Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Şubat 2018

15 yazı

7 Şubat 2018, 16:35

EDEBİYAT GÖKYÜZÜNÜN IŞIĞINI YERYÜZÜNE TAŞIMAKTIR

================================================= İnsan yağmur gibi, gökyüzünden yeryüzüne inmiştir. İnsana verilen zaman tamamlandığında, yağmurun buharlaşıp gökyüzüne yükselmesi gibi, geldiği yere dönecektir. Nasıl gündüzün maverası geceyse, yeryüzünün maverası da gökyüzüdür. İnsan yitirdiği gökyüzünü yeryüzünün ötesinde bulacaktır. İnsanın en büyük ve en önemli görevi, gökyüzünün balını, yeryüzünün peteğine taşımaktır. Bu bağlamda, yeryüzü gökyüzünün kovanıdır. * * * Gökyüzünün yeryüzündeki kovanında, Yunus''un deyişiyle, “ballar balını” bulmak için, Goethe gibi: “Benim servetim zaman, benim tarlam zaman” demesini bilmek gerekir. Yeryüzünün balını, gökyüzünün peteğine taşımak için, insan zamanın ustası olmak zorundadır. Zamanın insanı değil de, insanın zamanı denetebilmesi için, insan iyilikte, güzellikte ve dürüstlükte yarışmalıdır. Zamanın nabzını tutanlar, hem yeryüzünde, hem de gökyüzünde güzellikleri arayanlardır. * * * Bir dönemin “Açık Üniversite”si Mavera dergisi, “herşeyin bir maverası vardır, maverasız birşey olmaz” diyen, yedi yazarın bir araya gelmesiyle kurulmuştu. Hepsi birbirini yıllardan beri tanıyor, seviyor, güveniyor ve edebiyatın, güzelliği, iyiliği ve doğruluğu aramak olduğuna inanıyorlardı. Onların hepsi, Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat dergilerini gönülden desteklediler. Mavera yazarları, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil''in izleyicileri oldular. * * * Mavera dergisinin kurucusu yoktu, kurucuları vardı. Bu yüzden, ne zaman kuruculardan birinin adı anılırsa, mutlaka diğerleri de anılır. Birinin adı sözkonusu olduğunda, diğerlerinin de hatırlandığı başka bir dergi yoktur. Mavera dergisi adına uygun olarak, yeryüzünün ötesi gökyüzü diyerek, sayfalarında, yeryüzü ve gökyüzüne ilişkin her konuya yer verdi, insana ilişkin hiçbir konuya uzak durmadı. * * * Mavera yazarları, “Kutsal kitaplarda söylenmemiş bir söz yoktur” diyerek, sanatın aynasını hem yeryüzüne, hem de gökyüzüne tuttular, yeryüzünde gökyüzünü, gökyüzünde yeryüzünü görmeye çalıştılar. Mavera bilenlere öğrenci, bilmeyenlere öğretici oldu. Mavera yazarları, seküler kültürün yanlışlarına değil, kutsal kültürün doğrularına odaklandılar. Onlar hiçbir şeyin, bulunmadığı yerde, aranmayacağını biliyorlardı. * * * Her Mavera yazarı şiirlerinde, hikayelerinde ve denemelerinde, kutsal kültürün değerlerini yansıtmıştır. Onların kitapları hayatlarıdır. * * * Gökyüzü için iyi olan, yeryüzü için de iyidir. Gökyüzü yeryüzünün maverasıdır. * * * Maverası güzel olanın kendisi güzel olur.

8 Şubat 2018, 16:24

EKONOMİK HAYATTA İSRAFTA İYİLİK İYİLİKTE İSRAF YOKTUR

==================================================== Batı ülkelerinde, tüketim kültürü ve israf, yıldan yıla yeni boyutlar kazanmaktadır. Tüketim kültürünün ürünleri, anavatanları olan Amerika’dan, bütün dünyaya pazarlanıyor. İster Batı’da isterse Doğu’da olsun, tüketim kültürünün benimsendiği ülkelerde, ekonominin sürükleyici gücü, gösteriş tüketiminde, dünya ölçeğinde sürdürülen yarıştır.

*

Tüketim kültürünün odak noktasında açgözlü insan vardır. İnsanların karnı doyurulur, gözleri doyurulmaz. İnsanların ihtiyaçları sınırlı, istekleri sınırsızdır. İnsanın bir evi olsa, ikincisini ister, iki evi olsa, üçüncüsünü ister. İnsan doğası gereği açgözlüdür. İnsanın gözünü dünyada hiçbir şeyin doyurması mümkün değildir. Bunun için, John Maynard Keynes ekonomik gelişme için, aç gözlülüğün baş tacı edilmesi gerektiğinin üzerinde önemle durmaktadır.

*

Ekonomide her talebin, kendi arzını oluşturduğu gibi, tüketim kültüründe de, gerekli gereksiz her tüketilen ürünün bir üreticisi vardır. Tüketim ekonomilerinde insanlar ne kadar çok tüketirlerse, ülkelerinin ürün ve hizmet üretme güçleri de o kadar büyük olur. Bunun için, Amerika ikinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Almanya ve Japonya gibi, bir üretim ekonomisi olmaktan daha çok bir tüketim ekonomisidir.

*

Pazarlama, Tüketici Davranışları, Reklâmcılık ve Halkla İlişkiler gibi İşletme Yönetimi Bilimleri, büyük ölçüde Amerikan Üniversitelerinde geliştirilerek, Amerika’dan bütün dünyaya ihraç edilmiştir. Amerika’nın tüketim kültürü, dünya ölçeğinde yaygınlık kazanan tüketim ürünleriyle dünyayı, büyük bir süpermarkete dönüştürmüştür.

*

Dayanıklı tüketim ürünlerinden, dayanıksız tüketim ürünlerine kadar yüz binlerce ürünle beraber hayallerin de satıldığı süpermarketler, bütün dünyada seküler insanların mabetleri haline gelmişlerdir. İnsanlar en azından haftada bir kere, süpermarketlere uğramadıkları zaman huzursuz oluyorlar. Tüketim kültüründe insanlar ürettikleriyle değil, tükettikleriyle değerlendiriliyor.

*

Erich Fromm’un vurguladığı gibi, tüketim kültüründe insanların ne olduklarına bakılmıyor, neye sahip olduklarına bakılıyor. Tüketim kültürünün her alana egemen olduğu toplumlarında, hiç kimse sahip olduğu ev ve arabalardan daha değerli kabul edilmemektedir.

*

Dünyanın kaynakları Cennet’te olduğu gibi, sınırsız olsaydı, ihtiyaçlarla birlikte isteklerde karşılanacağı için, dünya da hiçbir ürün ve hizmetin kıtlığı çekilmeyecekti. Ancak dünyanın kaynakları sonsuz olmadığı gibi, ekonomik büyüme de sınırsız değildir.

*

Ekonomi bilimi de, sınırlı kaynaklarla sınırsız istekleri karşılamaya çalışan bir bilim olmaktan, sınırlı kaynaklarla sınırlı ihtiyaçların karşılandığı bir bilime dönüşmelidir. İşletme bilimleri de, insanların zorunlu ihtiyaçlarını en verimli bir biçimde karşılamaya çalışmalıdırlar. İnsanların ihtiyaçları değil, istekleri sınırsızdır. Dünyanın kaynakları, bütün insanların karınlarını doyurmaya her zaman yeter, gözlerini doyurmaya hiçbir zaman yetmez.

*

Dünyanın bütün ülkeler için, yaşanır kılınmasında, insanların sınırsız isteklerinin karşılanmasından önce, sınırlı ihtiyaçlarının karşılanmasına öncelik verilmelidir. Ekonomi bilimi, sınırsız istekleri değil, sınırlı ihtiyaçları karşılama bilimidir. Ekonomi gibi, sosyal bilimlerin ilkeleri, fizik gibi, doğal bilimlerin ilkeleri kadar evrenseldir.

*

Üretimde ve tüketimde, her girdi ve çıktının bir bedeli vardır, hiçbir kaynak bedelsiz değildir. Ancak tüketim kültüründe bütün tabiat bedelsiz ürünler dağıtan, büyük bir süpermarket olarak görülmektedir. Tüketim kültürünün dünya ölçeğinde yaygınlık kazanmasıyla, yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklar, sorumsuzca tüketilmektedir. Oysa doğal kaynakları, israf edenler, farkında olmadan, kendilerini besleyen kaynakları da kurumaktadır.

