Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2019

34 yazı

1 Haziran 2019, 12:44

DARBELERDE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ÜSTÜNLERİN HUKUKU OLUR

======================================================== Güzel hukuk güzel ağaç gibidir, kökleri yeryüzünde dalları gökyüzüne uzanır, her alanı kapsar. Nasıl politikacılar politikayı, generaller orduyu oluştururlarsa, hukukcular da hukuku oluştururlar.Politikanın yalnızca politikacılara, ordunun yalnızca generallere bırakılamayacağı gibi, hukuk da yalnızca hukukculara bırakılamaz.Dünyanın bütün ülkelerde hukuk temel hakların ve temel özgürlüklerin en büyük güvencesidir.

*

Demokratik kurumların güçlenmesi, demokratik kuralların geçerlik kazanması, toplumun bütün kesimleri tarafından önemsenmesine bağlıdır. Çünkü hukukun üstünlüğü önemsenmezse, üstünlerin hukuku önemsenir. Hukuk karşısında toplumun bütün kesimlerinin, eşit olmadığı ülkelerde, demokratik yapı güçlenmediği gibi, ekonomik yapı da zenginleşmez.Hukukun tarafsız olmadığı toplumlarda, hiçbir kurum tarafsızlığını koruyamaz.

*

Politikanın bütünüyle politikacılara, savaşın bütünüyle askerlere, hukukun bütünüyle hukukculara bırakıldığı ülkelerde, yasama, yürütme ve yargılama ayrılığına dayanan, hukukun sınırları içinde birbirlerini dengeleyen ve deneten, ekonomik, siyasal ve kültürel yapının ayakta tutulması mümkün değildir. Güçler ayrılığına önem verilmeyen ülkelerde, güçler ayrılığı güçler birliğine dönüşerek, her alanda büyük krizlere yol açılır.

*

Toplumlar hukuklarıyla millet, milletleriyle devlet olurlar. Yüzyıllar içinde kalıcılık ve süreklilik kazanan hukuk kuralları, devletle milletin kaynaşmasında ve dayanışmasında, hayati önem taşırlar. Hukuk devletin eşgüdümünde, toplumun değişik kesimleri arasında, uzlaşmaları desteklemek ve çatışmaları önlemek için vardır. Bu yüzden Anadolu’da, “Hukuk karşısında boyunlar kıldan incedir” ve “Hukukun kestiği parmak acımaz” denilir.

*

Hukuk sorunları çözmede, silahlarla değil adaletle, kimseye haksızlık yapmadan, çözmek için vardır. Malraux’nun vurguladığı gibi: “Darbeler silahlarla kısa zamanda yapılırlar.Ancak izleri yüzyıllarca kalır.” Dünyanın her ülkesinde hukukun gücü adaletinden, devletin gücü hukundan kaynaklanır. Bu yüzden ülkelerde tarafsız ve bağımsız hukukcuların görevleri, adaletsizlik yapanları yargılamaktan önce, adaletsizlikleri hukukla önlemektir.

*

Dünyada hukuk her alandaki gelişmelerin, ana kaynaklarının başında gelir.Bunun için üstünlerin hukunun geçerli olduğu ülkelerde, toplumların azınlığı zenginleşirken, çoğunluğu yoksullaşır.Ülkelerde hukuka verilen değer, insanlara verilen değerdir.Dünyanın neresinde olursa olsun, bir insana yapılan haksızlık, bütün insanlığa yapılan haksızlıktır.Haksızlık karşısında susmanın bedeli, tarihin her döneminde çok ağır olmuştur.

*

Dünyada bütün hukuksuzlukların üstesinden hukukla gelinir.

*

Adalet dairesinde hiçbir zaman haksızlığa yer yoktur.

*

Yerleşmiş hukuk, en önemli kültürel sermayedir.

2 Haziran 2019, 12:04

BİLGE NASREDDİN HOCA'DAN LİDERLİK VE BİLGELİK DERSLERİ

===================================================== Pozitivist paradigmanın çöktüğü ve kutsal kültürden beslenen geleneksel düşüncenin hayatın merkezine yeniden yerleştiği bir dünyada, bilgelik ve liderlik, büyük önem kazanmaktadır. Kuruluşlarda lider ve yönetici arasındaki farkları anlatmada ve liderliğin dönüştürücü gücünü ortaya koymada, hayatın içinden fıkralar, kitaplardan daha öğretici olurlar. Bazan bir davranışın gücünü göstermede, bir fıkranın etkisi, bir kitabın etkisini çok aşar ve çok daha kalıcı olur.

*

İnsanlar kuru bilgilerle doldurulmuş kitapları değil, şiir ve hikayelerle zenginleştirilmiş kitapları daha çok severler. Bu yüzden, öğrenme ve öğretmede sanatçı özellikleri ağır basan hocalar, çok daha başarılı oldukları gibi, çok daha da sevilirler. Derslerinde fıkra anlatmayı sevmeyen, şiirlerle düşüncelerini desteklemeyen, hocaları dinlemekten, öğrenciler hiç hoşlanmazlar.

*

Anadolu insanının yüzyılların içinden süzülüp gelen zengin kültüründe fıkra deyince, akla hemen büyük bilge ve büyük düşünür Nasrettin Hoca gelir. Dergahlar dünyasının zenginliklerinden de yararlanmasını bilen Peter Hawkins, “Nasreddin Hoca''nın Liderlik Rehberi” isimli kitabıyla, onun bilgelik ürünü fıkralarını, kurumsal öğrenme, değişim yönetimi ve kurum kültürü alanlarına ustalıkla taşımıştır.

*

Kurum ve kuruluşların başarısında, liderler vazgeçilmez bir işlev yüklenirler. Çünkü, liderlerin en başta gelen sorumlulukları, işi iyi yapmak ile iyi işi yapmak arasında seçim yapmalarıdır. Bunun için de, zengin bir bilgi ve bilgelik birikimine sahip olmaları gerekir. Dostlar liderlik yaparken görsün diyenler, lider değil, yönetici olurlar. Her lider aynı zamanda bir yöneticidir. Ancak her yönetici aynı zamanda bir lider değildir.

*

Hoca düşüncelerini kısa hikayelerle anlatan, bir bilge ve bir fıkra ustasıdır. Onun dilden dile, ülkeden ülkeye anlatılan fıkraları küresel bir etkiye sahiptir. Bu yüzden, Hoca''nın fıkraları, bütün dünya dillerine uyarlanmıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, Özbekistan başta olmak üzere,her ülkenin bir bilge Hoca'sı vardır.

*

Hoca'nın anavatanı Anadolu''dur, Eskişehir ve Akşehir''de onun adına her yıl, günlerce süren şenlikler yapılır, yarışmalar düzenlenir ve göllere maya çalınır. Hoca kötümserlerin değil,iyimserlerin Hocasıdır.Onun düşünce ve eylem dünyasında, ümitsizliğe ve karamsarlığa kesinlikle yer yoktur.

*

Tom Peters''in “Mükemmellik Arayışı” kitabında da vurguladığı gibi, kuruluşlarda kusursuzluğu yakalamak için, başarısız olmaktan korkmamak gerekir. Başarılı olmanın sırrı, başarısızlıktır. Damdan düşmeyenler, bir daha damdan düşmemek için gerekli tedbirleri alamazlar. Başarıların kaynağında başarısızlıklar vardır.

*

Her kuruluş her çalışanına ,en azından üç kere başarısız olma hakkı tanımalıdır. Büyük başarısızlıklar da, büyük başarılar gibi ödüllendirilmelidir.

*

Herkesin kendi yol haritasına, sahip olduğu bir dünyanın dengesi, düşünce ve kültür farklılıklarının korunmasıyla sağlanır.

*

Herkesin görüşüne saygılı olanın, görüşüne saygı gösterilir.

*

Geçmişin başarısızlıklarından geleceğin başarıları doğar.

*

Bir alandaki başarısızlık, başka alanda başarıdır.

3 Haziran 2019, 19:12

DÜNYADA HER AY ORUÇ AYI GİBİ SAVAŞSIZ BARIŞ AYI OLMALIDIR

======================================================= İnsanlığın barış içinde, savaşsız bir dünya özlemi, Yirmi ikinci yüzyıla kalmıştır. Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de,Yemen'de, Somali'de, Sudan'da ve Cezayir'de oruç ayı da, iç savaşların hızını kesmesine yetmemektedir. Her ülkede iktidar yarışları, kanlı iç savaşlara dönüşmektedir. İktidar savaşlarında her gün bütün insanlık yüzlerce defa öldürülmektedir.

*

Müslümanlar ve Hristiyanlar ile Yahudiler arasında düşmanlığın yeni değil, yüzyıllardan beri var ve kaçınılmaz olduğu ileri sürülmektedir. Oysa Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler İslam''ın ilk yıllarından Osmanlı Devleti''nin son yıllarına kadar barış içinde yan yana birlikte yaşamışlardır. Bütün dünyadaki milliyetçilik hareketleri ve iktidar yarışları,Yirmi birinci yüzyılı da savaş yüzyılına dönüştürme yolunda hızla ilerlemektedir.

*

Başta Müslümanlar olmak üzere, kutsal kültüre dayananlar, bütün insanlığın aynı annenin ve aynı babanın çocukları olduklarını bildikleri için, dininden ve etkin kökeninden dolayı hiç kimseyi küçümsememişlerdir. Onlar bütün insanların Adem''in çocukları olduğundan kuşku duymadıklarından, dinler ve etnik kökenler arasındaki farklılıkları, bir çatışma kaynağı olarak görmemişlerdir. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, insanların etnik kökenleri değil, değerleri önemlidir.

*

Bütün savaşlar değersizlikten kaynaklanır. Değersizliğin değer olduğu bir dünyada, hiçbir güç savaşların önüne geçemez. Oruç ayı, iftarları, sahurları, teravihleri ve hep birlikte kutlanan bayramıyla, bir değerler yumağıdır. Bu ay, orucun ilkeleri çerçevesinde, iyiliklerin kat kat ödüllendirildiği bir aydır. Bu ayda, yardımlaşma ve dayanışma eylemleri, doruk noktasına ulaşır.Bu yüzden dünyada her ay bir oruç ayı gibi yaşanmalıdır.

*

Dayanışma ve yardımlaşmanın özendirildiği toplumlarda, herkes birbiriyle savaşmaktan daha çok, işbirliği yapmak için yarışır. Tarihin her döneminde, savaşanlar değil, işbirliği yapanlar güçlü olmuşlardır.

*

Irak''ta, Suriye''de, Afganistan''da, Yemen''de ve diğer Müslüman ülkelerde, oruç ayının değerleri unutulduğu için, iktidar savaşları, bütün ülkelerin yer aldığı,dünya savaşlarına dönüşmüştür.

*

Müslümanların Müslümanlara verdiği zararların yanında, yabancıların verdikleri zararlar çok küçük kalmaktadır. Her ülkede dehşet verici iç savaşlar devam etmektedir.

*

Son yıllarda, Müslümanlar Müslümanların dinde kardeşleri olmaları gerekirken, iktidar savaşlarında rakipleri konumuna düşmüşlerdir.

*

Orucun değerleri göz ardı edilirse, Habil ve Kabil gibi, kardeşler birbirlerine düşman olurlar.

*

Oruç tutanlar hiçbir zaman birbirleriyle savaşmazlar.

*

Oruçlu olmak değersizliğe karşı olmaktır.

*

Oruç ayı savaş değil barış ayıdır.

4 Haziran 2019, 11:39

BAYRAM GÜNLERİNDE HEM İĞNEYİ HEM ÇUVALDIZI BAŞKALARINA DEĞİL KENDİNE BATIRMASINI BİLENLERE DÜNYADA BAYRAM GÜNLERİ ÖZELEŞTİRİ GÜNLERİDİR

=============================================== Bayram günleri paylaşma günleridir. Bayramlarda paylaşma doruk noktasına ulaşır. Bayramlarla kişisel mutluluklar, toplumsal mutluluklara dönüşür. Bayram günlerinde paylaşma kültürü zenginleşir, yeni boyutlar kazanır. Ve gökyüzü ile yeryüzü arasındaki "tozlu zaman perdesi" sonuna kadar açılır, gökyüzünü meleklerin kanat, yeryüzünü de insanların ayak sesleri doldurur. Gidenler ile kalanlar, bayram saatinde camilerde buluşurlar.

*

Dünyada bulunanlarla, bulunmayanların camilerde buluştukları bayram günleri, paylaşma günleri oldukları kadar, özeleştiri ve sorgulama günleridir. Bayram günlerinde hem zorluklar paylaşılır, hem de kolaylıklar. Zorluklarla kolaylıkların paylaşılması, barışa giden yolları genişletirken, savaşa giden yolları daraltır. Özeleştiri yapmasını bilenler, bütün günleri bayram günlerine dönüştürerek, barışa yol açan eylemleri özendirirler, savaşa yol açan eylemlerin de önüne geçerler.

*

Yirmi birinci yüzyıl, İslam dünyası için bir barış yüzyılı değil, bir savaş yüzyılı olmuştur. İslam dünyası özeleştiri kültürünü zenginleştiremediği için, iç savaş kültürüne yeni boyutlar kazandırmıştır. Yeni bir Oruç Bayramında, Irak"ta, Suriye"de, Yemen'de,Afganistan"da, Pakistan"da, Mısır"da, Sudan'da, Cezayir'de ve Türkiye'de binlerce insan hayatını yitiriyor. Her Müslüman ülkede, her gün yüzlerce suçsuz insan, intihar saldırılarıyla öldürülerek, bütün insanlık öldürülüyor.

