Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Eylül 2017

28 yazı

9 Eylül 2017, 23:13

İRMA KASIRGASIYLA FLORİDA EYALETİ KIYAMETİ YAŞIYOR

================================================== Dünya Amerika'nın doğusunda yaşanan büyük bir kasırganın yol açtığı dev deniz dalgalarıyla sarsılıyor. Tabiatın dehşet veren öfkesiyle,yerle bir olan Karaip adaları ve Amerika'nın Florida eyaleti havaalanları, gemileri, uçakları, trenleri ve arabaları önüne alıp sürükleyen kasırga karşısında çaresiz bekliyor.Büyük can kayıplarına yol açan dünya savaşlarının yerine, son on yıllarda, kasırgalar, seller ve depremler geçti. Türkiye, Haiti ve Meksika depremlerinde,yüzbinlerce insan hayatını yitirdi, yaralandı ve evsiz kaldı.

*

Türkiye''de bir deprem sonrasında, şiir ustası Sezai Karakoç, yazdığı bir denemesinde, önden gidenlerin, “Durun. Birdenbire hiçliğe çarptık. Varlığı bulduk. Biz, dağılan kitabın uçuşan yapraklarıysak, siz de orada kalan yapraklarısınız. Yaprakların toplanıp kitabın yine kitap yapılacağı gün gelecektir. Hiçliği bilin, varlığı bilin ve öğretin. Siz, bu dünyadan uzanmış bir elin çevirdiği yapraklarsınız. Sizi okusunlar ve burayı bilmeye başlasınlar. Yapılarınızı sağlam ve elverişli yapın ama sade ona güvenmeyin. O yapıdan size daha yakın olana güvenin.” diye seslendiklerini vurgular.

*

Seyit Hüseyin Nasr “İnsan ve Tabiat” isimli kitabında, F.S.C. Northrop''un, “Dünya kaos değil, düzen ve kozmos içindedir, tıpkı bir organizma gibi canlıdır ve aynı zamanda bir yasaya bağlıdır.” yargısını aktararak, tabiatın yasalarıyla gerçeğin yasaları arasında uyumsuzluk ve çatışma olmadığını düşünmektedir. Bütün dünya, kasırgalara ve depremlere karşı gerekli tedbirleri almalı ve her ülke de, elinden geleni yapmalıdır. Ancak bütün dünya gücün üzerinde güç olduğunu unutmamalıdır. Hiçbir güç tabiata düşman olamaz ve düşmanlık yapamaz.

*

İnsanlığın bilimsel ve teknolojik birikiminden, son birkaç yüzyılda devşirilen seküler kültür, tabiatı metafizik değerlerden arındırarak, bütünüyle fizik değerlerle algılanması ve yorumlanması gerektiğini, bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Seküler kültürle yoğrulan Yirmibirinci yüzyıl insanı için, tabiatın hiçbir kutsal yanı kalmamıştır. Bunun için, seküler insan, tabiata işbirliği yapılması gereken bir dost olmaktan daha çok savaşılması gereken bir düşman gözüyle bakmaktadır.

*

Tabiatın sekülerleştirilmesi bir yandan çarpık şehirleşmeye büyük bir hız ve yoğunluk kazandırırken, bir yandan da küresel ısınma başta olmak üzere, çevre kirlenmesine yeni boyutlar kazandırmaktadır. Artık insanlık yalnızca çevre sorunlarıyla değil, iklim değişikliklerinin yol açtığı, aşırı yağışlar,kasırgalar ve su baskınlarıyla da uğraşmak zorundadır. İnsan ile tabiat arasındaki savaş, nükleer enerji santrallerinden atom bombası başlıklı füze taşıyan uçak gemilerine kadar iki yanı keskin teknolojilerin geliştirilmesinin ana kaynağı olmuştur.

*

Seküler insan, insanlığın hayat kaynağı olan tabiata savaş açarak, emanete ihanet etmiştir. Onun ihanetinin bedelini bütün ülkeler ödemektedir. Tabiatla savaşan seküler insanın, insanlarla, hayvanlarla, ağaçlarla, dağlarla, göllerle ve denizlerle dost olması mümkün değildir.

*

Bütün zenginlikleriyle görünen fizik dünyanın yaşanır kılınabilmesi için, bütün derinlikleriyle görünmeyen metafizik dünyanın bilinmesi gerekir. Fizik bilginin kaynağı ise, metafizik de bilgeliğin kaynağıdır. Bilgi bilgelikle yararlı kılınır. Metafizik fizik dışı değli, fizik üstüdür.

*

Metafiziksiz fizik, fiziksiz metafizik olmaz, belirleyici olan fizik değil, metafiziktir.

*

Metafizikle dost olan, tabiatla düşman olmaz

11 Eylül 2017, 14:27

Her şehirde bir yanda camileriyle ve kapalı çarşılarıyla uyum ve düzenin simgesi bir İstanbul,bir yanda da…

Her şehirde bir yanda camileriyle ve kapalı çarşılarıyla uyum ve düzenin simgesi bir İstanbul,bir yanda da çok katlı binaları ve alışveriş merkezleriyle uyumsuzluğun ve düzensizliğin simgesi bir New York vardır.Şehirlerin New York'laşması, her binanın Süleymaniye ve Sultanahmet camilerinde olduğu gibi ağaçlardan daha küçük yapılmasıyla önlenir.Topraktan uzaklaşan Allah'tan, doğal hayattan ve tabiattan uzaklaşır. =============================================== MEHMET KAMİL BERSE YORULMA BİLMEZ GAYRETİYLE HİÇ AKSAMADAN DEVAM EDEN "ŞEHİR ve KÜLTÜR" DERGİSİNDEKİ YAZIMIZ. ===============================================

11 Eylül 2017, 18:01

TERÖRÜN TERÖRE YOL AÇMASININ ÜSTESİNDEN ÇAĞINDAN SORUMLU GERÇEĞİ SEVEN VE ARAYAN AYDINLARLA GELİNİR

=========================================================== Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan terör eylemleri, İslam dünyası kadar Batı dünyasını da can evinden vuruyor.Bütün dünyada terör teröre güç kazandırıyor.Terör terörle değil demokrasiyle önlenir.

*

Müslüman ülkelerdeki ekonomik ve siyasal sorunların, kurşun atarak savaş alanlarında değil, oy atılan seçim sandıklarında çözülmesi, bütün dünya için hayati önem taşıyor.

*

Demokrasi ve ekonomisi gelişmemiş İslam dünyasıyla, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş Batı dünyası arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, moderatörlük görevi Türkiye"ye düşüyor.

*

Türkiye kültürel derinliği, ekonomik zenginliği ve demokratik yönetimiyle, Avrupa ile Asya arasında bir çevre ülke olmaktan daha çok, bir merkez ülkedir. Demokratik kültürü ve ekonomik yapısıyla Türkiye, Batı ile İslam dünyası arasındaki barışın en büyük ve en güçlü güvencesidir.

*

Türkiye"de terör olursa, hem İslam hem Batı dünyası, ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Dünyadaki bütün krizlerin kaynağı terördür. Suçsuz insanları hedef alan terör, ülkelerin birlikte savaşması gereken ortak düşmandır.Dünyada terörle kazanılmış özgürlük savaşı yoktur.

*

Dünyanın her yanında, dinine, ırkına ve yaşına bakmadan, herkesin güvenliğini tehdit ve kamu düzenini sarsan terörle savaşmak, bütün ülkelerin başta gelen görevidir. İnsan hayatına hiç önem vermeyen, kamu düzenini altüst eden terör, bütün dünyanın çözülmesi gereken sorunudur.

*

Terör sorununu sözle çözmek, silahla çözmekten çok daha önemli ve çok daha etkilidir. Kamu düzeninin sağlanmasında, dönüştürücü sözün ustası, aklı hem başında, hem gönlünde olan aydınların,toplumu aydınlatmada tartışılmaz bir sorumlulukları vardır.

*

Akıllarıyla düşünen, gönülleriyle konuşan aydınlar, kutup yıldızına benzerler. Nasıl kutup yıldızı, sürekli Kuzeyi gösterirse, aydınlar da akıllarıyla kamunun, gönülleriyle de toplumun yanında yer alarak, sürekli doğru olan, yapılması gerekeni gösterirler.Doğruyu arayan,doğru düşünen ve doğru olan aydınlar çağlarından sorumludur.

*

Aydınlar düşünce ve eylemleriyle, korku ve düşman üretmez, insanlara ümit ve güven verirler, Terör eylemlerinin üstesinden gelmenin yol haritası aydınlardadır. Aydınlar uzakları görür, düşünülmeyeni düşünür,görülmeyeni görür ve söylenmeyeni söylerler.

*

Hayatın özünü edebiyatın sözüne dönüştüren aydınlar, bilgeliği akıldan akıla olduğu kadar gönülden gönüle de, bir meşale gibi bir kuşaktan bir kuşağa taşırlar. İnsanların düşünce ve eylem dünyaları gönüllerinde gizlidir.Aydınlar insanların vicdanlarının sesi olurlar.

*

Dönüştürücü sözün ustası aydınlar, insanların gönlünde gizil olanları dillerinde açığa çıkarırlar. Hayat özün söze, sözün öze dönüşmesiyle anlamlı ve yaşanır kılınır. Aydınlar tutum ve davranışlarıyla, insanların özgürlükleri gibi, güvenliklerinin de önemli olduğunu sürekli vurgularlar.

*

Görevleri iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek olan aydınlar, birbirleriyle savunulmaz olanı savunmak için değil, savunulmayanı savunmak için yarışırlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, aydın olmak demek, her yerde, her şeye karşı olmak demek değildir.

*

Çağından sorumlu her aydın, Aristo gibi "Platon"u severim, ancak gerçeği daha çok severim" demek zorundadır.

*

Dünyanın bütün aydınları, insanlık tarihinin her döneminde, "gerçek güzeldir, güzel gerçektir" demişlerdir.

*

Gerçeği arayan aydın, sürekli lav püskürten yanardağ gibi, sürekli düşünce ve eylem üretir.

*

Gerçeğin ateşinden geçmeyen aydın aydın değildir.

*

Balık sudan, aydın toplumdan ayrı yaşayamaz.

*

Toplum silahla değil aydınla dönüşür.

*

Dönüşen toplum dönüştürür.

*

İnsan toplumun özüdür.

*

İnsansız toplum olmaz.

15 Eylül 2017, 10:26

DÜNYADA TEKNOLOJİ TERÖRÜ TERÖR TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRDİ TERÖR ÇAĞINDA BİR KİLO PATLAYICI ATOM BOMBASINA DÖNÜŞTÜ

======================================================= == Küre dünyada devletler, yerleşim alanlarının dışında, düzenli ordularla cephelerde savaşıyorlardı. Kare dünyada ise, yerleşim alanlarında, devletlerin düzenli ordularıyla terörist örgütler savaşıyor.

*

İnsanların zamandan olduğu kadar mekandan da bağımsızlaştığı, kare dünyanın terörist örgütleri, Amerika başta olmak üzere, bütün ülkelerin ordularına meydan okuyor. Terörist eylemlerle, bilinen savaş stratejileri geçerliliklerini büyük ölçüde yitirdi.

