Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Ocak 2022

31 yazı

1 Ocak 2022, 12:26

KARŞILIKSIZ YARDIMLAŞMASINI BİLENLER HER ALANDA HAYATI HEM KOLAYLAŞTIRIRLAR HEM GÜZELLEŞTİRİRİLER

Görev ve sorumlulukların kesin sınırlarla, belirlendiği hiyerarşik kuruluşların yerine, dünyaya açık, yönetim kademeleri azaltılmış ve esnekleştirilmiş kuruluşlar geçmektedir. Hangi alanda üretim yaparlarsa yapsınlar, dışa dönük kuruluşlar, çalışanları, tedarikçileri ve müşterileriyle, oluşturdukları yerel ve küresel ağlarla, etkinliklerini hızla arttırıyorlar. Değişik kesimler arasında oluşturulan, yardımlaşma ve dayanışma ağları, hem kişilerin hem kuruluşların, işlerini kolaylaştırmaktadır.

*

Kişileri ve kuruluşları başarılı kılanlar, oluşturdukları güvenlikli ağlardaki dostlarıdır. Bu yüzden “Ne bildiğinizden daha çok, kimlerin sizi bildiği önemlidir” ilkesi, kişilerle birlikte, kuruluşlar için de geçerlidir. Kişilerin dost çevreleri, kendileriyle birlikte kuruluşlarının da gücünü büyütürler. Kuruluşlarda finansal ve entellektüel sermaye gibi, dostluk sermayesi de, ürün ve hizmet üretiminde, dünya pazarlarına açılmada, uluslararası standartları yakalamada, önemli bir yer tutar.

*

Ülkelerde oluşturulan yerel ve küresel dostluk ağları, bilgi birikimi yanında, karşılıklı sevgiye ve saygıya dayanırlar. Etik ilkeleri zorlamadan, kurulan bağlantılarla sağlanan bilgi alışverişi, her alanda etkinliği artırır. Kuruluşlar ürettikleri ürünlerin ve hizmetlerin kalitesini, “İlişki sermayesi” denilen, dostluk bağlantılarından yararlanarak geliştirirler. Yöneticilerin kararlarını kolaylaştıran bilgilerin, önemli bir bölümün kaynağı, dostlarıyla oluşturdukları, bilgilenme ve bilgilendirme ağlardır.

*

Ekonomilerinde borç almada ve borç vermede, kuruluşların finansal sağlamlığına ilişkin doğru bilgiler, çoğu zaman dostluk ağlarından sağlanır. Kurumsal kaynaklardan sağlanan bilgiler, her zaman yeterli olmazlar. Gönüllü ağlardan sağlanan bilgiler, haksız kazanç sağlamak için değil, kimseye zarar vermemek için önemlidir. Bu yüzden dostluk ağları, etik sınırlar içinde, toplumun bütün kesimlerine yarar sağlayacak, bilgilerin ve bilgeliklerin zenginleştirildiği, öğrenme ve öğretme ortamlarıdır.

*

Kuruluşların ürettikleri ürünlerin, hem kişiler hem de toplumlar üzerinde, olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Kuruluşların başarıları kendi yararlarını gözetirken, başkalarına zarar vermemelerinden kaynaklanır. Bütün toplumları birbirine bağlayan, kişisel ve kurumsal ağlar, ekonomik ve kültürel hayatın, ana yasasını oluşturan “kazandır kazan” ilkesine dayanır. Yalnızca kendi yararlarını düşünen kişiler ve kuruluşlar, başkalarına verdikleri zararları, kendileriyle birlikte, bütün dünyaya ödetirler.

*

Gönüllü ağlarda toplumsal sorumluluğun özü, kimseye zarar vermeden herkese yarar sağlamaktır. Kuruluşlar dünyasında, toplumların zararlarına olan yararların, faturası her zaman çok büyük olmuştur. Haksız kazançlar tarihin her döneminde, toplumların, ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında , büyük depremlere yol açmıştır. Bu yüzden ağlarla sağlanan iletişim ve etkileşim, toplumların en büyük denetici gücünü oluşturmaktadır. Yerel ve küresel ağlarla, herkes aradığını bulmaktadır.

*

Yardımlaşma ve dayanışma ağlarıyla, kuruluşlarla birlikte kişiler de, her alanda hem ayakta, hem de hayatta kalırlar.

*

Ekonominin insan bedeni gibi gizemli yapısında, bilgi ve bilgelik alışverişi, dünya barışının güvencesidir.

*

Zengin yardımlaşma ağlarıyla, insanlar güçlenirler, güçlenen insanlar yardımlaşmasını bilirler.

2 Ocak 2022, 11:38

KÜLTÜREL DERİNLİKLERİNİ YİTİREN TOPLUMLAR EKONOMİK ZENGİNLİKLERİNİ KORUYAMAZLAR

Kültürsüz ekonomi doğallıktan, ekonomisiz kültür derinlikten yoksun olur. Kültürle ekonomi, görünmeyen ve görünen dünyaya, kendi alanlarından farklı yöntemlerle bakarlar. Her ikisi tanıma, kavrama ve anlama tutkusuyla beslenir. Kültürün ve ekonomin, araçları farklı amaçları aynıdır. Ortak amaçlarına ulaşmak için, kültür ve ekonomi birbiriyle yardımlaşır. Onlar hayatın birbirini etkileyen iki ayrı alanıdır.

