Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ekim 2019

26 yazı

1 Ekim 2019, 11:04

EVLİYA ÇELEBİ DÜNYA GEZİ EDEBİYATININ AŞILMAYAN ZİRVESİDİR

Yolculukta gemilerin ve trenlerin yanında, uçakların da yer almasıyla, dünyada şehirler arasındaki uzaklık ve yakınlık farkları ortadan kalkmıştır. Gezilen şehirler,içinde yaşanılan şehirler kadar yakınlaşırken, gezilmeyen şehirler de internetle evlere kadar taşınmaktadır. Gezmek, görmek ve tanımak ekonomiye olduğu kadar, kültüre de yeni boyutlar kazandırır. Dünyayı daha iyi bilmek için, daha çok gezmek gerekir.

*

Gezmek öğrenmenin, en hızlı, en etkili yollarından biridir. Bunun için Anadolu’da, “Çok yaşayan değil, çok gezen bilir” ve “Duydukların senin olsun, sen gördüklerini anlat” denilir. Anadolu insanı, her sene uzun ve yorucu, Hac yolculuklarına çıkarak, düşünce ve eylem dünyasını zenginleştirmiştir. O Mekke’yi, Medine’yi, Kudüs’ü, Şam’ı ve Bağdat’ı görerek, tarih içinde binlerce yıl yaşamış kadar, bilgi ve bilgelik kazanmıştır.

*

Gezmek, görmek ve yazmak denilince, yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada herkesin aklına Gezginlerin Sultanı Evliya Çelebi gelir. Bu yüzden doğumunun dört yüzüncü yılında, Avrupa Konseyi, Evliya Çelebi’yi, “Yirmibirinci Yüzyılda İnsanlığa Yön Veren En Önemli Yirmi Kişiden Biri” olarak ilan etmiştir. Onun anısına Şükrü H. Akalın da “Seyyahı Alem Evliya Çelebi” kitabını hazırlamıştır.

*

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi Akalın’ın vurguladığı bi: “Yalnızca Türk Edebiyatının değil, bütün dünya gezi edebiyatının en büyük, en kapsamlı, en ilginç gezi kitabıdır.” O Osmanlı coğrafyasında üç yüze yakın şehirin, tarihlerini, ekonomilerini, mimari eserlerini, insanlarını, dillerini ve geleneklerini, kendine özgü yöntemiyle anlatmıştır. Evliya Çelebi tek başına, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimine, önemli katkılar yapan, eşsiz bir medeniyet üniversitesidir.

*

Michael Kiel Evliya Çelebi’nin rehberliğinde, Osmanlı coğrafyasındaki mimari eserlerin envanterinin çıkarılmasında, öncü çalışmalar yapmıştır. Ona göre Evliya Çelebi, kendisinden önceki Doğulu ve Batılı gezginlerden, çok daha dikkatli, çok daha bilgili ve çok düzenlidir. Kiel Balkan şehirlerindeki araştırmalarında, onun verdiği bilgilerin, ne kadar değerli olduğunu görmüştür. Evliya Çelebi arkasında herkese açık muhteşem bir miras bırakmıştır.

*

Dünyada yaşayan en önemli bilim tarihçisi, Batı dünyasındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin, temellerini Müslümanların çalışmalarının, oluşturduğunu ortaya koyan, Fuat Sezgin, Evliya Çelebi’yi, dünyanın en büyük coğrafyacısı olarak görmekte hiç tereddüt etmez. Evliya Çelebi “Şefaat ya Resulallah”tan önce “Seyahat ya Resulallah” diyen, ömrünün kırk yılını gezilerde geçirerek, dünya kültürüne paha biçilmez katkılarda bulunan, eşsiz bir medeniyet tarihçisidir.

*

Tarihsiz Coğrafya, Coğrafyasız Tarih olmaz. Tarihe ve Coğ- rafyaya dost olmayanlar, edebiyat ve medeniyet değerlerini, gelecek yüzyıllara taşıyamazlar. Evliya Çelebi hem Tarihe, hem Coğrafyaya, hem de insana sevdalıdır. O dünyayı adım adım dolaşarak, avuçlarının içine almıştır. “Şehirlerin Babası” olarak bildiği, İstanbul’dan başlayan dünya serüveni, “Şehirlerin Anası” gördüğü Kahire’de tamamlanmıştır.

*

Evliya Çelebi'nin anlattığı, bütün şehirlerde makamı vardır.O Anadolu, Almanya, Avusturya, İtalya, Balkanlar, Kafkaslar, Suriye, Irak, Ürdün, Filistin, Hicaz, Mısır, Sudan, Habeşistan ve Kuzey Afrika Ülkelerini şehir şehir gezerek, Türklerin medeniyet dünyasına yaptıkları katkıları, şiirsel diliyle, ayrıntılı olarak ele almış ve anlatmıştır.

*

Büyük rüyaları olmayanların, büyük düşünceleri olmaz. Evliya Çelebi’nin büyüklüğü, bildiği ve gezdiği coğrafyanın büyüklüğünden kaynaklanır.

*

Dünyada hiçbir gezgin, zamanının medeniyet birikimini, bütün boyutlarıyla ortaya koymada, Evliya Çelebi kadar başarılı olmamıştır.

2 Ekim 2019, 11:36

DÜNYADA YÖNETİCİLER ERDEMLİ ERDEMLİLER YÖNETİCİ OLMALIDIR

Ülkelerin ve kuruluşların yönetimi, tarihin bütün dönemlerinde, tartışılan konuların başında gelmiştir. Ülkelerin yönetiminde olduğu gibi, kuruluşların yönetiminde ana sorun, gerekli kaynakları bulunması ve bulunan kaynakların verimli olarak değerlendirilmesidir. Bütün yönetimlerde kuram ve uygulama, anahtar ve kilit gibi, karşı karşıya olunan, sorunların üstesinden gelmede, birbirinden ayrılmaz bir bütündür

*

Yüzyıllar boyunca yönetilenlerin, hiçbir kesimine haksızlık yapmadan, ülkelerin ve kuruluşların yönetimi, bütün kültürlerin ortak sorunu olmuştur. Yöneticileri erdemli olan kuruluşlarda, yönetimlerin amaçlar değişmez, yönetimde yararlanılan araçlar değişir. Yöneticilerin erdemi değişen araçlardan önce, değişmeyen amaçlardan kaynaklanır. Araçların değişme hızına, uyum sağlamayan yöneticiler, ülkelerini ve kuruluşlarını kuşaklardan kuşaklara taşıyamazlar.

*

Erdemli yöneticiler erdemli toplumların içinden çıkarlar.Erdemli toplumların erdemli olurlar. Erdemli yöneticilerin taşımak zorunda oldukları nitelikler, geçmiş yüzyıllarda önemli oldukları gibi, gelecek yüzyıllarda da önemli olacaktır. Dünya düşünce tarihinin öncülerinden Farabi, “ Erdemli Şehir” kitabında, erdemli şehirlerin, erdemli ülkelerin erdemli kuruluşların erdemli yöneticilerinde olmaları gereken nitelikleri, on iki başlık altında toplamaktadır.

*

1. Sağlıkları yerinde ve görünümleri kusursuz olmalıdır.

*

2. Sorunları dinlemede ve çözmede, anlayışlı olurlarsa, hata yapmazlar.

*

3. Hafızası güçlü, gördüğünü, duyduğunu ve öğrendiğini unutmamalıdır.

*

4. Uyanık ve akıllı olmalı, olayların olumlu ve olumsuz yanlarını görmelidir.

*

5. Açık ve güzel konuşmalı, kimse sözlerini yanlış anlamamalıdır.

*

6. Öğretmeyi sevdiği kadar, öğrenmeyi de sevmelidir.

*

7. Yemeye, içmeye, eğlenceye ve cinselliğe düşkünlük göstermemelidir.

*

8. Doğruyu ve doğruları sevmeli, yalandan ve yalancılardan kaçmalıdır.

*

9. Küçük işlerle uğraşmamalı,büyük olmayı,büyük düşünmeyi sevmelidir.

*

10. Dayatmadan ve dayatmacılardan uzak durmalı,adil olmayı ve adaleti sevmelidir.

*

11. Ilımlı olamalı, baskı ve şiddete başvurmamalıdır.

*

12. İradesi ve azmi güçlü olmalı, cesur ve kararlı davranmalıdır.

*

Farabi’ye göre, bilgi ve bilgelik sahibi olmak, erdemli ve adil yöneticileri, vazgeçilmez niteliklerinin başında gelir.

*

Bir yönetici on iki niteliğe sahip olsa olması, erdemli bir ülkenin, erdemli bir kuruluşun yöneticisi olmasına yetmez.

*

Ülkeleri ve kuruluşları yönetenlerin, bilgi ve bilgelik birikimleri yetersizse, yönetimleri uzun ömürlü olmaz.

*

Baskıya ve şiddete dayanan yönetimlerde, hiçbir güç haksızlıkların ve yolsuzlukların önüne geçemez.

*

Erdemli ülkelerin, erdemli yöneticilerin güçleri, adil yönetimlerinden kaynaklanır.

*

Adalet bütün alanlardaki başarının temelidir.

3 Ekim 2019, 11:22

SONSUZLUK KERVANI DOĞU'DAN BATI'YA YOLUNA DEVAM EDİYOR

Dergah kültürünün hedefi, hayatı yaşanır kılma yolunda, insana her tutum ve davranışının, Allah tarafından görüldüğü bilincini kazandırmaktır. Hayatı güzelleştirenler, görünmeyen dünyanın ışığıyla, görünen dünyaya bakmayı bilen, gönül insanlarıdır. Onların dünyasında geceler de gündüzdür. Onlar her şeyi gizleyen geceleri, gündüze çevirerek, hiçbir alanda karanlığa yer bırakmazlar. Savaşsız barış içinde bir dünya için, onların dünyasını bütün insanlığın dünyası olmalıdır.

*

Dergah kültürüyle yoğrulanların, zorluğu kolaylığa, karanlığı aydınlığa, yoksulluğu zenginliğe dönüştüren değerlerine, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün insanların ihtiyacı vardır. Bunun için Mevlana ve Yunus’un şiirleri, bütün dünyada derin yankıları uyandırmaktadır. Onlar insanlığın ortak değerleri olan özveri, hoşgörü ve sevgiyi harekete geçirerek, bütün dünyada yeni bir dönüşümün yolunu açmaktadırlar. Anadolu’yu barış coğrafyasına dönüştürenler, yeni yüzyılda da bütün dünyayı barış coğrafyasına dönüştüreceklerdir.

*

Son Peygamberin öncülüğünde Medine’den yola çıkan, peygamberler arasında ayrım gözetmeyen, Necip Fazıl’ın kavramlaştırmasıyla, “Sonsuzluk Kervanı”, yeni katılanlarla yıldan yıla büyüyerek, bütün insanlığı barışa, dostluğa ve kardeşliğe çağırıyor. Kervan peşlerinden gelenlerin, derin gönlü, zengin aklı ve güçlü eli olarak, iki dünya arasındaki sınırları kaldırmaktadır. Onlar hayatı ölümden, ölümü de hayattan ayırmdıkları için, hayatla birlikte ölümü de güzelleştirmektedirler. Onlar doğarken güzeldir, ölürken güzeldir ve ölümden sonra kalkışta da güzel olacaklardır.

*

Sonsuzluk kervanının dünyasında ölüm bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır. Onlar ölümü ölümsüzlüğe geçiş olarak görmüşlerdir. Necip Fazıl’ın “O ve Ben”de, anlattığı gibi, kervana katılanlara, yepyeni bir dünya armağan edilir. O dün- yada kötülükler iyiliğe, çirkinlikler güzelliğe, nefretler sevgiye dönüşür. O dünyada yaşamıyor gibi yaşanır, yaşanıyor gibi de ölünür. Hayat ile ölüm arasındaki duvarlar bir bir yıkılarak, iki dünya arasındaki kapılar sonuna kadar açılır. Ölümsüz dünyanın sınırsız zenginliklerinin yanında, ölümlü dünyanın sınırlı zenginlikleri önemlerini yitirirler.

