Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Temmuz 2018

29 yazı

2 Temmuz 2018, 14:43

EDEBİYATÇILAR GÜL YETİŞTİREN BAHÇIVANLARDIR

============================================ Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: 'Ademoğulları duyun, görün ve izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir' derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi de gül gibi özenle büyütülür.

*

Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en önemli ve en etkili güvenceleridir. Binbir renkli çiçeğin açtığı, gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa ' güneş biziz, ışık bizdedir' diye seslenirler. Onların ışığı hiçbir zaman sönmez.

*

'Gül Yetiştiren Adam' denilince, akla hayatını gül yetiştirmeye adamış Rasim Özdenören gelir. Özdenören, adıyla bütünleşen romanı gibi, öykü ve denemeleriyle de Anadolu insanının edebiyatında kendisine geniş bir yer açmıştır. O 'Ruhun Malzemeleri' ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir 'Roman Okuma Kılavuzu' yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir.

*

Özdenören'in öykü ve denemelerini okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. O her insanın acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini , varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtır.Özdenören için, edebiyatın amacı edebiyat değil, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmek, insanda büyük resmi görmektir.

*

Türkiye'de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç'un Gül Muştusu şiirinde vurguladığı gibi: 'Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla/ Ufak bir esintiyle/ Dökülecek bahçelerin üstüne.' Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne gül yetiştiren adamların, insanları dönüştüren gülleri dökülecek.

*

İstanbul'da, Londra'da Sao Paola'da New York 'ta gül yetiştiren adamlar yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yetiştiren kurumlar istiyorlar.

*

Bilgisayar ekranına sığan kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın bütün kademelerinde, gül yetiştiren adamlar yönetici, yöneticiler gül yetiştiren adamlar olmalıdır. Gülleri sevmeyenler dikenlerine katlanamazlar.

*

Gül yetiştiren adamlar, insanların rüyalarının sınırlarına ulaşmalarını kolaylaştırırlar.

*

İnsanlar haytalarının rüyalarını güllerle yakalarlar.

*

Anadolu'da görülen rüya gerçekleşir.

*

Dünya rüyalarla güzelleşir.

2 Temmuz 2018, 15:01

DÜNYADA MEDENİYET ADINA NE VARSA ORTADOĞULUDUR

Bu yazı daha önce 27.06.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Paul Valery, Yunan düşünürlerinin, Roma İmparatorlarının ve Hristiyan azizlerinin sevgi ve saygı gördüğü, her coğrafyayı, dünyanın neresinde yer alırsa alsın, Avrupa olarak görür. Benzer bir değerlendirme Ortadoğu için de yapılabilir. Hangi kıtada bulunursa bulunsun, bir ülkede İbn Sina, Mevlana, İbn Rüşd ve İbn Haldun sevgi ve saygıyla karşılanıyorsa, o ülke bir Ortadoğu ülkesidir. Çünkü, Ortadoğu, bir coğrafyadan daha çok bir kültürün, bir medeniyetin adıdır.Dünyada medeniyet adına ne varsa hepsi Ortadoğu'dan ithal edilmiştir,hepsi Ortadoğu kaynaklıdır.Ortadoğu medeniyetlerin anavatanıdır.

2 Temmuz 2018, 15:02

DÜNYADA SAVAŞIN KAZANANI BARIŞIN KAYBEDENİ OLMAZ

================================================== Bırakınız barışsınlar bırakınız savaşmasınlar.Dünyada savaşın kazanı,barışın kaybedeni yoktur.Dünyanın hiçbir yerinde faydalı savaş zararlı barış olmaz.Başlangıçta savaş değil, barış vardı. Ademoğulları cennetlerini barışla yitirdiler, yitirdikleri cennetlerini de barışla bulacaklar. İçinden ırmaklar akan cennetleri bulma sürecinde, bir insanın hayatını kurtaranlar, bütün insanlığın hayatını kurtarırlar. Savaş hayatı zorlaştırırken, barış kolaylaştırır. Savaşta ölüm, barışta hayat vardır. Kimyasal silahlar yüzyılında, savaşın iyisi, barışın kötüsü görülmez.

7 Temmuz 2018, 08:59

DÜNYA DEVLETLERİ BÜYÜK BİR ŞİRKETTİR

============================================= Dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel gelişmesinde, On dokuzuncu yüzyıl Avrupa, Yirminci yüzyıl Amerika yüzyılı olmuştur, Yirmi birinci yüzyıl Asya yüzyılı olacaktır. Ancak Yirmi birinci yüzyılda, ağırlık merkezinin Amerika’dan Asya’ya kayması, Amerika ve Avrupa’nın önemlerini, yitirdikleri anlamına gelmez. Artık “Dünya Şirketi” yalnızca Amerikalılar, Avrupalılar tarafından yönetilmiyor, şirkette Asyalılar, Afrikalılar da büyük paya ve önemli söz hakkına sahipler.

*

İşletmeler dünyasında şirketler, bir yönetim kurulu tarafından yönetilen, bir ortaklar topluluğudur. Dünya şirketinde ortak sayısı çoğalmıştır. Hiçbir ortak tek başına, şirketin sahibi değildir. Ortaklardan hiçbiri istediği zaman istediği kararı alıp, istediği gibi uygulayamaz. Şirkette yönetim bir ana ortaktan, çok sayıdaki ortağa geçmiştir. Çin, Hindistan, Nijerya, Endonezya, Meksika, İran, Brezilya ve Türkiye, şirketin yönetim kurulunun, yeni ve etkili üyeleri konumuna gelmişlerdir.

*

Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesi, şirketi lider ortaksız bırakmıştır. Amerika ve Rusya’nın tek başlarına, şirketi ayakta tutmaları mümkün değildir. Al Gore “Gelecek” adını verdiği kitabında: “İnsan medeniyeti uzun süredir kat ettiğimiz bir kavşağa geldi. Yollardan birini seçmemiz gerekiyor” demektedir. Dünya bir dönüm noktasındadır. Ortaklar küresel bilinçle yenilenerek, ya kare dünyaya uyum sağlayacak, ya da küre dünyanın çıkmaz sokaklarında, krizden krize sürüklenip gideceklerdir.

*

Dünya şirketi Okyanusların ortasında, yolunu bekleyen büyük bir buzdağına doğru, gururla ilerleyen, bir Titanic’e benzemektedir. Gemiden yükselen ölüm çığlıklarını, kimse duymak istemiyor. Gemi büyük hızla, yoluna devam ediyor. Ülkelerin bölünmesiyle ortaya çıkan yeni ortakların, yönetime katılmasının hız ve yoğunluk kazandırdığı, bilinç zehirlenmesi bütün ülkelerin, geleceğini tehdit etmektedir. Seküler dünyanın elinde, şirketin hayat kaynakları, tek tek kurutulmaktadır.

*

Şirketteki bilinç zehirlenmesinin üstesinden gelmek için, yönetim kurulunu ve şirketi oluşturan ortakların, her birinin akılları hem başlarında, hem de gönüllerinde olması, bütün ülkeler için hayati önem taşımaktadır. Her ülkenin okyanuslarda yol güvenliği, ortaklarının akıl gözleriyle ufku, gönül gözleriyle ufuk ötesini görme yeteneklerine bağlıdır. Bütün ülkeler seküler Batı dünyasının dinamitlediği, kültürel doku ve ekonomik yapının yıkıntıları arasından, bir anka kuşu gibi yeniden doğmak zorundadırlar.

*

Siyasal sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, kimsenin olmayan “Dünya Şirketi”, herkesin olan şirkettir. Küresel bir akıl tutulmasıyla karşı karşıya olan şirkette, ne kadar büyük olursa olsun hiçbir ülke tek başına karar verme gücüne sahip değildir. Şam, Bağdat, Halep gibi, yüzyılların içinde inşa edilen şehirler, iktidar açlığı çeken, güç sarhoşu, açgözlü şirket yöneticileri tarafından, Dresten gibi, Hiroşima gibi, yerle bir edilmişlerdir. Dünya şirketinin bütün ortaklarında, tehlike sinyalleri yükselmekte ve toplu ölümler birbirini izlemektedir.

*

Şirketin yönetiminde yer alma çatışmaları, uzakların yakın, yakınların uzak olduğu dünyada, bütün ortakları savaştan savaşa sürüklemektedir. Önceki kuşakların şehirleri yıkılırken, sonraki kuşakların şehirlerinin temelleri atılmaktadır.

*

Dünya şirketinin ortakları farklılıklarını koruyarak, gelirleri ve giderleri paylaşmasını öğrenmezlerse, bütün ülkelerdeki şehirler birer Nagazaki’ye dönüşeceklerdir.

*

Şirkette kapılarını Asyalılara kapatan Avrupalıların, tek başlarına Amerikalıların yol açtıkları savaşları önlemeleri mümkün değildir.

8 Temmuz 2018, 09:59

DÜNYADA HER ŞEHİR AYRI BİR DEVLETTİR

============================================= İyi bilinen küre yuvarlak dünya gitmiş, iyi bilinmeyen kare düz dünya gelmiştir. Kare düz dünyada, her şehir bir devlettir, her devlet bir şehirdir. Yeni oluşan dünyada zaman, mekan ve teknoloji farkı ortadan kalkmıştır. Artık dünyada birbirine uzak şehir yoktur. Ülkelerin bütün şehirleri, kurum ve kuruluşlarıyla, dünyanın her köşesine gitmektedirler. Dünyada bir şehiri her şehire, pazarlarda aranan ürünler, hizmetler ve bilgiler üretmesini bilen, kurum ve kuruluşları taşımaktadır. Düz kare dünyanın kapıları, üretmesini bilen bütün şehirlere açıktır.

*

Dünyada üretim kültürünü zenginleştiren kuruluşlarının başında üniversiteler gelir. Yönetim ve İşletme Bilimlerinin harp akademileri olan, üniversitelerin ilk sıralarında Harvard, Columbia, Cornell, Yale gibi dünyanın ilk onuna giren üniversiteler yer alır. Şehirlerin bütün kurum ve kuruluşları, dünyanın önde gelen üniversitelerini izlerler. Üniversiteler eğitim programları, kitapları ve dergileriyle, kuramsal ve uygulamaya dönük alanlarda çalışmalar yaparak, yönetim dünyasında çığır açıcı bir görev yüklenirler. Onların yayınları bütün dünya dillerine çevrilir.

*

Şehirlerin dönüştürücü güçleri, yeniliklere öncülük yapan, kurum ve kuruluşlarından kaynaklanır. Bu yüzden Peter Drucker’dan Gary Hamel’e, Michael Porter’dan Peter Senge’ye kadar, yönetim bilimlerinin öncülerinin araştırmaları, dünyadaki bütün kurum ve kuruluşlarının yöneticileri tarafından dikkatle izlenirler. İlk defa Harvard Üniversitesinde düzenlenen Yönetim ve İşletme Bilimlerine ilişkin yüksek lisans programları, bütün dünya üniversiteleri tarafından benimsenmiştir. Artık dünyanın her şehirinde, İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakülteleri olan üniversiteler vardır.

*

Düz kare dünya kurum ve kuruluşlar dünyasıdır. Dünyanın kareleşmesi ve üzerindeki örtülerin kaldırılması, sanayileşmeden daha önemli ve daha etkili değişmelere yol açan, ekonomik ve kültürel bir dönüşümdür. Kare dünya babaların çocukları, büyük kardeşlerin küçük kardeşleri, tanımakta zorluk çektikleri bir dünyadır. Hiyerarşinin bürokrasinin ve protokolün sıfırlandığı, kurum ve kuruluşlar, her gün yeniden doğuyorlar. Onlar ürün, hizmet ve bilgi üretimine yeni boyutlar kazandırmak için, verimliliğin peşinden, olimpiyat rekorları kıran atletler gibi koşmaktadırlar.

*

Küre yuvarlak dünyanın açık deniz gemilerinin kaptanları, Amerika gibi dünyada yeni kıtalar bulmuşlardır. Kare düz dünyanın uzay gemilerinin astronotları, dünya gibi uzayda yeni gezegenler bulacaklar. Küre dünya kıtaların dünyası olmuştur. Kare dünya ise gezegenlerin dünyası olacaktır. Kare dünyanın bütün ülkelere dağılan tedarikçi, ortak, çalışan ve müşteri ağları, dünyayı yeniden yapılandırma yolunda hızla ilerlemektedirler. Yönetimde ve üretimde yeni kaldıraç, savurganlıktan bütünüyle arındırılmış, mükemmel ötesi bir verimlilik ve yenilik yolculuğudur.

*

Kare dünyada coğrafya belirleyici olmaktan bütünüyle çıkmıştır. Ülkelerin iç ve dış politikalarını coğrafyaları belirlemiyor. Çin Amerika’ya, Almanya Türkiye’ye komşu olmuştur. Amerika’daki yabancı öğrencilerin başını Çinliler çekiyor. Kare dünyanın yolları, küre dünyanın yollarından daha hızlı ve daha akışkandır. İpek yollarının yerlerini, karayolları, denizyolları ve havayolları almıştır. Lojistik köyleri, limanlar ve havaalanları düz kare dünyanın yeni kervansaraylarıdır. Demiryollarının gelişmesiyle karayolları, havayollarının gelişmesiyle denizyolları, ulaşımdaki ağırlıklarını yitirmişlerdir. Küre dünyada herkesin bildiği sorunlara, kare dünyada kimsenin bilmediği çözümler aranır.

*

Eski dünyada bir akıldan yararlanılırken, yeni dünyada bin akıldan yararlanılır.

*

Kare dünya birlikte yaşama ustalığıdır, herkes herkese bağımlıdır.

9 Temmuz 2018, 07:16

DİASPORALAR SINIR TANIMAZLAR

============================================= Ülkelerin siyasal sınırları dış politikaları, ekonomik sınırları iç politikalarıyla çizilir. Ülkelerin dış politikalarında, devletin askeri gücü etkiliyken, iç politikalarında milletin üretim gücü etkilidir. Her ülkenin üretim gücü, siyasal sınırlardan daha çok ekonomik sınırlara dayanır. Siyasal sınırlar istenildiği zaman, istenildiği kadar değiştirilemezler. Buna karşılık ekonomik sınırları sabit değildir, ülkelerin üretim güçlerine göre sürekli değişirler.

*

Üretim gücünün büyütülmesi, çift yönlü bir süreçtir. Bir ülke, başka bir ülkenin üretim gücüne katkı yapmadan, kendi üretim gücüne katkı yapamaz. Her ülke için iyi olmayan bir üretim, hiçbir ülke için iyi olmaz. Dünya barışının güvencesi, siyasal sınırlar değil, ekonomik sınırlardır. Ekonomik sınırları belirleyenlerin başında, bütün ülkelere bir gözle bakan, iyi ürün, iyi hizmet ve iyi bilgi üretmenin, öncüsü ve ustası kurum ve kuruluşlar yer alır. **** Uzaklık ve yakınlığın önemsizleştiği Yirmi birinci yüzyılda, üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışmayan şehirler, tüketim kültürüne yeni boyutlar kazandırmak için yarışırlar. Bunun için tarihin her döneminde, üreten eller tüketen ellerden daha üstün görülmüştür. İster ürün, ister hizmet, isterse bilgi üretimi olsun, üretim sürecinde girdiler alınır, çıktılar verilir. Üretim süreci, bir alış ve bir veriş süreci olmaktan daha çok, bir veriş ve bir alış sürecidir. Üretimde verenler alırlar, alanlar verirler.

