Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2018

12 yazı

4 Haziran 2018, 14:49

KURUMLAR YILANLAR GİBİ DERİ DEĞİŞTİRMEZLERSE YAŞAYAMAZLAR

=========================================================== Dünyada ülkelerin gücü, küreselleşmeyle büyük bir hız ve yoğunluk kazanan kültürel dönüşümlere, ayak uydurmasını başarmasından kaynaklanıyor. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, dünya standartlarını belirleyen, kamu, özel ve gönüllü kesimdeki kurum ve kuruluşlar, ülkelerin ordularının yerine geçtiler. Onların rekabette en güçlü, en etkili silahları, yılların içinde oluşan değerleridir. Ülkelerin gücünü, görünen varlıkları değil, görünmeyen varlıkları belirlemektedir.

*

Uzun ömürlü, güçlü kurum ve kuruluşlar, yüzyılların zor imtihanlarından geçmiş, değerlerle inşa edilirler. Onlar değişmeden değişen, dönüşmeden dönüşen esnek yapılarıyla, kendilerini süreklilik içinde yenilemesini bilirler. Ekonomik, siyasal ve kültürle boyutlarıyla insanların hayatını kolaylaştıran kurum ve kuruluşlar, hem ulusal, hem de uluslararası pazarlarda ödüllendirilirler. Dünyanın her ülkesinde insanlara yardım eden kurum ve kuruluşlara, insanlar yardım ederler.

*

Kurum ve kuruluşlar, yardım eden ve yardım edilen kurum ve kuruluşlar olmak için, kendi iç yapılarındaki değişim ve dönüşüm hızlarını, dünyadaki değişim ve dönüşüm hızının üstünde tutmasını bilmek zorundadırlar. Nasıl derilerini değiştirmeyen yılanlar uzun ömürlü olmazlarsa, kendilerini yenilemesini bilmeyen kurum ve kuruluşlar da, uzun ömürlü olmazlar. Harvard profesörlerinden John P. Kotter, işletmelerde değişim yönetimi için, aşağıdaki sırayı izleyen yedi aşamalı bir yol haritası önermektedir.

*

1.Pazar ve rekabet ortamını inceleyerek, değişimde bir öncelikler sıralaması yapmak. Krizlerdeki fırsatları, fırsatlardaki krizleri görmek için, sık sık toplantılar düzenlemek.

*

2.Kuruluşlarda değişimi yönetecek ve çalışanların katılımı sağlayacak, güçlü bir çalışma ekibi oluşturmak.

*

3.Değişimin kusursuzca yönetilmesi sağlayacak çalışanların benimseyeceği vizyonu belirlemek ve uygulama stratejileri geliştirmek.

*

4.Çalışanların vizyonu benimsemesini önleyen engelleri ortadan kaldırmak, yenilik getiren düşünce ve uygulamaları özendirmek.

*

5.Değişim yönetiminin, kısa, orta ve uzun vadeli kazanımlarını öngörmek, uygulama sonucu kazanımları hesaplamak ve katkıda bulunanları ödüllendirmek.

*

6.Vizyonda belirlenen hedeflerdeki sapmaları belirlemek, ayrılmaların giderilmesi, yeni stratejiler geliştirilmesi için, gerekli insan kaynakları çalışmalarını yapmak ve değişim çabalarını sürekli kılmak.

*

7.Kuruluşlarda değişim yönetiminin kurumsallaşmasın sağlayacak, liderlik yapısını güçlendirmek.

*

Dünyanın duvarsız ve kapısız bir çarşıya dönüştüğü bir dönemde, ülkelerle birlikte bütün kurum ve kuruluşlar, kendilerini sürekli yenilemek zorundadırlar.

*

Yirmibirinci yüzyıl değişime direnme yüzyılı değil, değişimi yönetme yüzyılıdır. Çünkü, zaman içinde, hiçbir kurum ve kuruluşun değişmeden durması mümkün değildir.

*

Değişime direnen bütün kurum ve kuruluşlar küçülürler, değişimi yönetmesini bilenler de büyürler.Bir kuruluş ne kadar çok değişirse o kadar aynı kalır.

*

Dünyanın her yerinde, katma değeri yüksek ürün ve hizmet üreten kurum ve kuruluşlar, katma değeri düşük ürün ve hizmet üreten kurum ve kuruluşlardan daha hızlı değişirler.

*

Değişme yeteneğini yitirenler, kendi can damarlarını kendileri keserler.

*

Bütün kuruluşlar değişmeden değişmesini öğrenmek zorundadır.

*

Her gün yeniden doğanlardan kimse usanmaz.

4 Haziran 2018, 15:13

Kuruluşlar değişerek gelişirler,gelişerek değişirler.Sorun ya değişmek

Kuruluşlar değişerek gelişirler,gelişerek değişirler.Sorun ya değişmek ya değişmemek değil,hem değişmek hem değişmemektir.Amaçlar değişmez,araçlar değişir.Dününü araçlarıyla bügünün sorunları çözülmez.Her gün çok yeni sözler söylemeden çok yeni araçlar bulunmaz.