*

İki dünya arasındaki duvarları yıkanlar, yalnızca Anadolu’nun değil, bütün insanlığın geçmişlerinde, geleceklerini görmüşlerdir. Onlar Doğusuyla, Batısıyla, Güneyiyle ve Kuzeyiyle, bütün dünyayı kendileri gibi, önlerine çıkan büyük engelleri aşarak, ölümsüzlük kervanına katılmaya, hayatı yaşanır kılmaya çağırmaktadırlar. Onlar için, düşünce düşünce için değil, düşün- ce toplum için değil, düşünce insan için değil, düşünce eylem içindir, düşünce iman içindir. Onlar ömürleri boyunca, bütün alanlarıyla edebiyatı, bütün alanlarıyla medeniyeti, Allah’ın sevgisini kazanma eylemi olarak görmüşlerdir.

*

Doğu’nun Batı’ya yolculuğu, Allah yolunda büyük güçlüklerin, üstesinden gelen peygamberlerle başlamıştır. Onların peşinden giden, çile çekilmeden, zorluklara katlanmadan olgunlaşılmaz diyen, gönül dünyasının zirveleriyle devam etmektedir.

*

Temellerini Gazali, İbn Arabi ve Mevlana’nın attığı dergah kül- türü, iki dünyayı birden aydınlatma gücünü korudukça, insanları değiştirme gücünü de koruyacaktır.

*

Sonsuzluk kervanı, güzellikte yarışanların, kendilerini aşanların, ölümsüzlüğe erenlerin, gerçeğin meşalesini elden ele taşıyanların kervanıdır.

3 Ekim 2019, 11:25

BATI FIRTINASINA KARŞI DOĞU RÜZGARI ESTİRMEK

Bu yazı daha önce 03.10.2018 tarihinde de yayımlanmıştı.

"Yerli edebiyat deyince, akla hem Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil gelir. Kudüs ile silahlanan Edebiyat Dergisi, referansları Washington ve Moskova olmayan, bir düşünce ve eylem dergisidir. Mavera"nın "Yedi Güzel Adam"ı da, İslam dünyasının üzerine bir karabasan gibi çöken, yabancılaşma bulutlarını dağıtmayı, kendilerine en büyük görev ve sorumluluk bilmişlerdir." EDEBİYAT MEDENİYET DÜŞÜNCE EYLEM ŞİİR İMAN İÇİN BİLİNİR Nazif Gürdoğan

4 Ekim 2019, 11:04

DEVLET GÜCÜNÜN KAYNAĞI ADALETİN DOĞRU TARTAN TERAZİSİDİR

Müslümanların İspanya'dan ve Sicilya’dan, Araplarla başlayan Avrupa’ya yürüyüşü, Osmanlılarla Balkanlar’dan devam etmiştir. Osmanlı toplumunda, değişik etnik ve dini kesimler arasında, yardımlaşma ve dayanışma, doruk noktasına ulaşmıştır. Merkezden daha çok, yerinden yönetime dayanan, geniş Osmanlı coğrafyasında, hiçbir kesim başka bir kesimin, inancını değiştirmeye zorlamamıştır.

*

Tarihin uzun ömürlü yönetimlerinden, biri olan Osmanlı devletinin başarısı, toplumun bütün kesimleri arasında, adaletten ayrılmayan devlet yapısı yanında, yönetici elit yetiştiren güçlü eğitim kurumlarından kaynaklanmıştır. Osmanlı devletinde yönetilenlerle yönetenler arasındaki uyum, devlet kurumlarının ve kuruluşlarının, ekonomik yapının omurgasını oluşturan, üretici kesimi desteklemesine ve korumasına dayanır. Devletin başarısı üretici yapının yanında, yer almasından kaynaklanır.

*

Tarihin her döneminde toplumları ayakta, adil yönetimler ve adaletten hiç taviz vermeyen yöneticiler tutmuştur. Her ülkenin adil yönetime ihtiyacı, toprağın suya olan ihtiyacından çok daha fazladır. Çünkü toprağın suya ihtiyacının belirli bir zamanı vardır. Toplumların adil yönetime ihtiyaçları ise süreklidir. Bütün ülkelerde adil yönetimin, her zaman büyük önemi olmuştur. Adil yönetimin olduğu her ülkede, hayat bütün boyutlarıyla canlılığını korumuşyur.

*

Halil İnalcık Chicago Üniversitesi’nin Tarih Bölümünü, bütün dünya tarihini kucaklayan bir düşünce akademisine dönüştürmüştür. Aynı bölümde öğretim üyesi olan William Mc Neill, “The Rise of The West” isimli kitabında, fütuhata dayanan büyük devletlerin, ya yağmaya ya da toplumu zenginleştiren, adalet ve güvenliği sağlayan, yönetime dayandıklarını anlatarak, Osmanlı devletinin ikinci grupta yer aldığını, açık ve seçik bir biçimde ortaya koymuştur.

*

Osmanlı devlet geleneğinde, adil yönetim, can, mal ve aile güvenliği, her şeyin başında gelmiştir. Halil İnalcık da tarih çalışmalarında, Osmanlı yönetiminin en temel ilkesinin, adalet olduğunu önemle vurgulamıştır. Ona göre: “İdeal Osmanlı hükümdarı, Kanuni Sultan Süleyman tipinde, kanunla idare eden, adil bir hükümdardır”. İnalcık Ortodoks ve Protestan Avrupa'yı, Katolik Avrupa karşısında, Osmanlıların ayakta tuttuğunu, tarihi belgeler ışığında, bütün dünyaya göstermiştir.

*

Osmanlı tarihinin Avrupa’da geçen dönemi, Asya’da geçen dönemi kadar önemlidir. Osmanlı tarihi Avrupa’ya dayanmış ve Avrupa’da geçmiştir. Osmanlı olmadan Avrupa, Avrupa olmadan Osmanlı olmaz. Gelecekte de Türkiye olmadan, Brüksel olmayacaktır. Ancak Brüksel’in kalıcı bir birlik olması için, Roma’yı değil, Osmanlı’yı kendine örnek alması gerekir. Bunun için de Avrupa Birliğinin başkenti, Brüksel’den Saraybosna’ya taşınmalıdır. Saraybosna Avrupa’nın özetidir.

*

Saraybosna Yahudiler, Katolikler, Protestanlar, Ortodokslar ve Müslümanların birlikte yaşadığı Avrupa’da bir Kudüs’tür.

*

Avrupa’nın bütün büyük şehirlerinde yer alan, haberleşme kulelerinden daha çok, adalet kulelerine ihtiyaç vardır.

*

Dünyayı gören adalet kuleleri olmayan ülkeler, Asya'daki ve Afrika’daki savaşları önleyemezler.

6 Ekim 2019, 12:05

DÜNYA HAYATI YAŞARKEN ÖĞRENMEK ÖĞRENİRKEN YAŞAMAKTIR

Dünyanın kültürel derinliğini ve ekonomik zenginliğini, öğretmekte olduğu kadar, öğrenmekte sınır tanımayan üniversitelerle, yeni açılımlar kazanacaktır. Öğrenmesini öğrenmeyi ve öğretmeyi kampüslerin dışına taşıyarak, bütün ülkelerle iş birbirliği yapan üniversiteler, ülkeleriyle birlikte insanlığın, bilgi birikimine katkıda bulunurlar. Onlar bilgiyi zenginleştirirken, ülkeleri de zenginleştirirler.Bilgi kültürdür. Bilgi ekomidir."Bilgi güçtür."

*

Dünyada üniversite ve üniversite sonrası eğitim, sınırların önemsizleştiği dünyaya uyum sağlamalıdır. Düzleşen kare dünyadaki gelişmeler ışığında, öğretim programlarını, öğrenme ve öğretme yöntemlerini, sürekli yenilemeyen üniversiteler, dünya sıralamalarında ön sıralarda yer alamazlar. Dünyadaki bütün üniversiteler, insanlığın bilgi birikimini bilgeliğe dönüştürerek, savaşların olmadığı bir dünyanın temellerini atmalıdırlar.

*

Yüz yüze eğitimler yanında, uzaktan eğitimlere de veren, bilgiden önce bilgelik diyen üniversiteler, dünyanın her yerinde, insanlığın düşünce ve eylem birikimine katkıda bulunurlar. Bu yüzden üniversiteler, değişik ülkelerden gelen öğrencilere ve öğretim üyelerine büyük önem vermektedirler. Bütün ülkeler ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarındaki, başarılarını üniversitelere borçludurlar. Düşünce ve eylemin rengarenk çiçekleri üniversitelerde açarlar.

*

Üniversitelerin hiç değişmeyen amaçları, sürekli değişen ve zenginleşen dünyanın, bilgi ve bilgelik birikimini, bir yandan zenginleştirmek, bir yandan da uygulamaya dönüştürmektir. Üniversitelerde öğrenmede ve öğretmede, zaman ve mekan farkı ortadan kalkmıştır. Üniversiteler günün yirmi dört saati, haftanın yedi günü ve yılın on iki ayı hem öğretirler hem de öğrenirler. Eğitimin her kademesinde, önemli olan öğrenmesini öğretmektir.

*

Dünyadaki bütün üniversiteler, birbirleriyle ne kadar çok iş birliği yaparlarsa, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimine, o kadar çok katkıda bulunurlar. Onlar çevrelerinde öğretenleriyle, ve öğrenenleriyle birlikte, toplumun bütün kesimlerinden insanların katıldığı, büyük ve geniş çekim alanları oluşturarak, ülkelerin kültürel dokularında ve ekonomik yapılarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Üniversiteler eğitimi, eğitim toplumları zenginleştirir.

*

Üniversitelerde hem öğretme, hem de öğrenme, merkezden çevreye, çevreden merkeze devam eden, çift yönlü kesintisiz bir süreçtir. Üniversitelerde bütün alanlarıyla eğitim, yararlı bilgiyi yararsız bilgiden ayırmasını öğrenmektir. Yaşayarak öğrenilir, öğrenerek yaşanılır. Üniversitelerin en büyük görevleri ve en önemli sorumlulukları, dünyanın bilgi birikimini eleştirel bir bakışla geliştirerek, insanlığın yararına değerlendirilmesinin çığırını açmaktır.

*

Dünyanın her yanında toplumları, eğitimli olanlar dönüştürürler. Dünyada eğitim seviyesi yüksek, üretim seviyesi düşük ülke yoktur.

*

Yararlı bilgiler kazananlar, yararlı işler yaparlar.Üniversitelerin görevi yararlı bilgi ve bilgelik birikimine katkıda bulunmaktır.

*

İnsanlığa en büyük zararı, yararlı bilgileri, yararsız bilgilerden ayıramayanlar verirler.

6 Ekim 2019, 12:33

Y.Noah Harari'nin "21.YÜZYIL için 21 DERS" kitabında vurguladığı

Y.Noah Harari'nin "21.YÜZYIL için 21 DERS" kitabında vurguladığı gibi,çoğu Pedagoji uzmanı bütün okulların,ilk önce "Eleştirel Düşünce","İletişim","İşbirliği" ve "Yaratıcılık" öğreterek,eğitime ve öğretime başlamaları gerektiğini söylüyor.Eğitim neyin yararlı,neyin yararsız olduğunu ayıracak,bilgi ve bilgeliğe sahip olmaktır. Eğitim dünyasının öncülerinden Recep Öztürk Hocaya teşekkürler.

7 Ekim 2019, 11:01

SAVAŞLARDA KURŞUN ATANLARA GÜL ATMAK AYDINLARIN İŞİDİR

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı Devleti''nin Anadolu''ya çekilmesiyle, Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkaslar''da önemli bir güç boşluğu oluştu. Dünyanın petrol havzasında ortaya çıkan yönetim yetersizliği, Soğuk Savaş döneminin iki büyük gücü olan Amerika ve Rusya tarafından giderilmeye çalışıldı. Yirminci yüzyıl, iki dünya gücünün elinde, bir savaş yüzyılı oldu. İki dünya savaşında Avrupa ülkeleri yerle bir oldular.

*

Amerika'nın öncülüğünde Batı dünyası, savaşları Avrupa'dan Orta Doğu ve Asya'ya taşıdı. Çeçenistan, Irak , Afganistan, Suriye ve Yemen'de sorunların silahlı güçlerle çözülmeye çalışılması, Yirmibirinci yüzyılı da bir savaş yüzyılına dönüştürdü. Osmanlı Devleti başta olmak üzere, savaş kuşağında yer alan İslam dünyası, savaş yüzyıllarının, en çok zarar gören ve en çok bedel ödeyen ülkeleri oldu. Sultan Abdülhamit'in barış stratejisi sürseydi, Orta Doğu böylesine dehşet verici bir savaş bölgesi olmazdı.

