Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ocak 2018

12 yazı

3 Ocak 2018, 14:40

YAHYA KEMAL TARİHİ ŞİİRE ŞİİRİ TARİHE TAŞIYAN DÜŞÜNÜR ŞAİRDİR

========================================================== Bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimi tarihin havuzunda toplanır. Bu yüzden tarih, araştırma alanı ne olursa olsun, her bilimin atölyesidir. Bütün bilimler tarihin büyük havuzundan yararlanır. Tarihi tekrar yazmasını ve yorumlamasını bilmeyenler, gelecek kuşaklara kalacak eserler bırakamazlar. Geçmişim derinliklerinden bakmadan, gelecekte yaşanacakları tahmin etmek çok zordur.

*

Tarihçi Arnold Toynbee’nin İstanbul’da, “Tarih Üzerine” yaptığı iki konuşmada vurguladığı gibi, her ülkede her kuşak ülkelerinin tarihini yeniden yazmak zorundadır. Tarihin olguları değişmez, ancak olguların yorumu kuşaktan kuşağa değişir. Her kuşağın dünyaya bakışı, değişik boyutlarıyla hayatı algılayışı değiştiği için, tarihin yorumlanışı da değişir. Tarihte yapılan hataların tekrarlanmasını önlemek için, tarihin sürekli yeniden yorumlanması gerekir.

*

Yahya Kemal’in şiir ve düşünce dünyasında,sedeften bir ırmak gigi Asya’dan Avrupa’ya akan Türk tarihinin vazgeçilmez bir yeri vardır.Yahya Kemal’e göre, Anadolu’nun bin yıllık tarihi, Türk toplumunun kimliğiyle birlikte, kişiliğini de oluşturmuştur. Türkler’in düşünce eylem dünyaları, Anadolu’nun tarih ve coğrafyasıyla yoğrulmuştur. Tarih Anadolu insanının düşünce, coğrafya da eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır. Anadolu’da tarih ve coğrafya, Türklerin,önceden okunmayan kaderleri olmuştur.

*

Mehmet Akif,Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında,nasıl savaşları şiire, şiiri de savaşlara kazandırmışsa, Yahya Kemal de Türklerin tarihini şiire, şiiri tarihe kazandırmıştır. Onlar için Anadolu tarihi ve coğrafyasıyla, bitmez tükenmez bir hazine işlevi yüklenmiştir. Medeniyet ve edebiyat sevdalısı Sadettin Ökten, “ Yahya Kemal’ in Rüzgarıyla” kitabında,Yahya Kemal’in şiirlerinden yola çıkarak, Türklerin Balkanlarda, yüzyıllarca süren ilerleyişleriyle birlikte,çekilişlerini de ayrıntılı olarak ele almış, akıcı bir dille de anlatmıştır.

*

Yahya Kemal şiir yazmamış, şiirle tarih yazmıştır. Yahya Kemal Tarihin peşinden koşmamış,tarih Yahya Kemal’in peşinden koşmuştur. Yahya Kemal tarihi aramaz, Tarih Yahya Kemal’i bulur. O büyük şair olduğu kadar, yıkılışta yükselişi gören, büyük bir tarih felsefecisidir. Yahya Kemal Türklerin Balkanlardan,Kafkaslardan,Ortadoğudan Anadolu’ya çekildikleri bir dönemde, karamsarlığa,kötümserliğe,ümitsizliğe düşmemiştir.

*

Yahya Kemal geçmiş yüzyılların görkemini, şiirleriyle,yazılarıyla,sohbetleriyle, Yirminci yüzyıla taşımasın bilmiştir.Onun şiirlerinde Türkler’in Anadolu’daki dokuz yüzyıllık tarihlerinin, ana dinamikleri bir büyük ressamın fırçasından çıkmış tablo gibi bütün görkemiyle gözler önüne serilir. O tabloda Türklerin üç kıta ve iki denizde var oluşlarının nirengi noktaları olan, Çaldıran, Mohaç, Kosova, Niğbolu, Belgrad, Budin,Mekke,Medie,Kudüs,Mısır, Tunus, Barboros ve Cezayir vardır.

*

Yahya Kemal Doğu’dan Batı’ya gien Türkler’i felsefe yapan bir millet olarak değil, fetih yapan bir millet olarak görmüştür. Ancak söz konusu olan fetih, silahlarla yapılanbir fetih değil, Mesnevi ile yapılan bir fetihtir.Yahya Kemel'in sohbetlerinde sürekli vurguladığı gibi,Türkler İstanbul'dan üç kıta ve iki denize açlırken,güçlerini omuzlarında taşıdıkları silahlarından değil,hafızalarında tuttukları,hiç unutmadıkları Kur'an'dan ve gönüllerinde taşıdıkları Mesnevi'den almışlardır.

*

Yahya Kemal’in düşünce ve eylem dünyasında, cihan vatandır,vatan cihandır. O cihanda, İstanbul Mekke kapısı Üsküdar,Medine kapısı Eyüp, Kudüs Kapısı Kadıköy ile ayrı bir yer tutar.Yahya Kemal çok sevdiği Yavuz Selim gibi,dünyayı bir sultana,bir medeniyete az,iki sultana,iki medeniyete çok görür.Onlar bütün dünyayı bir mescit gibi görmüşler,ezan okunan coğrafyaları vatan bilmişlerdir.Onların vatanları bütün kıtalarıyla,bütün denizleriyle dünyadır.

*

Yahya Kemal Paris’te aradığını İstanbul’da bulmuştur.İstanbul’u Topkapı’da Okunan Kur’an ve Ayasofya’da okunan ezan korumaktadır.Onlar okunmaya devam ettikce,Anadolu insanı,Viyana'da duran Avrupa'daki büyük ve uzun yürüyüşünü yeniden başlatacaktır.Artık Türkler yalnız Doğu Avrupa'da değil,Batı Avrupa'da da kendilerine geniş bir ekonomik ve kültürel alan açmışlardır.

*

Büyük küçük Avrupa'nın her ülkesinde birer küçük İstanbul vardır. İstanbul yeniden medeniyetler başkenti olacaktır.

