitimi alan bizim kuşak, özgürlükten yola çıkan Kapitalizm’in nasıl bir emperyalist bir yapıya dönüştüğünü gördü. Eşitlikten yola çıkan Sosyalizm’in de nasıl dehşet verici kanlı dayatmacı yönetimlere yataklık yaptığına şahit oldu. Böyle bir dönemde, ben DPT’de klas duruşlu, eylem bakışlı Nuri Pakdil ile tanıştım. Pakdil: “Bunalım Batıcı yazarların, Marksçı yazarların halk düşmanı oluşlarında toplanmaktadır” yargısını, her fırsatta dile getirir, bıkmadan, usanmadan tekrarlardı.

*

“Ülke yazarla bozulur, yazarla düzelir” diyen Pakdil, “Kapitalizmin ve Marksçlığın bir benciliklik öfkesine dönüştürdüğü insanın karşısına, mistik bir insan çıkarmanın vakti geldi. Mistik insanın gereği yazıla yazıla, mistik insan sökün ettirilir” demekten hiç geri kalmadı. Bu yüzden, Pakdil, her karşılaştığına, insanda toplumu, toplumda insanı anlatan romanın, önemini vurgulamak için, “Roman okur musunuz”, “Biz roman okumayanın düşmanıyız” demekten kendini alamaz. Herkesi bizim romanımız olan Mesnevi’yi okumaya çağırdı.

*

Pakdil ne sağdadır, ne de soldadır, Pakdil yalnızca İslam’dadır. Bu bağlamda, Pakdil parayı başının üstünde değil, ayaklarının altında taşıyan, kirli mülkiyete, eğri mülkiyete, kanlı mülkiyete kesinlikle karşı, put kırıcı, çağdaş bir İbrahim’dir, bir devrimcidir, bir savaşçıdır. Ancak onun savaşçılığı, savaş değil, yeniliğe dönüktür, çağı yenileyen, edebiyatı yenileyen, insanı yenileyen, bir savaşçılıktır. Pakdil şiirleriyle savaşır, dizeleriyle savaşır, kelimeleriyle savaşır. O şiirleriyle silahlanan bir savaşçıdır.

*

Savaş ve korku çağını, barış ve ümit çağına edebiyatçılar dönüştürecektir. Pakdil’in vurguladığı gibi: “Arşa en yakın duran: Duadan sonra: Boyun eğmeyen edebiyattır İblis’e.” Dünyayı yenileyecek insanın candamarlarını edebiyat besler. Bütün dünyanın sabırsızlıkla beklediği “Godot”, savaş değil barıştır, korku değil umuttur. Karamsarlık bulutlarını edebiyat dağıtır.

*

“Hayaline başkonulan büyük sevdadır hayatı yaşanır kılan.”

*

Büyük hayaller büyük dönüşümlerin habercileridir.

*

Rüyası görülmeyen eylemler kalıcı olmazlar.

*

Varolanlar eylem yapanlardır.

*

Edebiyat eylemin okuludur.

4 Aralık 2016, 12:00

Mete Yurdaün,Ali Toy,Necdet

Mete Yurdaün,Ali Toy,Necdet Atasoy ve Hüsrev Subaşı ile birlikte Güzel Sanatlar'da gelenekten geleceğe gitmenin yol ve yöntemlerini konuştuk. SANAT GEÇMİŞİN ÖZÜNÜ KORUYARAK YENİ BİR FORMLA GELECEĞE TAŞIMAKTIR. SANAT ÖZÜN SANATINI SANATIN ÖZÜ YAKALAMAKTIR.

4 Aralık 2016, 13:28

S.H.NASR BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGEDİR

============================================= Seyyid HüseyinNasr''ın kitap ve makalerini okuyanlar, kendisiyle birlikte arkadaşlarının da düşünce ve eylem dünyalarına girerler.İnsan yayınları, Nasr'ın kitaplarının bir çoğunu Türkçe'ye kazandırmıştır.Nasr'ın kitaplarının konuşulduğu her yerde, arkadaşlarının kitapları da konuşulur.

*

Nasr Batılılar''la birlikte, seküler eğitim almış Müslümanlar''a İslam''ın zengin düşünce ve sanat dünyasını anlatmasını ve bilgiyi bilgeliğe dönüştürmesini bilen düşünürlerin başında gelir.Klasik İslami eğitim yanında MIT''de fizik, Harvard''da bilim tarihi doktorası yapan Nasr, bütün ömrünü eğitime adamış,hem Doğu'yu hem de Batı'ı içeriden tanıyan,altın oranda harmanlamış bir düşünürdür.

*

Nasr'ın çok sayıdaki kitap ve makaleleri süküler kültürün ciddi bir eleştirisi yanında tasavvuf, felsefe ve bilim açısından da İslami geleneğin,kutsal kültürün bütünlük ve sürekliğini sağlayan vazgeçilmez ve doldurulamaz yerinin, eşsiz bir savunmasıdır.

*

Ben Nasr''ın kitaplarıyla ilk defa İngiltere''de yetmişli yılların başında karşılaştım. O dostları Guénon, Schuon, Burchhardt ve Lings''le birlikte dünyadaki bütün öğretilerin kaynağında,Kutsal kitapların olduğunu anlatırlar.

*

Bütün insanlık varlık sebebini, ölümden sonraki hayatın anlamını,Kutsal kitaplarınsonuncusu ve doğruluyacısı olan Kur'an'da bulur. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birkimi Kutsal kitaplara düşülmüş düşülmüş büyük bir dipnottur.Gerçeğin değişmez bilgisi,filozoflarda değil, Peygamberler''dedir.

*

İsimlerini andığım düşünürleri ve kitaplarını, ilk defa Mavera dergisinde tanıttım.Nasr'ın "İnsan veTabiat" ve Guenon'un "Modern Dünyanın Bunalımı" Nabi Avcı tarafından akıcı bir dille çevrildi ve Yeryüzü yayınları arasında yer aldı. Daha sonra onların bütün kitapları, Mahmut Kanık, İlhan Kutluer,Ufuk Uyan, Nazife Şişman ve başka çevirmenler tarafından Türkçe''ye kazandırıldı.

*

Batılı Müslüman bilgeler, bütün düşünce ve eylem dünyalarını seküler dünyanın anlayabileceği bir dille anlattılar. Nasr''ın dışındakiler, Hıristiyanlık, Yahudilik ve Budistliğin içinden geçip geldikleri için, Batılı insana zengin bir düşünce dünyasının kapılarını açtılar,kutsal gelenekte İslam'ın en sonda gelen,ancak en başta olan kutsal geleneğin özü ve özeti olduğu kitaplarında tekrar tekrar vurguladılar..

*

Nasr''ın kitap ve konuşmalarını okuyanlar, arkadaşlarının da düşünce ve eylem dünyalarını yakından tanıma fırsatını yakalar. Özellikle Nasr''ın bütün kitaplarında arkadaşlarının herbirinin çalışmalarından alıntılar ve göndermeler vardır.Mavera dergisinde de aynı yol ve yöntem izlenmiştir.

*

Türkiye''de İslam''ın düşünce hazinelerine yabancılaşmış, kurtuluşu Batı'da arayan, Hrıstiyanlık ve Museviliğin temellerinden haberdar olmayan seküler çevrelerin Nasr''ın kitaplarından öğreneceği çok şey var.Bilim Tarihçisi George Sarton'la birlikte çalışa Nasr dünya düşünce tarihininde Müslümanların yerini en iyi bilen,Müslüman akademisyenlerin başında gelir.

*

Düşünce ve yaşama biçimiyle Batılı, ancak dünya düşüncesine bütünüyle yabancılaşmış,seküler kültüre dört elle sarılan Doğulu ve Batılı akademisyenlerin,Yirminci yüzyılın savaş dünyasını barış dünyasına çevirmeleri mümkün değildir.

*

Nasr ve arkadaşları, modernleşme ve sekülerleşme adı altında bütün dünyayı büyük bir kan gölüne dönüştüren seküler Batı dünyasının değerlerine karşı, kutsal kültürün iki dünyayı birden kucaklayan değerlerini savunmaya devam ediyorlar.

*

Aristo "Birinci Muallim"di, Farabi "İkinci Muallim"oldu.Dünyanın beklediği hem Doğu'yu, hem de Batı'yı bilen "Üçüncü Muallim" Nasr ve arkadaşlarının arasından çıkacaktı

6 Aralık 2016, 15:47

DÜNYA HOLDİNG'TE AMERİKA'NIN YERİ VE PAYI KÜÇÜLÜYOR

=================================================== Dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmesinde, On dokuzuncu Yüzyıl Avrupa yüzyılıydı, Yirminci Yüzyıl Amerika yüzyılı oldu, Yirmi birinci Yüzyıl Asya yüzyılı olacak. Ancak Yirmi birinci yüzyılda, ağırlık merkezinin Amerika''dan Asya''ya kayması, Amerika ve Avrupa''nın önemlerini bütünüyle yitirdikleri anlamına gelmez. Artık ''Dünya Holding'' yalnızca Amerikalılar ya da Avrupalılar tarafından yönetilmiyor, holdingte Asyalılar da önemli paya sahipler.

*

İşletmeler dünyasında holding, bir ana şirket tarafından yönetilen bir şirketler topluluğudur. Dünya Holding''in ana şirketinde, ortak şirket sayısı çoğaldı. Artık hiçbir şirket, tek başına holdingin sahibi değildir. Ortaklardan hiçbiri istediği zaman, istediği kararı alıp, istediği gibi uygulayamaz. Dünya Holding''te yönetim ve denetim bir ana şirketten, çok sayıda ortak şirkete geçmiştir. Amerika, Çin, Hindistan, AB, Brezilya ve Türkiye anonim şirketleri gibi, her ülke bir anonim şirket olarak Dünya Holding''de pay sahibidir.

*

Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesi, Dünya Holding''i lider şirketsiz bıraktı. Amerika AŞ, AB AŞ ve Asya AŞ''nin Dünya Holding''i tek başına ayakta tutması mümkün değildir. Al Gore''un ''Gelecek'' adını verdiği kitabında vurguladığı gibi: ''İnsan medeniyeti uzun süredir kat ettiğimiz bir kavşağa geldi. Yollardan birini seçmemiz gerekiyor.'' Dünya Holding insanlığın ulaştığı, küresel bilinçle yenilenerek, ya kare dünyaya uyum sağlayacak, ya da küre dünyanın çıkmaz sokaklarında, krizden krize sürüklenecektir.

*

Dünya Holding, okyanusların ortasında, çığlık çığlığa SOS sinyalleri gönderen, yeni bir Titanic''e benziyor. Gemiden yükselen çığlıkları kimse duymak istemiyor ve gemi büyük hızla kendisini bekleyen devasa buzdağına doğru ilerliyor. Ülkelerin bölünmesiyle ortaya çıkan yeni AŞ''lerin holdinge katılmasının oluşturduğu karmaşanın, hız ve yoğunluk kazandırdığı, küresel bilinç zehirlenmesi, bütün ülkelerin geleceğini tehdit ediyor. Hayatın bütün alanlarında, sürdürülebilirlik umutları, tek tek yok oluyor.

*

Dünya Holding''teki küresel bilinç zehirlenmesinin üstesinden gelmek için, holdingi oluşturan şirketlerin her birinin, akılları hem başlarında, hem de gönüllerinde olan liderler tarafından yönetilmeleri gerekir. Her bir ülke yönetiminin, okyanuslardaki güvenliği, akıl gözüyle ufku, gönül gözüyle de ufuk ötesini görmesine bağlıdır. Bütün ülkeler bir anka kuşu gibi, seküler Batı''nın dinamitlediği kültürel doku ve ekonomik yapının yıkıntıları arasından, yeniden doğmasını başarmak zorundalar.

*

Küre dünyada Amerika'nın olan Dünya Holding, kare dünyada kimsenin değildir.Artık Dünya Holding, herkesin olan holdingtir. Küresel bir akıl tutulmasıyla karşı karşıya olan holding, sürekli eğitimle, insanlığın bilimsel ve teknolojik birikimine, yeni boyutlar kazandırmalıdır.Sürekli savaştan kalıcı barışa giden yolun haritası ayrıntılı olarak hazırlanmalıdır.

*

Öğrenmesini öğrenen eğitimcilerin eğitimiyle, Dünya Holding''in ortakları, çalışanları, tedarikçileri ve müşterilerinin, akılları derinleştirilirken, gönülleri de zenginleştirmelidir.

*

İnsanlar akıllarıyla düşünmesini, gönülleriyle sevmesini öğrenirler. Dünya holdingte bir yangın olursa,bütün şirketler zarar görür. Yangını söndürmek bütün şirketlerin görevidir.

*

Gerçek hayat akılla görülen, gönülle sevilen hayattır.

*

Hayatı yaşamak akıldan, sevmek gönüldendir.

*

Dünya Holding açık hayat üniversitesidir.

*

Holdingte ya öğrenilir ya öğretilir.

*

Öğrenmeyen savaşır.

*

Savaşan ölür.

6 Aralık 2016, 16:24

NEW YORK'TA İSYAN USTASI BİR ANADOLU ERENİ

=========================================== Amerika Birleşik Devletleri, Türklerin Osmanlı Devleti gibi, çok kültürlü, bütün dinlere özgürlük tanıyan, çok milletli bir devletler topluluğudur. Her eyalette bütün kültürler, kendilerine özgür bir yaşama alanı bulurlar. Washington Amerika''nın politika, New York ekonomi merkezidir. Amerika''nın siyasi yapısı, şemsiye devlet konumundaki merkezi yönetim ve kendi iç işlerinde büyük ölçüde özerk, eyalet yönetimlerinden oluşur.

*

Bir Amerika değil, birden çok Amerika vardır. Protestanların, Katoliklerin, Müslümanların, Ortodoksların ve Yahudilerin Amerikaları birbirlerinden ayrıdır. Herkesin Amerikası, başkalarının Amerikalarıyla denetilir. Amerika''nın gücü, bütün Amerikaların örtüştüğü, benim ''Yeni Roma'' isimli kitabımda, anlatmaya çalıştığım, ortak odakta yoğunlaşır. Amerika Müslümanları bekleyen bir ''Çağdaş Roma İmparatorluğu''dur.

*

Türklerin Amerika''daki uçbeylerinden, Tosun Bekir Bayraktaroğlu, ''Amerika''da Bir Türk'' başlığı altında, hatıralarını kitaplaştırdı. Türkiye, Amerika''da protesto rüzgarları estiren, sıradışılığın zirvesi, ''Tosun Baba''yı, Türk Edebiyatını Amerika''ya taşıyan ve kitaba güzel bir sunuş yazan Talat Halman''ın ''Amerika''yı Şaşırtan Türk'' yazısıyla tanıdı. Kısa soyadıyla isyan ustası Bayrak, Amerika''yı sarsan, yeni bir sanat akımının öncüsüdür.

*

Bayrak''ın arkadaşlarıyla birlikte geliştirdiği protesto eylemlerine, eleştirmenler ''Şok Sanatı'' adını verirler. Sanatını anlatırken Bayrak, ''İnsanlar uykuda, rüyalarını, hayallerini hakikat zannediyorlar. Güzel dedikleri, rahat kuş tüyü bir yatak gibi, onları daha derin uyutuyor. Amma bu uykularında tekme tokat etraflarını kırıp, döküp parçalıyorlar. Onları uyandırmak için gözlerine, kulaklarına, burunlarına, bu görmek istedikleri şeylerle hücum ediyorum'' diyor.

*

New York''taki Riverside Müzesi''nde ''Bir Arabanın Ölümü'' isimli ''Kaza Heykeli'' sergisi çok ses getirir. Sanat Eleştirmeni Grace Glueck, The New York Times''da ''Türk Lokumu'' başlıklı bir yazı yazar. Okuyucularını, ''Riverside Müzesi''nin önündeki parkta içinden bağırsaklar sarkan, kan akan parçalanmış bir otomobil görürseniz, polise haber vereceğinize, müzeye girip İstanbul doğumlu Türk Sanatkarı Tosun Bayrak''ın karanlık odasında diğer korkunç eserlerini görün'' diye uyarır.

*

Protesto ustası Bayrak, bir Konya yolculuğu sırasında tanıştığı Münevver Ayaşlı''nın önerisiyle, kendini Muzaffer Özak Hoca''nın yanında bulur. Özak Hoca, ''gönlünü, evini, sofranı Amerikalı dostlarına aç, en güzel şekilde ağırla, yapman gereken yalnızca davet etmektir'' diyerek, Bayrak''ı Amerika halifesi olarak görevlendirir.

*

Bayrak ve tanınmış bir heykeltıraş olan eşi Jean Hanım''ın özverili, hayatı hem kolaylaştıran, hem de güzelleştiren çalışmalarıyla, New York''taki Dergah, Chicago, San Francisco, Los Angeles, Toronto, Santiago, Buenos Aires ve San Paolo kollarıyla, büyük bir kültür ve sanat akademisine dönüşür.

*

Dünyaya barışı, ''bağrı taş'' olanlarla ''gözü dolu yaş'' olanlar getirecektir. Onlar ''ele geleni'' yemedikleri gibi ''dile geleni''de söylemezler.

*

İnsan aradığını bilmezse, bulduğunu anlayamaz.

*

Bilen bulur, bulan olur.

*

''Bil, bul, ol''

6 Aralık 2016, 16:52

YAZMAK UZUN BİR YOLCULUĞA ÇIKMAKTIR

======================================== Yazmak, gizemli bir mıknatıs gibi, çeker yazarı. Kırk sayfa okunmadan, bir sayfa yazılmaz. Güçlü bir yazar, hem konuşurken, hem yazarken, sözü gereğinden fazla uzatmaz. O konuyu dağıtmadan, anlatmak istediğini yalın bir dille anlatır. Onun yazdıklarında, ne bir cümle eksik, ne bir cümle fazladır. Etkili yazarın satır aralarında, büyük boşluklar vardır. Aradaki boşlukları doldurmak okuyucuya kalır.

*

Okumayı yazma, yazmayı okumayla bütünleştiren Nuri Pakdil, sözü edilen yazarların başında gelir. O bir deneme, bir oyun, bir şiir yazma ustası olduğu kadar, bir mektup yazma ustasıdır. Yakınlarına binlerce mektup yazmıştır. Hece Dergisi Yazı İşleri Müdürü İbrahim Çelik, Pakdil''in mektuplarını topluca yayınlamak için, bir çalışma başlattı. Pakdil''in dostlarından, ellerindeki mektupları kendisine ulaştırmalarını bekliyor.

*

Pakdil''in vurguladığı gibi: ''Yazmak uzun bir yürüyüşe başlamaktır.'' İnsanın doğum ile ölüm arasındaki yürüyüşü, düşünceyi eyleme, eylemi düşünceye dönüştüren yazıyla, anlam kazanır. Onun yazdıklarını yaşadığı, yaşadıklarını yazdığı mektupları, düşünce ve eylem dünyasında ayrı bir yer tutar. O yakınlarını eyleme çağırmak, karamsarlık, kötümserlik ve ümitsizlik bulutlarını dağıtmak için, mektup yazar.

*

Pakdil, ''Karşındaki ile konuşuyormuş gibi yaz, o zaman güzel mektup yazarsın'' diyen Goethe''nin önerisini, her alanda yazmanın ana kuralı olarak genelleştirir. Pakdil''in bir tür deneme olan mektupları, zengin yazı dünyasının, önemli verimleri arasında yer alır. Pakdil, John Steinback gibi, ''Yetmiş yılda, arkamda pek çok iz bıraktım'' diyebilmek için, düşünce dünyasının yol haritası olan, mektuplar yazmıştır.

*

Pakdil, altmışlı yılların sonunda, İngiltere''de bulunduğum sırada, yazdığı bir mektupta, ''Umudu, okumayı, düşünmeyi, eylemi gün gün arttıralım'' diyerek, ''Selam, bir hedefe attığımız ilk kurşunun adıdır. Eylemin izdüşümüdür selam. Selamı mişiganlaştıralım. İdeoloji, pergel cetvel kafayla sunulmaz'' uyarısında bulunmuştu. ''Asıl bizdedir, teori ve pratik el ele'', demeyi de, unutmamıştı.

*

Pakdil, sanatı hayatla, hayatı sanatla bütünleştirerek, hayatını, peygamberlerin bütün insanlığa ulaştırılması gereken ölümsüz mesajını ulaştırmaya adamıştır. Bu yüzden, politikaya hiç ilgi duymamış, Ebu Hanife geleneğini yaşatmakiçin, olağanüstü bir gayret göstermiştir.

*

Pakdil oyunu sürekli sanattan yana kullanmış, toplumları dönüştürecek ateşin politikayla değil, sanatla büyütülebileceğine inanmıştır.

*

Pakdil''in mektupları, bire yedi yüz tane veren, toprağa düşmüş buğdaylardır.

*

Pakdil Cezayir''e vurgundur, Fransa''ya karşı Cezayir''i savunur.

*

Cezayir haksızlığa başkaldırmanın simgesidir.

6 Aralık 2016, 17:01

BİLGİ BİRİKİMİNİ BİLGELİĞE ŞAİRLER DÖNÜŞTÜRÜR

============================================== Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelebilmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden, Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat ve Mavera dergileri, şiir, hikaye ve denemede çığır açan, görünmeyen üniversiteler oldular.