*

İnsanlık tarihinde terörist eylemler yeni değildir. Ancak düzenli güçlerin, düzensiz güçlere karşı orantısız aşırı güç kullanmaları, terörist eylemlere yeni yöntemler kazandırdı. Silahlı saldırıların yerini intihar saldırıları, el bombalarının yerini canlı bombalar aldı.

*

Türkiye'de PKK, İngiltere'de IRA, İspanya'da ETA, binlerce suçsuz sivil insanı acımasızca öldürdü. Onları izleyen teröristlerin bütün dünyada ölüm saçan eylemleri, Ortadoğu'daki “Demokrasi Baharı”nı, “Demokrasi Kışı”na çevirdi Bütün dünyada terör demokrasiye giden yolları dinamitledi.

*

Ortadoğu'da, ağzında zeytin dalı taşıyan barış güvercinin, ağzında silah taşıyan savaş kartalına dönüşmemesi için, bütün dünyanın sivil toplum kuruluşlarına ve aydınlara büyük görevler düşüyor. Dünya sivil toplum kuruluşlarınını ve aydınların sesi, dünya ortak aklının dünya sesidir.

*

Ortadoğu başkentlerindeki sivil toplum kuruluşlarının ayağa kalkabilmeleri için, Washington, Brüksel, Moskova ve Pekin'de dünyanın savaşın iyisi olmaz diyen, barışsever aydınlarının öncülüğünde, milyonların katıldığı, büyük ölçekli küresel barış gösterilerinin düzenlenmesi gerekir.

*

Cephelerde uçaklar ve tanklarla yapılan savaşlarda sivillerden daha çok askerler hayatlarını kaybediyorlardı. Yerleşim alanlarında teröristlerle yapılan savaşlarda ise, askerlerden daha çok siviller büyük kayıplar vermektedir.Bir sivilin ölümü bütün insanlığın ölümüdür.

*

Mekan ve zamanın öldüğü “uzakta ancak yakında, yakında ancak uzakta” olunan kare dünyada, kamuoyunun istek ve beklentilerini dile getiren, sivil toplum kuruluşlarının sesleri, çok büyük önem kazanmıştır. Artık hiçbir gücün, dünya kamuoyuna meydan okuması karşılıksız kalmaz.

*

Silahlar teknolojik gelişmenin ve ekonomik büyümenin lokomotifi olduğu için, dünyada savaş karşıtı düşünce ve eylemlerin sesi duyulmuyor.Geoffrey Parker'ın hazırladığı “Chambridge Savaş Tarihi” isimli kitapta ortaya konulduğu gibi: “Amerika'da 1941 ile 1945 yılları arasında gayri safi milli hasıla yüzde elli arttı".

*

Savaş yıllarında Amerika'da çelik üretimi ikiye katlandı, gemi yapımı on kat, uçak yapımı da on bir kat büyümüştür. Amerika 1944'te günde 250 uçakla doruğa çıkan bir hızla, 300.000 uçak üretmiştir. Bu yüzden, Batı dünyası, ekonomilerinin lokomotifi olan, savaşları önlemeye çalışmaz.

*

Cezayir'de, Vietnam'da, Irak'ta ve Afanistan'da tekrar tekrar yaşandığı gibi, silahların üstünlüğü, savaşların kazanılmasına yetmiyor, yalnızca karşı saflarda savaşanların kayıplarını milyonlara ulaştırıyor.İntihar saldırıları uçak saldırılarından çok daha büyük ölümlere yol açıyor.

*

Küre dünyanın savaşları, ekonomide büyük bir üretim ve zenginlik patlamasına yol açıyorlardı. Kare dünyada ise, savaşlar ekonomileri çökertmekle kalmıyor, trajik iç ve dış göçlere yol açıyor.Tarihin hiçbir döneminde savaşlar böylesine yıkıcı olmamıştır.

*

Evlerde yapılan bombalar tanklardan çok daha öldürücü hale gelmiştir.Teröristlerin elinde molotof kokteyli en tehlikeli,en öldürücü silaha dönüşmüştür.

*

Terör saldırılarının doruk noktasına ulaştığı Yirmibirinci yüzyılda evde yapılan bombalar atom bombalarından daha tehlikeli hale gelmiştir.

*

Yeni yüzyılda teknoloji teröre terör teknolojiye akıl almaz yöntemler ve dehşet verici boyutlar kazandırdı.

*

Terör yüzyılında kare dünyanın sivil toplum kuruluşlarına, küre dünyanın silahlı güçleriyle savaş açmak mümkün değildir.

*

Yirmibirinci yüzyılda savaşlar cephelerde silahlarla değil, şehir meydanlarında gösterilerle kazanılır.

*

İnsan doğar doğmaz ölmeye başladıği gibi,ölür ölmez de doğmaya başlar.

*

İnsanların olmadığı yerde ne barış olur ne de savaş olur.

*

İnsan olmadan teknoloji teknoloji olmadan savaş olmaz.

*

İnsan geliştirdiği teknolojiden çok daha üstündür.

*

Her insan savaşılmayacak kadar güçlüdür.

*

Terör silahla değil insanla önlenir.

16 Eylül 2017, 19:38

BARIŞ YOLU GÜLLE VE SEVGİYLE SİLAHLANMA YOLUDUR

================================================= Felsefeci Karl Jaspers Felsefe''yi “Yolda olmak” diye tanımlar. Yalnızca Felsefe değil, düşünce ve eylem boyutlarıyla, hayat da, yolda olmaktır.Hayatı yaşanır kılmak ,için barışa giden yolları açmak büyük önem taşır.

*

Aşılmaz dağları aşarak, Yitirilen barışa giden yollar,ellerinde silah yerine gül taşıyanlarla bulunur.Barışsever insanlar arasındaki dostluklar, yollarda yeni boyutlar kazanır. Bunun için, Anadolu insanının kültüründe “soy kardeşliği” değil, “yol kardeşliği” önemlidir.

*

Barış yolunun ellerinde gül taşıyan yolcuları, Mevlana''nın bilgelik denizinden, Yunus''un gönül dünyasından beslenir. Onlar Son Peygamber''in Mekke''yi fethetmesinde olduğu gibi,silahla şehirleri değil, gülle gönülleri fetheder.

*

Gönülleri fethetmek için, sevgi ve gülle silahlanmak gerekir. Son Peygamber sevgisinde yok olmayanlar, sevgi ve gülle silahlanamaz. Dost olmanın,barış yapmanın yolu, Peygamber sevgisinden geçer. Dostluk ve barış yolunda insanların karşılarına çıkan her engel, sevilenlerin destekleriyle aşılır.

*

Dostluk ve barış yolunda, dostlar birbirlerinin aynasıdır, dostlar güçlerini sevdiklerinden alır. Dostların dünyasında herkes birbirini sevdiği ve sevdikleri kadar güçlü ve büyüktür. Son Peygamber''i seven, herkesten büyüktür.

*

Onu sevdiklerinden daha çok sevmeyenler, dostluk ve barış yolunda ilerleyemez. O Allah''ın sevgilisidir. Allah''ın sevdiğini sevenler, Allah''ın sevgisini kazanır. Allah sevdiklerinin, düşünen aklı,gören gözü,tutan eli,işiten kulağı ve seven gönlü olur.

*

Dost olma, dost kazanma ve barış deyince, ilk defa akla,"benim sadık dostum kara topraktır"diyen Veysel gelir. Dünyada erişilmez dostluk örneği, Son Peygamber ile ilk Halifesi arasında Sevr mağarasında sergilenen dostluktur.

*

Onlar ölümün ayak seslerinin işitildiği bir ortamda, birbirlerini sevenlerin yardımcılarının Allah olduğunu ve Allah''ın gücünün üzerinde güç olmadığını, bütün insanlığa göstermişlerdir.

*

Barış yolunda,dostluk yolunda, sevgiyle silahlanarak, Allah sevgisinde yok olanları, yeri ve zamanı gelince, Allah güvercin yuvaları ve örümcek ağlarıyla korur. Sezai Karakoç''un bir dizesiyle söylenirse, “Allah önünde her varı yok gören”ler, iki dünyada da hiçbir şeyden yoksun olmaz.

*

Gerçek dostluk birbirini Allah için, sevenlerin dostluğudur. Onların dostlukları karşısında bütün dostluklar güçlerini yitirirler.

*

İlk Müslümanlar arasındaki dostluk örneklerini bugüne taşımadan, Yirmibirinci yüzyılı bir barış yüzyılına dönüştürmek mümkün değildir.

*

Yeni yüzyılın, fatihleri,savaş için değil,barış için, “yirmi dört saatte, yirmi beş saat çalışanlar” olacaktır.

19 Eylül 2017, 23:23

AMERİKA'NIN NEOCONLARI YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILIN MOĞOLLARIDIR

========================================================= Soğuk Savaş sonrası Avrupa ve Asya'nın ekonomik, siyasal ve kültürel hayatının yenilenmesinde Türkiye, Osmanlı öncesinde olduğu gibi, sürükleyici ve toparlayıcı bir işlev yüklenecektir. Tarih içinde Anadolu kadar Avrupa ve Asya'nın karşılaştığı, savaştığı ve hesaplaştığı başka bir coğrafya yoktur. Roma ile İslam'ın bu topraklardaki hesaplaşması yüzyıllarca sürdü. Roma İslam'ı Anadolu'dan silmek isterken, kendisi Asya'dan bütünüyle silinip gitti.

*

Sezai Karakoç'un "Mevlana" isimli kitabında vurguladığı gibi: Anadolu toprağına durmadan tohum saçıldı. Bundandır ki, açılan binbir çiçek ve gül, Horasan derildi. Maveraünnehir derildi. Ahmet Yesevi'den ses geldi Anadolu'ya." Anadolu Yunus, Mevlana, Hacı Bayram ve Emir Sultan'ların vatanı oldu. Onlar için vatan ezanın okunduğu yerdi. Onun için, namaz kılınmayan yerde ezan okumayı en büyük cihad bildiler.

*

Bütün Horasan erenleri Mevlana gibi bugünkü Afganistan'dan İran'a, oradan Irak ve Suriye'ye giderek, aradıklarını, Anadolu'da buldu. O günün Avrupa ve Asya eksenindeki en önemli cihad beldesi, Anadolu'ydu. Anadolu'da kök salan İslam kolaylıkla Avrupa'ya sıçrayabilirdi. Öyle de oldu. Asya'nın içlerinden kalkıp Anadolu'ya yerleşen Horasan erenleri, Osmanlılarla Avrupa'nın içlerine uzandı.

*

Haçlılarla birlikte Moğollara karşı Anadolu, Horasan erenleriyle silahsız bir savaşa hazırlanmıştı. Silahlı savaşın bittiği yerde silahsız savaş başlamıştı. Ordular gücünü yitirmiş, orduların yerine erenler, gönül erleri, kültür ve sanat ustaları geçmişti. Moğollar geldiğinde bütün şehirleri yakıp, yıkmışlardı. Ancak Anadolu'nun gönül kalelerini kimsenin teslim alması mümkün değildi. Toplum onlarda kendini yeniliyor, yeni kültürel silahlarla yeni bir direnişe hazırlanıyordu.

