ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ'NDE "ÇAĞIN BUNALIMI TERÖR" SEMPOZYUMUNDA YAPTIĞIMIZ "DÜNYADA NEFRETİN DOĞURDUĞU NEFRET" KONUŞMAMIZ
========================================================= Düşünce dünyasının asla batmayan güneşi İbn Haldun Mukaddime’de ısrarla der ki; medeniyetler, devletler, kurumlar, kuruluşlar canlılar gibidir. Nasıl insanlar ölürse kurumlar, kuruluşlar, devletler, medeniyetler de ölür. Gerçekten tarihe baktığımız zaman tarih bir med cezir sürecidir.
*
Mevsimler gibi, sürekli kış ya da sürekli yaz yoktur. Bahar ayları vardır, yaz ayları vardır, kış ayları vardır, sonbahar ayları vardır. Bu açıdan bakarsak postkolonyalin dönemini anlamak için prekolonyal ve kolonyal dönemi iyi anlamak gerekir.
*
Prekolonyal dönem İslam’ın doğuş yıllarıdır. İslam’ın çok mucizevi bir doğuşu vardır.Muhammed Hamidullah İslam Peygamberi kitabında İslam'ın doğuş ve yükseliş yıllarını ana kaynaklara inerek çok güzel anlatır. Medine iki vadi arasında bir küçük şehirdir.Hicretin üzerinden 100 sene geçmeden küçük bir alanda kurulan Medine Şehir Devleti büyük bir dünya devleti olmuştur.
*
Müslümanların bir kolu Kuzey Afrika’yı baştan başa ele geçirmiş, İspanya’ya geçmişler.Üç yılda İspanya bütünüyle Müslümanların geçmiştir.Araplar Pireneleri aşarak, Fransa’nın içlerine kadar uzanmışlardır.
*
Müslümanların bir kolu Anadolu’ya gelmiş, Türkler İslam’la tanışmışlar. Bir kolu Orta Asya’ya gitmiş, Kafkaslara gitmişler. Müthiş bir dinamizm var. Bu dönemde Müslümanlar son derece rahatlar. Hiç kaygıları yok. Korkuları yok. Kendilerinden, kültürlerinden, kaynaklarından eminler.
*
İlk Müslümanlar Eski Yunanı hiç komplekse kapılmadan, mitolojik bir kültür demeden, enine boyuna, mitolojik unsurlarından bütünüyle temizleyerek ,İslam’ın temel kaynakları içinde özümseyerek ve içselleştirerek, yeni bir medeniyetin temellerini atmışlardır. Hiç kaygıları yok, hiç korkuları yok, son derece kendilerinden eminler.
*
İspanya’da büyük bir bilgi ve bigelik patlaması olmuştur. Her üç kitaplı din en büyük eserlerini o dönemde İspanya’da vermiştir. Avrupalılar Müslümanların bu zengin birikimini alarak kendi seküler kültürü içinde özümseyerek, içselleştirerek Avrupa Rönesansının temellerin atmışlardır.Avrupalılar Eski Yunan’a Müslümanlar aracılığıyla ulaşmışlardır.
*
Seyyid Hüseyin Nasr kitaplarında ısrarla vurguladığı gibi, Avrupalıların ulaştığı eski Yunan, Aristo, Platon, Sokrat Müslümanların süzgecinden geçmiş bir Eski Yunan’dır. O dönemde onlarca Aristo, Platon tercümeleri yapılmıştır.
*
Prekolonya dönem ve Kolonyal dönem gelmiş geçmiştir. Şimdi yeni bir dönem başlamıştır. Postkolonyal bir dönem yaşanıyor. Postkolonyal dönemin başlangıcını Berlin duvarının yıkılışı olarak kabul edebilir. Berlin duvarı yıkıldıktan sonra dünyada bütün duvarlar yıkıldı. Artık duvarsız, kapısız, çatısız bir dünya var. Örtüsüz bir dünya var.
*
Bilinen küre, yuvarlak dünya gitti, onun yerine düz, kare bir dünya geldi. Düz, kare dünyada herkes birbirini görüyor, bu dünyada sınırlar önemli değil. Bilgisayar ekranına sığan bir dünya. Uzaklık yakınlık farkı yok. Gece gündüz farkı yok.
*
Postkolonyal dönemde sağcılar, solcular çatışmıyor. Yoksullar zenginler savaşmıyor. Huntington’ın vurguladığı gibi, dünyada devletlerden daha çok medeniyetlerin savaştığı bir dünya var. Hatta Huntington bunu biraz daha ileriye götürdü.Bir tarafta Batılılar var, diğer tarafta da Batılıların dışında olanlar var, dedi.
