Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Temmuz 2019

33 yazı

1 Temmuz 2019, 10:36

İSLAM DÜNYAYA MUHAREBEYLE DEĞİL MUDARABEYLE YAYILMIŞTIR ORTAKLIKTA EŞSİZ BİR BEREKET VARDIR

============================================== Dünyanın her yanında, ortaklık kültürü zengin olan toplumların,ürün,hizmet ve bilgi üretme güçleri büyük olmuştur.Ortaklık yapmasını bilenler, hayatın her alanında yardımlaşmasını, dayanışmasını ve paylaşmasını bilirler. Onlar ellerindeki sınırlı kaynakları değerlendirmesini bildikleri için, hiçbir zaman yoksul düşmezler. Bütün ülkelerde ortaklık şemsiyesi altında bir araya gelenler, üretim güçlerine derinlik kazandırarak, el açanlar değil,el açılanlar olurlar.

*

İslamın ilk yıllarından beri, Müslümanlar arasında en çok bilinen, en çok benimsenen ortaklık, katılanların ekonomik ve kültürel birikimlerini bir araya getirerek, karları ve zararları paylaştıkları, “Mudarebe” ya da “Kar ve Zarar” ortaklığıdır. Ortaklar parasal güçleriyle, parasal olmayan güçlerini, bir ekonomik amaç doğrultusunda birleştirerek, kimseye zarar vermeden, herkesin yararını artırmaya çalışırlar.Onların ortaklık dünyalarında, karlar zararların kardeşleridir.

*

Dünyadaki bütün ekonomi tarihçilerinin, hep birlikte vurguladıkları gibi, ortaklık kültürünün ekonomik ve yasal temelleri, İlk Müslümanlar tarafından atılmıştır, en güzel örnekleri başta Son Peygamber ve Eşi olmak üzere, Dört Halife döneminde verilmiştir. Ekonomi Tarihçisi Murat Çizakça, Müslümanların geliştirdikleri katılılmaya ve paylaşmaya dayanan ortaklıkların önemini vurgulamak için, “İslam dünyaya muharebe yoluyla değil, mudarebe yoluyla yayılmıştır” demektedir.

*

Tarih boyunca bütün toplumlarda, ortaklık yapmasını bilenlerin gücü, herkesin hakkını gözeterek, kimseye haksızlık yapmadan, kazançları paylaşmasını bilmelerinden kaynaklanır. Ortaklıklar bütün dünyada, ekonomilerin olduğu kadar, kültürlerin de omurgalarını oluştururlar. Üretimi zenginleştirmede mudarabe ortaklıklarının benimsenmesi, Müslüman ülkelerle sınırlı kalmamıştır. Önce İtalya’da, ardından bütün Avrupa ülkelerinde, benimsenmiş ve başarıyla uygulanmıştır.

*

Silikon Vadisinin başını çektiği ileri teknoloji şirketleri, varlıklarını Mudarebe ortaklıklarının, Yirminci yüzyıldaki versiyonu olan, Risk Sermayesi Kuruluşlarına borçludurlar. Türkler İslam medeniyetinin yüzyılların içinde, zenginleşerek gelişen ortaklık birikimiyle, üç kıta ve iki denizde yüzyıllarca dönüştürücü ve sürükleyici güç olmuşlardır. Yirmi birinci yüzyılın mimarları, faiz odaklı finansman kuruluşları değil, risk odaklı finansman kuruluşları olacaktır.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, ortaklıklarda başarıyı üreticileriyle, tüketicileriye, yöneticileriyle, yalnızca kendilerinin çalışmalarınadan kaynaklanmadığını bilenler, kendileriyle birlikte çevrelerini de dönüştüren, büyük bir güç kazanırlar. Dünyada bütün insanların haklarını gözeten, kimseye haksızlık yapmayan ortaklıklarda, bütün güçlerin üstünde görünmeyen büyük bir “Güç” vardır. O Güç ortaklıkların karar veren ortak akılları, kararları uygulayan ortak gönülleri olur.

*

Ortaklıklarda güç paylaşmasını bilenlerden kaynaklanır. Ortaklık yapmasının bilenler güçsüz düşmezler.

*

Ortaklıklar meyvalı büyük ağaçlara benzerler, çevreleriyle iletişimi ve etkileşimi aksatmazlar.

*

Ortaklık yapmak tabiattaki uyum ve düzeni yakalamak, hayatın ortaklık olduğunu bilmektir.

2 Temmuz 2019, 11:21

DEVLETLEŞEN ŞEHİRLER SOSYAL GİRİŞİMCİLERE YENİ KIZIL ELMADIR

=========================================================== Kıtalar arasında yer ve zaman farkının ortadan kalkmasıyla, dünyada şehirler ülkelerin önüne geçmişlerdir. Artık İstanbul Türkiye’den, Berlin Almanya’dan, Paris Fransa’dan, Londra İngiltere’den ve New York da Amerika’dan, Pekin Çin’den, Tokyo Japonya’dan daha iyi bilinmektedir. Bütün ülkelerde şehirlerin yeni öncüleri, babalarından çok daha birikimli, çok daha donanımlı, her şehiri ulaşılması gereken, bir kızıl elma olarak gören, iyi işler yapan sosyal girişimcilerdir.

*

İster Brüksel’e, ister Whashington’a ister Delhi’ye gidilsin, her şehirde yeni kızıl elmaların peşinde koşan, hayatı kolaylaştırma ve güzelleştirme sevdalısı, dünyayı bir bütün olarak gören, sosyal girişimcilerle karşılaşılır.Onlar ırk, renk, dil ve din farkı gözetmeden, doğrulukta, iyilikte ve güzellikte sınır tanımazlar. Yeni öncüler dış dünyanın kaynaklarını, iç dünyanın zenginlikleriyle bütünleştirerek,büyük sorunlarla karşı karşıya olan dünyayı, bütün insanlar için yaşanır kılmanın derdindedirler.

*

Dünya Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, iyi insanların, iyi işlerine, iyi yatırımlar yapan sosyal girişimcilerle, tüketen insanları üreten insanlara dönüştüren, büyük gelişmeler yaşamıştır.Sosyal girişimcilik denildiğinde, akla gelen isimlerin başında,”Faiz karşılığında ödünç para verenler,çözümlerden daha çok sorunların kaynağı olurlar”diyen, geliştirdiği güzel borç vermeye dayanan finansman yöntemiyle, Bangladeş’te yüzbinlerce kadını, küçük işverenlere dönüştüren Muhammed Yunus gelir.

*

Yunus küçük girişimcilere, küçük borçlar veren yeni finansman yöntemiyle, yalnızca Bangladeşli yoksul insanların hayatını değil, bütün dünyadaki yoksulların hayatını değiştirmede, büyük bir çığır açmıştır. O yoksullara ödünç vererek, kimseden yardım almadan, alınlarının teriyle yaşamayı öğretmiştir. Yunus’un borç verme yöntemi, iş isteyen insanları iş veren insanlara dönüştürmede büyük başarı sağlamıştır. Küçük borçlar büyük dönüşümlerin ateşleyicileri olmuşlardır.

*

İnsanlar dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, her zaman iyi işleri yapmaya yatkındırlar. Dünyada insanların birbirlerine yararlı olmaya çalışmaları, beklenmeyen gelişmelere yol açar. Köklü dönüşümler insanların, iç dünyalarında taşıdıkları gizemli gücün, bilincine vardıkları zaman gerçekleşir. Bunun için sosyal girişimcilerle, toplumların büyük gelirli küçük kesimlerinden daha çok, küçük gelirli büyük kesimlerinin harekete geçirilmesi, her zaman hayati önem taşır.

*

Sosyal girişimciler bütün ülkelerde, geliştirdikleri sosyal medya kuruluşlaryla, susan insanları konuşan insanlara, okuyan insanları yazan insanlara, bekleyen insanları beklenen insanlara, yürüyen insanları koşan insanlara dönüştürüyorlar. Onlar sürdürülebilir ekonomik büyüme, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir barış için, ülkelerin ve kuruluşların yöneticilerine, kurumsal sorumluluklarını, sayıları milyarları aşan insanlar aracılığıyla, tekrar tekrar hatırlatmaktadırlar.

*

Dünyanın doğal kaynakları hızla tükenmektedir, uzun dönemde bütün ülkeler, her alanda köklü dönüşümler yaşayacaklardır.

*

Şehirlerin ağırlık kazandığı dünyanın öncüleri, kazanç peşinde koşanlar değil, katkı peşinde koşanlar olacaktır.

*

Sınırsız tüketim, sınırsız büyüme isteyenler, sınırsız doğal afetlerle karşı karşıya kalacaklardır.

2 Temmuz 2019, 11:45

Düz kare dünyada sevgi toplumunun mimarları,akılları hem başlarında hem de gönüllerinde olanlar…

Düz kare dünyada sevgi toplumunun mimarları,akılları hem başlarında hem de gönüllerinde olanlar olacaktır.Onlar her zamanda ve her yerde,akıl gözüyle ufku, gönül gözüyle ufuk ötesini görürler, Yunus gibi yaşamasını,Sinan gibi inşa etmesini bilirler. Onların sevgi alınan sevgi satılan, düşünce ve eylem dünyasında ümitsizliğe yer yoktur.

3 Temmuz 2019, 17:53

BARIŞIN YOLU BİLGİNLERİN YOLU DEĞİL BİLGELERİN YOLUDUR

===================================================== Dünyanın her şehrinde, kalabalıklarla birlikte yaşayan, ancak kalabalıkların rüzgarına kapılmayanların oluşturdukları, bilgi ve bilgelik adaları vardır. Bir bilge gönül zengininin, çekim alanında oluşan, korkudan ve karamsarlıktan uzak, bilgi ve bilgelik adalarında, insanlar iç dünyalarıyla birlikte, dış dünyalarını da zenginleştirirler.İç dünya güzelleşirken, dış dünya çirkinleşmez.

*

İstanbul başta olmak üzere, bütün Anadolu şehirlerinde, insanların iki dünyasını Cennete çevirmek için, bütün ömürlerini adayan bilgeler vardır. Onlar nerede olurlarsa olsunlar, çevrelerinde herkesin kolaylıkla ulaşabileceği, duvarsız, kapısız, herkese açık, bir bilgi paylaşım ortamı oluştururlar.

*

Bilgi ve bilgeliğin büyütüldüğü yerlerde, herkes bilene öğrenci, bilmeyene öğretici olur. Bilgelerin olduğu yerde, insanlara hem öğrenci, hem de öğretici olmanın verdiği gücün, bilincine varırlar. Öğrenmesini öğrenmenin yeri,zamanı,yaşı yoktur. Öğrenmesini öğrenme beşikten mezara kadar devam eder.Her gün bilgilerini güncellemesini bilenlerden, hiç kimse usanmaz.

*

Dünyada bilgi ve bilgelik birikimi, bilimin burnuna halka takmasını bilen ,akılları hem başlarında hem de gönüllerinde olan bilgelerle yeni boyutlar kazanır. Onlar bilimi aramazlar, bilim onları arar ve bulur. iki yanı keskin bir kılıç gibi olan bilim,bilgelerin elinde, hayatı yok etme yolunda bir silah değil, hayat verme yolunda bir ilaç olur.

*

Bilimin gelişmesiyle, görünen dünyadaki teknolojik başarıların, görünmeyen dünyayı yok sayarak, yeryüzünü Cennete dönüştürmesi bekleniyordu. Herşeyi bildiği, her sorunu çözeceği kabul edilen bilimin, insanlığa en büyük armağanı nükleer silahlar oldu, nükleer başlıklı füzeler oldu.

*

Seküler dünyanın tek yol gösterici olarak kabul ettiği, bilimin ürünü atom bombalarıyla Japonya'da, yüz binlerce suçsuz insanın hayatı yok edilmmiştir. Japonya'da Japonlarla birlikte, bütün insanlık öldürülmüştür. Kutsal kültürle bağlarını koparan seküler kültür, bilimi yanına alarak, bütün dünyayı, Cehenneme dönüştürmeye devam ediyor.Bağdat,Şam,Halep,Saana,Gazze İleri silahlarla yakılmıştır,yıkılmıştır.

*

Kutsal kültürün doğruları değişmez, seküler kültürün doğruları ise, sürekli değişir. Bilimdeki değişmeler, en açık olarak, Fizik'te gözlenir. Fizik'teki yeni gelişmeler, bilimin değişmez sanılan doğrularını, bütünüyle değiştirerek, seküler kültürde büyük kırılmalara yol açmıştır.

*

Bilim yapısı gereği sürekli değişmek zorundadır. Bir dönemin doğruları, başka bir dönemin doğruları tarafından yıkılır.Dünün çözümleri bugünün sorunlarıdır. Görünen dünyanın değişen doğrularıyla, görünmeyen dünyanın değişmeyen doğrularına ulaşılamaz.

*

Kutsal kültürü “afyon” sayarak, bütünüyle hayatın dışına atan Sovyetler Birliğinin sonu, bilimi tek yol gösterici kabul eden, seküler kültürün de sonu olmuştur. Toplumlar değişen bilimin doğrularını, değişmeyen doğrular olarak kabul ederlerse, onları büyük bir boşluğa düşmekten, hiçbir güç kurtaramaz.

*

Savaşan dünyada, insanların iç ve dış dünyalarına anlam kazandıracak olanlar, bilimin burnuna halka takarak, onu bütün insanlığın hizmetine sunmasını bilen bilgeler olacaktır.

*

Her biri tek başına bir bilgelik adası olan, bilgelerin çevresinde, düşmanlıklar dostluklara dönüşür.

*

Bilgeler bilimi savaş yolunda değil, barış yolunda kullanırlar.

*

Dünyada bilim, bilgeliğin kaynağı olursa bilim olur.

*

Bilgeliğe dönüşmeyen bilim, savaşa dönüşür.

*

Bilgelik barışa,bilim savaşa, hizmet eder.