*

Haçlı ve Moğollar Anadolu'yu değil, Anadolu Haçlı ve Moğolları değiştirdi. Selçukluların yıkılışı, Haçlıların geri çekilişi ve Moğolların değişimi ardından Osmanlı'nın kuruluşu ve yükselişi geldi. Bu süreçte başta Mevlana olmak üzere gönül erenlerinin vazgeçilmez bir yer ve önemi vardır. Türkiye'yle birlikte İslam dünyası, Osmanlının kuruluşunda olduğu gibi, yenilenerek, Avrupa ve Asya'yı değiştirmelidir. Günümüzün 'Moğollar'ı Amerikalı ve Avrupalı Neoconlardır. Moğollar Bağdat ve Konya'da nasıl değiştilerse Neoconlar da Ortadoğu'da öyle değişeceklerdir.

*

Amerika "11 Eylül"den sonra büyük bir korkuya kapıldı. Amerika'nın kendisinden daha güçlü, kendisinden daha büyük düşmanı yok. Amerika, Avrupa gibi, bir Komünizm, bir Faşizm doğurmaktan korkuyordu. Komünizm ve Faşizm'i yenmeden Avrupa'ya yardım etti. Amerika olmasaydı, Avrupa Komünist ve Faşist yönetimler altında olacaktı. Amerika Avrupa'ya bakarken kendi doğurduğu Faşizm'in eline düştü. Amerika "11 Eylül" sonrasında başka bir Faşizm doğurdu: "Neocon Faşizmi".

*

Amerika terörü yenmek için Afganistan ve Irak'ı işgal etti. Ancak zorla güzellik olmaz. Amerika İslam dünyasına Demokrasi ihraç etmek isterken, Avrupa'dan Faşizm ithal etti. Faşizm'le Demokrasi değil, başka bir ırka dayanan başka bir ırkın 'Faşizm'i gelir. Demokrasi şiddet değil, dayanışma, yardımlaşma ve uzlaşma yönetimidir. Avrupa'nın 'Faşizm'i Avrupa'yı çökertti. İki dünya savaşında Avrupa'da taş üstünde taş kalmadı. Amerika'nın 'Faşizm'i ise, kendisini çökertecek.

*

Avrupa'yı dayatmacı yönetimlerden Amerika kurtardı. Amerika'yı Amerika'dan ise, Mesnevi'yle yoğrulan barışseverler kurtaracak.

*

Mevlana Anadolu'da Moğol fırtınasını bahar rüzgarına çevirdi. Şimdi de Bağdat'taki Amerikan Faşizmi'ni "İslam Demokrasisi"ne çevirecek.

*

Bağdat geçmişte Avrupa Rönesansı'na kaynak olmuştu. Şimdi de Amerika Rönesansı'na kaynak olacaktır.

*

Amerika ve Avrupa'da dünyayı savaşa sürükleyen Neoconların güneşi battı.

*

Bütün dünyada barışın güneş Batı'dan değil,Doğu'dan doğacaktır.

*

"Özgürlük,Eşitlik,Kardeşlik"artık Paris'ten gelmeyecektir.

*

Kudüs'ün güneşi asla batmaz.

*

"Işık Doğu'dan gelir."

19 Eylül 2017, 23:56

Y. KEMAL N. FAZIL S. KARAKOÇ ANADOLU'NUN ÜÇ MİMARIDIR

===================================================== Sanatçıları olmayan bir kültür, zamanın dalgalarına direnemez. Sanatçılarından beslenmeyen bir toplum, değerlerini koruyamaz. Sanatçılar değerleri, değerler de toplumları ayakta tutar. Her sanatçı, arasında yer aldığı toplumun kültürüne yeni boyutlar kazandırır. Onların görevlerinin başında, toplumlarını ayakta tutan değerleri, zenginleştirmek gelir. Sanatçılarla yerel değerler, bütün insanlığa ulaşarak, evrensel değerlere dönüşür.

*

Anadolu''yu dönüştüren değerler, “hayat ağacı biziz, ölümsüzlüğün meyvası bizdedir” diyen, şiirin ustalarıyla, bütün dünyaya taşınmıştır. Anadolu''da o ustaların önünde, zamanın estirdiği rüzgarlarla yeniliğini hiç yitirmeyen Yunus yer alır. O Türkler''in Anadolu''daki bin yıllık tarihinde, köklü bir dönüşümün habercisidir. Yunus “Yitirilen Cennet”i, insanın kendisinde araması gerektiğini bütün dünyaya göstermiştir.

*

Anadolu insanının şiirinde, kendisine geniş bir yer açan Erdem Bayazıt ile birlikte, “Sanatın Kilometre Taşları” diye, uzun soluklu bir televizyon programı düşünmüştük. Mehmet Akif''ten Cahit Zarifoğlu''na kadar Türk toplumunun mayasını oluşturan şairlerin, şiirlerini okuyacak ve yorumlayacaktık. Ancak Bayazıt''ın, aramızdan ayrılmasıyla, ilgiyle izleneceğini umduğumuz programı gerçekleştiremedik.

*

Bin yıllık Anadolu tarihinde, sanatçılar yönetenler ile yönetilenler arasında uyum ve düzeni sağlamışlardır. Sanatçılar yönetenlerin değil, yönetenler sanatçıların peşinden koşmuşlardır. Çünkü düşünce ve eyleme yöneticilerden daha çok sanatçılar derinlik kazandırırlar. Yönetenlerin etkileri, yaşadıkları yılları çok aşmazlar. Sanatçıların etkileri ise, yaşadıkları yıllarla sınırlı kalmaz.

*

Sanat hayatı zenginleştirdiği ve insanın iç dünyasını güzelleştirdiği ölçüde sanattır. Bunun için, Anadolu sanatçılarının elinde sanat hayatın amacı değil, hayatı anlamlı kılmanın aracı olmuştur. O sanatçılar arasında Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç üç ana sütundur. Onlar Türk toplumunun yeniden dünyaya açılmasında yol gösterici yıldızlar olacaklardır.

*

Şairler değişen dünyada, değişmeyen gerçeği arar. Onlar gerçeğin güzel, güzelin gerçek olduğunu bilir.

*

Mimar şairler yaşanılan dünyanın değil,yaşanılacak dünyanın üstün habercileridir.

*

Değişen dünyadan, değişmeyen gerçekler çıkarılırsa, hayat yaşanırlığını yitirir.

*

İnşa edici mimar şairler çağlarının önünde olan şairlerdir.

*

Haksızlıklara karşı çıkmak inşacı şair sorumluluğudur.

*

Hiçbir şair çağının toplu cinayetlerine göz yumamaz.

*

Her dönüştürücü şair bir düşünür olmak zorundadır.

*

Mimar şair düşünceyi duyguya dönüştürmeyi bilir.

*

Dönüştürücü mimar şair geleceğin sesidir.

20 Eylül 2017, 23:09

EDEBİYATSIZ DEVLET DEVLETSİZ EDEBİYAT OLMAZ

Bu yazı daha önce 20.09.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

============================================ EDEBİYATLAR DEVLETLERİN AÇIK ÜNİVERSİTELERİDİR Kalıcı edebiyat, çağını anlatan edebiyattır. Her edebiyatçı çağının olumsuzluklarından sorumludur, çağını anlamak ve anlatmak zorundadır. Edebiyat, dipnot kaygısına düşmeden, yereldeki küreseli, küreseldeki yereli yakalamaktır. Hayatın anlamlı ve yaşanır kılınmasında, edebiyat da tarih gibi, bütün insanlığın birikimine, hem derinlik, hem zenginlik kazandırır. Tarihci geçmiş yüzyıllarda olanların, edebiyatçı ise gelecek yüzyıllarda olacakların peşindedir.

*

Evliya Çelebi, Şeyh Galip ve Yahya Kemal''in eserleri, Anadolu insanının tarih içindeki büyük ve uzun yürüyüşünü anlatan, onun zengin düşünce ve eylem dünyasına açılan kapılardır. Onlar, edebiyatı medeniyet için bilir, eşsiz hazinelerin perdelerini aralar ve çağlarının olumsuzluklarını dile getirirler. Edebiyatı medeniyet ekseninde ele alan, Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: ''Tek medeniyet vardır, o medeniyet de hskikat medeniyeti''dir. Bütün edebiyatlar,gerçek medeniyete,hakikat medeniyetine düşülmüş, uzun dipnotlardır.

*

Bütün insanlığı ya yaratılışta ya da inanışta kardeş bilen medeniyetin değerleri, edebiyatla yeryüzünün her köşesine ulaştırılır. Medeniyetin temel değerlerine dayanan edebiyat, Anadolu ve Endülüs''te olduğu gibi insanlığın düşünce ve eylem dünyasına yeni boyut ve yeni açılımlar kazandırır. Edebiyatlar medeniyetlerin gizemli ve eşsiz atölyeleridir. Edebiyatsız medeniyet güçsüz, medeniyetsiz edebiyat etkisiz olur. Edebiyat medeniyetin hayata yansıyan yüzü, insanın düşünen aklı, seven gönlüdür.

*

Moğolların gelişi, Selçukların dağılışı, Osmanlıların birleştiriciliği, Anadolu''nun yaşadığı büyük dönüşüm, Mevlana ve Naima ile geçmiş yüzyıllardan, gelecek yüzyıllara taşındı. Büyük edebiyatçıları olmayan toplumlar, tarihte kalıcı izler bırakamazlar. Diller edebiyatçıların ayak izlerinden doğarlar.Yunus''suz Türkçe, Shakeaspear''siz İngilizce, Goethe''siz Almanca zenginliğini yitirir. Edebiyatçılar dillerin peşinden koşmazlar, diller onların peşinden koşar.

*

Medeniyet dünyada bir yolcu gibi, yeryüzünde bir cğrafyadan bir coğrafyaya, nerede sevgi ve saygı görürse, oraya gider. Kudüs, Mısır, Atina, Roma, Şam, Bağdat, Kurtuba, İstanbul,dünyanın her kentinde pasaportsuz dolaşır, dünyada hiçbir kentin kapısında medeniyete vize sorulmaz. Küreden kareye dönüşen dünyada, Doğu ya da Batı''nın dışında olmak değil, onların üstünde olmak önemlidir. Edebiyat medeniyete renk, medeniyet edebiyata tad verir.

*

Düz kare dünyada, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, herkes doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, yararlıyı yararsızdan, etkinliği etkinsizlikten ve verimli olanı verimsiz olandan ayırmayı öğrenmek zorundadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, doğrulukta, iyilikte, güzellikte, yararlılıkta, etkinlikte ve verimlilikte yarışma olmadan, ister ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, medeniyetin hiçbir boyutunda, olumlu değişme olmaz.

*

Edebiyat doğruyu, iyiyi ve güzeli aramaktır. Doğruya, iyiyi ve güzeli arayanlar, doğru, iyi ve güzel peşinde olanların, yol göstericisi olurlar.

*

Hayatın yaşanır kılınmasında doğru olan iyidir, iyi olan doğrudur.

*

Edebiyat değişmeyen medeniyeti aramaktır.

*

Medeniyet erdemli hayatın güvencesidir.