*

Hayatın her alanında doğal olan aydınlıktır, aydınlık olan doğaldır. Kültür ve ekonomi, doğal olana ne kadar sarılırlarsa, o kadar etkili olurlar. Kendini bilenler kültürün, dünyayı tanıyanlar ekonomin öncülüğünü yaparlar. Nasıl ekonomi kültürden bağımsız düşünülemezse, insan da dünyadan ayrı düşünülemez. Kültürün, ekonominin ve dünyanın, merkezinde insan vardır. Dünyanın güzelleştirilmesi, insanın ruhunun derinliklerine inilerek, gönlünün zenginleştirilmesine bağlıdır.

*

Kültürün ve ekonominin gücü, hayatı kolaylaştıran dinamikleri, harekete geçirmelerinden kaynaklanır. Onlar hayatın can damarlarıdır. Kültürün ve ekonominin zirveleri, dünyanın ve insanın sırlarını açığa çıkarmak için, kabullere dayanan soyutlamalar yaparlar. Kültürde ve ekonomide soyutlama yoluyla yapılan basitleştirmeler, gerçeğin araştırılmasını hem kolaylaştırırlar, hem zorlaştırırlar. Hangi alanda olursa olsun her soyutlama, gerçeğin perdelenmesine yol açar.

*

Kültürün ana çalışma alanı, insanın iç ve dış dünyasıdır. Kültürün öncüleri insanın iç dünyasındaki, inişleri, çıkışları, açmazları, bağlanmaları ve kopuşları ele alarak, insanı tanımanın ipuçlarını verirler. Onlar düşüncelerini ortaya koyarken, bilimsel kaygı taşımazlar. Onların çalışma alanının genişliği, onlara hiçbir zaman, gözleme ve araştırmaya dayanmadan, doğallık kaygısı çekmeden, istedikleri gibi düşünme, istedikleri gibi davranma hakkı vermez.

*

Kutsal değerlere dayanan gelenekte, kültür ve ekonomi, beş duyunun sınırlarının dışına ne kadar çıkarsa, o kadar derinlik ve zenginlik kazanır. Anadolu insanına görünmeyen dünyanın zenginliklerini taşıyan Yunus, İbn Arabi ve Mevlana, gözlerden bilgisizlik perdelerini kaldırarak, var olmanın güzelliğini, hayatın bütün boyutlarına yansıtmışlardır. Onlar görünen dünyanın sınırlarını aşarak, ölümsüzlüğe ulaşmışlar, kültürü ekonomiye, ekonomiyi kültüre dönüştürmüşlerdir.

*

Kutsal alanda görünen dünya, görünmeyen dünyanın gölgesidir. Dünyada her şey sınırlı ve geçicidir. Kutsal değerlerle yoğurulan kültürde, barış savaştan önce gelir. Kültürün ve ekonominin işlevi, her iki dünyada uyumun ve düzenin şiirini yakalamaktır. Kültür ve ekonomi insanı erdemli kılmak, hayatın yaşanırlığına yeni boyutlar kazandırmak için vardır.İleri bir araştırmanın ürünü olmayan, kutsal değerlere dayanmayan soyutlamalar, her alanda çoraklaşmaya yol açarlar.

*

İnsanın ruhunun derinliklerine inmeye çalışan kültür, nasıl doğal olandan koparılamazsa, üretimin ve tüketimin yasalarını araştıran ekonomi, insanın değerlerinden koparılamaz.

*

Kültürün ve ekonominin, hayat damarlarının kesildiği bir dünyada, savaşların önüne geçmek, dünyayı yaşanır kılmak mümkün değildir.

*

Kültürün ve ekonomini amacı,”Bir” olanı bilmek, kutsal verilerin ışığında, varlığın değerini ve anlamını kavramaktır.

3 Ocak 2022, 13:30

DÜNYADAKİ BÜTÜN SORUNLAR İNSANLARDAN KAYNAKLANIR ÇÖZÜMLER DE İNSANLARDADIR

İkibinli yılların başında,San Fransisco’dan Kuala Lumpur’a, Bursa’dan Banglahore’a kadar, dünyanın pek çok şehirinde, tarım, sanayi ve bilgi toplumları, birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde, yanyana yaşıyorlar. Bilgi toplumlarındaki gelişmelerle, tarım ve sanayi kuruluşları, yeni boyutlar kazandılar. Kuruluşlarda ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin zenginleştirilmesinde, bilgisayarlar insanların gören gözleri, tutan elleri, yürüyen ayakları olmuştur.

*

Yeni yüzyılda her alanda insan kaynakları, sermaye başta olmak üzere, bütün kaynaklardan çok daha önemli, çok daha büyük bir güç kazanmıştır. İster tarım, ister sanayi, ister bilgi toplumu kuruluşu olsun, bütün kuruluşlarda üretim maliyetlerinin düşürülmesinde, satışların artırılmasında, kalitenin geliştirilmesinde ve rekabet üstünlüğü kazanılmasında, çalışanlar arasındaki güçbirliği, başka kaynaklar tarafından yerine getirilmesi, mümkün olmayan bir işlev yüklenmiştir.

*

Bilgisayarlarla güçlerine güç katan insanlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta, geçmiş yıllarda benzeri görülmeyen, köklü dönüşümlerin sürükleyici güçleri olmaktadırlar. Dünyada her kuruluş gücünü, sahip olduğu insan kaynaklarının, düşünce ve eylem birikimlerinden almaktadır. İnsanların fiziksel güçlerinin yerine makinaların, zihinsel güçlerinin yerine de, bilgisayarların geçtiği bilgi toplumlarında, insan kaynaklarının gücünden yararlanmak, hayati bir önem kazanmıştır.