4 Temmuz 2019, 09:53

DÜNYADA SERMAYENİN ÜLKESİNDEN ÖNCE ETİK İLKESİ ÖNEMLİDİR

========================================================= Dünyaya açılmış küresel kuruluşlardan, ülke sınırlarını aşmayan yerel kuruluşlara kadar, bütün insanlar hayatlarını dört yanından kuşatan, kuruluşlar dünyasında yaşamaktadırlar. Ülkelerin ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerinin büyütülmesinde, ister kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, bütün kuruluşların, vazgeçilmez bir yerleri vardır. Bu yüzden İnsanları büyük bir çoğunluğu, ömürlerinin önemli bir bölümünü, evlerinden daha çok, kuruluşlarda geçirmektedirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde ürünler, hizmetler ve bilgiler, ister büyük ister küçük olsun kuruluşlarda üretilir. üretim sürecinde üreten ellerin elinde, sermaye kolaylaştırıcı bir işlev yüklenir. Alın terinden önce akıl teri döken eller, üretimde sürükleyici güçlerin başında, yer alırlar. Sermayenin önemi üretici gücünü, değerlendirmesini bilen ellerden kaynaklanır. Üretim sürecine kazanma ve kazandırma gücüne, uzun dönemli düşünmesini bilen girişimciler, yeni zenginlikler kazandırırlar.

*

Kuruluşları uzun ömürlü kılanlar, üretimde ve yönetimde yenilik yapmanın, çoşkusunu duyan üretici insan kaynaklarıdır. Onlar giderleri azaltarak, gelirleri çoğaltarak, kuruluşlarıyla birlikte, toplumların da üretici güçlerine yeni açılımlar kazandırırlar. Onların elinde sermaye üretime dönüşerek, paradan para kazanma yolunda değil, ürün ve hizmet üretiminden para kazanma yolunda değerlendirilir. Onlar toplumların gerçek ihtiyaçlarını karşılamanın derdindedirler.

*

Ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkının ortadan kalktığı bir dünyada, hem yerel hem küresel olmasını bilen kuruluşlar için, bulundukları ülkeler kadar, sermayelerini değerlendirdikleri ülkeler de önem kazanmıştır. Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların ülkelerinden önce ilkeleri belirleyicidir. Dünyanın her yanında kuruluşlar ülkeleriyle değil, ilkeleriyle uzun ömürlü olurlar. Kuruluşların güçleri ürünleriyle birlikte, ilkeleriyle de sınırları aşmalarını bilmelerinden kaynaklanır.

*

Ürünleri kadar ilkeleri de güçlü olmayan kuruluşların ellerinde, sermayeler güneş altında, karların erimeleri gibi erirler. Sermayeleri etik ve hukuk ilkelerini çiğnemeden değerlendiren kuruluşların, dünyanın her ülkesinde saygınlıkları olur. Girişimciler hangi milletten olursa olsunlar, kuruluşlar hangi ülkede faaliyet gösterirse göstersinler, başarıları etik ve kültür ilkelerine bağlılıkları yanında, hukukun ve ekonominin kurallarına gösterdikleri bağlılıklarından kaynaklanır.

*

İlkeleri ilkesizlik kuralları kuralsızlık olan kuruluşlar, hiçbir alanda başarılı olamayacakları gibi, her ülkede de yasal engellerle karşılaşırlar. Bunun için her ülkede kuruluşların ülkeleriyle değil, ilkeleriyle değerlendirilirler. Kuruluşlarda ürünler değerlerini yitirirler, İlkeler geçerliliklerini hiçbir zaman yitirmezler. Bu yüzden ilkesiz kuruluşların, yalnızca kendi ülkelerine değil, her ülkelere zararları dokunur. Kuruluşlar dünya pazarlarındaki yerlerini ülkelerinden önce ilkeleriyle korurlar.

*

Ülkelerde yerli ve yabancı olmalarından daha çok, etik ilkelere saygılı olmalarıyla güç kazanırlar.

*

Kuruluşların güçleri ürünlerinden önce ilkelerinde gizlidir. Güzel kuruluşların güzel ilkeleri olur.

*

Etik ve hukuk ilkeleri gibi, güzelliğin, doğruluğun ve iyiliğin ilkeleri de küreseldir.d

5 Temmuz 2019, 10:54

ETİK DEĞERLER EKONOMİK DEĞERLERDEN ÖNCE GELİR

================================================= Yirminci yüzyılda Batı dünyasının öncülüğünde, bütün ülkelerde ekonomik ve kültürel alanda, büyük bir değer kayması yaşanmıştır. Kamusal alanda etik değerlerin önemleri azalırken, ekonomik değerlerin önemleri artmıştır. Seküler dünyada etik değerler, bütünüyle gözardı edilerek, ekonomik değerlerin üretimin olduğu kadar, yönetimin tek belirleyicisi olduğuna inanılmıştır. Bütün bilimler hayatın etik boyutunu yok sayarak, ekonomik boyutu üzerinde yoğunlaşmıştır.

*

Habil’den ve Kabil’den beri, insanların bir arada ve barış içinde yaşamaları için, değişmez ekonomik ilkelerden önce, tartışılmaz etik ilkelere ihtiyaç vardır. Çünkü kutsal kültürde sürekli vurgulandığı gibi, İnsanlar yalnızca ekonomik değerlere dayanarak, bütün boyutlarıyla hayatı yaşanır kılamazlar. Bir insanın başka bir insanın, kurdu olmaması için, Marx’ın ve izleyicilerinin iddia ettikleri gibi, ekonomik değerlerin değil, etik değerlerin yönlendirici ve belirleyici olması gerekir.

*

Etik değerler farklı dinlerden, farklı soylardan ve farklı renklerden insanların, bir arada yaşamasını kolaylaştıran, herkesin benimsemesi gereken, küresel ilkeleri oluştururlar. Onlar toplum kesimleri arasındaki ilişkilerde, haksızlıkların üstesinden gelmenin en önemli güvencesidirler. Ekonomik alandaki başarılar, toplumun bütün kesimlerinin iyilikleri özendirmede ve kötülükleri önlemede yarışmalarına dayanır. Ekonomik değerlerin güçlerini, etik değerlerden alırlar.

*

Toplumları dönüştüren etik değerlerin başında, iyilik yapmasını bilmek gerekir. Toplumlarda kendileri için istediklerini başkaları için de, istemeyenler etik olgunluğa erişemezler. Henry David Thoreau’nun dediği gibi: “İyilik asla başarısız olmayacak tek yatırımdır.” Bunun için Anadolu’da “İyilik yap denize at, iyilik yapan iyilik bulur” denilir. Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda iyilikleri büyütmeyenler, her alanda kötülüklerle karşılaşmaktan kurtulamazlar.

*

İnsanların oldukları yerlerde, iyilikte yarışanlar olduğu kadar, kötülükte yarışanlar da vardır. Ancak ekonomik ve kültürel yapısıyla dünyayı inşa edenler, doğruluk yolundan ayrılmadan, iyilikte yarışmasını bilenlerdir. Doğru yolda gidenlerin geçtikleri, şehirlerde beklenmeyen ödüller vardır. İnsanlık tarihi boyunca, dünyanın her yerinde, her zaman getirisi en yüksek olan yatırım, iyilik yapmasını bilmek olmuştur. İnsanların ezberlerini bozanlar, iyilikte yarışanların arasından çıkarlar.

*

Hayatı ekonominin değerlerine olduğu kadar, etiğin değerlerine de duyarlı olanlar zenginleştirirler. Onların dünyada aşamayacakları hiçbir engel yoktur. Canlılar arasında, yalnızca insanlara özgü olan, etik ve ekonomik değerler, insanlarla anlam ve değer kazanırlar. Toplumların iki alandaki başarıları, bütün kesimlerin dört elle sarıldığı ortak değerlere bağlıdır. Dünyanın hiçbir yerinde, etiksiz bir ekonominin güçlü, ekonomisiz bir etiğin de etkili olması mümkün değildir.

*

Yirmi birinci yüzyılın mimarları, ekonomik değerlerle etik değerleri altın oranda harmanlamasını bilenler olacaktır.

*

Dünyanın yaşanırlığı iki alanın değerlerinin, yaptıkları çok boyutlu ortaklıktan kaynaklanır.

*

Toplumlarda her zaman etik değerler güçlü olursa, ekonomik değerler de güçlü olur.

6 Temmuz 2019, 11:19

DÜNYADA EDEBİYATSIZ MEDENİYET MEDENİYETSİZ EDEBİYAT OLMAZ

=========================================================== Dünyadaki bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de düşünce tarihinde, yenilenme ve yabancılaşma akımlarının öncüleri edebiyatçılar olmuştur. Edebiyatla medeniyet arasında, kendine özgü, bir iletişim ve etkileşim vardır. Medeniyet edebiyatı, edebiyat medeniyeti zenginleştirir. Türkiye'nin geleceğini kendi medeniyetlerinde arayan edebiyatçılar, Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Mehmet Akif'in ve Yahya Kemalin izinden giden,Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri çevresinde toplanan edebiyatçılar, Batı medeniyetinin değerlerine karşı, İslam medeniyetinin değerlerini savunmuşlardır. Söz konusu dergilerin öncüleri olan, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören,Cahit Zarifoğlu,Erdem Bayazıt,Akif İnan ve onları izleyen edebiyatçılar, medeniyetsiz edebiyat, edebiyatsız medeniyet olmayacağına inanmışlar,edebiyatı medeniyet, düşünceyi eylem, hayatı iman için bilmişlerdir.

*

Başta Mevlana, Shakespere ve Goethe olmak üzere, dünyanın dönüştürücü edebiyatçılarının bilgi ve bilgelik dünyaları,yüzyıllar içinde toplumların düşünce ve eylem dünyaları olurlar. Onlar edebiyatlarıyla medeniyetlerini, medeniyetleriyle edebiyatlarını bütünleştirmişlerdir. Onların edebiyatları bütün dünyaya yön gösteren kutup yıldızları olurlar. Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, her yazar “kendi toplumunu” anlatır, kalıcı olanlar, “yerel olanın ötesine geçerek”, küresel değerleri yakalayanlardır.

*

Büyük edebiyatçılar kendi toplumlarının, kendi çağlarının çığlığı olurlar, çağlarındaki gelişmelerden sorumlu oldukları gerçeğini, hiçbir zaman unutmazlar. Onlar her zaman kutup yıldızları için, yolun hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmadığını vurgularlar. Onların yolu kalabalıkların yolu değildir, her zaman kalabalıklar arasında yalnız olmasını bilirler.

*

Çığır açan edebiyatcılar, yazmanın olduğu kadar, okumanın da ustasıdırlar. Onlar bir sayfa yazmak için, kırk sayfa okumak gerektiğini çok iyi bilirler.Bazan bir cümlenin kırk cümle yazdırdığının bilincindedirler.

*

Bütün usta yazarlar, bir kuyumcu titizliğiyle, bir kelime, bir cümle, bir sayfa ve bir kitap ararlar. Onlar her yerde hem “oku”, hem de “yaz” emri var diyenlerdendir. Dünyanın her yerinde,okuyanlar yazarlar,yazanlar okurlar.

*

Kutup yıldızı yazarlar, yazdıklarıyla yetinmezler. Onlar her zaman, esas yazmak istediklerini yazamadıklarını düşünürler, yazdıklarıyla ölümsüzleşirler. Bunun için, yazmaya hiç ara vermezler.

*

Kutup yıldızı olan edebiyatçılar, ömürlerini okumaya ve yazmaya adarlar. Bildiklerini ve düşündüklerini, paylaşmak için, sürekli yazarlar.

*

Edebiyatla silahlanan medeniyetler, hiçbir savaşta üstünlüklerini yitirmezler.

*

Dünyada köklü medeniyetleri olanların, zengin edebiyatları olur.

*

Edebiyatta yok olanlar, medeniyette var olmazlar.

7 Temmuz 2019, 11:56

EKONOMİDE SAĞLAM TÜKETİCİLERİN SAĞLAM ÜRETİCİLERİ OLUR

======================================================== Kutsal değerleri değersizleştirerek, yanlışlarla doğruların üstünü örtenler, Yirminci yüzyılın sonunda, büyük bir başarısızlığa uğramışlardır. Ekonominin kutsal değerlerden bağımsız olduğunu savunan Komünizm gibi,Kapitalizmin de hayat kaynaklarını kurutarak, güncelliliğini ve geçerliliğini yitirmiştir. Toplumlara eşitlik ve özgürlük getirmek için yola çıkanlar, ekonomi herşeydir, ekonomi için herşey yapılır diyerek, doğal kaynak zengini ülkeleri, üretim yoksulu ülkelere dönüştürmüşlerdir.

*

Ekonomi hayatın bir yanıyla üretime, bir yanıyla da tüketime dönük yüzüdür. Ekonominin temeli olan, üretim ve tüketim arasındaki uyumun, sağlanmasına ilişkin çalışmaları, başta Gazali ve İbn Haldun olmak üzere, Müslüman düşünürler yapmışlardır. Onlar her zaman toplumlarda, sağlam ekonomilerin, sağlam insanlara dayandığının bilincinde olmuşlardır.Temel bilimlerden sosyal bilimlerine kadar, bütün bilimlerin kaynağında, seküler kültürden önce kutsal kültür vardır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, sağlam insanların üretimleri gibi, tüketimleri de sağlam olur. Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında açgözlü, çıkarcı insanlar değil, tokgözlü, hakbilir ve hakgözetir insanlar vardır. Komünizmin ve Kapitalizmin gücünü yitirdiği bir dönemde, kendisi için istediğini herkes için isteyen,çatışmaktan daha çok uzlaşmaya önem veren, kazanmak kadar kazandırmaya bakan, katılımcı ve paylaşımcı insanlar öne geçmiştir.

*

Katılımcı bir ekonomik yapı, paylaşımcı bir kültürel doku oluşturmadan, yüksek kaliteli üretim ve düşük maliyetli tüketim yapmak mümkün değildir. Pusulanın sürekli Kuzeyi göstermesi gibi, özgeçiye ve özveriye dayanan, paylaşımcı ekonominin ilkeleri, üretimde ve tüketimde başarının yönünü gösterirler. Alınlarında biriken terlerin, karşılığından daha fazlasını tüketmeyenlerin, çoğunluğu oluşturduğu toplumlarda, insanlar üretici güçlerine, yeni zenginlikler kazandırırlar.