*

Paul Valery''nin vurguladığı gibi: “İlk dize Allah vergisidir. Diğerleri şairin kendi çalışmasıyla yazılır.” Bütün alanlarda olduğu gibi, edebiyatta da, her edebiyatçı, ister şiir, ister hikaye, isterse deneme yazsın, kendinden önce yazanlardan beslenir ve yazdıklarını edebiyatçılar ailesine borçludur. Yazarlar, tarih içinde, geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen büyük bir kervana benzerler.

*

Güzel insanların oluşturduğu eşsiz kervan, önden gidenlerin katılımlarıyla, yıldan yıla büyüyerek geleceğe yürüyor. Bilgelerin uzun yürüyüşleri, yeni katılımlarla zenginleşerek, bütün dünyaya ışık saça saça kıyamete kadar devam edecektir. İnsanlığın edebiyat birikimiyle birlikte medeniyet birikimi de, bu büyük kervanda toplanmıştır. Her sanatçı ister farkında olsun, isterse olmasın, söz konusu eşsiz kervandan yararlanır. Onların kapıları herkese açıktır, bütün insanlık onlardan etkilenir.

*

Soylu kervanı oluşturan sanatçılar, kökleriyle alan dallarıyla veren ağaçlara benzerler. Onlar toplumdan aldıklarından çok daha fazlasını topluma verirler. Onların meyvaları eserleridir. Bir sanaçı bir şiir yazar, o şiiri, insanlık tarihi içinde milyonlarca insan okur. Onların şiirleri zaman içinde değer yitirmezler, okundukça hem değer kazanırlar hem de değer kazandırırlar.

*

Şairlerin şiirlerinin dizeleri arasında boş bırakılmış geniş alanlar vardır. Şairlerin gücü, yazdıklarından daha çok yazdırdıklarından kaynaklanır. Onların yazdıkları bir dize okuyucularına bir deneme, bir kitap yazdırır. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikminde, şairler yönlendiricilikle birlikte sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Nasıl en güzel inciler, en derin denizlerde bulunursa, en özgün düşünceler de, en özgür şairlerde bulunur.

*

Bilge ve bilgelik, borsa endeksleriyle değil, şairlerin dizeleriyle zenginleşir.

*

Şairlerin işi beyinleri değil, ruhları yıkamaktır.

*

Zaman şairlerdedir, mekan şairlere emanettir.

*

Ölürse şairler ölür, şiirler ölesi değildir.

7 Aralık 2016, 20:05

SAVAŞ ÖLDÜRMEYE BARIŞ YAŞATMAYA MUKTEDİR OLMAKTIR

==================================================== Demokrasilerde iktidar olma yarışında, özenilmesi ve örnek alınması gereken şehir Atina değil, Medine''dir. Medine''de yönetim adalet ve erdeme odaklanmıştır. Medine, adalet ve erdem odaklı olmayan iktidarların, kör, sağır ve dilsiz, olacaklarını haber verir. Bu yüzden, Medine kriterlerinde, herkese hakkının verilmesi ve kimseye haksızlık yapılmaması, her şeyin üstünde tutulur.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, iktidar olmak için, her yol ve yöntemi mübah görenlerin, yönetimleri uzun ömürlü olmaz. Dünya tarihi, bu doğal yönetim yasasının evrensel olduğunu gösteren örneklerle doludur. Her zaman doğrulandığı gibi:Mutlak iktidar körleştirir, sağırlaştırır ve dilsizleştirir. Alternatifsiz iktidarlarda, yöneticilerin çoğunluğu kör, sağır ve dilsizdir.

*

Kusursuzluğu arayan katılımcı demokratik yönetimlerde, iktidar hiçbir zaman, iktidar olmak için, her yol ve yöntemi mübah görenlerin eline geçmez. Yönetimde kusursuzluğu arayanlar, iktidarı bir rant kapısı olarak değil, bir hizmet kapısı olarak görürler. İktidar tutkuları, aklın doğrularının önüne geçen yöneticiler, iktidarlarının baskı ve şiddetle korumaya çalışırlar.Savaş öldürmenin,barış yaşatmanın sanatıdır.

*

İslam tarihinde, Dördüncü Halife Ali ile Şam Valisi Muaviye arasındaki iktidar yarışı, dehşet verici boyutlara ulaşır. Onların çocuklarının arasındaki iktidar savaşı, dünya iktidar tarihinin en trajik olaylarının başında gelir. İktidarı ele geçiren dayatmacılar, “İktidar öldürmeye muktedir olmaktır” diyerek, akıl almaz cinayetler işlerler. Oysa iktidar olmak, öldürmeye değil, yaşatmaya muktedir olmaktır.

*

Katılımcı ve kusursuz bir demokrasiye giden yolu genişletmek için, Babil, Mısır, Yunan, Roma, İslam ve Batı medeniyetlerinin bilgi ve bilgelik birikimlerinden yararlanmak gerekir. Bütün insanlığın düşünce ve eylem birikiminden yararlanmadan, sağlıklı bir demokratik yönetim oluşturulamaz. İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikimi şehirlerde toplanmıştır. Şehirler demokratik yönetimlerin beşiğidirler.

*

Mevlana''nın çağdaşı M. Arabi''nin vurguladığı gibi, “doğru”nun kaynağı değil, “doğru” olup olmadığı önemlidir. Bilgi ve bilgeliğin vatanı olmaz. Onlar bi yolcu gibi, bütün dünya şehirlerini dolaşırlar. Nerede kendilerine sevgi ve saygı gösterilirse, orada daha çok kalırlar. Bilgi ve bilgeliğe ev sahipliği yapan şehirler, demokratik yönetimlerin vaz geçilmez referansları olurlar.

*

Dünyada iktidar olma yarışı, Habil ve Kabil ile başladı, Kıyamet''e kadar da devam edecektir.

*

Belh Sultan''ı, İbrahim Ethem dışında hiç kimse gönüllü olarak iktidarı bırakmamıştır.

*

İktidardan vazgeçmesini bilmeyenler, iktidar olamazlar.

*

İktidar sarhoşlarını seçimler ayıltır.

7 Aralık 2016, 20:17

ORTADOĞU'DA KANLI İKTİDAR SAVAŞLARI

======================================== Dünyada iktidar savaşının sonu yoktur. Ancak hiçbir iktidar sınırsız değildir. İktidar durduğu yerde durmaz, ya iyiye gider ömrünü uzatır, ya da kötüye gider ömrünü kısaltır. Bir iktidarda, hizmette yarışanlar güzellikleri, rant peşinde koşanlar haksızlıkları büyütürler. Uzun ömürlü olmak isteyen her iktidar, doğrulukları çoğaltmak, yanlışlıkları azaltmak zorundadır. Barışın destekçisi olmayan iktidar, savaşın teşvikçisi olur.

*

Barışın sürekli olmadığı bir dünyada, kültürel doku ve ekonomik yapıda gelişme olmaz. Çünkü barış toprağa düşen bir buğday tanesine benzer. Her buğday tanesi yedi başak verir. Her bir başakta yüz buğday tanesi vardır. Bunun için, geçmişte bilgiyi bilgeliğe dönüştüren her iktidar, savaştan önce barışın yanında yer almış ve barışı desteklemiştir.

*

İktidar savaşı denilince, akla gelen kentlerin başında Şam yer alır. İktidar olmak için Şam Medine ile savaşır. Şam''ın iktidar savaşı, Habil ve Kabil ile başlayan güç çatışmalarının en acı halkalarından biri olur. İktidar olmak için, insanları öldürmeye doymayanların savaşı, Şam''da devam ediyor. İktidarın adaletle değil, savaşla korunduğunu inananlar, dünyaya yağmur gibi ölüm yağdırıyorlar.

*

İktidar olmak ile adil olmak, su ve toprak gibi birbirinden ayrılmaz. İktidar toprak ise, adalet sudur. Su nasıl toprağın verimliliğini artırırsa, adalet ve iktidarın etkinliğini artırır. Tarihin her döneminde, iktidarların en önemli hazineleri, adil yönetimleri olmuştur. Adalet kültürel dokunun ve ekonomik yapının temelidir. Adaletin olduğu yerde, barış, güvenlik ve bolluk vardır.

*

İktidar savaşları, adalet arayanlardan daha çok, güç arayanların sayısını çoğaltır. İktidar olmak bir araç olmaktan çıkar, bir amaca dönüşür. Ne pahasına olursa olsun iktidar olmak isteyenlerin elinde, insan hayatı önemini yitirir ve insan öldürmek bir ideolojiye dönüşür. Tarihin her döneminde iktidar savaşları, kimyasal ve nükleer silahlar gibi, bütün insanlığa en büyük zararı vermişlerdir.

*

Her iktidar insanlar için vardır, insanlar tarafından insanlar için oluşturulur. En başarılı ve en güçlü iktidar, en adil ve en az savaşan iktidardır. Dünyanın hangi ülkesinde iktidar olurlarsa olsunlar, yöneticiler öldürmeye değil, yaşatmaya odaklanmalıdırlar.

*

İktidar olmak demek öldürmeye muktedir olmaktan daha çok, yaşatmaya muktedir olmak demektir.

*

İktidarlarını ayakta tutmak için, bir insanı öldürenler, bütün insanlığı öldürürler.

*

Bir iktidar savaş taciri değil, barış taciri olmalıdır.

*

Güçlü iktidar güce dayanmayan iktidardır.

8 Aralık 2016, 20:57

HALEP'İN YAKILIP YIKILMASI DÜNYANIN YAKILIP YIKILMASIDIR

=================================================== Dünyada devletlerin cephelerde değil, medeniyetlerin pazarlarda savaştığı bir dönemde. Ortadoğu ülkeleri birbirleriyle savaşıyor. Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de Araplar Arapları öldürüyor. Arap dünyasının en büyük ülkesi Mısır'da, demokrasi baharından sonra, seçilmişlerin yazının gelmesi beklenirken, atanmışların kışı geldi. İsrail işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında, kan dökmeye devam ederken, savaş coğrafyası Ortadoğu'da, İran ve Suudi Arabistan, kadim Arap şehirlerini yakıp yıkıyor.

*

Düz dünyada hiçbir ülke ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan kendi kendine yeterli olmadığı gibi, karşılıklı olarak da birbirlerine bağımlıdır. Ancak Avrupa devletleri gibi, birbirleri arasındaki sınırları kaldırmaları gereken Ortadoğu ülkeleri, bırakın aradaki sınırları kaldırmayı, kanla yeniden çizmenin peşindeler. Oysa Ortadoğu, bütün insanlığı, kutsal bilgi ve bilgelik hazinelerini paylaşarak, atalarının yitirdikleri, Cennet'i “Bereketli Hilal” olarak nitelendirilen bölgenin, insanlık düşünce ve eylem tarihi içinde vazgeçilmez bir yeri vardır.

*

Ortadoğu'nun iktidar bağımlısı, demokrasi düşmanı dayatmacı yönetimleri, iktidarlarını sürdürmek için, Amerika ve Rusya'yı bölgeye çekerek, bütün ülkleri “Üçüncü Dünya Savaşı”nın eşiğine getirdiler. Ortadoğu'nun bir ülkesinde çatışma olursa, dünyanın hiçbir ülkesinde uzlaşma olmaz. Çünkü, dünyanın hiçbir bölgesi, ekonomik, politik ve kültürel açıdan Ortadoğu bölgesi kadar önemli ve canalıcı değildir. Bunun için, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle Ortadoğu, Doğu ve Batı'nın sürekli savaştığı coğrafya oldu.

*

İki kutuplu dünyanın çok kutuplu dünyaya dönüşme sancılarının, Asya, Avrupa, Afrika'nın buluşma bölgesi Ortadoğu'da yaşanması, dünyanın yaşadığı medeniyetler savaşının köklerinin ne kadar derin ve ne kadar çok boyutlu olduğu gösterir. Ülkeler ister Müslüman isterse Hristiyan olsunlar, kutsal kültür denildiğinde, akla yalnızca Ortadoğu gelir. Ortadoğu iki bin yıldan beri Hristiyan ve Müslümanların birlikte yaşadıkları, dinlerin doğduğu, kutsal kültürün anavatanıdır. Ortadoğu'da kılıçla uyuyanlar, kılıçla uyandırılırlar.

*

Dünya genelinde ve Ortadoğu özelinde, kökleri çok derinlerde olan büyük bir medeniyet krizi yaşanıyor. Dünya ya Ortadoğu'da akan kanı durdurmak için, Peygamberler ülkesi Ortadoğu'nun kutsal kitaplarına dönecek ya da bütün dünya büyük bir savaşa sürüklenecektir. Nükleer silahların da yer alacağı, topyekun bir savaş, bilinen dünyanın sonu olacağı için, bütün ülkelerin Ortadoğu'da akan kanı durdurmaktan başka seçenekleri yoktur.

*

Bir atom bombası New York'u haritadan siler.Manhattan'ın ve Tel Aviv'in gökdelenlerinin, gelecek kuşaklara iletecek bir mesajları yoktur. Ancak Aksa Mescidi'nin, Ayasofya'nın Köln ve Milano Katedrallerinin Süleymaniye ve Selimiye'nin mesajlarına gönül verenler, Kıyamet'e kadar var olacaklardır. Bütün insanlık onların mirascılarıdır.Onlarındeğerleribütüninsanlığınortakhazineleridir. bütün ülkelere açıktır.

*

Ademoğullarını Doğu'da ve Batı'da, Peygamberler ve onlara verilen kutsal kitaplardan başka, bir arada tutacak hiçbir güç yoktur.

*

Yalnızca kendini düşünen Batı, ekonomik üstünlüğünü yitirirken, Doğu kültürel gücünü ekonomik güce dönüştürüyor.

*

“On Emir” Batı'da “geçerli”, Doğu'da “geçersiz” değildir.

*

Üçüncü Dünya Savaşı'nda her kent bir Hiroşima olur.

*

Yeni Ortadoğu'da savaş savaşla önlenmez.

*

Barış Yeni Ortadoğu'dan gelir.

8 Aralık 2016, 21:19

ŞİİRSİZ NE MİLLET OLUR NE DE DEVLET

================================== Gösteriş tüketimi ve harcama yarışı içinde günün insanı iç zenginliğini büyük ölçüde yitirdi. Kültürel yoksullaşmanın hız ve yoğunluk kazanmasıyla iç ve dış, başka bir deyişle gönül ve akıl arasına aşılmaz duvarlar örüldü.

*

Tarihin hiçbir döneminde şiirsiz, sanatsız uzun ömürlü toplum olmamıştır. Türk şiirinin kilometre taşlarını herkese öğretilmeli,herkes öğrenmelidir. Baki''yi, Fuzuli''yi ve Nabi''yi,Mehmet Akif'i,Yahya Kemal'li,Necip Fazıl'ı anlayamayanlar, bütün dünyaya sel suyu gibi yayılan kültürel çoraklaşmanın önüne geçemezler.

*

"Her dem yeni doğarız bizden kim usanası" diyen, Yunus''un ölümsüzlüğü, görünmeyen dünyanın kapılarını açan "şiir"i yakalamasından kaynaklanır. Hayatın yaşanır kılınmasında vazgeçilmez bir yer tutan iç dünya "şiir"le beslenir. "Şiir"siz bir iç dünya kendisiyle birlikte dış dünyayı da çoraklaştırarak yaşanmaz hale getirir.

*

İç dünya "döviz kurları" ya da "borsa endeks"leriyle değil, "kültür" ve "sanat"la beslenir. Kültür ve sanat bilim ve teknolojinin doğrularından daha çok Peygamber''lerin haber verdiği doğrulara dayanır. Çünkü "üstün haberci"lerin doğrularına sarılmadan görünmeyen dünyanın perdelerini aralamak mümkün değildir.

*

Şairler insanı güçlü kılan ve coşku veren "söz"ün ustasıdırlar. "Söz"ün özü şiirdir. Hayatın her boyutunda "şiir" vardır. "Gönül" ile "akıl" arasına inşa edilen duvarlar "şiir"le yıkılır. "Şiir"in çekim alanında bütün silahlar kullanılamaz hale gelir. "Şiir"in duvarlarından daha büyük duvarlar "Berlin duvarı" gibi, er ya da geç yıkılır.

*

İnsana ilk verilen görev ve sorumluluk "oku"mayı öğrenmektir. Öğrenmesini öğrenmek oku mayla başlar. Yalnızca şiir değil, insan, tabiat ve evren de okunur. "Şiir"i okuyamayan hayatı da okuyamaz. "Oku"ma şiirle öğrenilir. Şair geleceği bugüne taşır. Gelecek şairlerle kurulur.

*

"Şiir"i bilen kendini bilir. Kendini bilen de Allah''ı bilir. Allah''a giden "Dar kapı"ları şiir açar. Anadolu insanı güzeli, doğruyu ve iyiyi hep şiirle aradı. Bu yüzden, Anadolu'da kültüründe Mevlana''nın vazgeçilmez bir yeri ve önemi vardır. Anadolu insanının hamuru Mesnevi''le yoğrulmuştur.

*

Sanat''ın "kapsama alanı" bilim ve felsefe''den daha geniş, daha derin ve daha zengindir. Sanat''ta herkes kendisiyle birlikte aradığını da bulur. Çünkü hayat bütün iniş ve çıkışlarıyla sanat''a girer.

*

Bir toplumu anlamak için herşeyden önce müziği mimarisi ve şiiriyle sanatını okumak gerekir.

*

Toplumlar sanatlarıyla konuşurlar.

8 Aralık 2016, 21:49

ŞİİR İKİ DÜNYA ARASINDA KÖPRÜDÜR

=================================== Sınırlı hayatla sınırsız hayatı kazanmak için, dünyaya bakışın bütünüyle değişmesi gerekiyor. Dünyayı ahiretten bağımsız olarak düşünmek, insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak bunaltır. Söz konusu bunalımın önünü almada ana görev sanat ve edebiyat ustalarına düşer. Onlar görünmeyen dünyanın doğrularını, görünen dünyaya taşımazlarsa, ilkesizlik, bugün olduğundan çok daha büyük boyutlara ulaşır.

*

Türkiye''yi bir üretim ülkesi olması yanında bir de kültür ülkesi olması için,büyün Anadolu şehirlerinde Türk edebiyatının kutup yıldızları için, her fırsatta anma programları düzenlenmelidir. Sürekli anılması gereken kutup yıldızlarından biri de,Mavera dergisinin kurucularınadan, zengin bir şiir dünyası olan Cahit Zarifoğlu'dur.

*

Ben anlaşılması güç şiirler yazan şair olarak bilinen Zarifoğlu''nu ilk defa yetmişli yılların başında Ankara''da tanıdım. "Yedi Güzel Adam" isimli, ikinci şiir kitabını hazırlamıştı. Birkaç yayıneviyle görüşüldü. Ancak Nuri Pakdil kitabın "Edebiyat Dergisi Yayınları" arasında yer almasını uygun gördü.

*

Zarifoğlu 'nun yediveren gülü gibi, her parmağında yedi marifet vardı. Ancak çok alçakgönüllü hiçbir zaman önde görünmeyi istemezdi. Nerede bir kültür ve sanat çalışması varsa, orada o mutlaka olurdu. Kimseyi kırmaz, hiçbir yardım talebini de geri çevirmezdi. Kusur derecesinde cömertti.

*

Mavera''nın bütün yükünü taşırdı. Dergi için Avustralya''dan Amerika''ya kadar herkese bıkmadan usanmadan günde en az on tane mektup yazardı. Yüz yüze görüşemediklerini mektupla harekete geçirirdi.

*

Dergiye abone olmaları için, dünyanın önde gelen üniversite ve kütüphanelerine mektup yazmıştı. Bir ara Mavera''nın yüzlerce yurtdışı abonesi olmuştu. Onun bıkıp usanmadan yazdığı mektuplarla Mavera dünyanın önde gelen üniversitelerinin kütüphanelerine girmişti.

*

Zarifoğlu Ankara''dan bütün dünyaya yetişirdi. Afganistan''ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle çekilen bütün acıları yüreğinde duydu. Ana dili Türkçe olmayan Afgan Meral Maruf''u cesaretlendirerek usta bir öykücü olmasını sağladı.

*

Afganistan belgeselinin çekilmesi için Tofaş''tan iki araba sağlama projesinde de onun imzası vardır. Firma yetkilileri arabalarının tanıtım programını çok çekici buldukları için, proje ekibine iki araba vermeyi hemen kabul etmişlerdi.

*

Yıllar sonra ünlü reklamcı Jacques Séquéla''nın benzer bir projeyi Citroen firmasına sunduğunu öğrendik. Séquéla hatıralarında bu projesini büyük bir keyifle anlatır.Sıradışı projeler geliştirmede kimse Zarifoğlunun eline su dökemezdi.

*

Zarifoğlu''nun her alandaki başarısının kaynağında biraz da şiirdeki ustalığı yatardı. O sözün sultanı olmanın verdiği bir güvenle, kimsenin cesaret edemediği işlerin üstesinden kolaylıkla gelirdi. Şiir gibi güç bir alanda başarılı olan Zarifoğlu, ustalığını her alanda göstermişti.

*

Şiirinin karmaşık, anlaşılması güç, bir imaj çağlayanı olduğunu söyleyenlere, ilk olarak uzmanlık alanını sorardı. Ardından da "ne yapalım, herkes her alanda uzman olamaz, bende botanik''ten hiç anlamam" derdi.