*

Herkesin harcamada yarıştığı, ihtiyaçları karşılamaktan daha çok, istekleri karşılamaya çalışan tüketim kültürünün akıncıları pazarlamacılardır. Onlar öteki dünyaya gittiklerinde, kendilerine ilk sorulacak soru, satışları ne kadar artırdıkları, olacakmış gibi, her sene satışları belirli bir oranda artırmak için, çırpınmaktadırlar.

*

Pazarlamacılar tüketim kültürünün bütün dünyaya yaymak için, Sibirya’da yaşayan insanlara buzdolabı, Afrika’da yaşayanlara da, ısıtıcı satmakta hiçbir sakınca görmezler. Onların en başta gelen görevleri, insanlara hiç ihtiyaç duymayacakları ürünleri pazarlamaktır. Tüketim kültürü savurganlıktan beslenir. Pazarlamacıların işi, savurganlığı özendirmektir.

*

Tüketim kültürünün pazarlamacıları, fabrikalarında televizyon üretirler, satış yerlerinde ise, gösteriş simgesi, pazarlarlar. Onlar pazarladıkları ürünlerin satışlarını artırabilmek için, aldatıcı ambalajlardan, abartılı reklamlara kadar, çok hızlı değişen ikna etme teknikleri uygularlar.

*

Pazarlamada normal fiyatların indirimli fiyatlar olarak sunulması, çok sık başvurulan yolların başında gelmektedir. Bir arada pazarlanan iki üründen birinin fiyatının düşük tutulması sık başvurulan yöntemlerden biridir. Çoğu defa bir ürün alana ikincisi karşılıksız verilir. Pazarlamacıların değişmeyen amacı, satışları günden güne artırmaktır.

*

Sınırların önemini yitirdiği, tüketim kültürünün bir bulaşıcı hastalık gibi, dünyaya yayıldığı bir dönemde, bütün insanlığın karşı karşıya olduğu sorun, tüketim sonsuzluğunun dizginlenmesidir.Bunun için, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasına seküler kültürün “açgözlü insan”ı yerine kutsal kültürün “tokgözlü insan”ının geçmelidir.

*

Tüketim ekonomisinin açgözlü insanından önce üretim kültürünün tokgözlü insanını baş tacı edinmeden, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelmek mümkün değildir. Değişik alanlarda ortaya çıkacak krizleri önleyecek olanlar, kendileri için istediklerini, başkaları için de isteyenlerdir.

*

Veren el olmasını bilen, bulduklarında dağıtanlar, bulamadıkların sabredenler, tokgözlü Anadolu insanının kültüründe vazgeçilmez bir yer tutarlar. Bu yüzden, Yunus’suz, Mevlana’sız İbn Arabi’siz bir Türkiye düşünülmediği gibi, bir dünya da düşünülmez.

*

Bütün dünyada açgözlülüğün egemenliğini yıkacak olanlar, tokgözlülüğün zirvelerine ulaşanlar olacaktır. Onlar dünyanın yalnızca haramlarından değil, yeri ve zamanı gelince, helallerinden de vazgeçmesini bilirler. Bu yüzden, onlar dünyanın peşinden koşmazlar, dünya onların peşinden koşar.

*

Küresel ısınma konusunda olduğu gibi, dünyanın kaynaklarından ihtiyaçlarından daha fazlasını alanlar, kendileriyle birlikte bütün insanlığın sonunu hazırlamaktadırlar.*Tasarruf toplumlarında üretim ve tüketim kalıplarının oluşmasında belirleyici olan, seküler kültürün değerleri değil, kutsal kültürün değerleridir. Kutsal kültürün ana değerlerinin başında, iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek gelir.

*

Kutsal kültürün ana değeri olan bu ilke, fizik ilkeleri kadar doğal ve evrenseldir. Çünkü iyilikte yarışma olmadan, hayatın hiçbir alanında gelişme olmaz. Bunun için, bir toplumda yaşı ve işi ne olursa olsun, herkesin, iyilikleri büyütmeyi, kötülükleri azaltmayı, vazgeçilmez bir görev olarak görmesi gerekmektedir.

*

İyilikte yarışmada iki günü birbirine eşit olan toplumlar, ekonomik, ve kültürel krizlerin üstesinden gelemezler.

*

İyilikleri özendirmek, bir yanıyla üretimi büyütmek, kötülükleri önlemekte, bir yanıyla da tüketimi azaltmaktadır.

*

Tüketim toplumu olmaktan korunmak için, herkes hiç ölmeyecekmiş gibi veren el, hemen ölecekmiş gibi de alan el olmaya çalışmalıdır.

*

Sağlıklı bir toplum olmak için, tüketim kültürüne karşı tasarruf kültürünün geliştirilmelidir. Tasarruf toplumlarında istekler değil, ihtiyaçlar karşılanır.

*

Dünyanın her ülkesinde ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketenler, kendileriyle birlikte bütün dünyayı büyük krizlere sürüklerler.

*

Tasavvuf kültürüyle yoğrulan toplumları Allah önünde her varı yok görürler.

*

Tasavvuf toplumları, tasarruf toplumlarıdır.

12 Şubat 2018, 13:35

AMERİKA VE RUSYA'NIN ELİNDE PEYGAMBERLER ÜLKESİ ORTADOĞU'NUN BÜTÜN ŞEHİRLERİ KAN GÖLÜNE DÖNÜŞMÜŞTÜR

Ortadoğu bin yıldan bu yana, onlarca farklı din, mezhep ve etnik kökenden insanlara kapılarını açmış, yerin altı kadar yerin üstü de, zengin olan bir coğrafyadır. Peygamberler ülkesi Ortadoğu, son yıllarda Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasındaki yıkıcı iktidar çatışmalarının ağırlık merkezi olmuştur. Mekke sözlü, Medine yüzlü, Kudüs gözlü, Ortadoğu şehirleri,Amerika ve uçaklarıyla birer kan gölüne dönüşmüşlerdir. “Yunus izli Mevlana çizgili” çatışma olursa, Ortadoğu'da savaş olursa,dünyada barış olmaz.Ortadoğu ağlarsa,İsrail gülmez.

*

Türklerin, Ortadoğu'dan çekilmesiyle, bozulan uyum ve düzeni, Bölge ve Avrupa ülkeleri yeniden kurmakta büyük bir başarısızlığa uğramışlardır.Amerika'nın Irak'ı işgali, Ortadoğu'nun kalbine, iki yanı keskin bir kılıç gibi saplanmıştır. Amerika ve Rusya uçak ve savaş gemileriyle, Ortadoğu'yu Yeryüzü Cehennemi”ne çevirdiler. Türklerin 1517'den 1917'ye kadar özenle korudukları “Ortadoğu Barışı” buharlaştı. Emevilerin, Abbasilerin, Osmanlıların şehirleri yakıldı yıkıldı.

*

Ortadoğu'da Amerikalılar, Ruslar öldürmeye doymuyor. “Birkaç aya kalmaz, yönetimler değişir, çatışmalar biter” deniliyordu. Yıllar geçti, Ortadoğu'da ne savaşlar bitti, ne de ölümler. Petrol denizi üzerinde yüzen Ortadoğu ülkeleri, dünyadan petrol ithal eden ülkeler konumuna düştüler. Göçmen olmak zorunda kalan Filistinli Şair Mahmut Derviş'in, “Soruşturma” şiirinde vurguladığı gibi: Yine de Ortadoğu “Çılgın bir dünyanın sarsamadığı / Çağların ötesinde/ Zamanın ötesinde” kökleri olan, gizemli bir “Yeryüzü Cenneti”dir.

*

Ortadoğu'nun dayatmacı yönetimlerinin, gösteriş düşkünü, yetersiz ve yeteneksiz yöneticilerinin başlattıkları savaşlar, büyük göçlere yol açmıştır. Kanlı iç savaşların yaşandığı Ortadoğu ülkelerinden komşu ülkelere ve Avrupa ülkelerine yönelen, sonu gelmeyen göç dalgaları, bütün dünyanın gündeminde ilk sırayı almıştır. Avrupa ülkelerinin bencilliği yüzünden, Akdeniz'de dünyanın en büyük göçmen mezarlığı oluşmuştur. Gelecek kuşaklar, geriye dönüp baktıklarında, son iki yüzyılın en dehşet verici, kan dökücüleri olarak, Amerikalı ve Avrupalısıyla Batı dünyasını göreceklerdir.

*

Araplar Avrupa topraklarına yeni ayak basmıyorlar. İspanya'ya 711 yılında geldiler, 1492 yılına kadar yüzyıllarca Avrupa topraklarında yaşadılar.. Bekir Karlığa'nın bütün açıklığıyla ortaya koyduğu gibi, “İbn Rüşd”, Avrupa'nın her ülkesinde, “Avrupa'yı aydınlatan düşünür” olarak kabul edilir. Philip K.Hitti, İbn Haldun'u Avrupa'da Alplerin “Mont Blanc”ı, Asya'da Himalayaların “Everest”i olarak görür. Avrupa'da düşünce adına ne varsa, hepsi Endülüs'ten ödünç alınmıştır.