*

Veriş ve alışın olduğu yerde, savaş değil barış vardır. Savaş ortamında kazançlar tek yönlüyken, barış ortamında kazançlar çift yönlüdür. Kazandıranlar kazanırlar, kazananlar kazandırırlar. Kazandırma ve kazanma sürecinde, en önemli, en güçlü ve en etkili sermaye dürüstlüktür. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde en güzel meyvalar, dürüstlüğün ağacında yetişirler. Üretim dünyasında meyvası para olan ağaç yoktur. Bunun için, Anadolu’da ''Para sokaktan toplanılmaz'' denilir. Para akıl terinin ve göz nurunun ödülüdür.

*

Bir ülkenin siyasal sınırları dışında yaşayan soydaşları, o ülkenin diasporasını oluştururlar. Diasporalar ülkelerin siyasal sınırlarını aşmada, ekonomik sınırlarını genişletmede, önemli bir görev yüklenirler. Onlar şehirler arasında ekonomik, siyasal ve kültürel köprüler kurarlar. Onların doğdukları şehirler kadar, doydukları şehirler önemlidir. Kare dünyanın ekonomisinde, uzak şehir, yakın şehir yoktur. Her şehir hem yakındır, hem uzaktır.

*

Yirminci yüzyılın başında “Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyen Ziya Gökalp’ın rüyası, aynı yüzyılın sonunda gerçekleşmiştir. Artık Turan ne Asya’dır, Türklere ne de Avrupa’dır. Turan büyük çarşıya, dönüşen kare dünyadır. Bütün dünya ülkeleri, Turan ülkeleridir. Bütün dünya şehirleri Turan şehirleridir. Nasıl büyümeyen ay küçülürse, büyümeyen şehirler de küçülürler.

*

Ademoğulları birbirlerine üstünlük taslamazlarsa, herkes birbirine saygı ve sevgi gösterir.

*

Sınav dünyasında insan, toprak, su ve paranın boş durması iyi karşılanmaz.

*

Kare dünya ferman dünyası değil, derman dünyasıdır.

*

Kare dünyanın üretenleri, yoksul düşmezler.

*

Sınırsız dünyada, ayrımcılık yapılmaz.

10 Temmuz 2018, 08:33

KARE DÜNYADA HER ŞEHİR BİR ÇEKİM MERKEZİDİR

=========================================== Dünyanın her yerinde şehirler, ülkelerin kültürel, ekonomik ve siyasal güç merkezleridir. Bir şehirin şehir olması için, belirli bir büyüklüğe ulaşması, bir yandan üretim, bir yandan da tüketim kaynağı olmasına bağlıdır. Farklı kültürlerden gelen kesimlerin, birlikte yaşamadığı şehirler, hiçbir alanda canlılık kazanamazlar. Şehirlerin gücü hayatın her alanında, büyük ve güçlü çekim merkezleri olmalarından kaynaklanır.

*

Tarihin her döneminde, dengeli ve düzenli olarak, şehirleşmesini bilen toplumlar, kendileriyle birlikte çevrelerini de değiştirmişlerdir. Toplumların üretim güçleri, şehirlerde yeni açılımlar kazanır. Her dönemin güçlü devletleri, şehirleşme sürecini başarıyla tamamlayan ülkeler olmuştur. Toplumlarının şehirleşmelerine, hız ve yoğunluk kazandıramayan yönetimler, hiçbir alanda büyük atılımlar yapamazlar. Şehirler kültürlerin ve ekonomilerin, ortak alanlarında büyürler ve zenginleşirler.

*

Yüzyılların içinde oluşan tarihi yapılar, şehirlerin dünyaya açılan vitrinleridir. Vitrinlerini sürekli yenilemeyen şehirler, kökleri geçmişte olan gelecek olamazlar. Şehirler vitrinleriyle kişilik ve kimlik kazanırlar. Korular, parklar ve bahçelerden oluşan yeşil alanlar, şehirlerin nefes alıp verdikleri hayat kaynaklarıdır. Anadolu insanının kültüründe, ağaçlar vazgeçilmez bir yer tutarlar. Bunun için, Fatih İstanbul’da ormandaki bir dalla, bir insan hayatını bir tutmaktan kaçınmamıştır.

*

Asya’nın ortalarından, Avrupa’nın ortalarına kadar, uzanan geniş bir coğrafyada, Anadolu insanının kurduğu şehirlerin merkezlerinden, çeşmeler hiç eksik olmaz. Onun kurduğu şehirlerin çeşmelerinden yalnızca, su akmaz, bütün bir hayat akar. Anadolu’nun ortak sesi Sezai Karakoç, şehirlerin meydanlarındaki çeşmeleri, dönüştürücü sözün ustası şairlere benzetir. Hayat kaynağı çeşmeler, toplumların bedenlerini, bilgelik kazandıran şairler insanların ruhlarını arıtırlar.

*

Anadolu insanının kurduğu şehirlerde, camiler kültürün, pazarlar ekonominin yeni boyutlar kazandığı, düşünce ve eylem alanlarıdır. Şehirlerde insanlar düşünce ile eylem arasında uyum ve düzeni sağlarlarsa, toplumun kültürel dokusunu güçlendirmekle kalmazlar, ekonomik yapısını da sağlamlaştırırlar. Bunun için, Anadolu insanının ekonomi ve kültür dünyasında, “Pazarın yolunu öğrenme” vazgeçilmez bir yer tutar. Şehirler pazarlarıyla büyürler, pazarsız şehir, şehirsiz pazar olmaz.

*

Kare düz dünyada şehirler kültürle ekonomiyi, merkezle çevreyi, uyum ve denge içinde harmanlamayı öğrenirlerse, dönüşmeden dönüşürler, kendileriyle birlikte dünyayı da dönüştürürler. Şehirlerde zenginlik, yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru gelişir ve insanlara yeni yaşama ve çalışma alanları açar. İnsanları üretici olan şehirlerin, ülkeleri zengin ve güçlü olurlar. Bu yüzden kare düz dünyada, devletlerden daha çok, şehirler önem kazanmaktadır.

*

Yatırımlar devletlerin çorak topraklarına değil, şehirlerin verimli topraklarına yapılmalıdır.

*

Şehirler ülkelerin hem açık işletmeleri, hem de açık üniversiteleridir.

*

Şehirleri yerel yöneticilerden daha çok ortak akıl yönetir.

*

Şehirlerde ortak akıl en zengin açık kaynaktır.

*

Ortak akıl doğruyu bulmakta zorlanmaz.

11 Temmuz 2018, 07:04

ERDEMLİ ŞEHİRLER DÜNYANIN ERDEM KAYNAKLARIDIR

=============================================== Yirmi birinci yüzyılda erdemli şehirler, bütün dünyada kültürel derinliğin ve ekonomik zenginliğin ana kaynağı olacaktır. İstanbul dünyada erdemli şehirlerin ön sıralarında yer alır. Her ülkenin kendi kültür ve ekonomi, kaynaklarından beslenen, erdemli şehirleri vardır. İstanbul deyince, yalnızca Türkiye akla gelmez. İstanbul Kudüs gibi, Doğu ile Batı’nın, Müslümanlık ile Hıristiyanlığın, her alanda kıyasıya hesaplaştığı ender şehirlerden biridir.

*

Ekonomilerden daha çok medeniyetlerin ağırlık kazandığı bir yüzyılda, İstanbul’un önemi giderek artmaktadır. Dünya tarihini medeniyet ekseninde değerlendiren Sezai Karakoç, İstanbul’un yeniden başşehir yapılmasının önermektedir. İstanbul’un yeniden başşehir olarak düşünülmesi, Anadolu’nun yakın tarihiyle, hesaplaşılması anlamına gelir. Bunun için İstanbul, Cumhuriyet döneminde öne çıkarılmamış, geçmişe dönüşün yolu açılmasın diye, sürekli gözden uzak tutulmuştur.

*

İstanbul’un alınışıyla, İslam kültürü büyük bir açılım ve zenginlik kazanmıştır. İstanbul’da bin yıldan fazla ayakta kalan Doğu Roma, bir tek Ayasofya’yı inşa ederken, Türkler beş yüzyılda, Fatih, Süleymaniye, Sultanahmet, Beyazıt ve Şehzadebaşı başta olmak üzere, yüzlerce mimari eser ortaya koymuşlardır. Doğu Roma tarihi içinde, geçmişi olmayan ve arkası gelmeyen Ayasofya, Altıncı yüzyılda yapılmıştır. İslam öncesinde yapıldığı için, İslam milletinden İsa ümmetinin eseridir.

*

Türklerin İstanbul’a gelinceye kadar, Orta Asya’da başlayan, Selçuklularla devam eden, zengin bir mimari birikimleri vardır. Türklerin kültür ve sanatı İstanbul ile başlamamış, İstanbul ile doruk noktasına ulaşmıştır. Ayasofya’dan daha görkemli ve daha büyük cami, İstanbul’da değil Edirne’de yapılmıştır. Doğu’nun Batı’ya yürüyüşü devam etmektedir. Geleceğin güneşi Batı’dan doğacaktır. İkinci Selim Selimiye’de değil Ayasofya’da toprağa verilmiştir. Ayasofya İslam milletinin, eseridir.

*

İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin hesaplaşması, geçmişte olduğu gibi, bugün de bütün hızıyla devam etmektedir. Dünyada güzellikte yarışma olmadan, hiçbir alanda gelişme olmaz. Güzellikte yarış, İsa ümmeti yapısı Ayasofya ile değil, bütün Batı ile yapılır. Batılıların ünlü Rönesans mimarisi, Stefanos Yerasimos’un dediği gibi: “Her şeyden önce dört duvar üzerine bir kubbe yerleştirme çabasıdır”. Bu çabada Osmanlı kültür ve sanatıyla gizli değil, açıkça bir yarış vardır. Ve yarış sürmektedir.

*

Erdemli şehirler, bu yarışın, şehircilik ve mesken alanına yansıyan küresel yüzüdür. Şehirlerin geleceğini tartışmayanlar, dünyaya söyleyecek sözü, gösterecek eseri olmayanlardır. Dünya ise yeni sözler, yeni eserler beklemektedir. İstanbul camileri, medreseleri, kapalı çarşıları, su yolları, meskenleri, yalıları ve saraylarıyla, İslam sanatı, İslam kültürü ve İslam medeniyetinin bütün dünyaya armağan ettiği altın şehirdir.

*

Dünyada altın şehirler, medeniyetlerin olduğu kadar ülkelerin de görünen yüzleri, yaşayan küresel değerleridir.

11 Temmuz 2018, 14:37

DÜNYA HER ŞEYDİR DİYENLER DÜNYA İÇİN HER ŞEYİ YAPARLAR

===================================================== Yirminci yüzyılda kutsal kültür düşmanlığı doruk noktasına ulaştı. Kökten sekülerlik, dalga dalga bütün dünyaya yayıldı. Kutsal kültürün değerlerine karşı, seküler kültürün değerleri kutsallaştırıldı. Kutsal değerler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın dışına sürüldü. Kutsal kültürden arındırılan seküler kültür, Tanrı''yı öldürdü. Kutsal kültür, bütün dünyada çözüm değil, sorun kaynağı olarak görüldü.

*

Kutsal kültürün denetiminden çıkan seküler insan, tokgözlülük yerine açgözlülüğü büyüttü. Açgözlülüğün körüklediği tüketim yarışı içinde, dünyanın bütün zenginlikleri yağmalandı. Tanrı''yı öldüren seküler insanı, dizginleyecek hiçbir güç kalmadı. Kutsal değerlerden bağımsızlığını ilan edenler, seküler kültürün tutsağı oldu. Çözüm üretmesi beklenen seküler kültür, tam tersine sorun üretti, kriz üretti.

*

Kutsal değerleri bırakıp, seküler değerleri benimseye zorlanan insanlık, sudan çıkarılmış bir balık gibi, hayat kaynağını yitirmiştir. Bütün dünya, nehirlerin denizi araması gibi, yitirdiği Cennet''i aramaktadır. Seküler kültürün öncüleri, Cennet varsa, onu yok etmeli, diyor. Onlara göre, Cennet toplumların afyonudur. Kutsal kültürün öncüleri ise, dünyayı Cennet''e çevirmeden, yitirilen Cennet bulunamaz, demektedir.

*

Kutsal kültürle bağlarını koparan seküler kültürün, iki yüz yıllık temelleri sarsılmaktadır. Dünya bir yeryüzü Cenneti''ne dönüştürülemediği gibi, ekonomik krizlerle de birbirini izlemektedir. Yitirilen Cennet ile bağlarını koparanlar, aç kurtlar gibi, birbirlerini yemeye başlar. Onların elinde insan, insanın dostu değil, insan insanın düşmanı olur. Ekonomi ve politikada insanlar birbirlerini yok ederek ayakta kalmaya çalışır.

*

“Cennet yoksa, herşey mübahtır”, diyen seküler kültürün elinde, dünya bir Cennet''ten daha çok bir Cehennem''e dönüştü. Çünkü kutsal değerlerden bağımsız bir ekonomi olmadığı gibi, bir politika da olmaz. Kutsal değerlerle bağlarını koparmış bir ekonomi ve politikanın, krizlerden kurtulması mümkün değildir.

*

Ekonomi ve politikanın tek ve değişmez belirleyicisi kabul edilen seküler kültür, bütün dünyada öldü. Rusya''nın seküler kültürü gibi, Amerika''nın seküler kültürü de çöktü.

*

Bütün dünyada seküler kültürün güneşi battı. Kutsal kültürün güneşi ise, batmaz. Dünya kutsal kültürde yeniden yapılanma dönemine girdi.

*

Bütün dünya, Marx''ı değil, Weber''i yeniden yorumlayarak, yeni bir yol haritası hazırlamak zorundadır.

*

Dünyada kutsal kültür durur, seküler kültür geçer.

*

Güzel olanlar kutsaldır, kutsal olanlar güzeldir.

*

Kültürü güzel olanın, ekonomisi güzel olur.

*

Güzellik her şeyin üstesinden gelir.

*

Güzelliği aşan güç yoktur.