*

Mehmet Akif"in "Şark" şiirinde anlattığı, bugünün İslam dünyasıdır: "Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, tersiz alınlar, işlemez kollar, kaynamaz kanlar, düşünmeyen başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar, yanmış ormanlar, ekinsiz tarlalar, kirli yüzler, secdesiz başlar." Ve en dehşet verici ol anı: ''Gaza" namiyle, "Cihat" namıyle, "dindaş öldüren biçare dindaşlar." Birbirini öldüren, savaşlardan yorgun düşmüş, doğal kaynaklarını değerlendiremeyen, dehşet verici bir İslam dünyası.

*

İnsanlık tarihinin olguları değişmez. Ancak, her kuşak, kendi çağından bakarak, eleştirel bir gözle ve sorgulayıcı bir dille tarihi yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Sınırların önemini yitirdiği, kare dünyada, medeniyetler içi savaşlar bitti. Artık devletler değil, medeniyetler savaşacak derken. Yirmi birinci yüzyılda, Müslüman ülkeler, birbirleriyle ve kendi içlerinde savaşıyorlar.

*

Bir Ramazan,bir Oruç Bayramı gününde, Türkiye başta olmak üzere, bütün İslam dünyası, savaşların sorumluluğunu, İslam dünyasının dışında değil, içinde aramalıdır. Bunun için de, Müslüman ülkeler özeleştiriye ve sorgulamaya önem vermelidirler. İslam dünyası hem iğneyi, hem de çuvaldızı sürekli başkalarına batırarak, bugünün sorunlarına sağlıklı çözümler bulmaz.Eleştirilmeyen, sorgulanmayan hayatın hiçbir alanında, hiçbir gelişme olmaz.

*

Tarihin her döneminde, tek tek akılların toplamı olan ortak aklın, tek tek akılların, her birinden daha üstün olduğu görülmüştür. Ortak akıl özeleştiriyle zenginleşir. Eleştirel aklın olmadığı yerde, ortak akıl olmaz.

*

İnsanlar bin bilseler bile, her zaman,bir bilenin bilgisine ihtiyaç duyarlar.Her yerde bilenin üstünde bir bilen vardır.

*

Eleştiri iki boyutludur, bir boyutu içe, bir boyutu dışa dönüktür.

*

İç eleştiri yapmayanın dış eleştirisine kimse kulak asmaz.

*

Kimsenin eleştirisi, herkesin eleştirisinden üstün değildir.

*

Sürekli başkalarını eleştirenler sürekli yanılırlar.

*

Eleştirinin olmadığı yerde yenilenme olmaz.

4 Haziran 2019, 11:54

Dünyada Müslümanların Müslümanlara verdikleri zararı Hristiyanlar

Dünyada Müslümanların Müslümanlara verdikleri zararı Hristiyanlar, Hristiyanların Hristiyanlara verdikleri zararı Müslümanlar vermemiştir. Yusuf Peygamberin kardeşleri gibi, kardeşleri olanların hiçbir zaman dış düşmanlara ihtiyaçları yoktur.Onlara kardeşleri yeter ve artar.Onlar Anadolu'da denildiği gibi:Kendilerine dost aramalıdırlar,düşmanlarını anneleri doğurmaktadır.Ancak istemesini bilenlere Allah,Musa Peygamberin kardeşi Harun Peygamber gibi,kardeşler de verir.

5 Haziran 2019, 13:55

MEHMET AKİF'İN 1918'DE "ŞARK" ŞİİRİNDE ANLATTIĞI İSLAM DÜNYASI

========================================================== Mehmet Akif" 1918'de yazdığı "Şark" şiirinde,"Geçerken ağladım geçtim; dururken ağladım durdum" diyerek, anlattığı dünya, bugünün İslam dünyasına benzemektedir. Afganistan'dan Yemen'e, Suriye'den Sudan'a, "Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, tersiz alınlar, işlemez kollar, kaynamaz kanlar, düşünmeyen başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar, yanmış ormanlar, ekinsiz tarlalar, kirli yüzler, secdesiz başlar."

*

Petrol denizi üzerinde yüzen, doğal kaynak zengini, Farabi'nin "Erdemli Devlet"inden ve "Erdemli Yönetici"sinden yoksun İslam dünyası, Batı ülkelerinin işgallerinin yol açtığı dehşet verici iç savaşlarla, yüzyılların içinde oluşan şehirleriyle yakılıp yıkılmaktadırlar.Yirminci yüzyılda Avrupa'yı yakıp yıkanlar,Yirmi birinci yüzyılda bütün dünyayı yakıp yıkmaktadırlar.

*

Savaş dünyasının barış dünyasına dönüşmesi için, bütün dünyanın sağduyu sahibi aydınları, bütün ülkelerin sağduyusunu yitirmiş yöneticilerine, Necip Fazıl gibi: ''Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak" diyerek, hep birlikte seslenmesi bilmek zorundadırlar.

*

Dünyada Anadolu'da denildiği gibi: "Bir göz ağlarken, bir göz gülmez."

*

İslam dünyası yıkılırken, Batı dünyası ayakta kalamaz.

6 Haziran 2019, 11:23

DÜNYADA KUSURSUZLUĞU ARAYIŞ SÜRECİNDE ÜMİTSİZLİK YOKTUR

=========================================================== Temsili demokrasilerin katılımcı demokrasilere evrildiği bir dönemde, bütün insanları ilgilendiren can alıcı konularda, kamu oyuna başvurmak, kusursuzluğu arayan yönetimlerin, en önemli görevlerinden biri olacaktır. Hayatın bütün alanlarında, her insan doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayıracak iç derinliğe sahiptir. İnsanlar tarihin ilk çağlarından beri, kusursuzluk ve ölümsüzlük susuzluğu çekmişlerdir .

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların oldukları yerde, üretim ve yönetim sorunları vardır. Hamurları ortak insanlar arasında, ayrıcalık yapmak her zaman huzursuzluk kaynağı olmuştur. Bu yüzden yönetim ve üretim sürecinde, eksiklikleri gidermede ve yenilik yapmada, demokratik yapılar en uygun ortamı oluştururlar. Demokrasilerin temeli bütün insanların, seçme ve seçilme haklarına sahip olmalarıdır.

*

Toplumun bütün kesimlerinin, demokratik sürece katılmaları, yönetenlerin olduğu kadar, yönetilenlerin iyileştirme çalışmalarına, yeni açılımlar kazandırır. Hayatı iyileştirmede yarışmak, bütün demokratik yönetimlerin amacıdır. Seçimlerle yönetime gelmek ve yönetimden uzaklaşmak, demokratik süreçte hayatı zenginleştirmenin ana dinamiğini oluşturur. Yönetimde ve üretimde yarışma olmadan, hiçbir alanda gelişme olmaz.

*

Katılımcı demokrasilerin geliştiği, küresel hukuk ve küresel etik ilkelerinin önem kazandığı dünyada, ülkeleri kimlerin yönettiklerinden daha çok, nasıl yönettikleri önemlidir. Ülkelerde hukukun üstünlüğünün güvencesi yönetenlerdir, yönetenlerin güvencesi de hukukun üstünlüğünü benimseyen yönetilenlerdir. Demokratik yapılarda katılım ve hukuk karşısında eşitlik, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Bütün dünyada tartışılan demokratik yönetim arayışlarının, Amerikan ve Fransız devrimlerine kadar uzanan, iki yüzyılı çok aşmayan kısa bir tarihsel geçmişi vardır.Yirmi birinci yüzyılda demokrasi, değişik ülkelerde nasıl tanımlanırsa tanımlansın, çoğunluğun sesine kulak vererek, toplumun bütün kesimlerin temel haklarını, koruyacak yönetimleri belirleyecek,her zaman gelişmeye açık yöntemler demetidir.

*

Yirmi birinci yüzyılda demokrasiler, insanlık tarihi boyunca zenginleştirilen değerlerin, hem koruyucuları hem de güvenceleridir. Değerlerin sürekli değer kazandığı toplumlarda, yönetim sürecine katılmada, gelen yılları geçen yıllardan daha değerli kılmada, değerli insanlardan daha değerli bir değer yoktur.Demokratik yönetimlerde iyileştirme, hiçbir zaman karamsarlığa düşülmeyen kesintisiz bir arayıştır.

*

Demokratik düşüncelerin ve demokratik eylemlerin, hiçbir sınıra takılmadan, dolaştığı bir dünyada, demokrasi dışı dayatmacı yönetimlerin, varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir.

*

Ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkı, önemini ne kadar yitirirse, katılımcı demokrasinin değeri de o kadar artacaktır.

*

Yirmi birinci yüzyılda kuralları, her ülkede geçer akçe olan demokrasi, herkesi ilgilendiren kurallar yumağıdır.

6 Haziran 2019, 13:33

Görünen dünya, Görünmeyen dünyanın, gizemli atölyesidir

Görünen dünya, Görünmeyen dünyanın, gizemli atölyesidir. Ölümlü dünyaları güzel olanların,ölümsüz dünyaları güzel olur. Deneme yazan hayatı yazar diyen, "DÜŞÜNCEYİ EYLEM İÇİN BİLMEK" kitabımızdan, Değerli Hatice İbiş'in seçtiği bir denememiz.

*

Deneme denilince akla, Fransa'da Montaigne, Türkiye'de Sezai Karakoç gelir. Her yazar bir denemecidir. Deneme düz anlatımın şiiridir. Bir düşüncenin, en yalın ve en öz anlatımı olan, deneme okumaktan, kimse yorulmaz.

7 Haziran 2019, 10:33

İSLAM DÜNYASI DEMOKRASİYE YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRMALIDIR

========================================================= Müslüman ülkeler demokratik kültürü içselleştirerek, geçmiş ile geleceği bugünde yaşamaya başlamışlardır. İslam dünyası dışalımcı bir ekonomik yapıdan, dışsatımcı bir ekonomik yapıya geçerek, dönüştürülen ülkeler olmaktan çıkmışlar, dönüştüren bir ülkeler konumu kazanmışlardır.Yirmi birinci yüzyılda, seçmenlerin ağırlıklarını yitirdikleri bürokratik devletler, seçmenlerin ağırlık kazandığı girokratik devletlere dönüşmüşlerdir. Bütün ülkeleriyle dünya, ülkeleri dönüştürenlerin, üniforma giyenlerden daha çok forma giyenlerin olduğunu görmüştür.

*

Temel hak ve özgürlüklerin en büyük ve en önemli güvencesi demokratik kurum ve kurallar, yıldan yıla açıklık içinde yeniden yapılanarak, yeni boyutlar kazanmaktadır. En güçlü ve en etkili silahlarının oyları ve paraları olduğunun bilincine varan seçmenler, ülkelerinin siyasal yapısıyla birlikte ekonomik yapısını da yenilemektedirler. Hiçbir toplumun yerinde durması mümkün değildir, her toplum ya olumlu ya da olumsuz yönden dönüşür. Demokratik kültür, sağlıklı dönüşümün en büyük ve en önemli güvencesidir.

*

Doğu ve Batı değerlerine hayatın içinden bakan, aralarındaki iç içe geçişleri, iletişimi ve etkileşimi yakından gözleyen, Nilüfer Göle, Ayşe Çavdar ile yaptığı "Mahremin Göçü" isimli söyleşi kitabında, Türkiye'nin ekonomik yapısıyla ve kültürel dokusuyla, Avrupa ülkelerini nasıl dönüştürdüğünü, bir kuyumcu titizliğiyle, ayrıntılı olarak anlatıyor. Dünyanın Müslümanların bütün insanlığı kucaklayan bilgi ve bilgelik birikimlerinden alacakları, çok büyük dersler vardır.

*

Yirminci yüzyılın başında Avrupalılar işgalci olarak İslam dünyasına gittiler, sonunda ise Müslüman ülkeler göçmen olarak Avrupa ülkelerine geldiler. Almanya'da bir Türkiye, Fransa'da bir Cezayir ve İngiltere'de bir Pakistan vardır. Avrupalılar İslam dünyasından insanlar bekliyorlardı, ancak Müslümanların geldiklerini gördüler. Artık seküler kültür Avrupa ülkelerinde, Müslüman ülkelerde tartışıldığından daha çok tartışılıyor, daha çok sorgulanıyor.

*

Avrupa'yı ve dünyayı dönüştürecek olanlar, Batılı entellektüellerden önce, Doğulu entellektüeller olacaktır. Avrupa'da iki dünyanın nerede birbirlerinden ayrıldıklarını ve nasıl birbirleriyle birleştiklerini iyi bilen Ortadoğulu entellektüeller, Müslüman ve Hristiyan dünyanın yeni mimarları olacaklardır. Yirmi birinci yüzyılda, Avrupa'da "Çin Sed"lerine kesinlikle yer yoktur. İçine kapanan Avrupa'yı, Çin ve Hint dünyalarının istilasından hiçbir duvar, hiçbir gümrük kurtaramaz.

*

İslam ve Hristiyan kültürlerinin ortak olan yanları, farklı olan yanlarından çok daha büyüktür. Oysa her iki kültürün Hint ve Çin kültürleriyle ortak yanları yok denecek kadar azdır. Müslümanları dışlayan Avrupalıların Hintli ve Çinli kuşatmasına karşı nasıl bir tepki vereceklerini, bütün dünya merakla beklemektedir. Müslümanlarla ortak geçmişlerini inkar eden Avrupalıların, geleceklerinde Hintliler ve Çinlilerden başkasına yer kalmaz.