*

İnsanın nasıl bir gözü ağlarken, bir gözü gülmezse, sınırların altüst olduğu bir dünyada da, bir ülke ağlarken, bir ülke gülmez.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun,savaşlarda bir çocuk ölüyorsa, o çocuğun ölümünden bütün dünya sorumludur

14 Şubat 2018, 12:52

AMERİKA DÜNYADA DEMOKRASİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR

Bu yazı daha önce 17.09.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

=================================================== İslam dünyasının olduğu kadar Batı dünyasının da, geçen yüzyıllarda döşenmiş mayınlardan arındırılmasında, demokratik yönetimlerin hayati bir önemi vardır. Hristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de, katılımcı demokrasi kültürünü zenginleştirmek ve yeni boyutlar kazandırmak, Veysel’in deyişiyle: Gece ve gündüz gidilmesi gereken, uzun ve ince bir yoldur. İslam dünyasında doğmakta olan demokrasi hareketleri desteklenmezse, Batı kandan elbiseler giyer.

*

Demokrasinin patentinin kendisinde olduğunu iddia eden, demokrasi misyoneri Amerika, Müslüman ülkelerdeki demokratik yönetimlerin, her zaman karşısında yer almıştır. Filistin’de özgür ve adil seçimlerle iktidara gelenler, desteklenmedikleri gibi, dünya kamuoyuna “terörist” ilan edilerek, elleri ve kolları bağlanmıştır. Orta Doğu’da Amerika “Tamamen özgür bir seçime güvenmiyor ve bundan kaygı duyuyorum, çünkü dini partiler çok önemli bir üstünlüğe sahipler” demekte hiçbir zaman geri durmamıştır.Batı ülkeleri İslam dünyasındaki demokratik gelişmeleri durdurmak için, her yolu her yöntemi mübah görmektedir.

*

Amerika Müslüman ülkelerdeki demokrasi düşmanlığı, Arap dünyasında İslam düşmanlığına dönüşmüştür. Batı’da İslam düşmanlığı, demokrasi düşmanlığını, demokrasi düşmanlığı İslam düşmanlığını doğurmuştur. Amerika, İngiltere ve Fransa’yı peşine takarak, Türkiye başta olmak üzere Cezayir’den Pakistan’a bütün darbeleri desteklemiştir. Seçilmiş Başbakanların idam edilmesine, İslam’dan korkan “Endişeli Batı” adına onaylamakta hiç tereddüt etmemiştir.

*

Amerika’nın demokrasi düşmanlığı, Arap dünyasında esen güçlü demokratik yönetim rüzgarları sırasında da kendini göstermiştir. Mısır’da demokratik yönetim yörüngesinden çıkarılmıştır. Suriye’de çok partili yönetim yönetime geçme istekleri, kanlı ve yıkıcı bir iç savaşa dönüştürülmüştür. Demokrasi misyonerliği adına Irak’ı işgal eden Amerika, bütün bölgeyi Filistinleştirmiştir. Libya’da demokratik yönetim Cezayir’de olduğu gibi, evinde öldürülmüştür.Amerika Türkiye'ye karşı kan dökmeye doymayan terör örgütlerini desteklemektedir.

*

İslam dünyası, çifte standartlı Batı dünyasının önüne çıkardığı bütün engelleri bir bir aşarak, kendi demokrasisini kendisi inşa etmek zorundadır. Endonezya’dan Fas’a İslam dünyası, çok boyutlu bir Demokrasi sınavından geçmektedir. Müslüman ülkeler, ya çok güçlü ve çok köklü olan istişare geleneklerinden yola çıkarak, Batı’nın seküler kültürünün üstünde yeni bir demokrasi dili oluşturacaklar, ya da değişik isimler altında devam eden, iktidar savaşlarında, kan dökmeye devam edeceklerdir.

*

İslam dünyasında, demokrasinin bütün kurum ve kurallarının sağlıklı bir altyapısının olması, toplumun bütün kesimlerince kabul görmesi için, gerekli tarihsel, kuramsal ve yönetimsel araştırmalar yapmaya büyük önem vermelidir.

*

Tarihin her döneminde yönetimlerin başarış, küresel hukuk ilkelerine ve dünya ölçeğinde geçerli etik değerlere, bağlılık ve saygıdan kaynaklanır.İslam dünyası iki milyara yaklaşan nüfüsüyla Amerika'nın beş katıdır.Amerika Çin'in de beşte biridir.

*

“Batı dünyası için kötü olan, İslam dünyası için iyidir,” diyen Amerika, Orta Doğu’da cam ürünleri satan bir mağazaya giren bir boğa gibi, her şeyi kırmış dökmüştür.

*

Demokrasilerin en büyük düşmanı, demokrasi misyoneri Amerika’dır.

*

Amerika ve Avrupa dünyanın “Demokrasi Deli Dumrulları” dır.

14 Şubat 2018, 16:53

PENTAGON SARHOŞU AMERİKA'NIN GÜCÜNÜN ÜSTÜNDE GÜÇ VARDIR

Doğu ile Batı dünyası arasındaki çatışmaların, doruk noktasına ulaştığı, Orta Çağ sonrası dünyanın, en büyük silahlı gücü Amerika’dır. Pentagon denizleri ve karalarıyla, dünyanın her yanına yetişebilecek bir ordunun yönetim merkezidir. Kendisini dünyanın başkenti olarak gören Washington’da, Pentagon Capital’den beş kat daha büyük bir fiziksel altyapıya sahiptir. Her biri birer yüzen hava ve kara orduları olan uçak gemileriyle, Pentagon dünyanın bütün ülkelerine ulaşacak güçtedir.

*

Pentagon Amerika’nın elinde, her yere yetişen büyük bir çekiçtir. Güç sarhoşu Amerika, dünyadaki her sorunu çekice ihtiyaç duyan bir çivi olarak görmektedir. Bunun için, Amerika pek çok ülkede, demokratik yolla seçilmiş yönetimleri, silahlı güçlerle değiştirmenin, sayısız örneğini vermiştir. Yirminci yüzyılda, Nazi Almanya’sında Hitler’in başaramadığını, Amerika başarmıştır. Amerika kare dünyada hedeflerine ulaşmış bir “Nazi İmparatorluğu”dur. Ancak Amerika’nın düşmanları Yahudiler değil Müslümanlardır.

*

Capitol’un emrindeki Pentagon, sürekli barıştan daha çok sürekli savaş için inşa edilmiş, devasa bir uçak gemisine benzemektedir. Amerika için barış, yanında yer almayanları öldürmeye muktedir olmaktır. Terörü devlet politikası haline getiren İsrail’in, dehşet verici boyutlara ulaşan, Müslüman düşmanlığı, Pentagon’un savaşta herşey mübahtır” diyen “topyekun yıkım” stratejisinden kaynaklanır. Amerika dünyanın, İsrail Orta Doğu’nun, silah geliştirme ve deneme merkezidir.

*

Almanya’nın savaş yıllarında, “Avrupa’da Almanya herşeyin üstündedir” ilkesi, Yirmibirinci yüzyılda, “Dünyada Amerika, Orta Doğu’da İsrail herşeyin üstündedir” ilkesine dönüşmüştür. Almanya’nın gurur ve kibir dolu, “güç zehirlenmesi” on iki yıl sürdü. Amerika ve İsrail’in Pentagon’un gölgesindeki “silah körlüğü”nün kaç “on iki yıl” süreceğini, bütün dünya merak etmektedir. Onlar ise “önleyici savaş” stratejileriyle, yeni saldırılar planlamakla meşguller.

*

“Terörü önleyici” amaçlı savaş, aslında Amerika’nın, karşısında olan ülkelere, istediği zaman, istediği yerde saldırmak için, geliştirdiği bir savunma stratejisidir. Amerika istemediği yönetimleri, oy atarak değil, kurşun atarak değiştirme peşindedir. Amerikan yönetiminin en çok sevdiği demokrasi, her önüne gelen seçmenin oy vermediği demokrasidir. Pentagon’un seçmenlerin oylarını sayacak kadar zamanı yoktur. Zaman kazanmak için, oy verecekleri öldürmek, en kestirme yöntemdir.

*

Amerika ve İsrail başta olmak üzere, dünyadaki bütün saldırgan devletlerinin önünü kesmenin yolu: Varlığa sevinmeden, yokluğa yerinmeden, iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemektir.