*

Dünyada sanayi toplumlarının, bilgi toplumlarına evrilmesiyle, toplumların ellerindeki kaynakları, getirisiz statik yatırımlardan, getirili dinamik yatırımlara yönlendirmeleri, bütün ülkelerde krizlere karşı alınacak en güçlü önlemdir. Kaynaklarını katma değeri yüksek alanlarda değerlendirenler, yalnızca kendi ülkelerine değil, bütün ülkelere katkıda bulunurlar. Üretimde paylaşmanın önemsendiği ülkelerde, kimse işsiz kalmadığı gibi, hiç kimse yoksul düşmez.

*

Paylaşımcı ekonomilerde paradan para kazanma değil, ürün, hizmet ve bilgi üretiminden para kazanma, ekonominin ana dinamiğidir. Ekonomik hayatın odak noktasında paylaşmasının bilen sağlam insanlar vardır.Onlar üretim ve tüketim süreçlerinde, paylaşanlar kazanırlar,kazananlar paylaşırlar demesini bilirler. Onların üretmezsem olmaz, denilen üretim dünyalarında, paylanmanın getirdiği çoğaltan ve çarpan etkisinden, bütün ülkeler yararlanır.

*

Sağlam insanlar üretmenin, kimsenin tekelinde olmadığı bir dünyada, paylaşmayanların her alanda, yoksul düşeceklerini bilirler.

*

Üretimle tüketim arasındaki uyumun ve dengenin sağlanmasında, hiç kimse sağlam insanların yerini tutamaz.

*

Üretimde yardımlaşma, tüketimde dayanışma olmadan, hayatın hiçbir alanında gelişme olmaz

8 Temmuz 2019, 12:27

SAVAŞ YÜZYILINDA BİR OLMAYAN DÜNYA SAVAŞLARLA YOK OLUR

======================================================== Tarihsel süreçte toplumlar bulundukları yerde kalmazlar, konumlarını sürekli değiştirirler. Toplumların yapı değiştirmeleri, olumlu yönde büyümeye dönük olduğu gibi, olumsuz yönde küçülmeye dönük de olabilir. Tabiattaki doğal olayların uymak zorunda olduğu doğal yasalar varsa, insanların da uymaları gereken toplumsal yasalar vardır. Toplumsal yasaların kısa dönemden daha çok, uzun dönemde geçerliliklerini hiç aksatmadan, korudukları açıkça gözlenir.

*

Toplumsal yasaların işlerlik kazanabilmesi, insanların tek tek bilinçlenip, yeri ve zamanı gelince, hep birlikte hareket edebilmelerine bağlıdır. Zamanı gelmiş bir dönüşümü, nasıl hiç kimse durduramazsa, zamanı gelmemiş bir dönüşümü de hiç kimse başlatamaz. Toplumsal olaylar karşısında kişisel tepkilerin etkisi çok sınırlıdır. Çünkü toplumsal yasalar, kişilerden önce, kitle hareketleri ve toplum davranışları için geçerlidir.

*

Toplumların dönüştürücü güçleri, adil bir yönetimin güvencesi olan devletlerden kaynaklanır. Toprak için su nasıl bir görev yüklenirse, toplum için de, devlet aynı görevi yüklenir. Suların toprakların verimliliğini artırdıkları gibi, adil yönetimler de, toplumların üretici güçlerini büyütürler. Bunun için, Anadolu insanının kültüründe, adil yönetimin güvencesi devlete ve devlet yönetiminde, “adalet dairesi”ne büyük önem verilmiştir. Tarihin her döneminde, barışı savunan adil yönetimler toplumların en büyük hazineleri olmuşlardır. Toplumların dönüşümünde ekonomi dairesi, adalet dairesiyle bütünleşir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, barış ortamı,her ülkede büyük servet birikmesine yol açar. Zenginlik ise, tarih her döneminde, hem gurur kaynağı, hem de savaş sebebi olmuştur. Zenginlikleriyle kibirlenen toplumlar, dünyanın kaynaklarını paylaşmak için, birbirleriyle savaşmışlardır. Savaşlar geçmişte toplumları yoksul düşürdükleri gibi, gelecekte de toplumların bütün kaynaklarını yok edeceklerdir. Tarih boyunca, her savaş her toplumda, bir atom bombası etkisi yapmıştır.

*

Tarihin her döneminde, toplumların yüz yıllar içinde oluşturdukları barış daireleri, savaşlarla parçalanmıştır. Savaşlar toplumların korkularını artırmakla kalmazlar, bütün varlıklarını da alıp götürürler. Bütün insanlığın geleceğini, savaşlar tehdit etmektedir. Savaşların birbirlerini izlediği bir dünyada, hiçbir ülkenin barış içinde olması mümkün değildir.

*

Yirminci yüzyılın ortasında Hiroşima'yı yok eden, Atom bombasının babası Einstein''nin, tecrübelerinden yola çıkarak dediği gibi: “Dünya ya bir olacaktır ya da yok olacaktır.” Kuzey Kore'nin ya da İsrail'in yol açacağı bir nükleer savaş, bütün dünyayı yok eder. Dünyanın geleceği, insanlığın huzuru ve güvenliği, bütün ülkelerde savaşın şahinleri nin değil, barışın güvercinlerinin desteklenmesine bağlıdır.

*

Sınırların önemini yitirdiği dünyada, savaştan uzak duran her ülke, küresel barışın en büyük güvencesidir. Dünyadaki savaşlarda ateşkesin sağlanmasından bütün ülkeler sorumludur.Artık her ülke, bir "BM Güvenlik Konseyi" üyesi gibi davranmak ve sorumluluk almak zorundadır. Savaşan ülkelerdeki barış kararları, beş ülkenin insafına bırakılırsa, bütün dünya kan denizine dönüşür.

*

Savaşsız bir dünyada yaşamak, başta gelen insan hakkıdır.

*

Barış her alanda başarının, en büyük güvencesidir.

*

Nükleer yüzyılda iyi savaş, kötü barış yoktur.

9 Temmuz 2019, 11:52

TARTIŞILAN PAYLAŞIMCI EKONOMİ KATILIMA AÇIK EKONOMİDİR

===================================================== Ekonomilerin yapısındaki ve kültürlerin dokusundaki gelişmeler, dünyadaki sağ ve sol yaklaşımlar arasındaki farkları bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Bütün ülkelerde üreticilerle birlikte, tüketicilerin yol açtıkları küresel sorunlar tartışılıyor. Dünyanın karşı karşıya olduğu, siyasal ve finansal krizler, üretimde ve tüketimde sınır tanımayanlardan kaynaklanmaktadır. Yeryüzünün sınırlı kaynaklarıyla, sınırsız büyüme peşinde koşanlar, dünyanın bütün dengelerini altüst etmektedirler.

*

İnsanlar hem üretici olarak, hem tüketici olarak, sınırlı kaynaklarla sınırsız isteklerin peşine düşerlerse, yüz yüze olunan krizlerin en büyük tetikleyicileri olurlar.Dünyanın bütün ülkelerinde ekonomi, insanlığın ortak sağduyusuna dayanır. Sağduyu sahibi insanlar, dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız isteklerinin karşılanmasının, mümkün olmadığını bilirler. Onlar üretimleriyle ve tüketimleriyle, ekonominin yalın diliyle düşünürler ve yaşarlar.

*

Ekonominin yalın dilini öğrenmeyenler, ekonomik kararları yalnızca ekonomistlere bırakanlar, servetlerini sermayeye değil, sermayelerini servete dönüştürerek, üreten eller olmanın yollarını, kendi elleriyle kapatırlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, üreten eller olmadan, tüketen eller olmaya heveslenenler, toplumların üretici güçlerine en büyük darbeyi vururlar.Onlar bütün ülkelerde, üretmeden tüketerek yoksulluklarla birlikte, yolsuzlukların en büyük kaynağını oluştururlar.

*

Ekonomik dünyada üretmenin olduğu gibi, tüketmenin de olumlu ve olumsuz yanları vardır.Bütün ülkelerde üretimin olumlu yanlarını özendiren, tüketimin olumsuz yanları önleyen insanlar, büyük ekonomik ve kültürel dönüşümlerin yollarını açarlar. Onların üretim çoşkusuyla dolu ellerinde bütün topraklar, yağmur yüklü bulutlarla beslenen, binbir çeşit ürünlerin alındığı, bereketli topraklara dönüşürler.Onlar tükettiklerinden kat kat fazlasını üretirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde üretimi çoğaltmada, tüketimi azaltmada yarışanlar,zenginleştirdikleri katılıma açık, paylaşıma önem veren ortaklıklarla, yüzlerce yıl yaşayan zeytin ağaçlarına benzerler. Bütün Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi, zeytin ağaçları çevrelerinde, geniş bir ekonomik ve kültürel çekim merkezi oluştururlar. Onların verdikleri hem ham hem olgun olarak yenilen, sabah sofralarının vazgeçilmez ürünleri olur. Çok sağlıklı olan zeytin yağları yüzyıllardan beri bilinir.

*

Toplumların üretim güçlerine yeni boyutlar kazandıranlar, üretim süreçlerini yeniden yapılandırarak, katılıma ve paylaşıma açık çok işlevli, ürünler üretmesini bilenlerdir. Onlar dünyanın maden yataklarını, kılıç üretmekten daha çok, saban demiri üretiminde değerlendirerek, insanları öldürmek için değil, insanları yaşatmak için yarışırlar. Onların düşüncelerinde ve eylemlerinde, savaşların kapılarını kapatmak, barışların yollarını açmak, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Ekonomide büyük dönüşümlerin yollarını, tüketmesini değil üretmesini açarlar.

*

Toplumların bütün kesimlerinde, üretmesini bilenler örnek alınırlar.

*

Dünyanın her yanında üretenler, tüketenlerden üstündür.

9 Temmuz 2019, 12:07

Moğolların gelişi, Selçukların dağılışı, Osmanlıların birleştiriciliği, Anadolu'nun yaşadığı büyük dönüşüm,…

Moğolların gelişi, Selçukların dağılışı, Osmanlıların birleştiriciliği, Anadolu'nun yaşadığı büyük dönüşüm, Mevlana ve Naima ile geçmiş yüzyıllardan, gelecek yüzyıllara taşınmıştır. Büyük edebiyatçıları olmayan toplumlar, tarihte kalıcı izler bırakamazlar. Diller edebiyatçıların ayak izlerinden doğarlar. Yunus'suz Türkçe, Shakeaspear'siz İngilizce, Goethe'siz Almanca zenginliğini yitirir. Edebiyatçılar dillerin peşinden koşmazlar, diller onların peşinden koşarlar." Nazif Gürdoğan

10 Temmuz 2019, 12:06

ÜLKELERDE KÜRESEL DEĞERLERİ ÇİĞNEYENLER ÇİĞNENİRLER

====================================================== Dünyanın her ülkesinde, farklı kültürlerden insanların, barış içinde birlikte, yaşamak zorunda oldukları bir yüzyılda, küresel değerler bütün ülkelerde, bütün kuruluşlara yol gösteren, deniz fenerlerine dönüşmüşlerdir. Onların gösterdiği yönde giden kuruluşlar, savaş yüzyıllarını barış yüzyıllarına dönüştüreceklerdir. Dünyanın her yanında, her dönemde geçerli olan değerleri, baş tacı edinen kuruluşların ürünleri, bütün ülkelerin pazarlarında baş tacı edilirler.

*

Küresel değerlere dayanan, toplumlar ve kuruluşlar, ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılıkların, doruk noktasına çıktığı bir dönemde, insanlığın ortak değerlerine, dört elle sarılarak, dünya pazarlarında aranılan ürünler,hizmetler ve bilgiler üretirler. Onlar pusulalı gemilerin gitmek istedikleri limanlara kolaylıkla ulaştıkları gibi, baş tacı edindikleri değerleriyle, istedikleri bütün pazarlara, hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ulaşırlar. Onlar pazarlarda değerin, en büyük değer olduğunu bilirler.

*

Yerel ve küresel pazarlarda, ülkelerin ve kuruluşların güçleri, ürettikleri ürünlerin,hizmetlerin ve bilgilerin kalitesiyle birlikte, değerlerinin üstünlüğünden kaynaklanır. Bütün kültürlerin ortak erdemleri olan, küresel değerlerin ana kaynağı, Yunan düşüncesi ve Roma hukukundan önce, peygamberler ve onlara verilen kutsal kitaplardır. Onlar bütün insanlığın oluşturduğu, ekonomik, siyasal ve kültürel düşünce birikiminin omurgasını oluştururlar.

*

Dünyada insanların bilgi ve bilgelik birikiminde, peygamberlerin en güzel örneklerini verdikleri dürüstlükten, dayanışmadan, yardımlaşmadan ve paylaşmadan, kaynaklanan değerlerin oluşturduğu, eşsiz zenginlikler vardır. Peygamberlerin tarihi insanlığın düşünce ve eylem tarihidir. Onlar insanların tutum ve davranışlarını yönlendirmede, tarihin her döneminde etkili olmuşlardır. Onların taşıdıkları değerler, bütün boyutlarıyla hayatı, dört bir yanından kuşatırlar.

*

Dünyanın bütün köşelerinde üretmek, değerlere dayanan bir eylemdir.Bunun için kutsal kültürün, değerleriyle donanan toplumların pazarlarında, ürünlerden önce, hizmetlerden önce, değerler alınır, değerler satılır. Onlar ister çoğunlukta, ister azınlıkta olsunlar, bulundukları toplumlarda paylaşma kültürüne, yeni değerler kazandırarak, üreten ellerin sayılarını çoğaltırlar. Onların düşünceleriyle olduğu kadar, eylemleriyle de hayat hem kolaylaştırılır, hem zenginleştiririlir.