6 Haziran 2018, 12:45

İSLAM DÜNYASI KENDİ DEMOKRATİK KÜLTÜRÜNÜ İNŞA ETMELİDİR

======================================================== Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dilinde, pozitif kültürün kavramları öne çıkıyordu. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkıyor.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurdular. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmibirinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklar. Müslüman demokratlar, Mesnevi ve Mukaddime ile yeni bir demokratik dil oluşturacaklar.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmibirinci yüzyılda, azgınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi ve Mukaddime''den daha hayatın içinde, başka kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, onlarla inşa edilecektir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeri ve sütüyle, hem tatlandırılmalı, hem de renklendirilmelidir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz rengidir.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ama kamusal alanda, hiç görülmesin istiyor. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişler. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütün bir değerler manzumesine sahiptir.

*

Kutsal kültürün dili, demokratik dili içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, sağlıklı bir demokratik dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin yalın dili, kutsalın zengin dilinden beslenir.

*

Kutsal kültürün meşalesini kimse söndüremez.

11 Haziran 2018, 11:58

Değerli Arman teşekkür ederim."DÜŞÜNCEYİ EYLEM İÇİN BİLMEK"ten sonra şiir tadında ikinci denemeler kitabımız:…

Değerli Arman teşekkür ederim."DÜŞÜNCEYİ EYLEM İÇİN BİLMEK"ten sonra şiir tadında ikinci denemeler kitabımız: "DÜNYA BİR ŞEHİRDİR HER ŞEHİR BİR DÜNYADIR" olacaktır. Ardından "KÜLTÜRSÜZ EKONOMİ EKONOMİSİZ KÜLTÜR OLMAZ"gelecektir.Selam ve sevgiler

11 Haziran 2018, 12:36

FİLİSTİN DÜNYANIN KANAYAN YARASI AĞLAYAN GÖZÜDÜR

=============================================== Dünya güçten başka hukuk tanımayanlar tarafından yıkılırken, hukuktan başka güç tanımayanlar tarafından da yeniden inşa ediliyor. Bir taraf kendi sınırlarının içine kapanarak, korku ve düşmanlıkları büyütürken, diğer taraf da sevgi ve dostlukları büyüterek, sınırlarının dışına açılıyor. Düşmanlıkları büyütenler bütün kaynaklarını savaşa, dostlukları büyütenler de barışa yönlendiriyor.

*

Kaynaklarının büyük bir kısmını silahlanmaya ayıranlar için, hukuk silahlının işine gelirse ve onun iktidarına güç katarsa hukuktur. Onlar, uluslararası hukuka, beklentilerine katkıda bulunduğu ve iktidarlarına destek olduğu ölçüde saygı gösterir.Silahtan başka güç tanımayanlar için, hukukun silahı değil, silahın hukuku vardır. Doğru ve önemli olan, güçsüzün hakkı değil, haksız da olsa güçlünün istediğidir.

*

Eli silahlı olanlar, kendi doğrularını kabul ettirmek için, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürürler. Amerika Irak’ı,Afganistan’ı, Libya’yı ve Suriye’yi, İsrail de Lübnan ve Filistin’i, kendi doğrularını kabul ettirmek için, kan gölüne dönüştürdü. Batı dünyasının hukukunda, güçlü korku ülkelerinin bir insanı, güçsüz ülkelerin bir insanından daha değerli sayılır. Onların güvenliğini sarsacak her davranış şiddetle cezalandırılır.

*

İsrail Orta Doğu’da Amerika’nın bir eyaletine benziyordu. Ancak İsrail ile Filistin ve Lübnan arasındaki savaşla, Amerika ile İsrail’in konumu birbirine karıştı. İsrail mi Amerika’nın, Amerika mı İsrail’in bir eyaleti, kimse bilmiyor. Yönetimleri birbirine karışan İsrail ve Amerika için, bir savaş uçağı Beyrut’tan, bir tank da Gazze’den hem daha değerli, hem de daha önemlidir.

*

Barışta olduğu gibi, savaşta da bir hukuk vardır. Eskiden bir ülke, bir ülkeye ordularıyla gider, gittiği yerde de kimseye haksızlık yapmayan, herkesin hakkını gözeten hukukuyla kalırdı.

*

Montaigne’nin “Denemeler”inde vurguladığı gibi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’la birlikte Filistin’i de Osmanlı topraklarına kattığı seferinde “Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerinden hiç birinin eli değmemiş”tir.

*

Filistin’de dörtyüz yıllık Osmanlı yönetiminde, kimsenin burnu kanamamış ve kimseye de haksızlık yapılmamıştır.Türkler kendilerini Kudüs’ün sahipleri olarak değil,korusuları olarak görmüşlerdir.