*

Temsili demokrasilerin katılımcı demokrasilere, serbest pazar ekonomilerinin etik pazar ekonomilerine evrildiği bir dünyada, İslamı kamusal alanın dışına atmak, Paris'in, Londra'nın, Köln'ün merkezindeki camileri bombalamaktır.

*

Tek başına tek bir Avrupa yoktur. Her Avrupa'nın güvencesi, zenginleştirilmiş katılımcı demokratik kültürdür.

*

Avrupa'nın özeti Eyfel Kulesi değil, Drina Köprüsü'dür.

*

Yeni Avrupa'nın başkenti Brüksel değil,Kurtuba'dır.

*

Kurtuba İbrahim Milleti'nin el ele verdiği kenttir.

*

Kurtuba Avrupa'nın üzerine doğan güneştir.

*

İslamın güneşi hiçbir zaman batmaz.

8 Haziran 2019, 15:25

Vicdanlı insan ERDEM BAYAZIT gibi

Vicdanlı insan ERDEM BAYAZIT gibi: "Yeryüzü bana mescit kılındı Ant verdim toprak şahit tutuldu Her sabah her öğle her akşam İkindiyle yıkanarak yatsıyla donanarak Seslerden bir sesle Sularla polatlanan benim" diyen insandır.

8 Haziran 2019, 15:33

CAHİT ZARİFOĞLU GÜZELLİKTE HİÇBİR SINIR TANIMAYAN ŞAİRDİR

======================================================== Edebiyatçı hayatın bütün boyutlarında, güzel olanı arayandir. Güzellikte sınır tanımayanlar, güzellik arayanların öncüleri olurlar. Çok boyutlu edebiyat dünyasının kapıları, düşünce ve eylemleriyle, güzel olmasını bilenlere açılır. Edebiyat hiç kimsenin kolaylıkla anlatamadığı, görünce herkesin anladığı, güzelliklerin peşine düşmektir. Edebiyatçi güzellik avcısıdır. Hayat güzelliktir, güzellik hayattır. Hayatı yaşanır kılanlar, onun güzelliklerini görenlerdir.

*

Anadolu insanının kültüründe, güzellikte yarışmanın yeri ve zamanı yoktur. Toplumun bütün kesimleri, doğumdan ölüme kadar, güzellikte yarışmak zorundadır. Güzellikte yarışmanın olmadığı toplumlarda, edebiyatın hiçbir alanında, hayatın hiçbir boyutunda gelişme olmaz. Toplumları dönüştürenler, her alanda güzellikte yarışmasını bilenlerdir. Edebiyat dünyasının öncüleri, değiştiren edebiyatın sırrının, sınır tanımayan güzellikte gizlendiğini bilirler.

*

"Menziller"in şairi, Cahit Zarifoğlu şiiri gibi, kendisini hemen ele vermeyen bir güzellik avcısıdır. Güzellik arayıcıları gece uyurken değil, gündüz uyanıkken güzel rüya görürler. Onlar güzelliğin şiirinin, rüyasız yazılamayacağını bilirler. Anadolu'yu dönüştürenlerin düşünce ve eylem dünyaları şiirle yoğrulmuştur. "Doğruluğa aşıktır doğru canlar / Doğrulukta bulur onu bulanlar" diyen Yunus gibi, hayatın şiirini yakalayanlar da "Güzelliğe aşıktır güzel olanlar / Güzellikte bulur şiiri bulanlar" demekten hiç geri durmazlar.

*

Güzelliğin şiirini yakalamak, kalabalıkların değil, kalabalıklar arasında yalnız kalmasını bilenlerin işidir. Onlar, hayatlarının her aşamasında dünyaya yalnız geldiklerini, dünyadan yalnız gideceklerini bilirler. Hayatın her alanında, her güzellik, her zaman, yalnızlığın derinliklerindedir. Kalabalıklar arasında, yalnızlığın derinliklerinde, büyük yolculuklara çıkmasını bilmeyenler, güzelliğin şiirini yakalamakta büyük güçlük çekerler. Bütün dünyada, güzelliğin şiirini bulanlar, kalabalıklardan uzak duranlardır.

*

Güzelliğin üzerinde güzellik vardır, diyenleri unutulmaz kılan, güzelliğin şiirini ararken, özverili ve özgecili davranmalarından kaynaklanır. Kalabalıkta yalnız kalmasını bilenler, yalnızlıktan kurtulmakla kalmazlar, görünmeyen dünyanın güzelliklerini, görünen dünyaya yansımanın da imrenilen zirveleri olurlar. Ağaçlar, güller, güvercinler güzelliklerinin sırlarını, yalnızlığın derinliklerinde uzun yolculuklara çıkanlara açarlar.

*

Şairlerin dünyası gördükleri dünya değil, düşündükleri dünyadır. Onlar gördükleri dünyayı, düşündükleri dünyanın rengiyle boyarlar.

*

Şairler dünyada kalabalıkların baktıkları, doğal zenginliklere bakarlar, ancak hiç kimsenin görmediği güzellikleri görürler.

*

Ölümsüz şiirlerin şairleri, tarih içindeki geçmişten geleceğe giden, güzellik kervanının gizemli yolcularıdır.

*

İnsanlığın atalarının yitirdiği, Cennetin yol haritası, güzelliği arayan şairlerin şiirlerindedir.

9 Haziran 2019, 11:15

BÜTÜN ÜLKELER AÇIKLIK İÇİNDE YENİDEN YAPILANMAK ZORUNDADIR

=========================================================== Siyasal sınırladan daha çok, ekonomik sınırların önem kazandığı dünyada, ister otokratik ister demokratik olsun, bütün ülkeler duvarsız, kapısız ve çatısız dünyada, varlıklarını korumak için, açıklık içinde sürekli yenilenmek zorundadırlar.Artık bütün dünyada yönetim ve üretim sorunları, yerel boyutları aşarak, küresel boyutlar kazanmıştır. Küresel sorunların üstesinden yerel çözümlerle gelmek mümkün değildir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, demokratik yönetim yanlılarıyla, otokratik yönetim yanlılarının çatışması, devam etmektedir. Onlar med ve cezir dalgaları gibi, birbirlerini izlemektedirler. Batı ülkelerinde açık demokratik, Doğu ülkelerinde kapalı otokratik yönetimler benimsenmektedir.Hegel’in “Amacın gerçekleşmesi yolunda ilerleyiş” olarak, tanımladığı tarihin akışı, Yirmi birinci yüzyılda, büyük bir hız kazanmıştır.

*

Yönetim bilimleri gibi, üretim bilimler de, sanatların en eskisi olmakla kalmamışlar, bilimlerin de en yenileri olmuşlardır. Herkesin etkilendiği, kimsenin denetemediği, ikibinli yılların başındaki gelişmelerle, yönetim ve üretim bilimlerinde, köklü dönüşümler yaşanmaktadır. Kıyametin gerçekleşmesi yolunda, Komünizmi öldüren, Kapitalizmi dönüştüren tarih, adım adım ilerlemektedir. Gelecek geçmişin devamı olmayacaktır.

*

Dünyanın her yanında yönetilenlerin çoğunluğunun desteğini almak,demokratik yönetimlerin en büyük ve en önemli güç kaynağıdır. En güçlü yöneticiler, güçlerini yönetilenlerin hayatlarını, kolaylaştırma ve güzelleştirme yolunda değerlendirmezlerse, en kısa zamanda çoğunluğun desteğini yitirirler. Bu yüzden Jean Jacques Rousseau, “En güçlü bile, yönetici olmak için, yeterince güçlü değildir” demektedir.

*

Demokratik ülkelerde yöneticiler, katımcı yapılarla çoğunluğun desteğini almadan, açıklık içinde yeniden yapılanamazlar. Bunun için John Dewey vurguladığı gibi: “Demokrasinin hastalıklarına karşı, en iyi tedavi yolu daha çok demokrasidir.” Ülkelerde ne kadar daha çok katılımcı demokrasi olursa, o kadar az devlet baskısı olur. Katılım hem nimetleri hem de külfetleri paylaşmaktır.Katılım paylaşmasını bilmektir.

*

Ülkeler geçmişin yöntemleriyle, geleceğin sorunlarını çözemezler. Bunun için Doğudan Batıya, bütün ülkeler açıklık içinde, kendilerini yenilemenin yöntemlerini geliştirmelidirler.

*

İletişim ve etkileşim alanındaki gelişmeler, bütün ülkelerdeki otokratik yönetimler için tehdittir, demokratik yönetimler için fırsattır.

*

Otokratik yönetimler ne yaparlarsa yapsınlar,Yirmi birinci yüzyılın dünyasında kendilerine yer bulamayacaklardır.

10 Haziran 2019, 11:07

NURİ PAKDİL'İN KUDÜS'Ü BÜTÜN BARIŞ ŞEHİRLERİNİN BAŞKENTİDiR

========================================================== İnsanlığın atalarının yitirdiği Cenneti dünyada bulması, seküler kültürün gökdelen ormanı kentlerinden önce, kutsal kültürün kutlu kentlerine dönmesine bağlıdır. İnsanlar Amerika'nın, bir Cehenneme dönüştürdüğü dünyayı, Cennete dönüştürmeyi, ellerinde silah taşıyanlardan değil, ellerinde gül taşıyanlardan bekliyor. Dünya tarihinde barışın en güçlü koruyucuları, Mevlana gibi büyük düşünürler olmuştur.

*

Bir insanı, bir kenti, bir ülkeyi dönüştürecek olan güçlerin ana kaynağı, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin dayandığı, kutsal kitaplar ve kutlu kentlerdir. Bunun için, dünyada herkes kutlu kitaplarla silahlanmalı ve düşünceyi eyleme dönüştürme ustası Nuri Pakdil gibi: ''Yüreğimin yarısı Mekke''dir, geri kalanı da Medine''dir. Üstünde tül gibi Kudüs vardır'' demesini bilmelidir. Üç kutlu sehir, dünyadaki bütün şehirleri dönüştürecek, kutsal kültürün anavatanıdır. Üçü de Asya''dadır, Avrupa''da kutsal kültüre anavatan olmuş hiçbir şehir yoktur.

*

Bir şehir dönüşmek istiyorsa, Mekke özlü, Medine sözlü ve Kudüs yüzlü olmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir şehir Yitirilen Cenneti, her iki dünyada da bulmak için, kusursuz bir yol haritasını, yalnızca üç kutlu şehirde bulur. Üç kutlu şehrin eşsiz yol göstericileri peygamberlerdir. Üç şehrin her biri, her peygamberden derin izler taşır. Kutlu şehirlerde kutsal kitaplar saygı gösterilir,hepsi baş üstünde taşınır. Bütün insanlara bir gözle bakılır. Kimse kimseden üstün değildir. İnsanlar aynı anne ve babanın çocuklarıdır.

*

Savaş dünyasından barış dünyasına geçmek için, hayatın, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarında köklü değişikliklerin yapılması gerekir. Dünyadaki bütün şehirler, Erdem Beyazıt''ın dizeleriyle söylenirse: ''Bir yüzüm Batıya dönük / Bir yüzüm Doğuya / Arkamda bütün yönler / Önümde kıble'' diyerek, yeni dönüşüm stratejileri geliştirmek zorundadırlar. Dünyadaki her şehir, kutlu şehirleri kendisine örnek alarak, kervandaki yolcu gibi, yolda gördüğü şehirler değişmelidir. Ancak değerlerini kuşanarak,kendisi hiçbir zaman yeniliğini yitirmemelidir.

*

Kutsal kültürle harmanlanmış şehirler ne kadar değişirlerse, o kadar aynı kalırlar. Kutlu şehirler, kutsal kitaplar gibidir, hem konuşur, hem susarlar. Bütün şehirler, kutlu şehirlerin ışığında değişmeden değişirer. Bu yüzden kutlu şehirler, ya ''Yeryüzü Cenneti'' ya da ''Yitilen Cennet'' demezler, onlar hem ''Yitirilen Cennet'' hem de ''Yeryüzü Cenneti'' derler. Peygamberlerin gizemli tarlası olan kutlu şehirler, yalnızca tek Cenneti isteyenlerin, iki Cennet''i birden yitireceklerini bilirler.

*

Kutsal kültürün kutlu şehirlerinde, iki Cennet birden istendiği için, her yerde, İlk Peygamberden Son Peygambere kadar, her peygamberin eseri ve anısı bulunur. Kudüs''te süreklilik ve bütünlük vardır. Kutsal kültürde,Adem Turabullah, İbrahim Halilullah, Musa Kelimullah, İsa Ruhullah ve Muhammed Habibullah''tır.Peygamberler arasında fark gözetilmez hepsine saygı gösterilir.

*

Kutlu şehirler kutup yıldızlarına benzerler, bütün şehirlere yol gösterirler. Onlar şehirleri dönüştürecek dinamiklerin, kutsal kültürün derinliklerinde olduğunu, her fırsatta gündeme taşırlar.

*

Bir şehirde hayatın yaşanabilirliği, kutlu şehirlerle kurduğu iletişim ve etkileşimden kaynaklanır.