8 Ocak 2018, 10:39

YİRMİBİRİNCİ YÜZYIL DA BİR CİNAYETLER YÜZYILI OLMASIN

=================================================== Batı dünyası İsrail'in peşinden giderek, devlet terörüyle bütün İslam dünyasını, büyük bir Filistin'e dönüştürdü. Artık Irak'tan Afganistan'a, Yemen'den Mali'ye, her Müslüman ülke, her gün onlarca insanın öldürüldüğü bir Filistin. İsrail'in saldırı odaklı, sözde savunma stratejileriyle, hem Yirminci, hem Yirmibirinci Yüzyıl, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, bir 'cinayetler yüzyılı' oldu.

*

Geçen yüzyılda İsrail'in Lübnan'ı işgal ederek yakıp yıkması gibi, yeni yüzyılda Amerika Irak'ı işgal etti, yaktı yıktı. Her iki işgalde de, sayısız cinayet işlendi. Irak'ı Afganistan izledi, ardından Libya,Surye ve Yemen geldi. Geçmişte, Avrupalıların, Endülüs ve Balkanlar'da işledikleri cinayetleri, İsrailliler ve Amerikalılar, bir bir Filistinleştirdikleri, Müslüman ülkelerde tekrarlıyorlar.

*

İsrail'in Filistin'de izlediği stratejiyi, Amerika dünyada izleyerek, devlet terörünü, dış politikasının temeline yerleştirdi. Nasıl Yahudiler Almanya'da gördükleri baskı ve şiddeti, sürekli gündemde tutarak, Filistin'de işledikleri cinayetleri gözden uzak tutmaya çalışıyorlarsa, Amerikalılar da, New York'a yapılan saldırıyı bahane ederek, bütün dünyada terör rüzgarları estiriyorlar.

*

Müslümanlar Avrupa'da kendilerine karşı işlenen cinayetleri, sürekli tekrar ederek, başkalarına baskı ve şiddet uygulamayı doğru bulmazlar. İslam kültüründe, çekilen sıkıntıları, karşı karşıya kalınılan güçlükleri, her yerde durmadan anlatmak, iyi karşılanmaz. İnananlar için şikayet etmek, kusuru başkalarında aramak sorumluluktan kaçmaktır. İslam kültürde, Cehennem dışarıda aranmaz, içeride aranır. Kimse kötülükleri başkalarında bilmez.

*

'Cinayetler yüzyılı'nın sonunu getirmek için, Müslüman ülkeler kendi sorunlarıyla ilgilendikleri kadar, komşu ülkelerin sorunlarıyla da ilgilenmelidirler. İslam dünyasında işlenen cinayetleri önlemede ve uluslararası gündeme taşımada, en büyük sorumluluk Türkiye'ye düşmektedir. Komşularının dertleriyle dertlenmeyen Türkiye'nin sorunlarını, hiçbir ülke kendi sorunları olarak görmez.

*

Cinayetlerin her yıl katlanarak arttığı yüzyılda, Müslüman ülkelerin sorunları, kendilerini gündüz gözüyle yenileyememekten kaynaklanıyor. Türkiye ile birlikte bütün İslam dünyasının kendisini yenileyebilmesi, kültürünün küllerini değil, kor ateşini geçmişten geleceğe taşıması gerekir. Aydınların ana görevi, hayata renk ve tad veren kültürlerin küllenmesini önlemektir.

*

Tarih içinde, terörü savunma politikası haline getiren devletlerin, uzun ömürlü oldukları görülmemiştir. İsrail döktüğü kanların oluşturduğu gölde boğulur.

*

Batı, 'öldürüyorum öyleyse varım' diyerek, varlığını koruyamaz.

*

Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür.

*

Hiçbir kazanım bir hayatın bedeli değildir.

8 Ocak 2018, 12:43

AKILLA DÜŞÜNEN GÖNÜLLE KONUŞANLARDAN OLMAK

Bu yazı daha önce 17.12.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

=============================================== Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan terör eylemleri, İslam dünyası kadar Batı dünyasını da can evinden vuruyor. Müslüman ülkelerdeki ekonomik ve siyasal sorunların, kurşun atarak savaş alanlarında değil, oy atılan seçim sandıklarında çözülmesi, bütün dünya için hayati önem taşıyor. Demokrasi ve ekonomisi gelişmemiş İslam dünyasıyla, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş Batı dünyası arasında uyum ve dengenin sağlanmasında, moderatörlük görevi Türkiye"ye düşüyor.

*

Türkiye kültürel derinliği, ekonomik zenginliği ve demokratik yönetimiyle, Avrupa ile Asya arasında bir çevre ülke olmaktan daha çok, bir merkez ülkedir. Demokratik kültürü ve ekonomik yapısıyla Türkiye, Batı ile İslam dünyası arasındaki barışın en büyük ve en güçlü güvencesidir. Türkiye"de terör olursa, hem İslam hem Batı dünyası, ekonomik ve siyasal krizlerden kurtulamaz. Dünyadaki bütün krizlerin kaynağı terördür. Suçsuz insanları hedef alan terör, ülkelerin birlikte savaşması gereken ortak düşmandır.

*

Dünyanın her yanında, dinine, ırkına ve yaşına bakmadan, herkesin güvenliğini tehdit ve kamu düzenini sarsan terörle savaşmak, bütün ülkelerin başta gelen görevidir. İnsan hayatına hiç önem vermeyen, kamu düzenini altüst eden terör, bütün dünyanın ana sorunudur. Terör sorununu sözle çözmek, silahla çözmekten çok daha önemli ve çok daha etkilidir. Kamu düzeninin sağlanmasında, dönüştürücü sözün ustası, aklı hem başında, hem gönlünde olan aydınların, tartışılmaz bir sorumlulukları vardır.

*

Akıllarıyla düşünen, gönülleriyle konuşan aydınlar, kutup yıldızına benzerler. Nasıl kutup yıldızı, sürekli kuzeyi gösterirse, aydınlar da akıllarıyla kamunun, gönülleriyle de toplumun yanında yer alarak, sürekli doğru olan, yapılması gerekeni gösterirler. Onlar çağlarından sorumludurlar. Aydınlar düşünce ve eylemleriyle, korku ve düşman üretmezler, insanlara ümit ve güven verirler, Terör eylemlerinin üstesinden gelmenin yol haritası aydınlardadır. Aydınlar uzakları görür, düşünülmeyeni düşünürler.