*

İsrail ve Amerika son elli yılda büyük savaş bedelleri ödemelerine rağmen, barışın savaştan çok daha zor ve savaşın barıştan çok daha pahalı olduğunu anlayamadı.

*

Yahudiler ve Hristiyanlar Müslümanların varlıklarını, inançları uğruna insan öldürmekten daha çok inançları uğruna ölmeyi bilmelerine borçlu olduklarını bir türlü kavrayamıyor.

*

İsrailliler ve Amerikalılar her gün öldürdükleri suçsuz insanlarla birlikte, bütün insanlığı öldürdüklerinin farkında değiller.

*

Yirmi birinci yüzyıl, Yirminci yüzyıl gibi, savaş odaklı değil, barış odaklı bir yüzyıl olacaktır. Savaşan herşeyini bütünüyle yitirir. Yirmi birinci yüzyılda bir ülkenin bir ülkeyi yakıp yıkmasıyla, kendi ülkesini yakıp yıkması arasında hiçbir fark yoktur.

*

Ülkelerin iç içe olduğu bir dünyada, bir ülkede çıkarılan savaş, bütün dünyayı içine alır.

*

Kudüs İslam dünyasının kanayan yarası ve ağlayan gözüdür.

*

Kudüs ağlarken Washington ve Tel Aviv gülmez.

*

Kudüs’te savaş olursa dünyada barış olmaz.

11 Haziran 2018, 13:10

YENİ BİR RAMAZAN AYINDA BÜTÜN BİR ORTADOĞU YANIYOR

=================================================== Eskiden savaşlar yalnızca birbirleriyle savaşan ülkeleri yakar yıkardı. Şimdi savaşlar birbirleriyle savaşsın savaşmasın, bütün ülkeleri yakıp yıkıyor. Rusya’nın Afganistan’ı, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden bu yana, İslam dünyasında milyonlarca insan hayatını kaybetti.

*

Kendini yenilemekte geç kalan son büyük Müslüman devlet Osmanlı’nın, Anadolu’ya çekilmesinden sonra, İslam dünyası paramparça oldu. İran ve Irak savaşında olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri savaşlarda, bir birlerine en büyük zararı verdi. Petrolden gelen savaşa gitti.

*

İslam medeniyeti, dünyanın yaşayan en köklü, en güçlü medeniyetlerinin başında gelen, iki dünya medeniyetidir. İslam tarihinin dinamikleri kavranılmadan dünya tarihinin dinamikleri kavranılmaz. Müslüman ülkeler, Endonezya’dan Endülüs’e kadar, dünyanın doğal kaynaklarının toplandığı, bereketli orta kuşağı oluşturur.

*

Ortadoğu dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel “adalet terazisi”dir. İster Rusya, ister Amerika, ister İngiltere olsun, Ortadoğu’da savaşan, başını arı kovanına sokar, savaşı kendi ülkesine taşır. Ortadoğu’da silahla yaşanmaz.

*

Yirmibirinci Yüzyıl’ın başında, yalnızca Ortadoğu değil, bütün dünya zembereğinden boşalmış, mekanik bir saat gibi, akrep ve yelkovanı çılgınca dönüyor, kriz üstüne kriz, savaş üstüne savaş üretiyor. Dünyada krizler, savaşları, savaşlar krizleri tetikliyor.

*

Ne dünya Ortadoğu’yu anlıyor, ne de Ortadoğu dünyayı, dünya Ortadoğu’ya, Ortadoğu da dünyaya uyum sağlamakta, ayak uydurmakta zorlanıyor. Sınav soruları çalışılmayan yerlerden geldi diye, hem dünya, hem de Ortadoğu, “adalet terazisi”ne, gereken özeni göstermiyor.

*

Yunan ve Roma‘dan beslenen Batı dünyasının, “Bırakınız yaksınlar, bırakınız yıksınlar” ya da “Bırakınız ölsünler, bırakınız öldürsünler” diyen paradigmasıyla, ne dünyaya, ne de Ortadoğu’ya barış getirilir. Bu bağlamda, seküler Batı dünyasının, Ortadoğu’nun kutsal kültürüne, yakıp yıktığı kutlu kentlerine, her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var.

*

Metafizik dünyaya bütünüyle kapalı seküler Batı’nın, tarihte silinmez izler bırakan, iki Amerika yağmalamasını, Ortadoğu’da tekrarlaması mümkün değildir. İslam medeniyeti, en sonda gelen, ancak en başta olan, yaşayan bir medeniyettir. Ortadoğu savaştan ne kadar etkilenirse, etkilendiğinden çok daha fazla etkiler.

*

Seküler Batı dünyasının metafizik temel kaynaklarının, ne kadar yüzeysel olduğu Ortadoğu’da açıkca görüldü. Batı dünyasının son yüzyılda, Ortadoğu’nun petrolleriyle ulaştığı zenginlik, güneş karşısındaki kar gibi eriyor.