11 Temmuz 2018, 14:54

EKONOMİDE İNSANİ DEĞERLERİN ÖNCELİĞİ TARTIŞILMAZ

================================================= İşletmelerin birbirlerini gördükleri düzleşen dünyada, büyük küçük bütün işletmeler insani değerlere ağırlık vermede, köklü tedbirler almazlarsa, dünya pazarlarında rekabet üstünlüğü kazanamazlar. Ağaçların bahçelerine göre büyüdükleri gibi, işletmeler de değerlerine göre büyürler. İşletmelerin dünya pazarlarındaki başarıları, değerlerinden kaynaklanır. ***** Dünyanın benimsediği küresel değerleri olmayan işletmeler, bütün insanlar tarafından aranılan, bilgi, hizmet ve ürün üretemezler. İnsanlar işletmeler için değil, işletmeler insanlar için vardır. Üretilenler işletmeler için değerli oldukları kadar, insanlar için de değerli olmalıdır. İnsanlara zarar veren ürünleri üretmek, işletmelere yarar sağlamaz. ***** Değerler işletmelerin temel taşlarıdır. Değerler işletmeleri, işletmeler değerleri zenginleştirirler. Değersiz işletmeler güçsüz işletmesiz değerler etkisiz olurlar. İster özel, ister kamu, isterse gönüllü olsun, bütün işletmelerin uzun dönemdeki en büyük ve en etkili sermayeleri değerleridir. İşletmeler varlıklarını değerleriyle korurlar. Değerler insanların, insanlar işletmelerin en güçlü ve en önemli güvenceleridir ***** İşletmeler insanlarla ayakta kalırlar. Bu yüzden işletmeler insanla ilgili, insani olan hiçbir değere ilgisiz kalamazlar. İşletmelerde insani değerler, finansal değerlerden önce gelir. Değerleri sağlam olmayan işletmelerin, finansal yapıları sağlıklı olmaz. İşletmelerde insani değerlerin önceliği tartışma konusu yapılmaz. Üretimleriyle bir insanı öldürenler, bütün insanlığı öldürürler, bir insanı yaşatanlar, bütün insanlığı yaşatırlar. ***** ADALET BÜTÜN DEĞERLERİN ANASIDIR ================================= İnsanlardan yararlanmaya ağırlık veren finansal değerlerden önce insanlara yararlı olmaya ağırlık veren insani değerler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında yer alırlar. Düzleşen dünyanın başarılı işletmeleri, finansal değerlerden daha çok insani değerlere öncelik veren işletmelerdir. ***** Küresel işletmeler, misyonlarını, vizyonlarını ve değerlerini, açıklık içinde yeniden yapılandırmak zorundalar. İnsanlara saygı göstermeyen işletmelere, insanlar saygı göstermezler. İnsanlara güvenmeyen işletmelere, insanlar güvenmezler. Adalette tam not alamayan işletmelerin, dünya pazarlarındaki başarıları uzun süreli olmaz, er ya da geç müşterilerini yitirirler. ***** İşletmeler dünyasında değerler buzdağına benzerler. İnsani değerler buzdağının su altında kalan görünmeyen kısmını oluştururken, finansal değerler buzdağının su üstünde kalan görünen kısmını oluştururlar. Hangi alanda faaliyet gösterirlerse göstersinler, bütün işletmelerde finansal değerler, insani değerlere dayanırlar. Finansal değerler, görünmeyen insani değerlerin görünen yüzleridir. İnsani değerler, evrensel hukuk ve genelgeçer etik ilkelerinden kaynaklanırlar ***** Finansal değerlerin başında karlılık ve verimlilik gelirse, insani değerlerin başında da, dürüstlük ve acıklık gelir. İşletmelerin dünyasında adalet, bütün değerlerin anasıdır. Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, dürüstlük eken işletmeler, verimlilik biçerler. ***** İşletmelerde insani değerler amaç, finansal değerler araçtır. İşletmelerde ürün üretilir, pazarlarda güven satılır. Erdemli amaçlara, erdem dışı araçlarla ulaşılmaz. Çok boyutlu iş dünyasında, insani değerler, işletmelerin en büyük ve en önemli güç kaynağıdırlar. İNSANİ DEĞERLERİN VATANI OLMAZ ============================== İnsani değerler evrensel değerlerdir. İşletmeler insani değerleri ister benimsesinler, isterse benimsemesinler onlar geçmişte var olduukları gibi, gelecekte de var olacaklar. Nasıl finansal değerlerin evrensel yasaları varsa, insani değerlerin de evrensel yasaları vardır. İnsani değerleri ayaklar altına alan işletmeler, önünde ya da sonunda rekabet üstünlüklerini yitirirler. Hiçbir ülkede, hiçbir işletme insani değerlere meydan okuyamaz. ***** İnsani değerler, ekonomik hayatın olduğu kadar kültürel hayatın da ana dinamikleridir. İnsanlar işletmeler için değil, işletmeler insanlar için vardır.İşletmeler, adalette, dürüstlükte, verimlilikte ve karlılıkta yarışmazlarsa, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta gelişme olmaz. Adaletin vatanı olmadığı gibi, dürüstlüğün ve verimliliğin de vatanı olmaz. Adalet, dürüstlük ve verimlilik pasaport taşımaz. Onlar bütün dünyayı vizesiz dolaşırlar ***** Sınırların önemini yitirdiği dünyada ekonomik, siyasal ve kültürel alanda öncülük yapma görevi, kamu işletmelerinden, özel işletmelere geçmiştir. Dünya pazarlarının fatihleri, yerli ürünler üreten işletmeler değil, dünya ürünleri üreten işletmelerdir. Dünya ürünleri üreten işletmelerin başarısı, bütün insanlığın yararına olan küresel ürünler üretmelerine bağlıdır. ***** İnsanların gönlünü kazanmasını bilmeyen işletmelerin, dünyanın hiçbir ülkesinde aranılan ürünler üretmeleri mümkün değildir. İnsanların gönlünü kazanan işletmeler, maliyette Çin, kalitede Almanya, tasarımda Amerikan işletmeleriyle yarışmasını bilen işletmelerdir. Küresel pazarın küresel stratejileri vardır. ***** KAZANDIRANLAR KAZANIRLAR ========================== Anadolu’nun hiç batmayan güneşi Yunus’un “Sevelim sevilelim” ilkesi, işletmeler dünyasında da geçerlidir. İnsanları seven işletmeler, insanlar tarafından sevilirler. İşletmeler müşterilerini, çalışanlarını, ortaklarını ve tedarikçierini severlerse, yalnızca müşterileri tarafından değil, bütün insanlar tarafından sevilirler. ***** İnsanların sevgisini kazanan işletmeler, iinsanların değerini bilen ve insani değerlere bağlı olan işletmelerdir. İşletmelerde her başarının arkasında insanlar vardır. İnsanlar ekonomik siyasal ve külürel hayatın hem özü, hem de özetidirler. İnsanları sevmeyen işletmeler, insanlar tarafından sevilmezler. ***** İşletmeleri geçmişten geleceğe, çalışanlarıyla birlikte müşterileri taşır. İşletmeler tedarikçileri, ortakları, çalışanları ve müşteriyle, küresel bir ağ oluştururlar. Dünya ölçeğindeki bu ağ içinde, oluşturulan, güven ortamı, işletmelerin uzun dönemde getirisi en yüksek olan yatırımlarıdır. ***** İşletmelerin kazanmaları için, kazandırmaları gerekir. Kazandırmayan işletmeler kazanamazlar, İnsanların güvenlerini yitiren işletmeler, kazansalar bile, uzun ömürlü olamazlar. İşletmeler pazarlarda karlarıyla değil, saygnlıklarıyla, kendilerine sağlam bir yer edinirler. ***** İnsani değerler işletmelerin pusulalarıysa, finansal değerler de işletmelerin gemileridir. Nasıl pusulasız gemiler, gitmek istedikleri coğrafyalara ulaşamazlarsa, insani değerleri gözardı eden işletmeler de, ulaşmak istedikleri finansal büyüklüklere ulaşamazlar. İnsani değerlerle finansal değerler birbirinen ayrılmaz bir bütünün iki yüzüdür. Başarılı işletmeler, “ ya insani ya finansal değerler ”, diyen işletmeler değil, “ hem insani hem finansal değerler ”, diyen işletmelerdir. GÖNÜLDEKİ ASLANLARI UYANDIRMAK ================================ İşletmelerde insanların yararlanılmayan zenginlikleri, her yararlanılan zenginliklerinden çok daha büyüktür. İnsanların yararlanılmayan güçlerini ortaya çıkarmakda insani değerlerin önemi, finansal değerler çok daha büyüktür. İnsani güçler finansal değerlerin değil, insani değerlerin bir türevidir. Başarılı işletmeler bir cevizde gizli büyük bir ceviz ağacını gördükleri gibi, bir çalışanlardaki gizemli gücü de görürler. ***** İnsanda gizli o büyük gücü gün ışığına çıkarabilmek için, geniş bir güven alanının oluşturulması hayati bir önem taşır. Her insana bir yenilik kaynağı gözüyle bakmak, İşletmelerin değerlerine yeni boyutlar kazandırır. Anadolu’da vurgulandığı gibi: “ Bir insana kırk defa dahisin denilirse, o insan dahi olur ”. İşletmeler çalışanlarının günlünde uyuyan aslanları uyandırmada yeni yöntemler geliştirmelidirler. ***** İş dünyasında, finansal değerlere öncelik veren yol haritalarını bir kenara bırakıp, insani değerlere ağırlık veren yol haritalarına önem verilmelidir. Bunun için, kolay tek boyutlu çözümler peşinde değil, kalıcı çok boyutlu çözümler peşinde koşulmalıdır. ***** Düzleşen dünyada işletmelerin küresel sorunlarına, kuresel çözümler bulunmalıdır. Her işletme, her gün yeniden doğmalıdır. Geleceğin başarılı işletmeleri finansal göstergelere dayanan işletmeler değil, insani değerlere dayanan işletmeler olacaktır. Sınırlı finansal güçlerle, sınırsız insani güçler açığa çıkarılmaz. HEM SİNAN HEM YUNUS GİBİ DÜŞÜNMEK =================================== Yuvarlak küre dünyanın, düz kara dünyaya dönüştüğü, her işletmenin birbirini gördüğü ve birbiriyle geniş bir ağ oluşturduğu bir dönemde başarısının sırrı, finansal değerlerden daha çok insani değerlerde gizlidir. İşletmeler makinalardan önce insanlarla üretim yaparlar. ***** Üretimde makinalar insanlardan değil, insanlar makinalardan yararlanırlar. Kusursuzluğun peşinde koşan işletmeler, kusursuzluğun kaynağı olurlar. İşletmesiz insan, İnsansız üretim olmaz. İşletme kovan, insan arı, üretim baldır. ***** Verimlilik peşinde koşan işletmelerin karlılık bulabilmeleri için, insani değerlere, finansal değerlerden daha çok önem vermeleri gerekir. İnsani değerlere yatırım yapan işletmeler, finansal değerlerle ödüllendirilirler. ***** Her işletme hem Sinan, hem Yunus gibi düşünmelidir. Düz dünyanın küresel fatithleri Sinan gibi inşa eden, Yunus gibi yaşayan işletmeler olacaktır. Sinan ve Yunus”u kendilerine örnek alan işletmeler, bütün işletmelere örnek olurlar. ***** Yunus görünmeyen soyut değerlerin, Sinan görünen somut değerlerin sultanıdır. Değerlerin sultanlarını izleyenler, bilgilerin, hizmetlerin, ürünlerin sultanlarını üretirler.

12 Temmuz 2018, 07:16

DÜNYADA ÇEVRELER TÜKETİRLER MERKEZLER ÜRETİRLER

============================================ Dünyada ellili yıllarda, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan şehirleşme, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta köklü dönüşümlere yol açmıştır. Tarihte şehirler, ekonomik gelişmenin olduğu kadar, kültürel derinleşmenin en büyük, sürükleyici gücü olmuşlardır. Şehirler ülkelerin hem kültürlerinin, hem de ekonomilerinin rakamlara dökülen zenginlik göstergeleridir. Tabiatta ağaçların topraklarına göre zenginleşmeleri gibi, dünyada da ülkeler şehirlerine göre zenginleşirler.

*

Londra İngiltere’nin, Paris Fransa’nın, Berlin Almanya’nın nasıl özü ve özeti ise, İstanbul da Türkiye’nin özü ve özetidir. İstanbul yirmi milyona yaklaşan nüfusuyla, Avrupa’da pek çok ülkeden, çok daha büyüktür. İstanbul’suz bir Türkiye, hem ekonomik, hem de kültürel açıdan çok yoksul kalır. Türkiye’nin ekonomik yapısının gücü ve kültürel dokusunun sağlamlığı, İstanbul’dan kaynaklanır. Şehirler dünya tarihinin, her döneminde, ülkelerin güç merkezleri olmuşlardır. Dünyada zorunlu ve gönüllü göçlerle, ortaya çıkan şehirler, ülkelerin hem sorun, hem de çözüm üreten yoğunluk alanlarıdır. Kültürel dengesizlik, işsizlik, altyapı hizmetlerinde aksama, çevre bozulması, gelir dağılımda eşitsizlik, sosyal çözülmeler, denetimsizlik ve kültürsüzleşme gibi sorunlar, her zaman şehirlerde ortaya çıkarlar. İnsanlar sorunlarla karşı karşıya gelmeden, bir arayış içine girmedikleri için, şehirler aynı zamanda çözüm bulmaya, yenilik yapmaya da öncülük yaparlar.

*

Şehirlerin sorunları büyük olduğu gibi, finansal kaynakları ve entelektüel sermayeleri de büyüktür. Anadolu kültüründe, tüketen çevreden, üreten merkeze doğru, gitme özendirilir. Dünyada çevreler statik, merkezler dinamiktir. Çevreden merkeze emek ve hammadde, merkezden çevreye de hizmet ve ürün gider. Çevrede katma değerleri düşük, merkezde katma değerleri yüksek ürün ve hizmetler üretilir. Ülkelerin ekonomik ve kültürel canlılıkları, merkezlerinden kaynaklanır.

*

Tarih boyunca merkez şehirlerin ekonomileri, çevre şehirlerden daha güçlü ve daha büyük olmuştur. Ekonomi biliminin anayasası, arz ve talep yasası, ana yöntemi nimet külfet analizidir. Üretim ve tüketim, İbn Haldun’un Mukaddime’de vurguladığı gibi, arz ve talebe göre, artar ya da azalır. Şehirlerde her arz kendi talebini, her talep kendi arzını oluşturur. Merkez şehirler, büyüdükçe, yerel yönetimlerin görev ve sorumlulukları katlanarak artar.

*

Dünyada ülkeler şehirleriyle, şehirler de yerel yönetimleriyle tanınırlar. Şehirlerde ekonomik başarı, paylaşmasını ve ortaklık yapmasını bilen kurum kuruluşlarından kaynaklanır. Şehirler ormanlara benzerler, nasıl ormanlar ağaçlardan oluşurlarsa, şehirler ilçelerden, ilçeler mahallelerden, mahalleler de evlerden oluşurlar. Şehirlerde evler arasında ağaçlar değil, ağaçlar arasında evler olmalıdır. Nasıl Central Park’sız bir New York düşünülemezse, Yıldız Park’sız da bir İstanbul düşünülemez.

13 Temmuz 2018, 07:27

EKONOMİ ŞEHİRLERDE YENİ AÇILIMLAR KAZANIR

============================================= İstanbul yüzyıllarca Avrupa’nın en büyük şehiri olarak, Türk ve İslam dünyasının Avrupa’ya açılan kapısı olmuştur. Türkiye Brüksel’de tam olarak yer aldığında, Türk dünyasının sınırları, İsveç’ten İspanya’ya kadar genişleyecektir. Sınırların önemini yitirdiği Yirmi birinci yüzyılda, kültür ve çekim merkezi olmak için, şehirler arasındaki yarış büyük bir hız ve yoğunluk kazanacaktır. Ayasofya’sı, Süleymaniye’si, Sultanahmet’i, Topkapı’sı, Surları ve Hisarlarıyla, İstanbul dünyanın belli başlı çekim merkezlerinden biridir.