*

Ürettikleri ürünlerde, verdikleri hizmetlerde, geliştirdikleri bilgilerde, dünyayı bütün insanlar için yaşanır kılacak olanlar, ürünlerinden, hizmetlerinden, bilgilerinden önce, değerleriyle insanların gönüllerini kazananlar olacaktır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, gözle görülen,elle tutulan kazançlardan daha çok, gözle görülmeyen, elle tutulmayan kazançlar önemlidir.Görünmeyen kazançlarla, desteklenmeyen görünen kazançlar,hiçbir zaman kalıcı olmazlar.

*

Ekonomide ve kültürde sahili olan bilgiler, sahili olmayan bilgelik denizinden beslenirler.

*

Görünen kazançla görünmeyen kazanç arasında, tarafsız kalanlar bertaraf olurlar.

*

Dünyada insanların en değerlileri, insanlara en çok değer kazandıranlardır.

12 Temmuz 2019, 12:33

ANADOLU'NUN EDEBİYAT GELENEĞİNDE MAVERA DERGİSİNİN YERİ

======================================================== Anadolu insanının edebiyat geleneği, Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine doğru, büyük ve uzun bir yolculuğa çıkan Türklerin, bin yıllık tarihleri içinde oluşmuştur. Bir ayaklarıyla Doğu'da, bir ayaklarıyla da Batı'da olan Türkler, edebiyatı medeniyet için bilmişler, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağına inanmışlardır.

*

Edebiyatın sınırların ötesinde, ülkelerin üstünde, insanların düşünce ve eylem dünyalarına, yeni boyutlar kazandıran, çok zengin ve çok gizemli bir dünyası vardır. Edebiyat geleneğini derinleştirmeden, medeniyet dünyasını zenginleştirmek mümkün değildir. Hayatın her boyutunda edebiyatın çarpan ve çoğaltan etkisi vardır.

*

Yunus Emre'den ve Mevlana'dan Mehmet Akif ve Yahya Kemal'e kadar, bin yıllık tarihten yola çıkarak, tarihin içinden konuşan edebiyatçılar, edebiyat geleneğinin oluşmasında ve canlılığını korumasında vazgeçilmez bir yer tutarlar. Onlara sayfalarını ve gönüllerini açmayan, bir edebiyat dergisinin, güçlü bir edebiyat geleneği oluşturması mümkün değildir.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, iyilikleri özendirmede ve kötülükleri önlemede, yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyaç duyuldukça, düşünce ve eylem gücüne yeni açılımlar kazandıran, köklü bir edebiyat geleneğine de ihtiyaç duyulacaktır. Güçlü bir edebiyat geleneği olmadan, köklü bir medeniyet geleneği de olmaz.

*

Mavera, Anadolu insanının edebiyat geleneğinin dünyaya açılmasında, Fatih Yalçın'ın “Yeni İslamcı Akımın Edebiyat Okulu Mavera Dergisi“ çalışmasında vurguladığı gibi:”Edebiyat dergiciliği tarihimiz içerisinde yayın ilkeleri, kurumsallaşma çabası, dergi ile birlikte kurulan Akabe yayınevi aracılığıyla, yürütülen faaliyetler dikkate alındığında, önemli ve özellikli bir yere sahiptir.”

*

Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri, Anadolu insanının yerli edebiyat geleneğinin temellerini attılar. Anadolu insanının edebiyat geleneğinde bir bütünlük ve süreklilik vardır. Tarihin her döneminde, toplumların değişmesinde ve dönüşmesinde en etkili, en önemli, en güçlü kaynak edebiyat olmuştur.

*

Son yıllarda yapılan araştırmalarda, “Yerli Edebiyat Akımı” başlığından daha çok “Yeni İslamcı Akım” başlığı altında ele alınan, söz konusu geleneği, M. Şükrü Hanioğlu'nun “Gerek modernliğin ürünü olan yeni dünyanın sorunlarına cevap verme, gerekse de Batı siyasal ve kültürel hegemonyasına karşı koyma amacını taşıyan” akım olarak tanımlaması, yeterli olmasa da açıklayıcıdır.

*

Dört dergi ve yazarları, karşılıklı saygı ve sevgi içinde Necip Fazıl'ın başlattığı, Sezai Karakoç'un yeni açılımlar kazandırdığı yerli edebiyat geleneği, Edebiyat ve Mavera dergileriyle, değişmeden değişerek, dünyaya açıldı ve Türkiye'nin son yüz yılına damgasını vurdu. Onlar yerel düşündüler evrensel davrandılar. Edebiyatta yerelleşerek evrenselleşilir, evrenselleşerek yerelleşilir.

*

Mavera dergisinin kurucuları, “68 Kuşağı”nın içinde yer almalarına rağmen, dünyanın sağ ve sol diye, ikiyi bölündüğü bir dönemde, Türkiye'nin geleceğini Moskova ve Washington'da değil, Anadolu'da aradılar. Mavera sağda ve solda olmaktan daha çok, önde olan bir dergiydi. Kendisini sağ ya da sol kültür içinde değil, Yunus Emre kültürü içinde konumlandırdı.

*

Türklerin Anadolu'daki bin yıllık tarihlerinde açıkça görüldüğü gibi, İslam medeniyeti, iyilikleri büyütmede, kötülükleri önlemede, toplumun bütün kesimlerinin birbirleriyle yarıştığı, iki dünya medeniyetidir. İki dünyanın birden kazanılması için edebiyat ile medeniyetin karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde altın oranda harmanlanması gerekir.

*

Pablo Neruda “Aklı başında olan insandan şair olmaz. Şair insanın aklı başında olmaz” derse de, Anadolu insanının edebiyat geleneğinde, Mavera şair ve yazarlarında olduğu gibi, şair ve yazarların akılları hem başlarında hem de gönüllerindedir. Onlar akıllarıyla düşünürler, gönülleriyle yazarlar düşünceyi eyleme, eylemi düşünceye dönüştürürler.

*

Yunus Emre'nin şiir geleneğinde, “Dağ ne kadar yüksek ise/ Yol onun üstünden aşar”. Edebiyatçılar aşılmaz dağ yolu üzerinde, yolcuların kulaklarına doğrululuğun, iyiliğin ve güzelliğin sırlarını fısıldarlar.

*

İki dünya arasında uyum ve düzeni sağlayan medeniyet köprüsü edebiyatın ölümsüz eserleriyle inşa edilir.

*

Köklü bir edebiyat gelenekleri olmayan toplumların güçlü medeniyet değerleri olmaz.

*

Edebiyatta kusursuzluğu arayanlar kusursuz medeniyetin kaynağı olurlar.

*

Ballar balını bulanlar, kusursuzluğu arayanlardır.

13 Temmuz 2019, 13:59

HAYATIN HER ALANINDA PABUÇLARIN DAMA ATILMASINI ÖNLEMEK

========================================================= Ahilik Anadolu insanının yüzyıllar önce, kaliteli ürün, kaliteli hizmet üretmeyi özendirmek amacıyla,üreticilerin geliştirdikleri kurumsal bir yapılanmadır. Ahiler bulundukları şehirlerde, değişik alanlarda üretimi geliştirmek için, üreticiler arasında dayanışma ve yardımlaşmayı sağlayan girişimcilerdir. Onlar tüketicilerle birlikte, üreticilerin de haklarını koruyan, kapıları, sofraları ve gönülleri herkese açık, örnek alınmaları gereken, dönemlerinin çok yönlü üreten elleridir.

*

Ahilerin Anadolu’da unutulmayan uygulamalarının başında, “Papucunu dama atmak” geleneği gelir. Onlar eksiksiz ürünler üreterek, kusursuzlukta yarışmanın ekonomik ve kültürel hayatın, hem özü hem özeti olduğunu ortaya koymuşlardır. Ahiler üretimde kaliteyi korumak için, üreticilerin çıraklıklarını yapmadıkları işlerin, ustalıklarına soyunmalarına izin vermemişlerdir. Onların sürekli denetimleriyle, üretimde ve yönetimde kalite, sürdürülebilirlik kazanmıştır.

*

Geleceğin aydınlık günlerini, geçmişin aydınlık günlerinden bakanlar görürler. Tarihin her döneminde, ülkelerin geleceklerinin temellerini, geçmişin derinliklerinden bakmasını bilenler atmışlardır. İnsanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanmayanlar, geleceğin taşıdığı tehlikeleri göremezler, sunduğu fırsatları yakalayamazlar. Toplumlar geçmişleriyle olduğu kadar, gelecekleriyle de birlikte, iç içe yaşarlar.Geçmiş geleceğin yol haritasıdır.

*

Anadolu’nun yeni ahilerini, ürettikleri ürünlerinin yanında, yönetim ve üretim kültürlerini, dünya pazarlarına taşımak için, geçmişin düşünce ve eylem birikiminden, yararlanmak zorundadırlar. Onlar ahilerin değerlerini güncelleştirerek zenginleştirmeden, dünya pazarlarında kendilerine geniş yer açamazlar. Üretilen ürünlerle verilen hizmetlerle ve derinleştirilen bilgilerle, insanların gönüllerini kazanmanın sırları, bin yıllık Anadolu tarihinin derinliklerinde gizlidir.

*

Açıklık içinde sürekli yenilenerek, değerli ürün ve aranan hizmet üretiminde yardımlaşma, katılımcı yönetim ve paylaşımcı ekonomi gibi, Yirmi birinci yüzyıl yönetim bilimlerinin tartıştıkları ilkeler, yöntemler ve değerler, binlerce yıllık ahilik kültüründe, geliştirilerek uygulanmış, uygulanarak geliştirilmiştir. Üretimde ve yönetimde küresel ilkelerin özü zamanla büyük değişiklikler göstermez. Geçmişte olduğu gibi, geleceğin başarılı kuruluşları da, doğru yoldan ayrılmayanlar olacaktır.

*

Geçmişte kuruluşları güçlü kılan değerleri, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla ayrıntılı olarak araştırmadan, dünyadaki yeni gelişmeler uyum sağlamak mümkün değildir. Dünya pazarlarına açılarak, hayatın her alanında başarılı olmak isteyen kuruluşlar, kapılarını ve sofralarını üreticilere ve tüketicilere açarak, paylaşmasını öğrenmek zorundadırlar. Yirmi birinci yüzyıl dünyasının mimarları, yalnızca pazarları değil, gönülleri de fethetmesini bilenler olacaktır.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, üretimde ve yönetimde, yeni sözler söyleyenlerin, papuçlarını kimse dama atamaz.

*

Yeni dünyada tartışılan değerler, ahilik kültürünün güncelleştirilmiş değerleridir.

*

Kusursuzluk peşinde koşanlara, pazarların kapıları sonuna kadar açılır.

14 Temmuz 2019, 12:26

KURUMSAL VE TOPLUMSAL SORUMLULUK PAZARLARIN YUNUS’U OLMAKTIR

=========================================================== Dünyada bilgilerin, hizmetlerin ve ürünlerin üretiminde, hayranlık uyandıran kuruluşlar, kurumsal sorumlulukları kadar, toplumsal sorumluluklarının da bilincinde olan kuruluşlardır. Kuruluşların başarısında, kurumsal ve toplumsal sorumluluklar, birbiriyle çatışmaktan daha çok, birbirlerini tetikleyerek büyütürler. Dünyanın her yerinde her kuruluşun, yerine getirmek zorunda olduğu, yasal ve ekonomik zorunlulukları gibi, kurumsal ve toplumsal sorumlulukları vardır.

*

Pazarlardaki üreticiler ve tüketiciler, toplumsal sorumluluklarını göz ardı ederek, gelirlerini artırmaktan başka, amacı olmayan kuruluşlara destek olmazlar. Toplumlara yarar sağlayan, çevreye zarar vermeyen ve toplumun değerlerine saygılı ürün, hizmet ve bilgi üreten kuruluşlar, bütün ülkelerde saygı görürler. Her ülkede kuruluşlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, en dinamik boyutunu oluştururlar. Toplumların canlılıkları, odunun bile eğrisini satılmayan, pazarlarından kaynaklanır.

*

Dünyada sağlık bilimlerinden sosyal bilimlere, mühendislik bilimlerinden yönetim bilimlerine kadar bütün alanların vazgeçilmez konularının başında, toplumsal sorumluluk çalışmaları gelmektedir. Bütün ülkelerde değişik alanlardaki kuruluşların, topluma, çevreye ve kültüre karşı duyarsız ve sorumsuz uygulamaları, dünyanın her yanında tartışılmaktadır. Toplumsal sorumluluk taşıyan kuruluşların, ürünleri ve hizmetleri, dünyanın bütün ülkeleri tarafından benimsenirken, sorumluluklarını yerine getirmeyenler, duyarlı olmayanlar her ülkede dirençle karşılaşmaktadırlar.

*

Kuruluşlar ister ekonomik, ister kültürel, ister siyasal alanda çalışsınlar, bulundukları ülkelerin bütün kesimleriyle alışverişlerinde, sonuna kadar açık ve dürüst olmak zorundadırlar. Açıklığın olmadığı kuruluşlarda, haksızlıkların olduğu kadar yolsuzlukların önüne geçmek mümkün değildir. Bunun için doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayıran toplumsal sorumlulukların, konuşulmaları, tartışılmaları ve benimsenmeleri, geleceğin dünyası için, hayati önem taşımaktadır.

*

Toplumsal sorumlulukların bilincinde olan kuruluşlar, ürettikleri ürünler yanında, kurumsal sorumluluk yatırımlarıyla, dünyanın bütün ülkelerinde, kendilerine geniş çalışma alanları açarlar. Dünyanın her ülkesinde, insanların gözlerine giren kuruluşların ürünleri, hem pazarlarına hem evlerine girerler.Yerine getirdikleri toplumsal sorumluluklarıyla birlikte ürünleri de benimsenen kuruluşlar, kurumsallaşarak kuşaktan kuşağa geçerler ve yüzyıllarca ayakta kalırlar.