*

Göklere isyan edercesine yükselen gökdelenler, büyük alışveriş merkezleri, şehirleri işgal eden fabrikalar, Çin karşısınad tek tek boşalıyor. Batı’da finansal krizleri, kültürel krizleri izliyor. Avrupa ülkeleri işgal ettikleri, Ortadoğu ülkeleri tarafından işgal ediliyor. Her Batı ülkesinde, yen ibir Ortadoğu inşa ediliyor.

*

«“Adalet terazi”si, Pisagor‘un ters çana benzeyen altı delik ancak içindeki su dökülmeyen, “adalet kupası”na benzer. Aç gözlülük yapılır da, su sınır çizgisini aşarsa, kupadaki suyun tamamı dökülür.

*

Batı Ortadoğu’da yol açtığı göç dalgalarına sınırlarını kapamada, sınırları aşarsa, kupada suyun tamamının yitirilmesi gibi bütün sınırlarını bir bir yitirir.İngiltere Pakistanlaşır, Fransa Cezayirleşir, Almanya Türkiyeleşir, Rusya Suriyeleşir.

*

Yirminci Yüzyıl’ın Hitler’i gibi, nerede durulacağını bilmeyen Yirmibirinci yüzyılın Hitler’leri, Ortadoğu’da milyonlarca insanı, ükelerinden, şehirlerinden, evlerinden ve işyerlerinden kopardılar.

*

Nasıl çürüyen bir dişteki ağrı, bütün bedene yayılırsa, sınırların birbirine karıştığı dünyada, bir ülkenin savaşı da, bütün dünyaya yayılır.

*

Batı Ortadoğu’ya petrole giderken evindeki arabayı Çin’den alacaktır.

*

Ortadoğu’nun canalıcı sorunları Batı’nın getirdiği çözümlerdir.

*

Adaletin terazisini parçalayan, ülkesini parçalar.

*

Parçalayan parçalanır.

*

Yakan yakılır.

*

Yıkan yıkılır.

13 Haziran 2018, 15:22

DOSTLARININ GÖZÜNDEN CAHİT ZARİFOĞLU

====================================== ERDEM BAYAZIT: ----------------------- Babası hakimlik yaptığı için, Zarifoğlu Türkiye’nin çeşitli illerini dolaşma fırsatı yakalamıştır. O seyahat etmeyi ve yeni insanlarla tanışmayı çok severdi. Zarifoğlu hem çalışmış, hem de üniversiteye devam etmiştir. Yatılı bir lisede seminer öğretmenliği yapmıştır. Otostop yaparak,bütün bir Avrupa'yı ülke ülke,şehir şehir gezmiş,gözlemlerini YAŞAMAK kitabında şiirsel bir dille anlatmıştır.

*

Gezmeyi, yeni mekanları, yeni insanları tanımayı çok severdi. Gözü karaydı. Çeşitli müstear isimlerle yazılar yazdı. TRT’de çalışıyordu. Günde 3 mesai yapardı. Saat akşam beş oldu mu, Mavera’ya gelirdi. Buradaki çalışmaları organizasyonları yönetirdi. Mektup yazmayı çok severdi.

*

Sanatkar bir duruşu vardı. Bu duruşunu ne pahasına olursa olsun kaybetmedi. Hayatında sınır tanımazdı. Yaşamayı çok sever, dolu dolu yaşamak isterdi. Onu kaybetmeden birkaç gün önce, hastaneden çıkarken bana asla unutamayacağım “Kırlarda çiçekler bensiz açacak.” dizesini söylemişti. İSMAİL KILLIOĞLU: --------------------------- Cahit Zarifoğlu’nun şiirleriyle ve hikayeleriyle,Türk edebiyatında kendisine geniş bir alan açmıştır.O kendisine özgü şiir yapısı ve anlayışıyla farklı bir şair olduğunu göstermiştir. Zaman geçtikçe Zarifoğlu’nun değerinin daha iyi anlaşılacaktır

*

Zarifoğlu, yaşama sevincini şiirlere hiç bozmadan anlatmayı başaran ender bir şairlerden biridir. O şiirlerdeki başarısının aynısını hikayelerine de yansıtmıştır. NAZİF GÜRDOĞAN: --------------------------- Zarifoğlu’nun Necip Fazıl gibi, Sezai Karkoç gibi,edebiyatı medeniyet, şiiri iman için bilen şairlerdendir.Bu yüzden MAVERA'nın "YEDİ GÜZEL ADAM"nın önüne düşerek, Nuri Pakdil'in "Ankara'nı Kızılay’ında bir kitapevi açmak,bir üniversite açmak gibidir" dediği yıllarda, Kızılay’da bir değil,iki tane kitapevi açmıştır.