*

Kuruluşların hem ekonomik, hem kültürel hedeflerine ulaşmalarında, kuram ve uygulama arasındaki uyum ve düzen, değişik kademelerde yer alan insan kaynakları tarafından sağlanır. Kuruluşlarda ürün, hizmet ve bilgi üretimi, insanlar aracılığıyla, insanlar tarafından gerçekleştirildiği için, insanların tutumları ve davranışları, her alanda büyük önem taşımaktadır. Sorunların insanlardan kaynaklandığı, çözümlerinin de insanlarda bulunduğu bilindiği için, insan bilimleri çok önem kazanmıştır.

*

Kuruluşları güçlü olan ülkelerin, ekonomileri güçlü olur. Kuruluşların güç kazanması, insan kaynaklarının başlattığı, uzun ve zorlu bir yolculuktur. Kuruluşlar tarım, sanayi ve bilgi toplumları arasındaki ürün, hizmet ve bilgi akışında, köprü olma görevini üstlenmişlerdir. Bu yüzden kuruluşlar arasındaki işbirlirliğinin geliştirilmesi, ülkeler arasındaki işbirliğini de geliştirecektir. Üretimde çığır açan kuruluşlar, dünya barışının da en büyük güvencesi olacaklardır.

*

Kuruluşların hedeflerine ulaşmalarındaki başarıları, çıktıkları yolda karşılaştıkları engelleri aşmada, hem kurum içindeki, hem de kurum dışındaki, insan kaynaklarından yararlanmasını bilmelerine dayanır. Yoculukta insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini değerlendirirken, birlikte öğrenirken öğretmek, öğretirken öğrenmek, büyük bir hız ve yoğunluk kazanır. Kuruluşlar dünya kuruluşlarıyla, insanlar kuruluşlarındaki işleriyle bütünleşirler. Onlar başarının peşinden değil, başarı onların peşinden koşar.

*

İnsanlar kuruluşları, kuruluşlar dünyayı değiştirirler.

*

İnsansız kuruluş, kuruluşsuz ekonomi olmaz.

*

Kuruluşlar insanlarla kuruluş olurlar.

4 Ocak 2022, 12:32

ÜLKELERİNDE ÜRETİCİ OLANLAR HİÇBİR ÜLKEDE TÜKETİCİ OLMAZLAR

Sınırsız kare dünyadaki gelişmeler, ülkeleri komşularıyla savaşmadan, barış içinde birlikte yaşamaya zorluyor. Bu yüzden Almanya ve Fransa gibi, geçen yüzyılda birbirleriyle savaşan ülkeler, gelen yüzyılda aralarındaki siyasal sınırları kaldırıyorlar. “Amerika Birleşik Devletleri”ne özenerek, Avrupa’daki ülkelerin “Avrupa Birliği” şemsiyesi altında toplanmaları, Türk ve İslam dünyasını bir araya getiren, dayanışma ve yardımlaşma kuruluşlarının, kazandıkları önemi gösteriyor.

*

Yeniden yapılanan dünyada ülkeler birbirleriyle, ne kadar çok ekonomik ve kültürel alışveriş yaparlarsa, üretim güçlerini o kadar büyütürler. Şemsiye işlevi yüklenen birliklerde, ülkelerin ulusal kurumları ve kuruluşları, küresel değerlere saygı gösteren, uluslarüstü kurumlara ve kuruluşlara dönüşerek, üretim güçlerine güç katarlar . Birliklerin içinde yer alan ülkeler, birbirlerinin dinlerine, dillerine, soylarına saygı göstererek, kültürlerine yeni zenginlikler kazandırırlar. . Türkiye Asya ülkelerinin oluşturdukları birliklerde, yer almaya gösterdiği özeni, Avrupa ülkelerinin birliklerinde yer almada göstermesi, dünya barışının geleceği açısından büyük önem taşıyor. Amerika ve Çin çevresinde yer alan, ülkelerin arasında dengenin kurulmasında, hem Türk, hem İslam dünyasının belirleyici gücü yıldan yıla artıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan Türkler ve Müslümanlar, dünyanın geleceğine damgalarını vurmaya hazırlanıyorlar.

*

Ülkelerinde üretici olmasını bilen Türklerin ve Müslümanların, dünyanın hiçbir ülkesinde tüketici olmaları beklenmez. Müslüman toplumlar üreten ellerin, tüketen ellerden üstün olduklarını bildikleri için, dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, tüketmekten daha çok üretmeye önem verirler. Onların ekonomi ve kültür dünyalarında, insanlar vermeden almazlar, üretmeden tüketmezler. Onlar Avrupa’yı dönüştürme yolunda hızla ilerliyorlar.

*

Dünyanın bütün üniversitelerinde, Avrupa’nın geçmişinde büyük yer tutan İslam’ın geleceğindeki yeri araştırılıyor. Arnavutluk, Kosova, Karadağ, Bosna ve Hersek, Tataristan, Başkurdistan gibi Müslüman ülkeler gibi, Türkiye coğrafyasının bir kısmıyla Avrupa sınırları içinde bulunuyor. Avrupa’da pek çok Avrupa ülkesinden daha büyük Türk ve Müslüman nüfus yaşıyor. Onlar Avrupa’nın ekonomisinde önemli üretici güce sahipler.