*

Kuruluşların toplumsal ve kurumsal sorumlulukları, insanları sevmelerinden, insanları sevenleri herkesin sevdiğini bilmelerinden kaynaklanır.Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kuruluşları sermayelerinden daha çok, benimsedikleri kurumsal ve toplumsal sorumluluklarıyla uzun ömürlü olurlar.İbn Haldun’un “Tavırlar Kuramı”, devletler için geçerli olduğu kadar, kuruluşlar için de geçerlidir.Kuruluşlar yaptıkları, kurumsal ve toplumsal sorumluluk çalışmalarıyla kurumsallaşırlar.

*

Devletler gibi, kuruluşlar da doğrulukta, iyilikte ve güzellikte, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir yarışa girerek kurumsallaşırlar.

*

Kurumsal ve toplumsal sorumlulukların, önemsenmesi ve yerine getirilmesi, her kuruluşun en büyük sermayesidir.

*

Kurumsallaşmasını başaran kuruluşlar, pazarlara doğru ürünler taşırlar, insanları doğruluklarıyla kazanırlar.

16 Temmuz 2019, 12:31

DÜNYADA HER YASAL OLAN ETİK HER ETİK OLAN YASAL DEĞİLDİR

======================================================== İnsanların geçmişten geleceğe yolculuklarında, ekonomik ve kültürel hayatlarının, bir boyutunu tüketimleri, bir boyutunu üretimleri oluşturur. Toplumlar canlılıklarını hem üretimleriyle, hem tüketimleriyle korurlar. Hayatın her alanında, tüketimsiz üretim, üretimsiz tüketim olmaz.Toplumlarda her tüketim kendi üretim, her üretim kendi tüketim ortamını hazırlar. Yaşamanın kolaylaştırılması ve dünyanın güzelleştirilmesi, üretim ve tüketim arasındaki uyumun sağlanmasına bağlıdır.

*

Dünyanın her yerinde, toplumları tükettiklerinden daha fazlasını üretenler zenginleştirirler, üretiklerinden daha fazlasını tüketenler yoksullaştırırlar.Bunun için her dönemde, üretimle tüketim arasındaki dengenin kurulması, kaynakların dağıtılması ve değerlendirilmesi, bütün toplumların karşı karşıya oldukları, ekonomik sorunların başında yer almıştır. Ülkelerin kaynaklarının değerlendirilmesinde, yasal sınırlarla etik sınırların gözetilmesi, sürekli tartışma konusu olmuştur.

*

Dünyada krizler üretimin ve tüketimin yol açtığı, çevresel,toplumsal ve kültürel etkilerden kaynaklanmaktadır. Hayatın yaşanır kılınması için, üretim ve tüketim çalışmalarının düzenlenmesinde,her zaman yasal olanlar etik olmazlar, etik olanlar yasal olmazlar. Bunun için yasal sınırlar kadar, etik sınırlar da önemlidir. Ülkeler arasındaki iletişimin ve etkileşimin, doruk noktasına ulaştığı, duvarsız, kapısız dünyada, yasal olanlarla etik olanlar birbirine karışmıştır.

*

Richard Barnet ve John Cavanagh, “Küresel Düşler” adını verdikleri kitaplarında, filmleriyle, televizyonlarıyla, radyolarıyla, dergileriyle, gazeteleriyle ve müzikleriyle eğlence dünyasında, etik sınırları önemsizleştiren kuruluşların, kazandıkları yeni boyutları ele almaktadırlar. Dünyanın her türlü eğlence, binbir çeşit şans oyunları ve popüler müzik merkezi, Las Vegas’ta olduğu gibi, seküler dünyanın bütün şehirlerinde, etik olanla olmayan her şey yasallaştırılmaktadır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, her ülkede yasalar, üretimi iyi ve tüketimi iyi, etik ilkeler iyi üretimi ve iyi tüketimi yapmak için vardırlar. Dünyada kutsal kültürle bağlarını koparan, seküler değerlerin yaygınlık kazanmasıyla, bütün ülkelerde etik ilkeler etkilerini yitirmektedirler.Ülkelerden daha büyük olan büyük şehirlerde, kazanmak herşeydir diyenler, kazanmak için herşeyi yapmaktadırlar.Bu yüzden her alanda etik olan değil, yasal olan önem kazanmıştır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, yasalarla düzenlenmeyen, yasaların boş bıraktıkları alanları, etik ilkeler doldururlar. Bunun için tarihin bütün dönemlerinde, etik ilkeler yasa kurallarından daha etkili olmuşlardır.Dünyada yasal kurallar her zaman sorgulanır, ancak etik ilkeler hiçbir zaman sorgulanmazlar. Yasal kurallara baş kaldırılır, etik ilkeler baş kaldırılmaz. Gizliliğin olmadığı düz kare dünyada,hiçbir ülke, hiçbir kuruluş,kendisinde etik ilkeleri göz ardı edecek gücü bulamaz.

*

Yasal kurallar her zaman değişirler,etik ilkeler hiçbir zaman değişmezler.

*

Yasalar görünen,etik ilkeler görünmeyen dünyadan seslenirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde etiksizlik ilkesizliktir.

16 Temmuz 2019, 18:41

Zenginlik yoksulluk gibi, kriz kaynağıdır.Krizlerin

Zenginlik yoksulluk gibi, kriz kaynağıdır.Krizlerin üstesinden, paylaşma kültürünü zenginleştirek, üreten eller olmasını bilenlerin sayısını çoğaltanlar gelirler. Bunun için Anadolu türkülerinde, "Kurban olam üreten ellere" denilir.

17 Temmuz 2019, 12:38

DARBE KAPIDAN GİRERSE DEMOKRASİ PENCEREDEN ÇIKAR

=================================================== Türkiye''nin, önündeki en büyük sorun, demokratik kültürün özümsenerek içselleştirilmesidir. Türkiye''deki siyasi partiler, ister muhafazakar demokrat, ister sosyal demokrat, ister milliyetçi demokrat, isterse de liberal demokrat olsunlar, hepsi demokrasi ortak paydasında buluşmak zorundadırlar. Demokratik kültürün zenginleşmesine katkıda bulunmayan, siyasi partilerin elinde, Türkiye bir darbeler ülkesi olmaktan kurtulamaz.Sorun darbeler ülkesi Türkiye'yi,demokrasi ülkesine dönüştürmektir.

*

Bütün dünyada demokratik yönetimlerin kaynağında, yönetilenlerin temel haklarıyla birlikte, özgürlükleri vardır. Dünyadaki son iki yüzyıldaki uygulamalarla, demokratik ülkelerin benimsediği, evrensel hukuk ilkeleri ve genel geçer ahlak kuralları oluşmuştur. “Yönetilen Demokrasi” değil, “Yöneten Demokrasi” olmak için, toplumun bütün kesimlerinin, demokratik yönetimin kurum ve kurallarına saygılı olmaları gerekir.Demokratik yönetim, kurumsallaşmış yönetimdir,lider odaklı değil, kural odaklıdır,kurum odaklıdır.

*

Demokratik yönetimi benimsemiş ülkelerin merkezinde seçmenler vardır. Demokratik mekanızmaya işlerlik kazandıracak olanlar, kültürel, siyasal ve ekonomik sorumluluklarının bilincinde olan entellektüellerdir. Onlar açıkladıkları bir oylarıyla, bir milyon oyu peşlerinden sürükler. Açık toplumların merkezinde yer alan çoğunluk, her zaman daha önemliyi, daha gerekliyi ve daha etkiliyi görür ve bilir.Tarihin her döneminde yanlışta birleşmeyen çoğunluk,toplumların ortak aklı olmuştur.Entellektüellerin kültürel ve toplumsal sorumluluğu,çoğunluğun görme ve bilme sürecini hızlandırmaktır.

*

Kültürel güçlerinin üzerinde kültürel güç olmayan,kutsal kültürden beslenen entellektüeller, doğru, güzel ve iyi bildikleri değerleri, en açık, en yalın ve en alçak gönüllü biçimde açıkladıkları ölçüde, başarılı ve etkili olurlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde çoğunluk, üst perdeden konuşan, yanılmaz olduğunu iddia eden, kendisinden başkasını görmeyenleri sevmez ve izlemez. Bu yüzden, söyleyecek sözü olan, yalın ve açık olmayı bilen entellektüellerin, piramitler kadar ömürleri olsa, hayatları boyunca konuşmaları beklenir.Entellektüeller toplumların ortak vicdanlarıdırlar.

*

Demokrasiyle yönetilen ülkelerin gücü, demokratik yönetimlerin ilkelerinin, çok yalın ve çok açık olmalarından kaynaklanır. Toplumların yönetiminde açıklık gibi, yalınlık da en büyük ve en etkili güç kaynağıdır. Bunun için, bütün ülkelerde demokratik yönetimler benimsenmektedir. En dayatmacı yönetimler bile, kendilerinin de demokratik olduklarını ileri sürmek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü yönetilenlerin çoğunluğunun onaylamadığı, hiçbir yönetim uzun ömürlü olamaz.

*

Türkiye''de kamu, özel ya da gönüllü bütün kurum ve kuruluşlar, demokratik kültüre yeni boyutlar kazandırmak için, var güçleriyle çalışmayı öğrenmelidirler. Türkiye geliştirdiği demokratik yönetimle Müslüman ülkelere örnek olacaktır. Zaten sınırların önemini yitirdiği düz kare dünyada, dayatmacı ülkelere, uluslarüstü kuruluşlarda geniş ve etkili bir yer yoktur.

*

Dünyanın her ülkesinde demokratik kültür, kültürel sorumluluklarının bilincinde olan,küresel düşünmesini bilen entellektüellerle özümsenir ve içselleştirilir.

*

Kusursuz insan olmadığı gibi, kusursuz demokrasi de yoktur. Demokratik yönetim kusursuzluğu arama yolunda uzun soluklu bir arayıştır.

*

Entellektüeller dünyanın gidişinden ve çağlarından sorumludur.

*

Demokrasiye direnilmez demokratik süreç yönetilir.

*

Demokrasilerde çoğunluk yolunu şaşırmaz.

*

Çoğunluk insanlığın ortak aklıyla düşünür.

*

Çoğunluk doğruyu uçlarda aramaz.

*

Doğru uçların altın oranındadır.

18 Temmuz 2019, 11:37

MEDENİYETİN ERİ OLMAYAN EDEBİYATIN ERENİ OLMAZ İSLAM MEDENİYETLERİN MEKKE ŞEHİRLERİN ANASIDIR

=============================================== Medeniyetin eri olmadan,edebiyatın ereni olunmaz. Düşüncenin çırağı olmadan, eylemin ustası olunmaz. Yeni Türkiye'yi bütün gemileri yakarak,"Medeniyetlerin Anası"nın tuttuğu ışıkla, bütün medeniyetleri yeniden sorgulamak için, ekonomik,siyasal ve kültürel alanda,hem akıl, hem gönül,hem alın teri dökenler inşa edecektir. Medeniyet teri, edebiyat terine karışmadan,insanlığın bilgi ve bilgelik, birikiminden yararlanılmaz,bilgiler bilgeliklere dönüşmez, kalıcı eserler verilmez.

19 Temmuz 2019, 11:37

BİLGİ TOPLUMUNDAN ETİK TOPLUMA İLKELİ KURULUŞLARLA GEÇİLİR

=========================================================== Dünyada devletleri üretimde ve yönetimde yenilik yaparak, yerel ürünleri küresel ürünlere dönüştürme yanında, yeni ürünler geliştirmesini bilen kuruluşlar ayakta tutmaktadırlar. Yirmi birinci yüzyılda devletlerin güçleri, toprak genişliğinden ve sermaye büyüklüğünden daha çok, etik derinliklerinden ve küresel kuruluşlarından kaynaklanacaktır. Onlarla bilgi toplumları etik toplumlara evrilerek, insanlar kötülüklerin önüne iyilikle, yanlışlıkların önüne doğrulukla geçeceklerdir.

*

Tarım, sanayi, bilgi toplumu kuruluşlarının yan yana,el ele olduğu bir dünyada,etik ilkeler saygı göstermeyen kuruluşların ürünlerine, hiçbir ülkede saygı gösterilmeyecektir. Üretimde ve yönetimde, etik ilkeler ekonomik gelişmelerin tetikleyicileridir. Etik ilkelerin ayaklar altına alındığı kuruluşlarda, ekonomik başarıların sürdürülebilir olması mümkün değildir.Bunun için bütün ülkelerde, etik ilkelerin korunmasından, kuruluşlarla birlikte toplumların bütün kesimleri sorumludur.

*

Dünyanın kanlı savaş yüzyıllarının, başında gelen Yirminci yüzyıl, etik ilkelerin en çok çiğnendiği yüzyıl olmuştur.Kutsal kültürün kaynaklarının kurutan savaş yüzyılında, ilkesizlik ilke, etiksizlik etik sayılmıştır. Ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın merkezine, etik insan değil,ekonomik insan yerleştirilmiştir.Etik ilkeler kutsallıklarını yitirirken, ekonomik ilkeler kutsallık kazanmışlardır.Ekonomik ilkelere dört elle sarılan, seküler Batı dünyası, bütün ülkeleri savaş alanına çevirmiştir.

*

Dünyada kutsal kültürün kaynaklarını dinamitleyenler, ellerine geçirdikleri ekonomik zenginlikleri korumak için, üretimde ve yönetimde etik dışı, her yönteme başvurmuşlardır.Onların ellerinde yalnızca şehirler değil, denizler de toplu mezarlara dönüşmüşlerdir. Onlar bütün ülkelerle iş birliği yaparak, ya bilgi toplumlarını etik toplumlara dönüştürecekler, ya da Musa’ya karşı savaşan Firavun’un askerleri gibi, Kızıldenizde seçilen ve seçilmeyen krallarıyla yok olup gideceklerdir.