*
Medeniyetler savaşını iyi okuyamayan toplumlar postkolonyal gelişmelere ayak uydurmakta zorlanıyor. Bunların başında ABD geliyor. Amerikalılar Vietnam’da büyük bir başarısızlığa uğradılar. Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Geri çekilmek zorunda kaldılar. Dünyanın en güçlü ordusu dünyanın en güçsüz ordusu karşısında mağlup oldu.
*
Ruslar, Afganistan’da aynı tecrübeyi yaşadılar. Afganistan, Sovyetler Birliği’nin dağılma sebebi oldu. Ancak ne Amerikalılar ne Ruslar Afganistan’dan ders almadan biri geldi Irak’ı işgal etti, diğeri tekrar Afganistan’a girdi, Ruslar da Suriye’ye geldiler.
*
Amerika’da "bir adamın elinde çekiç varsa her sorunu çivi olarak görür"denilir.Amerika’nın elinde çok güçlü bir ordu var.Amerika orduyla her sorunu güçle çözeriz düşüncesine kapıldı. O nedenle de güçle Vietnam’ı çözmeye kalktılar, çözemediler. Güçle Irak’ı çözmeye kalktılar, çözemediler. Güçle Afganistan’ı çözmeye kalktılar çözemediler. Güçle Suriye’nin problemlerini çözmeye kalktılar çözemediler.
*
Yeni bir dünya var. Bu yeni dünyaya herkes ayak uydurmak zorundadır. Amerikalıların yanlış okuması, Rusların, Avrupalıların yanlış okuması, İslam dünyasının yanlış okuması bu gelişmenin tersine döndüğü anlamına gelmez. Herkes bu gelişmelerden ders almak zorundadır. Çünkü bildiğimiz dünya gitti, yerine yeni bir dünya geldi. Bu yeni dünyada herkes birbirine bağımlı.
*
Ben 68 kuşağındanım.Bu kuşak için sağ sol çatışması çok önemliydi. Amerikalılar Vietnam savaşında sayıları milyonu aşan Vietnamlıyı öldürler,kendileri de büyük kayıplar verdiler. Ruslar Çekoslavakya’yı işgal etmişlerdi. Ve sağ sol çatışmaları içinde dünyanın çok büyük kaynakları heder oldu.
*
Dünyada artık sağcıların, solcuların, yoksulların, zenginlerin çatışması yok. Şimdi küresel düşünmesini bilenlerle, geçmişten ders almasını bilenlerle, geçmişte kalan yerel düşünenlerin çatışması var. İleri eğitim almışlarla, eğitim düzeyi düşüklerin çatışması var. Demokratik kültüre saygılı olanlarla, despotik kültür yanlısı olanların çatışması var.
*
Bu bağlamda İslam dünyasına çok büyük bir görev düşüyor. Çünkü dediğimiz gibi dünya öyle bir dünya ki herkes birbirine bağımlı. Hiç kimse bağımsız değil. Bizim gençlik yıllarımızda denilirdi ki; Amerikalılar öksürürse Avrupalılar yatağa düşer.
*
Yeni yüzyılda öyle bir dünya var ki sadece Amerikalılar öksürünce değil, Çinliler öksürürse de dünya yatağa düşüyor, Suriye öksürürse dünya nezle oluyor, zatürre oluyor. İran öksürse aynı şey oluyor. Türkiye öksürse aynı şey oluyor. Çünkü duvarsız, kapısız, sınırsız bir dünya var. Herkesin birbirine bağımlı olduğu bir dünya var.
*
Marx'ın değiştiremediği dünyayı dönüştürmenin ya da postkolonyal gelişmelere ayak uydurmanın, postkolonyal bir diriliş stratejisi geliştirmenin yolu tekrar kutsal kitaplara dönmekten geçiyor.
*
Mehmet Zelka ile birlikte bir İbn Haldun paneli yapmıştık. Orada ısrarla vurguladık. Artık sosyologlar, tarihçiler, iktisatçılar; Marks’ta, Keynes’te, Adam Smith’te, Max Weber’de arayıp da bulamadıkları ne varsa hepsini gelsinler İbn Haldun’un Mukaddimesinde bulsunlar demiştik.