*

Hayatın özünü edebiyatın sözüne dönüştüren aydınlar, bilgeliği akıldan akıla olduğu kadar gönülden gönüle de, bir meşale gibi bir kuşatan bir kuşağa taşırlar. İnsanların düşünce ve eylem dünyaları gönüllerinde gizlidir. Dönüştürücü sözün ustası aydınlar, insanların gönlünde gizil olanları dillerinde açığa çıkarırlar. Hayat özün söze, sözün öze dönüşmesiyle anlamlı ve yaşanır kılınır. Aydınlar tutum ve davranışlarıyla, insanların özgürlükleri gibi, güvenliklerinin de önemli olduğunu sürekli vurgularlar.

*

Görevleri iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek olan aydınlar, birbirleriyle savunulmaz olanı savunmak için değil, savunulmayanı savunmak için yarışırlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, aydın olmak demek, her yerde, her şeye karşı olmak demek değildir.

*

Çağından sorumlu her aydın, "ülkem"i severim, ancak "gerçeği" daha çok severim demek zorundadır.

*

Dünyanın bütün aydınları, insanlık tarihinin her döneminde, "gerçek güzeldir, güzel gerçektir" demişlerdir.

*

Gerçeği arayan aydın, sürekli lav püskürten yanardağ gibi, sürekli düşünce üretir.

*

Gerçeğin ateşinden geçmeyen aydın aydın değildir.

*

Balık sudan, aydın toplumdan ayrı yaşayamaz.

*

İnsanlar silahla değil aydınla değişirler.

*

Değişen insan dünyayı değiştirir.

*

İnsan dünyanın özetidir.

10 Ocak 2018, 11:36

KÜLTÜRLER ARASINDA SÜREKLİ İLETİŞİM KANALLARI AÇMAK

====================================================== Dünya Yirminci yüzyıl gibi, Yirmibirinci yüzyıla da savaşlarla girdi. Geçen yüzyılın iki dünya savaşında devletler savaşmıştı. Gelen yüzyılda ise devletlerden daha çok kültürler savaşıyor. Kültürlerin savaşında, düzenli orduların yerine, hayatını yıkım ve şiddete adamış, intihar saldırılarının ağırlık kazandığı, ordusuz ordular geçti. Dünya geçmişte benzeri olmayan, bütün toplum kesimlerinde, büyük acılara yol açan, terör olaylarıyla sarsılıyor. Terör Yirmibirinci yüzyılın en büyük sorunu olacaktır.

*

Her gün binlerce suçsuz insanın ölmesine yol açan intihar saldırıları, kitaplı dinlerin sonuncusu İslam ile birlikte Hristiyanlık, Yahudilik kültürünün dayandığı kaynakların, ayrıntılı olarak incelenmesini zorunlu kılıyor. Bir Allah’a ve farklı peygamberlere inanan kitaplı dinlerin, birbirlerinden ayrıldığı alanlardan daha çok, birbirleriyle birleştiği alanlarda yoğunlaşmadan, dünyadaki savaş fırtınalarını barış rüzgarlarına çevirmek mümkün değildir. Tarihin her döneminde insanlar bilmedikleri kültürlere düşman olmuşlardır.

*

Avrupa ve Amerika eğitim kurumlarında olduğu gibi, Avustralya üniversitelerinde de İslam kültürünü ve kültürler arasındaki ortak alanları araştıran merkezlerin sayısı hızla artmaktadır. Kültürler arasındaki çatışmaların bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılması,başta üniversiteler olmak üzere bütün kurum ve kuruluşları, ana kaynakları dinler olan kültürler arasındaki ortak alanları araştırmaya zorluyor. Çünkü bütün ülkelerin farklı kültürlerle, bir arada yaşamak zorunda olduğu bir dünyada barış, kültürler arasında sağlam köprüler kurularak sağlanır.

*

Farklı kültürlerin yan yana bulunmadığı toplumlarda, hiçbir alanda zenginleşme ve derinleşme olmaz. Kültürler arasındaki farklılık, güzellikte yarışmaya hız ve yoğunluk kazandırır. Birbirleriyle daha güzel olmak için yarışanlar, toplumun bütün kesimlerinde gelişmeye yol açarlar. Farklılığın bütün dünyadaki evrensel simgesi ellerdir. Herkesin elinde beş parmak vardır. Ancak hepsinin boyutları birbirinden farklıdır. Elin iş yapma gücü ve yeteneği, bilekte birleşmesini bilen parmakların farklılıktaki birliğine dayanır.

*

Parmaklar gibi kültürler de farklılıklarıyla birlikte güzellikte yarışarak, güzelliklerine yeni boyutlar kazandırırlar. Güzellikte yarışmasını bilmeyenler, her alanda çirkinliğin en büyük destekçisi olur.

*

Seküler kültür kutlu kitaplara düşülmüş kısa bir dipnottur. Dipnotun sınırlarının dışına çıkmayı başaramayanlar, dünyayı güzelleştiremezler.

*

Güzellikte yarışanlar, güçlerini seküler kültürden değil, kutsal kültürden alırlar. Kutsal kültürün kaynağı kutlu kitaplardır.

*

Farklı ülkeler ve farklı kültürler arasında en sağlam köprüler,kutsal kültürün kutlu kitaplarla kurulur.

*

İnsanlığın atalarının Yitirdiği Cennet’e giden yolun haritaları kutlu kitaplardadır.

*

Kur'an kutlu kitapların en başta gelen sonuncusudur.

*

Mekke şehirlerin Kur'an kitapların anasıdır.

13 Ocak 2018, 14:00

ÜNİVERSİTEDE BATAN GÜNEŞ ÜNİVERSİTEDEN DOĞACAKTIR

====================================================== Osmanlı Devleti’nin uzun ömürlü olması, kuruluş yıllarından son yıllarına kadar eğitime önem vermesinden kaynaklanır. Osmanlı döneminde Bursa, Edirne ve İstanbul yanında, geleceğin sultanlarının sancak beyliği yaptığı Manisa, Kütahya ve Amasya Anadolu’nun eğitim ve kültür merkezleri olmuştur. Osmanlı şehirlerinin odak noktasında çarşı, cami ve medrese vardır. Çarşının zenginliği ve caminin etkinliği, iki kurum arasında uyum ve düzeni sağlayan medreseye dayanır.