*

Zarifoğlu, şiiriyle okuyucuyu rahatlamak yerine tam tersine tedirgin eder. Okuyucunun yanına gitmez, onu elinden tutup kendi yanına çekmeye çalışır.

*

O şiiriyle insanı silkeler, adeta "fizikten fizik ötesine geç" diye zorlar.

*

Mavera sanatla perdeleri aralayıp, fizik ile metafizik arasındaki uyum ve düzeni sağlamaya çalışanların dergisiydi.

*

Zarifoğlu siirleriyle insanları fizik dünyadan metefizik dünyaya geçmeye zorlayan şairdir.

*

İki dünya arasındaki uyum ve düzen şiirle sağlanır.

*

Şiir iki dünya arasında köprüdür.

9 Aralık 2016, 22:47

GÜZEL RÜYA GÖRENLER GÜZEL ŞİİR YAZARLAR

============================================== Şiirde düşünceye dönüşen duygu gerçek, duyguya dönüşen düşünce güzeldir. Şairler düşünceyi duyguya, duyguyu düşünceye dönüştürmenin, hem ustaları, hem de öncüleridirler. Şairlerin zamanı aşan şiirleriyle, düşüncelerle duygular, duygularla düşünceler, büyük rüyalar görürler. Her insanın gönlünde uyuyan şiirler vardır. Şiiri olmayan hayatın rüyası olmaz. Şairler insanların gönlünde uyuyan şiirleri uyandırırlar. Dünyanın şiirini yakalayanlar, hayatlarının rüyalarını görürler.

*

Güzelin şiiri güzel olduğu gibi, güzelin rüyası da güzel olur. Şiiri yazılanın rüyası görülür, rüyası görülenin şiiri yazılır. Cahit Zarifoğlu''nun “Yedi Güzel Adam”ı, nasıl güzel olanı görürler, gereğini bellerler, ölüm girse aralarına, aşkı yanlarından ayırmazlarsa, şairlerde rüya görürler, gereğini bellerler, hayat girse aralarına, şiirlerini rüyalarından ayırmazlar. Onlar rüyası görülmeyen şiirlerin, yazılmayacaklarını bilirler.

*

Mavera Dergisi''nin peşpeşe yitirdiğimiz dört şairinden biri,olan Akif İnan büyük rüyalar gören,gördüşü rüyaları şiire ve eyleme dönüştüren,eylemi şiirden,şiiri eylemden ayırmayan bir güzel şairdi. İnan, şiirinde düşünceyi duyguyla bütünleştirdiği gibi, sanatını da eylemiyle bütünleştirmiştir.

*

Eğitimciler Birliği Sendikası''nın Kurucu Başkanlığı''nı yüklenerek, gördüğü büyük rüyaları, şehir şehir bütün Anadolu''ya anlatmıştır. Bu yüzden, Zaman başlıklı şiirdeki mısralarında vurguladığı gibi: “Büyük rüyalarla geçmişse ömür / Hiç yanmam ölümün her çeşidine” demekten, hiçbir zaman geri durmamıştır. Onun düşünce ve eylem dünyasında, büyük rüyalar görülmeyen günler, yaşanmış sayılmazlardı.

*

İnan''ın “Hicret” ve “Tenha Sözler”deki şiirlerinin her birinde, güzelliği arayan ve doğru düşünmeyi sevenler için, eylem yüklü mısralar vardır. Eyleme dönüşen düşünceler, onun şiirlerini okuyanların hayatlarıyla birlikte rüyalarınında vazgeçilmez bir unsuru haline gelirler. İnan''ın şiirleri gibi, denemeleri de, okuyanlarının bilinçlerine yerleşirler, onları yalnızca düşüncelerle değil, eylemlerle de donatırlar. Sözün sultanlarını sevenler, gerçekleşmeyecek rüyalar görmezler.

*

Her şiir ustası, bir söz ustası olduğu kadar bir öğrenmesini öğrenme ve bir öğretme ustasıdır. Şiiri sevenler, hem öğrenirler, hem öğretirler. Onlar en güzel ve en etkili öğrenme yolunun öğretmek olduğunu bilirler. Onların en çok sevdikleri kimseler, şiirleriyle ilgili sorular soranlar ve kendileriyle aynı görüşleri paylaşmayanlardır.

*

İnan ömrünü büyük rüyalar gören eğitimcileri eğitmeye, onları şiirlerle, kitaplarla ve eylemlerle silahlandırmaya adadı. Onun temellerini attığı “Eğitim-Bir-Sen” kurumsallaşarak, eğitim dünyasının öncü ve sürükleyici gücü olmuştur.

*

Zamana adanan şiirler yazanlar, büyük rüyalar görürler.

*

Şiirsiz toplum rüyasız toplumdur.

9 Aralık 2016, 22:56

KALABALIK YALNIZLAR YALNIZ KALABALIKLAR

========================================= Alkol tüketiminin çok ileri boyutlara ulaştığı seküler toplumlarda, şehirlerde tek başına yaşayan insanların sayıları, yıldan yıla katlanarak artıyor. İster İstanbul, ister New York, isterse Tokyo''da yaşasınlar, insanlar birinden karşılıksız bir şey istemektense, yalnızlıklara katlanmayı tercih ediyorlar. Çünkü, seküler kültürde, yaşayanlara Yaşatan''dan dolayı olumlu bakılmıyor.

*

Seküler kültürde herkes, “benden öncesi ve sonrası yoktur” diye düşünüyor. Tüketim gücü olmayana, sevgi ve saygı gösterilmiyor. Bu kadar bilgilisin, bu kadar geniş çevren var, neden değerlendirmiyorsun, niye zengin değilsin deniliyor. Seküler dünyada, gerekli olup olmadığına bakılmadan tüketmek, en büyük değer kaynağı kabul ediliyor. Tüketenler değer kazanıyor. Değer kazanmak için, tüketimde yarışılıyor.

*

Dünyada seküler kültür tüketime, tüketim yalnızlığa yeni boyutlar kazandırıyor. Tüketim tutkusu ve yalnızlık bir bulaşıcı hastalık gibi, seküler kültürün kutsal kentlerinden, bütün dünya kentlerine yayılıyor. Seküler dünyada, tüketirken yalnız tüketmek, insanları bencilleştirmekle kalmıyor, onların yalnızlıklarını akılalmaz boyutlara taşıyor.

*

Yalnızlık bütün dünyada, büyük bir çoğunluğun bilincinde olmadığı salgın bir hastalıktır. İnsanlar yalnızlıktan hiç rahatsız değilmiş gibi davranırlar. Onlar hem iç, hem de dış dünyalarında büyük bir yalnızlık çekmelerine rağmen, yalnızlıklarından yakınmamak zorundadırlar. Her yerde yalnızlık, bütün ışıklar gece gündüz açık tutularak, giderilmeye çalışılır.

*

Kutsal kültür, seküler kültür gibi tüketirken yalnız tüketmenin kültürü değildir. Tüketim yalnız olmadığında kültürel olduğu kadar ekonomik işlevlerini de yerine getirir. Anadolu''yu Anadolu yapanlar, tüketirken birlikte tüketmenin, dünya ölçeğinde en güzel örneklerini verenlerdir. Onların yalnızlığın ve yoksulluğun üstesinden paylaşılarak gelinebileceğinin bilincinde olmuşlardır.

*

Anadolu''da sürekli vurgulandığı gibi: “Yalnızlık, yalnızca Allah''a özgüdür”. Anadolu insanı, yalnız olduğunda da yalnız olmadığını bilir. Onun kültüründe hem düşünce, hem de eylem dünyasında, hiçbir zaman yalnızlığa yer yoktur. O yaşayan dostlarıyla olduğu kadar önden giden dostlarıyla da birliktedir. Onunla dostları arasına tüketim girmez. Bunun için, Anadolu''da, “yerken yalnız yenilmez”.

*

Anadolu''da bulunca paylaşılır.

*

Paylaşan asla yalnız kalmaz.

*

Yalnız yiyen yalnız kalır.

10 Aralık 2016, 12:33

İNSAN HAKLARININ GÜVENCESİ İNANMA HAKLARIDIR

============================================= Hayatın odak noktasında insan olmayla gelen inanma ve insan hakları vardır.Dayatmacı ülkelerin dışında, dünyanın her ülkesinde, hiç kimse "inanc"ını değiştirmeye zorlanmadığı gibi, kimse de "inanc"ı yüzünden hor görülemez,küçümsenemez ve aşağılanamaz.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ülkede "inanma" hakkına "devlet"in bütün kurum ve kuruluşları saygı göstermiyorsa, o ülkede "insan hakları" dan söz edilemez. inanma hakkının olmadığı yerde insan hakkı yok demektir.İnanma hakkı insan hakkının güvencesidir.

*

İnanma hakkının olmadığı bir ülkede, insan hakkı hiç olmaz. Çünkü insanın insan olmakla kazandığı hakların başında inanma hakkı gelir.İnanan insan nokta kadar iyiliğin,nokta kadar kötülüğün hesaba çekileceği hesap gününe inanır.Ömrünü iyilikleri özedirmeye,kötülükleri önlemeye adar.

*

Dünyanın her yanında "10 Aralık" artık "İnsan Hakları" günü olarak kutlanır. Batı dünyasının temel referanslarından biri olan "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" B.M. Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 yılında yaptığı toplantıda kabul edildi.

*

Başta Türkiye olmak üzere, neredeyse bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilerek imzalanan "Beyanname" insan olmanın getirdiği temel hak ve özgürlükleri, ülkeler arasında hiçbir fark gözetmeden evrensel boyutlarda ele alır.

*

Bir ülkede, insanların devredilemez doğal haklarına gösterilecek saygı, o ülkenin olduğu kadar dünya barışının da teminatı kabul edilir. Bunun için, insanların ülkelerinde uğradıkları haksızlıkları, uluslararası hukuk çerçevesinde inceleyen mahkemeler kurulmuştur.

*

Beyanname'de yer alan ana hak ve özgürlüklerden ırk, renk, dil ve din farkı gözetmeden herkesin yararlanması gerekir. Ancak bir ülkenin kanunlarında insan haklarının yer alması, o ülkeyi bir "hukuk" devleti yapmaya yetmez.

*

Dayatmacı,tek partili ülkelerde "devlet" ülkenin tek ve değişmez sahibi olduğu için, temel hak ve özgürlükler, evrensel ilkelere göre değil, ülkenin özel durumuna göre ele alınır. Bunun sonucu da, herkes, her zaman işkence ve yargısız infazla karşılaşabilir

*

Sovyetler Birliği gibi, dayatmacı yönetimler , kendi düşüncelerinden başka düşüncelere hayat hakkı tanımazlar.Bir ülke, "resmi görüş" dışındaki, "görüş"lere özgürlük tanımazsa er ya da geç dağılmaktan kurtulamaz.Özgürlüğün olmadığı ülkelerde özgünlük olmadığı gibi hiçbir alanda yenilenme ve gelişme de olmaz.

*

Tarihe geniş bir zaman aralığından bakıldığında, farklı düşüncelere yaşama imkanı vermeyen devletlerin uzun ömürlü olmadıkları görülür.Kendilerini yenilemesini bilen ülkeler yenilmezler.

*

Bir ülkeyi baskı ve şiddet değil, temel haklara tanınan özgürlükler ayakta tutar.

*

Şiddet şiddete,dehşet dehşete,savaş savaşa yol açar.

*

Özgürlüğün olduğu yerde şiddet,dehşet,savaş olmaz.

*

Özgürlüğün kötüsü şiddetin iyisi yoktur.

10 Aralık 2016, 15:53

YERLİ VE MİLLİ EDEBİYATIN ÜNİVERSİTESİ DERGİLER

============================================== Anadolu insanının edebiyat geleneği, Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine doğru, büyük ve uzun bir yolculuğa çıkan Türklerin, bin yıllık tarihleri içinde oluşmuştur. Bir ayaklarıyla Doğu'da, bir ayaklarıyla da Batı'da olan Türkler, edebiyatı medeniyet için bildiler, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağına inandılar.

*

Edebiyatın sınırların ötesinde, ülkelerin üstünde, insanların düşünce ve eylem dünyalarına, yeni boyutlar kazandıran, çok zengin ve çok gizemli bir dünyası vardır. Edebiyat geleneğini derinleştirmeden, medeniyet dünyasını zenginleştirmek mümkün değildir. Hayatın her boyutunda edebiyatın çarpan ve çoğaltan etkisi vardır.

*

Yunus Emre'den ve Mevlana'dan Mehmet Akif ve Yahya Kemal'e kadar, bin yıllık tarihten yola çıkarak, tarihin içinden konuşan edebiyatçılar, edebiyat geleneğinin oluşmasında ve canlılığını korumasında vazgeçilmez bir yer tutarlar. Onlara sayfalarını ve gönüllerini açmayan, bir edebiyat dergisinin, güçlü bir edebiyat geleneği oluşturması mümkün değildir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, iyilikleri özendirmede ve kötülükleri önlemede, yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyaç duyuldukça, düşünce ve eylem gücüne yeni açılımlar kazandıran, köklü bir edebiyat geleneğine de ihtiyaç duyulacaktır. Güçlü bir edebiyat geleneği olmadan, köklü bir medeniyet geleneği de olmaz.

*

Mavera, Anadolu insanının edebiyat geleneğinin dünyaya açılmasında, Fatih Yalçın'ın “Yeni İslamcı Akımın Edebiyat Okulu Mavera Dergisi“ çalışmasında vurguladığı gibi:”Edebiyat dergiciliği tarihimiz içerisinde yayın ilkeleri, kurumsallaşma çabası, dergi ile birlikte kurulan Akabe yayınevi aracılığıyla, yürütülen faaliyetler dikkate alındığında, önemli ve özellikli bir yere sahiptir.”

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri, Anadolu insanının yerli edebiyat geleneğinin temellerini attılar. Anadolu insanının edebiyat geleneğinde bir bütünlük ve süreklilik vardır. Tarihin her döneminde, toplumların değişmesinde ve dönüşmesinde en etkili, en önemli, en güçlü kaynak edebiyat olmuştur.

*

Son yıllarda yapılan araştırmalarda, “Yerli Edebiyat Akımı” başlığından daha çok “Yeni İslamcı Akım” başlığı altında ele alınan, söz konusu geleneği, M. Şükrü Hanioğlu'nun “Gerek modernliğin ürünü olan yeni dünyanın sorunlarına cevap verme, gerekse de Batı siyasal ve kültürel hegemonyasına karşı koyma amacını taşıyan” akım olarak tanımlaması, yeterli olmasa da açıklayıcıdır.

*

Dört dergi ve yazarları, karşılıklı saygı ve sevgi içinde Necip Fazıl'ın başlattığı, Sezai Karakoç'un yeni açılımlar kazandırdığı yerli edebiyat geleneği, Edebiyat ve Mavera dergileriyle, değişmeden değişerek, dünyaya açıldı ve Türkiye'nin son yüz yılına damgasını vurdu. Onlar yerel düşündüler evrensel davrandılar. Edebiyatta yerelleşerek evrenselleşilir, evrenselleşerek yerelleşilir.

*

Mavera dergisinin kurucuları, “68 Kuşağı”nın içinde yer almalarına rağmen, dünyanın sağ ve sol diye, ikiyi bölündüğü bir dönemde, Türkiye'nin geleceğini Moskova ve Washington'da değil, Anadolu'da aradılar. Mavera sağda ve solda olmaktan daha çok, önde olan bir dergiydi. Kendisini sağ ya da sol kültür içinde değil, Yunus Emre kültürü içinde konumlandırdı.

*

Türklerin Anadolu'daki bin yıllık tarihlerinde açıkça görüldüğü gibi, İslam medeniyeti, iyilikleri büyütmede, kötülükleri önlemede, toplumun bütün kesimlerinin birbirleriyle yarıştığı, iki dünya medeniyetidir. İki dünyanın birden kazanılması için edebiyat ile medeniyetin karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde altın oranda harmanlanması gerekir.

*

Pablo Neruda “Aklı başında olan insandan şair olmaz. Şair insanın aklı başında olmaz” derse de, Anadolu insanının edebiyat geleneğinde, Mavera şair ve yazarlarında olduğu gibi, şair ve yazarların akılları hem başlarında hem de gönüllerindedir. Onlar akıllarıyla düşünürler, gönülleriyle yazarlar düşünceyi eyleme, eylemi düşünceye dönüştürürler.

*

Yunus Emre'nin şiir geleneğinde, “Dağ ne kadar yüksek ise/ Yol onun üstünden aşar”. Edebiyatçılar aşılmaz dağ yolu üzerinde, yolcuların kulaklarına doğrululuğun, iyiliğin ve güzelliğin sırlarını fısıldarlar.

*

İki dünya arasında uyum ve düzeni sağlayan medeniyet köprüsü edebiyatın ölümsüz eserleriyle inşa edilir.

*

Köklü bir edebiyat gelenekleri olmayan toplumların güçlü medeniyet değerleri olmaz.

*

Edebiyatta kusursuzluğu arayanlar kusursuz medeniyetin kaynağı olurlar.

*

Ballar balını bulanlar kusursuzluğu arayanlardır.

10 Aralık 2016, 18:53

KUTSAL VE SEKÜLER İKİ KÜLTÜRÜN HESAPLAŞMASI

============================================= Dünyanın hiçbir yerinde kültürler, bulundukları yerde durmazlar. Kültürler de nehirler gibi akarlar. ''Herşey akar'', toplumlar, tarihler, düşünceler ve kültürler. Necip Fazıl''ın vurguladığı gibi: ''Oluklar çift'', birinden kutsal kültürler akar, diğerinden seküler kültürler. Geçmişten geleceğe olan bu akışta, kültürler birbirleriyle hem yarışırlar, hem de çatışırlar. Ekonomik, toplumsal ve siyasal canlılık, kültürlerin çatışmasından kaynaklanır.

*

Hayatın her alanında, nasıl herşey karşıtlarıyla bir arada bulunursa, kültürler de zıtlarıyla bir arada bulunurlar. Gündüzün geceye muhtaç olması gibi, kutsal kültür de seküler kültüre muhtaçtır. Farklı kültürlerin yan yana bulunmadığı toplumlarda, hiçbir alanda gelişme olamaz. Kültürler birbirleriyle yarışarak zenginleşirler, zenginleşerek yarışırlar. Kapılarını başka kültürlere kapayan bir kültür, yeni açılımların, yeni atılımların öncüsü olamaz.

*

Son iki yüzyılda, kutsal kültür, düşünce ve eylem alanında, seküler kültür karşısındaki üstünlüğünü yitirdi. Kutsal kültür, dünyadaki bilimsel ve teknolojik değişimlere öncülük yapamadı. Her ülke, İbn Haldun''un ''mağluplar galipleri taklit ederler'' kuralına dört elle sarılarak, dünyanın geleceğini kutsal kültürde değil, seküler kültürde aradı. Sekülerleşme, Türkiye gibi, bütün ülkelerin gündeminde, ilk sırada yer aldı. Dünyada ekonomik gelişme ile sekülerleşme özdeşleştirildi.

*

Kültürlerin harman olduğu kare dünyada, toplumlar düşünceleriyle nehirlere, eylemleriyle de göllere benzerler. Düşünceler zenginleştirdikleri eylemlere göller beslendikleri nehirlere göre büyürler. Kültürler düşünceler ile eylemleri altın oranda bütünleştirerek, gelişmenin sürükleyici gücü olurlar. Kültürlerin dünyayı dönüştürmedeki başarıları, görünen dünya ile görünmeyen dünyayı, yaşanabilir hayatın, bir birinden ayrılmaz iki yüzü olarak görmelerinden kaynaklanır.

*

Krizlerin üstesinden gelmek için, bütün dünyanın ihtiyacı olan kutsal kültürün gücü, iki dünyayı birbirinden ayırmadan, her ikisine de aynı değer vermesinden gelir. Kutsal kültür, seküler kültür saatinin zembereği ve dünya barışının güvencesidir. Kutsal kültür, seküler kültür üzerindeki ağırlığını ve denetimini getirirse, dünya zembereğinden boşalmış bir saat gibi, hızlanır doğru zamanı gösterme gücünü yitirir, yolunu ve yönünü şaşırır.

*

Bütünüyle seküler kültüre odaklanan dünya, üretici gücünü yitirdi, yönünü şaşırdı ve yolunu kaybetti. Yirmibirinci yüzyıl, kutsal kültüre dönüş yüzyılı olacak. Seküler kültür yalnızca Moskova''da değil, Ankara başta olmak üzere bütün dünya başkentinde öldü. Her ülke kendi kutsal kültürünün ana kaynaklarına dönüyor.

*

Kutsal kültür bir değerler bütünüdür, insanlığın geleceğini uçlarda aramaz, ancak uçları içselleştirmesini bilir.

*

Kutsal kültür iki dünyanın, hem eli hem dilidir.

*

Geçmiş geleceğe kutsal kültürle taşınır.

*

Kutsal kültür bulanmadan akar.

*

Kutsal kültürün gölü kurumaz.

11 Aralık 2016, 09:26

DEĞERLİ GAZETECİ YAZAR OĞUZ ÇETİNOĞLU'NUN "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE" KİTAMIZLA İLGİLİ GENİŞ BİLGİ VEREN BİLGECE DEĞERLENDİRME YAZISI

=============================================== Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan, birinci baskısı 1989 yılında Seha Neşriyat, 7. Baskısı 2011 yılında İz Yayıncılık tarafından yapılan ‘Görünmeyen Üniversite’ isimli kitabında; 13 Kasım 1980 tarihinde ebedî âleme intikal eden Mehmet Zâhit Kotku Hocaefendi’nin etrafında oluşan sevgi ortamından izlenimler sunuyor.