*

Küresel ve yerel yönetim sorunlarının üstesinden gelmek için, kimsenin bilmediği mucizevi bir yöntem yok. Savaşsız bir dünya için, barış savaşı, yitirile yitirile kazanılır.

*

Zamanı gelmiş bir barışın tekerine kimse çomak sokamaz.

*

Amerika İsrail’in yükünü daha fazla taşıyamaz.

19 Şubat 2018, 14:54

KOŞU BİTTİKTEN SONRA DA KOŞANLAR GÖSTERİŞE KAPILMAZ

Bu yazı daha önce 17.02.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

==================================================== Ülkeler arasındaki, uzaklık ve yakınlık farkının önemini yitirdiği kare dünyada, Siikon Vadisi’nin tüketim ürünlerini, gösteriş tutkunu insanların gözlerini kamaştırıyor. Kısa ömürlü, modelleri durmadan değiştirilen teknolojik ürünler, hayatın ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarında, köklü dönüşümlere yol açıyor. Tüketicinin üretimi, üretimin tüketimi büyüttüğü ekonomik yapı ve kültürel dokuda, gösteriş tüketimi, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan kazanıyor. * * * Kare dünyada yeni boyutlar tüketim kültüründe, önemli olan ihtiyaçların karşılanması değil, isteklerin karşılanmasıdır. Tüketim kültürü karınların doymasından daha çok gözlerin doymasına odaklanır. Tüketim kültürünün merkezinde, gözlerini topraktan başka bir hiçbir yeşin doyuramadığı, tüketimi baştacı edinmiş, açgözlü insan vardır. Varsa yoksa gösteriş tüketimi diyen insanı, bir tüketim sarhoşudur, bir tüketim körüdür, bir tüketim bağımlısıdır, gözleri tüketimden başka hiçbirşey görmez. * * * Tüketime gösterilen sevgi, hayata gösterilen sevgi anlamına gelmez. Hayatın güzelliği, hayattaki insanların güzelliğinden kaynaklanır. Güzel insanların düşünce ve eylemlerinde güzellik aramak, çirkinlikten kaçınmak, herkesin yerine getirmek zorunda olduğu bir sorumluluktur. İyilik peşinde koşmanın, kötülükten kaçınmanın yeri ve zamanı yoktur.Koşu beşikten mezara kadar devam eder. Güzellik ve iyilikte yarışma uzun soluklu bir koşudur. Koşu koşu bittikten sonra da devam eder. * * * Tüketim insanını tüketim, gösteriş insanını gösteriş yıkar. Bir ağaçtan binlerce kibrit üretilir. Ancak bir kibrit binlerce ağaçtan oluşan bir ormanı yok eder. Kare dünya da herkes tüketimine özen göstermek zorundadır. İnsanlar kibritteki ağacı, ağaçtaki kibriti görmezlerse, bir kibritle bütün ormanı yakarlar. Herkes ihtiyaçlarından önce isteklerini karşılamaya kalkarsa, insan kendi bindiği dalı kendisi keser. Dünyanın kaynakları, insanların bütün isteklerini karşılamaya hiçbir zaman yetmez. * * * Bir insanın gösteriş tüketiminden vazgeçmesiyle, yalın yaşama dönüşümü doruk noktasına ulaşmaz. Ancak amacına ulaşan bütün dönüşümler, bir kişinin eyleme geçmesiyle başlar. Dünyayı tehdit eden tüketim zehirlenmesinin, gösteriş sarhoşluğunun önüne geçmek için, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkesin kendisine “ben gösteriş tüketimine, bugün, burada, şiddete başvurmadan direnmezsem, kim, nerede, ne zaman, nasıl karşı çıkacak” sorusunu sürekli sormalıdır. * * * Gösteriş dünyasının, göz boyayıcı tüketim ürünlerini, yeri geldiğinde elinin tersiyle uzaklaştırmayanlar, güç sarhoşluğundan hiçbir zaman ayılamazlar. Beyinleri gösteriş tüketimiyle yıkananları, gözlerini açacak. Hiçbir uyarıcı ilaç yoktur. Onlar, sonu büyük yıkımlarla çıkan bu yolda, aşırı hızla duvara çarpmadan uyanmazlar. * * * Bütün dünyada tüketim sarhoşluğuna karşı çıkanlar, farklı şehirlerde olsalar, gönül gönüle, yan yana birlikte yürürler.

*

Dünyadaki gösteriş yolları son ölüme çıkan yollardır.

*

Gösterişte yarışan ölümle yarışır.

*

Gösteriş yolu cinnet yoludur.

*

Gösterişe kapılan sele kapılır.

*

Durun gösterişçiler.

*

Dünya tükendi.

19 Şubat 2018, 14:56

OKULSUZ OKULLAR TOPLUMU OLMAK

Bu yazı daha önce 16.02.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

=================================== Doğu ile Batı arasındaki, uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı kare dünyada, devletlerin, işletmelerin ve ailelerin eğitim harcamaları, yıldan yıla hızlanarak artıyor. Bütün dünyada kamu, özel, sivil kurum ve kuruluşların bütçelerinde, eğitime ayrılan kaynaklar, vazgeçilmez bir yer tutuyor. Viyanalı düşünür Ivan Illich'in “Okulsuz Toplum” kitabında ayrıntılı olarak incelediği gibi, okullar ve okullaşma, öğrenmesini öğretmiyor, bilgiyi bilgeliğe dönüştürmüyor.

*

Okullar tarihin her döneminde önemlerini korudukları gibi, büyük işlevler de yüklendiler. Her kuşak, geçmiş kuşakların bilgi ve bilgeliklerini, kendi kuşağının okullarında öğrenerek, gelecek kuşaklara aktarır. Dünyanın güzelleştirilmesi, okulların güzelleştirilmesine bağlıdır. Okulları değiştirmeden, dünyayı değiştirmek mümkün değildir. Kare dünyada okullar, bilginin toplandığı özel kurumlar değil, bilgiye ulaşmak isteyen, herkese açık kamusal alanlar olmalıdır.

*

Dünyayı dönüştüren yıkıcı yeniliklerin başında, okulsuz okullar inşa eden sosyal medya gelir. Artık kare dünyada, yalnızca yazı değil, söz de kalır. Sosyal medya, söyleyecek sözü olana dinleyici, okunacak yazısı olana okuyucu buluyor. İletişim ağları dinleyenlerle konuşanları ve yazanlarla okuyanları, bir bilgisayar ya da bir telefon ekranında buluşturdu. Küre dünyanın “okul toplumu”, kare dünyanın “okulsuz toplum”una dönüştü. Ron Paul'un “Okul Devrimi” gerçekleşti. Okulsuz toplumda herkes hem öğretmen hem öğrencidir.

*

Dünyayı kareleştiren kurum ve kuruluşlar, tarihte benzeri görülmeyen, bir iletişim ve etkileşim ağı oluşturdu. Ağlar dünyasında, bilgi arayana bilgi, bilgelik arayana, bilgelik sunulur. Anadolu'da denildiği gibi: “Tencere yuvarlanır kapağını bulur”. Dünyada herkesin ulaşabildiği ücretsiz bilgi ağlarında, öğrenirken öğretme, öğretirken öğrenme süreci, haftanın yedi günü, yirmidört saat, kesintisiz devam eder. Dünyanın hangi ülkesinde yaşarsa yaşasın, okulsuz toplumda kimseye kimlik sorulmaz.

*

İster lise, isterse üniversite eğitiminde olsun, okulsuz toplumun hiçbir okulunda, öğrencilerin birbirlerinin yüzlerini görmeden, ders dinlemeleri ve not tutmaya çalışmaları istenmez. Tarih boyunca, sürekli büyüyen bilginin zenginleştirilmesi, az sayıdaki sınıflarda, öğretmenlerin öğrenci, öğrencilerin öğretmen olduğu, karşılıklı bir bilgi ve bilgelik alışverişi içinde gerçekleşti. İlk örnekleri Atina, Şam, Bağdat ve Kurtuba'da verilen yöntem, kitleye değil, kişiye dönüktür. Kare dünya için gerekli; ancak yeterli değildir.

*

Kare dünyada, her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da köklü devrimlere ihtiyaç vardır. Kare dünyanın eğitimi, dünyanın dört bir köşesinden, milyonlarca insanın bedelsiz katılabileceği okulsuz eğitimdir. Bütün dünyada, önde gelen üniversiteler, okulsuz eğitim programları başlatır. Okulsuz eğitim uzaktan eğitimdir. Kısa zamanda üniversiteleri liseler de izleyecektir.