*

Anadolu şehirlerinin ekonomik zenginliği ve kültürel derinliği , eğitim kurumlarında öğretilen derslerin bütün alanlarıyla hayatı kucaklamasından kaynaklanır. Tarihin her döneminde eğitim seviyesi yüksek olan toplumların, ürün, hizmet ve bilgi üretim güçleri de yüksek olmuştur. Eğitime yapılan yatırım, her zaman getirisi en büyük olan yatırımdır. Bu yüzden, Fatih ve Kanuni başta olmak üzere, bütün Osmanlı sultanları eğitime hem öncelik hem de önem vermişlerdir.

*

Mehmet Akif , şiiri, düşüncesi ve eylemiyle, eğitimin önemini anlatan, bir Anadolu insanıdır. O Sezai Karakoç’un “İstanbul içinde ikinci bir İstanbul” dediği Fatih’te doğup büyümüştür. Babası Rumeli, annesi Buhara kökenlidir. Yeniliğe açık, gözü pek yanını babasından, duyarlı, geleneğe bağlı yanını da annesinden almıştır. Fatih Osmanlı dünyasının, eğitim ve kültür merkezidir. Anadolu insanının düşünce ve eylem kaynağı Harbiye değil Fatih olmuştur. Anadolu Fatih’ten beslenmiştir.

*

Şiirlerinde sürekli eğitimin önemini vurgulayan, hayatı şiire şiiri hayata taşıyan Mehmet Akif’in, babası Temiz Tahir diye bilinen Fatih medresesinin hocalarından Mehmet Tahir’dir. O temel eğitimini ailesinden almıştır. Lise eğitimi sırasında Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiş, Gülüstan, Bostan ve Mesnevi’yi yazıldığı dillerden okumuştur. Çocuk yaşta kaybettiği, “Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak / Vücudu zinde, fakat saç sakal sadece ak” diye anlattığı babası, onun aynı zamanda hocası da olmuştur.

*

Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisarını yaptırarak,Boğazı denetim altına alan Fatih’in, İstanbul’u alması, Anadolu ile Balkanlar’ın el ele vermesi, Avrupa tarihinde köklü dönüşümlere yol büyük bir dönüm noktasıdır. Fatih İstanbul’da ilk namaz kıldığı Ayasofya ile yetinmemiş, onun kadar görkemli Fatih camisi ve çevresindeki eğitim kurumlarını, Havariler Kilisesi’nin harabelerinin üzerine inşa ettirmiştir. Fatih türbesinin Ayasofya’da değil, adını verdiği Fatih’te olmasını istemiştir. Artık Roma yüzyılları bitmiş, Osmanlı yüzyılları başlamıştır.Fatih dünya tarihinde,bir çağı kapatan,bir çağı açan Tek Sultan olmuştur.

*

Dünyada her şeyi bilmek,her şeyi öğrenmek için, inanılmaz bir istek ve merak duyan, döneminin önde gelen bütün dillerini bilen,“İki kıtanın iki denizin” Sultanı Fatih’in, Fatih’te kurduğu, ileri düzeyde öğretim yapan eğitim kurumlarıdır.

*

Dünyada öğrenmesini öğrenmenin yaşı,yeri ve zamanı yok diyen, kapıları öğrenmek isteyen herkese açık sürekli eğitim kuruluşları, savaş dünyasını barış dünyasına dönüştürecek,entellektüelleri yetiştirirler.

*

Giderleri devletten daha çok vakıflarla karşılanan eğitim kurumları, hem uzun ömürlü olmuşlar, hem de Osmanlı Devletine her alanda büyük bir güç ve üstünlük kazandırmışlardır.

13 Ocak 2018, 17:26

NECİP FAZIL'I EN GÜZEL ORHAN OKAY ANLAMIŞ VE ANLATMIŞTIR

======================================================== Anadolu insanının düşünce, sanat ve eylem dünyasında, Necip Fazıl''ın gözardı edilmesi mümkün olmayan bir etkisi vardır. Necip Fazıl, bin yıllık Anadolu tarihinin kültürel dinamiklerini, bütün boyutlarıyla, Yirminci yüzyıla taşımıştır. Cumhuriyet döneminin canlı bir aynası olmuştur. Onun bir ömür boyu devam eden, med ve cezirlerle dolu şiir dünyası, Türkiye''nin yaşadığı siyasal ve kültürel çalkantıların, entelektüel düzlemdeki tarihidir.

*

Anadolu insanının edebiyatının karakutusu olan Prof. Dr. Orhan Okay: ''Bir faninin hayatı içinde 60 yıl, adeta durup dinlenmeden yazı yazmak, hem de Necip Fazıl gibi şiir, tiyatro, hikaye, roman, deneme, fıkra; tarihi, dini, tasavvufi incelemeler; siyasi ve sosyal makelelerle çok değişik türlerde ve alanlarda yazmak; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak, bir milletin kültür tarihinde nadir görülen bir hadisedir.'' diyerek, çok haklı ve çok yerinde bir değerlendirme yapmıştır.

*

Necip Fazıl Anadolu insanın yaşadığı büyük kriz dönemlerinde, öncüsü olmayan öncüdür. Eylem sevdalısı Nuri Pakdil''in vurguladığı gibi: ''Onunla sözcüklere kurşun gibi ağır, ama öldüren değil, inşa eden bir yük yüklenmiştir.'' Soğuk Savaş dönemindeki sağ ve sol çatışmalarının doruk noktasına çıktığı yıllarda, O Türkiye''de yaşanılan siyasal ve kültürel krizlerin çözümünü, Washington ve Moskova''da değil, Ankara''da, içinde yaşadığı toplumda, Anadolu''da aramıştır.

*

Tarihin her döneminde, kültür ve ekonomi arasındaki ilişkiler ile kültür ve ekonominin altın oranda harmanlanması, büyük sorunların başında gelir. Bunun için, dünyada ekonomist olmayan ekonomistlerin, büyüklerinden kabul edilen J. K. Galbraith, ''Kapitalizm''de insan insanı, Komünizm''de ise, insanı insan sömürür'' demekten kendini alamaz. Necip Fazıl da, bütün dünyaya ''Kapitalizm ve Komünizm arayıp da bulamadığı ne varsa, gelsin onu İslam''da bulsun'' çağrısında bulunur.