*

Mavera Dergisi Akabe Yayınevi ve iki kitapeviyle, bütün bir Türkiye'nin "Açık Üniversitesi olmuştur. Onların çevresinde toplanan yazarlar,şairler,hikayeciler,romancılar ve denemeciler, Anadolu İnsanın düşünce ve eylem dünyasında,yeni bir cığır açmışlardır.

*

Cahit Zarifoğlu gece uyurkendeğil,gündüz uyanıkken rüya gören,şiirleriyle bütün insanlığı kucaklayan bir şairdir. Şiirlerinde,Hama'nın,Kabil'in insanlarının çektikleri acıları dile getirmiştir.

*

Mavera Dergisinin bir edebiyat akademisine dönüştürmüş,yüzlerce şairin,hikayecinin yetişmesine katkıda bulunmuştur.

18 Haziran 2018, 11:49

YENİ BİR BAYRAMDA BAYRAMLAR BAYRAMINI BULMAK

============================================== Her yılın bir ayı, oruç ayıdır. Oruç ayı sonu bayram olan aydır. Oruç ayında ekilenler, bayram gününde biçilir. Bu yüzden, oruç ayı yardımlaşmanın, dayanışmanın, paylaşmanın doruk noktasına çıktığı aydır. Oruç ayında, bilgiler, hizmetler, ürünler paylaşılır. Bayram günlerinde kapılar, gönüller, sofralar herkese açılır. Bayramlarda, karşılık beklemeden verenlere, karşılıksız verilir.

*

Bayramla bütünleşen oruç günlerinde, iki kere iki dört değil, yirmi dörttür. Çünkü, oruç ayında paylaşılanlar, büyük bir hızla çoğalır, zenginleşir, yeni boyutlar kazanırlar. Oruç ayı, bereket ayıdır. Oruç ayı, rahmet ayıdır. Oruç ayında gökyüzünün rahmet ve bereket kapıları, sonuna kadar açılır. Yağmurun toprağı canlandırdığı gibi, oruç ayı ekonomiyi canlandırır.

*

Oruç ayı paradan para kazanılan sanal ekonomi ayı değil, ürün ve hizmet üretiminden para kazanılan reel ekonomi ayıdır. Oruç ayında ekonomik hayat, insanların gözlerinden daha çok karınlarını doyurmaya odaklanır. Bütün boyutlarıyla ekonomik hayat, oruç ayında, diğer aylarda görülmeyen, bir büyüklüğe ulaşır. Şehirler, kimseyi dışlamayan, geniş bir sofraya dönüşürler.

*

Anadolu insanı, dünyada oruca ve oruçluya saygı gösterilen şehirleri vatanı olarak görür. Bunun için, bütün bir Türkiye, yerel yönetimleriyle, gönüllü kuruluşlarıyla, oruç tutulan her yerde, herkese açık iftar ve bayram sofraları düzenliyor. Çünkü, Anadolu''da denildiği gibi: “Bir göz ağlarken, diğer göz gülmez”. Bir insanı güldüren, bütün insanlığı güldürür, bir insanı ağlatan bütün insanlığı ağlatır.

*

Oruç ayı, Anadolu insanının, üretim gücünü büyütürken, değerlerini korumaya gösterdiği özenin, göze görünür, en güzel ve en etkili göstergesidir. Türk toplumu sekülerleşmeden, veren el olma yolunda, önemli adımlar atmıştır. Türk dünyası, üreten el olmadan, Türkiye''nin ve dünyanın dönüşmeyeceğini biliyor. Bu yüzden, Anadolu insanı, her gün oruçlu gibi tüketirken, her gün bayram gibi üretmeye çalışıyor.

*

Anadolu insanı, orucu, bayramı iman için bildiği gibi, üretimi, tüketimi de iman için bilir. Petrol denizinin üzerinde, yoksulluk çeken İslam dünyasını, yoksulluğun demir kafesinden, Anadolu insanı çekip çıkaracaktır. Dünyada üretmeden, tüketilmez, veren el olanlar, üreten el olanlardır.

*

Üreten el olmanın coşkusunu duymayanlar, veren el olmanın coşkusunu duyamazlar.

*

Bayramlar veren el olmanın coşkusunun doruk noktasına çıktığı günlerdir.

*

Oruç tutanlar, bayram yapanlar, birbirleriyle savaşmazlar.

*

Savaşların dünyasıda bayramlar bayram olmaz.

*

Bayramlar bayramı barışla bulunur. ***** Yeni Bayramın bayram olması dileğiyle,bütün arkadaşlarımızın bayramlarını kutluyorum.

20 Haziran 2018, 12:50

MAVERA'NIN DÖRT BİLGE ŞAİRİ :CAHİT ZARİFOĞLU ERDEM BAYAZIT AKİF İNAN ALAEDDİN ÖZDENÖREN

Bu yazı daha önce 19.06.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelebilmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden, Büyük Doğu, Diriliş , Edebiyat ve Mavera dergileri, şiir, hikaye ve denemede çığır açan, görünmeyen üniversiteler oldular.