*

Kitabın satırları arasında insanı, ruh ve gönül zenginliğine kavuşturarak iç olgunluğa eriştiren yol haritalarını bulmak mümkündür.

*

"İnsanların bedenî ve zihnî güçlerinin bir sınırı olmasına rağmen, arzuların sınırı yoktur. İnsanların gözünü ve gönlünü doyurmadan sınırsız olan istekleri karşılamak mümkün değildir." Tatmin olmayan insanlar ise mutlu ve huzurlu olamazlar.

*

Yol haritalarının birincisinde şu târif veriliyor: ===================================== ‘Yalnızca inananlar ve inandığına içtenlikle bağlananlar, sonu gelmez arzu ve isteklerin estirdiği fırtınadan yara almadan kurtulabilir. İnsanları eşi görülmedik bir biçimde güçlü ve diri kılan kaynak, sevgiyle bağlanmaktır. Kim ki, Allah dışında geçici güçlere bağlanıyorsa, er veya geç büyük bir boşluğa düşecektir.’

*

Yetmiş iki millete bir gözle bakabilen Hocaefendi’nin rahle-i tedrisinden feyz alanlar, hayatlarını bütün yönleriyle İslam’ın çok boyutlu değerleri ile donatmışlardır.

*

Turgut Özal, Fethi Gemuhluoğlu, Sezai Karakoç, Câhit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Esat Coşan, Erdem Beyazıt ve Ersin Nazif Gürdoğan, kitaba adını veren Görünneyen Üniversite’nin müdâvimleridir.

*

Yazar sâdece Görünmeyen Üniversite’de öğrendiklerini okuyucuya yansıtmakla yetinmiyor. Öğrendiklerinin tedâi ettirdiği derin düşünceler, sayfalar ilerledikçe, okuyucuyu da o üniversiteye devam etmiş gibi gönül zenginliğine kavuşturuyor.

*

Gönül zengini insan; ‘bulunca dağıtan, bulamayınca şükredendir.’ Bu tevekkül onları, tüketim tutkusundan üretim coşkusuna yükseltir. Yapılan iş, insana yatırımdır. İnsana yapılan yatırım ise, mükemmel geleceği inşa eder. Böylece insan öğrenmeyi öğrenir. Öğrenen insan, iki gününü birbirinden farklı kılabilen insandır. Öğrenen insan, sınırlı kaynaklarla, nefsinin sınırsız isteklerini karşılayabilir.

*

Türkiye, toplu iğne bile yapamazken, F-16 uçaklarını imalatını gerçekleştirecek konuma erişmesinin ardında yine Koktu Hocaefendi vardır. O, ‘bir lokma – bir hırka’ felsefesini tarihe gömmüş, çevresindeki insanları üretkenliğe yönlendirerek, ‘bin lokma – çok urba’ için ufuk açmıştır.

*

Tefekkür ve tasavvuf… insanı kemâle erdiren iki altın anahtardır. Tefekkür, ‘dünyaya niçin geldik’ sorusuna cevaplandırır; tasavvuf, insanı üretime yönlendirir.

*

Türkler İslamiyet’le şereflenmeyi tasavvuf aracılığıyla öğrendiler. Uluğ Türkistan’da Moğol, Çin ve Rus; Anadolu’da, Balkanlarda ve Kuzey Afrika’da insanlar, haçlı saldırılarına sabırla direnmeyi de tasavvuf yoluyla öğrenmişlerdir.

*

Avrupa’da; İstanbul’dan sonra en çok Müslüman barındıran şehir, Paris’tir. Bu olgu da tasavvufun ürünüdür.

*

İnsanlık tarihinin en zâlim insanlarının Moğollar olduğu söylenir. Cengiz Han’ın torunu olan Hülagü Han’ın oğlu Gazan Han, tasavvufun sihirli ikliminden geçerek Müslüman olmuş ve insanlara zulmetmekten uzaklaşmıştır. Hocası, ümmî bir velî olan Saadeddin Hamavi’dir. O bir mutasavvıftır.

*

Prof. Gürdoğan; Hocaefendi’nin sohbetlerinin, dualarının imbikten geçmiş ürünlerini okuyucuya sunarken, o ürünlerin kaynağından da örnekler veriyor.

*

O sohbetlerden tadımlık satırlar: ========================== *Kâinatta her şey insana hizmet ediyor. İnsanın da insana hizmet etmesi gerekir.

*

*Her kötülüğün başı nefistir. Nefsi kırmak gerekir.

*

*Bedenî hastalıkların tedâvisi için milyarlarca lira harcıyoruz da gönlümüzün ve ruhumuzun tedâvisini ihmal ediyoruz.

*

*Günümüzde bilinen hastalıkların en kötüsü kanserdir. Ancak günahların en küçüğü bile kansere yakalanmaktan daha kötüdür. Kanserden, vebadan ve koleradan nasıl korkup kaçıyorsak, günahlardan da öyle korkup kaçmalıyız.

*

*İnsan, başkalarının kusurlarıyla meşgul olursa, kendisine faydalı olacak bilgi ve alışkanlıkları kazanmaya vakit bulamaz.

*

*Kibir ve gurur, cümle geçimsizliklerin ve kötülüklerin kaynağıdır.

*

Sertlik, sabırsızlık ve ne kadar ülfetsizlik alameti varsa, bunlardan doğar.

*

*İlahî kudret, her türlü kanunun üzerindedir. Bu yüzden bıçak kesici olduğu halde, Hz. İsmail’i kesmedi. Ateş, yakıcı olduğu halde Hz. İbrahim’i yakmadı. Su, boğucu olduğu halde Hz. Musa’yı boğmadı.

*

Ve Prof. Dr. Gürdoğan’ın Hocaefendi hakkındaki değerlendirmeleri: ==================================================== "Hocaefendi, gayret ve coşku dolu uzunca bir ömür sürdü. Öyle bereketli bir ömür ki, etrafında onbinlerce kişi sessizce halkalandı ve karşılık beklemeden hizmet etmesini öğrendi. Yine onbinlerce kişi, gönlünün derinliklerinde sevmenin nefret etmekten, vermenin, hem de karşılıksız vermenin, istemekten daha güzel olduğunun bilincine erdi."

*

O, konuşurken öz ve kısa konuşurdu. Konuşmalarını hiç uzatmazdı, konuşurken cami ile birlikte geniş avlu bütünüyle dolardı. Avluda biriken yüzlerce kişi, O’nun yol gösterici, insanın içini ısıtan, gönlünü genişleten ve ruhunu arıtan konuşmalarını çıt çıkarmadan dinlerdi.

*

Aşk ve coşku saçan yumuşak sesi, her tarafı doldururdu. Sözlerindeki parıltı, içten ve coşkuyla yaptığı dualar, acılarla, çirkinliklerle dolu, doymak bilmez arzularla karartılan dünyanın, umut ışığı olurlardı.’

*

İnsanların hayatını değiştiren kitaplardan söz edilir. Abartılı ve iddialı bir sözdür. 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 128 sayfalık ‘Görünmeyen Üniversite’ isimli kitap, okuyucusunun hayata bakış açısını değiştirecektir. İZ YAYINCILIK: ============= Çatalçeşme Sokağı Nu: 27/2 Cağaloğlu 34110 Eminönü, İstanbul. Telefon: 0.212-520 72 10 Belgegeçer: 0.212-511 57 91 e-posta: bilgi@iz.com.tr // www.iz.com.tr Prof. Dr. NAZİF GÜRDOĞAN: ========================= Eskişehir'de 1945 yılında doğdu. Üniversite eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği alanında yaptı. İşletme İktisadı Enstitüsü'nün uzmanlık programını 1968 yılında tamamladı. Devlet Planlama Teşkilatında 1972'ye kadar uzman olarak çalıştı. Bu arada bir yıl İngiltere'de incelemelerde bulundu. Erzurum Atatürk Üniversitesinde akademik çalışmalara 1972'de başladı. Doktora çalışmasını 1975'te tamamlayan Gürdoğan 1987'de doçent, 1994'te profesör oldu.

*

Değişik üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Özel ve kamu kuruluşunda üst düzey yönetici olarak çalıştı. Mavera Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. Evli ve üç çocuk sahibidir.

*

İşletmelerle bağlarını koparmadan, Maltepe Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine ve çeşitli basın yayın organlarında köşe yazarlığına devam etmektedir. GÜRDOĞAN'NIN YAYINLANMIŞ KİTAPLARI: ================================== 1-Üretim Planlamasında Doğrusal Programlama: SBF Yayını. (Ankara 1981),

*

2-Proje Değerlendirme Yöntemleri: DPT Yayım. (Ankara 1987),

*

3-Hicazdan Endülüs'e: İkinci Baskı, İz Yayıncılık (İstanbul 1993),

*

4-Teknolojinin Ötesi: 1985 Yazarlar Birliği Fikir Ödülü. Üçüncü Baskı. İz Yayıncılık. (İstanbul 2003),

*

5-Kültür ve Sanayileşme / Konuşmalar: İz Yayıncılık. (İstanbul 2003),

*

6- İşletmelerde Yatırım Yönetimi: MÜSİAD Yayını (İstanbul 2004),

*

7- Kirlenmenin Boyutları: Üçüncü Baskı. İz Yayıncılık. (İstanbul 2006),

*

8- New York'tan Los Angeles'a Yeni Roma: İkinci Baskı. İz Yayıncılık. (İstanbul, 2006),

*

9- Günler Akarken Çağın Ritmini Yakalamak: İkinci Baskı, İz Yayıncılık. İstanbul 2006),

*

10- Görünmeyen Üniversite: Altıncı Baskı. İz Yayıncılık. (İstanbul 2008),

*

11- Zamanı Aşan Şehirler: 1994 Yazarlar Birliği Gezi Ödülü. Üçüncü Baskı. İz Yayıncılık. (İstanbul, 2008).

*

12- Girişimcilik ve Girişim Kültürü: Genişletilmiş İkinci Baskı. İGİAD İktisadî Girişim ve İş Ahlakı derneği. (İstanbul, 2008) MEHMET ZAHİT KOTKU: ===================== Son dönemin önemli din âlimlerinden Mehmet Zâhid Kotku (ks), Bursa’da, 1897 yılında dünyaya geldi. 83 yaşında iken 13 Kasım 1980 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Kabri, İstanbul’da Süleymaniye Camii haziresindedir.

*

Hayatını irşad ve tebliğ hizmetlerine adamış, fikirleriyle İslam dâvâsına büyük katkılar sağlamıştır.

*

Kafkasya kökenli bir ailenin ferdidir. Ailesi 1879’da Bursa’ya göç etmişti. Kotku Hoca Efendi askerliğini Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı ordusunda yaptıktan sonra İstanbul’a geldi.

*

Dağıstanlı Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi’nin öğrencisi oldu. İcazet aldı. Babasının vefatı üzerine Bursa’ya gitti ve burada 23 yıl imam ve vaiz olarak görev yaptı. Tekrar İstanbul’a döndü, Beyazıt, Fatih ve Ayasofya camilerinde cami imamlığı, vaizlik ve medreselerde hocalık yaptı.

*

Son görev yeri Fatih Semtindeki İskenderpaşa Camii idi. Burada geniş bir çevre edindi. Hizmetleri ile ebedî âleme intikal ettikten sonra da hatırlanacak bir dönem geçirdi.

*

Türkiye’nin manevi dinamiklerinden biri olan Kotku Hocaefendi, aynı zaman da Türkiye’de bir döneme damgasını vuran bir neslin yetişmesine de önayak oldu.

*

Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Turgut Özal yakın çevresinde bulunan isimlerin başında gelir. Müslümanların içine kapanık olmamasını, teşkilatlanmasını ve hattâ bir siyasî parti kurmalarını tavsiye ediyordu. YAYINLANMIŞ ESERLERİ: 1- Tasavvufî Ahlâk: Seha Neşriyat 1989

*

2- Duâ Mecmuası: Vefa Yayıncılık, 1990

*

3- Cennet Yolları: Server İletişim, 1990 4- Müminlere Vaazlar 2 Cilt): Seha Neşriyat 1991.

*

Rahmetullah-i aleyh Mehmet Zâhid Koktu Hazretleri, Avustralya’da trafik kazasında vefât eden İlahiyatçı Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hoca Efendi’nin kayın pederidir.

14 Aralık 2016, 00:07

HALEP'TE BATI VE DOĞU DÜNYASI PUSULASINI YİTİRDİ

============================================== Hem Doğu, hem Batı, Allah"ındır. İnsanlar yüzlerini ister Doğu"ya, ister Batı"ya dönsünler, karşılarında Allah"ı görürler. Doğu gibi, Batı da hiçbir zaman bütünüyle Müslüman ya da Hristiyan olmamıştır. Ancak İslam Doğu"nun olduğu kadar Batı"nın da, ana kültür kaynaklarından biridir. Kitaplı dinlerin sonuncusu olan İslam, en sonda gelmekle birlikte, en başta olandır. İslam"sız ne Doğu, ne de Batı olur.

*

Doğu ve Batı"nın düşünce kaynaklarını çok iyi bilen İkbal, yıllarını Mevlana"yı İngilizce"ye çevirmeye veren R.N. Nicholson"un gözünde, "Doğu ile Batı"yı bir araya getiren" düşünürdür. Düşünce dünyasının zirveleri, dağ zirvelerinin birbirlerini gördükleri gibi, birbirlerini görürler ve birbirleriyle iletişim içindedirler. Bu yüzden, onlar ya Doğu ya Batı demezler, hem Doğu, hem Batı demesini, iktidar olanlardan daha iyi bilirler.

*

Doğu kutsal, Batı seküler kültürün vatanıdır. Batı dünyasında kutsal kültür adına ne varsa, baştan sona hepsi Doğu dünyasından ödünç alınmıştır. Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesi, Doğu ile Batı arasındaki sınırları ortadan kaldırmıştır. Doğu ile Batı birbirine karışmamakla birlikte her yerde yan yanadır. Çünkü bir insan yarı Türk, yarı Alman olur, ancak yarı Müslüman, yarı Hristiyan olmaz.

*

İkbal"in "Mevlana ve Hegel" isimli şiirinde dile getirdiği gibi: Gönül yolunda akılla yürünmez. İkbal"den yola çıkılarak söylenirse: Doğu"nun kutsal kültürle yoğrulan dünyasında, Batı"nın seküler kültürle yoğrulan dünyası yol gösterici olmaz. Batı"nın görünen dünyasıyla, Doğu"nun görünmeyen dünyası, anlam kazanmaz. Bu bağlamda, pusulasını yitiren dünyanın pusulası, Batı değil, Doğu"dur. Doğu"suz Batı, Halep'te olduğu gibi yolunu şaşırır.

*

Doğu"suz Batı, pusulasız gemiye, Batı"sız Doğu da, gemisiz pusulaya benzer. Her ikisinin de yalnız başlarına dünya gemisiyle barış limanlarına ulaşmaları mümkün değildir. Dünya barışının güvencesi ya Doğulular ya Batılılar değil, hem Doğulular, hem Batılılardır. Bunun için, Doğu ile Batı"nın birleşmesi değil bir araya gelmesi gerekir. İsteyen Doğulu, isteyen Batılı olur, kimse kimseyi Doğulu ya da Batılı olmaya zorlayamaz.

*

Doğu ve Batı"nın semalarında, kutsal kültürün güneşi parlıyor. Çünkü kutsal kültürün güneşi, dünyanın bir yerinde batarsa, başka bir yerinde doğar. Ancak Doğu"nun güneşi, Batı"nın lambasıyla aranmaz.

*

Dünya yeni bir dönüşümün arifesindedir. Yirminci yüzyılda dünyanın Batılılaşması tartışıldı. Yirmi birinci yüzyılda dünyanın Doğululaşması tartışılacaktır.

*

Yirminci yüzyılda dünyanın pusulası Batı oldu, Yirmi birinci yüzyılda dünyanın pusulası Doğu olacaktır.

*

Pusulasız gemi, gemisiz pusula olmaz.

*

Doğu Batı"nın pusulasıdır.

*

"Güneş mumla aranmaz."

14 Aralık 2016, 00:22

İSLAM DÜNYASINDA SAVAŞIN DOĞURDUĞU SAVAŞ

=========================================== Türkiye''den Pakistan''a, Suriye''den Afganistan''a İslam dünyası, yüzyılların içinde oluşan, kültürel zenginliğini büyük ölçüde yitirdi. İslam dünyasının kültürel yoksulluğu, ekonomik ve siyasal alanlarda da etkilerini gösterdi. Müslüman ülkeler, dünyanın en yoksulları olma yanında, en dayatmacı yönetimlerine sahipler. İslam dünyasında, savaş içinde savaş yaşanıyor.

*

Müslüman ülkelerdeki iktidar çatışmaları, seçim alanlarından, savaş alanlarına taşındı. Irak başta olmak üzere, bütün iktidar savaşları, mezhep savaşlarına dönüştü. Mezhepler arasındaki nefretin doğurduğu nefret, bütün Müslüman ülkelere yayıldı. Doğal kaynak zengini ülkeler, tüketim ürünlerinden yatırım ürünlerine kadar, bütün ihtiyaçlarını ithal eden, yoksul ülkelere dönüştüler.

*

İslam dünyasının kültürel derinliğiyle birlikte üretim gücünü yitirmesinin peşinden, demokrasi yoksulluğu geldi. Ülkelerin kültürel, ekonomik ve demokratik zenginlikleri, birleşik kaplara benzer, kültürel düzeyleri, öteki iki alandaki düzeylerini belirler. Kültür yoksulu ülkelerin demokrasi ve ekonomi zengini olmaları mümkün değildir. Şiddetin doğurduğu şiddetin, önüne geçmek için, kültüre öncelik verilmelidir.

*

Kültürde zenginleşme olmadan, ekonomide zenginleşme, ekonomide zenginleşme olmadan demokraside zenginleşme olmaz. İslam dünyasının demokratik açılımında, ekonomik gelişme, kültürel gelişmeyi izler. Kültür ekonomiye, ekonomi demokrasiye yeni açılımlar zanadırır. Kültür ekonominin, ekonomi demokrasinin temellerini oluşturur. Kültürlerini geliştiremeyen ülkeler, ekonomileriyle birlikte demokrasilerini geliştiremezler.

*

Edebiyat, mimari, sinema ve tiyatro kültürel alanın ana sütunlarıdır. Kültürel hayatta enine boyuna tartışılan konular, erken ya da geç ekonomik ve siyasal alanda, kendilerine geniş uygulama alanı bulurlar. Kültürün öncüleri, yıllar sonrasını görürler, geleceğin dünyasını bugünün dünyasına taşırlar. Sezai Karakoç''un Türkiye''nin dönüşüm stratejisi olan, “İslamın Dirilişi” kitabında vurguladığı gibi: Bugün edebiyata giren yarın hayata girer.

*

Kültüre odaklanan ülkelerde, dayatmacı yönetimlerden demokratik yönetimlere, devlet odaklı ekonomiden, pazar odaklı ekonomilere geçiş süreci, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Ekonomik büyümede, doğal kaynaklardan önce kültürel kaynaklar gelir. Değerli kültür üretemeyen ülkeler, değerli ürün üretemezler.

*

Kültürlerin görevleri, zorlaştırmak değil kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil sevdirmek, tükettirmek değil ürettirmektir.

*

Nefret bahçelerinden, sevgi çiçekleri derilmez.

*

Savaş olan ülkeye barış, kültürle götürülür.

*

Ekonomi ağacı, kültürün bahçesinde büyür.

*

Kültür barışın evidir.

15 Aralık 2016, 08:56

MEVLANA İNSANLIĞI KÜRESEL BARIŞA ÇAĞIRIR

============================================= Her kitabın etkisi, kendinden önce yazılan, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmış, sıradışı kitaplardan gelir. Yüzyıların içinde önemini hiç yitirmeyen, bugün yazılmış gibi, yeni olan kitaplar, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanırlar. Onlar her yüzyılda yeniden doğarlar, hiç kimse onları tekrar tekrar okumaktan, tekrar tekrar yorumlamaktan usanmaz. Dönemin aklının özü, gönlünün özeti olan Mesnevi, söz konusu kitapların başında gelir.

*

Ülkeler arasındaki uzaklıkların anlamını yitirdiği kare dünyada, savaş ülkelerini barış ülkelerine dönüştürecek yol, “Beni yabancı sanmayınız. Ben bu ülkedenim, Sizin ülkenizde evimi arıyorum” diyen, Mesnevi'nin yoludur. Aranılan ev, insanlığın atalarının yitirdiği barış evidir. Barış evi, Asyalıların, Avrupalıların, Afrikalıların, Amerikalıların evi değil, kimsenin kimseye üstün olmadığı, Ademoğlullarının evidir. Barış evinde, savaşın sorumluları, evin dışında değil evin içinde aranır.

*

Barış ülkesinin, barış evinde yaşayan, barış aileleri, insanlık dairesinin üzerindeki başlama ve bitme noktaları gibi, hem bir birlerine çok yakın, hem de çok uzaktır. Barış ülkelerinde güç, birbirine benzer olmayanların birbirleriyle, çatışmalarından daha çok birbirleriyle uzlaşmalarından kaynaklanır. Onlar bir kitapta konuşan bir bilge gibi, zamanı gelmemişse susarlar, zamanı gelince konuşurlar. Barış dünyasında bir uçta olmak değil, iki uçta birden olmak önemlidir.