*

İnsanları zamanda ve mekanda, uzun yolculuklara çıkaran, genel kabul gören etik ilkeler, bütün insanlığın yüzyılların içinde oluşturduğu küresel değerlerdir.Dünyada benimsenen etik oldukları kadar ekonomik de olan ilkeler,bütün inançların ortak değerlerine dayanır.Etiğin ilkeleri,yönetimin kuralları ve ekonominin yöntemleri,tarihin her döneminde, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olmuşlardır.Onların örtüştüğü ortak alan, her insana içinden seslenen, insanlığın ortak vicdanı olmuştur.

*

Dünyanın ortak vicdanın, tarihin derinliklerinden gelen, uyarıcı sesini duymayan kuruluşlar, üretimde ve yönetimde etik ilkelerin, çiğnenmesinin yol açtığı çığlıkları,duymakta güçlük çekerler. Etik ilkeler hayatın her alanında, üretimi doğru yapmanın değil, doğru üretimi yapmanın yol haritasını verirler. Ürettikleri ürünlerle, etik ilkeleri içselleştirerek, özümseyen bütün kuruluşlar, kendilerini bilgi toplumundan, etik topluma götürecek, ışıklı yolda bulurlar.

*

Etik toplumlar birbirleriyle iç içe olan tarım,sanayi ve bilgi toplumlarının ortak alanlarına, yeni zenginlikler kazandırarak,hep birlikte dönüştürürler.

*

Bilgi toplumlarını etik toplumlara dönüştürmeye çalışmayanlar,ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın ana kaynaklarını kuruturlar.

*

Etik toplumların temellerinde,insanların vicdanına dayanan, her insanın bildiği ortak doğrular vardır.

20 Temmuz 2019, 12:07

PAYLAŞANLAR ZENGİNLEŞİRLER ZENGİNLEŞENLER PAYLAŞIRLAR

======================================================== Dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik, siyasal ve kültürel zenginliğin, kaynağında paylaşma kültürü vardır. Hayatın her boyutunda, paylaşılan kaynaklar zenginleşirler, zenginleşen kaynaklar hayatı kolaylaştırırlar. Ellerindeki kaynakları paylaşmasını bilenler, insanların temel ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi, ekonomik ve kültürel hayata yeni alanlar açarlar.Bu yüzden her kültürde, toplumun bütün kesimleri arasında, üretimde ve tüketimde paylaşma sürekli özendirilir.

*

Paylaşma kültürü ortaklık kültürüdür. Paylaşmakta güçlük çekmeyenler, ortaklıkta zorluk çekmezler. Kaynakları paylaşma kültürünün geliştiği toplumlarda, değişik kesimler arasında kaynaklar, dengeli olarak dağıtılırlar ve haksızlığa yol açmadan değerlendirilirler. Bütün ülkelerde ekonomik ve kültürel zenginlik, birlikte çalışmanın doğurduğu üretim gücüne dayanır. Bunun için ortaklık kültürüne, yeni açılımlar kazandıran toplumlar, hayatın hiçbir alanında yoksul düşmezler.

*

Anadolu insanının yüzyıllar içinde oluşan ortaklık dünyasında, insanlar kendi ellerinde olanlara, başka insanların ellerinde olmayanlara bakarak,ekonomik ve kültürel alanda, üreten ellerin sayısını çoğaltmaya, çok büyük önem verirler. Bu yüzden Anadolu’nun bin yıllık tarihinde, üreten eller tüketen ellerden daha üstün tutulmuş ve sürekli özendirilmiştir. Tarihin her döneminde toplumların güçleri, her alanda üreten ellerin çokluğuna dayanmıştır.

*

Paylaşma kültürü, ekonomik yapıyı ve kültürel dokuyu krizlerden koruyan “Nuh’un Gemisi”dir. Paylaşma her alanda başarının güvencesidir. Paylaşan güçlenir, güçlenen paylaşır.Üreten eller olmasını bilen toplumların, dağları altına, denizleri inci deposuna, ovaları tahıl ambarına dönüştürürler. Bunun için üretmesini ve paylaşmasını bilen insanların ellerinde dünyanın taşı ve toprağı altına dönüşür. Bu yüzden doğal kaynak yoksulu pek çok ülke, üretim gücünü büyütmede güçlük çekmemektedir.

*

Ülkelerin kaynakları, paylaşarak değerlendirmesini bilen insanlarla, toplumun bütün kesimlerinin hayatını kolaylaştıran, ürünlere ve hizmetlere dönüşürler. Onların ellerinde ülkelerin, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçleri, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Bütün ülkelerde üretim güçsüzlüğünün üstesinden, ortaklık kültürünü zenginleştirenler gelir. Ekonomik boyutları olduğu kadar, etik boyutları da olan ortaklıklar, hayatın her alanındaki başarının en önemli güvencesidirler.

*

Anadolu’da toplumun değişik kesimlerinin arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağlayan, yazılı olmayan bir “Toplumsal Sözleşme” vardır.

*

Paylaşmanın doruk noktasına ulaştığı toplumlarda, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda büyük patlamalar yaşanır.

*

Anadolu insanı vakıflarla, gittiği her coğrafyada, paylaşma kültürünün en güzel örneklerini vermiştir.

21 Temmuz 2019, 10:07

Kurumsallaşma yalnızca devletlerin değil,büyük küçük bütün

Kurumsallaşma yalnızca devletlerin değil,büyük küçük bütün kuruluşların en büyük ve en önemli sorunudur.Ekonomi dünyasında, üçüncü kuşağa geçen şirketlerin sayısı bütün dünyada yüzde onu çok aşmaz.İbn Haldun Mukaddime'de,"Tavırlar Nazariyesi" ile kurumsallaşmanın yasalarını ayrıntılı olarak anlatır.O kurumsallaşmayan devletlerin dört kuşaklık ömürleri olduğunu önemle vurgular.

21 Temmuz 2019, 11:59

SINIRLI DÜNYADA SINIRSIZ EKONOMİK BÜYÜME PEŞİNE DÜŞÜLMEZ

========================================================= İnsanlığın atalarının yitirdiği Cennette olduğu gibi, dünyanın hiçbir ülkesinde, doğal zenginlikler sınırsız olmadığı gibi, finansal kaynaklar da sınırsız değildir. Dünyada hiçbir ülkenin, ortak doğal kaynakları, har vurup harman savurma hakkı yoktur.İnsanların temel ihtiyaçları olan ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin karşılanmasından bütün ülkeler sorumludur. Bu yüzden devletlerin tarıma,sanayiye,eğitime ve sağlığa yaptığı yatırımlar, bütün dünya için hayati önem taşımaktadır.

*

Anadolu’da denildiği gibi: “Gökten kudret helvası yağar, para yağmaz.” Para gibi, ürün, hizmet ve bilgi de gökten yağmaz. Üreticiler üretecekleri, tüketiciler tüketecekleri, ürünler ve hizmetler için, gerekli kaynakları bulmak zorundadırlar. Tarihin her döneminde, toplumlar ellerindeki sınırlı kaynakları, değerlendirmek sorunuyla karşı karşıya kalmışlardır. Her dönemin güçlü toplumları, dünyanın kaynaklarından kimseye haksızlık yapmadan, yararlanmasını bilenler olmuştur.

*

Sanatların en eskisi, bilimlerin de en yenisi Ekonomi, eldeki kaynakları temel ihtiyaçları karşılama yolunda, değerlendirme bilimi olarak tanımlanır. Bir ekonomide kıt kaynakların dağıtımı, arz ve talebe göre fiyatların belirlenmesi, değişik seçenekler arasında, karar verilması pazara dayanır. Her dönemde ekonomilerin can damarlarını pazarlardaki üreticiler ve tüketiciler oluşturmuştur.Onlar ekonominin anayasası olan, arz ve talep yasasına dayanarak, toplumları ayakta tutarlar.

*

İster Doğuda, ister Batıda olsun, her ülkenin pazarlarında bolluk ve kıtlık dönemleri olur. Pazarlardaki aksamalar, üreticiler ve tüketiciler üzerinde olumlu etkiler yanında, olumsuz etkiler de doğururlar. Pazarlardaki olumlulukları büyütmede, olumsuzlukları azaltmada en etkili gücü, hem üreticiler hem de tüketiciler olarak,bütün insanlar oluşturur. Ekonomik, siyasal, kültürel krizler, bir değişim aracı olan parayı, bir ürün gibi alan ve satan kuruluşlardan kaynaklanır.

*

Pazarın doğurduğu olumlu etkileri büyütmek, ister kamu, ister özel olsun, bütün kuruluşların dünyayı, bedelsiz ürünler dağıtan bitmez, tükenmez kaynak deposu olmaktan çıkarmalarına bağlıdır. Başta kamu kuruluşları olmak üzere, bütün kuruluşlar dünyadan aldıkları her kaynağın, bir bedeli olduğunu bilmek zorundadırlar. Bir insan dünyadan, gerekli olandan daha fazlasını alırsa, farkında olmadan üstesinden gelinemeyecek, sorunların tetikleyicisi olur.

*

Dünyada bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları, çevresel ve finansal krizler, kuruluşların sürdürülemez doğrusal büyüme, peşinde koşmalarından kaynaklanmaktadır. Dağlarıyla, ormanlarıyla, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle ve ovalarıyla dünya bütün ülkelerin ortak zenginlikleridir.Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir ülkenin dünyanın kaynaklarını, sorumsuzca tüketme ayrıcalığına sahip değildir. Dünya kaynaklarının, sorumsuzca tüketilmesini önlemek, bütün kuruluşların görevidir.

*

Yüz yüze olunan krizler, sınırlı bir dünyada, sınırsız istekleri karşılamaya kalkışmanın, önlenemez doğal sonuçlarıdır.

*

Dünyanın kaynakları sınırsız olmadığı için, gösteriş harcamaları bütün ülkeler için, hayati önem taşımaktadır.

*

Ekonomik büyüme sınırsız değildir, ekonomi de ağaçler gibi doğal sınırlar içinde büyümelidir.

21 Temmuz 2019, 12:15

"Yöneten Demokrasi" seçimlerle, yönetenleri değiştirmezse

"Yöneten Demokrasi" seçimlerle, yönetenleri değiştirmezse, "Yönetilen Demokrasi" seçimleri değiştirir.Birinde oylar gizli verilir,açık sayım yapılır.Birinde oylar yine gizli verilir,ancak sayımlar da gizli yapılır.

22 Temmuz 2019, 11:51

TÜKETİM ÇILGINLIĞININ ÜSTESİNDEN İÇ ZENGİNLİKLE GELMEK

===================================================== Hızlı büyüyen ekonomilerinde, kalıcı ürünlerden daha çok, geçici ürünlere ağırlık verilir. İster kalıcı, ister gecici olsun, bütün ürünlerin ömürleri ne kadar kısaltılırsa, satışları da o kadar artırılır. Tüketim toplumlarında insanlar ne kadar çok tüketirlerse, o kadar çok mutlu olurlar. İnsanların mutluluklarını artırmak için, ürünler bir kere kullanılıp, sonra atılmak üzere tasarlanırlar. Büyülü alışveriş merkezleri, ilk defa Amerika’da ortaya çıkmıştır. Tüketim ekonomisine Amerikalılar öncülük yapmıştır.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, büyülü alışveriş merkezlerinde, hiçbir zaman pencere olmaz, saat olmaz. Çünkü satın almanın saati olmaz. Günün yirmi dört saati alışveriş yapılır. Pencerelerin ve saatlerin olmadığı satış yerlerinde, tüketiciler zamanın akıp gitmekte olduğunu unuturlar. Her yerde alışveriş merkezleri sabaha kadar açıktır. Satın alınan ürünler, çoğu zaman tüketilip atılmak için üretilirler. Amerika dünyayı büyük bir çöplüğüne dönüştürmüştür.

*

Üretim uzmanları bütün ülkelerde, kısa ya da uzun ömürlü bir ürün almak isteyenlere, tüketim toplumu Amerika’dan değil, üretim toplumu Almanya’dan satın almalarını önerirler. Amerika’dan alınan ürünler, bir kere işe yararlar, sonra da çöpe atılırlar. Dünyanın her ülkesinde tüketim ekonomisini, alışveriş bağımlısı insanlarla birlikte, kısa ömürlü tüketim ürünleri ayakta tutarlar. İnsanların sonu gelmez tüketim yarışı, iç dünyaların yoksulluğundan beslenir.

*

Seküler Batı toplumlarındaki iç yoksulluk, kutsal kültürün bütün değerleriyle, hayattan dışlanmasından kaynaklanmaktadır. Seküler kültür, hiçbir alanda kutsal kültürün yerini dolduramamıştır. Tüketim kültürünün baskısına karşı direnmede, hem Doğuda hem de Batıda, iç dünyayı derinleştirerek zenginleştirmekten başka, bir yol yoktur. Dünyada yalın ve derin yaşamanın en bilinen yolu, Anadolu’nun bin yıllık tarihi içinde yaşanıla yaşanıla olgunlaşan Yunus kültürüdür.

*

İnsanların iç dünyalarını zenginleştirenler, üretimle tüketim arasındaki uyumu ve düzeni, sağlamakta güçlük çekmezler. Onlar hayatın her alanında, yalın yaşamanın yolunu açarak, rasyonel üretimin, irrasyonel tüketime dönüşmesine izin vermezler. Yalınlığın Anadolu’da yüzyılların içinde oluşmuş, köklü bir geleneği vardır. Dünyayı bir fırtına gibi kasıp, kavuran tüketim çılgınlığının üstesinden gelmek için, toplumun bütün kesimlerinin, iç dünyayı zenginleştirme yolunda el ele vermeleri gerekir.

*

İç dünyayı zenginleştirmenin bir sınır yoktur. İç dünyaları derinleşen insanlara, görülmeyenleri gören, duyulmayanları duyan, yeni düşünce ve yeni eylem alanları açılır. İnsanlar tüketime sevinmeyen, üretime yerinmeyen iç dünyalarıyla, dış dünyayı kolaylaştırarak, bütün insanlar için yaşanır kılarlar. Onların dış dünyalarında, açlıktan ölenlere kesinlikle yer olmadığı gibi, tokluktan ölenlere de kesinlikle yer yoktur. Onlar iç dünya zenginliklerini, dış dünyaya yansıtmayı bilirler.