*

Amerika’da Samuel Huntington’nun, Türkiye’de Sezai Karakoç’un kitaplarıyla gündeme taşıdıkları gibi, Yirmi birinci yüzyılın başında, dünyada devletlerden önce medeniyetlerin savaştıkları açıkca görülüyor. Ve bütün dünya üniversitelerinde kültürel alanlarda araştırma yapan, eleştirel düşünen, sorgulayıcı Müslüman aydınların sayıları ve etkileri yıldan yıla katlanarak artıyor. Onlar Avrupa’nın ve Amerika’nın, yalnızca Batılılara bırakılmayacağını biliyorlar.

*

Bütün Müslüman ülkeler, ziyarete gelen Avrupa ülkelerini, karşı ziyarette bulunuyorlar.

*

Kültürel derinliklerini yitiren Avrupalılar, ekonomik zenginliklerini koruyamıyorlar.

*

Finansal sermayenin önemi azalırken, kültürel sermayenin getirisi artıyor.

5 Ocak 2022, 12:42

DÜNYANIN HER YANINDA ÜLKELERİ BÜROKRAT OLMAKTAN DAHA ÇOK GİROKRAT OLMASINI BİLENLER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Bürokratik devletler, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerini büyütmekte güçlüklerle karşılaşırlar. Ülkelerde üretim güçsüzlüğü, bir yandan devletin bürokratik yapısını kemikleştirirken, bir yandan yönetimde yetkilerin merkezde toplanmasına yol açar. Hantallaşan devlet kuruluşlarında, şekilcilikle birlikte kırtasiyecilik, ileri boyutlara ulaşır. Demokratik mekanizmanın iyi işletilmediği ülkelerde, bürokratik yapı dayatmacı yapıya dönüşür.

*

Ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelmek için, bürokratik devlet yapısından girokratik devlet yapısına geçmek gerekir. Risk almasını bilen, yenilik peşinde koşan girişimciler, yalnızca özel kesimin değil, kamu kesiminin de lokomotifi olurlar. Kamu kurumlarını ve kuruluşlarını değiştirecek, girişimci bürokratlara ihtiyaç vardır. Tamer Müftüoğlu’nun önerdiği kavramla söylenirse, onlar kamu düzenini, yeniden yapılandıracak olan “girokrat”lardır. Dünyada ister kamu, ister özel, ister gönüllü olsun, kurumlar ve kuruluşlar, verimliliği arttırmak için, sürekli yeniden yapılanmalıdırlar. Çalışma alanı ne olursa olsun, bütün kuruluşlar verimliliklerini artırarak, üretim güçlerine yeni üretim yöntemleri kazandırırlar. Sınırların buharlaştığı bir dünyada, bütün kuruluşların yeni zenginlik ve yeni güç kaynakları, verimlilikteki artışlardır. Yeni yüzyılda verimlilikte, sınır tanımayan kuruluşlar ayakta kalacaktır.

*

Dünyada verimsiz kuruluşları, verimli kuruluşlara bürokratlar değil, girokratlar dönüştürürler. Girokratlarla yönetilen kuruluşlar, yaptıkları yeniliklerle kuruluşların verimliliğini artırarak, hem kendilerini, hem çevrelerini değiştirirler. Onların kuruluşları alışılmış kuralları aşarak, büyük dönüşümlere öncülük yaparlar. Kuruluşlarda yenilik yaparak, kuralları değiştirme riskini göze almayanlar, hiçbir alanda verimliği artıramazlar.

*

Verimliliği artırmak için her kuruluş, araştıran bir kuruluş olmalıdır. Kuruluşları araştıran yapıya dönüştürecek olanlar girokratlardır. Bürokrat ile girokrat arasındaki fark, yönetici ile lider arasındaki fark gibidir. Warren Bennis’in “Bir lider olabilmek” kitabında, ortaya koyduğu yöneticiyle lideri ayıran özellikler, bürokratla girokratı ayıran, özellikler için de geçerlidir. Bürokrat kurumu korumaya, girokrat geliştirmeye çalışır. “Bürokrat işleri doğru yapar, girokrat doğru işleri yapar.”

*

Kamu kuruluşları bürokrasiden giroksiye, bürokratlarla değil, girokratlarla dönüşür. Ülkeler bütün kuruluşlarıyla dönüşerek, dünya standartlarını yakalamanın yolunu açarlar. Dünyada hiçbir ülkenin, hiçbir kuruluşun, verimliliği artırmadan varlığını koruması mümkün değildir. Kuruluşların uzun ömürlü olmaları, yenilik yapmalarına, risk almasını bilmelerine ve araştırmaya önem vermelerine bağlıdır. Girokratlarla bürokratik yapılar, girokratik yapılara dönüşürler.

*

Bürokratik kuruluşlardan, girokratik kuruluşlara evrilmeyen ülkeler, üretimlerini artıramazlar.

*

Ülkeler üretim güçsüzlüğünün, üstesinden bürokratlarla değil, girokratlarla gelirler.

*

Girişimci bürokratlar, fil gibi kuruluşları, pire gibi kuruluşlara dönüştürürler.