*

Barış kitabı Mesnevi, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik hazinesidir. Bilgelikler bilgeliğini bulan Mevlana, dünyanın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın, herkesi Mesnevi'nin bilgeliklerini paylaşmaya çağırır. Dünyada kim Mesnevi'den ne alırsa alsın, aldığını insanlığın hazinesinden alır. Akla zenginlik, gönle derinlik kazandıran Mesnevi'den, herkese yer vardır. Çoklukta birliği, birlikte çokluğu yakalayan Mesnevi'nin yol haritası, insanlığı barışa götürecek yol haritasıdır.

*

Gönlünün derinliklerinde uzun yolculuklara çıkanlar, aklının zenginliklerine yeni açılımlar kazandırır. Hayatın ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarında, sürdürülebilir bir gelişme sağlamada, gönlün derinlikleri, aklın zenginliklerinden çok daha önemli, çok daha etkilidir. Hayatın hiçbir alanında gelişmeye karşı konulmaz, gelişme yönlendirilir. Gönlün derinliklerinin geliştirilmesi, aklın zenginliklerinin geliştirilmesinden daha büyük bir çalışma gerektirir.

*

Son yüzyıllarda bütün dünyayı bir savaş alanına dönüştüren seküler Batı, akılla gönül arasında aşılmaz duvarlar inşa etti. Aklın zenginlikleriyle gönlün derinlikleri arasındaki duvarları, Mesnevi'den başka yıkacak bir güç yoktur. Mesnevi'de akıl gönüldür, gönül akıldır, akılla gönül arasında senlik ve benlik kavgası olmaz, ikisi bir bütünün birbirinden ayrılmaz iki yüzüdür.

*

Mesnevi küresel doğruları dile getiren, küresel sorunlara küresel çözümler öneren, paylaşıldıkca zenginleşen küresel bir hazinedir.

*

Mesnevi dostları Parisli, Berlinli, Cambridgeli, Konyalı, New Yorklu, Moskovalı, Pekinli, Tokyolu olmaz, dünyalıdırlar.

*

Barış dünyasının mimarları akıl terinden önce gönül teri dökenlerdir.

*

Mesnevi bütün insanlığı sürdürülebilir küresel bir barışa çağırır.

*

Mesnevi'nin sesi bütün insanlığın sesidir.

*

Mesnevi'de kötümserlik yoktur.

*

Barış yapmak iyimserlerin işidir.

15 Aralık 2016, 16:36

DÜNYA PAZARLARINI PERGEL STRATEJİSİYLE FETHETMEK

================================================== Üretim güçsüzlüğünü yenmede girişimci insan, bilgi ve sermayeden önce gelir. Çünkü bilgi ve sermaye insanın gölgesi gibi, ne onun dışındadır,ne de ondan ayrı düşünülebilir.İşi doğru değil,doğru işi yapan girişimler ürün ve hizmetlerini Atlantik ve Pasifik okyonusuna taşıyacak stratejiler geliştirmek zorundadırlar.

*

Anadolu işletmeleri Anlantik ve Pasifik okyonuslarında kendilerine sağlam bir pazar açmadan Akdeniz ve Karadenizdeki pazarlarını koruyamazlar.Her kuruluş İstanbul'dan hem Berlin ve New York'a hem de Yeni Delhi ve Pekin'e köprü kurmak,kapı açmak zorundadır.

*

Mevlana''nın ünlü pergel benzetmesinde olduğu gibi, Anadolu''nun öncü şirketleri bir ayaklarıyla sımsıkı İstanbul''a basarak, diğer ayaklarıyla da beş kıtayı dolaşmalılar.

*

ABB, Sony ve McDonald''s gibi, dünyanın başarılı şirketleri, pergel stratejisini ustalıkla uygulayanların başında gelirler.

*

Onlar kendi ülkelerinde ayaklarını yere sağlam bastıktan sonra, bütün ülkelerle ya üretici ya da tüketici olarak ciddi bir işbirliğine girişmeye çalışıyorlar.

*

Global şirketler, kararlarını yalnızca milli parametrelere göre değil, milletlerarası parametrelere dayanarak almak zorundalar. Artık hiç bir işletmenin, kendi ülkesinin sınırları içinde kalarak, bir dünya firması olması mümkün değil. Çünkü hiç bir ülkenin kaynakları işletmelerini dünya pazarlarına taşımaya yetmez.

*

Avrupalılar Amerika''da, Amerikalılar da Uzak Asya''da şirketler kuruyor. Şirketlerin karları da Avrasya''da yeniden yatırıma dönüşüyor. Eskiden şirketler belirli bir şehirde ya da ülkede faaliyet gösterirlerdi. Şimdi bütün dünya bir şirket için işyeri haline geldi.

*

Üretim, genel bir işletme kuralı olarak, en yüksek fiyat ile en düşük maliyeti veren noktada yapılır.

*

Bir dünya firması olmak için, tasarım ve pazarlama çalışmaları müşterilerin yoğunlaştığı ülkelerde olmalı.

*

Araştırma ve geliştirme çalışmaları ise, dünyanın önde gelen üniversitelerinin yakınlarında yoğunlaşmalı.

*

Üretim de mutlaka Çin ve Hindistan gibi işgücünün büyük olduğu ülkelere kaydırılmalı.

*

Reklamcılıkta bir dünya firması olan Saathci & Saathci''nin son televizyon reklamı filmi, İngiltere''de tasarlanmış, Kanada''da filmi çekilmiş, İngiltere ile Amerika''nın ünlü stüdyolarında seslendirilmiş ve Madison Avenü''de de yayına hazır hale getirilmiş.

*

Dünyanın önde gelen 1000 şirketinin Hong Kong''da büroları vardır. Bu şirketlerin 900''ü de Çin''de ve çok sayıda fabrikaya sahiptir. Çin pazarında olmayanlar dünya pazarlarında olmazlar.

*

Dünyanın başarılı işletmeleri ürünlerini Amerika ve Avrupa''da tasarlıyor, Çin''de üretiyor, Hong Kong''dan da bütün dünyaya pazarlıyor.

*

Anadolu''nun öncü işletmeleri de pergel stratejisi izleyerek, sabit ayaklarını İstanbul''da tutup, diğer ayaklarıyla da bütün dünyayı dolaşmalılar.

17 Aralık 2016, 01:08

MEVLANA HALEPLİDİR İSTANBULLUDUR KAYSERİLİDİR

=============================================== Anadolu insanı, kimliğini oluşturan bin yıllık tarihiyle birlikte yaşar. Her Anadolu insanı bin yıl yaşamış gibi, bilgi, birikim ve bilgelikle yüklüdür. Bütün insanları sevgiye, saygıya, kardeşliğe ve kurtuluşa çağıran Mesnevi, Anadolu insanının yanında taşıdığı vatanıdır. Mesnevi dünyanın bilgelik kaynağıdır. Dünyada bilgelik kaybolsa, Asya’dan Avrupa’ya Mesnevi okuyarak giden Anadolu insanı, bilgeliği yeniden bulur.

*

Anadolu insanının tarihçisi Hammer, Mevlana ve İkbal sevdalısı Annemarie Schimmel’in vurguladığı gibi: Kıyısız bir deniz olan Mesnevi, Avrupa ve Amerika’da, Tasavvuf kültürüyle yeni boyutlar kazanan bilgeliğin, bütün dünyanın peşine düştüğü, gizemli şifresidir. Bilgeliğin zirvelerinden, Molla Cami Mevlana için, “Peygamber değildi, ancak kitabı vardı” demekten kendini alamaz. Söz konusu olan kitap ise, 26 bine yaklaşan beyitiyle Mesnevi’dir. Mesnevi adına üniversiteler açılan kitaptır.

*

“Kandan elbiseler” giyilen, gözyaşlarının yağmur olduğu dünyada, bütün ülkelerin canhıraş bir şekilde aradığı barış Mesnevi’dedir. Mevlana ister Amerikalı, ister Avrupalı, ister Asyalı, isterse Afrikalı olsun herkesi, Mesnevi’nin düşünülmeyenleri düşünenlerin, görülmeyenleri görenlerin ve bilinilmeyenleri bilenlerin, barış dünyasına çağırır. Mevlana’nın bütün insanlığa kapılarını açtığı dünya, savaşmasını değil, barışmasını bilenlerin dünyasıdır.

*

Savaş dünyası, bir insanı bir savaş alanından alır, başka bir savaş alanına taşır. Barış dünyası ise, bir insana bir gönül kazanmanın, bir savaş kazanmaktan daha önemli olduğunu anlatır. Mesnevi’de cephelerdeki savaşlardan daha çok gönüllerdeki savaşları kazanmanın incelikleri anlatılır. Bir insanın gönlünü kazanmak, bütün insanlığın gönlünü kazanmaktır. Ölümü bir “Düğün Gecesi” olarak karşılayan Mevlana, kendisinin gönüllerde yaşayacağını haber verir. Gönüllerde yaşayanlar ölmezler. Her gün, her yerde anılan Mevlana, ölümsüzlüğün zirvesine ulaşanlardandır.

*

Mevlana dünyada, her gün bir ülkeden başka bir ülkeye göçer, her gün bir gönülden başka bir gönüle konuk olur. Mesnevi Doğu’dan Batı’ya, Güney’den Kuzey’e bulanmadan ve donmadan akar. Bütün dünyada, her insanın gönlünde Mevlana, her gün yeniden doğar. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir kimse, bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar arayan Mesnevi’den usanmaz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Mesnevi okuyan Mesnevi’de kendini bulur.

*

Mevlana iki dünyanın üzerindeki örtüleri kaldırarak, iki dünyayı bütün çirkinlikleri ve güzellikleriyle insanların gözlerinin önüne serer. Mevlana’nın düşünce ve eylem dünyasında, çirkinlik arayan çirkinlik, güzellik arayan güzellik bulur. İnsan iki dünyada da neyin peşindeyse, peşinde koştuğuna hem kavuşur, hem dönüşür.

*

Mevlana ne Doğuludur ne de Batılıdır, Mevlana dünyalıdır. Mevlana iki dünyaya yabancı değildir, iki dünyada evini arar.

*

Nerede bir insan ölüyorsa Mevlana oralıdır.Mevlana Haleplidir, Mevlana İstanbulludur,Mevlana Bağdatlıdır,Mevlana Parislidir, Mevlana Kayserilidir.Mevlana ölenle ölendir.

*

Ölümümün Asyalısı,Avrupalısı,Amerikalısı yoktur.

*

Ölümsüzlüğün Doğulusu, Batılısı yoktur.

*

Ölümsüzlük Yitik Cennet'e dönüştürür.

*

Ölümsüzlüğün vatanı olmaz.

*

Mevlana ölümsüzlüğü arar.

17 Aralık 2016, 12:53

TERÖRÜN ÜSTESİNDEN SAVAŞSIZ SAVAŞLA GELMEK

=============================================== Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan terör eylemleri, İslam dünyası kadar Batı dünyasını da can evinden vuruyor. Müslüman ülkelerdeki ekonomik ve siyasal sorunların, kurşun atarak savaş alanlarında değil, oy atılan seçim sandıklarında çözülmesi, bütün dünya için hayati önem taşıyor. Demokrasi ve ekonomisi gelişmemiş İslam dünyasıyla, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş Batı dünyası arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, moderatörlük görevi Türkiye"ye düşüyor.

*

Türkiye kültürel derinliği, ekonomik zenginliği ve demokratik yönetimiyle, Avrupa ile Asya arasında bir çevre ülke olmaktan daha çok, bir merkez ülkedir. Demokratik kültürü ve ekonomik yapısıyla Türkiye, Batı ile İslam dünyası arasındaki barışın en büyük ve en güçlü güvencesidir. Türkiye"de terör olursa, hem İslam hem Batı dünyası, ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Dünyadaki bütün krizlerin kaynağı terördür. Suçsuz insanları hedef alan terör, ülkelerin birlikte savaşması gereken ortak düşmandır.

*

Dünyanın her yanında, dinine, ırkına ve yaşına bakmadan, herkesin güvenliğini tehdit ve kamu düzenini sarsan terörle savaşmak, bütün ülkelerin başta gelen görevidir. İnsan hayatına hiç önem vermeyen, kamu düzenini altüst eden terör, bütün dünyanın ana sorunudur. Terör sorununu sözle çözmek, silahla çözmekten çok daha önemli ve çok daha etkilidir. Kamu düzeninin sağlanmasında, dönüştürücü sözün ustası, aklı hem başında, hem gönlünde olan şairlerin, tartışılmaz bir sorumlulukları vardır.

*

Akıllarıyla düşünen, gönülleriyle konuşan şairler, kutup yıldızına benzerler. Nasıl kutup yıldızı, sürekli kuzeyi gösterirse, şairler de akıllarıyla kamunun, gönülleriyle de toplumun yanında yer alarak, sürekli doğru olan, yapılması gerekeni gösterirler. Onlar çağlarından sorumludurlar. Şairler düşünce ve eylemleriyle, korku ve düşman üretmezler, insanlara ümit ve güven verirler, Terör eylemlerinin üstesinden gelmenin yol haritası şairlerdedir. Şairler uzakları görür, düşünülmeyeni düşünürler.

*

Hayatın özünü edebiyatın sözüne dönüştüren şairler, bilgeliği akıldan akıla olduğu kadar gönülden gönüle de, bir meşale gibi bir kuşatan bir kuşağa taşırlar. İnsanların düşünce ve eylem dünyaları gönüllerinde gizlidir. Dönüştürücü sözün ustası şairler, insanların gönlünde gizli olanları dillerinde açığa çıkarırlar. Hayat özün söze, sözün öze dönüşmesiyle anlamlı ve yaşanır kılınır. Şairler tutum ve davranışlarıyla, insanların özgürlükleri gibi, güvenliklerinin de önemli olduğunu sürekli vurgularlar.

*

Görevleri iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek olan şairler, birbirleriyle savunulmaz olanı savunmak için değil, savunulmayanı savunmak için yarışırlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, şair olmak demek, her yerde, her şeye karşı olmak demek değildir.

*

Çağından sorumlu her şair, İbn Arabi gibi:"Doğruyu söyleyene değil,söylenen doğruya önem verir ". Doğru güzeldir,güzel doğrudur.Doğrulukta yarışmanın olmadığı toplumlarda hiçbir alanda gelişme olmaz.

*

Dünyanın bütün şairleri, insanlık tarihinin her döneminde,Yunus gibi: "Herkes doğrudur sen doğru isen,doğruluk bulunmaz sen doğru değilsen" demesini bilmişlerdir.

*

Gerçeği arayan şair, sürekli lav püskürten yanardağ gibi, sürekli düşünce üretir.

*

Gerçeğin ateşinden geçmeyen şair şair değildir.

*

Balık sudan, şair toplumdan ayrı yaşayamaz.

*

İnsanlar silahla değil şiirle değişirler.

*

Bir şiir bütün dünyayı değiştirir.

*

Bir dze savaşı durdurur

18 Aralık 2016, 08:52

DÜNYA KAN DEĞİL GÜL MEDENİYETİNİN ÖZLEMİNİ ÇEKİYOR

================================================== Soğuk Savaş''ın büyük bir hız kazandığı yıllarda, sağ ve sol çatışması, bulaşıcı bir hastalık gibi, bütün dünyaya yayıldı. Amerika ile Rusya arasındaki ekonomik, siyasal ve kültürel yarışın doruk noktasına çıktığı bir dönemde, Anadolu''nun bin yıllık tarihiyle yoğrulmuş bir nesil, Türkiye''nin geleceğini Batı''nın seküler kültüründen daha çok Doğu''nun kutsal kültüründe arıyordu. Onlar, bütün insanlığın düşünce ve eylem birikiminin, kutsal kitaplara dayandığını biliyorlardı.

*

Türkiye''yi dönüştüren kuşağın öncüleri, kutsal kitapların evrensel değerlerine sarılarak, bütün dünyaya “Bahçe biziz, gül bizdedir” diyen şairler olmuştur. Kutsal kitaplardan kaynaklanan kültürde, gül güzelliğin, zenginliğin, iyiliğin, merhametin ve sevginin evrensel simgesidir. Şairler güzelliğin simgesi gülle, güzelliği ararlar. Hayatını güzelliği aramaya adamış düşünürlerin başında “Gül Muştusu” ve “Monna Rosa”nın şairi Sezai Karakoç gelir. O hayatı yaşanır kılacak güzelliğin, şiirini yakalamış şairdir.

*

Geyve'den geçen herkesin aklına, Karakoç''un “Mona Rosa” şiirinin ilk yayınlanışındaki, ilk dizeleri gelir: “Mona Rosa siyah güller, ak güller/Geyve''nin gülleri ve beyaz yatak/Kanadı kırık kuş merhamet ister.” Karakoç yanlış yorumlara yol açmamak için, yeni baskıda Geyve''yi, gül kenti Gülce''ye dönüştürmüştür.

*

Göynük,Taraklı, Geyve, Ali Fuat Paşa, Doğançay ve Pamukova Orta Anadolu''yu Marmara ve Karadeniz''e bağlayan Sakarya vadisinde, değişik meyvaları ve gülleriyle ünlü yerleşim alanlarıdır. Göynük Ak Şeyh'iyle İstanbul'u Medine toprağı yapmıştır.Ak Şemseddin olmasaydı,Fatih'in İstanbul'u Eyüp'süz İstanbul olurdu.

*

Yedi bölgesiyle Anadolu, tarih boyunca, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu gibi, Avrupa''nın seküler kültürü ile Asya''nın kutsal kültürünün hesaplaştığı coğrafyaların odak noktasını oluşturmuştur. Anadolu, bütün güzelliklerin kendisinde dile geldiği, binbir çeşit gülün anavatanıdır. Gül yetiştirmesini bilen Anadolu, şair yetiştirmesini de bilmiştir.

*

Gül, güzelliği arayan şairlerin dünyasında, vazgeçilmez bir yer tutar. Ümmi Sinan''ın çok sevilen şiirinde olduğu gibi, Anadolu''nun her yerleşim yerinin “Asmasında gül dalları”, “Kovanında gül balları” ve “Ağacında gül halleri” vardır. Anadolu''da “Gül olanın aslı güldür” ve kutsal kültürün zirvesi “Peygamberin nesli güldür”. Gül, güzel insanların aynasıdır. Gülün güzelliği, insanların yüzüne yansır. Gönlü zengin olanların, yüzleri aydınlık olur.

*

Hayata kutsal kültürün penceresinden bakan şairler, Anadolu''nun düşünce ve eylem dünyasına yeni açılımlar kazandırmışlardır. Ümmi Sinan''ın gördüğü gibi, onların “Gülden değirmeni döner”, o değirmende gül öğütülür, değirmenin “Akar suyu döner çarkı” ve “Bendi pınarı güldür gül”.

*

Toplumsal hayatın vazgeçilmez iki alanı olan “pazar mekanizması” ve “demokratik mekanizma”, kutsal kültürün zamanla değişmeyen ilkelerini, gözardı ederlerse, “gül” medeniyetini, “kan” medeniyetine dönüştürürler.

*

Gülün rengini unutanlar, kanın rengine boyanırlar.

*

Savaşlar kan dökerek değil, gül yetiştirerek önlenir.

*

İnsanlar gül yetiştiren medeniyetin özlemini çekiyor.

*

Anadolu "Gül Medeniyeti'nin vatanıdır.

18 Aralık 2016, 17:10

SAVAŞLAR İKİ YANI DA KESKİN OLAN KILICA BENZERLER

================================================ Savaş teorisinde, en iyi bilinen ve en çok tartışılan strateji oyunu, “tutukluların ikilemi”dir. Darbe girişimiyle suçlanan iki suçsuz general, birbirlerinden habersiz tutuklanırlarsa, önlerinde dört alternatif strateji vardır.

*

1. Yargılanma sırasında suçsuz olduklarını söylemekte direnirler ve susarlarsa, ikisi de, üçer yıl ceza alacaklardır.

*

2. Birincisi suçlamayı kabul eder, ikincisini suçlar, ikincisi susarsa, birinci bir, ikinci ise, yirmi beş yılla cezalandırılacaktır.

*

3. İkincisi suçunu kabul eder, birincisini suçlar, birinci susarsa, ikinci bir, birinci ise, yirmi beş yılla cezalandırılacaktır.

*

4. Birinci ve ikinci generallerin her ikisi de, suçlarını kabul ederlerse, birlikte onar yıl ceza alacaklardır.

*

Birinci general, ikincinin ya suçu kabul edeceğini ya da susacağını biliyor, kendisi susarsa yirmi beş yıl, kabul ederse on yıl ceza alacaktır. Birinci için suçu kabul etmek, daha iyidir. İkinci, birinciyle birlikte susarsa, üç yıl, suçu kabul ederse, bir yıl ceza alacaktır. Bu yüzden, ikinci için, en uygun seçim de suçu kabul etmektir. Böylece bir yıl cezayla kurtulmuş olacaktır.