*

İslamın özü tasavvuftur, tasavvufun özü sohbettir, sohbetin özü şiirdir. İlk şiiri 1923''te 18 yaşında yayınlanan, 23 yaşında bütün edebiyat çevrelerinde saygı gören, 1983 yılında ölümüne kadar şiir yazan, Necip Fazıl''a göre: ''Şair Allah''ın beni ara diye ok attığı insandır.'' Necip Fazıl düşünce, sanat ve eylemi, İslam için bilir. O İslam''ın hizmetinde olduğunu ve islam ile ödüllendirildiğini hiçbir zaman ne unuttu ne de çevresinde yer alanları unutturdu.

*

Necip Fazıl Anadolu insanının şiirini Yunus''ta aradı ve Yunus''ta buldu. Anadolu''nun sesi Yunus''a: ''Rüzgara bir koku ver ki, hırkandan / Geleyim, izine doğru arkandan / Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,'' diye seslenir. O şiiriyle, görünmeyen dünyanın balını, görünen dünyanın peteğine taşıdı. Dergisi Büyük Doğu, gerçeği arama yolunda, büyük rüya görenlerin ve beyaz haber verenlerin dergisidir. Bütün insanlığın, canhıraş bir telaşla aradığı gerçek şiirdedir. Gerçeği aramak, iki dünyanın üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.

*

Gerçeğin örtüsünü kaldıran, kendini bulur, kendini bulan, Allah''ı bulur.

*

Şiirle bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar aranır.

*

Şair arıdır şiir baldır.

*

Şiir iman için bilinir.

*

Dünya şiirle değişir.

13 Ocak 2018, 17:46

ORHAN OKAY'DAN DOĞU İLE BATI ARASINDAKİ TANPINAR

Bu yazı daha önce 13.01.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================ Uçakla Atlantik''i geçerken, sürekli Doğu''dan Batı''ya gidildiği için, yol boyunca güneş hiç batmaz. Atlantik yolunda, güneş Doğu''dan değil, Batı''dan doğuyormuş gibi görünür. Atlantik''te uçak içinde bugünden yarına geçme, tam günde değil, yarım günde gerçekleşir. Akdeniz saatinden Atlantik saatine geçme, tarih içinde bir yüzyıldan, başka bir yüzyıla geçme gibi, insana korku ile karışık bir ürperti verir.

*

Tarih içinde de, toplumların bir kültürden başka bir kültüre geçmeleri, hep sancılı olmuştur. Türkiye''nin de, Cumhuriyet döneminde, tabandan daha çok tavandan gelen bir baskıyla, büyük bir kültür değişimine zorlanması, Anadolu insanının bağrında onulmaz yaralar açmıştır. Kültür değişiminin getirdiği travma, Türk toplumun ekonomik yapısını altüst ederek, her alanda büyük bir üretim güçsüzlüğüne yol açmıştır.

*

Prof. Dr. Orhan Okay, son eseri, “Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar” kitabında hocasını,çok akıcı bir dille,Doğu ile Batı arasında gidip gelmelerini anlatmıştır.Tanpınar Türkiye gibi değişmeden değişmesini başaramamıştır.Okay'ın tespit ettiği gibi eşikte duran bir edebiyatcı izlenim vermiştir.Ancak Tanpınar Türkiye'nin geleceğini Paris'te değil,Anadolu'da aramıştır.

*

Tanpınar, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Necip Fazıl gibi, Anadolu insanının bir gömlek değiştirircesine, kültür değiştirmeye zorlandığı dönemlerde yaşamıştır. Tanpınar Yahya Kemal''in, Okay Tanpınar''ın öğrencisi olmuştur. Düşünür, romancı, şair ve denemeci olan Tanpınar, zaman zaman Doğu ile Batı arasında “eşik”te duran bir izlenim verse de, O her iki dünyaya, bir uçak yolcusu gibi, sınırların birbirine karıştığı yerden bakmasını bilmiştir.

*

Prof. Dr. Mehmet Kaplan''ın vurguladığı gibi: “Tanpınar, Türk edebiyatının, bugüne kadar yetiştirdiği en zengin kültürlü yazarıdır”. Tanpınar “Beş Şehir” isimli kitabıyla, dünyanın sayılı denemecilerinden biri olduğunu göstermiştir. Beş Şehir''de Tanpınar, tarihin “parçalanmaz akışında”, İstanbul, Bursa, Konya, Ankara ve Erzurum''dan yola çıkarak, “muradına ermiş, abasız, postsuz bir derviş” gibi, Anadolu insanını yoğuran bin yıllık kültürün, evrensel değerlerini büyük bir ustalıkla anlatmıştır.

*

Kültürler ne kadar Batı''ya giderlerse, Doğu''yu buldukları gibi, ne kadar Doğu''ya giderlerse, Batı''yı bulurlar. Uçaklarda, binlerce metre yükseklikten bakıldığında, sınırlar önemlerini yitirirler. Büyük düşünürlerde iki kültür birlikte bulunur, biri yıkılırken, diğeri yapılır. Eşik''teki Tanpınar''da da, Batı kültürü önemini yitirirken, Doğu kültürü önemini artırmıştır. O Batı gözüyle bakmış, Doğu gönlüyle yazmış ve değişmeden değişmeyi savunmuştur.

*

Tanpınar Batı''ya bakarak Doğu''yu görmüştür. Yahya Kemal gibi, Tanpınar da kökleri geçmişte olan, bir geleceğin özlemini çekmiştir. Onların bozgun yıllarında gördükleri rüya, Özal sonrasında gerçekleşmiştir.

*

Yirmibirinci yüzyılın Türkiye''si Batı''nın peşinde koşan değil, onu aşmaya çalışan bir Türkiye''dir.

*

Dünya artık Batılaşmayı değil, Doğululaşmayı tartışıyor.