21 Eylül 2017, 23:49

HİCRET'İN YILDÖNÜMÜNDE HİCRET ETMESİNİ BİLMEK

============================================== Dünyadaki savaşlar, ekonomik ve siyasal krizler giderek yeni boyutlar kazanıyor.Dünyanın bütün ülkeleri savaşların yol açtığı göçlerden etkileniyor.Göçler İslam dünyanın hiç yabancısı olmadığı hicret olgusunu yeniden gündeme taşıdı.Dünyanın her yanında milyonlarca insan savaş ülkelerinden barış ülkelerine hicret etmek için yollardadır.

*

Doksanlı yıllardan sonra sınırların önemini yitirmesi, ülkeler arasındaki göçe büyük bir ivme kazandırmıştı.Amerika'nın İrak'ı işgal etmesiyle aklı almaz boyutlar kazanan savaşlar,bütün İslam dünyasını,evlerinden,şehirlerinden ve ülkelerinden hicret etmeye zorluyor.Savaşlar yerleşik kültürü çökertirken,kültürünü de yeni açılımlar kazandırıyor.

*

İslam tarihine bakınca, Türk Müslümanların tarih içinde Hicaz'dan bütün dünyaya Mekke'den Medine'ye hicret eder gibi bütün dünyaya hicret ettiklerı görülür. Venedikli Marco Polo, Tancalı İbni Batuta ve diğer seyyahların anlattıkları gibi,Doğu'dan Batı'ya hicret eden Türkler de bir hicret yolu da olan "İpek yolu"nun canlığıyla birlikte "güvenliği"nin de en büyük koruyucuları olmuşlardır.

*

Attila, Cengiz,Timur ve Ertuğrul Gazi tarihin en büyük göçebe imparatorluklarını kurmuşlardır.Göcebe büyük devletlerin sonuncusu ve uzun ömürlüsü olan Osmanlılar yüzyıllarca Avrupa'nın en büyük gücü olmuşlardır. Osmanlılar Batı'ya Altınordulular Baltık denizine, Timurlular Hint ve Çin'e yönelselerdi, Avrupa ve Asya'da Müslümanlardan başka kimse kalmazdı.

*

Yeri ve zamanı gelince,hicret etmesini bilen bir toplumlar,tarihin her döneminde yerleşik bir toplumlardan daha güçlü olmuşlardır. Bunun için Anadolu'da "Uyuyan aslan olmaktansa gezen tilki olmak daha iyidir" denilir.Hicret etmesini bilen toplumlar değişen şartlara daha çabuk ve daha kolay uyum sağlamasını da bilirler.

*

Hicret toplumlarının kapı ve duvarları yoktur. Onlar kapısız ve duvarsız yönetimin hem ustası, hem de öncüsüdür. Çünkü onlar yerleşik "kale" toplumu değil, hareketli kervan toplumudur. Dünyada onların "kültür", "strateji" ve "misyon"larını ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır.

*

Kendisi de Tunus'tan İspanya'ya hicret eden İbn Haldun hicret etmesini bilen göçmenler vurgundur. Tarihin tanıdığı en büyük göçebe imparatorluğu olan Timur'un birikim ve bilgisi karşısında şaşkınlığını gizlemez. Derin gözlemlerinin sonucu İbn Haldun "göçebeler arasındaki yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasındadır" tespitini yapar.

*

Onücüncü yüzyılda Moğolların hayatını inceleyen Guillaume de Ruysbroeck ülkesi Fransa'ya, "Emin olun, krallarınız ve beyleriniz değil, yalnız köylüleriniz Türk ve Moğol hanları gibi yaşamaya ve aynı yiyeceklerle yetinmeye razı olsalardı, tüm dünyayı ele geçirirlerdi" diye seslenmekten kendini alamaz. İşte hicretin bütün sır bu gözlemde gizlidir.

*

Türklerin "göç" kültürü İslam'ın "hicret" kültürüyle kucaklaşınca, Orta Asya'dan Anadolu'ya, Balkanlar'a, Kafkaslar'a ve Orta Doğu'ya büyük yolculuklar başlamıştır. Nasıl Medine'den Araplar üç kıtaya göç etmişlerse, Türkler de Buhara'dan bütün dünyaya göç etmişlerdir.

*

Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında Anadolu bir "cihad beldesi" sayıldığı için İslam dünyasının gönül büyükleri akın akın Anadolu'ya gelmişler. Mevlana Horasan'dan, Muhyiddin Arabi İspanya'dan bu kervana katılmıştır.

*

Medeniyet tarihçisi Arnold Toynbee Türklerin en muhteşem devleti Osmanlıların başarısını göçebe geçmişlerine ve oradan miras aldıkları yetenek,alışkanlık ve davranışlara bağlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda Amerika ve Avrupa'nin civisini çıkardığı İslam dünyası için yalnızca Batı ülkeleri değil, bütün ülkeler birer hicret ülkesi olmuştur.

*

İslam tarihinin başlangıcı kabul edilen Mekke'den Medine'ye hicretin yeni bir yıldönümünde,İslam savaştan barışa hicret etmesini öğrenmelidir.

*

Yeri ve zamanı geldiğinde Mekkeliler gibi hicret etmesini bilenler,savaş ülkelerini barış ülkelerine dönüştürürerek ülkelerine dönerler.

*

Hicret kervanı geçmişten geleceğe savaşları barışa dönüştüre dönüştüre hiç durmadan yoluna devam edecektir.

*

Hicret edenler yanlarında taşıdıkları Mekke'yi hiç kan dökmeden fethederler.

*

Hicret kültürüyle yoğrulanlar yaşanılan dünyanın daha çok yaşanılacak dünyanın akıncısı olurlar.

*

Hiçret etmek çağının gerisinda değil önünde gitmektir.

22 Eylül 2017, 00:49

HİCRET SAVAŞA KARŞI BARIŞ ZIRHINA BÜRÜNMEKTİR

============================================= Akif İnan'nın "Hicret" yorumlarından yararlanmayan Mavera yazarı ve okuyucusu yoktur. Akif İnan bir "Hicret" şairi olduğu kadar bir "Hicret" eylemcisidir."Acılar umudu buldurur bize/ Bir zırha büründüm bu çağa karşı" derken,büründüğü zırh hicrettir.Hicret insana umudu buldurmakla kalmaz, insanı yolculuğa çıkararak hem derinleştirir hem de zenginleştirir.

*

İnan''ın düşünce ve şiir dünyasında "Hicret"in vazgeçilmez bir yeri ve önemi vardı. Bu yüzden ilk şiir kitabına "Hicret" adını vermişti. Mavera''da Hicret üzerine yapılan bir toplantıda Rasim Özdenören ve Orhan Karmış''la birlikte özgün yorumlar yapmıştır.İnan Alaeddin Özdenören'nin vurguladığı "ülkü ile aşkı birbiri içinde ertmiştir."

*

Anadolu insanının kültüründe "Hicret" deyince, akla ilk defa İslam Peygamberi''nin ilk Müslümanlarla birlikte Mekke''den Medine''ye göç etmesi gelir.Hicret İslam tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu yüzden Müslümanlar''ın takvimi Hicret''le başlar.

*

Müslümanlar Mekke''den Medine''ye göç ederek dayatmadan özgürlüğe, inançsızlıktan inanca, yanlıştan doğruya hicret ettiler. İslam bir yönüyle "Cihad", bir yönüyle de "Hicret" medeniyetidir. Müslüman toplumların dinamizminin kaynağında cihad ve hicret coşkusu vardır.

*

Peygamberlerin hepsinin hayatında bir "Hicret" olgusu vardır. Her peygamber bir hicret imtihanından geçmiştir.Bütün insanlığın ataları olan Adem ile Havva bir buğday tanesi karşılığında yitirdikleri Cennet''i yeniden bulmak yeryüzüne hicret etmek zorunda kalmışlardır.

*

Müslümanlar dünyayı bir "Hicret" yurdu olarak gördükleri için,Son Peygamber''in ölümünün ardından yeryüzüne bir hilal gibi yayılmışlardır.

*

Hilalin bir ucu Çin Seddi''ni aşarken, diğer ucu da Pireneler''i geçerek, Fransa''nın içlerine kadar uzanmıştır.

*

İnsan sürekli bir "Hicret" bilinci içinde olmazsa kültürel,siyasal ve kültürel dünyasına yeni açılımlar kazandırarak zenginleştiremez.

*

Dünyanın kötülüklerinden iyiliklerine hicret etmesini bilenler hayatın zorluklarının üstesinden gelmede güçlük çekmezler.

*

Hicrette hem zenginlik hem de derinlik vardır.

*

Hicret eden hiçbir alanda yoksul düşmez.

*

Hicrette hareket harekette bereket vardır.

*

Hicret kervanı sonsuzluk kervanıdır.

22 Eylül 2017, 14:45

DÜNYA KÖTÜLÜKLERDEN İYİLİKLERE HİCRETLE YAŞANIR KILINIR

======================================================== Dağın dağa kavuşmadığı, ancak insanın insana kavuştuğu bir dünyada, bütün insanlık bir seçim yapma sorunuyla karşı karşıyadır. Artık seçim yapma zorunluğu, sağ kültürle sol kültür arasında değildir. Yeni yüzyılda, herkes kutsal kültürle seküler kültür arasında bir seçim yapmak zorundadır. Din savaşlarının toplumda büyük sarsıntılara yol açtığı Avrupa ülkelerinde, insanların tercihlerini seküler kültürden yana yapmaları istenmektedir.

*

Sınırlı seküler kültürün, sınırsız kutsal kültürün yerini doldurması mümkün değildir. Bunun için, insanlığın geleceği geçmişinden daha parlak olmayacaktır. Aklın sınırlarını aşma riskini göze alamayan seküler kültürün misyonerleri, ateş çemberiyle kuşatılmış bir akrep gibi, kendileriyle birlikte bütün insanlığı da, intihara sürüklemektedir. Dünyayı toz duman bulutuna çevirebilecek nükleer silahlarla, insanlığı kuşatan seküler kültürün dehşet verici savaş çemberi, daralmaya devam etmektedir.

*

Cahit Zarifoğlu'nun “Bir Değirmendir Bu Dünya” kitabında şiirsel bir dille vurguladığı gibi,insanlık seküler kültür değirmeninde öğütülüp yok olmamak için yeni bir hicret arayışındadır.Dünya ülkeleri savaşlara sürükleyen seküler dünya kültüründen,bütün insanlığı barışa çağıran kutsal kültüre hicret etmenin yol ve yöntemlerini bulamazsa,Irak gibi,Suriye gibi,Afganistan gibi,Yemen gibi Amerika ve Avrupa ülkeleri de yakılıp yıkılacaktır . İnançsız bir dünyanın misyonerliğini yapan Batı ülkeleri, yıllar önce Albert Camus'nün dediğine benzer biçimde söylenirse, “ya kutsal kültürün paha biçilmez hazinelerini keşfedecekler ya da seküler kültürün giderek daralan çemberi içinde, toptan intihar edeceklerdir”. Kim ne derse desin, seküler kültürün egemen olduğu dünyanın her köşesinden çığlık sesleri yükselmektedir. Kutsal kültürle bağlarını bütünüyle koparan dünya, hicret etmeyi başaramazsa, yeni bir Nuh Tufanı ile karşılaşacaktır.