6 Ocak 2022, 11:20

HAYATIN HER ALANINDA TATLI DİL GÜLER YÜZ BÜTÜN KAPILARI AÇAN İKİ GÜZEL ANAHTARDIR

Bu yazı daha önce 09.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

İstanbul’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan dünyaya, dünyadan Türkiye’ye bakmadan, ekonomik ve kültürel dönüşümleri kavramak mümkün değildir. Cumhuriyet dönemindeki hiçbir gelişme, ikibinli yılların başında büyük bir patlama gösteren, dışsatım hacmi kadar, Anadolu insanının ekonomik yapısını ve kültürel dokusunu değiştirmemiştir. Devletin kaynaklarından çok az yararlanan Anadolu girişimcileri, servetlerini sermayeye dönüştürerek, dünyaya açılmanın gücünü keşfetmişlerdir.

*

Girişimcilerin dünyasında, alışveriş kavgaya değil, sevgiye dayanır. Bir yandan dışalım, bir yandan dışsatımın doğurduğu gücün, farkına varan Anadolu kuruluşları, Tokyo’dan New York’a, Moskova’dan Kahire’ye, bütün dünya şehirleri arasında mekik dokumaktadırlar. Ekonomide dışalım ve dışsatım çift yönlü bir süreçtir. Birbirleriyle alışveriş yapan ülkeler, hem alırken hem satarken kazanırlar. Bu yüzden aralarında, alışveriş olan ülkeler, sorunlarını çatışarak değil, uzlaşarak çözerler.

*

Alışverişle birbirlerine bağlanan ülkeler, hiçbir zaman birbirleriyle savaşmazlar. Alışverişin yüzyıllar içinde oluşmuş, zengin bir tarihsel kültürü vardır. Alışverişte kuruluşları, başarılı kılan kültürün temelinde, güler yüzle birlikte, tatlı söz vardır. Kuruluşların başarısında, ürünleri kadar kültürleri de, büyük önem taşır. Kuruluşlar tedarikçilerinden, çalışanlarından ve alıcılarından oluşan bir bütündür. Kuruluşların gücü, bütünün birbirleri arasındaki, iletişime ve etkileşime dayanır.

*

Kuruluşlarda getirisi en yüksek olan yatırım, bütünün birbirleriyle ilişkilerinde, gösterdikleri sevgidir ve konuştukları dildir. Alışverişte güler yüz ve tatlı dil, bir kuruluşun kapısından girenleri, er ya da geç üretilen ürünlerin ve hizmetlerin, alıcıları olmalarına yol açar. Hayatın hiçbir alanında, güler yüzle tatlı dilin el ele verdiği, bir tutumun ve davranışın, açamayacağı hiçbir kapı yoktur. Güler yüz ve tatlı dil, dünyanın her yerinde bütün kapıları açan gizemli bir anahtardır.

*

Yerel ve küresel dış pazarlarda, kendilerine sağlam bir yer açmak isteyen kuruluşlar, üretim ve yönetim kültürlerini, tatlı dille ve güler yüzle yoğurmak zorundadırlar. Kuruluşlar fabrikalarında ürün üretirler, satış yerlerinde, ürünlerinden önce kültürlerini satarlar. Bu yüzden Anadolu’da, “Sirke satan yüzle, tatlı bal da olsa satılmaz” denilir. Dünyada bütün insanların, aradıkları ürünleri üretenlerin pazarlarında, asık yüzlere ve kötü sözlere yer yoktur.

*

Kuruluşlarda üretim ve yönetim, bir bilgi işi olmaktan daha çok bir bilgelik işidir. Pazarlarda insanların gönülleri, hem bilgiyle hem bilgelikle kazanılır. Bunun için bütün kuruluşların, getirisi en büyük sermayeleri, bütün insanlığın yüzyılların içinde oluşturduğu alışverişteki bilgi ve bilgelik birikimidir. Kuruluşlar bilgi birikimiyle üretimlerini, bilgelik birikimiyle yönetimlerini zenginleştirirler. Onlar bilgelikle gökyüzüne uzanırken, bilgiyle yeryüzünden uzaklaşmazlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde Çiniler gibi,“Gülümsemeyi bilmiyorsanız dükkan açmayın” denilir.

*

Dünyanın pazarlarında kuruluşlar, ürünlerinden önce, kültürleriyle sevilirler.

*

Ülkelerde ürünsüz üretim, kültürsüz yönetim, kuruluşsuz ekonomi olmaz.

7 Ocak 2022, 12:37

DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE MEYVASI PARA OLAN AĞAÇ YOKTUR

Dünyada kuruluşlar ne üretirlerse üretsinler, başta gelen sorumlulukları, kaynaklarını en verimli olarak değerlendirmektir. Kuruluşların uzun ömürlü olmaları, ekonomik, siyasal ve kültürel çevredeki değişmelere uyum sağlamaları, önceden hazırlandıkları planlara bağlıdır. Kuruluşlar geleceklerini, aksatmadan yaptıkları planlarla güvence altına alırlar. Sürekli güncellenen planlarla, kendilerini yenilemeyen kuruluşlar, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar.

*

Dünyanın hem yerel, hem de küresel pazarlararında, kuruluşlar arasındaki yarışın, büyük bir hız kazanması, iletişimdeki yeni gelişmeler,üretim ve yönetim sorunlarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Gelirlerin artırılmasında, finansal kaynakların bulunmasında, kazançlı olarak değerlendirilmesinde, paradan para kazanmanın yerine, ürün ve hizmet üretiminden para kazanma geçmiştir. Artık kuruluşların başarısında belirleyici olan, parasal kaynaklar değil, entellektüel kaynaklardır.