*

Dünyadaki ekonomik çöküntüler, dış dünya yoksulluğundan değil, iç dünya yoksulluğundan kaynaklanır.

*

Dünyadaki ekonomik dengeleri sarsan tüketim çılgınlığının üstesinden iç dünya zenginleri gelir.

*

İç dünyanın derin dilini öğrenmeden, dış dünyanın yalın dilini anlamak mümkün değildir.

23 Temmuz 2019, 11:33

SAVURGANLIĞIN OLUŞTURDUĞU ATEŞ ÇEMBERİNİ PARÇALAMAK

======================================================== Savurganlığın herkesin gözünü kamaştırdığı toplumlarda, şehirlerin odak noktasını alışveriş merkezleri oluşturmaktadır. Savurganlığı bir yaşama ve düşünme biçimine dönüştüren seküler insanlar, haftada en azından bir defa alışveriş merkezlerine gitmezlerse, kendilerini hem çok yoksul, hem de çok mutsuz hissetmektedirler. Bunun için alışveriş merkezlerinde dolaşmak, vitrinlerin önünde saatlerce durmak seküler insanların, her hafta tekrarladıkları bir törene dönüşmüştür.

*

İnsanlar sürekli satın almayı özendiren pazarlama yöntemleriyle, desteklenen savurganlığın ateş çemberiyle kuşatılmaktadırlar. Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılan, insanların huzur ve mutluluğunu sağlayan herşey, savurganlığın oluşturduğu ateş çemberinin dışında yer almaktadır. Herkesi baştan çıkaran tüketim sarhoşluğundan ayılmadan, bütün ülkeleri tehdit eden doğal afetlerin ve finansal krizlerin üstesinden gelmek mümkün değildir.

*

Toplumun bütün kesimlerine bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan savurganlığı önlemek için, toplumların bütün kesimlerine ve bütün kuruluşlara, büyük görevler düşmektedir. Dünyada bütün toplumları peşinden sürükleyen savurganlık, hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, yol açtığı kültürel ve çevresel sorunlarla, şehirleri yaşanmaz hale getiriyor.Dünyanın her ülkesinde, karşı karşıya olunan ekonomik ve kültürel sorunların anaları alkollü içkiler, babaları da savurganlıktır.

*

Dünyada tüketim ve alkol sarhoşluğuna kapılan toplumlar, yalnızca sağlıklarını değil, ekonomik zenginliklerini de yitirmektedirler. Savurganlık toplumların paralarını ceplerinden alırken, alkollü içkiler akıllarını başlarından almaktadır. Savurganlığın ve alkollü içeceklerin tüketimin yaygınlaşması, ülkelerin ekonomik büyümelerine destek olurlarken kültürel gelişmelerine de engel olmaktadırlar. Ancak ekonomik büyüme, aynı zamanda ekonomik gelişme değildir.

*

Bir ülkenin üretiminin ve gelirinin artması, her zaman toplumun zenginliğinin de artması anlamına gelmez. Çünkü savurganlığın ve alkollü içeceklerin topluma ödettiği bedeller, ekonomik büyümeye yaptıkları katkılardan, kat kat daha büyüktür. Her alanda hayatı, toplumsal yararları büyüten ürün ve hizmet üretenler, hem kolaylaştırırlar hem de zenginleştirirler. Bunun için tüketim sarhoşluğunun yol açtığı kaynak savurganlığı, toplumları zenginlik içinde yoksulluğa sürükler.

*

Toplumlarda sağlık sorunlarını ve gelir dengesizliklerini, insanların ihtiyaçlarından daha çok, isteklerini karşılayan ürünleri ve hizmetleri üretenler büyütürler. Onların toplumsal yapıda, yol açtıkları zararlar, çoğu zaman sağladıkları yararları aşar.Onlar toplumsal hayatın bir yanını yaparken, başka bir yanını da yıkarlar. Savurganlıkla haksız kazançlar arasında, doğru orantılı bir bağıntı vardır. Savurganlık insanlığı toptan intihara sürükleyen, en önemli küresel tehdittir.

*

Savurganlık insanların ellerinin emeklerinin, gözlerinin nurlarının ve alınlarının terlerinin karşılığından daha fazlasını istemelerinden kaynaklanır.

*

Savurganlığın yol açtığı küresel ısınmayla, hızlanan doğal afetler bütün insanlığı, adım adım toptan yok oluşa doğru sürüklemektedir.

*

Savurganlığın üstesinden yalınlıkla gelinir.Dünyayı dönüştürecek düşünce ve eylemlerin en büyük kaynağı yalınlıktır.

23 Temmuz 2019, 12:01

"Çile" Necip Fazıl'ın yaşadığı entelektüel kriz sonrası yazılmıştır

"Çile" Necip Fazıl'ın yaşadığı entelektüel kriz sonrası yazılmıştır. Şiiri iman için bilen Necip Fazıl,"Kaldırımların" şairi değil, "Çile"nin şairi olmuştur. "Yaşanan hayat gerçek hayat değil"diyen, Rimbaud da geçirdiği bir entelektüel kriz sonrasında, "Şarhoş Gemi"yi yazmıştır.Biri kendini çöle,biri meydanlara atmıştır.

25 Temmuz 2019, 11:32

BÜTÜN DÜNYADA SERMAYE GÜÇ KAYNAĞI OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR

======================================================= Ulaşım, iletişim ve üretim alanındaki gelişmeler, toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel yapısında, köklü dönüşümlere yol açmaktadır. Her alanda büyük bir hız ve yoğunluk kazanan üretim yarışı, bütün kuruluşları birbirleriyle hem yarışmaya hem yardımlaşmaya zorluyor. Ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, giderleri azaltmak,gelirleri çoğaltmak için, yenilenme çalışmalarına büyük yatırımlar yapılmaktadır.Sürekli yenilenmesin bilenler her alanda güç kazanmaktadırlar.

*

Üretimde ve yönetimde yeni gelişmelere paralel olarak, ekonominin bütün alanlarında, ağırlık insanlardan makinalar geçerken, yönetimde ağırlık sermaye sahiplerinden, bilgi sahiplerine geçmektedir. John Kenneth Galbraith, “New Industrial State” adını verdiği kitabında, dünyadaki toplam üretiminin, önemli bir bölümünü karşılayan, sanayi toplumlarının büyük kuruluşlarının, üretim ve yönetim yapısındaki değişmeleri, ayrıntılı olarak ele alarak tartışmaktadır.

*

Sanayi toplumlarında karar alma yetkisi, Galbraith’in “Teknostrüktür” olarak nitelendirdiği, yeni bir yönetici kesimin eline geçmiştir. Onlar sanayi toplumunun dokunulmazlık kazanan teknokratlardır. Ülkelerin ekonomik yapılarını dönüştüren, pazarlarda fiyatları belirleyen, gelirleri artıran ve giderleri düşüren yenilikler yapan kuruluşların, ortakları güçlerini yitirmişlerdir. Dünyadaki bütün kuruluşlarda güç, yeni ürünler geiştiren teknokratlara kaymıştır.

*

Tarihin her döneminde toprak, sermaye ve emek gibi, üretim faktörleriyle yönetenler arasında doğru orantılı bir bağıntı olmuştur. Dönemin ekonomik ve kültürel özelliklerine göre, gücün kaynağı değişmiştir. Tarım toplumlarında güç, toprak büyüklüğünden kaynaklanmıştır. Toprağı büyük olan ülkelerin üretim gücü de büyük olmuştur. Sanayi toplumlarında birden fazla güç kayması yaşanmıştır. Önce sermaye, ardından teknolojik bilgi sahipleri ağırlık kazanmıştır.

*

Galbraith dünyanın önemli iktisatçılarından biri olduğu gibi, etkili entelektüellerinden de biridir. Bir sanatçı duyarlılığıyla, yıllar öncesinden, sermayenin bir güç ve egemenlik aracı olmaktan çıktığını görmüştür. O “İnsanlar bundan böyle sefaletin dehşet verici tuzaklarına düşmeyecekler, geleneksel Kapitalizm ölecek ve Marksizm hayat kaynaklarını kurutacaktır” demiştir. Seksenli yılların sonundaki gelişmeler, bilinen Komünizmle birlikte, bilinen Kapitalizminin de sonunu getirmiştir.

*

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçen dünyada güç, kısa dönemli düşünen devlet yöneticilerinden, uzun dönemli düşünen kuruluş yöneticilerine geçmiştir. Geçmişin eğitim düzeyi düşük, hesapsız risk almayı seven, sermaye sahibi otokratik girişimcilerinin yerini, yeni bilgilerle donanmış, hesaplı bir risk peşinde koşan, eğitim düzeyi yüksek demokratik girişimciler almıştır.Onlar yeni yüzyılda yeniden yapılanan dünyanın, yeni temellerini atmaktadırlar.

*

Sürekli yenilenmek , yenilikte yarışmak, yenilenenler yenilmez diyen kuruluşların, ana dönüştürücü dinamiğidir.

*

Üretim ve yönetim paradigmalarını yenilemeyen kuruluşlar, dünyaki gelişmelere ayak uyduramazlar.

*

Geleceğin dünyasında kuruluşlar güçlerini sürekli yenilenen değerlerinden alacaklardır.

26 Temmuz 2019, 11:55

YALIN ÜRETİM YALIN TÜKETİM OLMADAN ATIKSIZ EKONOMİ OLMAZ

========================================================= Toplumların her alanda sonu gelmez isteklerinin karşılanmaya çalışılması, bütün dünyada ekonomik büyümenin, kutsallık kazanmasına yol açmıştır. İnsanların doyma bilmez istekleri, tüketimi artırmıştır, tüketimin artışı ekonomiyi büyütmüştür, ekonominin büyümesi atıkları artırmıştır. Bütün dünyada tüketim, büyüme ve atıkların oluşturduğu, kapalı döngü içinde, insanlar gözleri kapalı dolap atı gibi, dünyanın nasıl bir sona doğru gittiğinin, farkına varmadan dönüp durmaktadırlar.

*

Dünyada ekonominin oluşturduğu kapalı döngüde, tüketimin katlanarak artması için, durmadan kamçılanan isteklerle, hem üretimde hem de tüketimde atıklar, akıl almaz boyutlar ulaşmaktadır. Artık atıklar ülkelerde tek boyutlu, yerel bir sorun olmaktan çıkarak, çok boyutlu küresel bir soruna dönüşmüştür. Bunun için atıklardan kaynaklanan, bütün ülkelerin ekonomik dengelerini altüst eden,küresel ısınma her ülkenin gündeminde, yer alan sorunların başında gelmektedir.

*

Atıklar tüketime yarar sağlamayan, üretime katma değer kazandırmayan, ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin elde edilmesi için, doğal kaynaklarla birlikte, entelektüel ve finansal kaynaklarını yok etmektedirler. Hayatın bütün alanlarında, ortaya çıkan atıklar, yalnızca kaynakların tükenmesine yol açmakla kalmıyorlar, bütün insanlığın geleceğini de tehdit etmektedirler. Eğitimsizlik gibi, yoksulluk gibi, yolsuzluk gibi, atıklar da, bütün dünyanın ortak düşmanı haline gelmişlerdir.

*

Her türlü atıklardan arındırılmış, yalın tüketim, yalın üretim ve yalın kuruluş denilince, yönetim dünyasının öncülerinden, James Womack ve Daniel Jones akla gelir. Onlar yalın düşünceyi geliştirmek amacıyla, kurdukları kar amacı gütmeyen, eğitim ve araştırma merkezi “Lean Enterprise Institute” de, bütün dünyada etkili olan, çığır açıcı çalışmalar yapmışlardır.Onları izleyen ülkelerde, atıkların üstesinden gelmek için, çığır açıcı araştırmalar yapılmaktadır.

*

Ekonomilerde atıkların önlemesi, Womack ve Jones’un, “Yalın Düşünce” adını verdikleri, kitaplarında vurguladıkları gibi: “Yalın düşünce, değerin tanımlanması, değer yaratan adımların en iyi ve en doğru biçimde sıralanması, bu adımların gerektiği anda aksamaya uğramadan atılması ve giderek daha yüksek etkenlikte gerçekleştirilmesinin yollarının”, bütün kuruluşlara öğretilmesine bağlıdır.Bütün kuruluşlarda yalınlık, hem tüketim, hem üretim çalışmalarının, yalınlaştırılmasıyla sağlanır.

*

Hayatın her alanında tüketimde olduğu kadar, üretimde de atıklar önlenemez boyutlara ulaşmıştır.Bunun için insanların, yalın düşünceyi içselleştirerek, yalın üretmesini, yalın tüketmesini ve yalın yaşamasını benimsemeleri, bütün dünyanın geleceği için, hayati önem taşımaktadır. Çünkü dünyanın her yanında,ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın, bütün boyutlarında yalınlıktan uzaklaşmanın, kaynakları tüketen binbir değişik yüzüyle karşılaşılmaktadır.

*

Dünyanın bütün ülkelerindeki, yerel ve küresel kuruluşların, hem kitlesel tüketimlerinde, hem kitlesel üretimlerinde ortaya çıkan, atıkların ulaştıkları dehşet verici boyutlar, yalın düşünmenin, yalın yaşamanın, yalın üretmenin, yalın tüketmenin bütün insanlığın ortak sorunu olduğu açıkca ortaya koymaktadır. Atıkların en düşük düzeye indirilmesi için, kuruluşlar kendi kültürleri içinde, köklü bir düşünce,köklü bir eylem ve köklü bir yaşama yolu bulmak zorundadırlar.

*

Kutsal kitaplar yalın düşünce, yalın yönetim, yalın hayat konusunda, en önemli ve en etkili kaynakların başında gelirler. * Az az yemesini, az içmesini başaramayan toplumlar, atıksız üretmesini, atıksız tüketmesin başaramazlar.

*

Üretimde ve tüketimde, yalınlığı özendirmekten, atıkları önlemekten, her ülke sorumludur.