*

Türkiye'nin düşünce ve sanat dünyasında yeni bir çığır açan Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: “Dünyada yönetimleri uyaracak olan kılıç değil kalemdir.” Tarihin her döneminde kalem kılıçtan daha keskin olmuştur . Dünyanın her yerinde, ülkelerin yönetimini silahla ele geçirenler, yönetimden silahla uzaklaştırılır. Tarih boyunca kılıçlarıyla yürüyenler, kılıçlarla durdurulmuşlardır. Ülkeler arasındaki siyasal sınırların önemini yitirdiği bir dünyada, sınırların koruyucuları silahlı güçlerden önce silahsız güçlerdir.

*

Bütün dünyada silahsız güçlerin başında, düşünce, kültür ve sanat dünyasının öncüleri olan aydınlar gelir. Savaşlara karşı çıkan ve dünyadaki barış hareketlerini destekleyen aydınlar, dünya barışının en büyük güvencesidir.

*

Savaş kararları bütünüyle, siyasi ve askeri yöneticilere bırakılamaz. Savaşlardan toplumun bütün kesimleri zarar görür. Silahlı güçlerin savaşların yerine, silahsız güçlerin savaşlarının geçtiği bir yüzyılda, aydınlardan daha güçlü bir silah yoktur.

*

Savaşlar yalnızca savaşan ülkeleri değil, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün ülkeleri etkiler. Yirmi birinci yüzyılda, yararlı savaş, zararlı barışın olmadığını, bütün insanlığa, yalnızca aydınlar anlatır.

*

Dünyanın her yerinde, aydınlar devletlerin değil, milletlerin adına konuşur. Onların konuştukları yerde, bütün bir insanlık vardır.

*

Aydınların etkisi, silahlı devlet güçlerinden daha çok silahsız millet güçlerinin yanlarında yer almalarından kaynaklanır.

*

Dünyanın düzleşmesi, aydınların görev ve sorumluluklarını ulusal düzeyden uluslararası düzeye taşımıştır.

*

Tahran'da savaş olursa,Paris'te'Bağdat'ta,Moskova'da,Londra'da ve Washington'da barış olmaz.

*

Barışın kalemi savaşın kılıcından çok daha keskindir.

*

Aydınların silahları düşünce ve eylemleridir.

*

Barışın koruyucuları aydınlardır.

7 Ekim 2019, 12:10

"TÜRKLER İÇİN DAĞ BALKAN NEHİR TUNA'DIR"

Prof.Dr.İSMAİL GÜLEÇ ve Prof.Dr.AHMET KALA'nın öncülüğünde,SOFYA'da düzenlenen SÜLEYMEN ŞEYHİ sempozyumuna katıldım."Biz yerin altındakilerle birlikte yaşarız" diyen YAHYA KEMAL'i rahmetle anarak,ŞEYHİ'nin düşünce ve eylem dünyasının Yirmi birinci yüzyılda taşıdığı önemi tartıştık. Yeni yüzyılın "Kolonizatör Türk Dervişleri", Sinan gibi üretmesini,Yunus gibi tüketmesini bilen "Yeni Ahiler" olacaktır.

*

İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Bulgaristan Millî Kütüphanesi ve TİKA tarafından destelenen Sempozyum, 27-28 Eylül'de Sofya’da gerçekleştirildi.

*

Program, “Köstendilli Süleyman Şeyhi” ve “Bulgaristan’da Tasavvufî Hayat” şeklinde iki bölümde ele alındı. Birinci bölümünde Şeyhi’nin hayatı, eserleri ve düşünceleri tartışıldı,

*

İkinci bölümde Bulgaristan’da bulunan vakıfların, camilerin ve tekkelerin ekonomik boyutları ve etkileri gündeme taşındı.

*

Sempozyum Şeyhi’nin, şiirlerinden bestelen eserlerle sona erdi.

8 Ekim 2019, 11:34

BARIŞ BİR RÜYA GECELEYİN GÜNDÜZÜN BİR YAĞMUR İNCE VE HAZİN

Ulaşım ve iletişim alanındaki gelişmelerle, şehirlerle birlikte kültürleri de birbirinden ayıran sınırlar, önemlerini yitirmişlerdir. Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda ağırlık, ülkelerden şehirlere kaymıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, şehirlerin canlılığı, kapılarını farklı kültürlere açmalarından kaynaklanır. Şehirlerde büyümeye direnilmez, şehirlerin büyümesi yönetilir. Çok kültürlü yapıları korunarak, şehirler büyürken güzelleştirilmelidir. Şehirler kapılarını dünyaya kapatarak, varlıklarını sürdüremezler.

*

Yirmibirinci yüzyılda küreselleşmeyle, hız ve yoğunluk kazanan çok kültürlülüğe, karşı koymak mümkün değildir. Doğu ve Batı arasındaki uyum ve düzeni sağlayan, Asya ile Avrupa’nın yan yana gelerek, kapılarını birbirlerine açtığı İstanbul, dünyanın en önemli çok kültürlü medeniyet merkezlerinden biridir. Yüzyılların içinde oluşan, her yüzyıldan izler taşıyan İstanbul’da, Doğu ile Batı bir arada, iç içe yaşamaktadır. Yedi tepe üzerine kurulan, gökkuşağı gibi, yedi renkten oluşan İstanbul’un güzelliği, çok kültürlülüğünden kaynaklanır.

*

Sezai Karakoç’un Şehrazat isimli şiirinde anlattığı sevgili İstanbul’dur. Şiirde vurgulandığı gibi, İstanbul “Bir rüya geceleyin gündüzün”, İstanbul “Bir yağmur ince hazin”, İstanbul “Şarkılarca büyük uzun”, İstanbul “Yolunu kaybeden yolcuların”, yolunu aydınlatan, ışığı hiç sönmeyen, bir kutlu lambadır. Üsküdar’dan, Eyüp’ten, güç alan İstanbul, Avrupa şehirlerinin Kudüs kapısıdır. Semerkant’tan Saraybosna’ya, İpek Yolu’nun üzerinde bir tesbihin taneleri gibi, dizilen Türk şehirleri, gözlerini İstanbul’dan hiç ayırmamışlardır.

*

Fatih’le Doğu ve Batı’nın üçüncü Roma’sı, Moskova, Paris, Londra ya da Berlin değil, her ikisine de hayat hakkı tanıyan İstanbul olmuştur. Doğu’nun kutsal kültürünün odak noktası Kudüs ile Batı’nın seküler kültürünün odak noktası Atina, İstanbul’un koruyuculuğunda, varlıklarını bugüne kadar sürdürmüşlerdir. Bağdat, Buhara ve Kurtuba yanında İstanbul, Kudüs ve Atina arasındaki iletişim ve etkileşimin, güvence altına alındığı, en güçlü ve en etkili medeniyet merkezdir.

*

Ruhun bedene, bedenin de ruha ihtiyacı olduğu gibi, Kudüs’ün Atina’ya, Atina’nın da Kudüs’e ihtiyacı vardır. Bunun için, Bağdat Atina’nın, Paris de Kurtuba’nın düşünce birikimine uzak durmamıştır. Atina, Bağdat’ın düşünce dünyasını nasıl zenginleştirmişse, Kurtuba da Paris’in düşünce dünyasını öyle zenginleştirmiştir. Ankara ile Brüksel arasındaki sınırların kaldırılmasının tartışıldığı bir dönemde, Kudüs ile Atina arasında yeniden köprü kurma görevi İstanbul’a düşmektedir.

*

Doğu ile Batı arasındaki gerilimlerin, doğurduğu sarsıntıların kimseye zarar vermeden, atlatılabilmesi için, İstanbul’un yüzyılların içinde oluşan zengin birikimine bütün dünyanın ihtiyacı vardır. Kudüs’ün bilgi ve hikmetiyle, Atina’nın bilim ve teknolojisi arasında yitirilen, uyum ve düzenin yeniden sağlamasında, en önemli görev ve en büyük sorumluluk, İstanbul’a düşmektedir. İstanbul’un öncülüğünde, Kudüs ve Atina hayatın bütün boyutlarında, iş birliği yapmalıdır.

*

Kıtaların barış içinde yaşaması için, üçüncü Roma Brüksel değil, yeniden İstanbul olmalıdır.

*

Üç kıta ve iki denizde barışının güvencesi İstanbul, Fatih’in İstanbul’u olacaktır.

*

Fatih’in İstanbul’unda hem Kudüs’e, hem de Atina’ya yer vardır.

9 Ekim 2019, 11:04

GLOBALLEŞEREK GLOKALLEŞMEK GLOKALLEŞEREK GLOBALLEŞMEK

Tüketim ekonomisinin atar damarı fabrika, toplar damarı süpermarket, kalbi de medya. Fabrikalar üretimi, süpermarketler de tüketimi kitleselleştirdi. Tüketim kültürünün kutlu ülkesi: Amerika. Gösteriş yarışı, Hollywood'dan bütün dünyaya ihraç ediliyor. Amerika rasyonel üretenlerin, irrasyonel tüketelerin ülkesi. Onlar üretimde rasyonel öncü, tüketimde çılgın ve savurgan.

*

Globalleşmeyle Amerika'nın eğlence kültürü, bütün dünyada pasaportsuz dolaşıyor. Kola, hamburger, kot ve pop müziği tüketim kültürünün simgeleri haline geldi. Tüketim kültüründe herşey sosyolog George Ritzer'in deyişiyle "McDonald's"laştırılıyor. Sınırların önemini yitirmesiyle, "bir örnekleşme" dünya ölçüsünde yaygınlaştı.

*

Globalleşme tüketim ekonomisiyle birlikte, üretim ekonomisi için de sınırları kaldırıyor. İsteyen üretim, isteyen de tüketim toplumu olabilir. Sınırların önemini yitirmesiyle globalleşme gibi, lokalleşmenin de önü açılıyor. Globalleşmenin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için, lokalleşmek büyük önem taşıyor. Ancak bu lokalleşme, globalleşme içinde bir lokalleşme olmalıdır. Tek bir kavramla ifade edilirse, bu glokalleşmedir.

*

Glokalleşme global davranıp, lokal kalmasını bilmektir. Başka bir deyişle, global düşünürken, lokalliği yitirmemektir. Bunun için herkesin kendi kültürünü çok derinden kavrayarak, diğer kültürleri de içselleştirmesini bilmesi gerekir.Globalleşme Doğu'dan Batı'ya bütün ülkelere, bütün kültürlere meydan okuyor. Ülkeler, ya globalleşmeye teslim olacak, lokal kültürlerini bütünüyle yitirecekler ya da glokalleşerek, sınırların ortadan kalktığı bir dünyada, diğer lokal kültürlerle rekabet etmesini öğrenecekler.

*

Türk ve İslam dünyası büyük bir dönüşümün arefesinde. İslam Rönesans öncesi Avrupa'yı büyük ölçüde değiştirmişti. İslam, Hint, Çin ve Yunan kültürünün Batı'ya taşıyıcısı olmadı. İslam'ı Doğu ile Batı arasında bir köprü gibi görmek yanıltıcı olur. Müslüman düşünürler, İslam'ın ana kaynaklarının ışığında diğer kültürleri didik didik ettiler. Onların olumsuz yanlarını dışlarken, olumlu yanlarını da içselleştirdiler.

*

İslam'dan önce matematik sonlu bir yapıdaydı. Müslümanlar ona sonsuzu ekleyerek, sonlu yapıyı sonu açık bir yapıya dönüştürdüler. Böylece matematik bütün bilim ve sanatların faydalandığı ana bir kaynak oldu. Ayrıca sayılara sistemine eklenen sonsuz kavramı, sonlu hayat dünyayla, sonsuz hayat öteki dünyanın yerini ve öneminin kavranılmasını da kolaylaştırdı. Görünmeyen dünya,görünen dünyanın dışındadır. Ancak dünya onunla anlam kazanır.