*

Süleymaniye İstanbul’un, İstanbul Avrupa’nın, Avrupa dünyanın bilgi ve bilgelik kaynaklarının başında gelir. Şehirlerin birbirleriyle ekonomik ve kültürel yarışında, en etkili ve en güçlü silahları, düşünce ve eylemin ana kaynağı olan, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimidir. Şehirlerde dar caddeler, kültür ve sanatla geniş bulvarlara dönüşürler. Eğitimden sağlığa, ekonomiden politikaya kadar, her alanda zenginlik, derin bir kültür ve sanat birikimine dayanır. Dünyanın ortak mirasından yararlanmayan, derinliği olmayan yüzeysel bir kültürle, paylaşımcı bir ekonomik yapı oluşturulmaz.

*

Kültürel derinlik, her alanda kusursuzluğu aramanın yoluyla birlikte, kusursuz ürün, kusursuz hizmet ve kusursuz bilgi üretme yollarının geliştirilmesine, ışık tutarak zenginlik kazandırır. Kültürün kapsama alanı, bilim ve teknolojinin ilgi alanından, çok daha geniş ve çok daha derindir. Şehirdeki hayatın çelişkileri, açmazları, mutlulukları, kültür ve sanat çalışmalarında, bütün ayrıntılarıyla ele alınır. Kültür şehirlerde bütün insanlara katkıda bulunduğu, şehirlerin bütün insanlığa bıraktığı, çok boyutlu ortak bir mirastır. Kültür statik olmayan, dinamik bir yapıya sahiptir.

*

Şehirlerin karşı karşıya olduğu ekonomik, toplumsal, siyasal sorunlar, insanların kültürel zenginliklerini yitirmelerinden kaynaklanmaktadır. Şehirlerdeki kültür ve sanat çalışmalarına, hız ve yoğunluk kazandırmadan, ekonomik ve politik alanda, yeni açılımların yolunu açmak mümkün değildir. Şehirlerin gelişmesiyle, kültürel gelişmeler el ele giderler, şehirlerin zenginlikleri kültürel gelişmelere, kültürel gelişmeler şehirlere yansır. Kültürler güçlerini şehirlerden alırlar. Nasıl topraklar sürülerek ürün verirlerse, kültürler de işlenerek ürün verirler.

*

Kültür dünyasında yaşanan depremler, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunların çözümünü, Kudüs’te değil, Atina’da arama yanılgısına sürüklemiştir. Fransa’nın öncülüğünde bütün dünya, kutsal kültürden iz taşıyan her şeyi, bütünüyle yok sayma kervanına katılmıştır. Kudüs’ten iz taşıyan değerler, hayatın bütün alanlarından uzaklaştırılmıştır. Paris’teki günlük hayatla, Ankara, Tahran, Tokyo ve Pekin’deki günlük hayat arasında bir fark kalmamıştır. Tek kültürlülük insanları, insanlar şehirleri yoksullaştırmıştır.

*

Toplumlar kültürleriyle birlikte değişirler, değişimler sert yöntemlerden daha çok esnek yöntemlerle yapılırlarsa, beklenen sonuçlar alınır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, yerleşik kültürel değerler, yukarıdan alınan kararlarla değiştirilemezler. Ülkelerin ve şehirlerin değişmesinde, kültürel alan yıkılarak, ekonomik alan inşa edilemez. Şehirlerde kültürün çok boyutlu dilinin öğrencisi olmayanlar, ekonominin tek boyutlu dilinin öğreticisi olamazlar. Ekonominin dili açık, kültürün dili örtüktür. Şehirlerde zenginlik çok kültürlülükten kaynaklanır.

14 Temmuz 2018, 10:28

DOĞUNUN SORUNLARI BATININ ÇÖZÜMLERİNDEN KAYNAKLANIR

============================================= Batı dünyası için Goethe ne kadar önemli ise, Doğu dünyası için de Mevlana o kadar önemlidir. Doğu Batıyı yok saymaz, Batının köklerine inerek, Doğudaki Batıyı bulur. Dünyadaki her şehirde bir Doğu, bir Batı vardır. Batıyı arayan Batıyı, Doğuyu arayan Doğuyu bulur. Doğu ile Batının birbirine karıştığı düz kare dünyada, Doğuda ya da Batıda olmak belirleyici değildir. Belirleyici olan, her ikisinin köklerini oluşturan ortak referanslardır.

*

Tarihi boyunca Doğudan Batıya giden Türkler, iki yüzyıldan beri Doğudaki Batıyı, Batıdaki Doğuyu arıyorlar. Ancak Türkiye, Doğu ve Batı ağacının köklerinden daha çok dallarına odaklandığı için, beklediği meyvaları elde edememektedir. Türkiye’nin ağacı, Doğu ve Batıdaki ağaçlarla aynıdır, aralarında bir fark yoktur. Ancak Paris’te meyva veren ağaç, Ankara’da meyva vermemiştir. Ağaçlar topraklarına göre meyva verirler. Ankara’nın ağacı toprağından uzaklaşmıştır.

*

Doğu ve Batı ağacını, toprağında hem Mevlana’yı, hem Goethe’yi buluşturan, kutsal kültürün değerleridir. Öncü bilgeler Kudüs gibi, hem Doğulu hem de Batılıdır. Onların bütün insanlığı kucaklayan, düşünce ve eylem dünyalarında, ya Doğu ya da Batı yoktur, hem Doğu hem de Batı vardır. Nasıl akıl gönülden, gönül akıldan ayrılmazsa, Batı Doğudan, Doğu Batıdan ayrılmaz. Doğu çember üzerindeki bir nokta gibi, hem en başta hem de en sondadır.

*

Dünya Doğu ve Batı arasındaki farkı bir kenara bırakıp, Doğu Batıdır, Batı Doğudur derse, Doğu ve Batının köklerindeki birliği ve bütünlüğü görecek, bilecek ve olacaktır. Doğu ve Batı Goethe ve Mevlana’nın divanlarındaki eşsiz şiirlere benzerler. Onlar hem bilinir, hem bilinmez oldukları gibi, hem susarlar hem konuşurlar. Onların hem gizli, hem açık, hem susan, hem konuşan, çağrılarına kulak verenler, birbirleriyle hiçbir alanda savaşmazlar.

*

Dünyada bir şehir yalnızca Doğu, yalnızca Batı derse, hem Doğuyu, hem de Batıyı yitirdiği gibi, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürür. Savaşlar yüzyılında hem Doğu, hem de Batı, insanlık ağacının dalları için savaşmayı bırakıp, ağacın köklerine inmezlerse, ağacın uğruna savaşılacak hiçbir dalı kalmayacaktır. Savaşlarda ağacın yalnızca dalları değil, gövdesi de büyük yaralar almıştır. Ağaca zarar verenler, zararın kendilerine katlanarak döndüğünü görmeyenlerdir.

*

Doğu ve Batı Selçuk kartalı gibi, tek bedenli olmalarına karşılık, iki kafalıdırlar. Onlar tek bedenli olduklarını unutur ve birbirleriyle savaşırlarsa, birbirlerinden önce kendilerini öldürürler. Dünyada Doğu ve Batı bir aradadır. Doğu Batıyı bilene Doğudur, Batı Doğuyu bilene Batıdır. Dünyanın hiçbir şehrinde Doğusuz Batı, Batısız Doğu olmaz. Doğuyu öldürmeyen Batının, Doğuyu güçlü kıldığı gibi, Batıyı öldürmeyen Doğu da, Batıyı güçlü kılar.

*

Şehirlerde senteze ulaşmak için, tez antiteziyle birliktedir.

*

Herkesin kendi Doğusu, kendi Batısı vardır.

*

Dert Batıdandır, ilaç Doğudadır.

15 Temmuz 2018, 07:28

ŞEHİRDE YAŞAMAK KÜRESEL BİR TAKIM OYUNUDUR

============================================= Tarihin her döneminde şehirlerin kurulması, gelişmesi ve yönetilmesi, bütün insanlığın ortak sorunu olmuştur. Sanayileşmeyle büyük bir hız ve yoğunluk kazanan yatırımlar, şehirlerin ekonomik yapısıyla birlikte, kültürel dokusunu da dönüştürmüştür. Şehirler toplumları, toplumlar şehirleri zenginleştirirler. Toplumları değiştirenler, şehirleri değiştirirler. Bütün dünyada şehirler, hayatı kolaylaştırmanın olduğu kadar, zorlaştırmanın da ana kaynağı olmuşlardır.

*

Yirmi birinci yüzyılın piramitleri olan gökdelenler şehirlerin, şehirler ülkelerin simgeleri haline gelmişlerdir. İnsanlar dünyanın hangi büyük şehirinde yaşarsa yaşasınlar, hayatlarının önemli bir kısmını, bütün gün aydınlatılan işyerlerinde, evle işyeri arasında gidip gelmesi, bir işkenceye dönüşen yollarda tüketmektedirler. Büyük şehirlerde toprağa yakın, güneş altında geçen günlerin sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Omuz omuza yaşanan şehirlerde, insanlar hızla kendilerine yabancılaşıyorlar.

*

Medeniyetlerin temellerini oluşturan değerler, toplumların ekonomik yapılarıyla birlikte, kültürel dokularına da yansırlar. Çarşılar, çeşmeler, mabetler, dergahlar, kamu yapıları ve konutlar, medeniyetlerin ruhlarının, şehirlerde bedenlere dönüşmeleridir. Şehirler sürekli okunmaları gereken, dünyanın en gizemli kitaplardır. Şehirler beslendikleri medeniyetlerin, yüzyılların içinde inşa edilen yapılar da şehirlerin, kimsenin anlamakta güçlük çekmediği küresel dilleridir.

*

Türk ve İslam dünyasının, kurdukları şehirlerin ana örneği, Peygamber Şehiri Medine olmuştur. Medine'nin merkezinde üç ana kurum vardır: Cami, okul ve çarşı. Şehirlerin hayat dairesini, bu üç ana kurum oluşturur. Bu kurumlardan biri aksarsa, şehirlerdeki hayat can damarlarını yitirir. Şehirleri çarşıları, çarşıları da kültürleri ayakta tutarlar. Kültürler eğitim kurumlarını zenginleştirerek, yeni boyutlar kazandırırlar. Şehirlerde yaşamak ve ayakta kalmak, paylaşmaya dayanan bir takım oyunudur.

*

Büyük şehirler, Yirminci yüzyılda bütün dünyada ortaya çıkan toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel hayatlarında köklü dönüşümlere yol açan, ekonomik gelişmişliğin simgesi olan en önemli gelişmelerin başında yer alırlar. Tarım toplumlarının sanayi toplumlarına dönüşmesiyle, dünya nüfusunun önemli bir kesimi şehirlerde yaşamaktadır. Bütün dünyada sanayi işletmeleri, büyük şehirlerin çevrelerinde yoğunlaşmıştır. Yeni Delhi Hindistan’nın, Tokyo Japonya’nın kalbidir.

*

Toplumbilimciler hem üretim, hem de tüketim merkezi olan şehirleri, bütün dünya ekonomisinin can damarları olarak görürler. Yaz kış karlarla kaplı dağların, nehirleri besledikleri gibi, şehirler de toplumları beslerler. Dünyanın çatısı dağlar, nasıl nehirlerin su depolarıysa, şehirler de ülkelerin temel ihtiyaçlarını karşılandığı ürün depolarıdır. Şehirler üretimi özendirmeleriyle fırsat, tüketimi özendirmeleriyle tehdittirler. Erdemli şehir tüketimi değil, üretimi özendiren şehirdir.

16 Temmuz 2018, 10:04

ŞEHİRLERİN KİTAPLARINI OKUMASINI BİLMEK

============================================= Tarihin her döneminde, devletlerin olduğu kadar, şehirlerin yönetimi de bütün toplumların ortak sorunu olmuştur. Zamanın nabzını tutmasını bilmeyen toplumlar, şehirlerin zamanla değişmeyen sorunlarına, zaman içinde sürekli değişen çözümler bulamazlar. Şehirlerin yönetimi, ülkelerin yönetimi gibi, katılımla birlikte paylaşmaya dayanır. Şehirlerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını değerlendiremeyen toplumlar, ülkelerinin ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerini büyütemezler.

*

İster İstanbul gibi büyük, isterse de Göynük gibi küçük olsun bütün yerel yönetimlerin ana sorunu, şehirlerinin ekonomik yapısını güçlendirmek ve kültürel dokusunu da zenginleştirmektir. Yerel yönetimler, şehirlerinin ekonomik ve kültürel üretim güçlerini büyütebilmek için, yeni kaynaklar bulmak ve ellerindeki kaynakları en verimli olarak değerlendirmek zorundadırlar. Bunun için de yerel yönetimlerin, şehirlerinin bugünlerini değil, yarınlarını düşünen yatırımlara öncelik vermeleri gerekir.

*

Evliya Çelebi’nin “Bağlı, bahçeli dere içinde beş yüze yakın mamur evleri olan şirin bir kasaba” olarak anlattığı Taraklı, Geyve ve Mudurnu Anadolu’da keşfedilmeyi bekleyen saklı Cennetlerdir. Onlar Safranbolu ve Beypazarı gibi, tarihi dokusunu koruyan evleriyle, bilinen İpek yolu havzasında, Ankara ve İstanbul arasında, yeni bir çekim merkezi olma yolunda adım adım ilerlemektedir. Şehirleri şehir yapan, finansal sermayelerinden, önce kültürel sermayeleridir.

*

Yerel yönetimlerin kaynaklarını değerlendirmek, hem ülkelerinin, hem de dünyanın çekim merkezi olmak için, bulundukları ülkelerin dışına çıkmaları ve dünyadaki gelişmeleri, yakından izlemeleri gerekir. Sınırlarının dışına çıkmayan toplumlar, düz kare dünyayı anlamakta ve anlatmakta güçlük çekerler. İnsanların gördükleri şehirler, ne kadar çok olursa, bilgi birikimleri de, o kadar çok olur. Anadolu’da “Çok yaşayan değil, çok gezen bilir” denilir. Gezenler görürler, görenler bilirler, bilenler yaparlar.

*

Bütün ülkelerin, sanayi toplumundan, bilgi toplumuna geçmeye çalıştığı bir dünyada, her şehir insanlara sunduğu ekonomik ve kültürel hizmetlerle, duvarsız ve kapısız açık hava müzesine dönüşmüştür. Bütün dünyanın yeni eğitim kurumları, şehirlerini açık bir üniversiteye dönüştürmeyi bilen, yerel yönetimlerdir. Şehirlerin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek için, yerel yönetimler şehir okur yazarlığını, kolaylaştıracak yol ve yöntemler geliştirmelidir. Nasıl medya okur yazarlığı varsa, şehir okur yazarlığı da vardır.

*

Şehir okur yazarlığı, medya okur yazarlığı gibi, dünyadaki bütün eğitim kurumlarının ders programlarında yer almalıdır. Şehirlerini okuyup yazmasını bilmeyen toplumlar, köklü bir kültür, sanat ve tarih bilinci kazandıracak yatırımlar yapamazlar. Ülkeler ve şehirler arasında uzun yolculuklara çıkmasını bilenler, kültürler arasındaki can alıcı farklılıkları kavramakta güçlük çekmezler. Paris’i okumasını bilmeyenlerin seküler, İstanbul'u okumasını bilmeyenlerin, kutsal kültürün derinliklerinde uzun yolculuklara çıkmaları kolay değildir.

*

İnsanlar dünyaya ne kadar geniş açıdan bakarlarsa, o kadar büyük kısmını görürler.

*

Şehirleri okumasını ve yazmasını bilenler, birbirleriyle yardımlaşırlar.

*

Şehirlerde yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasına ulaşır.