13 Ocak 2018, 17:52

MEDENİYET ŞAİRİ YAHYA KEMAL SOHBET KÜLTÜRÜNÜN ZİRVESİDİR

======================================================= Kültürel ve ekonomik boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılmak için, insanın gönül dünyasıyla birlikte akıl dünyasının da zenginleştirilmesi gerekir.Öğrenmesini öğrenmek için insanın aklı hem başında hem de gönlünde olmalıdır.Öğrenmesini öğrenenler için sohbetin yeri,yaşı ve zamanı yoktur.Sohbette öğretirken öğrenilir,öğrenirken öğretilir.İnsanlar kitaplardan daha çok sohbetlerden öğrenirler.

*

Sohbetin özü, bilgiyi bilgeliğe, bilgeliği bilgiye dönüştürmek için, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde öğrenmesini öğrenmektir. Sohbet halkalarına katılanlar hem öğreten, hem de öğrenen olurlar. Onlar öğretirken öğrenirler, öğrenirken öğretirler. Sohbetlerde konuşanların bilgileriyle birlikte davranışları da dinleyenlere aktarılır. Sohbetlerle ortak akıl ve ortak değerler, yeni boyutlar kazanarak zenginleşirler.

*

Sohbetlerde katılımcılar dinlemesini öğrendikleri gibi, konuşmasını da öğrenirler. Sohbetlerle herkesin bilgisi ortaya dökülür, katılanlar yüzlerce yıl yaşamış gibi, birikim sahibi olurlar. Katılımcılar, kırk saat dinlemeden bir saat konuşulmayacağını bilirler. Onlar dinlemekten yorulmadıkları gibi, konuşmaktan da yorulmazlar. Sohbetin gücü ve etkisi, ümitsizlik ve karamsarlık bulutlarını dağıtmasından kaynaklanır.

*

Sohbet denilince akla hemen Yahya Kemal gelir. Onun sohbet halkasında, Ahmet Hamdi Tanpınar, Prof. Dr. Mustafa İnan, Prof. Dr. Vehbi Eralp, Prof. Dr. Cahit Tanyol, Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken ve Prof. Dr. Mustafa Şekip Tunç gibi, Cumhuriyet döneminin önde gelen aydınları yer almıştır. Onlar Türklerin Anadolu'daki bin yıllık tarihlerini Yahya Kemal'den dinlemişler, bin yıl yaşamışcasına bilgelik kazanmışlardır.

*

Öğrenmesini öğrenme yolunda, sohbetler güneş gibidirler, herkese ışık saçarlar, yağmur gibidirler, dinleyenlere canlılık kazandırırlar.

*

Sohbette konuşan, dinleyenin okunan kitabı, yazılan defteri ve yazan kalemi olur.

*

Öğrenen ile öğreten sohbette özdeşleşir.

28 Ocak 2018, 11:56

VAN'NIN İNCİ KEFALİ GİBİ AKINTIYA KARŞI YÜZMESİNİ BİLMEK

===================================================== Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi, Türkiye''de de kötümser düşünmek, aydın olmanın en kolay yoludur. Dünyadaki gelişmeleri karamsar gözle bakanlar, her zaman, her yerde büyük ilgi toplarlar. İyimser düşünenler on kişinin ilgisini zor çekerken, kötümser düşünenlerin peşinden bin kişi birden koşar. Bunun için, düşünce ve eylem dünyasında, kötümser olmak, iyi aydın olmaktır.

*

Türkiye''yi, toplumun bütün kesimlerince yaşanır kılmak için, dünyadaki gelişmeleri iyimser bir gözle değerlendirmesini herkes öğrenmelidir. Avrupa''da bir “Bilgeler Üniversitesi” kurmaya çalışan, Stefano D''Anna''nın vurguladığı gibi: “Gezegenin artık geniş bölgelerine yayılmış sefaletten, her türlü cürüm ve savaşa kadar, dünyanın bütün problemlerinin ilk sebebi ve kökeni, insanlığın negatif düşünme ve hissetme alışkanlığıdır”.

*

Dünyanın her yanında estirilen, kötümserlik fırtınalarını, iyimserlik rüzgarlarına dönüştürebilmek için, Van gölünün inci kefalleri gibi, akıntıya karşı yüzmesini bilmek gerekir. Onlar doğdukları çayların akıntı yönünde giderek, göle ulaşırlar. Zamanı gelince, akıntıya karşı yüzerek, çaylarlrın kaynakları yönünde giderler. Doğdukları yerlere ulaşmak için, onların önlerine çıkan engelleri, ustalıkla aşmaları, herkesi şaşırtır.

*

Tarih boyunca, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, birbirleriyle etkileşim içinde olan karmaşık yapılarını dönüştürenler, genel akıntı yönünde değil, akıntıya karşı yol alma gücünü gösterenlerdir. Onlar toplumları değiştirmek için, insanların üstüne karabasan gibi çöken, karamsarlık bulutlarını, haksızlıklara karşı direnenlerin dağıttıklarını çok iyi bilirler. Haksızlıklara başkaldırmak, ümitlerini yitirmeyenlerin işidir.

*

İnançsız ümit, ümitsiz inanç olmaz, diyen Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasında, ümitsizlik inançsızlıktır. İnanan ve ümitlerini yitirmeyen insanlar, dünyada hiçbir şeyin yoksulluğunu çekmezler. Haksızlıklar karşısında susan insanlar, bütün dünyaya sahip olsalar da, yoksulluktan kurtulamazlar. Çünkü dünyanın görünen zenginlikleri, görünmeyen zenginliklerden kaynaklanır.

*

Dünya, korku düşmanlıkları büyüten kötümser insanlarla değil, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeyen, iyimser insanlarla güzelleşir. İnsan küçük bir dünyadır, dünya büyük bir insandır. Dünya olumlu düşünen iyimser insanın elinde güzel, olumsuz düşünen kötümser insanın elinde yaşanmaz olur.

*

Sağlıklı insan ve sağlıklı dünya için, dünün güzeli, bugünün çirkini, dünün başarısı, bugünün başarısızlığı olmalıdır. Bugünü dünden daha güzel yapamayanlar, yarını bugünden daha yaşanır kılamazlar.

*

Dünya akıntı yönünde giden sıradan insanlarla değil, akıntıya karşı giden sıradışı insanlarla yaşanır kılınır.