*
En sonda gelen,ancak en başta olan İslam’ın temel kaynaklarına dönerek bugünün sorunlarına çözüm bulunması gerekir. Bunun da sorumluluğu üniversitelerimize düşüyor, aydınlarımıza düşüyor. Kültür ve medeniyet tarihçilerimize düşüyor. İktisatçılarımıza düşüyor, mühendislerimize, hukukçularımıza düşüyor. Herkese sorumluluk düşüyor. Herkes bu konuda görev almak zorunda.
*
İslam medeniyeti iki dünya medeniyetidir. Seküler kültür gibi yalnızca dünya demez. Uzakdoğu kültürü gibi Nirvana peşinde, hiçlik peşinde koşmaz. İki dünyayı altın oranda harmanlayan bir kültürdür.
*
İslamda cihad iki boyutlu bir eylemdir. Bir boyutu iç dünyaya dönük, bir boyutu dış dünyaya dönüktür. İç dünyaya dönük boyutun yol haritası Mesnevi’dedir, dış dünyaya dönük boyutun yol haritası da İbn Haldun’dadır.
*
İkisi altın oranda harmanlanmazsa, ikisi baş başa, el ele götürülmezse dünyanın savaşlardan kurtulması çok zordur.Bu yüzden artık İslam dünyası da Batı dünyası da değişmeye ayak uydurmak zorundadır.
*
Müslümanlar prekolonyal dönemde üç defa Avrupa’yı toptan Müslüman olma noktasına getirmişler. Birincisi İspanya’dan Araplarla, ikincisi Balkanlardan Türklerle, üçüncüsü de Tatarlarla Moskova’da Avrupa’yı toptan Müslüman olma noktasına getirmişler.
*
Timur Anadolu’ya değil Çin’in üzerine gitselerdi, Timur ile Bayezid Ankara’da birbiriyle savaşmasaydı, Timur Altınordu devletiyle uğraşmasaydı bugün gerçekten Avrupa Asya ekseninde İslam’dan başka din, dil olarak da Türkçe ve Arapçadan başka dil olmazdı.
*
Dünyayı yeniden bir bütün olarak görüp artık herkesin birbirine bağlı olduğu, kimsenin birbirinden bağımsız olmadığı bir vücut gibi düşünmek gerekir.
*
Müslümanlara ya da Asya’da bir ülkenin başına gelen bir problem aynı zamanda Amerika’daki bir ülkenin başına gelen bir problemdir, Avrupa’da bir ülkeye gelen bir problemdir diye görüp ortak çözümler üretmek zorundayız. Ortak yol haritaları üretmek zorundayız. Evrensel hukuk, evrensel etik, evrensel iktisat ilkelerine saygı göstermek zorundayız. Ortak bir paydada buluşmak zorundayız.
*
Müslümanlar, İslam’ın içindeki demokratik kültürü keşfetmek zorundalar.Bugünkü dünyada tartışılan demokratik gelişmelerin başlangıç noktası Magna Carta olarak değil Medine Vesikası olarak alınmalıdır.
*
Dünyayı dönüştürecek olan Atina demokrasisi değil, Medine demokrasisidir. Atina demokrasisi halkın yüzde 80’inin köle olduğu bir toplumun demokrasisidir. Medine demokrasisi ise toplumun hepsinin katıldığı bir demokrasidir. İslam’ın ana kaynaklarında bunun ilkeleri çok açık, çok net biçimde vurgulanmıştır.
*
Barışın yolu veren el olmaktan geçiyor, üretmesini bilmekten geçiyor. Dünyadaki değişimlerin peşinden koşmaktan değil, bu değişimlerin önünde gitmekten geçiyor.
*
Ya dünya ya ahiret diyen, ya siyah ya beyaz diyen bir klasik geleneksel mantıkla değil, paradoksal mantıkla dünyaya bakmak gerekiyor.
*
Müslümanlar, Sinan gibi Süleymaniye’yi, Selimiye’yi inşa edecek birikime sahip olmak, Yunus gibi de yaşamasını öğrenmek zorundalar.
*
Sezai Karakoç’un kitaplarında ısrarla vurguladığı gibi,Türkiye üretirken bütün dünyayla doğru orantılı bir yarışa, tüketirken de ters orantılı bir yarışa girmek zorundalar.
*
Üretirken tasavvufun kavramlarıyla söylenirse, bin lokma bin hırka üretmek, tüketirken de bir lokma bir hırka tüketmek zorundalar. O zaman dünya dönüşür. O zaman biz dünyanın arkasında olmayız, dünya bizim peşimizden gelir.
