Yakında genişletilmiş ve yeniden yazılmış olarak,onuncu baskısı yapılacak, "GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE" kitabımızla ilgili Değerli Ressam,Şair ve Yazar Recep Garip ile yaptığımız, "HEM YUNUS HEM SİNAN OLMAK" konuşması. ========================================================== SORU: ===== Sizin çok sevilen kitaplarınızdan biri de “Görünmeyen Üniversite”dir. Siz bir üniversite öğretim üyesi olarak “Görünen” ile “Görünmeyen” üniversite arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? CEVAP: ====== İnsanın “gözünün görür”, “elinin tutar” ve “ayağının yürür” hale gelebilmesi için, iç dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Bunun için de, insanın “Görünen” üniversitelerden daha çok “Görünmeyen üniversite”lerde öğrenmeyi öğrenmesi gerekir. Çünkü öğrenme beşikten mezara kadar devam eden, kesintisiz bir süreçtir. Bir insan gönlünün derinliklerindeki incileri toplamasını başaramazsa, iç dünyasınıgüzelleştiremediği gibi, dış dünyasını da zenginleştiremez.Yunus gibi yaşamasını başaramayanlar, Sinan gibi inşa etmesini başaramazlar.
*
İnsanların iç dünyası döviz kurlarıyla değil, şiirle beslenir. Şiirsiz bir toplum, gönülsüz,ruhsuz bir toplumdur. Şiiri yakalamak için, görünen dünyayla görünmeyen dünyayı bir bütün olarak görmesini bilmek gerekir. Nasıl çekirdeğin ağaç olmak için, toprak ve suya ihtiyacı varsa, insanın da gönlünü zenginleştirebilmek için, üniversite ve öğrenime ihtiyaç duyar.
*
Öğrencileriyle büyük bir “Görünmeyen Üniversite” olan Mevlana, öğrenimi suya, insanı ağaca benzetir. Ağaç suyla dallanıp budaklanırsa insan da öğrenimle iç ve dış dünyasını zenginleştirir. Bunun için görünmeyen üniversiteler çekirdekte ağacı, ağaçta da çekirdeği gören, büyük bir değiştirici ve dönüştürücü gücün kaynağıdırlar.
*
Görünmeyen üniversitelerin başında, İslam Peygamberi ve onun mirasçılarının oluşturduğu büyük bir "Sonsuzluk Kervanı" gelir. Kervana dünyanın yanından katılanlarla,Görünmeyen Üniversiteler Kıyamete kadar varlıklarını sürdüreceklerdir. Onların güneşleri asla batmaz.
*
Görünmeyen üniversitelerde öğrenmesini öğrenme, çok boyutlu bir süreçtir ve çok boyutlu bir eylemdir. İki ana boyutunu bilim ve sanat oluşturur. Bilim görünen dünyanın sırlarını çözmeye çalışırken, sanat da görünmeyen dünyanın sırlarını çözmeye çalışır. Bilim ve sanat görünen ve görünmeyen dünya gibi, bir bütünün iki yarısıdır. Sanatsız bilim, bilimsiz sanat olmaz. Çünkü sanatsız bilim yüzeysel, bilimsiz sanat da yoksul olur.
*
Bilimin gelişip zenginleştiği dünyada, tabiatın ilkeleri geçerlidir. Bu dünyanın bilgisi görünen üniversitelerde büyütülür. Bu alanın bilgileri deney ve gözleme dayanır. Ayrıca, bu bilgiler zaman içinde hem değişirler hem de gelişirler.Sanatın dünyasında ise görünenin ötesi alan önemlidir. Bu alanın bilgileri görünmeyen üniversitelerden kaynaklanır.
*
Görünmeyen üniversitelerin bilgi ve bilgelik, kaynaklarının başında peygamberler gelir. Onların düşünce ve eylem dünyaları, Kutsal Kitaplar’dan beslenir.Kutsal Kitaplar hem görünen hem de görünmeyen dünyaları aydınlatırlar. Çünkü onlar akıl üstü, ancak akıl dışı değildirler. Bu yüzden onların ışığını söndürmeye kimsenin gücü yetmez. SORU: ===== “Görünmeyen Üniversite”nin yazılma öyküsünü anlatır mısınız? Bu kitap nasıl ortaya çıktı? CEVAP: ====== “Görünmeyen Üniversite” benim sevilen kitaplarımın başında gelir. Yakınlarda genişletilmiş ve yeniden yazılmış onuncu baskısını yayınlanacaktır. Kitabın temelini Mehmet Zahid Kotku’nin ölümü dolayısıyla yazılan biyografik bir yazı oluşturmuştur. Bu yazı ilk defa Mavera’nın Aralık 1980’deki sayısında İstanbul'un "Görünmeyen Üniversite"si M.Z.K. başlığıyla yer almıştır. Kitabın ismi bu kısa biyografik incelemeden gelmektedir.
*
İlk yazının hazırlanmasında, rahmetli Cahit Zarifoğlu, çok etkili olmuştur. “M.Z.K.yu en yakından sen tanıyorsun, Mavera’da mutlaka onu anlatan bir yazı olmalı, senin onunla ilgili yazı gelmeden dergi çıkmaz” demiştir. Yazıyı okuduktan sonra da “Günümüzde tasavvufun basit, yalın ve gösterişten uzak yaşama tarzı olduğu, bundan daha güzel anlatılamazdı”çok mutlu olmuştur.