*

Paul Valery'nin vurguladığı gibi: "İlk dize Allah vergisidir. Diğerleri şairin kendi çalışmasıyla yazılır." Bütün alanlarda olduğu gibi, edebiyatta da, her edebiyatçı, ister şiir, ister hikaye, isterse deneme yazsın, kendinden önce yazanlardan beslenir ve yazdıklarını edebiyatçılar ailesine borçludur. Yazarlar, tarih içinde, geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen büyük bir kervana benzerler.

*

Güzel insanların oluşturduğu eşsiz kervan, önden gidenlerin katılımlarıyla, yıldan yıla büyüyerek geleceğe yürüyor. Bilgelerin uzun yürüyüşleri, yeni katılımlarla zenginleşerek, bütün dünyaya ışık saça saça kıyamete kadar devam edecektir. İnsanlığın edebiyat birikimiyle birlikte medeniyet birikimi de, bu büyük kervanda toplanmıştır. Her sanatçı ister farkında olsun, isterse olmasın, söz konusu eşsiz kervandan yararlanır. Onların kapıları herkese açıktır, bütün insanlık onlardan etkilenir.

*

Soylu kervanı oluşturan sanatçılar, kökleriyle alan dallarıyla veren ağaçlara benzerler. Onlar toplumdan aldıklarından çok daha fazlasını topluma verirler. Onların meyvaları eserleridir. Bir sanaçı bir şiir yazar, o şiiri, insanlık tarihi içinde milyonlarca insan okur. Onların şiirleri zaman içinde değer yitirmezler, okundukça hem değer kazanırlar hem de değer kazandırırlar.Mavera'nın dört bilge şairi:Cahit Zarifoğlu,Erdem Bayazıt,Akif İnan,Alaeddin Özdenören o şairlerdendir.

*

Şairlerin şiirlerinin dizeleri arasında boş bırakılmış geniş alanlar vardır. Şairlerin gücü, yazdıklarından daha çok yazdırdıklarından kaynaklanır. Onların yazdıkları bir dize okuyucularına bir deneme, bir kitap yazdırır. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikminde, şairler yönlendiricilikle birlikte sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Nasıl en güzel inciler, en derin denizlerde bulunursa, en özgün düşünceler de, en özgür şairlerde bulunur.

*

Bilge ve bilgelik, borsa endeksleriyle değil, şairlerin dizeleriyle zenginleşir.

*

Şairlerin işi beyinleri değil, ruhları yıkamaktır.

*

Zaman şairlerdedir, mekan şairlere emanettir.

*

Ölürse şairler ölür, şiirler ölesi değildir.

20 Haziran 2018, 14:42

TÜRKİYE'NİN DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ ÇOK DERİNDİR ÇOK ZENGİNDİR

========================================================= Dünya bütün yöntem ve kuruluşlarıyla, temsili demokrasiyi uygulamakta büyük güçlüklerle karşılaşıyor. Demokrasi karşıtları Rusya'da,Çin'de,Mısır'da, fırsat bulduklarında, demokrasi kültürüne darbe vurmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

*

Değerleri, kültür ve ırkların harman olduğu bir coğrafyada, yoğrulan Anadolu insanının, güç ve erdemi, bir insanı bütün toplum, toplumun tamamını bir insan olarak görmesinden kaynaklanır.

*

Türklerin gözünde, bir insanı öldürmekle, bütün insanlığı öldürmek, bir insanı yaşatmakla bütün insanlığı yaşatmak arasında fark yoktur. Bunun için, Anadolu''da doğup büyüyen herkes, bugünkü yapısıyla, ikiyüz yıllık bir geçmişe sahip olan demokrasiye dört elle sarılmıştır.

*

Türk ülkelerinde yaşayan herkes,birbirlerini yalnızca yaratılışta değil, demokratik ilkelerde de eşit ve kardeş bilen, Mevlana gönüllü, Yunus görünümlü,yokluğa yerinmeyen,varlığa sevinmeyen Anadolu insanıdır.

*

İki kıta ve iki denizin odak noktasındaki Anadolu, Cumhuriyet döneminde yitirdiği vizyonu, demokratik kültürü zenginleştirerek, yeniden kazanmıştır. Batı''dan Doğu''ya giderek, bütün dünyada benimsenen demokrasinin erdemi, ülkelerin yönetiminde, iktidarları dayatmayla değil, bütün bir toplumun katılımıyla değiştirmesinden kaynaklanır.

*

Demokratik yönetimlerde, genel seçimlerle, seçmenlerin değiştirdiği yönetimleri, güçle değiştirmek, çok daha zor ve çok daha acı vericidir. Kafaları saymak, kafaları kırmaktan her zaman çok daha insanidir.Demokrasilerde yönetimler,insanlara kurşun atarak değil,seçim sandıklarına oy atılarak değiştirilir.