*

Farklı yerlerde sorgulanan iki general, ayrı strateji uygulayarak, kendileri için, en iyi sonucu almak isterler. Bunun için, her ikisi de, suçlamaları kabul ederler. Oysa, her ikisi de, suçlamaları kabul etmeyerek, susmakta direnselerdi, daha az ceza alacaklardı. Ancak, çoğu durumlarda, insanlar, tutuklular açmazında olduğu gibi, yalnızca kendilerini düşünürse, cezalarını üç katına çıkarırlar.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, insanlar, kurumlar, kuruluşlar ve devletler, tutukluların çıkmazında olduğu gibi, bencil davranarak kendileriyle birlikte başkalarına da zarar verirler. Genellikle işletmeler kendileri kar ederken rakiplerinin zarar etmesini isterler. Ekonomide bir kuruluşun uzun dönemde rakiplerine kötülük yapması, aslında farkında olmadan kendisine kötülük yapmasıdır.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın zenginleşmesi ve yeni boyutlar kazanması için, bütün kurum ve kuruluşların, tutukluların ikilemindeki tuzaklara düşmemeleri gerekir. Tutukluların ikileminde olduğu gibi, ekonomi ve politikada ya kazananlar ya da kaybedenler yoktur, birlikte kazananlar ve birlikte kaybedenler vardır.

*

Ekonomik alanda olduğu gibi siyasal alanda da, kazananlar kazandıranlardır. Kazanmak isteyenler, kazandırmalıdırlar.

*

Hayatın her boyutunda sevmeyenler sevilmezler, düşmanlık yapanlar, düşmanlıkla karşılaşırlar.

*

Zarar vermek isteyenler, zarar etmekten kurtulamazlar.

20 Aralık 2016, 11:08

HOMO ISAMICUSTAN ÖNCE HOMO DEMOCRATICUS OLMAK

================================================== Tunus''tan Yemen''e, Özbekistan''dan Azerbaycan''a kadar İslam dünyasında, dayatmacı yönetimlere karşı yapılan gösteriler, bütün dünyada, İslamcılık tartışmalarına büyük bir hız ve yoğunluk kazandırdı. Dünyada bir kesim, siyasal İslamın sonunun geldiğini gündeme taşırken, bir kesim de demokratik İslamın başladığını gündeme taşıyor.

*

İslam sözkonusu olduğunda, tartışılması gereken, siyasal İslamdan önce, demokratik, İslamdır. Türkiye başta olmak üzere, bütün İslam ülkelerinde ve bütün dünyada,Müslüman aydınların başta gelen, en önemli görev ve sorumlulukları,İslamın ana kaynaklarından yola çıkarak, demokratik ve ekonomik kültüre, yeni boyutlar kazandırmak, olmalıdır.

*

Nasıl bilim ve teknolojinin vatanı yoksa, demokrasi ve ekonominin de vatanı yoktur. Önemli olan küresel bilim, küresel teknoloji üretmektir. Aynı şekilde can alıcı olan, yerel demokrasi, yerel ekonomi inşa etmek değil, küresel demokrasi, küresel ekonomi inşa etmektir. Teknolojinin bilimin, ekonomi demokrasinin türevidir.

*

Odak noktasını Atina''dan daha çok Medine''nin oluşturduğu, demokratik İslam ve Müslüman demokratlar, bütün ülkelerdeki dayatmacı yönetimlerin, en büyük ve en güçlü rakipleridir. Bu yüzden, hem Doğu hem Batı dünyasında, İslamın demokrasinin olduğu kadar pazar ekonomisinin kurum ve kurallarıyla çatıştığı ileri sürülmektedir. Ancak Batı eski Batı, Doğu eski Doğu değildir.

*

Kutsal kültürün en sonda gelen, buna karşılık en başta olan, en güçlü ve en kapsayıcı halkası İslamın, devletle birlikte ekonominin yönetimine ilişkin, yüzyılların içinden süzüle süzüle bugüne kadar gelmiş, çok köklü değerleri ve ilkeleri vardır. İslamın ana kaynakları, adil bir demokratik ve sağlam bir ekonomik yapının temellerini, kusursuz bir biçimde oluşturacak zengiliktedir.

*

Geçmişte Yunan birikimini içselleştirerek ''Batı Rönesansı''nın temellerini atan İslam dünyası, Yirmi birinci yüzyılda dünya birikimini içselleştirerek, ''Doğu Rönesansı''nın temellerini atacak güçte ve zenginliktedir.

*

Kutsal kültürün hem özü, hem özeti olan İslam kültürü, güneşe benzer, dünyanın bir bölgesinde batarken, başka bir bölgesinde doğar.

*

İslam dünyasında savaş olursa, Batı dünyasında barış olmaz.

*

Seküler kültürün güneşi batar, kutsal kültürün güneşi batmaz.

*

Barışın güvencesi kutsal kültürdür.

20 Aralık 2016, 11:33

Prof.Dr.Süleyman Yalçın Necip Fazıl'ın kendisini övgüyle anlattığı

Prof.Dr.Süleyman Yalçın Necip Fazıl'ın kendisini övgüyle anlattığı özel doktoruydu.Yalçın sevdalısı olduğu Ecabat'taki Köyündeki evinde,Necip Fazıl'ın İstanbul'dan uzak kalmak zorunda olduğu bir dönemde aylarca misafir etmişti,eşi Ayla hanım her karşılaşıldığında Necip Fazıl'dan altın değerinde anılar ve o dönemde yazdığı şiirleri anlatırdı.Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Yalçın Hoca'ya Necip Fazıl ile ilgili anılarını yazmak kısmet olmadı.Öncülüğünü ve kuruculuğunu yaptığı Aydınlar Ocağı ile bir dönemin en güçlü en etkili STK'nun örneğini verdi.Kendisiyle İlim Yayma Vakfı'nın Yönetim Kurulunda Dr.Asım Taşer'in başkanlığında birlikte çalıştık.Kendisine rahmet,eşi,çocukları ve yakınalrına sabır diliyorum.

20 Aralık 2016, 21:55

YERELLEŞMEYENLER KÜRESELLEŞMEZLER

======================================= Dünyadaki gelişmeler, Türkiye''yi etkilenen ülke olmaktan daha çok etkileyen ülke olmaya zorluyor. Yirmi birinci yüzyılda Türkiye bütün kurum ve kuruluşlarıyla, açıklık içinde yeniden yapılanmalıdır. İster özel, ister kamu ve isterse gönüllü olsun, her kurum ve kuruluş, yerel vizyonunu, küresel vizyona dönüştürmelidir. Kurum ve kuruluşlar, ürettikleri ürün, hizmet ve bilgilerle, dünyanın her ülkesine vizesiz gitmesini öğrenmelidirler.

*

Ülkelerin perdelerinin açıldığı bir dünyada, her kurum ve kuruluşun, dünyayı vizesiz dolaşabilmesi, yerelleşerek küreselleşmesine, küreselleşerek yerelleşmesine bağlıdır. Hiçbir kurum ve kuruluş, yerelleşmeden küreselleşmediği gibi, küreselleşmeden de yerelleşemez. Küreselleşme gibi, yerelleşme de gelen ve geçen değil, sürekli ve kalıcı bir süreçtir. Hem küreselleşmenin, hem de yerelleşmenin geri dönüşü yoktur.

*

Küreselleşme ve yerelleşme, büyük ülkelerin desteklediği bir siyasal akım değildir. Dünyadaki güçlü ülkelerin küreselleşme ve yerelleşmeye karşı ya da taraftar olmaları, yerelleşerek küreselleşme, küreselleşerek yerelleşme sürecini tersine çeviremez. Her kurum ve kuruluş yerel özelliklerini koruyabilmek için küreselleşmeli, küresel özellikler kazanabilmek için de, yerelleşmelidir. Yerellik ve küresellik, birbirini tamamlayan bir bütündür.

*

Yerelleşmek küreselleşmeyi, küreselleşmek yerelleşmeyi önlemediği için, hangi ülkede olursa olsun, her kurum ve kuruluş, dünyanın en büyük, hem yerel, hem de küresel kuruluşu olabilir. Dünya ölçeğinde örgütlenen kurum ve kuruluşlarda, rekabet üstünlüğü, her ülkenin kültürüne saygılı ürün, hizmet ve bilgi üreten işletmelerle kazanılır. Hiçbir kuruluş, Müslüman mahallesinde domuz, Budist mahallesinde inek eti satamaz.

*

Küreselleşmek dünyanın Batılılaşması demek olmadığı gibi, yerelleşmek de dünyanın Doğululaşması demek değildir. Ülkelerde perdelerin açılmasıyla, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkeler bir yandan Doğululaşırken, bir yandan da Batılılaşıyorlar. Küreselleşme ve yerelleşme süreçleri, her ülkeyi, uzun soluklu ve yarışı kazananların sürekli değiştiği, bir yarış alanına taşıyorlar.

*

Dünya ölçeğinde her gün tekrarlanan yarışta, hiçbir ülkenin, hiçbir kurumun ve hiçbir kuruluşun ne önceliği, ne de üstünlüğü var. Dünyadaki yarışta, ülkelerin en güçlü ve en etkili silahları, orduları değil, kültürleridir. Kültürlerin gücü de, hem dikey, hem yatay derinliklerinden kaynaklanır.

*

Kültürlerin dikey derinlikleri, yerel zenginliklerini, yatay derinlikleri de, küresel zenginliklerini yansıtırlar. Her kültür derinleşmek için yerelleşmeli, zenginleşmek için de küreselleşmelidir.

*

Yerelleşmeyen kültür yoksul, küreselleşmeyen kültür de güçsüz olur.

*

Yerelleşen küreselleşir, küreselleşen yerelleşir.

22 Aralık 2016, 11:02

ORTADOĞU'DA KAYBOLAN KUTSAL HUKUKU YENİDEN BULMAK

==================================================== İnsanlığın ekonomik, siyasal ve kültürel tarihi çalkantılarla doludur. İnsanlık tarihinde, büyük göç ve kayıplara yol açan savaşlar, iyiliklerle kötülüklerin, doğrularla yanlışların bir arada bulunmasından kaynaklanır. Hayatın her boyutunda, her iyiliğin karşısında bir kötülük, her doğruluğun karşısında bir yanlışlık vardır. Ölümlü hayat ölümsüz hayatın, çok boyutlu sofrasıdır. Hukuk hayatın büyük ve zengin sofrasında, bütün insanlığa geniş yer açar.

*

İnsanlığın geçmişten geleceğe uzanan hayat sofrasında, doğru olanlar iyidir, iyi olanlar doğrudur. Bütün insanlar birbirleriyle doğrulukta, iyilikte doğru, yanlışlıkta, kötülükte ters orantılı bir yarışa girmezlerse, hayatın hiçbir alanında zenginleşme olmaz. Ülkelerin doğrulukları ve iyilikleri özendirmede, yanlışlıkları ve kötülükleri önlemede, en büyük güvenceleri, ulusal ve Uluslar arası alanlarıyla hukuktur. Hukuk koşu bittikten sonra da devam eden uzun soluklu bir koşudur.

*

İnsanlık tarihinde, hukukun görevi, doğruyu aramaktır. Hukukun üstünlüğü, doğruyu aramasından kaynaklanır. Hukuk için, dünyanın her yerinde hukuk kurumları, suçları cezalandırmaktan önce suçları önlemeye odaklanır. Hukukta kişiselleşme değil, kurumsallaşma önemlidir. Hukukta doğrular kişilerden önce gelir, doğruların üstünde doğru yoktur. Her zaman geçerli olan doğru, doğruların üstünlüğüdür.

*

Devletin olduğu yerde hukuk, hukukun olduğu yerde devlet olur. Hukuk milletin güvencesi, devletin vicdanıdır. Bu yüzden, Anadolu'da “Hukuk karşısında insanın boynu kıldan icncedir” denilir. İki dünya medeniyeti olan İslam'da, hukuk denilince akla, dört büyük mezhebin kurucuları olan, hukuk biliminin öncüleri akla gelir. Onlar hukuku, temel hakların, vazgeçilmez özgürlüklerin, kaçınılmaz sorumlulukların örtüştüğü, fizik ve metafizik boyutlarıyla, geniş bir alan olarak görürler.

*

Hukukta ana kaynaklarda, sınırları belirtilmeyen alanların, sınırlarını belirlemede, doğru düşünen ve doğruyu arayanların oluşturduğu ortak görüşlerin büyük bir önemi vardır. İnsanlık tarihi boyunca, açıkca gözlendiği gibi, toplumların çoğunluğu yanlışta birleşmez. Dünyanın her yerinde çoğunluk, doğru olanı tanımlamada güçlük çeker, ancak doğruyu tanımada güçlük çekmez. Doğru güneş gibidir, yanlışla ışığı söndürülmez.

*

Hukukun önüde gelen ana sorumluluğu, suçlu aramaktan daha çok, suça yol açan kaynakları kurutmaktır. Nasıl güvenliğin değeri parayla ölçülmezse, hukukun değeri de parayla ölçülmez. Ancak ekonomik hayatın her alanındaki, gelişmenin kaynağında da hukuk ve güvenlik vardır. Hukuk güvenliğin, güvenlik gelişmenin sürükleyici gücüdür.

*

Dünyada savaşların önüne, sorunlarıyla hukuk peşinde koşanlarla değil, hukuklarıyla çözüm üretenlerle geçilir.

*

Hukuk adil devletin elinde, her kapıyı açan altın anahtardır.

*

Dünyada hukuk kaybolsa Ortadoğu'da yeniden bulunur.

*

Ortadoğu kutsal hukukun anavatanıdır.

*

Hukukun sesi vicdanın sesidir.

*

Hukuk toplumun gözüdür.

22 Aralık 2016, 11:11

Kapitalistler,Komünistler,Karl Marx'ta,Adam Smith'te

Kapitalistler,Komünistler,Karl Marx'ta,Adam Smith'te arayıp da bulamadıkları ne varsa,aradıklarının hepsini İbn Haldun'da eksiksiz olarak bulurlar.Geleceğin barış dünyasını bir elinde MESNEVİ,bir elinde MUKADDİME olanlar,inşa edecektir.Birinde iç birinde dış dünyayı inşa etmenin yol haritası vardır.

22 Aralık 2016, 16:30

İyiliklerle kötülükler arasındaki sınırlar hukukla çizilir.Hiçbir iyilik ödülsüz

İyiliklerle kötülükler arasındaki sınırlar hukukla çizilir.Hiçbir iyilik ödülsüz hiçbir kötülük cezasız kalmaz.İnsanlığın geleceği iyilikleri özendiren kötülükleri önleyenlerle inşa edilir.İyilikleri özendirmede,kötülükleri önlemede yarışmanın olmadığı toplumlarda hiçbir alanda gelişme olmaz.

22 Aralık 2016, 20:15

DÜNYA BARIŞI İÇİN DOĞU VE BATI ENDÜLÜS'TE BULUŞMALIDIR

===================================================== Avrupa'nın yirmibeş ülkesi arasında sınırların ortadan kaldırılarak, ortak para birimine geçilmesi, Endülüs ve Osmanlı döneminde olduğu gibi, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudileri, insanlığın yitirdiği bilgi ve hikmet hazinelerini yeniden bulmak için, birlikte çalışmaya zorluyor. Nüfusu az ve ekonomik gücü büyük Avrupa ülkeleri, nüfusu çok ve ekonomik gücü zayıf Asya ülkeleriyle işbirliği yapmadan, varlıklarını koruyacak entellektüel zenginliğe ulaşamazlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda İslam ve Batı dünyası, Endülüs ve Osmanlı'da en güzel örnekleri verilen, üç büyük peygamberin izleyicilerinin gerçekleştirdiği, çokkültürlü ekonomik ve siyasal yapıyı bugüne taşıyarak, bütün dünyanın yararlanacağı bir model ortaya koymalıdır. Endülüs'te geliştirilen bilgi ve hikmet hazineleri, Avrupa Rönesansı'nın en büyük ve en önemli kaynaklarından biri olmuştur. Avrupalılar tarihin en kapsamlı kaynak transferlerinden birini, Endülüs'ten yapmışlardır.

*

Mısır, Mezopotamya, Yunan, Roma, İslam ve Batı kültürleri, insanlığın bilgi ve hikmet birikiminin ana kaynağı, büyük peygamberlere verilen "Kutsal Kitaplar"dır. Sezai Karakoç'un "Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi" isimli üç ciltlik kitabında vurguladığı gibi: "Medeniyet temelde tektir." Bu bağlamda, çağlar içinden süzüle süzüle bugüne kadar gelen, bütün insanlığın ekonomik, siyasal ve kültürel birikimi, kutsal kitaplarda anlatılan "Yitik Cennet"i bulma gayretidir.

*

Asya ile Avrupa arasında ilk insandan bugüne sürekli bilgi, hizmet ve ürün alışverişi olmuştur. Asya kutsal, Avrupa mitolojik kültürün vatanıdır. Kültürün metafizik boyutunu Asya, fizik boyutunu da Avrupa simgeler. Asya ve Avrupa'nın olduğu kadar bütün dünyanın geleceği, normatif ile kutsal kültür arasında, birbirini dışlamadan, güçlü olduğu kadar da sağlıklı bir ortaklık kurulmasına bağlıdır. Bunun için de, yeniden Asya ile Avrupa'nın Endülüs'te el ele vermesi gerekir.

*

Endülüs'te İbrahim Peygamber ortak paydasında buluşan üç peygamberin bağlıları, normatif ve pozitif alanda, geçmişte eşi ve benzeri görülmedik düşünce ve eylem zenginliği ortaya koydular. Onlara felsefe, bilim ve sanatta yol ve yön gösteren kutup yıldızları, kutsal kitaplardı. Endülüs insanlığın düşünce ve eylem birikiminin Avrupa'ya aktarılma merkezi oldu.

*

Dünyanın yaşanır kılınabilmesi için, yalnızca İspanya'da değil, bütün Asya ve Avrupa ülkelerinde yeni "Endülüs"ler oluşturulmalıdır.

22 Aralık 2016, 20:29

Batı'ya Karşı Glokal Endülüs ve Osmanlı Modeli

Batı'ya Karşı Glokal Endülüs ve Osmanlı Modeli =============================================== Dünyanın en zengin hammadde kaynaklarına sahip "Rus İmparatorluğu"nun bir iç ya da dış saldırıya uğramadan dağılıp gitmesi, Soğuk Savaş döneminin ekonomik, siyasal ve kültürel dengeleriyle birlikte değerlerini de altüst etti.

*

Ekonomik güç savaşında Amerika karşısında Rusya'nın büyük bir yenilgiye uğrayarak, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinin özgürlüklerine kavuşması, ulus devletler arasındaki siyasi sınırların aşılmaz duvarlar olmadığını gösterdi.

*

Doksanlı yılların başındaki gelişmeler, ülkeler arasındaki bilgi, sermaye ve teknoloji alışverişini geçmişte benzeri görülmedik bir biçimde hız ve yoğunluk kazandırdı.

*

Soğuk Savaş döneminin putları nasıl yıkıldıysa, ülkeleri birbirinden ayıran değerler de öyle yıkıldı. Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki sınırlar gibi, bütün ülkeler arasındaki farklar da önemini yitirdi.

*

Doksanlı yıllardaki gelişmelerle bir dönem kapandı, yeni bir dönem başladı. Bütün dünya "Sanayi Devrimi" gibi, yeni bir "Devrim"le karşı karşıya geldi.

*

Yeni devrimin adı: "Globalleşme"dir. Globalleşme, genellikle New York Times'ın dış politika yazarı Thomas Friedman'ın anladığı gibi, rakipsiz kalan Amerikan kültürünün bütün dünyayı işgali olarak anlaşılıyor.

*

Globalleşmeyle "Hollywood" kültürü bütün dünyayı pasaportsuz dolaşma hakkı elde etti.Ancak Hindistan'da,Brezilya'da,Mısır'da ve Türkiye'de de Hollwood dizilerini aratmayan dizilerin yapıldığı Yeni Hollwood'lar ortaya çıktı.

*

Globalleşme bütün ülkeleri, bütün toplumları, farklı, hatta zıt kültürlerle bir arada yaşamaya zorluyor. Globalleşen dünyada, kültürler birbirlerine artık saygı göstermeye mecbur.

*

Globalleşme güçlü kültürleri yeryüzü ölçüsünde yaygınlaştırırken, farklı kültürlerin de varlıklarını koruyabilmesinin yollarını genişletiyor. Bir arada yaşamak için gerekli hukuki ve siyasi yapıları zenginleştirerek, daha sağlam bir zemine oturmasını kolaylaştırıyor. Bir arada yaşamanın hukuku ve siyasi modeli oluşuyor.

*

Globalleşmenin ve globalleşmenin hukuki ve kültürel altyapısı söz konusu olduğunda, bütün dünyanın geçmişte iki büyük Avrupa devleti olan Endülüs ve Osmanlı'dan öğreneceği çok önemli evrensel hukuk ve ahlak ilkeleri var.

*

Endülüs ve Osmanlı bugün gerçekten "Post-global" diyebileceğimiz bir yönetim sergilemişler. Onlar hiçbir topluluğu inançlarından dolayı aşağılamadıkları gibi, hiçbir kesimi de inançlarını değiştirmeleri için zorlamamışlar.

*

İspanyolların Latin Amerika'da yaptıklarını Araplar İspanya'da, Türkler Balkanlar'da yapsalardı, İspanya Araplaşır, Balkan ülkeleri de Türkleşirdi.

*

Onların uzun ömürlü olmaları, ordularının vurucu gücünden değil, adalet terazilerinin kusursuzluğundan kaynaklanıyordu.