*

Öteki dünya yanında, sınırlı kalan dünya, globalleşmeyle yeni bir rönesans yaşıyor. Artık dünya deyince akla Avrupa ve Amerika gelmiyor. Kimse Asya'sız ve Afrika'sız bir dünya düşünemiyor. Eskiden dünya deyince akla yalnızca Batı gelirdi. Benzer şekilde, medeniyet deyince, kimsenin aklına yalnızca Yunan, Roma ve Hristiyanlık gelmiyor. Artık İslam'sız bir medeniyet düşünülmüyor.

*

İslam en sonda gelip, en başta olduğu için, medeniyetlerin ana kaynağıdır. İster Doğu'da ister Batı'da olsun, onun bilgi ve bilgelik geleneğinden yararlanmamış hiçbir medeniyet yoktur. Globalleşmeyle bütün medeniyetler hep birlikte ele alınır ve algılanır hale geldi.

*

Sayılar sisteminin sonsuz elemanı gibi, İslam olmadan, medeniyetleri anlamak ve kavramak mümkün değildir.

*

İslam hem başta, hem de sonda olduğu için, hepsi arasındaki uyum ve düzeni sağlar

11 Ekim 2019, 11:59

İSLAM DÜNYASINDA EN BÜYÜK YIKIMI YENİ HARİCİLER YAPMIŞTIR

İslam dünyası hem içeriden, hem dışarıdan gelen, yeni haricilerin saldırılardan, çok büyük, çok derin yaralar almıştır.

*

Haricilerin yol açtıkları şavaşlar,yaptıkları terörist eylemler, tarihe yabancılaşma, İslam’ı algılama ve uygulamada ortaya çıkan ayrılıklar, İslam dünyasında,her zaman dehşet verici, geçmişte görülmeyen, büyük yıkımlara yol açmıştır.

*

İslam dünyasının ilk terörist oluşumları,Hariciler ve Haşhaşilerdir.Tarihin her döneminde, İslam dünyasına ,en büyük darbeyi, Hariciler ve Haşhaşiler vurmuştur.Eski, yeni Haricilerin,terörist eylemlerinin, Müslümanlara verdikleri zararı, kimse vermemiştir.

*

Tarihin hiçbir döneminde, terör sorunlara çözüm olmamıştır.

*

İnsanları arkalarından vuranlar,alınlarından vurulurlar.

*

Silahla yürüyenler, silahla durdururlar.

14 Ekim 2019, 12:13

DÜNYANIN YENİ MOĞOLLARI OLAN AMERİKALILARI İSTANBUL ORTA DOĞU'DA AKRAPOL'DEN MESCİD-İ AKSA'YA TAŞIYACAKTIR

Soğuk Savaş sonrası Asya Avrupa ekseninde ekonomik, siyasal ve kültürel yapıların yenilenmesinde Anadolu, Osmanlı öncesinde olduğu gibi, sürükleyici ve toparlayıcı bir işlev yüklenecektir. Tarih içinde Anadolu kadar Avrupa ve Asya'nın karşılaştığı, savaştığı ve hesaplaştığı başka bir coğrafya yoktur. Roma ile İslam'ın bu topraklardaki hesaplaşması yüzyıllarca devam etmiştir. Roma İslam'ı Anadolu'dan silmek isterken, kendisi Asya'dan bütünüyle silinip gitmiştir.

*

Sezai Karakoç'un "Mevlana" isimli kitabında vurguladığı gibi: Anadolu toprağına durmadan tohum saçıldı. Bundandır ki, açılan binbir çiçek ve gül, Horasan koktu. Maveraünnehir koktu. Ahmet Yesevi'den ses geldi Anadolu'ya." Anadolu Yunus'ların, Mevlana'ların, Hacı Bayram'ların ve Emir Sultan'ların vatanı olmuştur. Onlar için vatan ezanın okunduğu yerdir. Horasan erenleri namaz kılınmayan yerde, ezan okumayı en büyük cihad bilmşlerdir.

*

Bütün Horasan erenleri Mevlana gibi, Afganistan'dan İran'a, oradan Irak ve Suriye'ye giderek, aradıklarını, Anadolu'da bulmuşlardır. O dönemin Avrasya eksenindeki, en önemli cihad beldesi, Anadolu olmuştur. Anadolu'da kök salan İslam kolaylıkla Avrupa'ya sıçramıştır. Asya'nın içlerinden kalkıp Anadolu'ya yerleşen Horasan erenleri, Osmanlılar'la Avrupa'nın içlerine, Viyana'ya kadar uzanmışlardır.

*

Haçlılar'la birlikte Moğollar'a karşı Anadolu, Horasan erenleriyle silahsız bir savaşa hazırlanmıştır. Silahlı savaşın bittiği yerde silahsız savaş başlamıştır. Haçlılar ve Moğollar Anadolu'yu değil, Anadolu Haçlıları ve Moğollar'ı değiştirmiştir. Selçuklular'ın yıkılışı, Haçlılar'ın geri çekilişi ve Moğollar'ın değişimi ardından Osmanlı'nın kuruluşu ve yükselişi gelmmiştir. Bu süreçte başta Mevlana olmak üzere gönül erenlerinin vazgeçilmez bir yer ve önemi vardır.

*

Türkiye'yle birlikte İslam dünyası, Osmanlı'nın kuruluşunda olduğu gibi, yenilenerek, Avrasya'yı değiştirmelidir. Günümüzün 'Moğollar'ı Amerikalılar'dır. Moğollar Bağdat ve Konya'da nasıl değiştilerse Amerikalılar da Suriye'de öyle değişeceklerdir.

*

Amerika "11 Eylül"den sonra büyük bir korkuya kapılmıştır. Amerika'nın kendisinden daha güçlü, kendisinden daha büyük düşmanı yoktur.

*

Amerika teröristleri destekleye destekleye, dünyanın en büyük terörist devleti olmuştur.İsrail ile el ele veren Amerika bütün dünyayı, bir savaş alanına,bir kan gölüne dönüştürmüştür.

*

Gelecekte dünyayı dayatmacı yönetimlerden, Mesnevi'yle yoğurulan Anadolu insanı kurtaracaktır.

*

Mevlana Anadolu'da Bağdat'ı yakıp yıkan Moğol fırtınasını, Konya'da bahar rüzgarına çevirmiştir. - Yeni Mevlana'lar Amerika'nın estirdiği savaş fırtınasını,Suriye'de bariş rüzgarına çevirecektir.

*

Dünya barışının temelleri Whashington'da ve Brüksel'de değil, İstanbul'da atılacaktır.

15 Ekim 2019, 12:41

SURİYE'DE DEVLETLERDEN DAHA ÇOK MEDENİYETLER SAVAŞIYOR

Dünyanın hiçbir yerinde toplumlar bulundukları yerde durmazlar. Toplumlar da ırmaklar gibi akarlar. Tarih içinde Necip Fazıl'ın “Sakarya Türküsü” şiirinde vurguladığı gibi: “Her şey akar.” Medeniyetler, kültürler, ülkeler, değerler. Oluklar çift birinden kutsal medeniyetler akar, birinden seküler medeniyetler.

*

Geçmişten geleceğe doğru olan bu akışta, medeniyetler, birbirleriyle hem yarışırlar, hem de savaşırlar. Dünyadaki ekonomik, siyasal ve kültürel canlılık, medeniyetlerin birbirleriyle savaşmasından daha çok yarışmasından kaynaklanır. Medeniyetler cephelerdevaşırlar, pazarlarda yarışırlar.

*

Dünyada her şeyin karşıtlarıyla bir arada bulunması gibi, medeniyetler de karşıtlarıyla bir arada bulunurlar. Nasıl gündüz geceye ihtiyaç duyarsa, kutsal kültürden beslenen medeniyetler de seküler kültürden beslenen medeniyetlere ihtiyaç duyarlar. Dünya medeniyetlerin binbir çiçek açan bahçesidir.

*

Farklı medeniyetlerin bir arada bulunmadığı toplumlarda, hayatın hiçbir alanında zenginleşme olmaz. Medeniyetler birbirleriyle yarışarak dönüşürler, dönüşerek yarışırlar. Kapılarını dünyaya kapatan medeniyetlerin, insanlık tarihinde kalıcı izler bırakmaları mümkün değildir.

*

Ondokuz ve Yirminci yüzyıllarda, kutsal kültüre yaslanan İslam medeniyeti, süküler kültüre yaslanan Batı medeniyeti karşısındaki üstünlüğünü yitirmiştir. İbn Haldun'un, “Mağluplar galipleri taklit ederler”, değişim yasası uyarınca, mağluplar galipleri taklit etmeye başlarlar.Orta Doğu ve dünyadaki büyük savaşlar, Doğululaşmaktan daha çok, Batılılaşmaya çalışanlardan kaynaklanıyor.

*

Orta Doğu'da son iki yüzyılda, iki medeniyet her alanda kıran kırana savaşıyor. Seküler Batı medeniyeti, bir gül bahçesine düşen göktaşı gibi, kutsal kaynaklara dayanan Doğu medeniyetinin, bütün değerlerini yaralamıştır.Sermaye her şeydir diyenler,sermaye için her şeyi yapmışlardır.Batı "Dinler toplumların afyonudur" ve “Tanrı öldü” diyerek, hem Doğu'ya, hem de Batı'ya yalnızca savaş getirmiştir.

*

Dünyada medeniyetler neyi arıyorlarsa, toplumlar da medeniyetlerin aradığını bulurlar. Her medeniyetin kendine özgü bir sosyolojisi ve kendine özgü bir edebiyatı,kendine özgü bir ekonomisi vardır. Bir medeniyetin sosyolojisi olanları ele alırken, bir medeniyetin edebiyatı olması gerekenleri ele alır.

*

Batı'nın seküler medeniyetinin bir bulaşıcı hastalık gibi, bütün dünyaya yayılmasıyla, dünyada olanlarla olması gerekenler arasında aşılmaz dağların olduğu ortaya çıkmıştır. Bütün dünyanın el ele vererek, olanla olması gereken arasında yükselen dağları aşması hayati önem taşımaktadır.

*

Seküler Batı medeniyetinde kutsal kültür adına ne varsa hepsi Doğu medeniyetinden ithal edilmiştir. Batı'nın seküler medeniyetinin temelinde, yakıp yıktığı Bağdat ve Şam vardır. Şam ve Bağdat olmasaydı, Kurtuba ve Gırnata olmazdı. Gırnata ve Kurtuba olmasaydı, Paris, Londra, Berlin olmazdı.

*

Doğu ile Batı'nın harman olduğu Orta Doğu'da, devletler değil medeniyetler savaşıyor. Orta Doğu'daki savaşın sorumluları devletlerden önce medeniyetlerdir.

*

Orta Doğu'da Batı medeniyeti öldü. Doğu medeniyetinin doğum sancıları yaşanıyor

*

Doğu medeniyetinin inşasında en büyük sorumluluk Türkiye'ye düşmektedir.

*

Türkiye İslam medenyetinin, son büyük devletinin mirascısıdır.

*

İslam dünyada en sonda gelen,ancak en başta olan medeniyettir.

*

İslam medeniyeti dünyadaki, bütün medeniyetlerin kaynağıdır.

*

İslam medeniyeti, iki dünyayı birden kucaklayan medeniyettir.

*

Batı yalnızca paraya bakan, tek dünya medeniyetidir.

*

İslam iki dünyada, kurtuluşa ermenin, yol haritasıdır.

17 Ekim 2019, 12:38

DÜNYA BARIŞININ EN BÜYÜK GÜVENCESİ İSTANBUL OLACAKTIR

Türk ve İslam dünyası, Yirmi birinci yüzyılda, siyasal sınırların yerine,ekonomik sınırların geçtiğini biliyor. Dünyada siyasal sınırlar çok değişmezken, ekonomik sınırlar sürekli değişmektedir.Uzaklık ve yakınlık farkının olmadığı dünyada, her ülke ekonomik sınırlarını,ürettikleri ürünlerle,hizmetlerle ve bilgilerle,sürekli genişletebilir.Araplar bütünüyle terk etmek zorunda kaldıkları İspanya'ya,ekonomik ve kültürel zenginlikleriyle, yeniden dönebirler.