17 Temmuz 2018, 09:40

YEREL OLANDA KÜRESEL OLANI GÖRMEK

============================================= Dünyadaki gelişmeler, şehirleri etkilenen şehir olmaktan daha çok, etkileyen şehir olmaya zorlamaktadır. Şehirler bütün kurum ve kuruluşlarıyla, açıklık içinde yeniden yapılanmalıdır. İster özel, ister kamu, isterse gönüllü olsun, her kurum ve kuruluş yerel vizyonunu, küresel vizyona dönüştürmelidir. Şehirler kurum ve kuruluşlarının, ürettikleri ürün, hizmet ve bilgilerle, dünyanın her ülkesine, vizesiz gitmesini öğrenmelidir.

*

Şehirlerin ev sahipliği yaptıkları, kurum ve kuruluşların duvarsız dünyayı, vizesiz dolaşabilmeleri, yerelleşerek küreselleşmelerine, küreselleşerek yerelleşmelerine bağlıdır. Hiçbir kurum ve kuruluş, yerelleşmeden küreselleşmediği gibi, küreselleşmeden de yerelleşemez. Küreselleşme gibi yerelleşme de, durmayan bir süreçtir. Hem küreselleşmenin, hem de yerelleşmenin geri dönüşü yoktur. Küreselleşme yeniden doğmasını bilen şehirler için, yok edici bir tehdit değil, değerlendirilecek bir fırsattır.

*

Küreselleşme ve yerelleşme, büyük ülkelerin desteklediği bir siyasal akım değildir. Dünyadaki güçlü ülkelerin, küreselleşme ve yerelleşmeye karşı ya da taraftar olmaları, yerelleşerek küreselleşme, küreselleşerek yerelleşme sürecini tersine çeviremez. Her kurum ve kuruluş, yerel özelliklerini koruyabilmek için küreselleşmeli, küresel özellikler kazanabilmek için de yerelleşmelidir. Şehirlerde yerellik ve küresellik, birbirini tamamlayan bir bütündür.

*

Yerelleşmek küreselleşmeyi, küreselleşmek yerelleşmeyi önlemediği için, hangi ülkede olursa olsun her kurum ve kuruluş, dünyanın en büyük hem yerel hem de küresel kuruluşu olmasını kimse engelleyemez. Dünya ölçeğinde yapılanan, kurum ve kuruluşlarda rekabet üstünlüğü, her ülkenin kültürüne saygılı ürün, hizmet ve bilgi üreterek kazanılır. Dünya şehirlerinde hiçbir kurum ve kuruluş, Müslüman mahallesinde domuz, Budist mahallesinde inek eti satamaz.

*

Küreselleşme dünyanın Batılılaşması, yerelleşme de dünyanın Doğululaşması değildir. Ülkeler arasında siyasal sınırların önemini yitirmesi ve kapalı kapıların açılmasıyla, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün şehirler bir yandan Doğululaşırken, bir yandan da Batılılaşmaktadırlar. Şehirler arasında Avrupalı ya da Asyalı olmak değil, bir adım önde olmak önemlidir. Küreselleşme ve yerelleşme süreçleri, her şehiri uzun soluklu, yarışı kazananların sürekli değiştiği, bir yarış alanına taşımıştır.

*

Dünya ölçeğinde her gün tekrarlanan yarışta, hiçbir ülkenin, hiçbir şehirin, hiçbir kurumun, hiçbir kuruluşun, ne önceliği ne de üstünlüğü vardır. Dünyadaki yarışta şehirlerin, en güçlü ve en etkili silahları, orduları değil kültürleridir. Kültürlerin gücü de, hem dikey, hem yatay derinliklerinden kaynaklanır. Kültürlerin dikey derinlikleri yerel zenginliklerini, yatay derinlikleri de küresel zenginliklerini yansıtır. Her kültür derinleşmek için yerelleşmek, zenginleşmek için de küreselleşmek zorundadır.

18 Temmuz 2018, 09:33

ŞEHİRLERDE GÖKDELEN ÇILGINLIĞINI ÖNLEMEK

============================================= Dünyanın dört bir köşesinde, trilyonlarca dolar sıcak paranın, kısa vadeli büyük kazançlar peşinde koşması, bütün ülkelerde paradan para kazanma çılgınlığına, yeni boyutlar kazandırmıştır. Ülkelerin cari işlemlerindeki açıklarla, katlanarak büyüyen kredi balonları ve finansal krizler, Yunanistan’dan İspanya’ya, İrlanda’dan Amerika’ya bütün dünyaya yayılıyor. Para ticaretinin hız ve yoğunluk kazanması, yeni çılgınlıklara davetiye çıkarmaktadır.

*

Paranın parayı büyütmesinin verdiği sarhoşlukla, bankaların sınır tanımayan borç limitleri, bütün holdingleri, İstanbul’da olduğu gibi, borçla gökdelen inşa etme yarışına sürüklemektedir. Borç balonları borçlu holdinglerin, faiz giderlerini kazançlarından daha hızlı büyüttükleri için, patlamalarının önüne geçmek mümkün değildir. Banka ve holdinglerin borçla borç ödemeye başlamaları, nerede duracaklarını kestirememeleri, borç balonlarının büyümesine büyük bir hız ve yoğunluk kazandırmıştır.

*

“Tren hareket etmeden yetişmek için, bir an önce eyleme geçme” tutkusuyla beslenen, “Ponzi” finans sistemi, mektup zincirleri, finansal yolsuzluklar ve en yüksek bina inşa etme çılgınlıkları, Charles P. Kindleberger ve Robert Z. Aliber’in ,”Finansal Krizler Tarihi” kitabında, ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Ponzi fonları, ayda en az yüzde otuz faiz geliri sağlayan, yöntemleri çok gizli tutulan, katılanın kazandığı, sıra dışı iş girişimleri, olarak ortaya çıkarlar ve kısa zamanda da batarlar.

*

Dünyanın hiçbir şehirinde, hızlı sıcak para girişleri olmadan, patlamaya hazır büyük inşaat balonları oluşmaz. Dünyadaki her şehir, gökdelen inşa etmede Manhattan ile yarışmaya başlarsa, bankalar birbirleriyle, riskli konut kredisi dağıtma yarışına başlarlar. İnsanların vazgeçilmez ihtiyacı olan konut ticaretini, büyük getiriler peşinde koşan, para ticaretine dönüştürme çılgınlığı, bütün ülkelere bulaşıcı hastalık gibi yayılmaktadır. Dünyanın her şehirinde gökdelen ormanları oluşmuştur.

*

Japonya ve İspanya’da, finansal kriz öncesinde, bütün işletmeler, borçlanarak yükseklikte Mısır piramitleriyle yarışan gökdelenler inşa etmeye çalışmışlardır. Dünyanın her şehirinde gökdelen mezarlıkları oluşmuştur. Kentsel dönüşüm uzmanlarının sürekli vurguladığı gibi: Gösteriş yatırımlarının olduğu kadar, işlevsizliğin de tarih içindeki, en uzun ömürlü simgesi olan Mısır piramitleri, ne kadar ekonomikse, çağdaş piramitler olan gökdelenler de, o kadar ekonomiktir.

*

New York’taki 381 metre yüksekliğindeki “Empire State Building” binasının yapımına, Amerika’da unutulmaz izler bırakan, 1929 ekonomik bunalımının zirveye ulaştığı günlerde başlanılmıştır. Bugün dünyanın en yüksek gökdeleni, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 828 metre uzunluğundaki, “Burç Halife”dir. En yüksek çağdaş piramidi yapma yarışı devam etmektedir. Hollanda’da On yedinci yüzyılda yaşanan “Lale çılgınlığı”, Yirmi birinci yüzyılda “Gökdelen çılgınlığı”na dönüşmüştür.

*

Para ayaklar altında tutulursa, insanı göklere çıkarır, baş üstünde taşınırsa, krizden krize sürükler.

*

İhtiyaçları olmayan konutları alanlar, ihtiyaçları olan konutları satmak zorunda kalırlar.

*

Erdemli insan olmadan, erdemli para olmaz. İnsanın erdemi parasına yansır.

*

Dünyada ağaç meyvasından, insan da parasından belli olur.

*

Kazanç bağımlılığı, bütün kötülüklerin anasıdır.

19 Temmuz 2018, 10:36

ŞEHİRLERİ RANT AVCILARINDAN KURTARMAK

============================================= Anadolu insanının kurduğu şehirlerin merkezinde, “üç m”den oluşan, mabet, mektep ve meydan vardır. Dünyanın neresinde olursa olsun, her şehirin odak noktasında, söz konusu “üç m” görülür. Sahanda pişirilmiş bir yumurtada, sarının çevresinde beyazın genişleyerek yayılması gibi, şehirler de konutlarla üçlü çekirdeğin çevresinde halka halka büyürler. Büyüme doğal sınırlarına ulaşınca, sahandaki ikinci yumurtaya benzer bir şekilde, başka bir yerleşim alanının sınırları başlar ve doğal büyüme devam eder.

*

Anadolu şehirlerinde, merkez ve çevre farkı yoktur. Her merkez bir çevredir, her çevre bir merkezdir. Şehirler merkez ve çevresiyle, birbirini tamamlayan bir bütündür. Merkez ve çevre, birbiriyle iletişim ve etkileşim içinde, yumurtanın akı ve sarısı gibi, bir bütünün ayrılmaz iki parçasıdır. Semerkant’tan Saraybosna’ya kadar Türklerin elinde büyüyen ve gelişen şehirlerde, kentsel büyüme sürecinde büyük farklılıklar gözlenmez. Dünyanın her yanında şehirler, ekonomik gelişmenin lokomotifi olmuşlardır. Kentsel büyüme, ekonomik büyümeye yeni boyutlar kazandırmıştır.

*

Dünyadaki bütün ülkelerde, şehirlerin merkezleri, çevrelerinden daha hızlı gelişir ve daha büyük değer kazanır. Tarihin her döneminde, şehirlerin merkezi kolay kazanç kaynağı olmuştur. Rant paylaşımının, risk paylaşımının önüne geçtiği toplumlarda, merkez ile çevre arasındaki uyum ve düzen altüst olur. Doyma bilmez, açgözlü rant avcılarının elinde, hayatı kolaylaştıran şehirler, hayatı zorlaştıran şehirlere dönüşürler. Şehirlerin rant avcıları, kazançlarını artırmak için, çevreyi merkeze dönüştürme yolunda, büyük yıkımlara gitmekten kaçınmazlar.

*

Dünyanın her yerinde rant avcıları, hem geçmişe hem de geleceğe duyarsızdırlar, daha çok kazanmak için bir elleriyle yaptıklarını bir elleriyle yıkarlar. Rant avcılarının doğal hayata başkaldıran, göklere isyan edercesine yükselen çok katlı binaları, bütün insanlığa maliyetleri beklenildiğinden çok daha büyük olacaktır. Konut yokluğunun bedelini toplumun bir kesimi, konut çokluğunun bedelini ise toplumun bütün kesimleri öder. Çevre ile merkezin dengesini bozanlar, farkında olmadan ekonomik dengeleri de altüst ederler.

*

Şehirlerde merkez ve çevre arasındaki ilişkilerinde, merkezlerin öncelikleri vardır, ancak ayrıcalıkları yoktur. Toplumsal denetim mekanizmalarıyla, merkezlerin önceliği ayrıcalığa dönüştürme güçleri dengelenmelidir. Şehirlerde çevrenin her istediğini, verecek kadar güçlü olan bir merkez, herkesin sahip olduğunu geri alacak kadar büyük ve karşı konulmaz olur. Merkezle çevre arasındaki alışverişlerin düzenlenmesinde en etkili merkez, en az merkez olan merkezdir. Çevreye saygı göstermeyen merkez insana değil, ranta sevgi gösterir.

*

Şehirlerde merkez ve çevrenin sağlıklı bir biçimde uyum ve dengeyi bozmadan büyümesi, kimsenin karşı çıkmadığı kültürel, siyasal ve ekonomik bir süreçtir. Sorun, merkezlerde yoğunlaşan rantın, çevre ile merkez arasında kimseyi haksızlık yapmadan, herkesin hakkının verecek bir altın oranda dağıtılmasıdır. Yaşanabilecek şehirler için, dünün çözümleri bugünün sorunlarıdır. Çevre ve merkez ilişkilerinin altüst olduğu şehirlerde verimli olan yatırımlar, hızla verimsiz olan yatırımlara dönüşürler. Merkezlerde verimlilik verimsizliktir, verimsizlik verimliliktir.

*

Yeni dünyada rant peşinde koşanlar değil, risk peşinde koşanlar güçlüdür.

*

Bütün şehirlerde ekonomik karlılıktan önce, toplumsal karlılık gelir.

*

Şehirde rant her şeydir diyenler, rant için her şeyi yaparlar.

20 Temmuz 2018, 09:35

İSTANBUL TÜRKİYE'DE YENİ DUBAİ OLMASIN

============================================= Tarihin her döneminde şehirler, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümleri, tetikleme görevini yüklenmişlerdir. Kültürler şehirleri değiştirirken, şehirler de kültürleri değiştirmişlerdir. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, her kültürün bir şehiri, her şehirin bir kültürü olduğu görülür. Ancak dünyanın bir ucundan bakılınca diğer ucunun görülmesi, bütün şehirlerinin New York’a benzemesine yol açmıştır. Küreselleşme şehirleri Amerikalaştırmaktadır.

*

Seküler kültürle yoğrulan Yirminci yüzyılda, dünyanın kumar ve eğlence şehiri Las Vegas, dünya şehir kültürünün değişmez örneğini oluşturmuştur. Gökyüzüne başkaldırırcasına yükselen binalar ve kumarhaneler, Amerika'dan bütün dünyaya ihraç edilmiştir. Odak noktasını çok yıldızlı otellerin oluşturduğu eğlence merkezleri, bütün dünyada ekonomik ve kültürel gelişmişliğin değişmez göstergeleri haline gelmişlerdir. Şehirler bir yandan New York’laşırken, bir yandan da Las Vegas’laşmaktadır.

*

Dubai, Frankfurt, Şangay ve Hong Kong dünyanın Amerika dışındaki New York ve Las Vegas’larıdır. Las Vegas ve Singapur’un, petrol dolarlarıyla harmanlanmasından doğan Dubai, Arap Dünyasının küresel finans ve eğlence başşehiridir. Dubai'de konuşulan dil, bütün körfez ülkelerinde olduğu gibi, Arapçadan önce Amerika’nın dili olan dolardır. Dubai’nin Cebel Ali limanı, Hamburg ve Rotterdam ile yarışacak, fiziksel ve finansal altyapıya sahiptir. Ancak onların yüzyıllar içinde oluşan, ekonomik ve kültürel birikiminden yoksundur.

*

Dubai sıfırlanan vergileri, sınırsız vize kolaylıkları, yabancı sermayeye sonuna kadar açılan kapıları, vergisiz ithalat ve ihracat imkanlarıyla, dünyanın en büyük serbest bölgelerinden biridir. Dubai’de yüklü bir bankada hesabı olanın, saygın bir yeri yanında, hem süresiz oturma, hem de sınırsız çalışma izni olur. Dubai gökdelenlerinde de bir evi olanlar, Dubaili sayılmakla kalmazlar, Dubai’nin etkili vatandaşı da olurlar. Çağdaş piramitleri, alışveriş ve eğlence alanlarıyla, Dubai Arapların Las Vegas’ıdır. Tarih içinde Las Vegas’ların götürüleri getirilerinden çok daha büyük olmuştur.