*

Kutlu şehirlerle insanlar Ademoğulları oldukları bilincini kazanırlar

*

Denizleri arayan nehirler gibi, bütün şehirler kutlu şehirleri ararlar.

*

Kudüs barış şehridir,Kudüs'te savaş olursa, dünyada barış olmaz.

*

Bütün şehirlerin anası, dünyanın Cennete açılan kapısı Mekke'dir.

11 Haziran 2019, 12:04

CAMİLER VE ÇARŞILAR BİR HAYATIN AYRILMAZ İKİ AYRI YÜZÜDÜRLER

Bu yazı daha önce 01.05.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

=========================================================== Kutlu şehirlerden yola çıkan iyilik yolcuları, geçtikleri şehirlerden katılımlarla, dünyayı camilerle ve çarşılarla donatmaya devam etmektedirler. Onlar gönüllerle birlikte, çarşıların kazanılmasına ülkelerin kazanılmasından, daha çok önem verdikleri için, gittikleri her coğrafyada dostlukla karşılanmışlardır. Onların fetihleri Moğolların işgalleri, Haçlıların savaşları gibi, dehşet ve korku değil, ümit ve güven vermiştir.

*

Tarih boyunca toplumları, korkuları ve düşmanlıkları ateşleyenler değil, sevgileri ve dostlukları çoğaltanlar değiştirmiştir. Türkler sevgileri camilerde, dostlukları da çarşılarda büyütmüşlerdir. Toplumlarda korkuların ve düşmanlıkların önüne, camilerle çarşılar arasına el birliği köprüleri kuranlar geçerler. Camiler ve çarşılar arasındaki dayanışmayı, tüketmenin değil üretmenin, el açmanın değil el açılmanın coşkusunu duyanlar gerçekleştirirler.

*

Dünyanın her yerinde bir toplumu başarılı kılanlar, çarşılarını insanların ihtiyaçlarını karşılayan ürünlerle doldurmasını bilen üreticilerdir. Nasıl bir dükkanla çarşı olmazsa, bir üreticiyle de güçlü ekonomi olmaz. Dükkanlar çarşılara, üreticiler de ekonomilere canlılık kazandırırlar. Güçlü ekonomiler, az sayıdaki büyük üreticilerle değil, üreticilik sevgisini canlı tutan, üretmenin çoşkusunu duyan, çok sayıda yüz binlerce küçük üreticicilerle inşa edilir.

*

Dünyayı bir hilal gibi kuşatan, iyilik ve güzellik yolcularının başarısında, kazanmak için kazandırmanın öncüsü olan üreticilerin büyük payları vardır. Onlar çarşılarda ve camilerde, en büyük sermayenin dürüstlük olduğunu bilirler. Çarşılarda insanları aldatanlara hiçbir zaman yer yoktur. Çarşılarda her şey kimsenin kimseyi aldatmaması için, gün ışığında herkesin gördüğü,kusurların gizlenmediği ortamlarda alınırlar ve satılırlar.

*

Camilerin ve çarşıların yollarını birbirinden aşılmaz sınırlarla ayıran toplumlar, üretim kültürünü zenginleştiremezler. Üretim kültürü kaynaklarını paylaşmasını bilen toplumlarda yeni açılımlar kazanır. Üretim kültürünü zenginleştiremeyen toplumlarda, yoksulluklarınn ve bulamadığın yolsuzlukların üstesinden kimse gelemez. Üreten el olmasını bilenler, kültürel ve ekonomik zenginliğin toplumun bütün kesimlerine yayılmasını hızlandırırlar.

*

Çarşılarda alışverişin bin bir renkli çiçeğinin açması için, üreticilerin tüketici,tüketicilerin üretici olduğu,kimsenin tüketmek istemediği ürünleri üretmemesi, çok büyük önem taşımaktadır. Bunun hem üreticilerin hem de tüketicilerin, camilerle çarşıları altın oranda bütünleştirmeleri gerekir. Yıldan yıla yeni boyutlar kazanan,üretim ve tüketm kültünün mimarları kendisi için istediklerini başkaları için de isteyenler olacaktır.

*

Çarşılarda ve camilerde kuram ve uygulama,birbirleriyle iç içedir, birbirlerinden ayrılmazlar.

*

Alıcılarını aldatan üreticiler, tüketicisi oldukları tarafından aldatılırlar.

*

Ekonomilerde üreticilik ve tüketicilik hem fırsat hem tehdittir.

12 Haziran 2019, 11:47

İSLAM DÜNYASI DÜNYANIN KANAYAN YARASI AĞLAYAN GÖZÜDÜR

======================================================= Dünya güçten başka hukuk tanımayanlar tarafından yıkılırken, hukuktan başka güç tanımayanlar tarafından da yeniden inşa ediliyor. Bir taraf kendi sınırlarının içine kapanarak, korku ve düşmanlıkları büyütürken, diğer taraf da sevgi ve dostlukları büyüterek, sınırlarının dışına açılıyor. Düşmanlıkları büyütenler bütün kaynaklarını savaşa, dostlukları büyütenler de barışa yönlendiriyor.

*

Kaynaklarının büyük bir kısmını silahlanmaya ayıranlar için, hukuk silahlının işine gelirse, iktidarına güç katarsa hukuktur. Onlar uluslararası hukuka, beklentilerine katkıda bulunursa ve iktidarlarına destek olursa saygı gösterir.Silahtan başka güç tanımayanlar için, hukukun silahı değil, silahın hukuku vardır. Doğru ve önemli olan, güçsüzün hakkı değil, haksız da olsa güçlünün istediğidir.

*

Eli silahlı olanlar, kendi doğrularını kabul ettirmek için, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürürler. Amerika Irak’ı,Afganistan’ı, Libya’yı ve Suriye’yi, Yemen'i, doğrularını kabul ettirmek için, kan gölüne dönüştürmüştür. İran'dan Venezuella'ya,Sudan'dan Cezayire'e, yeni kan gölleri oluşturma peşindedir. Batı dünyasının hukukunda, güçlü korku ülkelerinin bir insanı, güçsüz ülkelerin bin insanından daha değerli sayılır. Onlar yalnızca kendileri için barış isterler, kendileri için barış isterler.

*

Barışta olduğu gibi, savaşta da bir hukuk vardır. Bir ülke, bir ülkeye ordularıyla gider, gittiği yerde de kimseye haksızlık yapmayan, herkesin hakkını gözeten hukukuyla kalır.Tarihte bunun en güzel örneklerini Müslümanlar vermiştir. Montaigne’nin “Denemeler”inde vurguladığı gibi, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’la birlikte Filistin’i de, Osmanlı topraklarına kattığı seferinde “Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerinden hiç birinin eli değmemiş”tir.

*

Orta Doğu'da dört yüz yıllık Osmanlı yönetiminde, kimsenin burnu kanamamış ve kimseye de haksızlık yapılmamıştır.Türkler kendilerini, Peygamberler ülkesi Orta Doğu'nun, sahipleri olarak değil,koruyucuları olarak görmüşlerdir.Batılılar barışın savaştan çok daha kolay, savaşın barıştan çok daha pahalı olduğunu anlayamıyorlar.

*

Yahudiler ve Hristiyanlar varlıklarını,Müslümanların inançları uğruna insan öldürmekten daha çok, inançları uğruna ölmeyi bilmelerine borçlu olduklarını anlamıyorlar.Onlar Müslümanlanlığı öldürmek olduğunu bilmiyorlar. Batılılar her gün öldürdükleri, suçsuz insanlarla birlikte, bütün insanlığı öldürdüklerinin farkında değiller.

*

Yirmi birinci yüzyıl, Yirminci yüzyıl gibi, savaş odaklı değil, barış odaklı bir yüzyıl olacaktır. Savaşan ülkeler kendileriyle birlikte, bütün dünyaya en büyük zararı verirler.

*

Savaşlarla bir ülkenin bir ülkeyi yakıp yıkmasıyla, kendi ülkesini yakıp yıkması arasında hiçbir fark yoktur.

*

Bütün ülkelerin birbirine bağlı olduğu bir dünyada, bir ülkede çıkarılan savaş, bütün dünyayı içine alır.

*

Müslüman ülkeler, dünyanın kanayan yarası ve ağlayan gözüdür.

*

Düzleşen kare dünyada, bir ülke ağlarken, bir ülke gülmez.

*

İslam dünyasında savaş olursa, dünyada barış olmaz.

13 Haziran 2019, 11:27

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA YENİ PARADİGMA ARAYIŞLARI

============================================== Bilinen yuvarlak küre dünya gitti,düz kare dünya geldi. Düz kare dünyada hiçbir şey yuvarlak küre dünyada olduğu gibi olmayacaktır.Yeni dünya bilinen dünya değildir.

14 Haziran 2019, 11:32

GİRİŞİMCİLER ÜLKELERİ DÖNÜŞTÜREN ÖNCÜ SİMYACILARDIR

==================================================== Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar girişimciler, ekonomik, siyasal ve kültürel hayata canlılık kazandırırlar. Onlar yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ürünlere dönüştürerek, toplumların üretim güçlerini büyütürler. Dünyada yoksulluk kaynak yetersizliğinden önce, girişimci yetersizliğinden kaynaklanır. Yoksulluğun üstesinden gelmede önemli olan, finansal kaynak zenginliği değil, girişimci insan zenginliğidir. Girişimciler gecede gündüzü, meyvada ağacı görürler.

*

Ürperen gönüllerden, terleyen alınlardan, nasırlanan ellerden yoksun toplumlar, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerini geliştiremezler.İster kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşların başarılarının kaynağında, özgün olmasını, yenilik yapmasını, risk almasını ve bütünü görmesini bilen girişimciler vardır. Yönetimin bütün kademelerinde, girişimci nitelikli çalışanlara yer veren kuruluşlar, sürekli yenilenen ürünleriyle, dünya pazarlarında kendilerine geniş alan açarlar.

*

Duvarların ve kapıların olmadığı, büyük bir pazara dönüşen dünyada, hem küresel olmasını, hem de yerel kalmasını, yeri ve zamanı gelince, değişmeden değişmesini başaran kuruluşlarla, savaş cephelerden pazarlara taşınmıştır. Açık kare dünyada cephelerde kaybettirenler ve kaybedenler, pazarlarlarda kazandıranlar ve kazananlar vardır.Cepheler çoğu aza, pazarlar azı çoğa dönüştürürler.Her ülkede girişimciler kuruluşların, kuruluşlar dünyanın, dönüştürücü güçleridir.

*

Ülke sınırlarının dışına çıkmasını bilen kuruluşlar, yerelleşerek küreselleşen, küreselleşerek yerelleşen yapılanmalarıyla, bilgi, hizmet ve ürün üretme güçlerine, yeni açılımlar kazandırırlar. Kuruluşların yönetiminde, yetkiler ve sorumluluklar paylaşılarak, yönetim kademeleri arasında iletişimde ve etkileşimde, süreklilikle birlikte bütünlük sağlanır. Sınırsız dünyaya açık kuruluşlar, dünyanın bütün ülkelerinin üretim ve yönetim bilgilerinden sonuna kadar yararlanırlar.

*

Kuruluşlarının kendi ülkelerindeki, üretim güçlerini büyütmek için, dünyanın bütün ülkelerine açılmaları, yerel değerlerinin gözardı edilmesini gerektirmez. Her küresel kuruluş, kendi kültürüyle birlikte, bulunduğu ülkenin kültürünü de, saygı göstererek büyür. Bütün ülkelerde üretim yapan kuruluşlar, yerel üretim ve yönetim değerlerine olduğu kadar, küresel üretim ve yönetim değerlerine de katkı yaparlar. Hiçbir ülkenin birikimi, bütün ülkelerin birikiminden daha büyük değildir.

*

Ülkelerin birikimlerinin birbirlerine, yeni zenginlikler kazandırmasıyla, bütün kuruluşlar dünyayı, sınır tanımayan ürünleriyle, yeniden yapılandırmaktadırlar. Yeni dünyada imkansız denilenin peşine düşen girişimciler, herkesin baktığına bakan, ancak kimsenin görmediğini gören buluşlarıyla çığır açmaktadırlar. Onlar insanların olduğu kadar, kuruluşların gönüllerinde yatan girişimcileri uyandırarak, gittikleri her yerde, insanlarla birlikte kuruluşları da dönüştürmektedirler.

*

Girişimciler sınırsız dünyanın üniforma giyen fatihleri değil, forma giyen fatihleridir.

*

Girişimcilerin en güçlü silahları,ürettikleri kusursuz ürünleri ve hizmetleridir.

*

Yeni yüzyılın simyacıları, kusursuzluğu arayan girişimcilerdir.

15 Haziran 2019, 12:27

GİRİŞİMCİLERİN KÜLTÜREL DÜNYASINDA RİSK RIZKIN İKİZ KARDEŞİDİR

=========================================================== Girişimciler dünyaya en geniş açıdan bakan vizyonları, geçmişten geleceğe uzanan misyonları, ekonominin bütün alanlarını dönüştüren kuruluşlarıyla, kendi ülkeleriyle birlikte, bütün ülkeleri dönüştürmenin, yolunu gösteren kutup yıldızlarıdır. Ürün, hizmet ve bilgi üretmenin büyük bir hız ve yoğunluk kazandığı dünyanın, yeni simyacıları girişimcilerdir. Onlar gönüllerini kazanmayı bildikleri insan kaynaklarıyla, bilinen doğal kaynaklardan, bilinmeyen ürünler ortaya çıkarırlar.