*
Dünyanın, teknolojinin, sermayenin burnuna takmanın incelikleri sırları Yunus’tadır, Mevlana’dadır, Hacı Bayram’dadır, Hacı Bektaş’tadır.
*
Yeni şeyler söylemek zorundayız. Ben yöneticiyim mühendis kökenliyim. Mühendisler, iktisatçılar, işletmeciler sürekli şunu vurguluyorlar. Bildiğimiz dünya gitti, yeni bir dünya var, bu dünyada bildiklerinizin kesinlikle sizi tekrar başarılı kılması mümkün değil. Bildiklerinizin hepsini unutun çünkü dünya bildiğiniz dünya değil. Dün sizi başarılı kılan ne varsa bugün başarınızın kesinlikle garantisi olmayacaktır diyorlar.
*
Dünün çözümleri bugünün sorunlarıdır deniliyor. Bunu Mevlana 750 sene önce söylemiş. Diyor ki dün geçti, düne dair sözler de dün gibi geçip gitti. Yeni şeyler söylemek gerekir.
*
Her konuda yeni şeyler söylemek zorundayız. Ekonomide yeni şeyler söylemek zorundayız. Sosyolojide yeni şeyler söylemek zorundayız. Uluslararası ilişkilerde yeni şeyler söylemek zorundayız. Mühendislikte yeni şeyler söylemek zorundayız. Teknolojide yeni şeyler söylemek zorundayız. Siyasette yeni şeyler söylemek zorundayız. Yunus’un dediği gibi, her dem yeni olmasını bilmek zorundayız.
*
Dünyaya baktığımız zaman geçen yüzyılda Avrupa yakılmış, yıkılmış. Avrupalılar mezhep savaşlarını geçen yüzyılda yaşamışlar. Bu yüzyılın başından itibaren de maalesef İslam dünyası yakılıyor, yıkılıyor
*
Savaşların önüne geçmenin yolu yeniden kültüre, sanata, edebiyata dönmek gerekiyor. Toynbee'nin vurguladığı gibi: “Her kuşak tarihi yeniden yazmak, yeniden yorumlamak zorundadır”
*
Bu kuşak da tarihi bütün boyutlarıyla yeniden yorumlamak zorunda, yeniden yazmak zorunda. Artık dünya tarihinde, bütün Doğulular, Batılılar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler yok; insanlar var.
*
Türkler 400 sene Kudüs’te barışı gerçekleştirmişler. Kudüs’e gittiğiniz zaman kalede kitabede “Lâ İlâhe İllallah Muhammedun Resulullah” yazmamışlar. “La ilahe illallah, İbrahim Halilullah” yazmışlar.
*
Türkler Kudüs peygamberler şehridir, biz buranın sahipleri değiliz, koruyucularıyız. Burada La ilahe illallah demesini bilenler, Muhammed habibullah demesini bilir, İbrahim halilullah demesini bilir, Musa kelimullah demesini bilir, İsa ruhullah demesini bilir.
*
Peygamberler arasında ayrım gözetilmez.Bütün peygamberlere saygı göstermesini bilir demişler. Ve 400 senede kimsenin burnunu kanatmadan Kudüs’ü korumuşlar, yaşatmışlar, yönetmişler.
*
Bugün tekrar bütün insanlığın o Kudüs’teki ruha dönmesi gerekiyor. Bu ruha dönmenin yolunun en güzelini belki Ümmi Sinan’ın hepimizin bildiği ilahisindeki dörtlükte özetleniyor. Ümmi Sinan diyor ki: "Gül alırlar gül satarlar Gülden terazi tutarlar Gülü gül ile tartarlar Çarşı pazarı güldür gül".
*
İşte bütün dünyanın özlediği toplum bu. Güzelliğin alındığı, güzelliğin satıldığı, dürüstlüğün alındığı, dürüstlüğün satıldığı, iyiliğin alındığı, iyiliğin satıld bir toplum.
*
Barış dünyası Yunus’suz olmaz, Mevlana’sız olmaz, Hacı Bayram’sız olmaz, Hacı Bektaş’sız olmaz, Shakespeare’siz olmaz, Goethe’siz olmaz.
*
Dünyada artık sağcılar solcular, Doğulular, Batılılar, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler yok; insanlar var.
*
Herkes ortak insanlık paydasında buluşup inanma özgürlüğüne sonuna kadar saygı göstererek bir arada yaşamasını öğrenmek zorundadır.