*

Paris’te Fransa’nın simgesi, “Eiffel Kulesi” inşa edilirken, üç yüz kişi çalışmıştır. Dubai’nin yeni piramitleri olan kulelerini inşa etmek için ise, milyonlarca Afrikalı ve Asyalı insan boğaz tokluğuna çalışmaya devam etmektedir. Akıl ve gönül terine dayanmayan, yeraltından zahmetsiz kazanılan petrol dolarlarıyla, milyonlarca insanın alın teri ve el emeği, karşılığı inşa edilen gökdelenler, dünyanın yeni Babil kuleleridir. Dubai de bütün dünya dillerinin konuşulduğu Babil’dir. Ancak Dubai'nin dili, kültürün bin bir çiçekli zor dili değil, paranın tek çiçekli kolay dilidir.

*

Dubai her şeyin alınıp satıldığı dünyanın en önemli açık pazarıdır. Çin’de olduğu gibi Dubai’de de her şey, bin kere değil, bir kere tüketilmek için tasarlanır ve üretilir. Amerika’nın dünyayı işgal eden, tüketim kültürünün merkezi Hollywood, Hindistan’da Bollywood’a, Arap dünyasında da Dubaiwood’a dönüşmüştür. Dubai’nin günah şehri Las Vegas, kuralsızlığın kural, etiksizliğin etik, yasasızlığın yasa olduğu, uluslararası sularda inşa edilmiştir. Kültürel dönüşüm olmadan, kentsel dönüşüm olursa, her şey doların rengine boyanır. Dubai’nin yeşili doların yeşilidir.

*

Kentsel dönüşüm kültürel dönüşümü izler.

*

Kültür öksürürse şehir yatağa düşer.

*

Dubai demek ilkesizlik demektir.

21 Temmuz 2018, 09:50

İSTANBUL ORTA ÇAĞDIR FATİH YAKIN ÇAĞDIR

============================================= Türklerin tarihteki büyük yürüyüşlerinde, Fatih’in Son Peygamberin övgüsünü ve sevgisini kazanan, bütün Müslümanların rüyası İstanbul’u alması, dünya tarihinde köklü dönüşümlere yol açmıştır. İstanbul’un Türklerin eline geçmesiyle, Roma İmparatorluğu ömrünü tamamlamış ve tarih sahnesinden bütünüyle çekilmiştir. Dünya tarihinde “Orta Çağ” sona ermiş, “Yakın Çağ” başlamıştır. Doyma bilmez bir bilgi ve bilgelik tutkunu olan Fatih, tarihin ilk ve tek, “Çağ açan” ve “Çağ kapatan” sultanıdır.

*

Yahya Kemal’in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. / Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyerek, anlattığı İstanbul’u, Türkler sur içine sıkışmış, harap bir şehir devleti olarak teslim almışlardır. İstanbul Roma İmparatorluğu'nun ömrünü uzatmak için, Konstantin tarafından “İkinci Roma” olarak kurulmuştur. Birinci Roma’nın kısa işgali sırasında, en büyük yıkımı yaşamış, yeniden inşa edilememiştir. Konstantiniyye şehir kurma ustası Türklerin elinde İstanbul olmuştur.

*

Avrupa’nın Asya ve Afrika’ya yürüyüşü, İslam’ın doğuşuyla durdurulmuştur. İslam’ın ilk yıllarında, Araplar Irak, Suriye, Filistin, Türkistan, Anadolu, Mısır, Kuzey Afrika ve İspanya’ya uzanarak, Türklere İstanbul’dan sonra, Viyana’nın da kapılarını açmışlardır. İslam’ın ilk yıllarındaki akıllara durgunluk veren mucizevi gelişme, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında da görülür. Üç sultan: Fatih, Yavuz, Kanuni, üç başşehir: Bursa, Edirne, İstanbul, “Cihan Devleti” Osmanlı ülkesinin mimarlarıdır. Onlar olmasaydı, Türklerin yüzyıllarca Avrupa’nın en büyük gücü olan, devletleri de olmazdı.

*

Osmanlı Devleti’nin uzun ömürlü olmasının kaynağında, derin bir tarih bilinci, zengin bir düşünce birikimi ve eşsiz bir eylem gücü vardır. Fatih medeniyetlerin harman olduğu İstanbul’da, yeni bir medeniyetin temellerini atmıştır. O Ayasofya’nın kubbesindeki haçı hilale dönüştürmekle yetinmemiş, Roma'dan kalan kilise harabelerinin üzerine, Fatih medreselerini ve camisini inşa etmiştir. Döneminin ana dillerini ve bilgiyi bilgeliğe çevirmesini bilen, “Ilımlı, yalın, özentisiz” Fatih, bilgeliğin de eşi ve benzeri olmayan Sultanıdır. O her fırsatta eylemi iman için bildiğini vurgulamıştır.

*

Fatih ömrü boyunca, “Bende gördüğünüz sevincin, Konstantiniyye’nin fethi için olduğunu sanmayın, Akşemseddin’nin benim zamanımda yaşadığına sevinirim” demekten mutluluk duymuştur. Osmanlı Devleti’nde, Cahit Tanyol'un “Fetih Destanı”nda vurguladığı gibi: “Düşünceyi, yeni bir dünya ve devlet görüşünü Akşemseddin, eylem ve yaşantıyı da Fatih temsil etmektedir.” Türklerin tarihinde, üst düzey devlet yöneticileri, düşüncenin öğrenicisi olmasını bildikleri için, eylemin de öğreticisi olmasını bilmişler, tarihte kendilerine geniş ve kalıcı bir yer açmışlardır.

*

Osmanlı toplum yapısının temellerinde, görünen dünyanın sultanlarından daha çok, görünmeyen dünyanın sultanları vardır. Edebali’siz, Emir Sultan’sız, Hacı Bayram'sız, Akşemseddin’siz, Hacı Bektaş’sız bir Anadolu’da, üç kıta ve iki denizde söz sahibi olan, bir Osmanlı Devleti’nin düşünülmesi mümkün değildir. Türkler Sinan ile şehirleri, Yunus ile gönülleri inşa etmişlerdir. Onlar düşünceyi eylemle, eylemi düşünceyle yeni boyutlar kazandırmışlardır. Yakın çağı başlatan Fatih, uzun sürmeyen ömrü boyunca düşüncenin dervişi eylemin velisi olmuştur.

*

Genç Fatih İstanbul’u fethetmemiş, İstanbul Fatih’i fethetmiştir.

*

İstanbul’da bir yanıyla Asya, bir yanıyla Avrupa toprağıdır.

*

İstanbul Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısıdır.

22 Temmuz 2018, 10:42

BALKANLARDA ÜSKÜDAR MEKKE TOPRAĞIDIR

============================================= Köklü paradigma değişmelerinin gerçekleştiği bir dönemde, bütün dünyada seküler kültürün iktidarı, büyük ölçüde sarsılmıştır. Doğudan Batıya ülkelerin hepsinde, kutsal kültür rüzgarları esmektedir. Artık dünyada Doğulu ya da Batılı olanlar değil, kutsal ile seküler kültür yanlıları çatışmaktadır. Çatışma medeniyetlerin seküler boyutunu oluşturan ekonomik alandan, kutsal boyutunu oluşturan metaekonomik alana kaymıştır. İki kültür arasındaki çatışma, ulusal sınırları aşarak, uluslararası boyutlar kazanmıştır.

*

Medeniyetlerin metaekonomik kaynağını oluşturan kutsal kültürün değerleri, tarihin ilk çağlarından beri, Batıdan Doğuya değil, Doğudan Batıya akmıştır. Batı dünyasında, kutsal kültür adına ne varsa, hepsi Doğu dünyasından gelmiştir. Doğu kutsal, Batı seküler, kültürün vatanıdır. Orta Doğu Doğu ile Batı’nın hem çatıştığı hem de yarıştığı, birlikte yaşanılan, savaş ve barış coğrafyasıdır. Dünya tarihinde, Mekke Âdem Turabullah, Medine Muhammed Habibullah, Kudüs İbrahim Halilullah, demesini bilenlerin, şehirleri olmuştur.

*

Şehirlerin anası Mekke’ye yapılan, hac yolculuğunun kutlu yükünü, Mihrimah, Gülnüş, Şemsi Paşa camileriyle, omuzlarında taşıyan Üsküdar’a, Türkler büyük önem vermişlerdir. Asya’nın Avrupa’ya, Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı olan, Üsküdar’ın merkezinde Roma değil, Osmanlı vardır. Orhan Gazi Üsküdar’da Doğu Roma imparatoruyla görüşen ilk Osmanlı sultanıdır. Üsküdar İstanbul’dan çok önce, Türklere kapılarını açmıştır. Üsküdar’da Asya ile Avrupa arasındaki sınır Kız Kulesidir. Avrupa’dan Üsküdar’a gelenleri, meydandaki Osmanlı Çeşmesi karşılar.

*

Üsküdar’ın kalbinde, çeşme yer alır. Üsküdar’ın çeşmelerinin musluklarından, insana can veren suyla birlikte, üzüntü ve sevinç veren yanlarıyla, bütün bir hayat akmıştır. Bunun için, şiirin zirvesi Sezai Karakoç, çeşmeleri şairlere benzetmektedir. Anadolu’nun neresinde bulunurlarsa bulunsunlar, çeşmeler insanların ellerini ve yüzlerini, şairler ise, insanların akıllarını ve gönüllerini yıkayıp arıtmışlardır. Anadolu’nun hiçbir yerinde çeşmesiz şehir yoktur. Üsküdar’ın çeşmeleri, caddeleri olduğu kadar, insanları da görünen ve görünmeyen kirlerinden temizlemiştir.

*

İstanbul’da hac yolculuğu, Mekke kapısı Üsküdar’dan başladığı için, Türkler Üsküdar’ı Kabe Toprağına dönüştürmüşlerdir. Hac yolculuğunun başlamasında, Sürre Alaylarının her yıl Topkapı’dan Beşiktaş’a, Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçişi, Osmanlı yönetiminin en önemli, kültürel ve ekonomik atılımı olmuştur. Hacca gitmek için, Balkanlardan gelenler, Üsküdar meydanında toplanmışlardır. İstanbul İslam dünyasının, değişik şehirlerinden gelen hac yolcularının, güvenlikleri sağlamış, yolculuk boyunca temel ihtiyaçlarını karşılamıştır.

*

Mekke’de Türkler, Selanik, Üsküp ve Saraybosna’da olduğu gibi, “Yetmiş iki millete bir gözle” bakmasını bilmişlerdir. Dört yüz yıllık “Osmanlı Barışı” döneminde, Anadolu insanı, kendisini Mekke’nin sahibi olarak değil, koruyucusu olarak görmüştür. Mekke’yi kan dökmeden, fetheden Fatih Son Peygamberdir. Şehirler kapılarını, orduları büyük olanlardan daha çok, gönülleri büyük olanlara açmışlardır. Gönüllerin büyüklüğü ise, seküler kültürden değil, kutsal kültürden kaynaklanır. Şehirleri güçle ele geçirenler, güçle şehirlerden çıkarılırlar.

*

Dünyada barış olabilmesi için, Doğu ile Batı'nın İstanbul’da el ele vermesi gerekir. İstanbul Batının Doğuya açılan kapısıdır. Mekke’de barışın güvencesi İstanbul’dur. Üsküdar İstanbul’da Kabe toprağıdır.

*

Kutsal kültürün kilometre taşları peygamberdir. Onları izleyenler şehirleri, kan dökmeden fethederler. Onların silahsız orduları karşısında, silahlı ordular güçlerini yitirirler.

*

Yirmi birinci yüzyılda, Doğu ve Batı yeniden İstanbul’da buluşmalıdır. İstanbul barış şehiridir. İstanbul’da savaş olursa hem Asya’da hem de Avrupa’da barış olmaz.

23 Temmuz 2018, 07:09

SÜLEYMANİYE'DE HER SABAH BAYRAMDIR

============================================= Bilgi ve bilgeliğe sevdalı, Bilge Sultan Fatih’in, İkinci Roma’yı İstanbul’a dönüştürmesinin ardından Anadolu insanına büyük fetih kapıları açılmıştır. Bilgeliğe dönüşen bilgiyi, yitirdikleri paha biçilmez bir hazine olarak gören Türkler, bilgi ve bilgeliğin peşinde Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine doğru, uzun bir bilgelik yolculuğuna çıkmışlardır. Yeryüzünde bilgelik yitirilse, Bilgelerin Sultanı Mevlana’nın izini sürenler, yitirilen bilgeliliği zenginleşmiş olarak tekrar bulurlar.

*

Fatih Ayasofya’dan yola çıkarak, Doğu Roma’nın şehiri Yeni Roma’yı, Türk dünyasının şehiri İstanbul’a dönüştürmüştür. İstanbul, Üsküdar ile Mekke, Eyüp ile Medine, Kadıköy ile Kudüs kapısıdır. Dünya şehirlerinin anası Mekke’nin, Kurtuba ve Kazan’da batan güneşi, İstanbul’da yeniden doğmuştur. İstanbul’un odak noktası Fatih’tir. Fatih’i bilen bütün hazineleriyle İstanbul’u bilir. İstanbul’da Ayasofya’nın yerini Süleymaniye almıştır. Süleymaniye Türk tarihinin özü ve özetidir. Süleymaniye’ye bakanlar Türklerin bin yıllık tarihlerini görürler.

*

On beşinci yüzyılda Avrupa’nın dönüştürülmesinde olduğu gibi, Yirmi birinci yüzyılda da dünyanın dönüştürülmesinde İstanbul, Anadolu insanına yeni kapılar açacak, yeni fırsatlar sunacaktır. Ancak düz kare dünyanın dönüştürülmesi, yuvarlak küre dünyanın dönüştürülmesinde olduğu gibi silahlı kurum ve kuruluşlarla değil, silahsız kurum ve kuruluşlarla yapılacak bir dönüşümdür. Yeni dönüşümün mimarları, bilgiyi nükleer silahlara dönüştüren kurum ve kuruluşlar değil, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren kurum ve kuruluşlar olacaktır.

*

Bilge Sultan Fatih gibi, Arapça ve Farsça yanında, İngilizce ve Almancanın dayandığı, Latince ve Grekçeyi, anadilleri Türkçe kadar bilen kuşaklar yetiştirilirse, düz kare dünyanın bütün kapıları, Anadolu insanının kurum ve kuruluşlarına açılacaktır. Düz kare dünyada ülkelerin bayraklarını devletler değil, kusursuz ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilen, kusursuzlukta rakip tanımayan kurum ve kuruluşlar taşıyacaktır. Kare dünyada kusursuzluğu arayanlar, kusursuzluğun kaynağı olacaklardır. Geleceğin dünyasında, iki günü birbirine eşit olanlara yer yoktur.

*

Bilge Sultana nasıl kusursuzluğu arama yolunda, Bilgeliğin Zirvesi Akşeyh yol göstermişse, düz kare dünyanın fatihleri olan kurum ve kuruluşlara da insanlık tarihinin eşsiz bilgeleri yol gösterecektir. Düz kare dünya vasat kurumların, vasat kuruluşların, vasat girişimcilerin dünyası değil, kusursuz kurumların, kusursuz kuruluşların, kusursuz girişimcilerin dünyasıdır. Kare dünya kurumların, kuruluşların ve girişimcilerin ülkeleri değil, ilkeleri önemlidir. Onlar kusursuzluğu yakalayan bilgi, hizmet ve ürünleriyle, bütün dünyada saygıyla karşılanırlar.