*

Nasıl bir insanın bir kitabı okuduktan sonra aklında kalan kültüre ise, eğitimide bir okulu bitirdikten sonra aklında kalan bilgisidir.

*

Eğitim eğitim bittikten sonra da eğitime devam etmektir.

*

Okulsuz toplumda okul okul bittikten sonra başlar.

*

Kare dünyanın eğitim uzaktan eğitimdir.

*

Uzaktan eğitimin okulu iki dünyadır.

*

Yoksulluğun üstesinden eğitimle gelinir.

*

Her bilgiye eğitimle ulaşılır.

*

Eğitim hayatı bilmektir. .

19 Şubat 2018, 17:11

OTUZUNCU GÜNDE DÜNYADA NUH TUFANI KOPACAKTIR

Bu yazı daha önce 19.02.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================= Bütün ülkelerin yararlandığı dünya, uzaydan bakıldığında, denizleri, gölleri, nehirleri ve ovalarıyla, hayat dolu küçük bir küre olarak görülür. İnsanlığın ortak özvarlığı olan yeryüzü, bütün canlıların hayat kaynağıdır. Dünyada su, hava ve toprağın, altın ve gümüş gibi kıt olmamaları, onların bedelsiz doğal kaynaklar oldukları anlamına gelmez. Dünyadaki doğal kaynaklardan yararlanmanın, bütün insanlığa bir maliyeti vardır.

*

Bir gölde, her gün iki katı büyüyen bir yapraklı bir nilüfer çiçeği, otuzuncu günde gölü tamamen doldurmuşsa, gölün yarısı yirmi dokuzuncu günde dolmuş demektir. Çevre sorunlarının yorulma bilmez gözlemcisi Lester R. Brown, “Yirmi Dokuzuncu Gün” kitabına, yeni bir Nuh Tufanı''nın yaklaşmakta olduğunu anlatmak için, bu nilüfer çiçeğinin gölü doldurma öyküsüyle başlar. Dünya otuzuncu günü, geciktirmek için, alınması gereken tedbirleri tartışıyor.

*

Dünyada tüketim çılgınlığının yol açtığı iklim değişmeleri yüzünden, Antarktika''daki buzullar günden güne erimektedir. Yükselen deniz sularının, dünyanın bütün sahillerinde, büyük sel baskınları ve can kayıplarına yol açacağı tahmin edilmektedir. Bu yüzden,tabiatla savaş toplantısını,tabiatla barış toplantısına dönüştürmek için, bütün kurum ve kuruluşların yöneticilerine büyük görevler düşüyor.

*

Doğu''dan Batı''ya, Güney''den Kuzey''e dünyanın her yerindeki gösteriş harcamaları ve tüketim çılgınlığı, iklim değişiklikleri ve küresel ısınmanın ana kaynağıdırlar. Harcama tutkunu, gözleri doymayan ve benden sonrası tufan diyenler, kendileriyle birlikte bütün dünyayı deniz suları altında bırakmak için, ellerinden geleni, arkalarına bırakmıyorlar. Onların tüketim çılgınlığı, dünyayı büyük bir çöplüğe dönüştürdü.

*

“Batı''nın Çöküşü” kitabında, ünlü medeniyet tarihçisi Oswald Spengler, geçen yüzyılın başlarında, Avrupa''nın üstünlüğünün sona erdiğini vurgulamıştı. Spengler, demir yollarının, gemilerin, Romalıların yolları ve Çin Seddi gibi, tarihi kalıntılara, gökdelenlerin de, Babil harebelerine dönüşeceği öngörüsünde bulunmuştu. Ancak o büyük çöküşünün, nerede, nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği konusunda bir değerlendirme yapmaktan kaçınmıştır.

*

Bütün ülkeler, akıl almaz boyutlara ulaşan tüketim ve gösteriş çılgınlığının, önüne geçecek, dünya ölçeğinde çalışmalar yapmazlarsa, Spengler''in öngörülerini, Yirmi birinci yüzyılın ilk yarısında, küresel ısınma gerçekleştirecektir.

*

Gösteriş tüketimi yarışında, hayat ve oksijen kaynağı ormanlarla birlikte doğal kaynakları yok edenler, bedelini bütün dünyanın ödediği karbon gazları salınımının, göldeki nilifer çiçeği gibi, büyümesine büyük bir hız kazandırırlar.

*

Kuzey Kutbu''nun buzullarının tamamen erimesiyle, bütün dünya sahilleri baştan sona sular altında kalırlar.

*

Bütün denizler nilüfer çiçekleri gibi buzullarla doluyor.

*

Her tufan yağmurla gökyüzünden gelmez. . 13 Paylaşım

21 Şubat 2018, 12:09

ÜRÜN HİZMET BİLGİ ÜRETMEDE HER AİLE BİR HOLDİNG HER İNSAN BİR ŞİRKETTİR

Yirmi birinci yüzyıl, özel, kamu ve gönüllü kuruluşlarıyla bir şirketler yüzyılıdır. İster kar amaçlı olsun, isterse kar amaçsız olsun, bütün ülkelerin, ekonomik, siyasal ve kültürel güçlerin kaynağında şirketler gibi örgütlenmiş kurum ve kuruluşlar vardır. Bu yüzden, bütün dünyada tartışılan sorunların başında: Şirketlerin, yönetimi, denetimi, kurumsal, kamusal ve kültürel sorumlulukları gelmektedir. Şirketlerin özel bilançoları yanında, çevreye etkilerini gösteren, toplumsal bilançolar da hazırlamaları istenmektedir.

*

Şirketler yüzyılında, ömrünü kurum ve kuruluşlara danışmanlığa adayan ve yönetimi bir bilime döndüren Peter Drucker'ın vurguladığı gibi: “Her insan bir şirkettir. Etkin olmak yöneticinin işidir.” Şirketlerin yol açtıkları, olumlu ve olumsuz dışsal etkilerden, bütün insanlar sorumludur. Herkes ürettiği bilgi, ürün ve hizmetlerle, kişisel ve kurumsal şirketine değer kazandırmak zorundadır. Dünyanın her yerinde, bütün şirketlerin toplumsal katkısı, dünyadan aldıkları girdilerle dünyaya verdikleri çıktılar karşılaştırılarak hesaplanır.

*

Sosyal ve teknik bilimlerdeki gelişmelerle, bütün dünyada bilinen işletme ve yönetim fonksiyonları, yeni açılımlar ve yeni boyutlar kazandı. Şirketler dünyasında “benim şirketim benim, senin şirketin senin” diyen “Ben AŞ”ler ve “Sen AŞ”ler olduğu gibi, “benim şirketim senin şirketin yok, bizim şirketimiz var” diyen “Biz AŞ”ler de vardır. Paylaşmasını bilen şirketler, dünyanın ortak kültür ve ekonomi havuzuna aldıkları sudan daha fazlasını taşırlar. Paylaşmasını bilmeyen şirketlerse kaynak israfına yol açarlar.

*

Çok okunan “Mükemmeli Arayış” kitabının yazarı Tom Peters, bir “çalışan”dan bir “marka”ya, bir “insan”dan bir “şirket”e dönüşmenin, en az “elli” yolunu ayrıntılı olarak anlatır. “Şirket insan”ların önem kazandığı bir yüzyılda, her insan kendisini bir şirkete dönüştürecek, bir işin rüyasını görür. Her rüya gören insan, bir Sabri Ülker olmaz. Ancak bir Sabri Ülker olacak insan, rüya gören insanlar arasından çıkar. Dünyanın her yerinde, rüyası olan insan bir şirket olmasını bilir. Rüyası olanın şirketi olur. Her insan bir rüyadır.

*

Katılıma ve paylaşmaya dayanan şirketler için iyi olan, Türkiye için iyidir, dünya için iyidir. “Üretentüketici” ve “tüketenüretici”lerin şirketleri, “vikipedi” gibi, dünyanın ekonomik yapısında olduğu kadar kültürel dokusunda da köklü dönüşümlere yol açar. Onlar yalın yönetimleri, yalın üretimleri, yalın tüketimleriyle, doğrusal ekonomiden dairesel ekonomiye geçişe hız ve yoğunluk kazandırırlar. Tüketmeden önce üretmeye odaklanan şirketler, dünyanın ortak geleceğinin sigortasıdır.

*

Karşılık bağımlılıkla birlikte kültürel ve ekonomik etkileşimin doruk noktasına çıktığı şirketler dünyasında, “alışveriş” ekonomik zenginliğin ve kültürel derinliğin temelidir. Ülkelerin yeni güç kaynağı, doğal zenginlik değil, her insanı üreten bir şirkete dönüştüren kültürel zenginliktir. Yitirilen Cennet, tüketmeden üreten şirket insanların başları üstündedir.