*

Habil’den ve Kabil’den bu yana bilinen, bilimlerin hem en eskisi, hem en yenisi ekonomi, karın ve zararın bir arada olduğu, üretim ve tüketim faaliyetlerinin incelenmesidir. Toplumun üretim gücünü büyütenler, uzun vadeli düşünmesini ve risk almasını bilen girişimci öncülerdir. Risk rızkın ikiz kardeşidir. Anadolu’da denildiği gibi: “Korkak insan ne kar eder, ne de zarar”. Zarar etmeyi göze almayan, kar edecek ekonomik fırsatları yakalayamaz.

*

Yönetim ve üretim dünyasındaki gelişmelerle, kültürel ve ekonomik zenginliğe yeni boyutlar kazandırmada, doğal kaynakların yerine insan kaynakları geçmiştir. Bunun için Japonya gibi, doğal kaynakları yoksul, buna karşılık insan kaynakları zengin ülkeler, ekonominin hem tarım, hem sanayi, hem de hizmet alanında büyük atılımlar yapmışlardır. İnsan kaynaklarıyla doğal kaynakları, dönüştürmesini bilen güçlü kuruluşların, mimarları her zaman girişimciler olmuştur.

*

Dünyanın her yerinde, üreten eller bütün toplumların yararlandığı, ortak havuza kova kova su taşırken, tüketen eller ortak havuzdan kova kova su alırlar. Ortak havuza yorulmadan su taşıyan eller, havuzdan usanmadan su alan ellerden daha fazla olursa, toplumlar zenginleşir, daha az olursa toplumlar yoksullaşır. Toplumları zenginleştirenler, üreten el olmasını bilen girişimcilerdir. Bunun için, Anadolu insanın kültüründe, üreten el olmak, tüketen el olmaktan üstün tutulur.

*

Girişimcilerin olduğu yerde, zarar etmek yoktur, öğrenmek vardır. Onlar merdivenden düşerek, ayakta durmayı öğrenirler. Ekonomik hayatın ister üretim, ister tüketim yanı olsun, girişimcilikte kazanç riskle doğru orantılı olarak artar. Girişimciler zarar ederek öğrenmeyi, göze almayı bildikleri için, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında köklü dönüşümlerin mimarları olurlar. Girişimciler her zamanda ve her yerde,yeni olmasını ve buluş yapmasını bilirler.

*

Girişimciler işleri iyi yapmanın değil, iyi işleri yapmanın peşindedirler. Onların doğurganlıklarının kaynağında, iyi olmak, iyiliği aramak ve iyilikte yarışmak vardır.Onlar iyilikte yarışma olmadan hayatın hiçbir alanında gelişme olmayacağını bilirler. Bu yüzden girişimciler, üretimleriyle ve tüketimleririyle, iyilikleri özendirmenin ve kötülükleri önlemenin en güzel örnekleri verirler. Onlar düşünce ve eylemleriyle yarından geride, ancak dünden ileride olmaya büyük önem verirler.

*

Girişimcilikte ve girişim kültüründe, en büyük risk hiç risk almamaktır.

*

Rızk insanların peşinden koşmaz,insanlar rızkın peşinden koşarlar.

*

Risk alanların iki artı ikisi, dörtten daha büyüktür.

17 Haziran 2019, 11:38

DÜNYADA ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENME ÜNİVERSİTENİN DIŞINA KAYMIŞTIR

=========================================================== Eğitim düzeyi ne olursa olsun, internet düz kare dünyada herkese sınırsız öğrenme kapıları açmıştır. Artık üniversiteler bilgi kazanma yerleri olmaktan çıkmışlar,bilgilerin toplandığı, dağıtıldığı, değerlendirildiği yerler olmuşlardır. Dünyanın her ülkesinde üniversiteler büyük kütüphanelere dönüşeceklerdir.

*

Kare dünya büyük bir üniversiteye dönüşmüştür. İnternet Tokyo'dan Los Angeles'e kadar bütün kentleri eve taşımıştır. Artık herkes bir sınıf haline gelmiş evde yaşıyor. Hiç kimse bilgisini zenginleştirmek için, sınıflara kapanmak zorunda değildir. İnternette ulaşılamayacak bilgi ve görüşülmeyecek kişi yoktur.

*

İnternetten bilgi almada kimseye üniversiteye giriş sınavında aldığı puan sorulmaz. İnternet dünyanın en demokratik eğitim kurumudur. Öğrenmek isteyen herkes, istediği zamanda, bulunduğu yerden, internete ulaşabilir. İnternet mesafe, zaman, dil,ırk ve bilgi farkını yok etmiştir.

*

Dünyanın her ülkesindeki kurum ve kuruluşlar, işe aldıkları kişilerin diplomalarından daha çok, bilgi, birikim ve becerileriyle birlikte, uyum ve düzen içinde çalışma yeteneklerine bakıyorlar. Çok geç kalmamak için, insanların sınırlı zamanlarını, çok iyi değerlendirilmeleri, çok büyük önem taşıyor.

*

Eğitim seviyesi ne olursa olsun, insanların üretim gücünü büyütmede önemli olan öğrenme gücünü büyütmektir. Öğrenmesini öğrenmede bilgi ve bilgelik en büyük sermayedir. Bilgi kazanmak için,üniversitenin duvarlarının dışına çıkmak, çarşıların yolunu öğrenmek gerekir.

*

Bilgi ve bilgelik kazanmada öğrenmesini öğrenmenin üniversitesi yoktur. Öğrenme susuzluğu çekenlerin üniversitesi, büyük bir çarşıya dönüşen bütün dünyadır.

*

Öğrenen insan olmanın çoskusunu duymayanlar,hiçbir alanda üretim güçlerini büyütemezler.

*

Gelen günleri, geçen günlerden daha iyileştirenler, bütün dünyayı yaşanır kılarlar.

*

Öğrenmesini seven insanlar, eğlenmesini seven insanlardan üstündürler.

18 Haziran 2019, 12:15

MISIR'DA AMERİKA DEMOKRASİ BAHARINI DARBE KIŞINA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR

Bu yazı daha önce 17.09.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

==================================================== İslam dünyasının olduğu kadar Batı dünyasının da, geçen yüzyıllarda döşenmiş mayınlardan arındırılmasında, demokratik yönetimlerin hayati bir önemi vardır. Hristiyan ülkelerde olduğu gibi, Müslüman ülkelerde de, katılımcı demokrasi kültürünü zenginleştirmek ve yeni boyutlar kazandırmak, Veysel’in deyişiyle: Gece ve gündüz gidilmesi gereken, uzun ve ince bir yoldur. İslam dünyasında doğmakta olan demokrasi hareketleri desteklenmezse, Batı dünyası kandan elbiseler giyer.

*

Demokrasinin patentinin kendisinde olduğunu iddia eden, demokrasi misyoneri Amerika, Müslüman ülkelerdeki demokratik yönetimlerin, her zaman karşısında yer almıştır. Mısır’da seçimle iktidara gelen "İhvan" yönetimini desteklenmediği gibi, dünya kamuoyuna “terörist” olarak ilan etmiştir. Müslüman ülkelerde demokratik hareketlerin önünü kesmek için, Amerika bütün darbelerin arkasında durmaktadır.

*

Amerika'nın Müslüman ülkelerdeki demokrasi düşmanlığı, bütün dünyada İslam düşmanlığına dönüşmüştür. Amerika, İngiltere ve Fransa’yı peşine takarak, Türkiye başta olmak üzere, İran'dan Cezayir’e bütün darbeleri desteklemiştir. Batılı ülkeler seçilmiş başbakanların idam edilmesine, karşı çıkmamışlardır. İslam'dan korkan Batı dünyası, Müslüman ülkelerdeki demokrasi hareketlerinin, hiçbir zaman yanında yer almamıştır.

*

Amerika’nın demokrasi düşmanlığı, Arap dünyasında esen, güçlü demokratik yönetim rüzgarları, sırasında da kendini göstermiştir. Mısır’da demokratik yönetim yörüngesinden çıkarılmıştır. Suriye’de çok partili yönetime geçme istekleri, kanlı ve yıkıcı bir iç savaşa dönüşerek. bölgeyi kan denizine çevirmiştir. Kitle imha silahları yalanıyla, Irak’ı işgal eden Amerika, bütün bölgeyi Filistinleştirmiştir. Mısır’da demokratik yönetim, Cezayir’de olduğu gibi, evinde öldürülmüştür.

*

İslam dünyası, çifte standartlı Batı dünyasının, önüne çıkardığı bütün engelleri, bir bir aşarak kendi demokrasisini, kendisi inşa etmek zorundadır. Endonezya’dan Fas’a İslam dünyası, çok boyutlu bir demokrasi sınavından geçmektedir.

*

Müslüman ülkeler, ya çok güçlü ve çok köklü olan istişare geleneklerinden yola çıkarak, Batı’nın seküler kültürünün üstünde, yeni bir demokrasi dili oluşturacaklar ya da değişik isimler, altında devam eden, iktidar savaşlarında, kan dökmeye devam edeceklerdir.

*

İslamın temel kaynaklarında, demokrasinin bütün kurum ve kurallarının sağlıklı bir altyapısı vardır. Ancak "Medine Demokrasi"sinin bütün dünyada kabul görmesi için, gerekli tarihsel, kuramsal ve yönetimsel araştırmalar ve çalışmalar yapılamamıştır.

*

Tarihin her döneminde yönetimlerin başarısı, küresel hukuk ilkelerine ve dünya ölçeğinde geçerli, etik değerlere bağlılık ve saygıdan kaynaklanır.

*

“Batı dünyası için kötü olan, İslam dünyası için iyidir,” diyen Amerika, Orta Doğu’da değerli kristal ürünler, satan bir mağazaya, giren bir boğa gibi, her şeyi kırıp dökmüştür.

*

Demokrasilerin en büyük düşmanı, demokrasi misyoneri Amerika’dır.

*

Amerikalılar ve Avrupalılar yalnızca kendilerine demokrattırlar.

*

Mısır'da hem demokrasiyi, hem Seçilmiş Mısri'yi öldürdüler.

19 Haziran 2019, 12:17

BİLGE ŞAİRLER YÜZYILLARIN ÖTESİNDEN HABER VERİRLER

=================================================== Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelebilmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden, Büyük Doğu, Diriliş , Edebiyat ve Mavera dergileri, şiir, hikaye ve denemede çığır açan, görünmeyen üniversiteler olmuşlardır.

*

Paul Valery'nin vurguladığı gibi: "İlk dize Allah vergisidir. Diğerleri şairin kendi çalışmasıyla yazılır." Bütün alanlarda olduğu gibi, edebiyatta da, her edebiyatçı, ister şiir, ister hikaye, isterse deneme yazsın, kendinden önce yazanlardan beslenir ve yazdıklarını edebiyatçılar ailesine borçludur. Yazarlar, tarih içinde, geçmişten geleceğe giden, yeni katılanlarla sürekli büyüyen büyük bir kervana benzerler.

*

Güzel insanların oluşturduğu eşsiz kervan, önden gidenlerin katılımlarıyla, yıldan yıla büyüyerek geleceğe yürümektedir. Bilgelerin uzun yürüyüşleri, yeni katılımlarla zenginleşerek, bütün dünyaya ışık saça saça Kıyamete kadar devam edecektir. İnsanlığın edebiyat birikimiyle birlikte, medeniyet birikimi de, bu büyük kervanda toplanmıştır. Her edebiyatcı ister farkında olsun, isterse olmasın, eşsiz edebyatcılar kervanından yararlanır. Onların kapıları herkese açıktır, bütün insanlık onlardan etkilenir.

*

Soylu kervanı oluşturan edebiyatcılar, kökleriyle alan dallarıyla veren ağaçlara benzerler. Onlar toplumdan aldıklarından çok daha fazlasını topluma verirler. Onların meyvaları eserleridir. Bir edebiyatcı bir şiir yazar, o şiiri, insanlık tarihi içinde milyonlarca insan okur. Onların şiirleri zaman içinde değer yitirmezler, okundukça hem değer kazanırlar hem de değer kazandırırlar.Mevlana,Yunus, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Sezai Karakoç,Cahit Zarifoğlu,Erdem Bayazıt,Akif İnan,Aleaddin Özdenören o ölümsüz şairlerdendir.

*

Şairlerin şiirlerinin dizeleri arasında boş bırakılmış geniş alanlar vardır. Şairlerin gücü, yazdıklarından daha çok yazdırdıklarından kaynaklanır. Onların yazdıkları bir dize okuyucularına bir deneme, bir kitap yazdırır. Bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikminde, şairler yönlendiricilikle birlikte sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Nasıl en güzel inciler, en derin denizlerde bulunursa, en özgün düşünceler de, en özgür şairlerde bulunur.

*

Bilge ve bilgelik, borsa endeksleriyle değil, şairlerin dizeleriyle zenginleşir.

*

Şairlerin işi insanların beyinlerini değil, ruhlarını yıkamaktır.

*

Zaman şairlerdedir, mekan şairlere emanettir.

*

Ölürse şairler ölür, şiirler ölesi değildir.

19 Haziran 2019, 15:41

"Anladım işi sanat Allah'ı aramakmış./Oyunmuş gerisi çelik çomakmış."diyen Necip Fazıl şiiri iman için bilir

"Anladım işi sanat Allah'ı aramakmış./Oyunmuş gerisi çelik çomakmış."diyen Necip Fazıl şiiri iman için bilir. Hayatın şiirini iki dünyada, uzun yolculuklar çıkanlar yakalarlar ve aradıkları Allah'ı bulurlar. Allah onların düşünen akılları, seven gönülleri, yazan kalemleri olur.