24 Aralık 2016, 08:56

OLDUĞUN GİBİ GÖRÜNMEK GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OLMAK

================================================== Yirmi birinci yüzyıl, bütün dünyada, herkesin birbirini, güvenlik kameralarında izlediği, televizyon ekranlarında gördüğü bir yüzyıldır. Yuvarlak küre dünya, gece ve gündüz farkının olduğu, gece kimsenin kimseyi görmediği bir dünyaydı. Düz, kare dünya, gece ve gündüz farkının olmadığı, herkesin herkesi gördüğü bir dünyadır. Kare dünyanın şehirlerinde, ışıklar gece ve gündüz hiç söndürülmez. Kare dünya karanlığı ve gizliliği olmayan bir dünyadır.

*

Küre dünyada ışıkların sönmesi gündüzün de geceye dönüşmesi, büyük bir korku kaynağıydı. New York''ta yetmişli yılların sonlarında, bir elektrik santraline yıldırım düşmesiyle, bütün bir şehir, büyük bir karanlığa gömülmüştü. New York yıllarından beri ilk defa ışıkların sönmesiyle karşılaşmıştı. Küre dünyanın bir günlük karanlığı, dünyada pek çok ülkeden daha büyük olan New York''ta dehşet verici bir yağmalama ve hırsızlık eylemlerine yol açtı.

*

Bütün dünyanın gündeminde olan kare dünyayı, ülkeler bir fırsat olarak gördükleri gibi, bir tehdit olarak da görebilir. Ancak hiçbir ülke, kare dünyayı görmezlikten gelemez. Her ülke kare dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak için, yeni bir döneme girmek, yeni hayata uyanmak zorundadır. Kare dünyada geceler ne kadar karanlık olursa, onları aydınlatacak olan yıldızlar da o kadar parlak olurlar. Oluşan dünyada kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, herkes yaşadığı hayatın hesabını verecektir.

*

Yeni dünya, bütün duvarların, bütün kapıların ve bütün çatıların kaldırıldığı, kare bir bilgisayar ekranında, bütün ülkelerin buluştuğu, küresel açık bir pazardır. Bu pazarda küre dünyanın ürünleri, hizmetleri ve bilgileri satılır. Pazarın en önemli, en güçlü ve en az kazançlı sermayesi tek yüzlü olmak, iki yüzlülükten kaçınmaktır. Herkes, Mesnevi''de Mevlana''nın vurguladığı, gibi: ''Göründüğü gibi olmalı, olduğu gibi görünmelidir.''

*

Kare dünyada yalancının mumu yatsıya kadar yanmaz, karanlık basar basmaz söner. Camdan dünyada, kimse kimseye yüzüne karşı söyleyemeyeceği bir sözü, kapalı kapılar arkasında söyleyemez. Çünkü kare dünyada kapalı kapı yoktur, bütün kapılar açıktır. Açık kapalı dünyada, herkes derin ve zengin Anadolu''nun, '' kırk kere düşün bir kere konuş'' ilkesine özen göstermeli ve dört elle sarılmalıdır. Kim nerede ne yapmışsa, önünde ya da sonunda karşısına çıkar.

*

Gece gündüz farkının ortadan kalkması, işi, yaşı ve mesleği ne olursa olsun, kare dünyada yaşayan herkesi, hem dürüst olmaya, hem de alnın teri, gözünün nuru ve elinin emeğiyle yaşamaya zorluyor. Örtüsüz dünyada insanın, paranın ve bilginin işsiz ve işlevsiz kalması, hoş görülmez ve iyi karşılanmaz.

*

İyi değerlendirilirse, her insan dünyayı değiştirecek bir güçtür. İnsanın iki büyük erdemi vardır: Doğruluk ve iyilik. Ancak doğruluk hep iyi, iyilik hep doğru olmalıdır. Önemli olan iyiliği doğru yapmak değil, doğru iyiliği yapmaktır.

*

Gücünün sınırlarını bilmeyenler, güçlerinin altında kalmaktan kendilerini kurtaramazlar.

*

Güçlü nerede durulması gerektiğini bilir.

*

Kare dünyada hiçbir şey gizlenmez.

24 Aralık 2016, 22:40

SARHOŞ GEMİ ÇİLE RIMBAUD NECİP FAZIL İKİ ŞİİR İKİ ŞAİR

================================================== Hem hayat, hem edebiyat bir bütündür. Hayat edebiyattan, edebiyat hayattan ayrılmaz. Edebiyatta olan hayata, hayatta olan edebiyata yansır. Dünya edebiyatında Necip Fazıl ve Rimbaud içine düştükleri entelektüel krizleri, şiirlerine yansıtan usta şairlerdir. Necip Fazıl''ın Çile''si ve Rimbaud''nun Sarhoş Gemi''si, yaşadıkları entelektüel krizlerin şiirlerindeki izdüşümleridir.

*

Çile ve Sarhoş Gemi, gerçek öteki hayattır, öteki hayat gerçektir, diyen iki şairin, mutlak gerçeği aramalarının, hayatı bütün boyutlarıyla kucaklayan öyküsüdür. Onların şiirleri, metafizik sancı çeken, entelektüel kriz yaşayan şairlerin şiirleridir. Onlar fizik dünyayla kuşatılmış, Avrupa yüzyıllarının, metafizik dünyaya kaplı perdelerini açtılar. Gördükleri dünya, birini meydanlardan çekilmeye, birini meydanlar atılmaya zorladı.

*

Rimbaud, ''Yeter, yeter, ağladıklarım; artık doymuşum /Fecre, aya güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz, / Aşkın dolmuş içime, sarhoşum; / Yarılsın artık bu tekne, alsın deniz'' diyerek, ''Meryem''in nurlu topuklarından, kudurmuş denizlerin imana gelmesini'' beklemez. Bu yüzden, denizi görmeden Sarhoş Gemi''yi yazan Rimbaud, en verimli döneminde şiiri bırakır, hayat öyküsü olan ''Cehennem''de Bir Mevsim''i yazar ve kendini Mısır''a atar.

*

Necip Fazıl yaşadığı entelektüel krizi, ''Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam, / Gezdirsin boşluğu ense kökünde! / Ve uçtu tepemdem birdenbire dam; / Gök devrildi, künde üstüne künde…'' mısralarıyla şiirleştirir. Kriz sonrası bulduğu dünyayı, ''Nizam köpürüyor, med vakti deniz; / Nizam köpürüyor ta çenemde su, / Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; / Suda ezel fikri, ebed duygusu.'' mısralarıyla anlatır. Artık biricik meselesi, ''Sonsuza varmaktır''.

*

Necip Fazıl Çile''nin şairidir. Necip Fazıl''ın düşünce ve eylemi, ''Çile öncesi'' ve ''Çile sonrası'' olmak üzere iki döneme ayrılır. Çile öncesini ''Kaldırımlar'', Çile sonrasını ''Sakarya Türküsü'' şiirleri özetler. Çile sonrasında Necip Fazıl, yalnızca şiirleriyle değil, oyunları, konferansları, tarih ve düşünce kitaplarıyla da, meydanlara çıkmış, Türkiye''nin geleceğini Washington ve Moskova''da değil, İstanbul''da aramıştır.

*

Necip Fazıl fizik dünyadan yola çıkarak, metafizik dünyanın kapılarını açar. ''Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; / Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur, / İçiçe mimari, içiçe benlik; / Bildim seni ey Râb bilinmez meşhur,'' mısralarıyla, hayatın ölümü içinde taşıdığı gibi, fiziğin metafiziği içinde taşıdığını çarpıcı bir dille anlatır. O ''ya fizik ya metafizik değil, hem fizik hem metafizik'' demeyi hiç unutmaz.

*

Necip Fazıl şiirle, ''özeldeki geneli, geneldeki özeli'', en yalın, en etkili ve en güzel biçimde vurgular.

*

Hayatın şiirini yakalayanlar kurtuluşa ererler.

*

Şiirin yolu kalabalıkların yolu değildir.

*

Şiir iman için bilinir. .

25 Aralık 2016, 11:50

Ammar Çelik'ten Mavera,Diriliş,Edebiyat başta olmak

Ammar Çelik'ten Mavera,Diriliş,Edebiyat başta olmak üzere bir dönemin kültür ve edebiyat dergileriyle ilgili ayrıntılı bir inceleme.Prof.Ahmet Cihan ve Doç.Ömer Say'ın "MAVERA "araştırması,Rasim Özdenören ve Nazif Gürdoğan ile yapılmış uzun söyleşiler içeriden bilgiler veriyor.Ammar'dan Medeniyet Üniversitesi'nin araştırmasıyla ilgili bir uzun bir eleştiri ve tanıtım çalışması bekleniyor.

25 Aralık 2016, 12:48

MAVERA DERGİSİNİN KURUCUSU DEĞİL KURUCULARI VARDIR

===================================================== Anadolu insanı yirminci yüzyılda, büyük bir kültürel çoraklaşma sürecinden geçti. Avrupa ülkeleri karşısında ekonomik üstünlüğünü yitiren Türkiye, üretim gücünü büyütmenin çaresini, mağlupların galipleri taklit etmesinde aradı. Batı ve Doğu dünyası arasındaki değer çatışması, Türk toplumunun hem kültürel dokusunda, hem de ekonomik yapısında, onulmaz yaralar açtı. Anadolu insanı her alanda, büyük bir üretim güçsüzlüğüne düştü.

*

Mavera dergisi, Türkiye''de devletin estirdiği kültürel yabancılaşma fırtınasına karşı duran sanatçıların toplandığı, bir döşünce platformu oluşturdu. Mavera, yüzyılların birikimi olan zengin kültürüyle, bağları koparılan Anadolu insanının, kültür ve sanat dünyasına, yeni bir renk ve tat kazandırdı. Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Bahri Zengin, Alaeddin Özdenören ve ben Mavera''nın kurucuları arasında yer aldık.

*

Mavera dergisinin kurucusu değil, kurucuları, girişimcisi değil, girişimcileri, öncüsü deği, öncüleri, şairi değil, şairleri vardır. Anadolu insanının düşünce dünyasında yedi sayısı önemli bir yer tutar, yeti isim kolay ezberlenir, birbirine karıştırılmaz ve çabuk unutulmaz. Bu yüzden, Zarifoğlu''nun ''Yedi Güzel Adam''ı, Mavera''nın kurucularını çağrıştırdığı için, Mavera''yı sevenler tarafından benimsendi ve kuruculara ''Mavera''nın Yedi Güzel Adamı'' denildi.

*

Nerede Mavera sözkonusu olursa, yedi kurucusunun adı akla gelir, hepsi birlikte konuşulur. Ne zaman birinin ismi anılırsa, yedisinin ismi de tek tek anılır. Mavera bir edebiyat dergisi olarak kuruldu. Ancak sayfalarında, hikayeden şiire, gezi yazılarından düşünce yazılarına, sinemadan televizyona ve teknolojinin etkilerinden çevre sorunlarına kadar her alana yer verdi. Kısa zamanda, bütün dünyadan okuyucuları ve yazarları olan, küresel bir düşünce ve eylem dergisine dönüştü.

*

Düşüncede eylemi, eylemde düşünceyi görmek ve iki dünyayı bütüncü bir gözle bakmak, Mavera kurucularının ana misyonunu oluşturdu. Mavera''nın dört kurucusu, dört güzel şairi, şiirden hiç kopmadan, sendikadan siyasete, hayatın her alanıyla ilgilendiler. Onlar Sezai Karakoç''un yazılarında sürekli vurguladığı gibi, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağının bilincindeydiler ve edebiyatı medeniyet için bildiler.

*

Mavera''nın kurucuları ve çevresinde toplanan aydınlar, Türkiye''nin ve dünyanın geleceğini Moskova ve Washington''da değil, Kudüs''te aradılar. Kudüs iki dünyanın medeniyet başkentidir. Gelecek yıllarda, dünyanın Atinalaşması değil, Kudüsleşmesi tartışılacaktır. İnsanlığın geleceği, Batı''nın fizik dünya odaklı değerlerinden önce, Doğu''nun metafizik dünya odaklı değerlerinde aranacaktır.

*

Yirmibirinci yüzyılda dünya, edebiyatla ya kutsal kültürün zenginliklerini yeniden keşfedecek, ya da seküler kültürün nükleer silahlarıyla yok olup gidecek.

*

Edebiyatın kutup yıldızları, Mavera''ya dönük iki dünya medeniyetinin kilometre taşlarıdır.

*

Seküler kültür tek dünya, kutsal kültür iki dünya medeniyetidir.

*

Edebiyat iki dünya medeniyetinin şiirini yakalamaktır.

*

Mavera iki dünyayı kucaklayanların şiiridir.

27 Aralık 2016, 09:10

GİZLİ ÖRGÜTLERİN GİZLİ DÜNYASI HERKESE ZARAR VERİR

================================================== Gizli örgütler denilince bütün dünyada akla hemen Masonlar gelir. Ancak onlar Türkiye''deki gibi, ana ülkeleri olan 'Amerika'da mabetlerini gizlemezler. Orta ölçekli bütün Amerikan şehirlerinin girişlerinde, Rotary, Lions ve Mason derneklerinin adresleri toplu olarak verilir.

*

Türkiye'de de Masonlar Tünel "Nur-u Ziya" sokaktaki localarını herkese açarak,gizliliğin olmadığı bir dünyaya ayak uydurmaya çalışıyor.Yeni dünyada açıklık en büyük,en etkili güçtür.Artık her her kurum ve kuruluş açık olmak zorundadır.

*

Bütün Batı ülkelerinde olduğu gibi, demokratik ülkelerde dini ya da din dışı sivil toplum örgütleri kurulabilir. Aynı toplumda yaşayanlar, istedikleri örgüte üye olurlar, istemediklerine de olmazlar.

*

Bütün dünyada, belirli amaçlar doğrultusunda birleşen ve amaçlarını gerçekleştirmek için, siyasi kurum ve kuruluşları etkilemeye çalışan baskı grupları vardır.

*

Söz konusu örgütler arasında en ilginç olanların başında Masonlar gelir. Özellikle Amerika''da onlar mabetlerini gizlemeseler de, aslında çalışmaları ve üyeleri gizli bir örgüttür.

*

Masonların esrarengiz gizli dünyalarına ilişkin, İngiltere''de çok sayıda kitap yayınlanmıştır. Bu biraz da İngiltere''nin onların anavatanı olmasından kaynaklanır.

*

Gizli, ürpertici, kafataslı, kılıçlı ve kanlı törenleriyle, Masonlar, pek çok ülkede ilgi ve merak kaynağı olmaya devam ediyorlar. Gizliliğin olduğu yerde gizem vardır.

*

Tarihin her döneminde hırslı insanlar, toplumda sivrilmek, maddi ve manevi güç kazanmak için gizli örgütler kurmuşlardır.Gizli örgütler bütün insanlığa ağır dedeller ödetmişlerdir.

*

Korkulu yemin törenleri, yemine gösterilmesi gereken sadakat ve ihanete verilen ceza, gizli örgütlerin bağlayıcı unsurlarını oluşturur. Güçleri gizlilikten gelir.

*

Gizli örgütlerde sırların gizli kalması, çoğu kez ihanete verilecek cezadaki kararlılığa dayanır.Gizli örgüt demek şiddet demektir. Kan demektir,göz yaşı demektir.

*

Gizli örgütler, ayakta kalabilmek için, büyük dinlerin getirdiği dini ve ahlaki ilkelere bağlanma zorunluğu duyarlar. Bu yüzden de, Masonlar, bütün dinleri kuşatan bir din olduklarını iddia ederler.

*

Kimileri Masonluğa bir din olarak bağlanır, kimileri ise, maddi menfaat sağlayan bir örgüt olarak görür. Bir çoğu da bu iki yaklaşımı birleştirerek benimser.

*

Masonluğun simgesi, bir doların üzerinde de yer alan, "Her Şeyi Gören Göz"le birlikte bir piramittir.Ameriklı İktisatcı Lester Throw Servet Yaratmak kitabına,dolarda simgeleri anlarak başlar.

*

Türkiye''deki Masonlara ilişkin en önemli araştırmaların başında İlhami Soysal''ın "Masonlar ve Masonluk" isimli kitabı gelir. Türkiye'deki gelşmeleri anlamada aydınlatıcı bir kataptır.

*

Masonların, Türkiye''de ve dünyada kuşkuyla karşılanmaları gizliliklerinden kaynaklanır. Gizli toplantılarda alınan kararların, toplumun yararına olacağına kimse inanmaz. *. Şeffaf olmayan örgütler, istemeseler bile, bir zaman sonra, cinayet, terör ve ihtilallerle uğraşan kuruluşlar haline gelirler.Türkiye gizli örgütlenmelerin ağır bedelini ödemeye devam etmektedir.

*

Türkiye''deki bütün kurum ve kuruluşların en önemli sorunu açıklık içinde sürekil yeniden yapılanmaktır.Yenilenler yenilmezler.

*

Açık olmasını bilmeyenler, dayatmacı olmaktan kurtulamazlar.

*

Dünyada en büyük güç kaynağı açıklıktır.

*

Açık yaradan kimse ölmez.

28 Aralık 2016, 12:08

ÖĞRENENLER ÜRETİRLER ÜRETENLER ÖĞRENİRLER

============================================== Üretimde verimliliklerini sürekli artıran kuruluşlar, birlikte öğrenmenin gücünden yararlanmasını bilen kuruluşlardır. Kuruluşlarda birlikte öğrenilen her şey, bir noktaya benzer. Çalışanların biriktirdikleri noktalar ne kadar çoksa, ortaya çıkardıkları resimler gibi, ürettikleri ürünler de o kadar kusursuz olur.

*

Peter Senge''nin “Beşinci Disiplin”inin “öğrenen kuruluş” yasaları, “üreten kuruluş”lar için de geçerlidir.

*

1• “Bugünün problemleri dünün çözümlerinden kaynaklanır.” Dünya sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçti. Bilgi toplumunun problemleri, sanayi toplumunun yöntemleriyle çözülemez.

*

2• “Ne kadar sıkı yüklenirseniz, sistem de o sıkılıkta geriye itecektir.” Kuruluşlar da, Fizik''teki “etki ve tepki” yasasına uyarlar. Hiçbir yerde “zorla güzellik” olmaz.

*

3• “Bir davranış kötü sonuçlardan önce iyi sonuçlar oluşturur”. Kuruluşlarda kısa vadeli çözümlerin yararları, uzun dönemde ortaya çıkacak zararların yanında çok küçük kalır.

*

4• “Bir sorundan kolay çıkış normal olarak o soruna tekrar geri götürür”. Kuruluşlarda kolay çözümlerin faturası, çoğu zaman çok daha pahalıya patlar.

*

5• “Tedavi hastalıktan kötü olabilir”. Kuruluşlarda bazı sorunlara katlanmayanlar, çözüm adına daha büyük bedel ödemek zorunda kalırlar.

*

6• “Daha hızlı daha yavaştır”. Aşırı hız, trafikte nasıl kazalara yol açarsa, kuruluşlarda da büyük zararlara yol açar. Bunun için, Anadolu''da “acele giden ecele gider” denilir.

*

8• “Neden ve sonuç zaman ve mekanda birbiriyle yakından ilintili değildir”. Kuruluşlarda bazan “ateş alan yerden duman çıkmaz”. Duman olan yerde, her zaman ateş olmaz.

*

9• “Küçük değişiklikler, büyük sonuçlar üretebilir, ancak en yüksek kaldıraç gücüne sahip olanlar, çoğu defa en az göze görünür olanlardır. Bütün kuruluşlarda, melekler ve şeytanlar, beklenmedik yerlerde bulunurlar.

*

10• “Hem pastanız olur, hem de onu yiyebilirsiniz, ancak aynı anda değil”. Kuruluşlarda doğrusal mantık kadar paradoksal mantık da geçerlidir. Üreten kuruluşlar, ya şiş ya kebab dedikleri gibi, hem şiş hem kebab demesini de bilirler.

*

12• “Bir fili ikiye bölmekle iki küçük fil elde edilmez”. Her kuruluşta işletme fonksiyonları bir bütündür, bölünerek çoğaltılamadıkları gibi, azaltılamazlar da.

*

13• “Sorumlulukları başkalarına yükleme diye bir şey yoktur. Üretmesini bilen kuruluşlar, başarısızlıklarının kaynaklarını dışarıda başkalarında değil, içeride kendilerinde ararlar.

*

Anadolu insanının kültüründe Senge''nin yasalarını anlatan onlarca atasözü ve deyim vardır. İnsanlığın düşünce ve eylem tarihinde, söylenmemiş bir söz ve bilinmeyen bir yasa yoktur. Üreten kuruluş olmada da, çoğu defa Batı''da söylenenler, Doğu''da söylenenlerin yeni kavramlarla tekrarlanmasıdır.

*

İnsanlığın düşünce ve eylem birikimi ortaktır, hiçbir ülkenin tekelinde değildir. Onu bütün boyutlarıyla öğrenenler, ondan en çok yararlanırlar.

*

Kuruluşlar ne kadar öğrenirlerse, o kadar üretirler.

*

Üreten kuruluşlar öğrenen kuruluşlardır.