*

Yerli malarından daha çok, dünya malları üretmesini bilen Türkiye, geçen yüzyılın başında çekildiği Avrupa'ya,ürettiği ürünleriyle ve hizmetleriyle, hiçbir engelle karşılaşmadan gitmektedir. Türkiye ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan yeniden yapılanarak, bütün kurumlarıyla ve bütün uruluşlarıyla, bütün dünyayla yarışmasını öğrenmiştir. Türkiye'nin kurumları ve kuruluşları, güçlü rakipleriyle rekabette güçlük çekmemektedir.

*

Düz kare dünyadaki gelişmeler,ülkelerin devlet yapısını, bütün kurumlarıyla ve bütün kuruluşlarıyle ,sürekli yeniden yapılanmaya zorlamaktadır.Türkiye'nin devlet yapısını sürekli iyileştirmesinin,bütün bölge ülkelerine, izlenmesi gereken bir yol haritası verecektir.Bütün dünyada devlet, millet, kültür,ekonomik bağımlılık ve ekonomik bağımsızlık kavramlarının,yeni gelişmeler ışığında, yeniden yorumlanması ve yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

*

İslam dünyasında köklü bir dönüşümün yolu, Türklerin Anadolu'daki bin yıllık tarihlerinin, özü ve özeti olanİstanbul''dan açılır.Sezai Karakoç''un her fırsatta vurguladığı gibi, ilk adım olarak, İstanbul'un yeniden dünyanın çekim merkezine dönüştürülmesidir. Bunun için de İstanbul ekonomisiyle, kültürüyle, Türk ve İslam dünyasının merkezi olmalıdır. Bakü, Taşkent, Aşkaabat,Astana,Saraybosna,Üsküp ve Beyrut Brüksel'den daha çok, İstanbul'a kulak verir.

*

İstanbul, eski Atina ve Roma gibi antik medeniyetleri değil, yaşayan bir medeniyeti temsil eder. Bu yüzden, İstanbul, Atina ve Roma gibi tükenmemiş, tüketilmiştir. Tükenen bir medeniyet yeniden hayat bulamaz. İslam gibi sağlam kaynaklara sahip bir medeniyet ise, kolaylıkla gücünü yeniden kazanır.

*

Türk ve İslam dünyasının kültür ve medeniyet merkezi İstanbul''dur. İstanbul''suz bir Türk ve İslam dünyası,dünya güçleri arasında etkisiz kalır.

*

İstanbul'la Türk, İslam ve Batı dünyası, Endülüs'te bulduğu kaynağı, yeniden keşfetme imkanına kavuşacaktır.

*

İstanbul,İslam dünyasıyla birlikte, Asya'nın En büyük yarımadası Avrupa'ya, da büyük bir dinamizm kazandıracaktır.

*

Türkiye Asya'nın en Doğusu, Avrupa'nın Batısı olarak, iki kıtanın zenginliklerini, altın oranda harmanlayacak ülkedir.

*

Türk ve İslam dünyası tarihin her döneminde, Mesnevi ile aydınlanmış Mukaddime ile güçlenmiştir.

*

Türk ve İslam dünyası bilgi ve bilgeliğin, en büyük temsilcisi olarak, dünyanın orta kuşağını oluşturur.

18 Ekim 2019, 10:34

AMERİKA ORTADOĞU'YU BİR KAN DENİZİNE DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR

Eskiden savaşlar yalnızca birbirleriyle savaşan ülkeleri yakar yıkardı. Şimdi savaşlar birbirleriyle savaşsın savaşmasın, bütün ülkeleri yakıp yıkıyor. Rusya'nın Afganistan'ı, Amerika'nın Irak'ı işgal etmesinden bu yana, İslam dünyasında milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir.Son önemli Müslüman devleti olan "Büyük Osmanlı Devleti"nin, İstanbul'a çekilmesinden sonra, İslam dünyası paramparça olmuştur. İran ve Irak savaşında olduğu gibi, Ortadoğu ülkeleri savaşlarda, birbirlerine en büyük zararı vermiştir. Petrolden gelen zenginlik, savaşlarla yok olup gitmiştir.

*

İslam medeniyeti, dünyanın yaşayan en köklü, en güçlü medeniyetlerinin başında gelen, iki dünya medeniyetidir. İslam tarihinin dinamikleri kavranılmadan, dünya tarihinin dinamikleri kavranılmaz. Müslüman ülkeler, Endonezya'dan Endülüs'e kadar, dünyanın doğal kaynaklarının toplandığı, bereketli orta kuşağı oluşturur. Ortadoğu dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel “adalet terazisi”dir. İster Rusya, ister Amerika, ister İran,ister İsrail olsun, Ortadoğu'da savaşan, başını arı kovanına sokar, savaşı kendi ülkesine taşır. Peygamberler ülkesi Ortadoğu'da silahla yaşanmaz.

*

Yirmibirinci Yüzyıl'ın başında, yalnızca Ortadoğu değil, bütün dünya zembereğinden boşalmış, mekanik bir saatin, akrebi ve yelkovanı gibi, çılgınca dönüyor, kriz üstüne kriz, savaş üstüne savaş üretiyor. Dünyada krizler, savaşları, savaşlar krizleri tetikliyor. Ne dünya Ortadoğu'yu anlıyor, ne de Ortadoğu dünyayı, dünya Ortadoğu'ya, Ortadoğu da dünyaya uyum sağlamakta, ayak uydurmakta zorlanıyor. Sınav soruları çalışılmayan yerlerden geldi diye, hem dünya, hem de Ortadoğu, “Adalet Terazisi”ne, gereken özeni göstermiyor.

*

Yunan ve Roma'dan beslenen Batı dünyasının, “Bırakınız yaksınlar, bırakınız yıksınlar” ya da “Bırakınız ölsünler, bırakınız öldürsünler” diyen paradigmasıyla, ne dünyaya, ne de Ortadoğu'ya barış getirilir. Bu bağlamda, seküler Batı dünyasının, Ortadoğu'nun kutsal kültürüne, yakıp yıktığı kutlu kentlerine, her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı vardır. Metafizik dünyaya bütünüyle kapalı, seküler Batı'nın, tarihte silinmez izler bırakan, iki Amerika yağmalamasını, Ortadoğu'da tekrarlaması mümkün değildir. İslam medeniyeti, en sonda gelen, ancak en başta olan, yaşayan bir medeniyettir. Ortadoğu savaştan ne kadar etkilenirse, bütün Batı dünyası da o kadar etkilenir.

*

Seküler Batı dünyasının metafizik temel kaynaklarının, ne kadar yüzeysel olduğu, Ortadoğu'da açıkca görülmüştür. Batı dünyasının son yüzyılda, Ortadoğu'nun petrolleriyle ulaştığı zenginlik, güneş karşısındaki kar gibi erimektedir. Göklere isyan edercesine yükselen gökdelenler, büyük alışveriş merkezleri, şehirleri işgal eden fabrikalar, Çin karşısında tek tek boşalıyor. Batı'da finansal krizleri, kültürel krizleri izliyor. Avrupa ülkeleri işgal ettikleri, Ortadoğu ülkeleri tarafından işgal ediliyor. Her Batı ülkesinde, yen bir Ortadoğu inşa ediliyor.

*

“Adalet terazi”si, Pisagor'un ters çana benzeyen, altı delik ancak içindeki su dökülmeyen, “adalet kupası”na benzer. Aç gözlülük yapılır da, su sınır çizgisini aşarsa, kupadaki suyun tamamı dökülür. Batı Ortadoğu'da yol açtığı göç dalgalarına sınırlarını kapamada, sınırları aşarsa, kupada suyun tamamının yitirilmesi gibi, bütün sınırlarını bir bir yitirecektir.İngiltere Pakistanlaşacaktır, Fransa Cezayirleşecektir, Almanya Türkiyeleşecektir, Rusya Tatarlaşacaktır,Suriyeleşecektir.

*

Yirminci Yüzyıl'ın Hitler'i gibi, nerede durulacağını bilmeyen Yirmibirinci yüzyılın Hitler'leri, Ortadoğu'da milyonlarca insanı, ükelerinden, şehirlerinden, evlerinden ve işyerlerinden kopardılar.

*

Nasıl çürüyen bir dişteki ağrı, bütün bedene yayılırsa, sınırların birbirine karıştığı dünyada, bir ülkenin savaşı da, bütün dünyaya yayılır.

*

Ortadoğu'nun can alıcı sorunları Batı'nın getirdiği çözümlerdir.

*

Adaletin terazisini parçalayan ülkelerin, ülkeleri parçalanır.

19 Ekim 2019, 09:23

NURİ PAKDİL'E SONSUZ RAHMET DİLEĞİYLE

“Eylem yapıyorum öyleyse varım” diyen Nuri Pakdil, eylem yüklü düşünceleriyle, öncülüğünü ve kuruculuğunu yaptığı Edebiyat dergisi, Kapitalizmin ve Komünizmin rüzgarına kapılmayan, Necip Fazıl'ın ve Sezai Karakoç’un geleneğini sürdürmüştür.

*

Eylem sevdalısı,"Klas Duruş" vurgunu Pakdil, antifiravunist, antikapitalist ve antikomünist tavırlarıyla, “Sapına kadar İslam Devrimcisi” olmuştur. Pakdil oyunun hep Mekke'ye,Medine'ye, Kudüs’e vermiştir.O oyunu hep İslam'dan, yana kullanmıştır

*

Pakdil’in ömrünü verdiği Edebiyat dergisi, denemeleri, şiirleri, öyküleri ve çevirileriyle bir kuşağın, düşünce ve eylem dünyasına, yeni kavramlar, yeni bakışlar, yeni açılımlar, kazandırmıştır. Pakdil Fransızca yazan dünyadan yaptığı çevirilerle, Türkiye’yi Batı edebiyat dünyasıyla birlikte, Arap edebiyat dünyasıyla da tanıştırmıştır.

*

Benim Pakdil’in özendirmesiyle, İonesco’dan “Ali İmran” adıyla yaptığım çeviri, “Cehennemleşen Yeryüzü” başlığıyla, Edebiyat dergisinde yer almıştır. Edebiyat dergisi yayın hayatı boyunca, Tek Parti Yönetiminde, kasırgaya dönüşen yabancılaşma, rüzgarlarına karşı durmuştur.Edebiyat dergisiyle Türkiye, dünyanın edebiyat öncülerini tanımıştır.

*

Pakdil “Servetim ve mirasım eylemdir” diyerek, şiirleriyle, denemeleriyle, günlükleriyle, oyunlarıyla, Maraş’tan, Ankara’dan, Eskişehir’den, İstanbul’dan bütün dünya kentlerine, büyük “Düşşel Yürüyüş”ler düzenlemiştir. O eylemi ceketinin yakasında bir rozet olarak değil, omuzunda bir mavzer olarak taşımıştır.

*

Pakdilin yolu sıradan siyasetçilerin yolu olmamıştır. O “Benim siyasetim inancımdır. Benim inancım siyasetimdir”demeyi, bir aydın sorumluluğu bilmiştir.Pakdil düşünceleriyle ve eylemleriyle çağını sorgulamıştır,sorgulanmayan çağlarda hiçbir gücün, savaşların üstesinden gelemeyeceğini sürekli vurgulamıştır.

20 Ekim 2019, 12:16

NURİ PAKDİL OMUZUNDAKİ SİLAHI KİTAPLARI OLAN SİLAHSIZ BİLGEDİR

Dünyada güneş altında dillendirilmemiş,yazıya dökülmemiş söz yoktur. İnsanlara iki göz, iki kulak, bir dil, görmesi, dinlemesi, gördüklerini, dinlediklerini, dillendirmesi, söze dökmesi için verilmiştir. Edebiyat hayatı görme, hayatı dinleme, hayatı dile dökme eylemidir. Edebiyatçı hayatta insanı, insanda hayatı görür. İnsana karşı hayat, hayata karşı insan, edebiyatla savunulur. Edebiyat hayatı yaşanır kılma ustalığıdır.

*

Nuri Pakdil’in yazdıklarında ve söyleşilerinde sürekli vurguladığı gibi, edebiyatçının görevi: “İnsana karşı insanı savunmaktır.” Edebiyatçı çağının savaşlarından, çağının cinayetlerinden sorumludur. Hayatın hiçbir alanında hiçbir kazanım, bir insanın hayatından daha değerli değildir. Bu yüzden, dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, her edebiyatçı, barış istemek, barışın peşinde koşmak zorundadır. Hayatı, barışla silahlananlar, yaşanır kılarlar.