*

Yeni bir Nuh Tufanı'na davetiye çıkarmamak için, bütün dünyanın seküler kültürden kutsal kültüre hicret etmesi gerekir. Bütün insanlığı kurtaracak Nuh'un Gemisi, seküler kültürün sığ sularında değil, kutsal kültürün derin denizlerindedir. Kutsal kültürün derin denizleri ile seküler kültürün sığ suları arasında aşılması gereken büyük sıradağlar vardır.

*

İki kültürü birbirinden ayıran sıradağları aşmak için, seküler kültürün değişen doğrularından daha çok kutsal kültürün değişmeyen doğrularına ihtiyaç vardır.

*

Kutsal kültürün odak noktasında sürekli hicret olgusu yer alır. Hayatın yaşanır kılınabilmesi, herkesin, sürekli hicretini sağladığı gücün bilincinde olmasına bağlıdır.

*

Bütün insanlık, kötülüklerden iyiliklere, kötümserliklerden iyimserliklere, açgözlülüklerden tokgözlülüklere hicret etmeyi öğrenmelidir.

*

Hayatın yalnızca bir alanında yoğunlaşmak, diğer alanlardaki gelişmeleri önler.

*

İnsanlık yaşanılan dünyadan yaşanılacak dünyaya hicret etmenin özlemini çekiyor.

*

İnsanlığın ataları Adem ile Havva'nın yitirdiği Cennet hicretle bulunur.

*

Dünya sürekli hicretle yaşanır kılınır.

*

Hicrette gizemli bir güç vardır.

23 Eylül 2017, 16:40

KAN DÖKÜLEN İYİ SAVAŞ KAN DÖKÜLMEYEN KÖTÜ BARIŞ YOKTUR

=========================================================== Dünyanın her ülkesinde devlet yönetiminde erdem, ülkeler arasındaki üretim yarışını, savaş ekonomisinden, ticaretin aracılığıyla, barış ekonomisine, dönüştürmesini bilmekte gizlidir. Tarihin her döneminde, barış isteyenler, savaş isteyenlerden daha güçlü olmuşlardır. Tarih boyunca gözlendiği gibi, insanlığın en güzel eserleri, cephelerde değil, üniversitelerde verilmiştir.

*

Cemil Oktay,"Modern Toplumlarda Savaş ve Barış" başlıklı kitabında, Kant''tan Hegel''e İbn Haldun''dan Marks''a kadar önemli düşürlerde, savaş ve barış kavramlarına yüklenen anlamları ve kazandırılan açılımları tartışmaktadır. Oktay, Tevfik Fikret''in " Milletim nev-i beşerdir, vatanın ruy-i zemin" dizesini hatırlatarak, insanlığı yeni ufuklara taşıyacak, küresel barışın stratejilerini ele alıyor.

*

Oktay, Tarihçi Herodot''un "Hiç kimse savaşı barışa tercih edecek kadar deli değildir, savaşta babalar oğullarını defnederler, barışta ise oğullar babalarını defnederler" değerlendirmesini aktararak, günümüzde, gençlerin bulunduğu cephe ile yaşlıların bulunduğu cephe gerisinin de savaşın yıkıcı etkileriyle karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Sanayi ve bilgi toplumlarının geliştirdiği silahlar, savaşın yıkıcı etkilerini, cephelerden şehirlere taşımışlardır.Terör saldırıların heefleri şehirlerin en kalabalık yerleridir.

*

Sınırların önemini yitirdiği dünyada bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları ana sorun, savaş ekonomisinden önce barış ekonomisine küresel boyutlar kazandırmaktır.Artık Clausewitz''in çatışma üstüne geliştirdiği "topyekun savaş " stratejileri değil, Kant''ın geliştirdiği " sürekli barış" stratejileri önemlidir. Bir ülkenin kendini silahlandırmasıyla, rakibini silahlandırması arasında hiçbir fark yoktur.Amerika gibi,İsrail,Kuzey Kore,Hindistan ve Pakistan da nükleer silahlara sahiptir.Bir nükleer savaşta Kuzey Kore ile birlikte Japonya da haritan silinebilir.

*

"Kanunların Ruhu" kitabında Montesquieu, tüccar toplumların barışa savaştan daha yaktın olduklarının üzerinde önemle durur. Çünkü, ticaretin olduğu yerde savaş olmaz. Birbirleriyle alışveriş yapan ülkeler, birbiriyle savaşmazlar. Ticaretin doğasında çatışma değil, uzlaşma vardır, pazarlık vardır ve karşılıklı güven vardır. Ticaret savaştan önce, barışta yeni boyutlar kazanır. Ticaret toplumları barış toplumlarıdır.

*

Bütün ülkeler, savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçmek ve birbirleri arasındaki ekonomik ilişkilere geliştirmek zorundadır. Rusya ile Amerika arasındaki silahlanma yarışında olduğu gibi, bir ülke kendisi nükleer silahlara sahip olmaya çalışırken, farkında olmadan karşısındaki ülkeyi de nükleer silah sahibi yapar. Bu yüzden, ülkeler cephelerde değil pazarlarda yarışmalıdır.Pazarda silahlarla değil,dünya markası olmuş ürünlerle savaşılır.

*

Dünyaya kesintisiz barışı üniforma değil forma giyenler getirecektir.

*

Forma barışta yarışın üniforma savaşta yarışın ana göstergesidir.

*

Dünyada barış isteyenler savaş isteyenlerden daha güçlüdür.

*

Güçlü olanlar barıştan değil savaştan korkar.

*

En iyi savaş hiç kan dökülmeyen savaştır.

*

Dünyada savaş arayan barış bulmaz.

*

İnsan neyi arıyorsa onu bulur.

24 Eylül 2017, 07:34

Kitap Kokusu, Nazif Gürdoğan’ın kütüphanesinde

Bu yazı daha önce 24.09.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kitap Kokusu, Nazif Gürdoğan’ın kütüphanesinde =========================================== KİTAP KOKUSU ALANLARIN DÜNYASIDA KİTAP ALINIR KİTAP SATILIR KİTAPTAN TERAZİ TUTULUR KİTAP KİTAPLA TARTILIR HER YER KİTAPTIR KİTAP =========================================== Kitap Kokusu, izleyicilerini Mavera iklimine götürüyor. Mavera Dergisi’nin kurucularından Ersin Nazif Gürdoğan, Abdulhamit Güler’i kütüphanesinde misafir ediyor.

*

Değişen dünya ve kitabın geleceğine dair önemli açıklamalarda bulunan Gürdoğan, “Yazma ve okuma birbirini besleyen diyalektik bir süreçtir. Yeni dünya herkesin aradığını bulmasına yardımcı olur.” dedi.

*

Akademisyen ve yazar Ersin Nazif Gürdoğan’ın okuduğu ilk kitaptan, ilk yazı heyecanına, Mavera akımından yol arkadaşları Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve diğer tarihi şahsiyetlere dair çok özel açıklamaları Kitap Kokusu’nda.

24 Eylül 2017, 16:35

EĞİTİME YAPILAN YATIRIM ÜLKELERİN GELECEĞİNE YATIRIMDIR

======================================================= Üretim seviyesi yüksek toplumların eğitim seviyeleri de yüksektir. Bir ülkede üretimde verimliliğin yolunu, ileri seviyede eğitim almış insanlar açar. Eğitim seviyesi düşük bir toplumun üretim seviyesinin yüksek olması mümkün değildir.Dünyanın hiçbir yerinde eğitim seviyesi yüksek,üretim seviyesi düşük ülke yoktur.Eğitim getirisi en yüksek olan yatırımdır.

*

Eğitim Kurumları eğitimi ömür boyu devam eden bir öğrenme sürecine dönüştürmek için,toplumun bütün kesimleriyle iş birliği yapmak zorundadırlar.Türkiye'de eğitime yapılan yatırım Anadolu'nun geleceğine yapılan yatırımdır . Günümüzde eğitim, özellikle "internet" teknolojisindeki gelişmelerle yeni boyutlar kazanmıştır.Öğrenmesini öğrenmek okulların dışına taşmıştır.

*

Duvarsız kapısız toplumda eğitimin odak noktasına "internet" yerleşmiştir. İnternet bilgi kaynaklarına ulaşmada zaman ve mesafe farkını kaldırmıştır. İnternetle ulaşılmayacak bilgi kaynağı yoktur.Bilgisayarlarla zaman sınırlaması da ortadan kalkmıştır.

*

Öğretmenler ve öğrenciler günde yirmi dört saat internetle çalışabilir. İnternette öğrenmenin yeri,zamanı ve yaşı olmaz. Öğretmen ve öğrenci istediği zamanda aradığı bilgiyi elde edebilir. Bütün dünya ğitimde yeni bir döneme giriyor.

*

Eğitimde artık okulların yerine aile ve internet, öğretmenlerin yerine de Google'lar,Facebook'lar geçiyor. Japon yönetim uzmanı Kenichi Ohmae''nin ayrıntılı olarak anlattığı gibi, internetle "Görünmeyen Bir Kıta" oluşmuştur. Yeni oluşan görünmeyen kıtada kendine sağlam bir yer tutamayan kurum ve kuruluşlar, görünen kıtalardaki yerlerini koruyamazlar.

*

Son yıllarda Batı dünyasının önde gelen bütün üniversiteleri, internetle "uzaktan" eğitime başladılar. Onların her biri artık birer "açık üniversite" haline geliyor.Hepsinde sürekli eğitim merkezleri vardır.

*

Temel eğitimden üniversitelere kadar bütün okullar da diğer kurum ve kuruluşlar gibi, görünen varlıklarını koruyabilmek için, görünmeyen varlıklara da yatırım yapmak zorundadır.

*

Bir çok konuda öğrencileri okula getirmektense, okul ve öğretmenleri bilgisayar ve akıllı telefonlar aracılığıyla evlere götürmek daha kolay olacaktır.

*

Sınırların önemini yitirdiği bir dünyada İngilizce bilmek, üniversite bitirmek kadar önemli.dir İngilizce bilene çalışmak için bütün ülkelerin kapıları açıktır.

*

Amerikalıların değil,dünyanın dili olan İngilizce internetin de ana dilidir.İnternet yalnızca İngilizceyi değil,bütün dilleri bilir.

*

Bir dili bilen internet aracıyla dünyadaki bütün dilleri konuşur,okur ve yazar.

*

Sanayi toplumunun kurumu olan okul yerine bilgi toplumunda o aile geçiyor.

*

Eğitimin başarısında okul ve ailenin el ele vermesi büyük önem taşır.

*

Yeni dünyada okullar evlere evler okullarla bütünleşmiştir.

*

Dünyanın geleceği eğitime yapılan yatırımlara bağlıdır.

*

Eğitimliler cephelerde değil okullarda savaşır.