*

Ülkelerin ekonomik zenginliği ve kültürel derinliği, tüketmeden üreten şirket insanlarla, yeni açılımlar kazanır.

*

Tüketmeden üretenlerin çoğunluk olduğu bir dünyada işsizlik, savurganlık, yoksulluk ve yolsuzluk olmaz.

*

Doğrusal ekonominin “ekonomik insan”ı gitti, dairesel ekonominin “sorumlu insan”ı geldi.

*

Şirket insan olmak sorumluluk sahibi insan olmaktır.

*

Her insan tükettiklerinden sorumludur.

*

Gereksiz tüketim bir cinayettir.

*

Yalınlıkta derinliktir vardır.

*

Erdem yalınlıktadır.

21 Şubat 2018, 12:12

DÜZ VE KARE DÜNYANIN DEMOKRATİK YÖNETİMLERİNDE GİZLİLİĞE KAPALI KAPILARA YER YOKTUR

Bütün ülkelerde her kuşak, demokrasi yolunda yeni açılımlar yapmak istemektedir. Ancak söz konusu demokrasi olunca, daha önce söylenenleri, tekrarlamak yerine geliştirmek ve yeni boyutlar kazandırmak gerekir. Hiçbir ülke durduğu yerde sürekli kalmaz. Her ülke, ekonomik, siyasal ve kültürel varlığını koruyabilmek için, demokrasinin geleceğini geçmişinden daha güçlü kılmak zorundadır.

*

Demokratik kültüre katkılarıyla tanınan Giovanni Sartori, “Demokrasi Teorisine Geri Dönüş” kitabında vurguladığı gibi: “Tarih bir Sisyphus mitidir, her kuşak yeniden başlamak durumundadır”. Dünya demokrasi tarihinde yeni bir yol ayrımına gelmiştir.Ülkelerin Demokrasi kültürünü zenginleştirmeye yeniden başlamaları gerekmektedir. Bu bağlamda her ülkeye büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.

*

Demokrasi ve ekonomi, evrensel hukuk ve doğal etik ilkelerinin oluşturduğu büyük referans dairesinin içinde birbirleriyle ortak alanı olan iki ana daire oluşturur. Gönüllü kuruluşlar iki daire dışında kalan alanda yer alırlar ve her iki kesim arasında uyum ve düzeni sağlarlar. Demokrasiyi siyasi partiler, ekonomiyi şirketler ayakta tutarlar. Büyük referans dairesinin merkezindeki ortak alan güçlü olursa, hem demokrasi, hem de ekonomi güçlü olur.

*

Demokrasi ve ekonomilerin sağlamlığı, ortak alanlarında yer alan, özgürlükler kadar farklılıklara da saygılı, misyon ve vizyon sahibi yöneticilere dayanır. Ülkelerin geleceklerinin, geçmişlerinden daha başarılı olmasında, belirleyici olan, doğal kaynakladan yoksunluk değil, doğal yöneticilerden yoksunluktur. Sağlıklı demokrasi ve güçlü ekonomilerde bir değil, binlerce yönetici vardır. Onlar çekirdekte meyvayı, meyvada ağacı görürler.

*

Her ülkede hem demokrasi, hem de ekonomi, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, oyunu ve parasını, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru yöntemle değerlendirmesini bilenlerle zenginleşir. Onlar doğruluğun elinde kar gibi eridikleri için, onların elinde de, demokrasi ve ekonominin kusurları kar gibi erir. Oyları ve paraları, onların paha biçilmez silahlarıdır.

*

Demokrasi ve ekonomide seçenler ve seçilenler görev ve sorumluluklarının bilincinde olmalıdır. Bir kurum ya da kuruluş, baskı ve şiddetle rakiplerinin saha dışına çıkarılmasına seyirci kalırsa, önünde ya da sonunda kendisini sahanın dışında bulur.

*

Dostoyevski'nin “Karşıtlar olmasa, gelişme de olmaz: Çekim ve itim, akıl ve enerji, sevgi ve nefret, insan varoluşuna aynı derecede gereklidir” görüşü, demokrasinin partileri ve ekonominin şirketleri için de geçerlidir.

*

Demokrasi ve ekonominin kurum ve kuruluşları arasında, büyük referans dairesi içinde, rekabet olmazsa, zenginleşme de olmaz.

*

Yarışmasını bilmeyenler, kendilerini yarışma dışında bulurlar.

*

Demokrasi yarışmaya dayalı, açık kapı yönetimdir.

21 Şubat 2018, 16:40

AMERİKA'YI SARSAN TOSUN BAYRAK DÜNYASINI DEĞİŞTİRDİ

Amerika Birleşik Devletleri, Türklerin Osmanlı Devleti gibi, çok kültürlü, bütün dinlere özgürlük tanıyan, çok milletli bir devletler topluluğudur. Her eyalette bütün kültürler, kendilerine özgür bir yaşama alanı bulurlar. Washington Amerika''nın politika, New York ekonomi merkezidir. Amerika''nın siyasi yapısı, şemsiye devlet konumundaki merkezi yönetim ve kendi iç işlerinde büyük ölçüde özerk, eyalet yönetimlerinden oluşur.

*

Bir Amerika değil, birden çok Amerika vardır. Protestanların, Katoliklerin, Müslümanların, Ortodoksların ve Yahudilerin Amerikaları birbirlerinden ayrıdır. Herkesin Amerikası, başkalarının Amerikalarıyla denetilir. Amerika''nın gücü, bütün Amerikaların örtüştüğü, benim ''Yeni Roma'' isimli kitabımda, anlatmaya çalıştığım, ortak odakta yoğunlaşır. Amerika Müslümanları bekleyen bir ''Çağdaş Roma İmparatorluğu''dur.

*

Türklerin Amerika''daki uçbeylerinden, Tosun Bekir Bayraktaroğlu, ''Amerika''da Bir Türk'' başlığı altında, hatıralarını kitaplaştırdı. Türkiye, Amerika''da protesto rüzgarları estiren, sıradışılığın zirvesi, ''Tosun Baba''yı, Türk Edebiyatını Amerika''ya taşıyan ve kitaba güzel bir sunuş yazan Talat Halman''ın ''Amerika''yı Şaşırtan Türk'' yazısıyla tanıdı. Kısa soyadıyla Bayrak, Amerika''yı sarsan, yeni bir sanat akımının öncüsüdür.

*

Bayrak''ın arkadaşlarıyla birlikte geliştirdiği protesto eylemlerine, eleştirmenler ''Şok Sanatı'' adını verirler. Sanatını anlatırken Bayrak, ''İnsanlar uykuda, rüyalarını, hayallerini hakikat zannediyorlar. Güzel dedikleri, rahat kuş tüyü bir yatak gibi, onları daha derin uyutuyor. Amma bu uykularında tekme tokat etraflarını kırıp, döküp parçalıyorlar. Onları uyandırmak için gözlerine, kulaklarına, burunlarına, bu görmek istedikleri şeylerle hücum ediyorum'' diyor.

*

New York''taki Riverside Müzesi''nde ''Bir Arabanın Ölümü'' isimli ''Kaza Heykeli'' sergisi çok ses getirir. Sanat Eleştirmeni Grace Glueck, The New York Times''da ''Türk Lokumu'' başlıklı bir yazı yazar. Okuyucularını, ''Riverside Müzesi''nin önündeki parkta içinden bağırsaklar sarkan, kan akan parçalanmış bir otomobil görürseniz, polise haber vereceğinize, müzeye girip İstanbul doğumlu Türk Sanatkarı Tosun Bayrak''ın karanlık odasında diğer korkunç eserlerini görün'' diye uyarır.

*

Protesto ustası Bayrak, bir Konya yolculuğu sırasında tanıştığı Münevver Ayaşlı''nın önerisiyle, kendini Muzaffer Özak Hoca''nın yanında bulur. Özak Hoca, ''gönlünü, evini, sofranı Amerikalı dostlarına aç, en güzel şekilde ağırla, yapman gereken yalnızca davet etmektir'' diyerek, Bayrak''ı Amerika halifesi olarak görevlendirir.

*

Bayrak ve tanınmış bir heykeltıraş olan eşi Jean Hanım''ın özverili, hayatı hem kolaylaştıran, hem de güzelleştiren çalışmalarıyla, New York''taki Dergah, Chicago, San Francisco, Los Angeles, Toronto, Santiago, Buenos Aires ve San Paolo kollarıyla, büyük bir kültür ve sanat akademisine dönüşür.