20 Haziran 2019, 13:56

DÜNYADAKİ BÜTÜN KÖTÜLÜKLER SAVURGANLIKTAN KAYNAKLANIR

========================================================= Dünyadan aya bakıldığında, nasıl küçük bir küre olarak görülürse, aynı şekilde, aydan dünyaya bakılırsa, dünya da küçük bir küre olarak görülür. Dünyada yaşayanlar, anlamakta güçlük çekseler de, sınırsız gibi görülen dünya, sınırlı kaynaklara sahiptir. Bu yüzden savaşsız, bir dünya ve adil bir ekonomik yapı için, dünyada yaşayanların, az ya da çokellerinde olanların, değerlerini ve önemlerini, iyi bilmeleri gerekir.

*

Sınırlı bir dünyanın kaynaklarının, insanların sınırsız isteklerini karşılaması mümkün değildir. Kaynakları bilinen bir dünyada, hem üreticiler, hem de tüketiciler olarak, insanlar istedikleri ürünleri üretme ve istedikleri ürünleri de tüketme hakkına sahip değildirler. Üretimde ve tüketimde, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin sınırlarını, genel etik değerler ve değişmez hukuk kuralları belirler. Ekonomi gibi, bütün sosyal bilimlerin kaynağında, küresel değerler vardır.

*

Dünyanın her yerinde geçerli , herkesin sorumlu olduğu, ana etik ve hukuk kuralı: “Hayatın bütün boyutlarında, iyilikleri özendirmek ve büyütmek, kötülükleri önlemek ve küçültmektir.” Bütün sosyal bilimlerin benimsemesi gereken kural, tabiatın yasaları kadar doğaldır ve her yerde geçerlidir. yüzden dört bin yıllık İnsanlık tarihi içinde, ortaya çıkan bütün dinler, iyiliklerin peşinden koşmayı ve kötülüklerden kaçmayı, benimsemişler ve ortak değer olarak kabul etmişlerdir.

*

Küresel etik ve hukuk değerlerinin çizdiği ana çerçeve içinde, insanların iyilikte, doğrulukta ve paylaşmada yarışmaları, toplumun üretim gücünü hem büyütür, hem de yeni boyutlar kazandırır. Tarihin her döneminde, özel ve kamusal boyutlarıyla, bütün bir hayat, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir iyilikleri benimseme, kötülüklerden kaçınma yarışıdır. Yarışta en büyük engel herkesi büyüleyen gösteriş ve savurganlıktır. Bu yüzden bütün dünyada, savurganlık yoksulluk ve açlık başta olmak üzere, bütün kötülüklerin kaynağı olarak görülmüştür.

*

Akdeniz tarihcisi F.Braudel''in vurguladığı gibi: “Ekonomi''yi kültür, politika ve değerlerden soyutlamak mümkün değildir.” Ekonomi''nin tarihi, Adam Smith ile değil, bütün insanlığın atası Adem Peygamber ile başlar, odak noktasında, hem üreten ve tüketen olarak insan vardır.

*

Ekonomik hayatın her alanında, doğrulukta, paylaşmada, dayanışmada savurganlık, savurganlıkta doğruluk, paylaşma, dayanışma olmaz. Savurganlık bütün insanlığın ortak düşmanıdır, ortadan kaldırılması bütün toplumların görevidir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketmeleri, her zamanda ve her yerde savurganlık olarak görülmüştür.

21 Haziran 2019, 12:07

PAYLAŞMAYA DAYANAN ORTAKLIK KÜLTÜRÜNÜ ZENGİNLEŞTİRMEK

========================================================== Dünya pazarlarına açılarak, yönetim yaklaşımlarında ve üretim yöntemlerinde, sürekli yenilik yapan kuruluşlar, ekonomik krizlerden çok etkilenmezler. Dünyadaki gelişmelere uyum sağlayan kuruluşlar, hayatın bütün boyutlarında, köklü dönüşümlerin öncüleri olurlar. Onların güçlü olduğu ülkelerin ekonomileri güçlü olur. Onlar dünyadaki bütün kuruluşlara, birbirleriyle giderleri azaltmada, gelirleri çoğaltmada yarışma olmadan, hiçbir alanda gelişme olmayacağını gösterirler.

*

Ortaklıklar Murat Çizakca’nın, Doğuda ve Batıda “İş Ortaklıkları Tarihi”, kitabında ortaya koyduğu gibi, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarının güçlendirilmesinde, her zaman büyük işlev yüklenmişlerdir. Bunun için Anadolu’da, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” denilir. Kuruluşların güçleriyle birlikte, ömürleri de ortakların sayılarının çokluğuyla doğru orantılı olarak artar. Paylaşmasını bilenlerin kurduğu ortaklıklarda, iki kere iki her zaman, dörtten çok daha büyüktür.

*

Çok ortaklı ya da az ortaklı, tek ülkeli ya da çok ülkeli bütün kuruluşlar, kurumsallaşma çalışmalarına ağırlık vererek, yasal, ekonomik, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarına büyük özen göstermek zorundadırlar. Ortaklıklar dünyasında, ortak akıldan yararlanmak ve ortak akla katkıda bulunmak, kurumsallaşmanın temelidir. İnsanlığın ortak aklından yararlanan kuruluşlar, sorun değil çözüm üretirler, yönetimde ve üretimde, yeni gelişmelerin sürükleyici güçleri olurlar.

*

Malezya’dan Kanada’ya, Senegal’den Norveç’e bütün ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki başarıları, dünya pazarlarında aranılan ürün, hizmet ve bilgi üreten ortaklıklarından kaynaklanır. Tasarruf kültürü ve ortaklık bilinci, ülkelerin üretim gücünü büyütmenin ana dinamiklerinin başında gelirler. Yardımlaşmaya, dayanışmaya ve paylaşmaya dayanan ortaklıklar dünyasına, yeni boyutlar kazandıran ülkelerin kuruluşları, bütün krizlerin üstesinden kolaylıkla gelirler.

*

Ülkeler dünya pazarlarına açılan kuruluşlarıyla, dışsatımlarını büyüterek dışalımlarını karşılama yanında, krizlere karşı ekonomik ve kültürel yapılarını da güçlendirirler. Onlar dünyanın bütün ülkelerinde, hiçbir engelle karşılaşmadan, ürettikleri ürünlerle kimlik sorulmadan, kimliksiz istedikleri gibi dolaşırlar. Kaliteli ürün, kaliteli hizmet ve kaliteli bilgi üretmesini bilen kuruluşlar, bayrağın ürünlerle taşındığı dünyada, kendi bayraklarıyla birlikte, ülkelerinin bayraklarını da taşırlar.

*

Dünyada ülkelerin bayrakları, kaliteli yönetimde ve kaliteli üretimde yarışmayı bilen kuruluşlarını izlerler.Onlar gittikleri her ülkenin ekonomik yapılarına ve kültürel dokularına zenginlik katarlar.Cephelerdeki savaşların pazarlardaki yarışlara dönüştüğü, politikanın cephelerden pazarlara taşındığı Yirmi birinci yüzyılda, dünya barışının koruyucuları, yenilenmesini bilenler yenilmezler diyen, kurumsal ve toplumsal sorumluluk taşıyan, çok ortaklı çok ülkeli kuruluşlar olacaktır.

*

Ülkelerin canlılığı, ortaklık yapmasını bilenlerin doğurduğu çok boyutlu sinerjiden kaynaklanır. Paylaşma kültürü, sinerji doğurmasını bilenlerin elinde zenginleşir.

*

Ülkeler üretim yapılarıyla birlikte, tüketim kalıplarını yeniden yapılandırmazlarsa, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelemezler.

*

Dünyada ülkeler ortaklık yapmasını bilen, sorumluluklarını kusursuz olarak yerine getiren, kuruluşlarıyla ayakta kalırlar.

22 Haziran 2019, 12:40

MÜSLÜMAN ÜLKELER KUTSAL KÜLTÜRÜN IŞIĞINDA DÜNYADA YENİ BİR DEMOKRATİK YÖNETİM VE ÜRETİM ÇIĞIRI AÇMAK ZORUNDADIRLAR

========================================================= Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişmektedir. Küre dünyanın demokratik dilinde, seküler kültürün kavramları öne çıkmıştır. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkacaktır.Yeni dünyada ekonomik değerlerden önce etik değerler gelecektir.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline, Hristiyan demokratlar damgalarını vurmuşlardır. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, demokratik yönetimlerin bütün dünyada, kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmi birinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklardır. Müslüman demokratlar, etik değerler ışığında, eşitliğe, özgürlüğe,özgünlüğe ve paylaşmaya önem veren,Mesnevi'ye ve Mukaddime'ye dayanarak, yeni bir demokratik dil oluşturacaklardır.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ve Atina demokrasisinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmi birinci yüzyılda, azınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Medine demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi'den ve Mukaddime''den, başka üretimin ve yönetimin içinde, iki dünyayı birden kucaklayan,Kutsal Kitapların dışında, önemli bir kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, onlarla inşa edilecektir.Onların tek kaynakları, bütün kutsal kitapların anası Kur'an'dır.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeri ve sütüyle, hem tatlandırılmalıdır, hem de renklendirilmelidir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz rengidir.İki dünyada hayat kutsal kültürle anlam ve değer kazanır.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı birden kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Seküler Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, kamusal alanda, hiç görülmesin demektedir. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz.Allah'ın bilgisinin üstünde bilgi,gücünün üstünde güç yoktur.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişlerdir. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütün bir değerlerin ana ve değişmez kaynağıdır.Başlangıçta yalnızca Allah'ın sözü vardır.

*

Kutsal kültürün dili, demokratik dili de içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, sağlıklı bir demokratik dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin yalın dili, kutsalın zengin dilinden beslenir.

*

Kutsal kültürün ışığını kimse söndüremez.

22 Haziran 2019, 17:45

Herkesin olduğu gibi görünmek,göründüğü gibi olmak zorunda

Herkesin olduğu gibi görünmek,göründüğü gibi olmak zorunda olduğu,gizliliğin olmadığı,düz kare dünyada çoğunluk yanlışta birleşmez. Çoğunluk için,sağduyu için, yol her zaman birdir. İnsanlar arasında sağduyu eşit olarak dağıtılmıştır.Her insan iyiyi kötüden ayıracak bilgi ve bilgeliğe sahiptir.

23 Haziran 2019, 10:54

YENİ MISIR'LAR KENAN İLLERİNDE KAYBOLAN YUSUF'LARI BULAN YENİ KERVANLARLA İNŞA EDİLECEKTİR

=========================================================== Tarihe geniş zaman aralığından bakılırsa, dünyada kervanların ve kervansarayların, ülkeler arasındaki sınırları aşarak, üç kıtanın ve iki denizin şehirlerini birbirine bağladıkları görülür. Ticaret tarihin ilk çağlarından beri, ülkeler arasındaki ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesinde, vazgeçilmez bir yer tutmuştur. Dünyada sınırları ordulardan önce kervanlar aşmıştır. Onlar ülkelerden ülkelere, ürünlerle birlikte, kültürleri de taşımışlardır.

*

Dünyanın ilk dönüştürücü güçleri, ülkeler arasında hiç sınır tanımayan, hiç yorulma bilmeyen, ürün ve kültür taşıyıcıları kervanlardır. Bunun için dünyanın bütün önemli şehirleri, kervan yollarının kavşak noktalarına kurulmuştur. Dünyada küçük büyük bütün şehirler, kervanların ayak izlerinden doğmuştur. Kervanlar yüzyıllar boyunca, toplumların hayat kaynakları olmuşlardır. Onlar Kenan illerinde kaybolan Yusuf’ları bularak, tarihin akışını değiştirmişlerdir.

*

Kervanlar uzun nehirler gibi, geçtikleri şehirlere ekonomik canlılıkla birlikte, kültürel zenginlik kazandırırlar. Kervanlar tarihin her döneminde, doğdukları şehirler kadar, doydukları şehirlere de önem vermişlerdir. Onların vatanları ürünleri gibi, kültürlerinin ilgiyle karşılandığı şehirler olmuştur. Onlar bütün dünyayı, bir pazar olarak görmüşlerdir. Pazarların kurulduğu yerlerde kervanlar olmuştur, kervanların olduğu yerlerde pazarlar kurulmuştur.

*

Kervanların gelip geçtikleri ve sevip kaldıkları şehirlerde, pazarlar ve çarşılar ekonomiyi ayakta tutan ürünler ve kültürü canlı tutan kitaplarla dolup taşmıştır. Onların gittikleri bütün şehirlerde, kıtlıktan ve çatışmadan daha çok, bolluk ve uzlaşma olmuştur. İslamın doğuş yüzyıllarında, Orta Doğu’yu dünyanın ekonomi ve kültür merkezine, açıklığın ve dürüstlüğün en önemli sermaye olduğunu, kazandırmadan kazanılmayacağını, bilen kervanlar dönüştürmüşlerdir.

