Dünyanın her ülkesinde, edebiyat dünyasının zirveleri, gül yetiştiren bahçıvanlardır. Onlar Anadolu bilgelerinin dediği gibi: «Ademoğulları duyun, görün ve izleyin bizi, bahçe biziz, gül bizdedir» derler. Edebiyatçılığı bahçıvanlıktan, bahçıvanlığı edebiyatçılıktan ayırmayanların, düşünce ve eylem dünyalarında, gül sevgidir, sevgi güldür. Sevgi gül gibi özenle büyütülür.Bahçıvanın olmadığı yerde bahçe,bahçenin olmadığı yerde gül olmaz.
*
Gül dostlarının elinde dünya, bir barış alanına dönüşürken, gül düşmanlarının elinde bir savaş alanına dönüşür. Hangi ülkede yaşarlarsa yaşasınlar, gül yetiştiren bahçıvanlar, barış dünyasının en saygın, en değerli güvenceleridir. Bin bir renkli çiçeğin açtığı, gül bahçesinin bahçıvanları, insanlığa “Deniz biziz, derinlik bizdedir” ve “Dünya biziz, barış bizdedir” diye seslenirler. Dünyada hiçbir güç, onların sesini kesemez, ışığını söndüremez.
*
Hayatını gül yetiştirmeye adayan Rasim Özdenören, adıyla bütünleşen “Gül Yetiştiren Adam” romanı gibi, öykü ve dene- meleriyle de Anadolu insanının edebiyatında, kendisine geniş bir yer açmıştır. Özdenören “Roman sokakta ayna gezdirmek- tir” diyen, Stendal gibi düşünür, onun tanımını benimser. O “Ruhun Malzemeleri” ile gül yetiştirecek bahçıvanlara, bir “Ro- man Okuma Kılavuzu” yazmış, hayatı romanın, romanı hayatın içine çekmiştir.
*
Büyük edebiyatçıların romanlarını okuyanlar, görünen ve görünmeyen dünyanın derinliklerinde, uzun yolculuklara çıkarlar. Edebiyatçılar insanların acılarını, sevinçlerini, açmazlarını kaygılarını ve özlemlerini, varoluşun bahçesinde yetişen, her biri kendine özgü, eşsiz bir gül olarak yansıtırlar. Edebiyatçıların amaçları, insanda toplumu toplumda insanı görerek, insanlığın bahçesinde, gül yetiştirmektir. Onlar dış dünyada iç dünyaya, iç dünyada dış dünyaya bakmanın ustasıdırlar.
*
Türkiye’de olduğu kadar, bütün dünyada, gül yetiştirme zamanıdır. Sezai Karakoç’un “Gül Muştusu” şiirinde vurgu- ladığı gibi: “Bahar gelmiş gülü zorlamada / Bulutların içinde gülün özü döğülmede / Sonra bir yağmurla / Ufak bir esintiyle / Dökülecek bahçelerin üstüne” diyebilmek için, dünyaya edebiyatçıların gözleriyle bakmak gerekir. Yalnızca bahçelerin üstüne değil, ülkelerin ve şehirlerin üstüne de gül yetiştiren bahçıvanların, insanları dönüştüren gülleri dökülecektir.
*
İstanbul’da,Bağdat'ta, Şam'da,Tahran'da,Kabil'de, Mekke'de, Yemen'de, Kahire'de Berlin’de, Londra’da Moskova’da, New York’ta gül yetiştiren bahçıvanlar, yeni bir gül zamanının geldiğini haber veriyorlar. Dünyanın her yerinde, insanlar gül fidanından bahçeler, gül yaprağından evler, gül kokan şehirler ve gül yeiştiren kurumlar istiyorlar. Onların estirdikleri barış rüzgarlarıyla, dünyanın savaş havzaları, barış havzalarına dönüşecektir. Dünya barışının güvencesi, savaşçı siyasetçiler değil, barışçı edebiyatçılardır.
*
Gül yetiştirme sevdalıları, bütün dünyaya, Yunus’un yaratılışta kardeşi Friedrich Schiller’in, Beethoven’in “Dokuzuncu Senfoni”de yararlandığı:“Kardeş olun ey insanlar, bunu ister Tanrı’mız/Bu dünyada her şey geçer, en son sana dost kalır/ insanlığa, doğruluğa göğsünü aç korkmadan/Hür doğmuştur insanoğlu, hür yaşamak hakkıdır” dizeleriyle sesleniyor. Dünyada şiir sevenlerin insana,bahçe sevenlerin bahçıvana,gül sevenlerin bahçeye, düşman oldukları görülmemiştir.
*
Bilgisayar ekranına sığan yeni dünyada, ülkelerin ekonomik, siyasal, kültürel kurum ve kuruluşlarının, bütün kademelerinde ya gül yetiştiren insanlar yönetici, ya da yöneticiler gül yetiştiren insanlar olmalıdır.
*
Gül yetiştiren insanların düşünce ve eylem dünyalarında, birbirlerine melekler gibi davrandıkları için, kimsenin aklına şeytanlar gibi davranmak gelmez.
*
Dünyanın her yanında, savaşın bahçelerinde, kavga ekilir kavga biçilirken, barışın bahçelerinde, sevgi ekilir sevgi biçilir.
*
Anadolu'nun asla batmayan güneşi Yunus'un, önemle vurguladığı gibi:"Sevelim sevilelim." Seven sevilir.
*
İnsanlar Cennetten dünyaya, birbirleriyle kavga etmek için değil,birbirlerini sevmek için gönderilmişlerdir.