*

Dünyaya barışı, ''bağrı taş'' olanlarla ''gözü dolu yaş'' olanlar getirecektir. Onlar ''ele geleni'' yemedikleri gibi ''dile geleni''de söylemezler.

*

İnsan aradığını bilmezse, bulduğunu anlayamaz.

*

Bilen bulur, bulan olur.

*

''Bil, bul, ol'' YENİ KAYBETTİĞİMİZ TOSUN BABA'YA RAHMET OLSUN

21 Şubat 2018, 22:18

KARE DÜNYADA MAHALLE BASKISI YOK KALİTE BASKISI VARDIR

====================================================== Geçmiş her gün yenilenen, yenilendikçe özgünleşen, bir vizyonla geleceğe taşınır. Geçmişten geleceğe giden, yol haritasının odak noktasında, ülkelerin yüzyıllar içinde oluşan vizyonları vardır. Bir elleri dünde, bir elleri yarında olan ülkeler, her gün yeni boyutlar kazanan vizyonlarıyla, yollarını aydınlatırlar ve gelen günlerini geçen günlerinden daha güzel değerlendirirler. Dünyayı, iki gününü birbirinden farklı kılan ülkeler dönüştürür.

*

Dünya eski vizyonuyla üretim yapanların dünyası değil, yeni vizyonla üretim yapanların dünyasıdır. Üretimde yenilik yapmanın doğurduğu gücü bilenler, yönetimde de yenilik yaparak, güçlerini kat kat artırmasını bilirler. Üretimde başarı teknoloji zenginliğinden, yönetimde başarı vizyon derinliğinden kaynaklanır. Vizyonları yerel olan ülkelerin, üretim teknolojileri küresel olmaz. Ülkeler geleceğe, yerel vizyonla değil, küresel vizyonla taşınır.

*

Yerel vizyonla küre olarak görülen dünya, küresel vizyonla bakıldığında, kare olarak görülür. Kare dünya, güneş altında gecesi olmayan, bütün perdelerin açık olduğu ve mahallelerin birbirine karıştığı düz bir dünyadır. Sürekli aydınlık olan kare dünyada, mahalle baskısı yok, kalite baskısı vardır. Kapalı küre dünyada kalitesizliği özendiren, kaliteyi önleyen bir elek ve bir eleme düzeni vardı. Açık dünyada ise, kaliteliliyi özendiren, kalitesizliği önleyen bir elek ve bir eleme düzeni vardır.

*

Kare dünyada kaliteli ürün; kaliteli hizmet ve kaliteli bilgi üretmenin mahallesi yoktur. Bir mahalle, ister Amerika''da, ister Avrupa''da, ister Asya''da, isterse Afrika''da olsun, kalitesizliği önlemek, kaliteliliği de özendirmek zorundadır. Kaliteliliği geliştirme, kalitesizliği giderme yolunda, vizyonlarını yenilemeyen ülkeler, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, yeni açılımlar yapamazlar. En büyük mahalle değil, en yenilikçi mahalle güçlüdür.

*

Kare dünyanın kamu, özel ve gönüllü kuruluşlarında ürün, hizmet ve bilgi üretilir, pazarlarında ise, ürünlerden, hizmetlerden ve bilgilerden önce kalitelilik, güzellik ve dürüstlük satılır. Kare dünyada her kurum ve kuruluş, bir kalite, bir güzellik, bir dürüstlük satıcısıdır, hiçbir alanda, kalitesiz ürün, kalitesiz hizmet ve kalitesiz bilgiye yer yoktur. Kare dünyada, üreticiler ve tüketiciler, ister farkında olsunlar, isterlerse olmasınlar, her biri birer kalite alıcısı ve kalite satıcısıdır.

*

Küre dünyada ''yükte ağır değerde hafif'' ürünler üretilirken, kare dünyada ''yükte hafif değerde ağır'' ürünler üretilir. Birinde gece, birinde gündüz rüya görülür. Gündüz rüya görmeyenler, herkesin rüyasını gördüğü ürünler tasarlayamazlar. Küre dünyanın vizyonuyla, kare dünyanın ürünleri üretilmez.

*

Olağanüstü düşüncelerle olağanüstü rüyalar görenler, olağanüstü tasarımlarla olağanüstü ürünler üretirler.

*

Hiçbir rüya daha güzeli görülmeyecek kadar güzel değildir.

*

İnsanlar ne düşünüyorlarsa onun rüyasını görürler.

*

Dünyada akıl düşünürken gönül rüya görür.

*

Kare dünya gerçekleştirilmesi zorunlu rüyadır.

26 Şubat 2018, 17:15

KANUNİ TÜRKLERİN SİNAN KUBBELERİN SULTANIDIR

============================================== Anadolu insanı sanatının en güzel örneklerini, Semerkant''tan Saraybosna''ya kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılan camiler, dergahlar, türbeler, kervansaraylar, çarşılar, köprüler ve çeşmelerde vermiştir. Onun sanatı, değişik şehirlerde birbirinden güzel yüzler kazansa da, en büyük eserlerini İstanbul''da vermiştir. Büyük Sinan ile Anadolu insanının sanatı, doruk noktasına ulaşmıştır.Kanuni Türklerin, Barbaros denizlerin, Sinan kubbelerin sultanıdır.

*

Ademoğullarının tarihinin her döneminde, ölümsüz sanat eserleri, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasını oluşturmuşlardır. Bu bağlamda, yeryüzünün ilk sanat eseri, gerçeğin değişmezliğinin simgesi, yeryüzünün gökyüzüne açılan kapısı, Kabe''dir. Bunun için, Titus Burchardt, kutsal kültürün sanatını, yalınlığın getirdiği güzelliğin erişilmez örneği Kabe ile başlatır. Anadolu insanının sanatının zenginliği, Kâbe''nin yalınlığından kaynaklanır.

*

Kabe ile bütünleşmiş camilerden su kemerlerine kadar mimarinin her alanında ölümsüz eserler veren Büyük Sinan, Anadolu insanının erişilmesi mümkün olmayan zirvesidir. İstanbul''da Allah''a adanan Süleymaniye sanki yeryüzünde insanlar tarafından değil de, gökyüzünde melekler tarafından yapılmışcasına mükemmel ve kusursuzdur. Süleymaniye olmasaydı, yalnızca Avrupa''nın değil, dünyanın kültür ve sanat merkezi İstanbul olmazdı.

*

Büyük Sinan''ın gökyüzünü yeryüzüne taşıyan kubbeleri, bütün insanlığın ulaştığı teknolojik ve bilimsel bilgi birikiminin ışığında bile sırları, bütünüyle çözülemeyecek mükemmelliktedir. O İslam öncesi, tek örnek olan, Ayasofya''da erişilemeyen kubbe büyüklüğünü, mekan birliğini ve simetrik bütünlüğü Selimiye''de gerçekleştirmiştir. Büyük Sinan ile İstanbul ve Edirne, duvarsız, kapısız, bir açık hava müzesine dönüşmüştür.

*

Kubbelerin Sultanı Sinan''ın Mevlana''nın ünlü pergel metaforunda olduğu gibi, gönlü Kabe''de, aklı bütün dünyada olmuştur. O her eserini gönlüyle düşünmüş, aklıyla da inşa etmiştir. Bu yüzden, Onun eserleri, Rönesans mimarisinin ana ilham kaynağı olmuşlardır. Başta Roma olmak üzere bütün Avrupa başkentleri İstanbul ile yarışmışlardır. İnşa edilen kubbelerin büyüklüğü ve yüksekliği, devletlerin en önemli güç göstergesi olmuştur.

*

Yeni yüzyılın Sinan''ları, kubbelerle birlikte kuruluşların da sultanları olmak zorundadırlar. Anadolu insanı, Onaltıncı yüzyılda Büyük Sinan''ın kubbe inşa etmekte gösterdiği ustalığı, kurum inşa etmede göstermelidir. Anadolu''nun girişimcileri, hayatı bütün boyutlarıyla kucaklayan ve zenginleştiren Süleymaniye yapılar topluluğu gibi, şirket toplulukları oluşturmalıdırlar.

*

Kubbeler kültüre, kuruluşlar ekonomiye canlılık kazandırırlar. Anadolu insanı Süleymaniye''yi inşa etme gücünü göstermeseydi, İstanbul dünyanın kültür ve ekonomi merkezi olamazdı.

*

Kurumlar kubbeleri izlerler. Kubbeler şehirlerin hayat kaynaklarıdır.

*

Sinan Süleymani'nin,Selimiye'nin sultanıdır.

*

Sinan Osmanlıdır,Osmanlı Sinan'dır.