*

Edebiyatların dilleri, insanların dilleridir. Edebiyatçıların sözleri insanların sözleridir. Bu bağlamda, eski edebiyatlar, yeni edebiyatlar yoktur, yeni diller, yeni sözler vardır. Her dönemin edebiyatları, kendilerinden önceki dönemlerin edebiyatlarının geçtikleri yollardan geçerler, insanları savunan özlerini koruyarak, insanların savunulmasına yeni boyutlar kazandırırlar. Çünkü tarihin bütün dönemlerinde, her “kent pusuda”dır, “avı insan”dır.

*

Nuri Pakdil, Rimbaud gibi, Necip Fazıl gibi, metafizik sancı çeken bir edebiyatçıdır. Sezai Karakoç gibi, Nuri Pakdil de, “metafizik gerilim” olmadan, metafizik verim olmayacağının bilincindedir. Metafizik kaygı taşımayanlar, metafizik boyut taşıyan eserler veremezler. Bunun için, Türk Edebiyatı’nın “Yedi Güzel Adam”ı, dünyada çatışmanın, Washington ile Moskova arasında değil, Kudüs ile Atina arasında olduğunu sürekli gündemde tutmuştur.Onlar Türkiye’nin geleceğini Kapitalizm ve Komünizmde değil, İslam’da aramışlerdır.

*

Nuri Pakdil, hiç ödün vermeyen, kökten “devrimci” düşünce ve eylemleriyle, oyunu her zaman Kudüs’ten yana kullanmıştır. “Gel / Anne ol / Çünkü anne / Bir çocuktan bir Kudüs yapar / Adam baba olunca / İçinde bir Kudüs canlanır / Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin” diyerek, bütün insanlığı oyunu Kudüs’ten yana kullanmaya, dünyanın edebiyatçılarını hayatı savunmaya çağırır. Kudüs’e oy vermek, ekonomiden önce kültürün yanında olmaktır.

*

Dünyayı seküler dünyanın başkenti Atina değil, kutsal kültürün başkenti Kudüs değiştirir. Savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürmek için, insanların Atina’dan daha çok Kudüs ile barışmaları gerekir. Kudüs bütün insanlığı kucaklayan peygamberler ülkesidir. Dünya barışının en büyük güvencesi, edebiyatı iman için bilen, ufukları peygamberler olan, edebiyatçılardır. Atina’nın burçlarına, Kudüs’ün bayrağını, onlar çekecektir.

*

Kudüs barışı, yüzyıldan yüzyıla, toplumdan topluma, edebiyatın insanı dönüştüren, küresel diliyle taşınır. Edebiyat barış dünyasının kapısıdır.

*

Elinde kılıç taşıyan bir Mevlana, bir Shakespeare, bir Geothe yoktur.

*

Edebiyat ölümsüzlüğün arandığı, sonu olmayan yolda olmaktır.

*

Edebiyatçı kıyısı olmayan denizde, yolunu arayan kaptandır.

*

Hayat edebiyattır, edebiyat hayattır.

*

İnsan edebiyatla savunulur

21 Ekim 2019, 12:16

BİLGE NURİ PAKDİL İNSANA KARŞI İNSANI EDEBİYATLA SAVUNUR

Kötülüklerden iyiliklere, yanlışlıklardan doğruluklara, çirkinliklerden güzelliklere doğru, tarih içinde büyük ve uzun bir yürüyüşe çıkan Anadolu insanına, edebiyatın sultanları, yol ve yön gösteren kutup yıldızları olmuşlardır. Edebiyat yüzyılların içinde oluşan, yüzyılların içinden süzülerek, Yirmi birinci yüzyıla gelen Kutsal Mekke kültürünün, en önemli ve en değerli hazinesidir. Edebiyatla düşünce hayata, hayat düşünceye yansır.

*

İnsan hayatını anlamsızlaştıran seküler dünyanın, savaş yüzyılları, yaşı ve işi ne olursa olsun, dünyadaki bütün insanları askerleştirmiştir. Arnold Toynbee''nin Daisaku Ikeda ile yaptığı nehir söyleyişide, vurguladığı gibi: ''Bir asker için insan öldürmek, sivil olduğu dönemde cinayet sayılacakken, savaşta bir görev olmaktadır." Bu yüzden Batı dünyasının, yaşlı, kadın ve çocuk demeden, gök yüzünden ölüm yağdıran savaşları, ünyanın bütün gençlerini, bomba yüklü dehşet verici silahlara dönüştürmüştür. Yüzyılların içinde, Kutsal Kitapların sonuncusu Kur'an'ın inşa ettiği bir savaş hukuku, bir savaş ahlakı vardır.Savaşta kahramanlık yaşlı,kadın ve çocuk ayrımı yapmadan insanları öldürmek değildir.

*

Bütün dünyayı dehşete düşüren, çevresine ölüm saçan, hayata düşman seküler insanların karşısına, hayata dost insanları çıkarmak, edebiyatın ve edebiyatçının görevidir. Edebiyatı hayat için bilen edebiyatçılar, çağlarından sorumludurlar. Savaş yüzyıllarından barış yüzyıllarına edebiyatçılarla geçilecektir. Hayatı yaşanır kılmanın sırları edebiyatta gizlidir. Edebiyat Allah''ın insana bilgi ve bilgelik kazandıran, eşsiz ve gizemli ilham atölyesidir.Edebiyatcı edebiyatla,Allah'ı arayan insandır.Necip Fazıl'ın vurguladığı gibi,Edebiyat Allah'ı aramaktır.

*

Rasim Özdenören, Akif İnan, Erdem Bayazıt ile birlikte Edebiyat dergisini kuran, Nuri Pakdil günlükleriyle, denemeleriyle,şiirleriyle,mektuplarıyla ve oyunlarıyla, Anadolu insanının bilgi ve bilgelik dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır. O düşünce ile eylem arasında yıkılmaz köprüler kuran,düşünce sevdalısı olduğu kadar, eylem sevdalısı da olan edebiyatçıdır. Düşünceleriyle ve eylemleriyle Pakdil, dehşet verici ölümlere yol açan savaşlarda, ''İnsanı insana karşı'' Edebiyatla savunur.

*

Mektup yazmayı bir ısınma hareketi olarak gören ve sabahları çalışmaya başlamadan önce mektup yazan, John Steinbeck, mektuplarına, ''Altmış yılda arkasında bıraktığı izler'' olarak bakar. Pakdil de, yalnızca mektuplarıyla değil, gezi izlenimleri, günlükleri, denemeleri, oyunları, çevirileri, şiirleri, sıradışı tavırlarıyla ve davranışlarıyle, arkasında silinmez izler bırakmıştır. Gelecek yıllarda pek çok edebiyatcı, geriye dönüp baktığında, Pakdil''den ne kadar çok etkilendiğini, nerede, nasıl, Pakdil''i izlediğini, açıkca görecektir.

*

Pakdil, Amerika''nın Vietnam''ı uçaklarla, Rusya''nın Çekoslavakya''yı tanklarla kan gölüne dönüştürdüğü bir dönemde, Türkiye''de Sağda ya da Solda değil önde, bir ''Sıradışı 68 Kuşağı''nın ortaya çıkmasında, önemli pay sahibidir. Onun yönlendirmesiyle, her üniversite öğrencisinin odasında,Yunus,Mevlana,Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Ionesco, Exupery ve Camus köşeleri oluşmuştur.

*

Erdem bayazıt''ın ''Kelimeler tank gibi geçer adamın yüreğinden / Harfler harp düzeni almıştır mısralarda'' dizeleri, Pakdil''in yazdıklarının, en vurucu kelimelerle yapılan, en öz ve en yalın özetidir.

*

Dünyada edebiyatı sevmeyenler, insanlara dost olmazlar.

*

Edebiyattan uzaklaşanlar, hayattan uzaklaşırlar.

*

Edebiyat insanın, dönüştürücü silahıdır.

22 Ekim 2019, 11:58

NURİ PAKDİL'İ OKUYANLAR SUÇSUZ İNSANLARIN KANINI DÖKMEZLER

Bir roman, bir deneme, bir şiir, insanı yeryüzünden alır, gökyüzüne taşır. Güzel bir edebiyat ürünü, okuyucusunu içinde yaşanılan şiddet dünyasını unutturur, sevgi dünyasının kapılarını aralar. Hayatın içinden bir roman, iyilik peşinde koşan olumlu, kötülük peşinde koşan olumsuz insanlarıyla, okuyanın başkalarıyla birlikte, kendisini anlama sürecine, büyük katkılarda bulunur. Ebediyat ürünleriyle, yaşanan şiddet dünyasıyla, yaşanılması gereken sevgi dünyası arasında köprüler kurulur.

*

Bir roman okuyucusu, hayatın değerinin, yitirilen güzellikleri aramakla, kavranabileceğinin bilincine ulaşır. Hayatın insana yüklediği görev ve sorumlulukları, yerine getirmek için eyleme geçer. Edebiyat düşünce ile eylem arasındaki duvarları yıkmak için vardır. Eylem ustası Nuri Pakdil, hayatın önemini ve anlamını kavrasınlar diye, Dostoyevski'yi okumayanlara, "sürücü belgesi" verilmesini istemez. Kazalarıyla hayat söndüren sürücüler gibi, elinde silah olanlar için de, sürekli Dostoyevski okumak zorunlu olmalıdır. Roman hayatın şiiridir. Şiir seven kan dökmez. Roman okuyan elini kana bulaştırmaz. İnsanı bilen hayatın değerini bilir.

*

İnsanlara bir hayatın, bin hayat olduğu, en güzel edebiyatla anlatılır. Edebiyat ürünleri, şehirleriyle, mimari yapılarıyla, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle ve insanlarıyla, dünyayı güzelleştirir. Güzelliği arayanlar gerçeği bulurlar. Gerçeği bulanlar güzelliği ararlar. Anadolu insanının Sinan algısı, Süleymaniye olgusuna Yahya Kemal'in şiirile dönüşmüştür. Türk nehirlerinin anası Sakarya'yı, Anadolu'nun düşünce ve eylem dünyasına Necip Fazıl kazandırmıştır. Çanakkale savaşının dehşetini Anadolu insanı, Mehmet Akif'in şiirlerinde yaşamıştır.

*

Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, Mevlana'yı, Yunus'u, Shakespeare'i Goeth'yi,Hacı Bayram'ı, Hacı Bektaş'ı okuyanlar, yaşadıkları dünyanın çok boyutlu, çok kültürlü, çok renkli bir dünya olduğunu görürler. Edebiyat ürünleriyle insanlar, düşünülmeyenleri düşünürler, bilinmeyenleri bilirler, algılanmayanları algılarlar. Ebediyat dünyasının içinde olmayanlar, zamanın akışının dışında kalırlar. Edebiyata yabancılaşanlar, insana yabancılaşırlar. İnsana yabancılaşanlar, hayata yabancılaşırlar. Hayata yabancılar için, hayat hem önemini, hem anlamını yitirir.

*

İnsan hayatın anlamsızlaştığı, hiç önemsenmediği bir savaş yüzyılında, barış ortamının oluşmasına katkıda bulunmak, her insanın en önemli görevidir. Silahlarla beslenen savaş kültürüne karşı edebiyatla beslenen barış kültürüne, yeni boyutlar kazandırmak için, bütün üniversitelerde, barış araştırmaları merkezi kurulmalıdır. Savaşın büyüttüğü korkular ve düşmanlıklar, barışın büyüttüğü sevgilerle ve dostluklarla yok edilmelidir. Savaşın düşmanı olmayanlar, barışın dostu olamazlar.

*

Barışın öğretmeni olmak için edebiyatın öğrencisi olmak gerekir. Edebiyat insanlığın barış birikimini, verdiği ürünlerde taşır. Savaş yüzyıllarda yitirilen barışın yol haritası, dünya şairlerinin şiirlerindendir. "Barış nerededir, gören var mı" diye soranlara, verilecek güzel cevap: Yunus'un şiirlerini oku,görür ve nerede olduğunu öğrenirsin" demek olur.

*

Şiirsiz barış, barışsız şiir olmaz. Barış şiirle mayalanır. Şairler savaşı durduran sözün ustasıdırlar.