29 Temmuz 2019, 11:09

TÜKETİM BAĞIMLILIĞININ ÇORAK TOPRAKLARINDA AKMAKTAN KURTULMAK

=========================================================== Dünyada insanlar olmadan tüketim, tüketim olmadan insanlar olmaz. Tüketimin hayatın karmaşıklaşmasında olduğu kadar, yalınlaştırılmasında da vazgeçilmez bir yeri vardır.Tüketim yüklendiği işlevlerle, bütün alanlarıyla hayatı, hem kolaylaştırır hem zorlaştırır. Her toplumun kendine özgü, bir tüketim ve bir yaşama kültürü vardır. Kutsal kaynaklardan beslenen kültürlerde, insanlar yaşamak için tüketirler. Ölüm sonrasına inanmayan seküler kültürlerde, insanlar tüketmek için yaşarlar.

*

Kutsal kitaplara öncelik veren toplumlarda, hayatın bütün alanlarında, belirleyici olanlar ekonomik değerler değil, kültürel değerlerdir. Onlar iki dünyayı, birbirine kurban etmeden, altın oranda harmanlamasını bilirler. Yalnızca yaşanan dünyaya, önem veren insanlar için, tüketim en büyük değer ve anlam kaynağıdır. Onların düşünce ve eylem dünyasında, gece gündüz durmadan tüketmek, mutluluğun olduğu kadar, başarılı olmanın da en önemli göstergesidir.

*

Seküler toplumlar mutluluğu, durmadan artırmaya çalıştıkları tüketimde ararlar.Tüketim yarışı ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğidir. Tüketimi yıldan yıla artırma yarışı, ekonomik büyümenin sürükleyici gücüdür. Tüketim bağımlısı insanlar, alkol bağımlısı insanlar gibi, durmadan gece gündüz, gerekli gereksiz yeni eski ürünlerden,satın almadan mutlu olamazlar.İnsanları tüketim bağımlısı kılan pazarlama, üretim ve yönetim bilimlerinin temelidir.

*

Parçalardan bütüne bütünden parçalara, bakmanın çok güçleştiği seküler dünyada, tüketim bağımlılığının yol açtığı sorunlar, hayatın bütün alanlarında katlanarak artmaktadır. En çok tüketenlerden olmak için, her gün tekrarlanan yarışta, seküler insanlar kutsal kültürle bağlarını bütünüyle yitirmişlerdir. Onlar aynı Goethe’nin Faust’u gibi, ölümsüzlüğün peşine düşercesine sınırsız isteklerinin peşine düşerek,toplumların iç ve dış dünyalarında, onulmaz büyük yaralar açmaktadırlar.

*

Faust’a özenerek doyma bilmez ve sonu gelmez tüketim tutkusuyla, kıvranan seküler insanlar, bütün dünyayı çoraklaştırmaktadırlar. Kutsal değerleri, hayatın dışına atan yönetimlerin ellerinde, insanların iç dünya zenginlikleri, çorak topraklarda akan nehirler gibi, buharlaşarak yok olup gitmektedir. Gelecek kuşaklar geçmiş kuşakları, toplumların afyonu olan televizyon dizileri izleyen, gösteriş çılgınlığında yarışan tüketim bağımlıları olarak göreceklerdir.

*

Hayatın zenginleşmesine, hiçbir katkısı olmayan tüketim bağımlıları, bütün krizlerin kaynağıdırlar. Yirmi birinci yüzyılın can alıcı sorunlarının başında, bütün boyutlaryla hayatı çoraklaştıran, tüketim bağımlılığının üstesinden gelmek olacaktır. Çünkü tüketim bağımlılığının üstesinden gelmeden, yoksulluk ve yolsuzluk sorunlarının üstesinden gelmek mümkün değildir. Bu yüzden her alanı kuşatan, tüketim bağımlılığının yol açtığı sorunlerı çözmek için, bütün ülkeler iş birliği yapmak zorundadırlar.

*

İnsanların harcamaları beslenme, giyinme ve korunma gibi karşılanması zorunlu ihtiyaçları aşmazsa, bütün ülkelerde tedirginlikten uzak, huzurlu ve barış içinde bir hayatın, kapıları kolaylıkla açılacaktır.

*

Dünyadaki yoksulluğun kaynağı, tüketmek için yarışanlardır.Dünyada tüketim bağımlılığının kaynakları kurutulursa, gerçek ihtiyaçları karşılamakta, hiçbir ülke güçlük çekilmez.

*

Kaynaklarla birlikte insanlığın ortak hazinesi zaman da tüketim bağımlılarının elinde heder olmaktan kurtulur.

30 Temmuz 2019, 10:21

YARDIMLAŞARAK DAYANIŞARAK TEMEL İHTİYAÇLARI KARŞILAMAK

========================================================== Üretimde ve yönetimde, bir yandan tüketimi azaltırken, bir yandan üretimi artıranlar, sınırlı kaynakları sürekli yeniden değerlendirerek, bütün insanların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunurlar. Toplumların mutluluğu ve güvenliği, herkesin temel sorunlarının çözülmesine bağlıdır. Doğudan Batıya bütün toplumlarda, ihtiyaçların karşılanmasıyla birlikte güvenliklerin sağlanması, barış içinde birlikte yaşamanın en büyük güvencesidir.

*

Ekonomik ve kültürel değerleri, sağlıklı olan ülkelerde, insanların ihtiyaçlarını karşılayan kuruluşların ihtiyaçları, toplumun bütün kesimleri tarafından karşılanır. İnsanlar için iyi olanlar, kuruluşlar için de iyidir. Dünyanın bütün ülkelerinde, insanlar kültürlerin, kuruluşlar da ekonomilerin güç kaynağıdır. Toplumlar insanlarla, insanlarla kuruluşlarla varlıklarını sürdürürler. Bunun için her yerde, hem insanlar hem kuruluşlar birlikte yaşamak, yardımlaşmak ve dayanışmak zorundadırlar.

*

İnsanlar ve kuruluşlar denizler gibi, sürekli hareket halindedirler, bazan durgundurlar, bazan da hareketlidirler.İnsanların ve kuruluşların, dinamik ekonomik ve kültürel dünyalarında, insanlar için doğru ve güzel olanlar, kuruluşlar için de doğrudur ve güzeldir. İnsanlar ve kuruluşlar, düşünceleriyle, eylemleriyle, üretimleriyle ve tüketimleriyle, ülkelerin ekonomlerine ve kültürlerine, çoğaltan ve çarpan etkileri çok boyutlu olan, gizemli bir güç kazandırırlar.

*

Denizler için sular nasıl bir işlev yükleniyorsa, toplumlar için de insanlar aynı işlevi yüklenirler.Nasıl susuz denizler olmazsa, insansız da toplumlar olmaz. Kültürel doku ve ekonomik yapıya tat ve rengini insanlar verirler. Hayatta herşeyin kaynağında insanlar vardır. Kültürel ve ekonomik hayatın hem tadı, hem de rengi insanlardan kaynaklanır. İnsanların güçleri ve etkileri, her dönemde içlerinde yer aldıkları kuruluşlarla, toplumsal hayatın her alanına katlanarak yansır.

*

İnsanlar üretimlerinde ve yönetimlerinde yer aldıkları, kuruluşların üretikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, zenginleştirdikleri bilgilerle, toplumları güçlendikleri gibi, güçsüz de düşürürler. Toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel alandaki güçleri, insanların gönüllerindeki düşüncelerini eylemlere dönüştürerek, dünyaya kazandırmalarına bağlıdır. İnsanlar yapıkları yeniliklerle, büyüttükleri kuruluşlarla, toplumları bir dünyadan alırlar, başka bir dünyaya taşırlar.

*

Toplumları geçmişten geleceğe taşımada, insanların güçleri her kademesinde yer aldıkları kuruluşlardan gelir. Onlar toplumların ihtiyaçlarını karşılayan üretimleriyle,dünya barışına en büyük katkıda bulunurlar.Onların ekonomi ve kültür dünyalarında, üretmesini bilenler, tüketmesini bilenlerden önce gelirler. Onlar özendirdikleri gerekli üretimleriyle, önledikleri gereksiz tüketimleriyle, ağaçlar gibi büyüyen doğal döngüsel ekonominin ana omurgasını oluştururlar.

*

İnsanlar ve kuruluşlar, yardımlaşarak ve dayanışarak, ekonomik ve kültürel gelişmeye, büyük bir canlılık ve güç kazandırlar.

*

Yardımlaşmada ve dayanışmada, yarışmanın olmadığı toplumlarda, hayatın hiçbir alanında köklü değişimler olmaz.

*

Yardımlaşmasını ve dayanışmasını bilenler,hem ekonomik hem kültürel kaynakları, değerlendirmesini bilirler.

31 Temmuz 2019, 12:01

DÜNYADA İNSANLAR TÜKETEREK DEĞİL ÜRETEREK VAR OLURLAR

======================================================== Dünyanın dört bir yanına, salgın bir hastalık gibi yayılan, tüketim kültüründe insanları, alışveriş yapmaya özendirmek için, bütün ülkelerde satıcılar, değişik pazarlama yöntemlerine başvururlar. Tüketicilerin satın alma kararlarını etkileme yolları arasında, indirimli satışlardan “hemen satın al ay ay öde” diyen, banka kredi kartları ilk sıralarda yer alır. Normal fiyatların indirimli satışlarla, ucuz olarak gösterilmesi, en çok başvurulan satış yollarından biridir.

*

Alışveriş merkezlerinde göz yanılmalarına dayanan paketlemelerden, ürünlerin değerini ve kalitesini abartan tanıtımlara kadar, üreticiler ve satıcılar her yöntemden yararlanırlar. İndirimli satış aylarında, birbirini tamamlayan iki üründen birinin fiyatı düşük gösterilirken, birinin fiyatı yüksek tutularak, tüketiciler yanıltılırlar. Satış yerlerinde satıcılar, kendilerini alıcıların yerine koymadan, yalnızca satışlarını artırmaya çalışırlar.Bu yüzden bütün dünyada, alışverişin etik boyutları tartışılmaktadır.

*

Tüketim toplumlarında üretici kuruluşlar, fabrikalarında üretim yaparlar, alışveriş yerlerinde ise, ürünlerinden daha çok isimlerini satarlar. Ancak yerel ve küresel pazarlarda, üreticilerin ürünlerine kalıcı alan açmaları ve satışlarını arttırmaları, ekonomik kurallara verdikleri önem kadar, etik kurallara da önem vermelerine bağlıdır. Gece ve gündüz farkının olmadığı, sürekli aydınlatılan pazarlarda, artık üreticilerin tüketicileri aldatmaları mümkün değildir.

*

Tüketim toplumlarında insanların, durmadan çarşı pazar dolaşarak, gerekli gereksiz alışveriş peşinde koşmaları, bütün dünyada bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Alışverişin bir hastalığa dönüştüğü, insanları sürekli bir şeyler satın almaya zorlandıkları, ortamların özellikleri ve alınması gereken önlemler, her ülkenin sorunudur. Yaygın hastalığa karşı, ilaçlar ve tedavi yöntemleri geliştirilerek, her üniversitede önemli çalışmalar yapılmaktadır.

*

Üretim toplumlarıyla tüketim toplumlarının birbirine karıştığı, insanların hem üretici hem tüketici oldukları, düz kare dünyada bütün üreticilerin kendilerini tüketicilerin, bütün tüketicilerin de kendilerini üreticilerin yerlerine koymaları, etik olduğu kadar, ekonomik de bir sorumluluğa dönüşmüştür. Üreticiler kendileri için ürettikleri ürünlere gösterdikleri özeni, başkaları için ürettikleri ürünlere de göstermeleri, kurumsal ve toplumsal bir görev olmuştur.

*

Alışverişin bir hastalığa dönüştüğü, sürekli satın alma yarışının, her alanı kuşattığı toplumlarda, hayatın kalitesini arttırmayan ve kültürel zenginliğe katkısı olmayan ürünlerle üreticilerin pazarlarda varlıklarını korumaları çok zorlaşmıştır. Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, bütün üreticiler pazarlarda ürünlerinden önce, etik değerleriyle var olacaklardır. Artık dünyanın bütün ülkelerinde, insanlar üreticilerin ürünlerinden önce, etik değerlerine bakmaktadırlar.

*

Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların, hangi ürünleri ürettiklerinden daha çok, hangi değerleri savunduklarına bakılacaktır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşlar, tüketicilerin gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için birbirleriyle yarışacaklardır.

*

Alışveriş tutkunlarını ve aldatacak pazarlama yöntemlerinden kaçınmak, en önemli tanıtım olacaktır.

31 Temmuz 2019, 12:12

HİÇBİR ÜLKEDE YUNUS'A KILIÇ ÇEKİLMEZ KURŞUN ATILMAZ

================================================== Edebiyat aracılığıyla barış.Dünyayı savaş yapmasını bilenler değil,barış yapmasını bilenler değiştirir. Herkes atom bombasının geliştirilmesine öncülük yaparak,Hiroşima ve Nagazaki'de yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan Albert Einstei gibi:"Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları,barış için de vermeye hazır olmalıyız.Benim için bundan daha önemli bir şey yoktur"demelidir.İnsan dünyada savaşmak için değil,barışmak için vardır.Savaş hayatı zorlaştırır,barış kolaylaştırır.Japonya'da olduğu gibi,Irak'ta olduğu gibi,Afganistan'da olduğu gibi,Suriye'de olduğu gibi,Yemen'de olduğu gibi, suçsuz bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür.Savaşın iyisi,barışın kötüsü olmaz.Savaş yalnızca askerlere barış da yalnızca politikacılara bırakılamayacak kadar önemlidir ve bütün dünyayı ilgilendirir.Toplumlar silahla değil,edebiyatla değiştirilirler. Yunus,İbn Arabi ve Mevlana edebiyatla silahlananların düşünen akılları,seven gönülleri,gören gözleri olur. BARIŞIN KAYBEDENİ SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ ============================================== BARIŞ ARAMAKTAN DAHA ÜSTÜN BİR DEĞER YOKTUR