*

Ekonomik alanda her kuruluşların uzun dönemde varlıklarını sürdürmeleri, gelirleri giderlerini karşılayacak, ürünleri ve hizmetleri, kaliteyi düşürmeden üretmelerine bağlıdır. Ürünlerinden ve hizmetlerinden kazanç sağlamayan kuruluşlar, finansal sorumluluklarını yerine getiremedikleri gibi, kendileriyle birlikte toplumu da yoksullaştırırlar. Dünyanın hiçbir yerinde, meyvası para olan ağaç yoktur.Kuruluşlar kaynakları üretime ve hizmete dönüştürmek için vardırlar.

*

Faizi paranın kirası olarak gören, seküler ekonomilerde olduğu gibi, para alınıp satılan bir ürün değil, zaman içinde ürün ve hizmet üretme gücü olan, bir üretim aracıdır. Entellektüel kaynaklarla birlikte, parasal kaynaklar kuruluşlarda, istenen ürünleri ve hizmetleri üretmek için el ele verirlerse, dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden bütün insanlar yararlanır. Bunun için Anadolu insanının kültüründe, paranın,toprağın ve insanın boş durması iyi karşılanmaz.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, boş duran insanların bilgilerinden ve bilgeliklerinden yaralanılarak, boş duran paralarla doğal kaynaklara değer kazandıran kuruluşlar, yoksullukla birlikte savurganlığın da üstesinden gelirler. Bunun için dünyanın doğal kaynaklarını değerlendirerek, insanların doğal ihtiyaçlarını karşılamak, yerel ve küresel kuruluşların, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarının başında gelmektedir.Kuruluşlar ekonomik kazançlarından daha çok, toplumsal kazançlarıyla var olurlar.

*

Kuruluşların üretimlerinin sürdürülebilir olması, ekonomik kazançlarıyla toplumsal kazançlarını altın oranda değerlendirerek, insanlığın üretim ve yönetim birikimine katkıda bulunmalarına dayanır. Kuruluşlar insanların bilgi ve bilgelik birikimlerinden yararlanarak, parasal kaynaklarını değerlendirirler. Parasal kaynaklar kuruluşlar aracılığıyla, üretime katkıda bulunurlar, ürünlere ve hizmetlere dönüşürler. Ülkelerin güçleri, parasal kaynaklarını değerlendirmesini bilen, kuruluşlarından kaynaklanır.

*

Güçlü kuruluşları olmayan ülkelerin, güçlü paraları olmaz.

*

Ülkelerde paranın gücü, üretimlerinden kaynaklanır.

*

Dünyada üretenler, tüketenlerden güçlüdür.

9 Ocak 2022, 12:35

KURULUŞLARDA KURUMSALLAŞMAK KURALSIZLIKTAN KURTULMAKTIR

Dünyanın bütün ülkelerinde, aileler tüketimin, kuruluşlar üretimin odak noktasında yer alırlar. Aileler ve kuruluşlar, ülkelerin kültürel dokusuyla birlikte, ekonomik yapısını dönüştüren iki ana güç kaynağıdır. Üretim ve yönetim, kültür ve ekonomi gibi, aile ve kuruluş da birbirleriyle, iletişim ve etkileşim içinde, yeni zenginlikler kazanır. Üretim gücünün zenginliği ve sürükleyiciliği, hayatın değişik alanlarında, ailelerle kuruluşların el ele vermelerine bağlıdır.

*

Aileler kültürleri, kuruluşlar ekonomileri güçlendirirler. Aileler olmadan kültürler, kuruluşlar olmadan ekonomiler, canlılıklarını koruyamazlar. Aileler ve kuruluşlar arasındaki uyum ve düzen, kültür ve ekonomi arasındaki uyumun ve düzenin güvencesidir. Aile kültürün, kuruluş ekonominin aynasıdır. Kültürü zengin olan toplumların, aileleri zengin, ekonomileri güçlü, kuruluşları etkili olur. Bütün ülkelerde aileler kültürün, kuruluşlar ekonominin omurgasını oluştururlar.

*

Dünyada aile kuruluşları denilince, hemen akla küçük kuruluşlar gelmez. Türkiye’de olduğu gibi, dünyanın pek çok ülkesinde, önde gelen kuruluşlarının temellerini aileler atmışlardır. Bunun için bütün dünyada, aile kuruluşlarının, üretimde ve yönetimde kurumsallaşmaları tartışılmaktadır. Hayvancılıkla uğraşan Habil ve tarımla uğraşan Kabil’den bu yana, aileyi güçlendiren kültür ve hayatı zenginleştiren ekonomi, hem ayrışma, hem de bütünleşme kaynağı olmuştur.

*

Köklü kültürel değerlere dayanmayan aileler ve doğal yasalarla yönetilmeyen ekonomiler, sürdürülebilir yapıya kavuşarak kurumsallaşamazlar. Kuralsızlık ailelerin olduğu kadar, kuruluşların da en büyük düşmanıdır. Kurumsallaşmada önemli olan, kültür ve ekonomiyi en uygun oranlarda harmanlamaktır. Aileler ve kuruluşlar zamanla geçerliliğini yitirmeyen, hukukun, ekonominin ve etiğin doğal yasalarına dayanarak, kurumsallaşırlar ve geleceğe taşınırlar.