*

Sözün dervişi olmayanlar, barışın velisi olamazlar.

*

Barışın yolları tanklarla değil şairlerle açılır.

*

Şiirin sultanları barışın sultanlarıdır.

*

Bütün erlerin adı barış olmalıdır.

*

Dünyada her er barış ister.

*

Barış hayata çağrıdır.

*

Barış hayattır.

23 Ekim 2019, 11:03

Birbirinden güzel kitaplarıyle,ÖNCE VATAN gazetesindeki

Birbirinden güzel kitaplarıyle,ÖNCE VATAN gazetesindeki söyleşileriyle,kitap tanıtımlarıyla ve yazılarıyla,Türk ve İslam dünyasının,düşünce ve eylem birikimini zenginleştiren,değerli yazar ve gazeteci Oğuz Çetinoğlu ağabeyle yaptığımız söyleşi.

25 Ekim 2019, 15:18

YENİ TÜRKİYE DÜNYAYA BARBAROS'UN VİZYONUYLA BAKMALlDIR

Yirminci yüzyılın başında Anadolu insanı, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'dan çekilerek, çok boyutlu bir misyon değiştirme sürecine girmiştir. Milletten daha çok devletten gelen bir baskıyla, Türk toplumunun misyonunu oluşturan ana değerler, ekonomik, siyasal ve kültürel yapıdan bir bir sökülüp atılmıştır. Bu bağlamda, başkent İstanbul''dan Ankara''ya taşınmıştır. Bunun için, şiiriyle Yeni Türkiye'nin sesi olan Sezai Karakoç, yitirilen vizyonun Ankara''da değil, İstanbul''da aranması gerektiğini sürekli gündeminde tutmuştur.

*

Asya'nın en batısında, Avrupa'nın en doğusunda yer alan Anadolu, İspanya gibi, Doğu dünyasının olduğu kadar Batı dünyasının da harman olduğu ortak coğrafyadır. Türkiye ve İspanya'nın tarihi, Asya ve Avrupa'nın da tarihidir. Anadolu coğrafyası, ya Avrupa, ya Asya diyen, bir coğrafya değil, hem Avrupa hem Asya diyen bir coğrafyadır. Yahya Kemal''in vurguladığı gibi: Türk kimliği bin yılda Anadolu coğrafyasında yoğurulmuştur. Anadolu insanı aklıyla Avrupa''da, gönlüyle Asya''dadır. Türkler Asya''da Avrupalı, Avrupa''da Asyalıdır.

*

Türk toplumun Ankara''da yitirdiğini misyonunu İstanbul''da yeniden bulabilmesi için, dünyanın dört bir yanındaki her Anadolu insanının, Osmanlı Devleti''nin kurucusu Osman Gazi''nin, bin yıllık Türk tarihinin özü ve özeti olan kuruluş rüyasını, tekrar tekrar görmesi gerekir. İnsanlar görmedikleri rüyaları gerçekleştiremezler. Osman Gazi''nin rüyasında olduğu gibi, görülen rüyalar önünde ya da sonunda, erken ya da geç, bir gün mutlaka gerçekleşir. Türklerin tarihi, med ve cezirlerle doludur, her düşüşün bir yükselişi vardır.

*

Yeni bir vizyon kazanmak için dünyayı, Akdeniz''i yüzyıllarca Türk barışının merkezi haline getiren, Barbaros gibi görmek gerekir. Ekrem Reşit, Onun ulaşılmaz vizyonunu, çok çarpıcı cümlelerle dile getirir.Onun için ''Gözlerinin önünde, kıtaları, denizleri, kıyıları ve uçsuz bucaksız ovalarıyla bütün dünyayı canlandırır. Doğu''dan Batı''ya Okyanusun ta ötesine, Yeni dünyaya kadar uzanacak muhteşem bir devletin hayalini kurar. Hindistan''ı fethetmeyi ve Çin''e el atmanın rüyasını görürdü'' der. Yeni Türkiye''nin yeni vizyonu, Barbaros''tan esinlenerek, dünyayı bütünüyle kucaklamalıdır. Tarih misyonun, coğrafya vizyonun habercisidir.İbn Haldun'un vurguladığı gibi,yalnızca coğrafya değil,hem tarih,hem coğrafya milletlerin kaderidir

*

Toplumların gördükleri büyük rüyalar değişmez. Ancak rüyaları gerçekleştirmenin yol ve yöntemleri değişir. Gerçekleştirecek rüyası olanlar, her yüzyılda dört defa tarihi yeniden yazar ve yeniden yorumlar. Anadolu insanı da, Yeni Türkiye''nin yeni misyonu ve yeni vizyonu için, yakın ve uzak tarihi, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, yeniden yazmak ve yeniden yorumlamak zorundadır. Tarihle yoğrulmuş coğrafyalar, tarihle donanmış toplumlar, tarihle yaşıt bilgi ve bilgelik kazanırlar.

*

Küreden kareye dönüşen yeni dünyanın yeni Barbarosları, denizlerin sultanları değil, pazarların sultanlarıdır. Daralan pazarlar, yeni ürünler, yeni hizmetler ve yeni bilgiler üretenlerle genişletilir.Her gün yeniden doğmasını bilenlerin, pazarları sürekli yenilenir.

*

Pazarlar ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla hayatı zorlaştırmak için değil, kolaylaştırmak için vardır.Tarihin her döneminde,pazarlar eski satanların değil, yeni satanların olmuştur.

*

Yeniler satan ve her gün yeniden doğan pazarın sultanlarından kimse usanmaz.

*

Pazarlarda paylaşmasını bilmeyenler, cephelerde savaşırlar.

*

Pazarların değişmez yasası tatlı dil ve güler yüzdür.

*

Pazarın yolu, üstünlük kazanmanın yoludur.

*

Pazar sürekli yenilenmesini bilenlerindir.

*

Pazarda yeni olan yenilmez.

27 Ekim 2019, 13:35

DÜNYADA OYLAR EKONOMİDEN ÖNCE KÜLTÜRE VERİLMELİDİR

Hayatı yaşanır kılmada zor olan, düşünce ve eyleme sürekli yeni boyutlar kazandırmaktır. Zoru gerçekleştirmenin, toplumu dönüştürmenin yolu, mutlaka iktidar olmaktan geçmez. Çünkü mutlak iktidarlar, toplumları mutlaka körleştirir, mutlaka sağırlaştırır, mutlaka dilsizleştirir. Tarihin her döneminde açıkça gözlendiği gibi, iktidar olmadan da iktidar olunur. Dünyanın neresinde olursa olsun, kültürler iktidar olmadan iktidar olarak, hem devletleri, hem de milletleri uzun ömürlü kıla.

*

Dünya durdukça kültür ve ekonomi gibi, kültür ve politika da el ele, omuz omuza birlikte yürüyeceklerdir. Kültür ekonomiden, ekonomi politikadan ayrılmaz. Kültür sağlam ise, ekonomi sağlıklıdır, kültür zenginse ekonomi güçlüdür. Aynı şekillde, kültür sağlam ise, politika sağlıklıdır, kültür zenginse politika güçlüdür. Kültür, politika ve ekonomi, birbirini dengeleyen üç ayaklı bir masaya benzer, ayaklardan biri eksik olursa, toplum dengesini koruyamaz.

*

Dünyanın her ülkesindeki, bütün seçimlerde, oylar politikaya değil, kültüre verilmelidir. Kamuoyu yoklamaları, iktidar olmadan iktidar olmanın, doğrudan dolaysız araçlarıdır. Kamuoyu yoklamalarında, oylarını kültüre vermeyenler, kültürlerini iktidar yapamazlar. Kamuoyunun özümsediği kültürler, iktidar olmadan iktidar olurlar. Çünkü hiçbir iktidar, çoğunluğun kültürüne savaş açamaz. Çoğunluğun kültürüyle savaşan iktidarlar, farkında olmadan kendileriyle savaşırlar.

*

Bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de toplumun me kezinde politika değil, kültür vardır. Politika kısa dönemli hedeflere, kültür uzun dönemli hedeflere odaklanır. Politika için önemli olan bugündür, bugünü kurtarmaya çalışır. Kültür için önemli olan yarındır, yarını inşa etmeye çalışır. Politika herke- sin baktığına bakar, herkesin gördüğünü görür. Kültür, herkesin baktığına bakar, kimsenin görmediğini görür. Bütün top- lumların merkezini politika değil, kültür oluşturur.

*

Dünyada yerel değil de, küresel düşünmek isteyen ülkeler, politikadan önce kültürlerini zenginleştirmeye çalışmalıdırlar. Derin ve köklü kültürler, kendi politikalarını hem oluşturur, hem de zenginleştirirler. Ancak kültürler için geçerli olan yasalar, politikalar için de geçerli değildir. Bu yüzden, ülkelerin geçmişlerini bugüne, bugünü de geleceğe taşıyacak olanlar, po- litikanın öncülerinden daha çok, kültürün öncüleri olacaktır.

*

Eylem ustası Nuri Pakdil, “Bir Yazarın Notları” isimli kitabında, tarihi adım adım insanın peşinden gelen ve insanı ruhundan sarsan, ak saçlı bir bilgeye benzetir. Aynı benzetme kültür için de geçerlidir. Kültür bir gölge gibi, politikayı izleyen ve soluğu politikanın ensesinde hissedilen, ak saçlı bir bilgedir. Ak saçlı bilgelerde, düşünce eyleme, eylem düşünceye yeni açılımlar kazandırır. Onlar Akşemseddin gibi yaşarlar, Fatih gibi fethederler.

*

Politika, ekonomi ve kültürü ölümsüzlüğe ayarlayan Pakdil: “Ben çoktan oyumu verdim; sanata, edebiyata ve bunlarla tutuşacak büyük ateşe” demektedir.Medeniyetlerin savaştığı küresel dünyada, kültürsüz politika gücünü koruyamaz, politikasız kültür etkisini sürdüremez.

*

Savaş dünyasını barış dünyasına, oylarını politikaya verenler değil, oylarını kültüre verenler taşıyacaktır. Kültürü kanatlandırmadan, politikayı uçurmak mümkün değildir.

*

Kültür politika dünyasının kapılarını açan gizemli bir anahtardır.

*

Dünyayı geleceğe oylarını kültüre verenler taşıyacaklardır.

*

Toplumları insanı seçmesini bilenler dönüştürür.

28 Ekim 2019, 11:30

BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜRMEK FARKLI DÜŞÜNMESİNİ BİLMEKTİR

Bir kesimin havuzuna kova kova su taşıdığı, bir kesimin de havuzundan kova kova su aldığı dünya ekonomisi, Birleşmiş Milletler gibi çok ortaklı, büyük bir işletmeye dönüşmüştür. Küresel ekonominin havuzuna su taşıyanlar, bütün dünyayı zenginleştirirken,havuzdan su alanlar da yoksullaştırmaktadır. Sürdürülebilir bir kültürel ve ekonomik yapı için, herkesin aldığından daha fazlasını, dünya ekonomi havuzuna taşıması gerekir.

*

Küresel dünya ekonomisini, bütün insanlığın yararına işletecek olanlar, hiçbir karşılık beklemeden, üreten düşünce ustalarıdır. Onlar kendilerine değil, geleceğe yatırım yaparlar. Tarım, sanayi, bilgi, hangi alanda olursa olsun, hiçbir yatırımın getirisi, onların yatırımlarının getirisinden daha büyük değildir. Düşünce yatırımlarının, ekonomik ve kültürel ömürlerinin sınırı yoktur. Onlar Kıyamet gününe kadar, yatırımcılarına kazandırmaya devam ederler.

*

Geçmişten bugüne, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla, dünyayı yaşanır kılanların başında, düşünce ve eylemin öncüleri gelir. Onlar ölümsüz eserleriyle, bütün insanlığın yolunu aydınlatırlar. Onların eserlerinin insanlığa katkılarını, rakamlara dökmek çok zordur. Ancak düşüncenin büyük mimarlarının, insanların hayatını nasıl değiştirdiğini, düşünce dünyasında yolculuklara, çıkan herkes bilir. İşi ya da yaşı ne olursa olsun, her insan onların düşüncelerinden izler taşır.