28 Aralık 2016, 12:17

KALİTE PASAPORT TAŞIMAZ

============================= Yönetim bilimlerinde, kurum ve kuruluşların üretim güçlerini büyütmede, kalitenin yükseltilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi, en çok tartışılan sorunların başında gelir. Üretilen ürün ve hizmetlerin maliyetleri ile kaliteleri arasında ters orantılı bir bağıntı olduğu düşünülür. “Toplam Kalite Yönetimi”nin öncülerinden Edwards Deming “Krizden Çıkış” kitabında, bu düşünceye karşı, aşağıda sıralanan 14 ilkeyle kaliteyi artırmayı önerir.

*

1• Üretilen ürün ve hizmetlerin kalitelerini artırmada, bir amaç birliği sağlayın. Hedefiniz, üretimde kaliteyi artırarak, maliyetleri düşürmek ve rekabet üstünlüğü kazanmak olsun.

*

2• Yeni kalite felsefesini benimseyin. Dünyanın bir kalite devrimi yaşadığını, hiçbir alanda kalitesizliğe ve ulaşılmaz fiyatlara yer olmadığını bilin.

*

3• Kaliteyi artırmak için, denetime güvenmeyi unutun. Kaliteyi üretilen ürün ve hizmetin ayrılmaz bir parçası haline getirin ve denetim ihtiyacını ortadan kaldırın.

*

4• İşleri yalnızca fiyat boyutunda değerlendirmekten vazgeçin. Toplam üretim maliyetini düşürmeye çalışın.

*

5• Üretimde kaliteyi artırmak ve maliyetleri düşürmek için, işletme ve yönetim fonksiyonlarında da sürekli iyileştirmeler yapın.

*

6• Öğrenmesini öğrenmeyi ve iş başında eğitim çalışmalarını kurumsallaştırın.

*

7• İşletmede kantiteden daha çok kaliteye önem veren liderliği benimseyin. İşletmenin bütün bölümlerindeki her yöneticiyi birer lider olarak yetiştirmeye bakın.

*

8• İşletme içinde korku rüzgarlarından daha çok güven rüzgarları estirin. Hem kaliteyi hem de verimliliği artırarak, maliyetleri düşürün.

*

9• İşletmenin bölümleri arasındaki kapıları ve duvarları kaldırarak, kapısız ve duvarsız bir çalışma ortamı oluşturun.

*

10• Çalışanların hatasız üretim yapabilmeleri ve üretgenlik seviyelerini yükseltebilmeleri için, kolay çözümlerden kaçının.

*

11• İşletmedeki değişik bölümlerde hedeflerle yönetimden önce liderlikle yönetimi özendirin.

*

12• Denetimde niceliksel değerler yerine niteliksel değerlere önem verin, yapılan işleri sevdirin.

*

13• Çalışanların kendilerini geliştirecekleri bir işletme ortamı oluşturun.

*

14• Yönetimde dönüşüm ve verimlilik işletmede çalışan herkesin paylaştığı misyon ve vizyon olsun.

*

Yirmibirinci yüzyılda, yüksek kaliteli ve düşük maliyetli ürün ve hizmet üretmek bir ekonomik sorun olmaktan daha çok bir kültürel sorundur. Ürün ve hizmet üretiminde kusursuzluğu aramak, yönetimi bir bilim olduğu kadar bir sanat olarak da, görenlerin işidir

*

Verimliliği artırmak bir bilim, kaliteyi artırmak da, bir sanattır. Kaliteyi geliştirmekte başarılı olmayanlar, maliyetleri düşüremezler.

*

Kaliteli ürün ve hizmetlere, hiçbir sınırda vize sorulmaz.

28 Aralık 2016, 22:49

"Kılıç kullananlar kılıçla yok olurlar."

"Kılıç kullananlar kılıçla yok olurlar." "Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür." "Bir insanı dirilten bütün insanlığı diriltir." "Bir insanı yaşatan bütün insanlığı yaşatır." Savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz. Dünyada iyi savaş kötü barış yoktur. Kılıçla yürüyen kılıçla durdurulur.

29 Aralık 2016, 09:02

SULTAN ABDÜLHAMİT'İN BÜYÜK PROJESİ HİCAZ DEMİRYOLU'NUN SURİYE'NİN ŞAM İSTASYONU KADAR GÖRKEMLİ OLMAYAN ÜRDÜN AMMAN İSTASYONU'DAN

BÜTÜN BİR ORTA DOĞU MOĞOLLARA GÖĞÜS GEREN MEVLANA GİBİ BAĞDAT'I ŞAM'I İŞGAL EDEN YENİ MOĞOLLARA KARŞI YENİ MEVLANA'LAR BEKLİYOR.

29 Aralık 2016, 12:50

Girişimcilik bir sermaye işi değil bir proje işidir.Bunun için

Girişimcilik bir sermaye işi değil bir proje işidir.Bunun için Anadolu'da:"Tabağınızda balınız olsun arısı Bağdat'tan gelir" denilir.Projesi olan girişimciye sermaye hem "Hızır" hem "Melek" yatırımcılardan gelir.Girişimcilik "Tüketen el" değil "Üreten el" olmaktır.El açılan olmayanlar el açan olurlar.İnsanlar gönüllerinde uyuyan aslanları uyandırmak için,öğrenmesini öğrenmek zorundadırlar.Ya öğrenen ya öğreten olmayanlar helak olurlar.

29 Aralık 2016, 13:07

BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR

========================================== Yıldan yıla iç ve dış ticaret hacminin gelişmediği toplumlar, ekonomik durgunluktan kurtulamazlar. Ortaklık yapmasını bilen girişimciler, ürettikleri ürün ve hizmetlerle, ulusal ve uluslararası ticarete yeni boyutlar kazandırılırlar. Ticarette başarılı olan ülkeler, ekonomi ve kültürel alanlar arasındaki uyum ve düzenin korunmasında da başarılı olurlar. Çünkü ticaret ekonomik etkileri yanında kültürel etkileri de olan çok boyutlu bir eylem alanıdır.

*

İslam''ın doğuşunun üzerinden bir yüzyıl bile geçmeden, Pasifik okyonusundan Atlantik okyonusuna kadar çok geniş bir coğrafyada, Müslümanların büyük güç kazanmasında, pazarın yolunu bilen, ticaret tutkunu girişimcilerin, büyük payı vardır. Onlar pazarlara taşıdıkları ürünleriyle birlikte değerlerini de gittikleri ülkelere taşımışlardır. Güzel girişimciler, güzelliğin olduğu kadar dürüstlüğün de simgesi olmuşlardır.

*

Tarih boyunca güzel ticaretin öncüleri, birbirlerini tanıyan, birbirlerini seven ve birbirlerine güvenen iyiliğin simgesi girişimciler olmuştur. Ticarette her zaman, Amerikalı yönetim uzmanı Stephan Covay''ın “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı”ndan biri olarak nitelendirdiği “Kazan, Kazan” ilkesi geçerli olmuştur.

*

Birbirlerini tanıyan insanlar birbirlerini severler. Birbirlerini seven insanlar birbirleriyle alışveriş yaparlar. Ticaretin gücü ve önemi, alışverişte iki tarafın da kazanmasından kaynaklanır. Tek yanlış kazanç ticaret değil, başkasının kaynaklarına el koymaktır.

*

Kişiler arasında olduğu gibi, işletmeler arasındaki ekonomik ve kültürel işbirliğinde, tarafların birbirine güvenmesinin büyük önemi vardır. Birbirine güvenenler, hiçbir zaman birbirlerini aldatmazlar. İşletme dünyasında en büyük sermaye dürüstlüktür.

*

Ekonomik hayatın hiçbir alanında, birbirlerini aldatanların, ayakta kalmaları ve değerlerini korumaları mümkün değildir. Aldatan insanların, hayatın hiçbir boyutunda etkileri olmadığı gibi, başkalarına sunacak değerleri de olmaz.

*

Anadolu insanının ekonomik ve kültürel hayatında, birlikte içilen bir fincan kahvenin, birlikte yapılan bir sabah kahvaltısının, birlikte yenilen öğle ya da akşam yemeğinin büyük önemi vardır.

*

İnsanlar birlikte yedikleri yemeklerde, birlikte yaptıkları yolculuklarda dostluk sermayesini zenginleştirmekle kalmazlar, uzun soluklu ortaklıkların da temellerini atarlar.

*

İç ve dış ticaretin hacmini, ortaklık yapmasını bilen girişimciler büyütürler.

*

Ortaklıkta hem kar hem zarar edilir.

*

Ortaklık paylaşmasını bilenlerin işidir.

*

Gerçek ortaklık zarar edildiğinde belli olur.

*

Ortaklıkta kar gibi, zarar da paylaşılır.

29 Aralık 2016, 13:42

Harvard İktisatcısı J.K.Galbraith'in önemle vurguladığı

Harvard İktisatcısı J.K.Galbraith'in önemle vurguladığı gibi:"Dünya tarihinde para kadar kötülüğe yol açmış başka bir buluş yoktur." Dünyanın her yanında "Para iyi bir memur kötü bir amirdir."Bütün ülkelerde para ayak altında olursa insanı yükseltir, baş üstünde olursa insanı çökertir.Bunun için, "Eylem yapıyorum öyleyse varım" diyen Nuri Pakdil parayı ayakkabısında ayaklarının altında taşır.

29 Aralık 2016, 22:28

İKİ YILLARI BİRBİRİNE EŞİT OLANLAR ZARARDADIRLAR

=============================================== Dünyada gelen yılın geçen yıldan daha iyi olması için, çalışan bir erdemliler topluluğu olmazsa, barış yılları savaş yıllarına dönüşür. Onlar iyilikleri özendirme ve kötülükleri önleme yolunda, bütün insanlığa ışık tutarlar. Yollarını onların ışığında görenler, yönlerini yitirmezler. Ülkelerin erdemliler topluluğu arasında yer alanlar, dağların zirvelerinin birbirlerini gördükleri gibi, birbirlerini görürler ve birbirleriyle konuşurlar.

*

Erdemli insanlar sürekli lav püskürten yanardağlara benzerler, kalıcı barış için durmadan düşünce ve eylem üretirler. Onların gelen yılların, geçen yıllarla eşit olmaması için, bütün insanlığa kazandırdıkları yeni açılımlar, yeni silahlardan çok daha önemlidir. Dünyanın erdemliler topluluğunu oluşturanlar, eserlerinin ulaştığı her ülkede, her yıl yeniden doğarlar, onların düşünce ve eylemlerinden herkes yararlanır.

*

"İşleyen demir parlar,yuvarlanan taş yosun tutmaz,çalışan insan yaşlanmaz", diyen Anadolu insanının, Anadoluyu dönüştüren kültüründe, faydalı eylemi faydasız eylemden ayırarak, iki yılı birbirinden farklı kılmak, her insana yüklenmiş bir sorumluluktur. İnsanlar, kurumlar ve kuruluşlar, gelen yıllarını geçen yıllarından daha anlamlı, daha yararlı ve daha verimli yapamazlarsa, dünyanın erdemlileri görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyorlar demektir.

*

Düzleşen dünyada ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın omurgasını yararlı eylemleri çoğaltmada, zararlı eylemleri azaltmada yarışanlar oluştururlar. Onlar hayatın bütün boyutlarında, iyiliklerin peşinden aslanlar gibi koşarken, kötülüklerden ceylanlar gibi kaçarlar. Onların hayatları beşikten mezara kadar devam eden, uzun soluklu bir yarıştır. İyilikte yarışmanın olmadığı toplumlarda, gelişme olmayacağını, en güzel onlar anlatırlar.

*

Yılanlar her yıl deri değiştirmezlerse, nasıl yaşayamazlarsa, ülkeler de her yıl kendilerini yenilemezlerse, hiç bir alanda atılım yapamazlar. Erdemliler topluluğu ülkeleri yenileyen büyük düşünce ve eylem havuzlarına kova kova su taşırlar ve havuzdaki suyun çoğalmasından bütün ülkeler yararlanır. Erdemli insanların sesi, dünyanın ortak aklının sesidir, düşünce ve eyleme yeni boyutlar kazandırmada kimse onlarla yarışamaz.

*

Erdemliler topluluğu kesintisiz iletişim ve etkileşim içinde birbirleriyle yardımlaşırlar ve birbirlerinin dostlarıdır. Onların arasındaki dostluklar, kurumlar arasındaki dostluklara, kurumlar arasındaki dostluklar ülkeler arasındaki dostluklara dönüşürler.

*

Nasıl ruhlar bedenlere yön verirlerse, erdemliler topluluğu da ülkelere yön verirler. Onların ortaya koydukları bir düşünce ve eylem, bütün ülkelere, bütün kuruluşlara ve bütün insanlara yeni yapılar açar.

*

İki yıl birbirinden farklı kılacak olanlar, erdemi uçlarda aramayan erdemliler topluluğudur.

*

Erdemliler yanlışta birleşmezler.

31 Aralık 2016, 11:03

Savaş dünyasından barış dünyasına giden yolun haitası

Savaş dünyasından barış dünyasına giden yolun haitası Mesnevi'dedir.İnsanlar Mesnevi okuya okuya savaş ülkelerini barış ülkelerine dönüştüreceklerdir.Mesnevi'nin güneşi,Füsüs'un güneşi,İhya'nın güneşi asla batmaz.

31 Aralık 2016, 11:17

SAVAŞ YÜZYILINDA KÜLTÜRSÜZ NE BARIŞ OLUR NE POLİTİKA

==================================================== Anadolu insanı, politikayı kültür için bilir. Kültürsüz politika, politikasız kültür olmayacağını düşünür. Kültürsüz politikanın güçsüzlüğün üstesinden gelemediği gibi, politikasız kültürün de etkisizliğin üstesinden gelmesi mümkün değildir. Kültür ve politika toplumların, geçmişlerini ve geleceklerini yansıtan aynalardır. Kültür geçmişte yapılanları, politika gelecekte yapılacakları aydınlatır. Kültür politikanın, politika kültürün üniversitesidir.

*

Anadolu toprağı, Süleyman Çelebi, Katip Çelebi ve Evliya Çelebi''nin eserleriyle yoğrulmuş, kültür ve politikanın binbir çeşit meyvasının yetiştiği, eşsiz bir bahçedir. Kültür de, politika da, değerlerle inşa edilen görkemli bahçenin ürünleridir. Değerler bahçesinde, kültür ağaçsa, politika meyvadır. Ağaç kökleriyle topraktan alır, dallarıyla topluma verir. Meyvanın ağacından belli olması gibi, politika da kültüründen belli olur. Barışçı kültürün savaşçı politikası olmaz.

*

Dünyada kültürün politikaya, politikanın kültüre karıştığı bir dönemde, bütün ülkelerde kültürün önemi, katlanarak artıyor. Yirminci yüzyılda kültüre bir yatırım yapılıyorsa, yirmibirinci yüzyılda kültüre kırk yatırım yapılmalıdır. Toplumlar geçmişten geleceğe kültürleriyle taşınırlar. Kültürün bir ayağı geçmişte, bir ayağı gelecekte, gözü de bugündedir. Geçmiş araştırılır, gelecek planlanır, bugün de değerlendirilir. Kültür politikanın geleceğinin en büyük teminatıdır.

*

Kültürün politikaya, politikanın kültüre yeni boyutlar kazandırabilmesi için, Anadolu insanı, Anadolu''nun ''Üç Çelebi''si gibi, kültür ile politikayı altın oranda harmanlamasını bilmelidir. Çünkü kültürü yoksulu olan toplumlar politika zengini olmazlar. Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi, nasıl ''ağır sanayi ağır kültür'' isterse, ''güçlü politika da güçlü kültür'' ister. Yüzyıllara dayanmayan kültürlerle, yüzyıllara uzanan politikalar geliştirilemez.

*

Süleyman Çelebi olmasaydı, Sultan Süleyman olmazdı. Sultan Süleyman olmasaydı, Mimar Sinan olmazdı. Mimar Sinan olmasaydı, Türklerin en muhteşem devleti, Osmanlı Devleti olmazdı. Süleyman Çelebi''nin ''Mevlid''i yalnızca İslam''ın değil, insanlığın tarihidir. Mevlit''te şiir müziğe, müzik, yakarışa dönüşür. Kültür gibi, politika da hayattır. Hayatı yaşanır kılanlar, kültürü politikaya, politikayı kültüre dönüştürürler. Onlar hem kültürü, hem de politikayı iman için bilirler.

*

Üç Çelebi''nin ölümlerinin üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, Cumhuriyet döneminde yaşamışlar gibi, Anadolu insanı tarafından unutulmuyor, büyük bir sevgi ve derin bir saygıyla anılıyorlar.

*

Anadolu insanı, kare dünyada kendisine sağlam bir yer edinmek için, Üç Çelebi''sinin dilinden, düşünmek, konuşmak ve yazmak zorundadır.

*

Kültür politikayı en doğru, en iyi ve en güzel yol ve yöntemle uygulama ustalığıdır.

*

Barış kültürün hayata dönük yüzüdür.

*

Kültür barışın kutup yıldızıdır.

*

Barışın dili yalındır.

*

Barış hayattır.

31 Aralık 2016, 13:25

Mutluluğun yol haritası,Marx'ın Kapital'inde değil

Mutluluğun yol haritası,Marx'ın Kapital'inde değil, İbn Haldun'un Mukaddime'sindedir.Kapital'de arayayıp da bulunmayanlar,Mukaddime'de bulunurlar Mukaddime dış dünyada,Mesnevi iç dünyada mutluluğun yol haritasıdır.Mutluluk mutluluk bilmektir.

31 Aralık 2016, 13:44

YENİ GELEN YIL ÇOK DAHA İYİ ÇOK DAHA GÜZEL OLMALIDIR

==================================================== Türkiye''nin gelen yılı, geçen yılından daha iyi olmalıdır. Türkiye''de her kurum, her kuruluş, her insan iyi, daha iyi ve en iyi olmak için, bütün dünya ile yarışmalıdır. Kurumlar, kuruluşlar ve kişiler, kendileriyle daha iyi olmak için yarışmazlarsa, bulundukları yerde iyi olarak kalamazlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir ülkede her alanda yarışma olmazsa, hiçbir alanda, göze görünür, dişe dokunur, bir gelişme olmaz.

*

Değişim rüzgarlarının bütün ülkeleri, altüst ettiği bir dönemde, Türkiye''deki her kurum, her kuruluş, değişime direnmeyi bir kenara bırakıp, değişimden yararlanmanın yol ve yöntemlerini bulmalıdır. Türkiye, değişime karşı koyarak değil, değişimi yöneterek, gelişmesini öğrenmek zorundadır. Dünyanın her yerinde ülkeleri, güçlü yönetimlerden daha çok güçlü kurum ve kuruluşlar değiştirir. Kurum ve kuruluşların gücü, küresel hukuk ve etik kurallarına soruna kadar bağlı kalmalarından kaynaklanır.

*

Türkiye''nin üzerinde, karabulutlar gibi dolaşan yerel ve küresel sorunların, üstesinden gelebilmesi için, yıldan yıla ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne, yeni boyutlar kazandırarak, küresel pazarlara açılması gerekir. İthalatçı Türkiye''yi, ihracatçı Türkiye''ye dönüştürecek kurumsallaşmış kurum ve kuruluşların sayısını her yıl belirli bir hızda çoğaltmadan, Türkiye''nin dünya politikasındaki ağırlığını artırmak mümkün değildir. İnsanlar, kurumlar, kuruluşlar ve ülkeler ürettikleriyle değerlendirilirler.

*

Ülkeler dünya politikasında, üretim güçlerinin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak, güç ve ağırlık kazanırlar. Dünyanın hiçbir yerinde, ''el açan'' ülkelerin saygınlığı olmaz. Tarih boyunca açıkça görüldüğü gibi ''veren eller'', her zaman ''alan eller''den daha üstündür, daha güçlüdür ve daha etkilidir. Gelecek yıllar, ''el açan'' ülkelerin değil, ''el açılan'' ülkelerin yıllarıdır. Nasıl dağ etekleriyle birlikte büyürse, Türkiye de kurum ve kuruluşlarıyla birlikte büyüyecektir.

*

Türkiye derin bir kültüre, güçlü bir ekonomiye ve etkili bir yönetime, gelen yıllarını, geçen yıllarından daha başarılı kılmasını bilenlerle kavuşacaktır. Bütün kurum ve kuruluşlar, iki başlı ''Selçuk kartalı'' gibi, bir başlarıyla geçmiş yıla, bir başlarıyla da gelecek yıla bakarak, bütün güçleriyle içinde bulundukları yıla odaklanmalıdırlar. Yeni yılda her kurum ve her kuruluş, nerede durduğunu, nereye, nasıl gitmek istediğini, iyi planlamalıdır.

*

Kurum ve kuruluşlarda, plandan önce planlama önemlidir. Geleceklerini planlamayan kurum ve kuruluşlar, geçmişlerinde kalırlar. Planlarla kurum ve kuruluşlar, geçmişlerinden yola çıkarak, geleceklerine bakarlar. Ülkelerin geçmişlerinde gelecekleri, geleceklerinde geçmişleri vardır. Geçmişle gelecek arasındaki uyum ve düzeni, değişmeden, değişmesini bilenler sağlarlar.

*

Stratejik planlar, kurum ve kuruluşları, ülkeleriyle birlikte geleceğe taşıyan yürüyen merdivenlerdir.

*

Atların sahiplerine göre koştukları gibi, kurum ve kuruluşlar da stratejik planlarına göre büyürler.

*

Gelecek bugün yapılanlarla kazanılır.