*

Ekonomi ve kültürde önemli olan, aile şirketlerinin, işlerini iyi yapması değil, iyi işleri yapmasıdır. İyi işlerin peşinde koşan aile şirketleri, hem ailelerini, hem kendilerini, her yıl daha başarılı bir konuma taşırlar. Kuralları kuralsızlık olan aileler ve kuruluşlar, saman alevi gibi parlayıp sönerler. Yalnızca kazanç peşinde koşanlar, her yasayı çiğnerler. Oysa dünyanın her ülkesinde, bütün kuruluşların başarısı, kendilerinin ne kazandıklarından daha çok, başkalarına ne kazandırdıklarından kaynaklanır.

*

Kuruluşların hem kazanan, hem de kazandıran olmaları, açıklık içinde kurumsallaşarak, kendileri için istediklerini, onları ayakta tutan alıcıları için de istemelerine bağlıdır. İster büyük ister küçük olsun, bütün kuruluşlar ortaklarından önce, alıcılarına kazandırdıklarıyla, geleceklerini güvence altına alırlar. Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların getirisi en büyük olan sermayesi, her alanda olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmaktır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, hem yerel hem küresel kuruluşlar, müşterilerinin ihtiyaçlarını gidermek için vardır.

*

Kuruluşlarda kurumsallaşma, ulaşılacak bir hedef değil, geleceğe doğru sürekli bir iyileşme yolculuğudur.

*

Kurumsallaşmada başarı küresel kurallar ışığında, her gün yeniden yapılanmaktan kaynaklanır.

10 Ocak 2022, 14:13

TÜRK VE İSLAM DÜNYASI ORTADOĞU'DA "OSMANLI MİLLET SİSTEMİ'NİN GÜNCELLEŞTİRİLMESİNİ İSTİYOR VE BEKLİYOR

Osmanlı Kudüs MüftüsüHaşim El-Hüzeyni, şehiri 1918'de İngiliz General Edmund Allenby'ye teslim ettikten sonra, Ortadoğu'da dört yüzyıl süren “Osmanlı Barışı” sona ermiştir. O yıldan bu yıla kadar, bütün Ortadoğu'da, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Edvard Munch'un, “Çığlık Tablosu”nda tuvale yansıttığı, çığlığın dehşetini yaşıyorlar. Kudüs'te barışın yollarını kapatan Batılılar, savaşın yollarını açtılar. Savunmasız kalan Ortadoğu'da, kardeşler yüzyıllarca süren kardeşliği kendi evlerinde öldürdüler.

*

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Fransa'nın ve İngiltere'nin gelmesiyle, Ortadoğu'nun kültürel dokusu ve siyasal yapısı dinamitlenmiştir. Soğuk Savaş ertesinde Amerika'nın Irak'a, Rusya'nın Suriye'ye silahlı güçleriyle müdahaleye kalkışması, Ortadoğu'daki Osmanlı kardeşliğiyle birlikte, demokratikleşme hareketlerine de, en büyük darbeyi vurarak, bütün kazanımları yok etmiştir. Batılı ülkelerin körüklediği din, mezhep ve ırk ayrımcılığı, Ortadoğu'da çok kanlı bir dönemin, başlamasına yol açmıştır.

*

Osmanlı Ortadoğusu'nun üzerindeki örtü kaldırılması, dört yüzyıl süren, Kudüs odaklı, başşehiri Medine olan, “Osmanlı Millet Sistemi”nin, tarihin derinliklerinden çıkarılması, Yirmi birinci yüzyıla taşınması, dünya barışı için hayati önem taşıyor. Dilleri, dinleri ve soylarıyla Ortadoğu'yu, Kudüs'ten tanıyan Michelle U. Campos'un, “Osmanlı Kardeşler” kitabı, Yirminci yüzyılın başlarındaki Kudüs'ten yola çıkarak, dünya barışının en önemli güvencesi olan, Ortadoğu üzerindeki savaş bulutlarını dağıtıyor.

*

Ortadoğu'nun güzel yılları, Batılıların savaş yılları değil, Osmanlıların barış yıllarıdır. Barışın mimarları, “Osmanlı Kardeşler” olan Müslüman'lardır, Hristiyan'lardır ve Yahudi'lerdir. Hem içerden hem de dışardan baskılarla, Osmanlı kardeşliğinin yerle bir edilmesi, Ortadoğu'nun paramparça olmasına yol açmıştır. Karşılıklı zorunlu göçler, geniş Ortadoğu coğrafyasındaki savaşların ana kaynağını oluşturmuştur. Ortadoğu'nun bütün zenginlikleri bir şans oyununda harcanır gibi, sorumsuzca harcanmıştır.

*

Petrol denizinin üzerindeki Ortadoğu, Allenby'den bu yana, ekonomik, siyasal ve kültürel zenginleşmeye, en önemlisi barışa hasret kalmıştır. On beşinci yüzyılda İspanya ve Portekiz Yahudilerine kapılarını açan, “İkinci Beyazid Ortadoğu'su”, Yirmi birinci yüzyılda, savaştan kaçan göçmenlerine, Avrupa ülkelerinin kapılarını açmasını bekliyor. Avrupaların geçen yüzyılda, Ortadoğu'ya getirdikleri çözümleri, gelen yüzyılda üstesinden gelinmez sorunları olmuştur. Barış coğrafyası Ortadoğu, savaş coğrafyasına dönüşmüştür.