*

Düşünce dünyasında çığır açanların, bütün insanlığın oluş- turduğu küresel ekonominin, havuzundan aldıkları suya kar- şılık, taşıdıkları suyun büyüklüğü, onları melekler katına yük- seltir. Onların paha biçilmez eserleriyle, havuzun kapıları hiç su taşımadan, su almaya çalışanlara kapanırken, aldığından daha fazlasını taşımaya çalışanlara da sonuna kadar açılır. Küresel ekonomi dünyasında, üretmeden tüketenlere,vermeden alanlara yer yoktur.

*

Doğu ve Batı’nın büyük düşünce, yıldızlarının ölümsüz eserleriyle, bütün insanlığın bilgi ve bilgelik katkıları yanında, küresel dünya işletmelerinin ürettikleri, endüstriyel ürünlerin değeri, çok küçük kalır. Dünyada kutsal kitapların, insanlığa kazandırdığı, bilgi ve bilgeliklerin değerine ulaşacak, hiçbir kurum ve kuruluş yoktur. Onların insanlığa sağladığı kazançlar, zaman ve mekanla sınırlı değildir, dünya var oldukça devam edecektir.

*

Başlangıçta düşünce vardır. Düşüncenin öğrencisi olmadan, eylemin öğretmeni olunmaz. Düşüncenin olmadığı bir dünyada, hiçbir alanda kültürel ve ekonomik atılım olmaz.

*

Düşüncesiz bir eylem kalıcı, eylemsiz bir düşünce dönüştürücü olmaz. Düşünce kutsal kitaplarla, sınırlarının sonuna ulaşır.

*

Pascal’ın vurguladığı gibi: “Bugünkü başarılar, dünün düşüncelerinin toplamıdır.” Dünsüz bugün,bugünsüz yarın olmaz.

*

Dünyayı bugüne geçmişin düşünceleri getirmiştir. Geleceğe de bugünün düşünceleri taşıyacaktır.

*

Tarihte dünyayı ellerinde silah taşıyanlar değil, kafalarında düşünce taşıyanlar değiştirmiştir.

*

Toplumlar politikanın öncülerinden daha çok, düşüncenin öncülerine önem verirler.

*

Politikanın öncüleri unutulur, düşüncenin öncüleri unutulmaz.

29 Ekim 2019, 13:08

CUMHURİYET'İN YENİ BİR YIL DÖNÜMÜNDE BATI İLE HESAPLAŞMA

Cumhuriyet'in Tek Parti döneminde Anadolu insanı, tarihinde benzeri olmayan büyük bir kültür değişimine zorlanmıştır. Tanzimatla başlayan yenileşme ve dünyadaki gelişmelere ayak uydurma çalışmaları, Cumhuriyetin ilk yıllarında, İslam kültürürünün değerlerinin, bütünüyle terk edilmesine dönüşmüştür. Osmanlı Devletinin mirası üzerine kurulan Cumhuriyet, tercihini bütün kurumlarıyla ve bütün kuruluşlarıyla, Batı kültüründen yana kullanmıştır.

*

Cumhuriyet yönetimi kurtuluşu, yılların birikimi olan kendi kültürünü yeniden üretme yerine, Batının seküler kültürünü bütün kurum ve kuruluşlarıyla, olduğu gibi transfer etmede aramıştır. Avrupa ülkelerinin üretim gücünün ve ekonomik üstünlüğünün kaynağı, onların yaşama biçimleriyle, kurumlarında ve kuruluşlarında aranmıştır.

*

Batının tüketim standartları benimsenirse, onların üretim standartlarına ulaşılacağı sanılmıştır. Dünyadaki gelişmelere ayak uyduramayan ülkelerin, kendi kurumlarını ve kendi kuruluşlarını bırakarak, başka bir kültürün kurumlarını ve kuruluşlarını benimseyerek, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarını geliştirmeleri görülmemiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, taklitler asıllarının yerlerini tutmazlar.

*

Tek Parti Döneminde çarşıları, camileri, medreseleri, dergahları, sanatları ve gelenekleriyle, yüzyılların ürünü İslam medeniyetinin değerleri, bütünüyle göz ardı edilmiştir. İslam kültüründen iz taşıyan her şey, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıdan ayıklanmaya çalışılmıştır. Alfabe değişikliğine gidilerek, Anadolu insanının tarihi, kültürü ve sanatıyla olan bağları koparılmıştır.

*

Türk toplumundan İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin "Herodiyen" diye nitelendirdiği bir yaklaşımla, kendi kimliğini bir kenara bırakarak, Batı kimliğini kabullenmesi istenmiştir. İslam kültürünün kurum ve kuruluşları yok edilirken, Batı kültürü, bütün kurumlarıyla ve kuruluşlarıyle göklere çıkarılmıştır.

*

Büyük düşünür İbn Haldun'un dediği gibi: "Yenilenler kendilerini yenenlerin kurum ve kuruluşlarını taklid ederler." Ancak Cumhuriyet döneminde Batı kurum ve kuruluşlarını taklitte öylesine ileri gidilmiştir ki, orta öğretimde Grekce ve Latince öğretilmeden Batılı olunamayacağı bile ileri sürülümüştür. Anadolu insanı, Batılılar gibi yaşama yolunda, akıl almaz baskılara uğramıştır.

*

Cumhuriyet'in yeni bir yıl dönünde geriye dönüp bakıdığında, devlet kurum ve kuruluşlarının, Batı'nın yaşama ve tüketme biçimini benimsemede büyük bir başarı sağladığı görülür. Buna karşılık bütün kurumlar ve bütün kuruluşlar Batılılar gibi ürün ve hizmet üretmede,başarısızlığa uğramıştır. Bir toplumun şapka giyerek, yazısını değiştirerek,üretim gücünü büyütmesinin, mümkün olmadığı görülmüştür.

*

Anadolu insanlı ellili yıllarda çoğulcu Demokrasi, seksenli yıllarda da Pazar Ekomisiyle tanışmıştır. Özal döneminde Anadolu insanı dış dünyaya açılmıştır. Türk toplumu Batı'dan yardım alarak, Batılıların üretim seviyesine ulaşamayacağını görmüştür. İkibinli yılların başında, Türkiye üretimde Batı ülkeleriyle, rekabet etmesini kolaylaştıracak, ekonomik ve sosyal düzenlemelere gitmiştir.Türkiye dünyanın ilk on ülkesi arasına girmeye çalışmaktadır.

*

Haberleşme, ulaşım ve finans sektöründe yeni yatırımlar yapılarak, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, Türk toplumu dünya standartlarında üretim yapmaya zorlanmıştır. Yönetenleriyle, yönetilenleriyle, üretenleriyle ve tüketenleriyle Türkiye, dünya pazarlarında sağlam bir yer tutmak için, kendi kültür ve medeniyetini geliştirmenin önemini kavramıştır .

*

İletişim ve ulaşımda yaşanan hızlı değişim, dünya pazarlarında, sağlam bir yer edinmenin, kendi kültürünü küçümsemekten değil, tam tersine kendi kültürüne sıkı sıkıya sarılmaktan geçtiğini ortaya koyuyor. Artık dünyada ülkeler değil, kültürler yarışıyor.Kültürsüz ekonomiler güçsüz,ekonomisiz kültürler etkisiz oluyor.

*

Dünyada başka kültürlerle yarışmanın yolu, dünyaya kapanmaktan daha çok, dünyaya açılmaktan geçiyor. Kapalı bir toplum ayakta kalsaydı, dünyanın en zengin hammadde ve insan kaynaklarına sahip olan, Sovyetler Birliği ayakta kalırdı

*

Türkiye Türk ve İslam dünyasıyla birlikte, Cumhuriyetin yüzyıla tamamlanan diliminde, Batıyla ciddi bir hesaplaşma süreci yaşayacaktır. Batıyla hesaplaşmada,Türkiye'nin en büyük silahı kültürünü taşıyan girişimcileridir,bayrağını taşıyan kar amaçsız kuruluşlarıdır.

*

Kültürlerin savaştığı bir dünyada, kültürünü inkar eden ülkelerin, dünya ekonomisinde olduğu kadar, dünya politikasında da önemli bir yerleri olmaz . İkibinli yılların başında sınırların ortadan kalkması, Türkiye'yi başka kültürlere açarken, kültürünü zenginleştirme çalışmalarını da hızlandırıyor.

*

Tarihe bakıldığı zaman, en güzel kültür ve sanat eserlerinin, başka kültürlerle iç içe yaşandığı, dönemlere rastladığı görülüyor.Türk ve İslam kültürünün, düşüncede ve sanatta, en güzel eserleri, İspanya'da, Maveraünnehir'de ve Osmanlı'da verilmiştir.

*

Onsekizinci ve ondukuzuncu yüzyıl Avrupa'nın yüzyılları oldu. Avrupa dünyanın merkeziydi. Diğer ülkelerin konumu Avrupa'ya yakınlıkları ya da uzaklıklarıyle belirleniyordu. On beşinci ve On naltıncı yüzyıllar Türklerin yüzyıllarıydı.

*

Türkler Doğu Roma imparatorluğunun bütün topraklarını ele geçirerek, Ortaçağı kapatarak, Yeni çağın kapılarını açtılar. Yirminci yüzyıl ise, Amerika'nın yüzyılı oldu. Yirmi birinci yüzyıl, dünyada bütün ülkelerin yüzyılı olacak.

*

Cumhuriyet'in yaşının yüz yıla yaklaştığı bir dönemde, Türkiye dünyaya açılmasıyla, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya'da önemli bir güç merkezi olmuştur.

*

Türkler Avrupa'yı camilerle birlikte iş yerleriyle de donattılar. Türk girişimcileri Japonya'dan Amerika'ya kadar dünyanın her ülkesinde, yatırım yapmaya başladılar.

*

Türkiye iki binli yılların başında , Avrupa'nın çevre ülkesi değil merkez ülkesidir. Türk ve İslam dünyasının, lokomotif ülkesi olma yolunda hızla ilermektedir.

*

Türkiye kültürüyle, tarihiyle ve insanıyla barışmıştır. İki binli yılların ilk yarısında, Türkiye bütün dünyada ağırlığı olan bir ülke olacaktır.

*

Gelecek yüzyılın fatihleri ordular değil, kurumsal ve toplumsal girişimciler olacaktır.Bayrak girişimcileri izler.

*

Girişimciler ürün ve hizmetlerini götürdükleri ülkelere, kültürlerini ve değerlerini de götürürler.

*

Kültürlerin savaştığı dünyada,yeni fatihler üreten el olan derviş girişimcilerdir.

*

Yeryüzünü girişimcilerin ürün,hizmet ve bilgi üretilen gizemli atölyesidir.

*

Sınırsız dünyada girişimcilerden daha büyük, daha etkili bir güç yoktur.

*

Düz kare dünyanın, yeni fatihleri yeni ahilerdir.

31 Ekim 2019, 10:01

EDİRNE'DE UÇ VEREN ZENGİN DERGAH GELENEĞİ

Edirne'de Bahaddin Nakşibend'den,Mevlana Halid'den, Ahmed Ziayeddin Gümüşhaneli'den, Mehmed Zahid Kotku'dan geleceğe zenginleşe zenginleşe devam eden "Görünmeyen Üniversite" geleneğini, devam ettiren Hasan Gümüş Hocamıza teşekkürler. Oluşmakta olan Düz Kare Dünyanın mimarları, Görünen Üniversitelerle,Görünmeyen üniversiteleri altın oranda harmanlamasını bilen,ya Yunus,ya Sinan değil,hem Yunus,hem Sinan olmasını bilen, Derviş Girişimciler olacaktır.

*

Genişletilerek bütünüyle yeniden yazılan ve onuncu baskısı yapılan "Görünmeyen Üniversite" kitabımız,"Ordu Millet"i, "Girişimci Millet"e dönüştüren,Cumhuriyet döneminde gelmiş bir "Osmanlı Sultanı" gibi, düşünmesini ve davranmasını bilen Özal'dan yola çıkarak, geleceğin fatihleri olacak "Yeni Ahiler"ine, ışık tutacaktır ve yön gösterecektir. Onlar bir ellerinde "Mesnevi"ile, bir ellerinde de "Mukaddime"ile, bütün yeryüzünü, öteki dünyanın binbir meyvalı ağaçın olduğu bir "Cennet Bahçesi"ne dönüştüreceklerdir.