*

Demokratik yönetim, daha iyisi, daha güzeli ve daha tutarlısı geliştirilinceye kadar Türkiye''de her kesimin savunması gereken bir yönetim tekniğidir. Çünkü demokrasi, yönetimleri “silahla” değil, “oyla” değiştirme ustalığıdır.

*

Tarihteki binlerce örnekte görüldüğü gibi, dayatmacı güçler, insanları silahlarla yok edebilirler. Ancak, tarihin hiçbir döneminde düşüncelerin, inançların silahlarla, yok edildiği görülmemiştir.

*

Türkiye''de köklerini Anadolu kültüründe bulan her kesim, demokratik yapıyı zedeleyecek, tutum ve davranışlardan kesinlikle kaçınmalıdır.

*

Irkların, inançların ve geleneklerin, harman olduğu Anadolu insanının kültüründe, çoğunluk hiçbir zaman yanlışta birleşmez.

*

Demokrasilerin erdemi çoğunluğun sesine kulak vermesinden kaynaklanır.

*

Çoğunluk için dünyanın her yerinde yol birdir.

*

Çoğunluğun sesi, güzelliğin sesidir.

*

Güzellikten kimse zarar görmez.

*

Allah güzeldir,güzelliği sever.

25 Haziran 2018, 14:11

DEMOKRASİLERDE HALK HAKKIN SESİDİR DEVLET HALKIN

================================================= Demokrasi daha çok demokrasiyle işlerlik kazanır: İlke tanıyanlarla, ilke tanımayanlar arasında çatışma,insanlığın ilk yıllarından bugüne, kesintisiz devam etmektedir. Aslında bu çatışma, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, iyi ile kötünün, zaman zaman ateşli, zaman zaman da ateşsiz silahlarla, dünya ölçeğinde sürdürdükleri bir savaştır. Ademoğulları arasındaki savaş, değişik silahlarla Kıyamet'e kadar devam edecektir. Dünyada hiçbir toplumun, bu savaştan kaçması mümkün değildir. Herkes gücü ölçüsünde, bu savaşa katılmak zorundadır

*

Habil ile Kabil Ademoğulları arasındaki savaşın, evrensel simgeleridir. Habil doğruluğu, güzelliği ve iyiliği simgelerken, Kabil yanlışlığı, çirkinliği ve kötülüğü simgeler. İnsanlığın evrensel çatışmasında, haksızlık peşinde koşanlar kötülükleri, herkesin hakkına saygı gösterenler, iyilikleri büyütürler. Sağlıklı bir toplum inşa etmek için, iyilik peşinde koşanlar, kötülük peşinde koşanlardan daha çok olmalıdır. Toplumların canlılığı, iki kesim arasındaki çatışma ve yarışmadan kaynaklanır.

*

Demokratik yönetimler, insanlık tarihi boyunca devam eden, iyiliğin güçleriyle kötülüğün güçleri arasındaki çatışma ve yarışmaya yeni boyutlar kazandırmışlardır. Demokrasi deyince, herkesin aklına Atina gelir. Ancak Atina'da yalnızca özgür azınlığın seçme ve seçilme hakkı vardır. Toplumun büyük bir çoğunluğu, seçme ve seçilme hakkından yoksundur. Bugünkü anlamda, herkesin seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu, demokratik yönetimlerin tarihi,çok yenidir, çok kısadır.

*

Yönetimin tarihi, insanlığın ilk yıllarına kadar uzanırken, bugünkü anlamda demokrasinin tarihi yenidir. Geniş açıdan bakıldığında, yönetim sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisidir. Dayatmacı yönetimlere karşı, demokratik yönetimlerin geliştirilmesi, iyilik peşinde koşanların eline çok güçlü ve çok etkili olan oy silahını vermiştir. “Çoğunluk, kötülükte birleşmez” diyenler, demokratik yapı içinde, oylarıyla yönetimleri, zora başvurmadan değiştirebilirler.

*

Dayatmacı yönetimler asla uzun ömürlü olmazlar. Silahla iktidara gelen yönetimler, silahla iktidardan uzaklaştırırlar. Demokrasi kültürünün zenginleştirilmesi,dünyadaki bütün ülkelerin ortak sorunudur. Bilinen yönetim teknikleri arasında demokrasi, kusurları en az olan yönetim yöntemidir. Habil'in yolundan gidenlerin sayısı arttıkça, demokrasinin kusurları azalır. Demokrasiler azınlığın ihtiyaçlarından önce, çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılamaya öncelik verirler.

*

İslam dünyasının sorunları, demokrasinin alanını daraltarak değil, genişletilerek çözülür. Demokrasilerde tehlikeli olan, sınırsız demokrasiden daha çok sınırsız devlettir. Çünkü, devletin gücünü sınırlamak, milletin gücünü sınırlamaktan çok daha zordur. Toplumlara en büyük zararı, ayrıcalıklı, dokunulmazlık kazanan kamu kesimleri verir.