*
Zarifoğlu’nun baskısıyla M.Z.K ile ilgili yazıyı, çok kısa zamanda yazmak zorunda, kaldım. Çünkü Zarifoğlu’nun yanında Rasim Özdenören ile birlikte Erdem Bayazıt da vardı.Onları kırmam mümkün değildir,güzel bir kitabın ortaya çıkmasına katkıda bulundukları için, her üçüne de şükran borçluyum.
*
"Görünmeyen Üniversite" çok sevilmiştir. Mavera’da yayınlanır yayınlanmaz, Yeni Devir gazetesinde de dört beş günlük bir dizi olarak yeniden yayınlanmıştır.Mavera ve İslam dergilerinde tasavvuf ve tüketime ilişkin yazıların bir araya getirilerek, yeniden düzenlenip ve genişletilmesinden “Görünmeyen Üniversite” kitabı ortaya çıkmıştır.
*
Basılmadan önce kitabın hazırlıklarını gören M.Z.K.'nun geleneğini devam ettiren Prof.Dr.Esad Coşan, “İskenderpaşa Dergahını, tasavvuf literatürüne kazandırır” diyerek kitabın yayınlanmasını teşvik etmştir.
*
Görünmeyen Üniversite bu kitap tüketim toplumunda tasavvufun işlevini ortaya koymada öncü bir çalışma olmuştur. Ayrıca ekonomiyi kültürle harmanlamada, bilim ve teknolojiyi içselleştirme de tasavvufun yerini belirleyecek çalışmalara bir hareket noktası oluşturmuştur.
*
”Görünmeyen Üniversite” M.Z.K. ile birlikte İstanbul'un Dergah kültürünü uluslararası akademik çevrelere taşımıştır. Prof. Dr. Şeref Mardin, Doç. Dr. Emin Yaşar Demirci, Dr. Hakan Yavuz ve Ruşen Çakır çalışmalarında bu kitaptan yararlanmışlardır. SORU: ===== Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera gibi kültür ve sanat dergilerini de bir “Görünmeyen Üniversite” gibi değerlendirebilir miyiz? CEVAP: ====== Bizim kültürümüzde öğretmenin öğrenmenin en etkin yolu sohbettir. Sohbet, karşılıklı konuşarak, tartışarak sıraya dizilmeden kendisi dışında başka birisi ile yarışa girmeden bir öğrenme ve öğretme yöntemi izlenir. Böylesine bir eğitimin sürdürüldüğü mekanların başında kültür, sanat ve düşünce dergileri gelir.
*
Bizim kuşağımız için bu dergilerin arasında Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri ilk sıraya alır. Büyük Doğu Necip Fazıl Kısakürek’le, Diriliş Sezai Karakoç’la, Edebiyat da Nuri Pakdil’le özdeşleşir. Bu dergilerin her biri birer “Görünmeyen Üniversite”dir.Türkiye'nin Yirminci yüzyılına bu dergiler damgasını vurmuşlardır.
*
Mavera’nın ise bir değil yedi kurucusu vardır. Zarifoğlu’nun deyişiyle “Yedi Güzel Adam” kurmuştur. Onlar da aslında önceki dergilerde yer almışlardır. Söz konusu dergilerin hepsi yayına ara verince Mavera çıkmaya başlamıştır. Mavera’yı da Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayezıt, Akif İnan, Alaeddin Özdenören, Bahri Zengin ve ben kurdum.
*
Mavera uzun süren ömründe gerçekten bir kültür,sanat ve düşünce üniversitesi olmuştur. Biz hiçbir zaman başkalarının yanlışlarıyla uğraşmadık. Sayfalarımızı edebiyata ilgi duyan herkese açtık. Bu yüzden de Edirne’den Kars’a kadar bütün edebiyatseverleri yanımızda bulduk.
*
Biz 68 kuşağının sağ ve sol tarafından yer almayan, başka bir kesimin temsilcileriydik. Bizim için sağ ve sol ya da Amerika ve Rusya çatışması önemli değildir. Biz dünyada Kutsal Kitaplarla beslenenlerle beslenmeyenlerin çatıştığına inanıyorduk. İlk insandan bu yana Peygamberlerin getirdiği haberlere kulak verenlerle, kulaklarını tıkayanlar çatışıyordu. Bu çatışma Kıyamete kadar devam edecektir.
*
Bizim kuşağımız Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera gibi, sağ ve sol dışında, ana kaynaklarımıza dayanan, yerli düşünceyi yoğurmaya çalışan, düşünce, sanat ve kültür dergileri çevresinde toplanmıştır.
*
Biz hiçbir zaman Marx’ın izleyicileri gibi, dinin toplumların afyonu olduğuna inanmadık. Bizim kuşağımız bütün bir Batı gibi, Nietzsche’nin de Allah’ı değil, Batı'yı öldürdüğünün bilincindeydik.
*
Edebiyatın 68 Kuşağı, kesinlikle Marx'ın materyalist diyalektiğin büyüsüne kapılmamıştır. Söz konusu kuşak Türkiye’de yeni bir değişim ve dönüşümün öncüsü olmuştur.
*
Yeni kuşağın düşüncedeki öncüleri ,Gazali ve İbn Haldun’dan, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’a kadar İslam düşünce, kültür ve sanat zincirinin gelmiş bütün halklarıdır. Recep Garip