*

Kervanlar uzakları yakınlaştırarak, yalnızca ürünleri değil, kültürleri de kanatlandırmışlardır.Kervanlarla ülkeler arasında aşılmayan sınırlar aşılmıştır.Onlar ekonomi ve kültür elçileri oldukları kadar, barış elçileri de olmuşlardır.Tarihin her döneminde, kervanların geçtikleri şehirlerden ordular geçmemiştir.Tarih boyunca ürünlerin, düşüncelerin, barış yanlılarının ülkelerinden önce, ilkeleri gelmiştir.Onlar her zaman, “zorla güzellik olmaz”, demesini bilmişlerdir.

*

Yirmi birinci yüzyılda ülkeler arasındaki sermaye, ürün, bilgi ve teknoloji akışının geçmişte benzeri görülmedik bir akışkanlık kazanmasıyla, kervanların yerine, kamyonlar,gemiler,trenler ve uçaklar geçmiştir. Artık kültürleri,düşünceleri ve ürünleri yalnızca karayolları değil, denizyolları, havayolları bütün ülkelere, bütün şehirlere taşımaktadır. Bir saç teli kadar ince bir optik kablo, yüz bin ciltlik bir kitaplığı dünyanın her yanına en kısa zamanda ulaştırmaktadır.

*

Kuruluşlara insanlığın yüzyılların içinde oluşan düşünce ve eylem birikimlerini bütün dünyaya ulaştırmak için, geçmişte benzeri olmayan araçlar geliştirilmiştir.

*

İletişim dünyasındaki gelişmelerle, ülkeler arasındaki sınırlarla birlikte, mekan, zaman, bilgi ve bilgelik farkı da, ortadan kalkmıştır.

*

Dünyada ekonomik ve kültürel kuruluşlar,dünya barışına devletlerden daha çok katkıda bulunmaktadırlar.

*

Dünyadaki savaşları devletler değil, sınır tanımayan kervanlar önleyecektir.

24 Haziran 2019, 10:34

MÜSLÜMAN ÜLKELERİN SORUNU SEKÜLERLEŞEREK GELİŞMEK DEĞİL DEMOKRATİKLEŞEREK GELİŞMEKTİR

=========================================================== Avrupa'da büyük dönüşümlere yol açan Aydınlanma döneminin, bütün dünyaya ödettiği en büyük fatura, din ile dünyayı birbirinden kesin sınırlarla ayırması olmuştur. Din ile dünya arasına aşılması zor tehlikeli mayınların döşenmesi, Avrupa'da sekülerliği yeni bir dine dönüştürmüştür. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayat, kutsal değerlerden bütünüyle arındırılarak, dünya dinden, din dünyadan koparılmıştır. İki dünya arasındaki iletişim ve etkileşim kanalları, dinamitlenerek yok edilmiştir.

*

İslam medeniyeti iki dünya medeniyetidir, İslamda din ile dünya, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olan, bir madeni paranın iki yüzü gibi, birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. Her dünyayla ilgili bir düşünce ve eylemin, mutlaka dinle ilgili bir boyutu, her dinle ilgili bir düşünce ve eylemin de, mutlaka dünyayla ilgili bir boyutu vardır. İslamda Hristiyanlıkta olduğu gibi, din ile dünyayı birbirinden ayırmaya kalkışmak, iki dünyanın birden yitirmek demektir. Çünkü Allah'ın bilgisi bütün bilgilerin üstündedir.

*

Batı'nın Cezayir'den Afganistan'a,Mısır'dan Irak'a hiç tanımadığı, tanımak için hiç gayret göstermediği İslam dünyasına, silahla sekülerlik ihraç etmeye kalkışması, İslam dünyasını kan denizine çevirmiştir. Batı dünyası İslam dünyasını, İslam dünyası Batı dünyasını anlamak istememektedir. İki dünya birbirine sağır, dilsiz ve kördür. İslam dünyasında yokluğu duyulan, özlemi çekilen, sekülerllik değil demokrasidir. Batı ülkeleri, başta Mısır olmak üzere, Müslüman ülkelerdeki demokratik hareketleri desteklemedikleri için, Müslüman ülkelerde demokratik yönetimler değil,otokratik yönetimler çoğunluktadır.

*

Bütün dünya, dinle bağlarını koparan sekülerliğin çorak topraklarından önce, dinle hiç kavgası olmayan demokrasinin, bereketli topraklarına yatırım yapmalıdır. Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık kitaplı büyük dinlerin anavatanı Orta Doğu, zengin geçmişinden yola çıkarak, savaşsız bir dünyanın, demokratik bir geleceğin, kaynaklarının Kudüs'te olduğunu, bütün dünyaya anlatmak zorundadır. Orta Doğu toprakları, bütün insanlığın bilgelik kaynaklarını oluşturan bereketli topraklardır. Dünyada bilgelik adına ne varsa hepsi Orta Doğu kökenlidir. Orta Doğu'dan Çin'e demokrasi ihraç edilmez, ancak Çin'in demokratikleşmesine yardım edilir.

*

Batı dünyasında nasıl her ülke Fransa gibi seküler olmak zorunda değilse, İslam dünyasında da her ülke, Türkiye gibi seküler olmak zorunda değildir. Yirmi birinci yüzyılda, artık her ülke en azından, İngiltere kadar demokrat olmak zorundadır. Gece ve gündüz farkının olmadığı, her ülkenin olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmaktan başka bir alternatifinin olmadığı bir dünyada, Müslüman demokrat, Hristiyan demokrat, Yahudi demokrat olmak önemli değildir, demokrat olmak önemlidir.

*

Yirmi birinci yüzyılda, bütün ülkelerin ortak paydası, “din ve dünya”yı birbirin koparan, dini ülkelerin afyonu olarak gören, bir sekülerlik olamaz. Dünyanın yeni ortak paydası, “senin dinin sana benim dinim bana” diyen, din ile dünyayı birbirinden koparmadan, uyum ve denge içinde tutan, paylaşımcı,katılımcı doğrudan demokrasidir.

*

Demokrasi sekülerlik gibi, dinin yerini alan yeni bir dünya dini değildir. Demokrasi temel hak ve özgürleri savunan, çoğunluk neye önem veriyorsa, ona önem veren, herkesin dini kendinedir diyen, sürekli yenilenmeye açık, bir yönetim yoludur. *

*

Dünyada çoğunluğun sesi sağduyunun sesidir. Sağduyu doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayıranların,yüzyıllar içinde oluşan ortak akıllarıdır, ortak bilgelikleridir.

*

Demokrasi eşittir, özgürlük artı eşitlik, çarpı sağduyunun karesidir.

*

Demokrasilerde kimse çoğunluğun aklına meydan okuyamaz.

*

Çoğunluğun yolu ortak aklın, ortak sağduyunun yoludur.

25 Haziran 2019, 10:15

ÇARŞIYA GİDEN YOLLAR GÜLER YÜZLERLE BULUNUR KAPILAR TATLI DİLLERLE AÇILIR

=========================================================== Toplumları korkuları ve düşmanlıkları büyütenler değil, sevgileri ve dostlukları büyütenler değiştirirler. Sevgiler camilerde, dostluklar da çarşılarda büyütülür. Cami ve çarşı arasında sevgi ve dostluk alışverişinin olmadığı toplumlarda, korkuların ve düşmanlıkların önüne geçmek mümkün değildir. Geçmişte yüzyıllarda olduğu gibi, camilerle çarşılar arasındaki uyum ve dengeyi, camilerden çarşılara, çarşılarda camilere giden yolları bilenler sağlar.

*

Dünyanın her yerinde toplumları, çarşıları insanların ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını, karşılayan ürünlerle dolduran, üretmesini bilenler dönüştürürler.Tarih boyunca el açılan eller, el açan ellerden üstün olmuştur. Şehirlerde nasıl bir dükkanla çarşı olmazsa, ülkelerde de bir üreten elle de ekonomi olmaz. Dükkanlar çarşıya, üreten eller de ekonomiye canlılık kazandırırlar. Güçlü ekonomilerin çarşıları, kovanların ballarla dolu olması gibi, üreten ellerin ürünleriyle doludur.

*

Üretmesini bilen toplumlar, kimseye kötülük yapmadan, herkese iyilik yapmanın çoşkusunu duyarlar. Kültürlerin ve ekonomilerin tarihinde, zenginlik gibi yoksulluk da, kriz kaynağı olmuştur. Bütün ülkelerde üretime ve yönetime yeni açılımlar kazandıranlar, insanların üretim güçlerini geliştirerek, değişik kesimleri arasındaki gelir dengesizliklerini giderirler. Onların ellerinde çorak topraklar, binbir meyvalı ağaçların yetiştiği, kimsenin yoksulluk çekmediği, bereketli topraklara dönüşürler.

*

Üreten ellerle tüketen ellerin, elele verdikleri bereketli topraklarda, kültürler ekonomilerle, camiler çarşılarla bütünleşirler. Onların ekonomik ve kültürel dünyalarında, kazanç herşeydir, kazanç için herşey yapılır diyenlere kesinlikle yer yoktur. Onlar her zaman ekonomik ve kültürel hayatın her alanında, katılım ve paylaşım herşeydir, katılım ve paylaşım için herşey yapılır denilir. Katılımın ve paylaşımın olmadığı yerde, hiçbir üretimin olmayacağı bilinir.

*

Her yıl yeni boyutlar kazanan ve giderek karmaşık bir yapıya dönüşen ekonomik ve kültürel dünyada, üretime katılım ve tüketimde paylaşım, hayatın bütün boyutlarında, sürükleyici bir işlev kazanmıştır. Bereketli topraklardan yola çıkan üreten eller, geçtikleri toprakları bereketlendirmektedirler. Onların oldukları her yerde, tüketen eller üreten ellere dönüşürler. Onlar çevrelerindeki kötümserlik bulutlarını dağıtarak, iyimserlik rüzgarları estirirler.

*

Üreten ellerin başarılarının temelinde, katılım ve paylaşma vardır. Onlar kültür ve ekonomide, kazancı en büyük sermayenin dürüstlük olduğunu bilirler. Çarşılarda aldatanlar hiçbir zaman başarılı olamazlar. Müşterilerini aldatanlar, müşterisi oldukları satıcılar tarafından aldatılırlar. Bunun için çarşılarda herşey, kimsenin kimseyi aldatmaması için, gün ışığında herkesin gözleri önünde alınır satılır.Çarşıların gizemi insanların tatlı dilli ve güler yüzlü olmalarından kaynaklanır.

*

Çarşılarda binlerce üretici, yüzbinlerce tüketiciyle buluşarak, hem ekonomiye hem kültüre katkıda bulunurlar.

*

Çarşılar ürünlerle birlikte, doğrulukların, iyiliklerin, güzelliklerin alınıp satıldığı çekim merkezleridir.

*

Çarşıların yolları bütün ülkelerde, güler yüzlerle bulunur, kapıları tatlı dillerle açılır.

26 Haziran 2019, 11:23

BREXIT BİRLEŞİK İNGİLTERE'Yİ BÖLÜNMÜŞ İNGİLTERE'YE DÖNÜŞTÜRECEK PARÇALAYAN PARÇALANACAKTIR

================================================= İngilter işgal ettiği ülkelerin üzerinden güneş batmayan bir dönemde, yağmaladığı zenginlikleri, Britanya adalarına taşıyarak, ilk sanayileşme hamlesini gerçekleştirmiştir. Ortadoğu'nun zengin doğal kaynaklarına el koymak için, Osmanlı Devleti'nin dağılmasında etkili olmuş,İsrail devletinin kurulmasına öncülük yapmıştır.Ortadoğu'da "parçala yönet", politikası izlemiş,Ortadoğu'yu paramparça yapmıştır.Yirmi birinci yüzyılda, görevini Amerika'ya devretmiştir.

*

Avrupa'daki sanayileşmenin en büyük girdisi, petrol başta olmak üzere, Asya ve Afrika'nın doğal kaynaklarına el koymak için, bütün Avrupa ülkeleri iş birliği yaparak, İslam dünyasını parçalamışlar ve tek tek hepsini işgal etmişlerdir. İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin vurguladığı gibi: Yirminci Yüzyıl'ın anahtar olayı, Hilafet Kurumunun kaldırılması ve Ortadoğu'nun Batı ülkeleri tarafından işgal edilmesidir. Ortadoğu'nun yeniden bir daha işgali, Batı'nın sonunun başlangıcı olacaktır. Dünyanın geleceğini Batı değil, Doğu inşa edecektir.

*

İki dünya savaşıyla, Avrupa ülkeleri, işgal ettikleri ülkelerle birlikte, kendi ülkelerini de yakıp yıktılar. Milyonlarca Avrupalı savaş, soykırım, zorunlu göç ve açlık yüzünden hayatını kaybetmiştir. Avrupa Birliği, savaş sonrası parçalanmış Avrupa ülkelerini, bir araya getiren şemsiye bir kuruluş olmuştur. Sürekli işgal edilen ve sürekli işgal eden Avrupa, tarihinin en büyük bütünleşmesini gerçekleştirmiş, aralarındaki Berlin duvarlarını bir bir kaldırmıştır. Ancak Avrupa bütünleşirken, Ortadoğu'yu dağıtan İngiltere, dağılma sürecine girmiştir. Brexitten sonra İngitere en azından üç parçaya ayrılacaktır.