*

Dünyada barışa giden yol akıntıya kapılanların yolu değildir.

*

Güçlüklerin üstesinden akıntıya karşı yüzenler gelir.

29 Ocak 2018, 13:38

RASİM ÖZDENÖREN'DEN BİR NAZİF GÜRDOĞAN YAZISI

============================================== Bizim arkadaş çevremizden dünyayı en çok gezmiş, gezdiği gördüğü yerler üzerine dikkatini en çok yoğunlaştırmış, izlenimlerini yazıya dökerek onları en çok kişiyle paylaşmış olan Nazif Gürdoğan''dır.

*

Bu özelliğine bakarak ben ona zamanımızın seyyahı diyorum. Bu seyahatler, elbette, kendi için görüp seyretmekten ibaret kalmıyor. Asıl değerli yanı, onların kaleme alınması ve okuyucunun dikkatine sunulması noktasında ortaya çıkıyor.

*

Nazif Gürdoğan, bu yanıyla da, bence, edebiyatımızın önde gelen seyahat yazarları arasında yer alıyor. Ben, Türkçenin seyahat edebiyatından az sayıda kitap ve yazar adı hatırlıyorum. Kuşkusuz, röportaj türünde ürünler verilmiştir. Ama Nazif Gürdoğan''ın ele alış biçimiyle verilmiş bir ürün olup olmadığını, doğrusu ben bilmiyorum.

*

Falih Rıfkı''nın Zeytin Dağı''nda yer alan bazı yazıları ile İngiltere üzerine olan izlenimlerini, kendimi zorlayarak hatırlıyorum. Bir de, Erdem Bayazıt''ın İpek Yolundan Afganistan''a adlı nefis kitabı, unutulmazların arasında sayılmalı.

*

Nazif Gürdoğan, şimdi, kendi köşesinde, daha önce çeşitli vesilelerle yolunun düştüğü Amerika''yı, bir de, bu son gezisi münasebetiyle anlatıyor. Öteki gezi yazılarında gördüğümüz temel özellikleri bu yazılarına da yüklüyor. Kısa, açık, çarpıcı izlenimler, birkaç cümleyle aktarılıyor.

*

Hiç bir ayrıntının üstünde gereğinden fazla durulmuyor. Hemen bir yenisine geçiliyor. Böylece anlatılanlar, küçük küçük anekdotlardan hasıl olmuş bir bütünlük meydana getiriyor: Bir mozayiğin içindeki küçük çakıl taşlarının birleşerek yekpare bir kompazisyona ulaşması gibi.

*

Hicaz''dan Endülüs''e kitabında, esas itibariyle vaktiyle Osmanlı Devleti''nin hakim olduğu bölgelerden başlayarak İslâm ülkesinin uzandığı yerler, artı, İngiltere anlatılmıştı.

*

Zamanı Aşan Şehirler ile de, Bakü, Şeki, Taşkent, Semerkant, Buhara yolculukları aktarılıyor. Anılan şehir adlarına bakarak bu seyahatin nostaljik olduğu zehabına kapılınabilir. Bilakis, nostaljik değil, fakat aktüel, güncel bir yolculuktur gözler önüne serilen.

*

Nazif Gürdoğan, kendisinin de bilincinde olduğu gibi, bize, Evliya Çelebi gibi, duyulmadık işitilmedik ülkelerin, duyulmadık işitilmedik özelliklerini anlatmaya merak sarmıyor. O diyor ki, ben herkesin geçtiği yollardan geçiyorum, herkesin gördüğü şeylere gözümü dikiyorum, ama buralarda başkalarının görmediğini düşündüğüm özellikleri, farklılıkları ortaya çıkartmaya çalışıyorum.

*

Bu gezi yazılarını çekici kılan özelliklerinden birisi ve belki başlıcası da bu olmalı. Çünkü insan kendi gördüğü yerlerin başkaları tarafından nasıl görüldüğünü ve nasıl anlatıldığını da merak ediyor. Hele benim için, bu özellik iyice öne çıkıyor. Ben bir romanı bile içindeki macerayı izlemekten çok, o maceranın nasıl işlenmiş olduğuna dikkatimi yoğunlaştırarak okurum.

*

Bu gezi yazıları, yalnızca coğrafi bir satıhı anlatmıyor. Bu coğrafyanın altında yatan ve o coğrafyayı meydana getiren temel tarihsel altyapı da dile getiriliyor. Tarihle aktüel olan, anlatılan ülkenin veya kentin günümüz içinde akışan iktisadi, ticari ve yer yer diplomatik ilişkilerinin bütünlüğü içinde sergileniyor.

*

Nazif Gürdoğan, özel isim zikretmede asla nekes değil, onun yazılarından bir sürü yer ismi öğrendiğimiz gibi, çok sayıda insanla da tanışıyoruz. Bu alanda, ben, ondan daha cömert olan bir başkasını bilmiyorum. Bu bakımdan, rahat, kıskanmasız, açık ve hep veren el olma sevdalısı.

*

Bütün bu izlenimlerimin çerçevesinde, halen yayınlanmakta olan Amerika izlenimlerinin (gezi yazılarının) sürmesini ve kitaplaşmasını arzuluyorum. Hicaz''ı, Endülüs''ü, Asya''yı onun kaleminden yeniden bir kere daha keşfetmek istiyoruz.

29 Ocak 2018, 14:13

MEKKE MEDİNE KUDÜS BİLGELİK KAZANDIRAN ŞEHİRLERDİR

==================================================== Duvarların yıkıldığı bir dünyada kültürlerarası yarışta güç, ülkelerden şehirlere geçiyor. Bir kültürün zenginliği şehirlerine somut bir biçimde yansır. Şehirler mabetleri, çarşıları, okulları,işyerleri ve evleriyle ait olduğu medeniyetlerin bilgelik kaynaklarını oluştururlar.

*

Yüzyılların içinde oluşmuş tarih yüklü şehirleri olmayan medeniyetlerin, yeterli kültürel derinlikleri ve gerekli ekonomik zenginlikleri olmaz. Şehirler dünyanın her yerinde, bir yaşama biçimi olan medeniyetlerin açık üniversiteleridir. Tarih içinde her medeniyetin çatısız açık üniversiteleri olmuş, bilgi ve bilgelik kaynağı kutlu şehirleri vardır.