*

Dünyanın her yerinde yönetim sorunları, dayatmayla değil, demokrasiyle çözülür. Hastalanan bütün demokrasilerin tedavisi, her zaman daha çok, demokrasiyle yapılmıştır.

*

Necip Fazıl'ın dizeleriyle söylenirse: "Gerçek demokrasinin şöyledir tefsiri / Halk hakkın esiridir,devlet halkın esiri"dir.

*

Demokrasilerde sesiz insanların sesini,devletin ve milletin bütün kurum ve kuruluşları duyar.

*

Daha çok demokrasi, daha az demokrasiden çok daha iyidir.

*

Ayrıcalıklı kesimlerin gücü, demokrasiyle sınırlandırılır.

*

Demokrasinin ilacı her yerde daha çok demokrasidir.

*

Demokrasi farklı kesimleri ortak paydada birleştirir.

27 Haziran 2018, 11:53

SAVAŞ ÇAĞINDA BİLGİ TOPLUMUNDAN SEVGİ TOPLUMUNA GEÇMEK

======================================================== İnsanların birbirlerini sevdikleri ve birbirleri tarafından sevildikleri sevgi toplumunda, bütün boyutlarıyla hayat, ömür boyu süren, uzun soluklu bir yarıştır. Kültürel, siyasal ve ekonomik hayatın canlılığı, sevgiyi sevgiyle tartmaktan kaynaklanır. Sevgiden terazi tutulan bir toplumda, sevgi sevgiyle büyütülür. Sevginin sevgiyle, yeni boyutlar kazandığı bir toplumda, sevgi alınır, sevgi satılır. ***** Sevgi toplumunda hiçbir sevgi, daha derini hayal edilmeyecek kadar büyük değildir. Savaşlar çağında, sevgide sınır tanımayanlar, sınırsız sevginin kaynağı olurlar. Sevgi toplumunda insanlar, ulaşılmayacak sevgiyi hayal etmezler. Onlar ne hayal ediyorlarsa, hayal ettiklerine ulaşırlar. Çünkü, Albert Einstein"in vurguladığı gibi: "Hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir." Hayal gücü, bilgi toplumlarında değil, sevgi toplumlarında zenginleşir. ***** Bilgi toplumu, insanları tabiatın sevgi dolu bağrından almış, göklere savaş açarcasına uzanan, gökdelenlerin bağrına atmıştır. İnsanlar tabiatın sınırsız zenginliklerinden uzaklaşarak, gökdelenlerin sınırlı dünyalarına kapandılar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün büyük kentlerde, insanlar tabiattan uzaklaştıkça, insanları bir arada tutan sevgiden de uzaklaştılar ve birbirlerine büyük ölçüde yabancılaştılar. ***** Bilgi toplumunun büyüttüğü, gökdelen ormanına dönüşen kentlerde, insanlar nereye giderlerse gitsinler, karşılarına dışarıya bütünüyle kapalı cam duvarlar çıkmaktadır. İnsanları birbirine yabancılaştıran bilgi toplumunda, sevginin yerini akıllı telefonlar almıştır. Hayatın hangi alanında çalışırsa çalışsın, insanların yüzleri artık telefon ekranlarında görülüyor. Ekranlı telefonlar, küçülen aileleri iyice küçülttüler. ***** Bilgi toplumunda akıl gözüyle, sevgi toplumunda gönül gözüyle görülür. İnsanlar ne hayal ederlerse, onu görürler, onunla yaşarlar. Ancak akıl gözüyle, gönül gözüyle görülenler görülmez. Bunun için, Anadolu"nun bilgeleri, "Akıl hesap yaparken, gönül güler" derler. Sevgi toplumun gücü, akıl gözünden önce, gönül gözüyle görmesinden kaynaklanır. Gönül gözü, sevginin gözüdür. ***** Bilgi toplumu, insansız üretim peşinde koşarken, sevgi toplumu insanla üretim peşinde koşar. Bilgi toplumunda akıl alınır, akıl satılır. Sevgi toplumunda gönül alınır, gönül verilir. Sevginin gücünü bilenler, hem kendilerini, hem çevrelerini değiştirirler. ***** Sevgi toplumunda, insanlar hayatın dış yüzünü gördükleri kadar iç yüzünü de görürler. Bu yüzden, sevgiyle silahlanan sevgi toplumlarında, insanların hem akıl, hem gönül gözlerinin görme güçleri, ufuk ötesi açılımlar kazanır. ***** Sevgiyle yoğrulan toplumlarda, insanların dış dünyalarından önce iç dünyaları zenginleşir. ***** Gönül dünyalarını zenginleştiremeyenler, akıl dünyalarını, zenginleştiremezler. ***** Hayatın içn zenginliği dış zenginliğinden daha önemlidir. ***** İnsanın iç dünyası dış dünyasına yansır. ***** İç dünya sevgiyle güzelleştirilir. ***** Sevenler sevilirler.