*

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşan İngiltere, artık eskinin “üzerinden güneş batmayan” Birleşik Krallığı değil, “üzerine güneş doğmayan” sisli, yağmurlu, Avrupa'dan kopuk bir Kuzey Denizi adasıdır. İskoçyalılar, İrlandalılar, İngiltere'den ayrılmak ve Avrupa Birliği ile bütünleşmek için, fırsat kollamaktadırlar. İngiltere Avrupa Birliği içinde ağırlığını artırmak isterken, Birleşik Krallık'taki ağırlığını yitirmiştir. Avrupa Birliği'ni parçalamak isteyen İngiltere, kendi birliğini parçalamaktadır.

*

Yirminci yüzyılın savaşları, yalnızca savaş yapan ülkeleri yakıp yıkmıştır. Yirmi birinci yüzyılın savaşları, savaşa ister katılsınlar, ister katılmasınlar, bütün ülkeleri yakıp yıkıyor. Bu yüzden, Avrupa Birliği'nin felsefi temellerini oluşturan, Kant'ın “Ebedi Barış” risalesi, Ortadoğu'nun savaşlarla yerle bir olduğu bir dönemde, çok büyük önem kazanmaktadır. Çağdaş Avrupa felsefesi, Kant'a düşülmüş uzunca bir dipnottur. Kant'sız modern Batı felsefesi, Avrupa'sız dünya barışı olmaz. İngiltere ve bütün Avrupa ülkeleri, Kant'a kulak vermek zorundadırlar.

*

Londra'da bir Karaçi, Berlin'de bir Ankara, Paris'te bir Cezayir, Madrid'de bir Rabat, Roma'da bir Bingazi, Amsterdam'da bir Jakarta vardır. Ortadoğu toplumları, misafirsever toplumlardır. Kendilerini ziyarete gelenlere, mutlaka ziyarete giderler.

*

Bütün duvarların yıkıldığı, penceresiz ve perdesiz dünyada yeni Berlin duvarlarına kesinlikle yer yoktur. İngiltere Paris ile Londra arasına duvar örmeye kalkarsa, Londra bir referandumla bağımsızlığını ilan eder, İngiltere diye bir ülke kalmaz.

*

Londra İngiltere'den, Paris Fransa'dan, Berlin Almanya'dan, Roma İtalya'dan, İstanbul Türkiye'den, Brüksel Belçika'dan büyüktür.Düz kare dünyada her büyük şehir bir devlettir.

*

Michel Huelbecg'in “Submission” romanındaki senaryo, Londra'dan nasıl gerçekleştiyse, Paris'te de gerçekleşecektir. Yeni Sadık Han'lar gelecektir.

*

Parisliler ismi Salih olan Cezayirli, Berlinliler ismi Selim olan Türk başkana hazır olmalıdırlar.

*

Avrupa Birliği'nde kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiği önemlidir.

*

Tarihin değişmez yasası: İşgal edenler işgal edilirler.

27 Haziran 2019, 13:08

SAVAŞ ÇAĞINDA BİLGİ TOPLUMUNDAN SEVGİ TOPLUMUNA GEÇMEK

========================================================= İnsanların birbirlerini sevdikleri ve birbirleri tarafından sevildikleri sevgi toplumunda, bütün boyutlarıyla hayat, ömür boyu süren, uzun soluklu bir yarıştır. Kültürel, siyasal ve ekonomik hayatın canlılığı, sevgiyi sevgiyle tartmaktan kaynaklanır. Sevgiden terazi tutulan bir toplumda, sevgi sevgiyle büyütülür. Sevginin sevgiyle, yeni boyutlar kazandığı bir toplumda, sevgi alınır, sevgi satılır.

*

Sevgi toplumunda hiçbir sevgi, daha derini hayal edilmeyecek kadar büyük değildir. Savaşlar çağında, sevgide sınır tanımayanlar, sınırsız sevginin kaynağı olurlar. Sevgi toplumunda insanlar, ulaşılmayacak sevgiyi hayal etmezler. Onlar ne hayal ediyorlarsa, hayal ettiklerine ulaşırlar. Çünkü, Albert Einstein"in vurguladığı gibi: "Hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir." Hayal gücü, bilgi toplumlarında değil, sevgi toplumlarında zenginleşir.

*

Bilgi toplumu, insanları tabiatın sevgi dolu bağrından almış, göklere savaş açarcasına uzanan, gökdelenlerin bağrına atmıştır. İnsanlar tabiatın sınırsız zenginliklerinden uzaklaşarak, gökdelenlerin sınırlı dünyalarına kapandılar. Dünyanın neresinde olursa olsun, bütün büyük kentlerde, insanlar tabiattan uzaklaştıkça, insanları bir arada tutan sevgiden de uzaklaştılar ve birbirlerine büyük ölçüde yabancılaştılar.

*

Bilgi toplumunun büyüttüğü, gökdelen ormanına dönüşen kentlerde, insanlar nereye giderlerse gitsinler, karşılarına dışarıya bütünüyle kapalı cam duvarlar çıkmaktadır. İnsanları birbirine yabancılaştıran bilgi toplumunda, sevginin yerini akıllı telefonlar almıştır. Hayatın hangi alanında çalışırsa çalışsın, insanların yüzleri artık telefon ekranlarında görülüyor. Ekranlı telefonlar, küçülen aileleri iyice küçülttüler.

*

Bilgi toplumunda akıl gözüyle, sevgi toplumunda gönül gözüyle görülür. İnsanlar ne hayal ederlerse, onu görürler, onunla yaşarlar. Ancak akıl gözüyle, gönül gözüyle görülenler görülmez. Bunun için, Anadolu"nun bilgeleri, "Akıl hesap yaparken, gönül güler" derler. Sevgi toplumun gücü, akıl gözünden önce, gönül gözüyle görmesinden kaynaklanır. Gönül gözü, sevginin gözüdür.

*

Bilgi toplumu, insansız üretim peşinde koşarken, sevgi toplumu insanla üretim peşinde koşar. Bilgi toplumunda akıl alınır, akıl satılır. Sevgi toplumunda gönül alınır, gönül verilir. Sevginin gücünü bilenler, hem kendilerini, hem çevrelerini değiştirirler.

*

Sevgi toplumunda, insanlar hayatın dış yüzünü gördükleri kadar iç yüzünü de görürler. Bu yüzden, sevgiyle silahlanan sevgi toplumlarında, insanların hem akıl, hem gönül gözlerinin görme güçleri, ufuk ötesi açılımlar kazanır.

*

Sevgiyle yoğrulan toplumlarda, insanların dış dünyalarından önce iç dünyaları zenginleşir.

*

Gönül dünyalarını zenginleştiremeyenler, akıl dünyalarını, zenginleştiremezler.

*

Hayatın içn zenginliği dış zenginliğinden daha önemlidir.

*

İnsanın iç dünyası dış dünyasına yansır.

*

İç dünya sevgiyle güzelleştirilir.

*

Sevenler sevilirler.

28 Haziran 2019, 10:56

DEĞİŞEN DÜNYADA GİRİŞİMCİLERİN DEĞİŞMEYEN ÖZELLİKLERİ

========================================================= Dünyadaki gelişmeler girişimcileri, astronotların uzaydan dünyayı gördükleri gibi, küçük bir küre olarak görmeye zorluyor. Dünyanın cıvıl cıvıl bir bütün olarak algılanması, başta girimşimciler olmak üzere, her alanda mükemmeli arayanlara, geleceği sorgulamaya götürüyor. Girişimciler için mükemmel olmanın değişmez ve her yerde aynı sonuçları veren bir formülü yoktur. Ancak dünyanın neresinde olursa olsun, her girişimcinin, aşağıda sıralanan değişmez özellikleri vardır. 1. Dürüstlük dünyanın her yerinde, bir girişimcinin en önemli ve en vazgeçilmez sermayesidir. 2. Risk almasını bilmeyenler, hiçbir zaman iş hacmini büyüterek, dünya pazarlarına açılamazlar.Girişimci risk almasını bilir. 3. Yenilik peşinde koşmayan bir girişimci, en büyük zenginlik kaynağı verimliliği artıramaz. Girişimcilikte yenilenmeyen yenilir. 4. Girişimci ordu gibi değil, orkestra gibi örgütlenmesini bilmeli ve ekip çalışmasına yatkın olmalıdır. 5. Girişimci sorunları ele alırken, kayaya değil, suya benzemeli, su gibi uyumlu, sabırlı, sinerji ve hayat kaynağı olmalıdır. 6. Girişimci güzellikte sınır olmadığını bilmeli, güzel işi yapmalı ve yaptığı her işi güzel yapmalıdır. 7. Girişimci zamanı yönetemezse, zaman girişimciyi yönetir. O zamanın çırağı değil, ustası olmalıdır. 8. Savurgan girişimci, savurganlığın kaynağı olur.Savurganlıkta iyilik olmaz. 9. Girişimcinin dünyasında ümitsizliğe kesinlikle yer yoktur. Ümitsizliğin olduğu yerde üretim olmaz. 10. Adalet odaklı olan bir girişimcinin çalışması, adil yönetimin örneği olur. 11. Paylaşmasını bilmeyen girişimcinin kaynakları, paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılır. 12. Öğrenmesini öğrenen girişimci, dünya standartlarında üretmesini de öğrenir. 13. Girişimci inceliklerin ayrıntıda olduğunu bilir. Ancak ayrıntıda boğulmaz. 14. Girişimci birlikte çalıştığı kimsenin inancını küçümsemediği gibi, kimseyi inancını değiştirmeye zorlamaz. 15. Girişimci çalışma hayatında, birbirine yabancı insanları arkadaşa, arkadaşları kardeşe dönüştürmeyi başarandır. 16. Girişimci gelen günü, geçen günden daha üretken kılmasını bilendir. 17. Girişimci yerin altında da olsa, mezarı güzel yapmaktan geri durmayandır. 18. Girişimci çekirdekte meyvayı, meyvada da ağacı görebilendir. 19. Girişimci olduğu gibi görünecek ve göründüğü gibi de olacak kadar şeffaf olmayı başarandır. 20. Girişimci hayatın uyum ve düzenindeki şiirin, coşkusunu üretime yansıtabilendir. 21. Girişimci sevdiklerini paylaşmasını öğrenen ve öğretendir. O kendisi için istediğini, başkası için de isteyebilendir. 22. Girişimci çöküşte yükselişi,yükselişte çöküşü görebilendir. 23 Girişimci özgürlüğün olmadığı yerde, özgünlüğün olmayacağını bilir. 24. Girişimci misyonu olmayanın, vizyonu olmayacağının bilincindedir. 25. Girişimci dünyadaki gelişmelere ayak uydurmada, sorumluluğu başkalarına yüklemeden yarışandır. 26. Girişimci inisiyatif kullanmadan, hiçbir zaman kaçınmaz. 27. Evrensel etik ve hukuk ilkelerine bağlılıkta, girişimci en ön saftadır. Onun en büyük düşmanı ilkesizliktir. 28. Girişimci kültür ve ekonomiyi, bir paranın iki yüzü gibi birbirinden ayırmaz. 29. Girişimci çözüm üretmeyenin, sorun ürettiğini hiçbir zaman unutmaz. 30. Girişimci kendisi değişmeden, değişimin öncüsü olamayacağını, kimseyi etkileyemeyeceğini görür. 31. Girişimci zorlaştırmanın değil, kolaylaştırmanın öncüsüdür. 32. Girişimci denizi arayan nehir gibi, kusursuzluğu arar. Girişimcilerin yukarıda sıralanan özellikleri her toplumda, her ülkede geçerli, açık, anlaşılabilir ve yalındır. Bu nitelikleri taşıyan girişimciler, gerçekleşecek rüyalar görürler. Onlar başarıya giden yolların, başarısızlıklarla dolu olduklarını bildikleri için,hiçbir zaman karamsarlığa düşmezler.Onların görevleri gece gündüz rüyalarını gördükleri, ürünleri, hizmetleri ve bilgileri üretmektir. Dünyada izlenen girişimcilerden olmak için,sıradışı olmak, sıradışını aramak, sıradışılıkta yarışmak hayati önem taşır.

29 Haziran 2019, 22:55

ÜLKELER ARASINDAKİ BARIŞIN KORUYUCUSU ALIŞVERİŞTİR

================================================== Yirminci yüzyılda "Ford için iyi olan Amerika için de iyidir"denilirdi. Yirmi birinci yüzyılın başında, "Ford için iyi olan yalnız Amerika için değil,Ford'un fabrikası ve satış yeri olan her ülke için iyidir" denilmektedir.Düz kare dünyada ülkelerin gücü, birbirleriyle alışveriş yapmalarından kaynaklanmaktadır. Alışverişlerde iki tarafın da kazandığı "Kazan kazan" yasası geçerlidir.Alışverişin olduğu yerde, iki taraf da kazandığı için savaş olmaz.Tarihin hiçbir döneminde, savaşın iyisi, barışın kötüsü olmamıştır.

29 Haziran 2019, 23:23

YENİ TÜRKİYE'NİN İZLEMESİ GEREKEN YOL HARİTASI

============================================= Yeni Türkiye, “temsili” demokrasiden “katılımcı” demokrasiye, “siyasal” toplumdan “sivil” topluma, “kapalı yerel” ekonomiden, “açık küresel” ekonomiye, “tek kültürlü” ülkeden “çok kültürlü” ülkeye dönüşmeye direnenlerin Türkiye'si değil, dönüşmeyi yönetenlerin Türkiyesi'dir. Türkiye dönüşmeyen misyonuyla, dönüşen vizyonunu ne kadar hızlı dönüştürürse, ekonomik, siyasal ve kültürel gücünü de o kadar hızlı büyütecektir.