*

Düz kare dünyada ülkelerin baskısı yoktur, ilkelerin baskısı vardır. Her alanda vasatlık ilkesizlikten kaynaklanır. İlkeleri ilkesizlik olanlar, ilkesizliği baş tacı edinenler, vasatlığın oluşturduğu çelikleşmiş yapıları dönüştürecek kurum ve kuruluşların öncüleri olamazlar. Düz kare dünyanın mimarları, kurum ve kuruluşlarında hem Fatih gibi hem de Akşeyh gibi olmak, bilgi ve bilgeliği altın oranda harmanlamak zorundadırlar. Bilgiyi bilgeliğe, bilgeliliği bilgiye dönüştürecek olanların, akılları hem başlarındadır hem de gönüllerindedir.

*

Bilgeliğe dönüşen bilgi, iki dünyanın kapılarını sonuna kadar açar.

*

Süleymaniye mimaride bilgeliğin bilgiye dönüşmesidir.

*

Akşeyh bilgeliğin Fatih bilginin sultanıdır.

24 Temmuz 2018, 07:14

ŞEHİRLERİN RENGİNE BOYANMAK

============================================= Ekonomik, siyasal ve kültürel alandaki gelişmelerle, kültürler arasındaki yarışta, ülkelerden daha çok şehirler önem kazanmaktadır. Yüzyılların içinde oluşan, zamanın sınavından geçen şehirler, tarihin derinliklerinden seslenen eserleriyle kültürlerin duvarsız ve kapısız üniversitelerine dönüşmüşlerdir. Şehirlerin sahip oldukları zenginlikleri bütün boyutlarıyla kavramadan, onların rengine boyandıkları kültürün derinliklerine inmek mümkün değildir.

*

Kültürlerin el ele verdiği, İslam dünyasının parlayan yıldızı İstanbul, Asya ile Avrupa'nın hem savaştığı hem de barıştığı, iki kıta ve iki denizin kalbinde yer alan şehirdir. Çok kültürlü şehirlerin anası İstanbul, kültürler arasında gelip geçilen bir köprü değil, kültürlerin birbirini etkilediği ve birbirinden etkilendiği bir dünya şehiridir. Karadeniz ile Akdeniz’in birbirine açıldığı, ortasından deniz geçen İstanbul’un bir yakası Doğudur, bir yakası Batıdır.

*

İstanbul’da yalnızca denizler değil, kıtalar da birbirine açılır. Doğusunda Asya’ya renk ve hayat veren Mekke, Medine, Şam, Bağdat, Kudüs, Şiraz, Kabil, Lahor, Buhara, Delhi, Pekin ve Tokyo vardır. Batısında da Avrupa’ya güç ve tat veren Atina, Roma, Viyana, Berlin, Brüksel, Paris ve Londra yer alır. İstanbul’da Jüstinyanus’un, Ayasofya’sı ile Sultan Mehmet’in, Fatih Cami’si el ele vererek, kutsal kültürü, bütünlük ve süreklilik içinde, Doğu’dan Batı’ya taşımışlardır.

*

Ayasofya ve Süleymaniye, Mekke, Medine ve Kudüs’ten aldıkları insanlığın ortak bilgi ve bilgelik mirasını, başta İstanbul olmak üzere bütün dünya şehirleriyle paylaşmışlardır. İstanbul ile birlikte dünya şehirleri, kutsal kültürün kutlu şehirlerinin düşünce ve eylem birikiminden yararlanmışlardır. Kutsal kültürün solmaz rengine boyanmayan şehirler, güneşin her şeyi solduran ışıkları altında, renkleriyle birlikte canlılıklarını da yitirirler.

*

Yirmi birinci yüzyılda İstanbul, Doğu kültürüyle Batı kültürünün, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde, el ele verdikleri sürekli barış şehiri olacaktır. Asya ve Avrupa’da olduğu kadar bütün kıtalarda dünya barışının güvencesi, başta İstanbul olmak üzere kutsal kültürün kutlu kentlerinin rengine boyanan şehirler olacaktır. Onlar zamanla yaşıt, zaman kadar zengin geçmişiyle bütün şehirlere renk veren Mekke’nin rengine boyanarak, savaş dünyasını barış dünyasına dönüştüreceklerdir.

*

Seküler Batı dünyasının yitirdiği kutsal kültürün anahtarları İstanbul’dadır. İstanbul Asya, Avrupa ve Afrika’nın çekim merkezidir. O zengin tarihi ve kültürel birikimiyle, dünyanın dört köşesinden herkesi kendisine çekmiştir. Dünyanın neresinden gelirse gelsin, hiç kimse İstanbul'da yabancılık çekmez. Her şehir İstanbul’da kendinden bir renk bulur. İstanbul, bütün kıtalardan izler taşır. İstanbul geçmişte Atina ve Roma'yı içselleştirdiği gibi, gelecekte de Brüksel ve Washington’u da içselleştirecektir.

*

İstanbul’da tarihinin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkanlar, onun ne kadar zengin bir anlam ve değer kaynağı olduğunu görürler.

*

Kutlu şehirler dışında bu kadar geniş coğrafyada, insanların sevgisini üzerinde toplamış şehirlerin sayısı çok değildir.

*

Yüzü Kabe’ye dönük İstanbul, gücünü kutlu şehirlerden alan, başka bir kutlu şehirdir.

26 Temmuz 2018, 07:16

AVRUPA'DA KÜLTÜRÜN KÜRESEL ŞEHİRİ OLMAK

============================================= Avrupa’nın geçmişinde olduğu gibi, geleceğinde de İstanbul vardır. İstanbul’un bütün dünya için, iki kıta ve iki deniz arasında çok büyük bir önemi, çok büyük bir görevi vardır. Tarihin her döneminde Asya'dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Asya’ya giden bütün yollar İstanbul’dan başlamış, İstanbul’da buluşmuştur. Geçmişte İstanbul Avrupa’nın kültürünü etkilemede Roma’dan geri kalmamıştır, gelecekte de Washington’dan geri kalmayacaktır.

*

Birinci Dünya Savaşı Türklerin, İkinci Dünya Savaşı da İngilizlerin, Fransızların ve Almanların büyük devletlerinin sonu olmuştur. Avrupa ülkeleri, Amerika, Rusya ve Çin karşısında üretim üstünlüklerini korumak için, yeniden yapılanarak, Büyük Avrupa çatısı altında ekonomik, siyasal ve kültürel güçlerini birleştirmişlerdir. Fransa ve Almanya'nın öncülüğünde, Brüksel’de son yüzyılların en büyük güç birliği sağlanmıştır.

*

İstanbul dünyanın en çok parçalanan kıtasında, uzun ve zorlu bir süreç sonucu, güçlerini birleştiren ülkeler topluluğunun, ana kültür başkentlerinden biridir. Avrupa’nın önde gelen tarihi şehirleri kadar korunmasa da İstanbul güzellikte Paris, Londra ve Berlin'den geri kalmaz. “İstanbul’da her saat bir sanat eseri gibi güzeldir” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul’un romanını yazmıştır. İstanbul’un güzelliğine aşık olanlar, İstanbul’da yaşamayı Avrupa’nın, bütün şehirlerinden üstünde tutarlar.

*

İstanbul benzeri Anadolu insanının elinde yüzyılların içinde oluşan şehirler, Maurice Münir Cerasi'nin “Osmanlı Kenti” kitabında anlattığı gibi: “Mimari ve doğanın iç içe girişi, su öğesine ve ağaçlara karşı derin saygı, geniş alanlara yayılmış içi kaynayan çarşılar, uyumsuz ve zıt parçalardan inşa edilmiştir.” Türkler Buhara’dan Saraybosna’ya kadar uzanan geniş kültür coğrafyalarında, merkezle çevrenin bir büyük cuma camisiyle bütünleştiği, tarihin en güzel şehirlerini kurmuşlardır.

*

Ahmet Haşim’in gözlemleriyle, Avrupa’nın birbirine benzeyen şehirleri arasında İstanbul, Türk ve İslam kültürünü bütün zenginliğiyle yansıtan eşsiz bir tablodur. Kültürlerin savaştığı bir dünyada İstanbul, Avrupa’ya ayrı bir renk ve ayrı bir tat kazandıracaktır. İstanbul’da kimsenin kültürü küçümsenmediği gibi, kimse de kültürünü değiştirmeye zorlanmaz. Türklerin elinde İstanbul, korkunun değil ümidin, nefretin değil sevginin şehiri olmuştur. Kültür hazinesi şehirler, ülkelerinin barış elçileridir.

*

İstanbul’un kültürel zenginliği, herkesin kültürü kendinedir, zorla güzellik olmadığı gibi, zorla inanç de olmaz, anlayışından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Anadolu’da, İstanbul'un Türkiye’den daha büyük ve daha etkili olduğuna inanılır. Sınırların ortadan kalktığı bir Avrupa’da, İstanbul’un değerlerini Batı dünyasına tek başına İstanbul taşıyacaktır. Kültürlerin rüzgarsız dalgalanan bayraklarını, dünyanın her yerine şehirleriyle birlikte, edebiyatçıları taşırlar.

27 Temmuz 2018, 09:36

EYÜP İSTANBUL'DA MEDİNE TOPRAĞIDIR

============================================= Türkler altı yüz yıl önce geldikleri İstanbul’u, Yirmi birinci yüzyılın başında on beş milyonluk nüfusuyla bir dünya şehiri haline getirmişlerdir. Sürekli Doğu’dan Batı’ya giden Anadolu insanının, altı yüzyıl sonra hangi Avrupa şehrini yeni bir İstanbul’a dönüştürecek, bunu şimdiden tahmin etmek oldukça güçtür. Ancak kesin olarak bilinen bir gerçek varsa, o da Türklerin ardına “çil çil kubbeler” serperek, Asya’dan Avrupa’ya doğru giden yolculukları devam etmektedir.

*

Türklerin tarihteki büyük yürüyüşlerinde İstanbul’un vazgeçilmez bir yeri ve dayanılmaz bir çekiciliği vardır. Bu yüzden Fatih’e kadar, bütün Osmanlı sultanlarının gözü İstanbul’un üzerinde olmuştur. İstanbul Asya içlerinden kopup gelen Türklerin, düşünce ve eylem dünyalarının kızıl elmasıdır. İstanbul Anadolu’nun, Avrupa’ya açılan kapısıdır. Bu yüzden İstanbul, İslam’ın bayrağını iki Roma’ya birden taşımak isteyen Fatih’in hem gece hem de gündüz gördüğü rüyası olmuştur.

*

Fatih’in Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra, İstanbul’da ilk inşa ettirdiği mimari yapı, Eyüp Ensari’nin türbesi ve camisidir. Bu yapılar Yahya Kemal’in gözlemlediği gibi: “Bütün Türkiye’de belki bütün dünyada en uhrevi bir şehir olan Eyüp’ün başlangıcı” olmuşlardır. İstanbul’a geliş tarihiyle aynı yıl yapılan, Eyüp türbesinin karşısına inşa edilen cami 1458’de tamamlanmıştır. İstanbul’un ilk fatihi Eyüp Ensari’dir. Bunun bilincinde olan Fatih, İstanbul’da ilk önce onun türbesinin temellerini atmıştır.

*

İslam kültüründe bütün dünya, cihat alanı ve her bölgesi de müjdelenmiş topraktır. Bütün kıtalarıyla dünya, Allah’ın olduğu gibi, gezegen ve yıldızlarıyla uzay da Allah’ındır. İslam medeniyetinin canlılığının kaynağında, dünyanın her yerinde ezan okuma coşkusu vardır. Bunun için Eyüp Ensari, doğduğu şehir olan Medine’de değil, yaşamak istediği şehir olan İstanbul’da ölmüştür. O “Peygamber Şehiri” Medine’nin, Cennet bahçelerinden bir bahçesini İstanbul’a taşımıştır. İstanbul, onunla İstanbul olmuştur.

*

Osmanlı sultanlarının ömürleri barış ve savaş seferlerinde geçmiştir. Fatih İstanbul’da değil, bir sefer hazırlığında Gebze’de çadırda ölmüştür. Yavuz ve Kanuni de askeri seferlerde ölmüşlerdir. Siyasal sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, kültürel sınırlarla birlikte ekonomik sınırlar büyük önem kazanmışlardır. Yeni dünyada ülkelerin bayraklarını şehirlerden şehirlere, savaş dünyasının kahramanları değil, edebiyat dünyasının kahramanları taşımaktadır.

*

Shakespeare’in oyunlarının sahnelendiği, Hamlet, Otello ve Machbeth’in bilindiği her ülkede, İngiltere kültürüyle vardır. Aynı şekilde Goethe’nin okunduğu, Kant’ın adının geçtiği her şehirde, Almanya saygı görür. Fuzuli’nin, Baki’nin tanındığı her coğrafyada, Türkiye’ye kapılar sonuna kadar açılır. Yirmi birinci yüzyılda oluşmakta olan dünya, öldürmesini bilen savaş kahramanlarının dünyası değil, yaşatmasını bilen edebiyat kahramanlarının dünyasıdır.

30 Temmuz 2018, 09:27

GÜZELLİĞİN ŞEHİRLERİNİN AYNASI PASLANMAZ

============================================= Diyarbakır’dan Güneydoğu, Erzurum’dan Doğu, Trabzon’dan Karadeniz, Antalya’dan Akdeniz, Eskişehir’den Orta Anadolu, İzmir’den Ege, Edirne’den Trakya, İstanbul’dan ise, bütün Türkiye görülür. İstanbul Türklerin son bin yıllık tarihinin hem özü hem de özetidir. Fatih’ten bugüne değişik ırk ve dinden olanların, bir arada yaşadığı İstanbul’da, bütün insanlara kardeş gözüyle bakılır. Türk toplumunun kültürü, İstanbul’da doruk noktasına ulaşmıştır.

*

Dünyada seksenli yılların sonundan bu yana, Sağ ve Sol ekonomi kuramlarının, olumlu yanlarıyla olumsuz yanları tartışılmaktadır. Küreselleşme süreciyle, hız ve yoğunluk kazanan, ekonomik ve teknolojik dönüşümler, Sağ ile Sol ekonomi yaklaşımları arasındaki farkı, bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Amasya ile Isparta elması arasında, ne kadar fark varsa, Sağ ile Sol düşünce akımları arasında da o kadar fark vardır. Dünyada ana sorun üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmektir.

*

Türkiye’nin kültürel üretim gücüyle birlikte, ekonomik üretim gücünü de İstanbul’un iki dünyayı harmanlayan değerleri belirlemektedir. İstanbul Türkiye’nin olduğu kadar, dünya şehirlerinin, üç kıtanın odak noktasında uç vermesidir. Asya, Afrika ve Avrupa’nın orta kuşağında, yedi renkli gökkuşağı gibi uzanan, Medine kültürüyle yoğrulmuş, Anadolu insanı vardır. Ebu Hanife’siz, Farabi’siz, Gazali’siz, Mevlana’sız, İbn Arabi’siz, İbn Haldun’suz bir Türkiye, bir dünya düşünülemez.