*

İslam medeniyetinin kutlu şehirleri de Mekke, Medine ve Kudüs’tür. Tarihin derinliklerindeki İslam medeniyetini bugüne taşımak için, her şeyden önce kutlu şehirlere yolculuk yapmasını bilmek gerekir. Mekke’nin tarihi bütün insanlığın ataları olan Adem ve Havva ile başlar.

*

Mekke, Medine ve Kudüs’ü kapsayan bir yolculuk, bilinen bütün peygamberlerle birlikte bütün insanlığın tarihine yapılmış uzun bir yolculuktur. Kutsal kültürün kutlu kentlerinin tarihi, insanlığın bilinen dört bin yıllık düşünce ve eylem tarihidir.

*

Tarihin ana dinamiklerini keşfetmek ve onların geçmişten geleceğe uzanan yansımalarını izlemek, kutlu şehirlerin ekonomik, siyasal ve kültürel bütün boyutlarıyla yeniden yazılmasına ve yeniden yorumlanmasına bağlıdır.

*

Kutsal kültürün kutlu şehirlerine dost olmayanlar, tarihe, coğrafyaya, düşünceye ve kültüre dost olmazlar. Tarihin derinliklerine doğru uzun yolculuklar yapmadan, bütün toplumların kendilerini yenilenmeleri mümkün değildir.

*

Toplumların bir elleri kendi şehirlerinde, bir elleri de kutlu şehirlerde gözleri de gelecekte olmalıdır. Bilgi ve bilgelik kaynağı kutlu şehirler zaman kadar eski şehirlerdir.

*

Kudüs de Mekke ve Medine gibi, bulunduğu ülkenin sınırlarının içine sığmayan bir şehirdir. Kudüs binlerce yıllık tarihiyle yalnızca ne Yahudilere ne Hristiyanlara ne de Müslümanlara aittir.

*

Kudüs göklere açılan Miraç şehridir. İbrahimi dinlerin kutlu başşehridir.Kudüs'te savaş olursa, dünyada barış olmaz. Kudüs Yavuz'un emaneti,Kanuni diyarıdır.

*

Kutsal geleneğin üç kolundan birisi, Yahudiler gibi tek başına Kudüs’e sahip olmaya kalkarsa, barış şehrini savaş şehrine dönüştürür.

*

Şam'da,Bağdat'ta barışa giden yol Kudüs'ten geçer.M

31 Ocak 2018, 14:58

YA YA PARADİGMASINA KARŞI HEM HEM PARADİGMASINI BENİMSEMEK

Bu yazı daha önce 27.01.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

=========================================================== Hem Doğu, hem de Batı dünyasında ekonomik, siyasal ve kültürel alanda büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Amerika,Rusya,İngiltere ve Müslüman ülkeler, geleneksel bakışla dönüşümü yönetmekten daha çok direndikleri için, büyük bir karmaşa yaşamaktadırlar. Başta Amerika olmak üzere, bütün ülkelerin karmaşadan kurtulmak için, dönüşüm sürecini, geleneksel yaklaşımlardan önce paradoksal yaklaşımlarla yönetmeyi öğrenmeleri gerekir.

*

Dönüşüm süreci, bir medeniyet değiştirme, tarihi mirası yok sayan bir yıkım değil, değişmeyen değerlerle, sürekli açıklık içinde yeniden yapılanmadır. Değişmeyen değerlerin ana kaynağı kutsal kültürdür. Kemal Karpat''ın “Elitler ve Din” kitabında vurguladığı gibi, “Dinler bütün medeniyetlerin ana kaynaklarıdır”. Kutsal kitaplara dayanan bir dine sahip olmayan medeniyetlerin ,uzun süre ayakta kalmaları mümkün değildir. Medeniyetler,tarihin her döneminde değişen değerleriyle değil,değişmeyen değerleriyle kalıcı olmuşlardır.

*

Her medeniyetin ömrü ve canlılığı, birbirini dönüştüren değişmeyen değerler ile değişen değerleri, bir arada tutan bütünlük dairesinin sağlamlığından kaynaklanır. Bütünlük dairesi içinde, her değişmeyen değer, değişen bir değerden bir iz, her değişen değer de, değişmeyen değerden bir iz taşır. Değişen ve değişmeyen değerlerin oluşturduğu bütünlük dairesi, medeniyetlerin hayat kaynağıdır.

*

Medeniyetleri uzun ömürlü kılan hayat dairesinde, geleneksel paradigma ilkelerinden daha çok paradoksal paradigma ilkeleri geçerlidir. Ülkeler dayandıkları medeniyet değerleriyle, bağlarını sürekli yenileyerek, dönüşüm sürecine süreklilik kazandırmazlarsa, medeniyetler savaşında, üstünlüklerini yitirirler. Medeniyetlerin savaşı ekonomik, siyasal ve kültürel alanda bütün hızıyla devam etmektedir.Başka medeniyetlerle yarışmayan medeniyetler, varoluş kaynaklarını kuruturlar.

*

Medeniyetler savaşını cephelerden pazarlara çekebilmek için, Doğu ve Batı arasındaki ilişkiler, paradoksal bir yaklaşımla ele alınarak, yeniden değerlendirilmelidir.

*

Yeni yüzyılın güçlü ülkeleri, savaşlarla dolu dünyadaki paradoksları, bütün ayrıntılarıyla görenler ve çatışmaları, işbirliğine dönüştürmeyi bilenler olacaktır.

*

Güçlü ülke, her çatışmanın bir uzlaşma fırsatı olduğunu gören ülkedir. Güçlü için, uzlaşmaya dönüşmeyecek bir çatışma yoktur.

*

Dünyadaki bütün sıcak ve soğuk, savaşların üstesinden, geleneksel " ya ya " paradigmasıyla değil, "hem hem"paradigmasıyla gelinir.

*

Dünya ya siyahların ya da beyazları dünyası değil, hem siyahların hem beyazların dünyasıdır.

*

Siyah ve beyaz arasında yüzlerce renk vardır. Kendini görmeyen göz her rengi görür. Tek renk isteyen rengini yitirir.

*

Dünyada tek renk yoktur.

*

Gökkuşağı yedi renktir.