25 Eylül 2017, 23:06

YENİ HAÇLI SEFERLERİNİN HEDEFİNDE BAĞDAT ŞAM RİYAD VAR

======================================================== Bütün ülkelerde insanlar, ele geçirdikleri zenginlikleri korumanın değil, ele geçiremedikleri zenginlikleri yakalamanın peşinden koşarlar. Batı dünyasındaki teknolojik gelişmelerle, Batılı seküler insanın açgözlülüğü katlanarak arttı. Seküler kültürün yol açtığı sarhoşlukla, Batı dünyasında, Peygamberlerden kaynaklanan kutsal kültürün, evrensel değerleri, hayatın bütün boyutlarından sökülüp atıldı.

*

Seküler kültürü dünyaya ihraç etmeye çalışan Amerika ve Avrupa ülkeleri, ifade özgürlüğü adı altında, başta İslam Peygamberi olmak üzere, bütün peygamberlere saygısızlıkta birbirliriyle yarışıyor. Batı dünyası, İslam dünyasına karşı seküler haçlı seferlerini başlattı. Yirminci yüzyılın ekonomik emperyalizminin yerine, Yirmibirinci yüzyılda sekülerizm emperyalizmi geçti.

*

Batı dünyasının Hristiyanlığın misyonerliğini bırakıp, sekülerizmin misyonerliğine soyunması, bütün dünyada coşkuyla karşılanan İslam dünyasının ''demokrasi baharı''nı, ''demokrasi kışı"na çevirdi. Batı dünyası, Doğu dünyasına yalnızca sekülerizm ihraç etmeyi değil, demokrasi ihraç etmeyi de bırakmalıdır. Türkiye gibi, her İslam ülkesi, kendi demokrasisini, kendi kültürüyle inşa edecek, tarihi birikime sahiptir.

*

Devletlerden daha çok kültürlerin savaştığı düz dünyada, ülkelerin en büyük ve en önemli sermayeleri ''senin kültürün sana, benim kültürüm bana'' demesini bilen, adil yönetimlerdir. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, adil ülkeler, ''kültürde zorlama yoktur'' diyenlerin anavatanlarıdır. Artık her ülke, kapılarını başka kültürlere açmak zorundadır. Hiçbir ülke, başka bir ülkenin kültürünü küçümseyemez.

*

Kültürlerin bir tarağın dişleri gibi, yan yana ve bir arada yaşadıkları bir dünya oluşuyor. Başta Amerika başkanı olmak üzere, her ülkenin başkanı, adil yönetimde ve kültüre saygıda, yüzyıllar öncesinden yaşayan Necaşi"yi yakalamaya çalışmalıdır. Yönetimde adalet, ulusal değil, uluslararası bir sorundur. Hangi kültürden gelirse gelsin, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, her seçmen seçme sorumluluğu taşır, kararı dünyayı etkiler.

*

Tarihin her döneminde, ülkelerin gücü, adil yönetimlerinden, erdemli devletlerinden, sorgulayıcı yönetilenlerinden kaynaklanmıştır. Adalette dünyayla yarışan ülkeler, adil yönetimde, bütün ülkelerin ana ve değişmez örneği olur.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, adalette yarışmanın olmadığı ülkelerde, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, hiçbir gelişme olmaz.

*

Adil yönetim seküler kültürden değil, kutsal kültürden beslenir.

*

Adaletin gücü kutsal kültürden kaynaklanır.

*

Kutsal kültürün kestiği parmak acımaz.

*

İyilik ve kötülük karşılıksız kalmaz.

*

Kılçla gelenler kılıçla gider.

26 Eylül 2017, 22:07

Demokrasilerde yönetimler kurşun atarak değil,oy atarak değiştirilir

Demokrasilerde yönetimler kurşun atarak değil,oy atarak değiştirilir. Demokrasinin temeli:"Çoğunluk yanlışta birleşmez"ilkesidir.Çünkü "sağduyu için akıl birdir"ve "akıl için yol birdir."Seçimlerde insanları kafalarına vurulmaz,insanların kafaları sayılır.Edgar Morin'in vurguladığı gibi:"Demokrasi bir seçim yöntemidir." Dördünçü Halife'nin seçiminde demokratik seçim yöntemlerinden yararlanılmıştır.İslam dünyası "Atina Demokrasi"sine değil,"Medine Demokrasi"sine dayanmalıdır.Dünyada tartışılan demokrasi iki yüzyıllık bir tarihe sahiptir.Türkiye'nin demokratik yönetim birikimi hiçbir Avrupa ülkesinden daha az değildir.

26 Eylül 2017, 22:42

HAYATIN ŞİİRİ YAKALANMADAN BARIŞIN DİLİ YAKALANMAZ

================================================== "Gebe Bırakan Söz"ün ustası olan şairler, edebiyatı amacı kendinden ibaret bir eylem alanı olarak görmez. Onlar için "Şiir Allah''ı aramaktır." Onların düşünce ve eylem dünyasında şiir iman için bilinir.Şiir insanı bilge kılar.Şair bilge olmak zorundadır.

*

Kültürler arasındaki savaşın hız ve yoğunluk kazandığı cinayetler çağında, edebiyat ve sanat, gerek teorik, gerekse pratik alanda vaz geçilmez bir yer tutar.İnsanlığın bilgi birikimi şiiri iman için bilen şairler tarafından bilgeliğe dönüştürülür.

*

Görünmeyen dünyanın kapıları şiirle aralanır.İç ve dış dünyanın hazineleri şiirde gizlidir.İki dünyanın şiirini yakalayanlar, toplumları dönüştürecek gücü ateşlemesini bilir.Şairlar bilgelik ateşininin sönen küllerini değil, yanan korlarını geleceğe taşır.

*

Sezai Karakoç, "Bugün şiir ve edebiyata giren, yarın hayata girecektir" derken, sanat ve hayat arasındaki diyalektik ilişkiye dikkat çeker.Tarihciler geçmişte yaşanılanları,edebiyatcılar gelecekte yaşanacakları anlatır.

*

Sanat insanı, insan da ekonomiyi dönüştürür. Başlangıçta ekonomi değil, sanat vardır.Sanat hayatı zenginleştirir , hayat şiire yeni açılımlar kazandırır.Yunus şiirlerinde çalkantılı dönemlerin Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasını anlatmıştır.

*

Anadolu insanı, aşağıdan değil de, yukarıdan gelen bir kültür değişimiyle, yılların ürünü bir medeniyetin değerlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel yapıdan bir bir söküldüğünü gördü.

*

Yunus şiiriyle yoğrulan Anadolu insanı Doğusu ve Batısıyle bir baştan diğer başa kasıp kasıp kavuran dehşet fırtınasına karşı göğsünü siper yapmasını bilmiştir.Onun dünyasında inançsızlıktan kaynaklanan karamsarlığa kesinlikle yer yoktur.

*

Umutsuzluk ve karamsarlık karabasanları edebiyat ve sanatla dağıtılır.Bir medeniyet şiir ya da söz eğitiminden geçmeden, teoriyi pratiğe geçiremez.

*

Her medeniyetin düşünce ve yaşama biçiminin hayata geçirilmesinde ,edebiyat önemli bir yer tutar.

*

Usta edebiyatçıları olmayan toplumların, güçlü politikacıları ve dünyayı hallaç pamuğu gibi atan girişimcileri de olmaz.

*

Hayatın bütün boyutlarında şiir kılıçtan daha keskindir.

*

Dünyada şiirin gücünün üstünde hiçbir güç yoktur.

*

Şiir düşünceye dönüşen duygunun şilahıdır.

*

Şiir hem derinlik hem zenginlik kaynağıdır.

*

Şiirle silahlananlar yenilmez.

*

Şiir insanı güçlü kılar

26 Eylül 2017, 23:10

Tarihin olguları hiçbir zaman değişmez.Ancak tarihin algıları her zaman değişir.Bunun her nesil tarihi…

Tarihin olguları hiçbir zaman değişmez.Ancak tarihin algıları her zaman değişir.Bunun her nesil tarihi yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır.Tarihi yorumlamanın kutup yıldızları tarihin bilgilerini bilgeliğe dönüştüren bilge şairlerdir.

26 Eylül 2017, 23:18

Savaş dünyasını barış dünyasına omuzlarında silah taşıyanlar değil

Savaş dünyasını barış dünyasına omuzlarında silah taşıyanlar değil, ellerinde kitap taşıyanlar dönüştürür.Kimse omuzunda silah taşıyan bir YUNUS düşünemez.İnsan dünyaya öldürmek için değil,yaşatmak için gelmiştir.Bilgelik yaşatmaya muktedir olmaktır.Bir hayat bin hayattır.

27 Eylül 2017, 22:27

EKONOMİ ŞİİR GİBİ HERKESİN ANLADIĞI GİZEMLİ BİR DİLDİR

================================================== Ekonomi dünyada, Adam Smith ya da Karl Marx ile ortaya çıkmış, bir bilim dalı değildir. Ekonomik sorunlar, ilk insandan bugüne, hayatın her alanında, insanın karşısına çıkar, toplumsal, siyasal ve kültürel boyutlarıyla hayatı dönüştürür. Her bilim dalı gibi, Ekonomi de, insanların karşılaştıkları sorunları çözmeye yarayan, herkesin anlayacağı, evrensel bir dildir. Her dil gibi, Ekonomi''nin dili de, sindire sindire öğrenilmelidir.

*

Arz ve talep yasası, Ekonomi dilinin anası ise, maliyet ve fayda analizi de babasıdır. İnsanlar ister farkında olsunlar, isterse olmasınlar, aldıkları kısa ve uzun vadeli kararlarda, Ekonomi''nin olduğu kadar işletme bilimlerinin de temeli olan bu iki analiz tekniğini büyük ölçüde uygular. Hayatın her alanındaki önemli kararlarda, bu iki temel yöntemden yararlanmasını bilenler, üretim güçlerini büyüterek, iki günlerini birbirlerinden farklı kılmasını da bilir.

*

Hayatın her alanında, “veren el” olmada, “iki günü birbirinden farklı kılmada” ve “çarşının yolunu” öğrenmede, kültürü ekonomiye, ekonomiyi kültüre dönüştürmenin, dilini ve yöntemleri bütün sanatların, bütün bilimlerin ana araştırma ve tartışma konusu oldu.Ekonominin tarihi insanlığın tarihiyle yaşıttır. Kapitalistler ve Komünistlerle başlamadı,Habil ve Kabil'le başladı,Kıyamet'e kadar da devam edecektir.

*

Matthew Arnold, “Şiir, bir şeyi en güzel, en etkileyici ve en gerçek şekilde ifade etme sanatıdır”, demektedir. Ekonomi de, şiire benzer, bir ürünü, bir hizmeti, bir bilgiyi, en düşük giderle üretme ve en uygun gelirle pazarlama sanatıdır. Bu bağlamda, Ekonomi de, şiir gibi, bütün insanlığın konuştuğu ve anladığı, en çok bilinen küresel bir dildir. Ekonomi''nin öğrettiği yalın dille, her toplum, kültür ve ekonomi arasındaki altın oranı yakalar ve dünyayı dönüştürür.

*

Kültür ve ekonomi arasında, hayatın şiirini yakalayabilmek için, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, fayda ve maliyet ya da nimet ve külfet arasında tutarlı bir karşılaştırma yapmasının bilmek gerekir. Bir üretim konusunun, değişik ürün ve hizmetlerin arz ve taleplerinde yol açtığı değişmelerin, ekonomik ve kültürel etkilerini ayrıntılı olarak araştırmadan, sağlıklı bir kültürel doku ve sağlam bir ekonomik yapı oluşturulamaz.