*

İnsanlık tarihinde toplumların merkezini oluşturan çoğunluğun, hiçbir zaman anayoldan ayrıldıkları görülmemiştir. Anayolun yolcuları anayoldan ayrılanların, kısa zaman sonra başlanılan noktaya, geri döndüklerini çok görmüştür. Anayol için doğruyol birdir, toplumların çoğunluğu yanlışta birleşmezler. Bin yıllık tarihi boyunca Anadolu insanı, Türk ve İslam dünyasının geleceğini, başka ırklara hayat hakkı tanımayan, ırkçılıkta görmemiştir. İnançta zorlama olmaz.

*

Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında, baskı ve şiddete yer yoktur bıkmadan, usanmadan tercihini her zaman, güzellikten, doğruluktan, iyilikten yana yapmıştır. Türk toplumunun merkezinde Sağ ile Sol, yoksul ile zengin çatışması değil, iyilikte, güzellikte, doğrulukta, kusursuzluğu yakalama yarışması vardır. Kusursuzluğu arayış, ekonomik, siyasal ve kültürel, bütün kurum ve kuruluşlarda, Kıyamete kadar devam edecek olan yarıştır.

*

Anayolun değerleri Türkiye'nin geleceğini, geçmişinden daha görkemli kılmak için, bütün kurum ve kuruluşları, yakın geçmişe takılıp kalmak yerine, geleceğe bakmaya, geleceği güzelleştirmeye zorlamaktadır. Tekirdağ'dan Kars’a kadar, Anadolu şehirleri Bursa gibi, anayolun değerlerine bağlanarak, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, dünyaya açılmak istiyor. Zengin tarihi birikime sahip olan Türk toplumu, kültür ve ekonominin de bulut ve yağmur gibi, biri olmadan birinin de olmayacağını biliyor.

*

Bütün kurum ve kuruluşlar, anayolun değerlerine dört elle sarılmak zorundalar. Toplumların merkezine, anayolun değerlerine saygılı kurum ve kuruluşlar yerleşir. Merkezde anayolun boyasından, yoksun kurum ve kuruluşlara yer yoktur. Toplumların canlılığı tüketmede değil, üretmede yarışan kurum ve kuruluşlarından kaynaklanır. Anayolunun değerleriyle, uyum içinde olanlar, çoğunluğun desteğini aldıkları gibi, hiçbir şeyin de de yokluğunu çekmezler.

30 Temmuz 2018, 19:32

KUDÜS BARIŞTAN ELBİSELER GİYEN İNSANLARIN KENTİDİR

Bu yazı daha önce 30.07.2017 tarihinde de yayımlanmıştı.

================================================== Bütün dünyada ülkeler, savaşların dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Yirmi yüzyılda Avrupa ülkelerini yakan, yıkan savaşlar, Yirmi birinci yüzyılda Müslüman ülkeleri yakıp, yıkıyor. En dehşet verici yüzleriyle ortaya çıkan, sonu gelmeyen, savaşlar, Asya ve Afrika ülkelerinde ekonomik, siyasal ve kültürel hayatı felç etti. Irak'ın Amerika,Suriye'nin Rusya,Filistin'nin İsrail ordusu tarafından yerle bir edilmesi,Ortadoğu'da en son savaş yıkımıdır.

*

Savaş yıllarını gören Mehmet Akif''in yıllar önce Rusya için söyledikleri, bugünkü Irak, Suriye,Yemen ve Filistin için de geçerlidir. ''Bilmiyorlar ki bu şiddetlerin olmaz hükmü / Göz yıllar önce, fakat sonra kanıksar ölümü / Sanıyorlar kafa kesmekle, beyin ezmekle / Fikr-i hürriyet ölür. Hey gidi şaşkın hezele / Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak / Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak.'' Ancak, Washington, Brüksel, Moskova ve İsrail, çocuklar öldürmekten, şehirleri bombalamaktan başka savaş bilmiyor.

*

Savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürecek olanlar, seküler kültürün bilginleri değil, kutsal kültürün bilgeleridir. Onlar, bütün ülkelerin içinde olduğu dünya gemisinin, kasırgalar denizinde, dev dalgalara kapıldığını, yolunu, yönünü şaşırdığını pusulasını yitirdiğini, parçalanmasının çok yakın olduğunu, anlatmaya çalışıyor. Dünya onların farkında değil, onlara karşı kör, sağır ve dilsiz.Çünkü Nuh Tufanı unutuldu.

*

Dünyanın dört bir yanından seslenen kutsal kültürün bilgelerinin sürekli vurguladıkları gibi: ''Kutsal kültür tarafından içselleştirilerek özümsemiyen seküler kültür, kutsal kültürü içselleştirerek özümser ve barış kültürünü savaş kültürüne dönüştürür.'' Bütün dünyada savaş rüzgarları estiren seküler kültürün silahları, öldürdükleri insanların mezar taşlarıyla, ülkelerin arasına yıkılması yıllar alacak, görünmeyen yeni Berlin duvarları inşa ediyor.

*

Barış dünyasının sınır taşlarının yerine, savaş dünyasının mezar taşlarının geçtiği bir yüzyılda, bütün dünya, ''öldürmeyeceksin yaşatacaksın, zorlaştırmayacaksın kolaylaştıracaksın, ararsan bulacaksın'' diyen, kutsal kültüre dönmeli ve kutsal kitaplara odaklanmalıdır. Kutsal kitaplar, insanlık tarihi boyunca yazılmış bütün kitapların anasıdır. Yazılmış ve yazılacak bütün kitaplar, kutsal kitapların ışığında, hayatı anlamlı kılmak için yazılmış ve yazılacaktır. Yeni sözler kutsal kitaplardan yola çıkılarak söylenir.

*

Kutsal kitapların zamana bağımlı olmayan ilkeleri, hayatın kumaşına renk veren, sağlamlık kazandıran ana girdilerdir. Kutsal kitaplar,Seyyid Hüseyin Nasr''ın eserlerinde sürekli vurguladığı gibi, akıl dışı değil, ancak akıl üstüdür. Seküler kültürün sınırlarının dışına çıkmadan, kutsal kültürü hayata taşımak, hayatı kutsal kültürle yoğurmak mümkün değildir.

*

Kutsal kitaplar, gökyüzünde yazılır, yeryüzünde okunur.

*

Kudüs, meleklerin insanlara karıştığı kutlu kenttir.

*

Kudüs'te gökyüzünün kapıları herkese açılır.

*

Kudüs kenti dünyanın güzel barış kentidir.

*

Barışı sevenler bütün insanları sever.

*

Barıştan kimseye zarar gelmez.

*

Barış savaştan üstündür.

*

Savaş ölümdür.

*

Barış hayattır.

30 Temmuz 2018, 19:37

AVRUPA'NIN YENİ ENDÜLÜS'Ü FRANSA VE ALMANYA OLACAKTIR

======================================================= İnsanların anası ve babası birdir. Onların ataları, yitirdikleri öz vatanlarını Mekke''de bulmuşlardır. Mekke dünyanın, Kabe Mekke''nin nirengi noktasıdır. İnananlar yüzlerini Kabe''ye, şehirler yönlerini Mekke''ye döner. Kabe mabetlerin, Mekke şehirlerin anasıdır. Kabe''ye ilk şeklini insanlığın atası İlk Peygamber Adem, son şeklini de peygamberlerin sonuncusu Son Peygamber Muhammed vermiştir. Mekke peygamberlerin ve bütün insanlığın ana vatanıdır.

*

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bütün inananların da öz vatanı Mekke''dir. Soyları ne olursa olsun, insanlar Mekke''nin çevresinde halka halka büyüyen, kolları bütün dünyaya yayılmış, büyük bir ailedir. İkinci büyük ailenin üyeleri her yıl Mekke''de buluşur. İnananların oluşturduğu ikinci büyük aile, günde beş vakit yüzlerini Kabe''ye dönerek, onun çevresinde, onunla bağlarını yeniler. Büyük ikinci ailenin gücü, Mekke''den beslenir.

*

İnanan insan, Mekke''den Medine''ye hicret ettiği gibi, Medine''den de Buhara''dan Kurtuba''ya kadar bütün dünyaya hicret etmiştir. Onların öz vatanı yanlarında taşıdıkları Mekke''dir. Onlar Mekke gibi Kabe''yi de yanlarında taşıdıkları için, ezan okunan her yeri vatan, ezan okunmayan yerde de ezan okumayı görev bilmişlerdir. Bu yüzden, Araplar Batı, Türkler de Doğu Roma''nın bütün topraklarını kendilerine vatan edinmişlerdir.

*

Avrupa''nın “küçük Afrika”sı İspanya ve “Küçük Asya”sı Anadolu, geçmişte, Batı ve Doğu Roma''yı nasıl dönüştürmüşlerse, bugünün Roma''sı olan AB''yi de dönüştüreceklerdir. Tarık bin Ziyad İspanya''nın, Alparslan Anadolu''nun kapılarını, vatanlarını yanlarında taşıyanlara açtılar. Onlar gittikleri her ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel hayatına büyük bir canlılık kazandırdılar. Bu yüzden Araplar İspanya''da Türkler de Rumeli''de yüzyıllarca kaldılar.

*

Avrupa Afrika''dan Cebelitarık, Asya''dan da İstanbul Boğazı''yla ayrılır. İspanya, Afrika''nın, Rumeli de Asya''nın Avrupa''ya açılma kapısıdır. İspanya ve Türkiye, zengin tarihleri ve derin kültürleriyle Avrupa''nın geçmişinde olduğu gibi, geleceklerinde de vazgeçilmez bir yer tutacaklardır.

*

Araplar ve Türkler, Avrupa kültürüne yalnızca doyumsuz bir tad değil, solmaz bir renk de kazandıracaklardır. İki ülke olmadan Avrupa kültürünün Yirmi birinci yüzyıla uyum sağlaması verekabet üstünlüğü kazanması mümkün değildir.Geleceğin dünyasının temelleri Amerika'da değil,Avrupa'da atılacaktır.

*

Ziya Paşa''nın Batılı ve Doğulu kaynaklardan yararlanarak hazırladığı “Endülüs Tarihi” isimli kitabında anlattığı gibi, Müslümanlar zengin bilim ve düşünce çalışmalarıyla, Ortaçağ''ın karanlıklarını aydınlatarak, Avrupa Rönesansı''nın temellerini atmışlardır.

*

Endülüs, İspanya''yı, İspanya da Avrupa''yı dönüştürmüştür. Roma''nın bir parçası olan İspanya, Endülüs ile Avrupa''nın ana kaynaklarından biri olmuştur.

*

Avrupa''nın giderek hız ve yoğunluk kazanan İslam korkusunu yenmesi için, bir arada yaşamanın iki eşsiz örneği olan, Endülüs ve Osmanlı''yı daha yakından tanıması gerekir.

*

Avrupa''nın Amerika ve Çin karşısında rekabet gücünü koruyabilmesi, Türkler ile birlikte Arapların da dostluklarını kazanmasına ve onlarla yan yana yaşamalarına bağlıdır.

*

Dünyayı vatanlarını yanlarında taşıyanlar dönüştürür.Fransa ve Almanya Hristiyanlarla Müslümanların bir arada yaşadığı, Yirmi birinci yüzyılın iki Endülüs'ü olacaktır.

*

İnananlar üstlüklerini her coğrafyada korumuşlardır.

*

İnancın temelinde korku değil ümit vardır.

*

Korkunun direnmeye yararı yoktur.

*

Londra Pakistanlaşmıştır.

*

Paris Cezayirleşecektir.

*

Berlin Türkiyeleşecektir.

31 Temmuz 2018, 09:16

İSTANBUL'SUZ BRÜKSEL ZENGİNLİĞİNİ YİTİRİR

============================================= Avrupa, Türkiye’nin Brüksel’in şemsiyesinin altında yer almasına, Ankara’dan daha çok önem veriyor. Çünkü Türkiye’nin Avrupa’ya katkısı, Avrupa’nın Türkiye’ye katkısından çok daha büyük olacaktır. Avrupa’nın Türkiye’ye daha çok ihtiyacı vardır. Türkiye’nin Brüksel’e katılmasıyla, Avrupa’nın sınırları, Çin’in içlerine kadar genişleyecektir. Avrupalılar bütünüyle terk etmek zorunda kaldıkları Asya’ya, Türkiye aracılığıyla yeniden döneceklerdir.

*

Türkiye de Brüksel’e katılarak, kurum ve kuruluşlarıyla, geçen yüzyılın başında çekildiği Avrupa’ya, hiçbir engelle karşılaşmadan, serbestçe dolaşma hakkını elde edecek ve Avrupa ülkelerindeki varlığını perçinleyecektir. Ayrıca Brüksel Ankara’yı, ekonomik ve siyasal açıdan yeniden yapılanmaya zorlayacaktır. Türkiye’nin özel, kamu ve gönüllü kurum ve kuruluşları, Almanya’nın, Fransa’nın, İtalya’nın kurum ve kuruluşlarıyla, rekabet etmek zorunda kalacaklardır.

*

Dünyada Asya ve Avrupa farkının ortadan kalkması, ekonomik bağımsızlığın yerine ekonomik bağımlılığın geçmesi, Türkiye’nin devlet yapısındaki, kurum ve kuruluşları dünya standartlarını yakalamaya zorlamaktadır. Türkiye’de devletin açıklık içinde yeniden yapılanması, Brüksel’den daha çok Anadolu insanının varoluş sorunudur. Artık devlet, millet, kültür, ekonomi ve bağımsızlık kavramlarının dünyadaki gelişmeler ışığında, yeniden ele alınarak, sorgulanması gerekmektedir.

*

Türkiye’de köklü bir dönüşümün yolu, Ankara’dan değil, İstanbul’dan açılacaktır. Sezai Karakoç’un her fırsatta vurguladığı gibi, ilk adım olarak, İstanbul yeniden başşehir yapılmalıdır. Bunun için de köklü bir değişim gerekir. Brüksel’in hem Belçika’nın hem de Avrupa’nın başşehiri olması gibi, İstanbul da Türkiye ile birlikte, Türk ve İslam dünyasının, başşehiri olmalıdır. Bakü, Taşkent, Astana, Saraybosna, Sofya, Kahire, Tahran ve Beyrut, Ankara’dan daha çok İstanbul’a kulak verir.

*

İstanbul Atina ve Roma gibi, eski medeniyetleri değil, yaşayan medeniyetleri temsil etmektedir. İstanbul durmamış durdurulmuştur. Tükenen bir medeniyet, yeniden hayat alanı bulamaz. İslam gibi sağlam kaynaklara sahip bir medeniyet, canlılığını hiçbir dönemde yitirmez. Küreselleşmenin imkanlarından yararlanan İstanbul, bütün Orta Doğu şehirlerine öncülük yaparak, yeniden dünyanın en büyük medeniyet merkezlerinden, biri haline gelmesini başaracaktır.

*

Berlin duvarının yıkılmasıyla, Almanya’nın ilk yaptığı, başşehirini Bonn’dan Berlin’e taşımak olmuştur. Çünkü Almanya’nın kültür ve medeniyet merkezi Berlin’dir. Berlin’siz bir Almanya düşünülemez. Aynı şekilde Türkiye’nin kültür ve medeniyet merkezi, Ankara değil İstanbul’dur. İstanbul’suz bir Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında çok güçsüz kalır. Türkiye İstanbul olmadan, kültürel alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da bir varlık gösteremez.