28 Şubat 2018, 14:27

BÜTÜN DÜNYANIN SERBEST PAZAR EKONOMİSİNE DEĞİL ETİK PAZAR EKONOMİSİNE İHTİYACI VARDIR

İnanmayı afyon olarak gören Komünizm onbeş yıl önce uygulanabilirliğini bütünüyle yitirmiştir. Ekonomiyi inanç ve etikten bağımsız olarak ele alan Kapitalizmin de hayat damarları kurumuştur. Oysa sağlam ekonomi, sağlam insan ve sağlam topluma dayanır. Ekonomi toplumun üretim ve tüketime dönük yüzüdür. Güzel insanın üretimi gibi, tüketimi de güzel olur.

*

Matematik'ten Felsefe'ye kadar birçok bilim gibi, Ekonomi bilimi de Batılıların tekelinde değildir. Pazar mekanizmasının işleyişine ilişkin ilk önemli çalışmaları başta Gazali ve İbn Haldun olmak üzere, Müslüman düşünürler yapmıştır. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında açgözlü, çıkarcı insan değil, tokgözlü, dürüst insan vardır. Komünizm ve Kapitalizmin "Ekonomik İnsanı"nın iflas ettiği bir dönemde, kendisi için istediğini başkası için de isteyen "güzel" ve "güvenilir" insan odaklı bir ekonomik yapı oluşturmadan, yüksek kaliteli ve düşük maliyetli üretim ve tüketim yapmak mümkün değildir. Pusulanın Kuzeyi göstermesi gibi, dürüstlük ve özveriye dayanan güven ekonomisinin ilkeleri de, üretim ve tüketimde mutluluk ve başarının evrensel yönünü gösterirler. Bütün ömrünü üniversite ve akademisyen yetiştirmeye adayan Sabahaddin Zaim İslam Ekonomisi konusunda öncü çalışmalar yapmışır. O yıllarca lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Onun alanında başeser olmuş "Çalışma Ekonomisi" kitabının Türkiye'de ana kaynak olarak okutulmadığı üniversite yoktur. Erbakan ve Özal Türk siyasi hayatına yeni isimler kazandırmada nasıl bir görev yüklenmişse, Zaim Hoca da aynı görevi üniversite hayatında yüklenmiştir.

*

Zaim Hoca,kitaplarında dengeli gelir dağılımı ve ilkeli bir kültürel doku oluşturmada başarısızlığa uğrayan seküler ekonomi ile İslam ekonomisi arasındaki farkları ayrıntılı olarak ortaya koymuştur. Ekonomi bilimi etikten bağımsız değildir. Tam tersine etik değer ve ilkelere dayanır. Paradan para kazanmanın değil, ürün ve hizmet üretiminden kazanç sağlamanın yolunu açan faizsiz finans sisteminin Türkiye ve dünyadaki gelişmesi bütün dünya için hayati önem taşımaktadır.Para kazanmak her şeydir diyenler,para kazanmak için her şeyi yapmaktadırlar.

*

Bütün dünyada sanayiden hizmet kesimine geçişin hızlandığı bir dönemde, finansal işlemler en hızlı gelişen sektörlerin başında geliyor. New York, Londra, Frankfurt ve Tokyo gibi dünya ekonomisinin merkezlerinde ürün ve hizmet alışverişinden kat kat fazla para ve kıymetli kağıt alışverişi yapılıyor. İslami ilkelere göre yönetilen fonların hacmi de trilyon dolarlara yaklaşıyor.

*

Müslümanların tasarruflarını çekmek için, büyük Batı bankaları, faizsiz işlemlerde değerlendirilen büyük fonlar oluşturdular. Amerika ve Avrupa'da İslami ilkelere saygılı kurum ve kuruluşlardan oluşan borsalar kuruldu. Dünya bilgisayar yazılım sektörü ve ileri teknolojinin merkezi "Silikon Vadisi"nde "risksiz" faize değil de, "risk" ve ortaklığa dayanan "Venture Capital" şirketleri, yeni teknoloji geliştirme ve ekonomide yenilik yapmada bütün dünyaya örnek oluyorlar. Zaim risk sermayesi şirketlerinin İslamda ana ortaklık biçimi olan "mudarabe"ye dayandığını sürekli vurgulamıştır, Bill Gates ve Michael Dell gibi ünlü girişimcilerin varlıklarını İslam'a borçlu olduklarını söylemekten hiç geri kalmamıştır.

*

Elbirliği olmadan güçbirliği olmaz.Ekonomide paylaşmasını bilmeyenler,paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılırlar.

*

Güzel insanların gücü "kazan ve kazandır" ilkesine dayanan ortaklık kültüründen kaynaklanır.

*

Güzel ekonomi güzel insanların kurdukları ortaklıklarla inşa edilir.

*

Güzel insanların ortaklıkları ve ekonomileri güzel olur.

28 Şubat 2018, 17:04

EKONOMİ HER ŞEYDİR DİYENLER EKONOMİ İÇİN HER ŞEYİ YAPARLAR

========================================================== Hayatın uyum ve denge içinde düzenlenmesinde, kaptanın gemiye, geminin kaptana ihtiyaç duyması gibi, kültür ekonomiye, ekonomi kültüre ihtiyaç duyar. Nasıl kaptansız gemi, gemisiz kaptan olmazsa, kültürden soyutlanmış ekonomi, ekonomiden soyutlanmış kültür olmaz. Kültür ekonomiyle ekonomi kültürle karşılıklı iletişim ve etkileşim içindedir. Derinliğini yitiren kültürlerin, dengeli ekonomilerinin olması mümkün değildir.

*

Yirmibirinci yüzyılda, Doğusu ve Batısıyla bütün dünya, ekonominin dışında, ekonomiden uzak bir kültür değil, ekonominin üstünde, ekonomiye yakın bir kültür istiyor. Çünkü, dünyanın kültürü ne kadar sağlıklı, ne kadar insanı kuşatıcı olursa ekonomisi o kadar sağlıklı, o kadar hayatı kucaklayıcı olur. Kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü yansıtan aynadır. Hayatın sürdürülebilir kılınmasında, kültür amaçların ekonomi araçların yol haritasına kaynak sağlar.

*

Kültürün kaptanlığındaki ekonomi gemisinin değeri, amaçların erdemi kadar araçların erdemine de bağlıdır. Dünyanın bir barış dünyası olabilmesi için, amacın araca, aracın amaca ya da kaptanın gemiye, geminin kaptana kurban edilmesinin, önüne geçilmesi gerekir. Zamanla araçlar değişir, amaçlar değişmez. Hem kültür, hem ekonomi, geminin rotasını çizen kaptan gibi: Hem duran, hem giden, hem değişen, hem değişmeyen olmak zorundadır.

*

Kültürde güç, düşünce ile eylemi, ekonomide güç üretim ile tüketimi altın oranda harmanlamakla kazanılır. Nasıl kültürde düşüncesiz eylem olmazsa, ekonomide de üretimsiz tüketim olmaz. Toplumları değiştirenler, hem kültürel, hem ekonomik alanda, etkinliği artırmasını bilenlerdir. Üretkenliği artırmada yarışmanın olmadığı bir dünyada, ekonomik ve kültürel hayatın hiçbir boyutunda derinleşme ve zenginleşme olmaz. Bu bağlamda, kültür ekonomiyi, ekonomi kültürü diri tutar.

*

Kültürün görünmeyen yüzünün, ekonomide görünen yüze dönüşmesi için, herkesin verimliliğin peşinden aslanlar gibi koşmasını öğrenmesi gerekir. Öğrenmesini öğrenmeyenler, ekonomik ve kültürel hayata yeni boyutlar kazandıramazlar. Hem öğrenen, hem öğreten insanların, bir araya geldikleri kurum ve kuruluşlar, dünyayı değiştiren, hem gemilere, hem kaptanlara pusula olurlar.

*

Ontolojik değişmeyen bir ilkeyle, metedolojik değişen bir ilke arasındaki sınırları güvence altına almadan, ekonomik ve kültürel alanda yeni atılımlar yapılamaz.

*

Ekonomi kültürün önüne geçerse, insan ekonomim öznesi olma konumundan, nesnesi olma konumuna düşer. Ekonomi herşeydir diyenler, ekonomi için herşeyi yaparlar.

*

Kültür derinleşmeden ekonomi zenginleşmez. Tek boyutlu ekonomi her insana uymaz.

*

Hayat her zaman binbir boyutludur.

*

Ekonomi insanın gölgesidir.

*

İnsan hayatın öznesidir.

*

Öznesiz nesne olmaz.