*

Bir ürün, bir hizmet ya da bir bilginin üretimi, şehirler arasında olduğu kadar ülkeler arasında da, ekonomik ve kültürel alışverişe, önemli bir hız ve yoğunluk kazandırır. Ekonomik faaliyetler “çoğaltan” ve “hızlandıran” etkileriyle, toplumun bütün kesimlerinde olumlu ve olumsuz değişmelere yol açar.

*

Maliyet ve fayda analizleriyle, bütün kurum ve kuruluşların, iki günleri, iki ayları ve iki yılları arasındaki, değişmeler değerlendirilir.

*

Ekonomilerin canlılığı, insanların, kurumların ve kuruluşların, dünyadan aldıklarından daha fazlasını dünyaya vermelerinden kaynaklanır.

*

Dünya öteki dünyanın gizemli atölyesidir.Gizemli atölyede üretilmeyen,hem yaşanılan,hem yaşanılacak dünyada tüketilmez.

*

Ekonomi görünmeyen dünyanın,görünen dünyaya dönük yüzüdür.

*

Dünyada ekonomiyi dönüştürmeyen kültürü ekonomi dönüştürür.

*

Kültürde görme özürlü olan ekonomi de görme özürlü olur.

*

Ekonomiyi dönüştürmeyen kültür hiçbir işe yaramaz.

28 Eylül 2017, 11:24

Ekonomide giderleri minimize,gelirleri maksimize etmek mühendislerin işidir.Mühendisler gelirlerin peşinden…

Ekonomide giderleri minimize,gelirleri maksimize etmek mühendislerin işidir.Mühendisler gelirlerin peşinden aslanlar gibi koşarlar,giderlerin önünden ceylanlar gibi kaçarlar.Mühendislik ekonomisinde ustalık iki kere ikiyi alırken üçe,satarken beşe getirmektir.Ekonomi bilenler hiçbir zaman yoksul düşmezler.

28 Eylül 2017, 11:36

DOĞRULUKTA GÜZELLİK GÜZELLİKTE DOĞRULUK VARDIR

=================================================== DOĞRULUKTA YARIŞMA OLMADAN HİÇBİR GELİŞME OLMAZ Günden güne bütün boyutlarıyla hayatın zenginleştirilebilmesi için, her toplumun denizi arayan ırmaklar gibi, güzellik ve doğruluğu araması gerekir. John Keats'ın çok yalın bir biçimde vurguladığı gibi: "Güzellik doğruluktur, doğruluk da güzellik."

*

Dünyada herkes, güzelliği tanıma ve doğruluğu yakalama gücüne sahiptir. Barajların enerji üretme potansiyellerini yapılarında taşıdıkları gibi, insanlar da çığır açma ve öncü olma güçlerini yüreklerinde taşır.Bir insan,bir kitap,bir eylem dünyayı değiştirir.

*

Güzelliği arayan, doğruluk bulur. İyiliklerin özendirilmesi, kötülüklerin önlenmesi, herkesin güzellik peşinde koşması ve doğru düşünmesini öğrenmesine bağlıdır. Herkesin kendisinden etkilendiği, bilgeliğin simgesi, güzelliği aramanın yorulma bilmez yolcusu, düşünce ve eylem ustaları vardır.

*

Bilgelerin yolu, doğruluğun, güzelliğin ve iyiliğin yoludur. Her biri, iki dünyada da denize açılan ırmakların yönünü gösteren bir kutup yıldızına benzer. Onları izleyenler iki dünyada da kurtuluşa erer.

*

Çirkinliğin güzelliğe, yanlışlığın doğruluğa ve kötülüğün iyiliğe üstün gelmeye başladığını düşünüyor ve eğitimsizliğin bütün sorunların ana kaynağı olduğunu görüyorsanız, bilgi ve hikmet sevgisinin duraklarına ulaşanların tuttuğu ışığa yönelin ve onlara bağlanın.İnsan kendi gücünün farkına onları izleyerek varır.

*

Bilgelik dünyasında uzun yolculuklara çıkan bilgelerin yardımı olmadan hayatı yaşanır kılacak güzelliğin kapılarını aralamak oldukça zordur. Güzelliğin yolunda olanlar, güzelliği arayanların ışığı ve destekçisi olurlar.

*

Türk toplumunun düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandıran, doğrulukta güzelliği, güzellikte doğruluğu bulan, seven ve sevdiğinde yok olmanın en güzel örneklerini veren ustaların başında Yunus gelir.

*

Her insanın yapısında güzellik tutkusu ve doğruluk arayışı doğuştan vardır. İnsanın iç dünyasından dış dünyasına doğru uzanan öğrenmesini öğrenme süreciyle, gönlünün derinliklerinde uyuyan arslanlar bir bir uyandırılabilir.

*

Büyük bilgi ve hikmet sahiplerinin yol ve yöntemlerinin inceliklerinin kavranılması ve bütün zenginlikleriyle bugüne taşınması gerekir. İnsan içinde taşıdığı gücün büyüklüğünün bilincine, gönül mimarlarının çığır açan eserleri ve ilham veren hayat öyküleriyle varır.

*

Anadolu insanı, yanlışlığın üstesinden doğrulukla, kötülüğün üstesinden iyilikle, çirkinliğin üstesinden güzellikle ve ümitsizliğin üstesinden de ümitle gelmesini bilmiştir. İnsanın doğru düşünme ve doğruluğu bulma yolunda, kendisiyle savaşmasından daha büyük bir savaş yoktur.

*

İnsan için en büyük başarı da, kendi sınırlarını aşarak, büyük gönül ustalarıyla bütünleşmesini bilmektir. Geleceğin büyükleri, geçmişin büyüklerinin omuzlarında yükselir.Onların her biri duvarsız, kapısız birer açık üniversitedir.

*

Her insan iç dünyasının olumlu güçlerini değil, olumsuz güçlerini harekete geçirdiği için, dünyada savaşlar birbirini izliyor. İç dünyalarını Cehennem'e çevirenlerin, dış dünyalarını bir Yeryüzü Cenneti'ne dönüştürmeleri mümkün değildir.

*

Dış dünya tek tek bütün insanların iç dünyasının, kültür ve ekonomideki yansımasıdır. İnsanlar tek tek iç dünyalarındaki güzellikleri yakalayabilirlerse, dış dünyanın bütün çirkinlikleri bir bir yok olup gidecektir.

*

Dışarıda görülen dünya içerideki dünyanın aynasıdır. Onu güzelleştirmek için, insanın gönlündeki "Yusuf"un uyandırılması gerekir.

*

İnsanların gönlünde uyuyan aslanları bilgeler uyandırır.

*

Bilgeler bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.

*

Bilgelerin güneşi asla batmaz.

*

Doğruluk bilgelerin işidir.

28 Eylül 2017, 14:57

Savaş dünyasının barış dünyasına dönüşmesi için,bütün insanların

Savaş dünyasının barış dünyasına dönüşmesi için,bütün insanların doğrulukta sonu gelmez bir savaşa hazır olmaları gerekir.Savaşın yol haritası Yunus gibi:"Herkes doğrudur sen doğru isen/Doğruluk bulunmaz sen doğru değilsen" demektir.Bütün dünyada doğrulukları özendirmek,yanlışlıkları önlemek herkesin en başta gelen görevidir.

28 Eylül 2017, 15:17

DÜNYA EKONOMİK DEĞİL EKOLOJİK PARADİGMA İSTİYOR

================================================= Ekoloji, canlıların doğal çevre içinde varlıklarını sürdürürken, birbirleri arasındaki iletişim ve etkileşim ilişkilerini inceler. Ekonomi ise, üretim, sermaye ve tüketim üçgeninde, insanların birbirleriyle olan iletişim ve etkileşim ilişkilerini araştırır.

*

Bütün bilimler gibi, ekoloji ve ekonomi de, her alanda hayatın sürdürebilirliğini sağlamak için, insanın doğal, ekonomik, siyasal ve kültürel çevresiyle, uyumsuzluklarını gidermeye çalışır. Ekonomi ekolojinin yasalarına meydan okuyamaz.

*

Dünyadaki ekolojik dengelerle birlikte ekonomik dengelerin altüst olmaları, çevresel, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunların, birbirlerini etkileyen bir bütünlük ve süreklilik içinde, ele alınmazsa doğal afetlar birbirini izler.

*

Dünyanın çok boyutlu çevresel, çok köklü ekonomik, çok önemli siyasal ve çok derin kültürel sorunları vardır. Bu yüzden, bütün ülkelerde hayatın güvencesi olan, ekolojinin ekonomisini ve ekonominin ekolojisini araştıran çalışmalar yapılıyor.

*

İnsanlar Fransa''da tasarlanan elbiseler giyerek, Hindistan''daki pamuk yetiştiricisinden, Brezilya ve Türkiye''deki kumaş üreticisine kadar milyonlarca üretici ve tüketicisinin hayatını etkiliyor.Dünya bütün insanların birlikte çalıştığı büyük bir atölyeye dönüştü.

*

Bütün dünyada, günlük yaşantının vazgeçilmez bir parçası haline gelen, motorlu araçların egzos gazları, dünyanın karşı karşıya olduğu çevre sorunlarına, siyasal, ekonomik, ekolojik ve etik boyutlar getiriyor. İnsanların doğal kaynakların bedelsiz olduğunu düşünmeleri, dünyanın dengelerini dinamitliyor.

*

Ahmet Hamdi Tanpınar''ın mısralarına benzetilerek söylenirse, insanlar ekolojinin ekonomisinin ve ekonominin ekolojisinin ne bütünüyle içinde ne de bütünüyle dışında durur. Ekonominin olduğu kadar ekolojinin de, insanların değerlerinden arındırılarak, onların davranışlarından soyutlanması mümkün değildir.

*

İnsanların rant elde etmek için her yol ve yöntemi mübah görmeleri, dünyayı büyük bir savaş alanına dönüştürdü. Ekonominin olduğu kadar ekolojinin de odak noktasında insan var.

*

Ekoloji ekonomiden, ekonomiyi ekolojiden ayırarak, aralarına aşılmaz duvarlar örenler, fiziksel ürün ve hizmet üretiminden daha çok finansal ürün ve hizmet üretiminde yarışırlar.

*

Yarış sonucunda, hayatın bütün boyutlarında, canlılar arasındaki doğal yasalardan önce insanların elinde doğallığını yitiren yasalar ağırlık ve önem kazanır. Doğallığını yitiren ekonomi, insanlardan daha çok tekellere hizmet eder, onların gücüne güç katar.

*

Ekolojide olduğu gibi, ekonomide de tekelci bir yapı değil, çokelci bir yapı olmalıdır. Nasıl ekolojide, bütün canlılar arasında eşsiz bir uyum ve düzen varsa ekonomide de insanlar arasında eşsiz bir uyum ve düzen olmalıdır.

*

Ekoloji tabiatın, ekonomi hayatın şarkısıdır. Tabiatın şarkısının güftesi olmadan, hayatın şarkısı bestelenmez.

*

Ekolojik bilinçle ekonomik bilinç ortak alanlarını yitirirlerse, suyu, havası ve toprağıyla çevre, kültürü, politikası ve ekonomisiyle insan kirlenir.

*

Tabiat ekolojinin, hayat ekonominin temelidir.

*

Ekonomi ekolojinin yolunda olmaktır.

*

Hayatı koruyan tabiatı korur.

28 Eylül 2017, 23:33

Atölye dünyada herkes birbiriyle iletişim ve etkileşim içinde birbirine

Atölye dünyada herkes birbiriyle iletişim ve etkileşim içinde birbirine bağımlıdır.Atölyede yangın çıkaranlar,iş arkadaşlarından önce kendilerine zarar verirler.Kimsenin "Bana dokunmayan yangın bin yaşasın"deme imkanı yoktur.

28 Eylül 2017, 23:55

DÜNYADA KÜLTÜRSÜZ EKONOMİ EKONOMİSİZ KÜLTÜR YOKTUR

======================================================= Ekonomi tarihi kitaplarında sürekli vurgulandığı gibi,sanatların en eskisi bilimlerin en yenisidir. Bu yüzden, sanayi devrimiyle büyük bir hız ve yoğunluk kazanan üretimi artırma tartışmaları, sağ ve sol ekonomi paradigmalarını geçersiz kılan, bilgi devrimiyle de sona ermeyecektir.

*

Hayatın değişik boyutları arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, kültürün değerleri ekonominin kurallarından çok daha önemlidir.Kültürün değerleri gibi, ekonominin kuralları da, yüzyılların içinde herkesin anlayacağı kavramlarla, tartışıla tartışıla oluşturulmuştur.

*

Kültürün değerleriyle birlikte ekonominin kurallarının merkezinde, dürüstlüğü arayan ve dürüstlüğün kaynağı olan, dürüst insan vardır. Dürüstlük kültürün olduğu kadar ekonominin de, en büyük, en etkili sermayesidir. Hem kültürde, hem de ekonomide dürüstlüğe yapılan her yatırım, dünya barışına yapılan bir yatırımdır.

*

İnsanlığın kültürel ve ekonomik tarihine yüz yılların içinden bakıldığında, kültür ile ekonomi arasındaki iletişim ve etkileşim, en güzel biçimde, buzdağı metaforuyla açıklanır.

*

Buzdağının su üstünde kalan görünen yanı ekonominin, su altında kalan görünmeyen yanı da, kültürün eylem alanıdır.

*

Her ülkede görünen ekonominin temellerini görünmeyen kültürün değerleri oluşturur.

*

Güçlü ekonomik yapılar, sağlam kültürel temeller üzerine inşa edilir.

*

Kültürü derin olan toplumların, ekonomileri zengin olur.

29 Eylül 2017, 00:25

BİLGİ TOPLUMU HER EVİ BİR ÜNİVERSİTEYE DÖNÜŞTÜRDÜ

================================================== Eğitim çalışmalarına yeni boyutlar kazandırmak, öğrenmesini öğrenmek, düşünce ve eylem dünyasını zenginleştirmek, bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunların başında gelmektedir. Yeni yüzyılda, eğitim çalışmaları, okullardan daha çok okul dışı alanlarda yoğunlaşacaktır. İletişim kanallarının zenginleşmesi, evlerle birlikte işyerlerini de bir üniversiteye dönüştürmüştür. Geleceğin üniversiteleri, bugünün üniversitelerinden çok farklı olacaktır.

*

Her alanda rekabetin uluslararası boyutlar kazanması, başta üniversiteler olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşları, sürekli yenilik yapmaya zorluyor. Her kurum ve kuruluş, yenilik sınırlarını genişletmek ve verimlilik çalışmalarını hızlandırmak için, işyerleriyle birlikte çalışanlarının evlerini, üniversitelerle bütünleştirmelidir. Kurum ve kuruluşlarda, sürekli yenilik yapmak için, her yerde sürekli eğitim yapılmalıdır.

*

Sürekli eğitimi yaygınlaştırmak ve eğitimin kalitesini artırmak için, işyeri, ev ve üniversite üçgenindeki eğitim çalışmalarının, bilgisayar ortamında odaklanması gerekir. Bilgisayar ortamında, zaman ve mekan farkının ortadan kaldırılmasıyla, bilinen eğitim yöntemleri, geçerliliklerini büyük ölçüde yitireceklerdir. Çünkü, bilgisayar ortamına aktarılan eğitimde, hem maliyetler düşecek, hem de kalite artacaktır.

*

Sürekli ve uzaktan eğitimle, geçerliliğini yitirmiş, verimsiz ve etkisiz, yöntemler yerine verimli ve etkili, bilgisayara dayalı eğitim teknikleri önem kazanacaktır. Geleceğin karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde, bilgisayar ortamında yapılan eğitimle, dünyadaki her üniversite, öğrenci ve hocalarıyla evlere taşınacaktır. Dünyadaki her ev ve işyerine ulaşmaya çalışmayan üniversiteler de, küçülmek zorunda kalacaklardır.

*

Bilgisayar ortamında, ürün, hizmet ve bilgi üretebilmek için, üniversite, ev ve işyeri üçgeninde, herkesin, sürekli ve uzaktan eğitimden yararlanacak bilgi ve donanıma sahip olması gerekir. Bunun için de, kamu, özel ve gönüllü eğitim kuruluşları, birbirleriyle yardımlaşmalıdırlar. Artık bilgisayar ortamındaki eğitim, her kademe ve her konudaki eğitimin, temelini oluşturacaktır.

*

Türkiye''nin karşı karşıya olduğu sorunların başında eğitimsizlik, mesleksizlik ve yoksulluk gelmektedir. Üniversiteleri evlere taşıyarak, uzaktan eğitim yöntemlerini geliştirmeden, Türkiye''de çok düşük olan, ortalama eğitim süresini uzatmak mümkün değildir.

*

“Evdeki üniversite”lerle eğitim kurum ve kuruluşlarının, verimlilikleriyle birlikte etkinlikleri de artacaktır. Karşılıklı iletişim ve etkileşime dayanan bilgisayar ortamındaki eğitim, bilinen yüzyüze eğitimi, bütünüyle dönüştürecektir.

*

Bugünün eğitim kurumları, geleceğin öğrenme yöntemlerini uygulamaya hazır olmalıdırlar.

*

Eğitimdeki başarısızlık hayatın her alanında etkisini gösterir.

*

Eğitimsizlikten bütün ülkeler çok büyük zarar görür.

*

Eğitim ayrım gözetmeden herkesi ödüllendirir.

30 Eylül 2017, 23:12

DÜŞMANLARI OLMAYAN MEDENİYETLERİN DOSTLARI OLMAZ

================================================== Dünyada Kutsal ve Seküler kültür ayrışması insanlığın tarihiyle yaşıttır. Çünkü Habil'in Habil olabilmesi için, Kabil'in olması gerekir. Kabil'siz Habil olunmadığı gibi, Kabil'siz de Habil olunmaz. Ekonomik ve kültürel hayatın canlılığı, Habil ile Kabil'lerin birlikte yaşamasından kaynaklanır. Bütün bir toplum yalnızca Habil ya da yalnızca Kabil'lerden oluşmaz. Her toplumda hem Habil'ler, hem de Kabil'ler vardır.

*

Avrupa'da Aydınlanma dönemiyle büyük bir hız ve yoğunluk kazanan Seküler kültürün gelişmesi, Hristiyan mezhepleri arasındaki ayrılıkların savaşa dönüştüğü Fransa'da doruk noktasına ulaştı. Kutsal değerlerden iz taşıyan herşeye savaş açarak, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda kendisine yer açmaya çalışan Seküler kültür, inançsızlığı inanç haline getiren Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, hayat kaynaklarını büyük ölçüde yitirdi.

*

Kutsal değerlere körükörüne düşmanlık, saldırgan Seküler kültür misyonerliği ve istenmeyen tutum ve davranışları yasaklayarak sorunları çözme anlayışı, "Fransız Sekülarizmi"nin sonunu getirdi. Kendi değerlerinden başka değer tanımayan, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla bütün bir hayatı duyularla algılanan, maddi dünyaya tutsak eden, "İlkel Sekülarizm" doksanlı yıllardaki gelişmelerle, bütün dünyanın gündeminden düştü.

*

Fransa'da değişik alanların uzmanları, "Fransa farklı kültürlerden daha çok seküler kültüre dayanır. Hiç kimse kamusal alanda kendi kültürünün simgelerini taşıyamaz" demekten geri durmazlar. Seküler değerlerin havariliğini yapan Fransa, kutsal kültürü çağrıştıran her tutum ve davranışı yasaklamaya kalkışarak, bugün karşı karşıya olunan toplumsal patlamaların hazırlayıcısı olmuştur.

*

Habil'leri göz ardı ederek, yalnızca Kabil'ler için, "özgürlük, eşitlik ve kardeşlik" isteyen Seküler kültür, bütün dünyada yeni bir çatışma kaynağı oluşturmuştur. Artık toplumlar, sağcılık ile solculuk ya da yoksulluk ile zenginlik ekseninde değil, Habil ile Kabil'i izleyenler bağlamında birbirlerinden ayrılıyor. Tartışılmaz Seküler değerleriyle Kabil'lerin öncülüğünü Fransa yapıyor.

*

Avrupalı Müslüman aydınların başında gelen R.Guénon'un, Nabi Avcı'nın çevirdiği "Modern Dünyanın Bunalımı" isimli kitabında vurguladığı gibi: "Gerçek güç, ancak üstten gelebilir ve toplumsal düzenden üstün bir şeyin, yani bir manevi otoritenin onayından geçerek meşruiyet kazanabilir. Bunun tersi olduğu zaman bir sahte güç ortaya çıkar. O da uygulamada var olmakla birlikte İlke'den yoksun olduğu için meşru değildir. Bu durumda ortaya düzensizlik ve kargaşadan başka birşey çıkmaz."

*

Kutsal kültürden bütünüyle koparılmış Fransız tarzı Seküler kültür, siyasal, ekonomik ve kültürel iktidarını koruma adına, bütün dayatmacıların yolunu açan "Demokrasi" düşmanı, dayatmacılığın meşruiyet kaynağı olmaktadır. Bunun için,başta Fransa olmak üzere Seküler kültürün kutsallaştırıldığı ülkelerde,Kutsal kültür düşmanlığı her şeyden önce gelir.Onlar Müslüman ülkelerde dayatmacı yönetimlerin en büyük destekçileridir.

*

Dayatmacılara karşı verilecek ekonomik, siyasal ve kültürel savaşta,Temsili Demokrasiden Katılımcı Demokrasiye geçerek,demokratik kültüre derinlik ve zenginlik kazandırmak çok büyük önem taşır.

*

Demokrasi devlet yöneticilerini kurşun atarak değil,oy atarak değiştirenlerin yönetim sistemidir.

*

Demokrasilerde kafalara vurulmaz,kafalar sayılır.

*

Dünyada çoğunluk yanlışta birleşmez.

*

Sağduyu için doğru yol birdir.