*

Ortadoğu'nun yeni kardeşliği: Eşitlik ve özgürlük odaklı, “Bir İnsan Bir Oy” diyen “Demokrasi Kardeşliği” ve “Kazan Kazandır” diyen “Ekonomi Kardeşliği”dir. Ekonomi'siz Demokrasi güçsüzlüğün, Demokrasi'siz Ekonomi ilkesizliğin üstesinden gelemez.

*

Ortadoğu'da geçmişten geleceğe giden yol, dağları taşları olmayan düz bir yol değildir. Osmanlı kardeşliği, tavandan tabana doğru değil, tabandan tavana doğru elbirliği,işbirliği ve güçbirliğiyle yapılarak inşa edilecektir.

*

Her insan hem yöneten hem yönetilendir. İnsanların azınlığı yönetmek, çoğunluğu yönetilmek için doğmaz.

*

Ortadoğu dünya için, çaydaki süt ve şeker gibidir, dünyaya hem tat hem renk kazandırır.

*

Ortadoğu'da, milliyetlerden daha çok marifetler önemlidir.

*

Kudüs'te peygamberler arasında ayrım gözetilmez.

*

Kudüs bütün “İbrahim Mileti”nin başşehridir.

*

Mekke Ademoğullarının ana yurdudur

*

Kabe tarihin sıfır noktasıdır.

11 Ocak 2022, 12:14

SEKÜLERLEŞME HAYATIN HEM ANLAMINI HEM DEĞERİNİ DİNAMİTLER

Sekülerizm Avrupa’da bilginin tek ve değişmez kaynağının, akıl olduğuna inanılan "Aydınlanma" dönemiyle, ortaya çıkmış bir düşünme ve yaşama yoludur. Seküler kültürün temelini, peygamberlerin haber verdiği, görünmeyen dünya değil, aklın sınırlarını aşmayan, görünen dünya oluşturur. Seküler dünya görüşü, metafizik dünyaya bütünüyle kapalı Marksist dünyada, iktidarının ve gücünün doruk noktasına ulaşmıştır.

*

Görünmeyenle görünen dünya arasındaki, bağların koparılmaya çalışılması, bilginin hiyerarşisinde büyük bir karmaşaya yol açmıştır. Seküler kültürün tersine döndürdüğü, bilgi hiyararşisinde fizik dünyanın, dinlere ve sorgulanmaya kapalı değerleri, Fransa başta olmak üzere, Avrupa ülkelerinin yeni dini olmuştur. Artık seküler Batı ve Doğu ülkelerinde, hayatın hiçbir alanında, kutsal kültüre yer yoktur. Seküler dünyada kamusal alan, bütünüyle sekülerleştirilmiştir.

*

Bilgi hiyararşisinde ekonomik değerlere tanınan öncelik, hem kültürel hem ekonomik hayatta, büyük çalkantılara yol açmıştır. Kutsal kültürden kaynaklanan değerlerin, ayaklar altına alındığı toplumlarda, büyük bir ivme kazanan haksız kazançlar ve yolsuzluklar, bütün ülkelerde siyasal ve finansal krizlere yol açmaktadır. Ülkeler arasındaki gelir dengesizliklerinin, ileri boyutlara ulaşmasıyla, krizler dünyanın üretim ve tüketim yapısını altüst etmiştir.

*

Batı dünyasının seküler kültüre, yeni bir din gibi sarılması, insanları kutsal kültüre karşı kör, sağır ve dilsiz bir konuma düşürmüştür. Dünyayı ekonomik ve kültürel yoksulluğa sürükleyenler, kutsal değerlerden kaynaklanan, kültürlerden beslenenlerden daha çok, seküler değerlerden kaynaklanan kültürlere dayananlar olmuştur. Dünyanın bütün aydınları, seküler kültürün metafizik dünyaya kapalı kapılarının, yeniden açılması için işbirliği yapmalıdır.

*

Rusya’da iktidarını yitiren, Fransa’da, Türkiye’de ve bütün ülkelerde sorgulanan seküler değerlerin yol açtığı siyasal krizler, bilginin kaynağındaki hiyerarşinin altüst olmasından kaynaklanmaktadır. Dünyada hiçbir erdemli amaca, etik dışı yollardan ulaşmanın mümkün olmadığı görülmüştür. Bütün dünyanın korkulu rüyası haline gelen, “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır” anlayışı, inançsızlığı inanç haline getiren seküler kültürden güç almaktadır.

*

Seküler kültürün kendi doğruları dışında, doğru kabul etmeyen değerleriyle, karşı karşıya olunan ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlarının üstesinden gelinemez. Kendi değerleri dışındaki bütün değerleri yok sayan bir kültürden, değerlerini sorgulaması ve özeleştiri yapması beklenemez. Karşıtlarına konuşma hakkı tanımayan bir kültürün, kendi belirlediği kurallarla, kendisini yargılaması düşünülemez. Onlar kusurları her zaman, karşı tarafa yüklemeyi iyi bilirler.

*

Kendi değerleri dışındaki değerlerle, hesaplaşmaya hazır olmayanlar, uzun ömürlü olmazlar.

*

Görünen dünya, görünmeyen dünyanın değerleri, olmadan yaşanır kılınamaz.

*

İnanca kapalı seküler dünyada, inancın yerine, inançsızlık geçmer.

12 Ocak 2022, 12:21

HAYATIN BÜTÜN BOYUTLARINDA YENİLİK YAPMASINI BİLENLER HİÇBİR ZAMAN HİÇBİR YERDE YENİLMEZLER

Dünyanın her yerinde, yenilik yapmasını bilen kuruluşlar, hayatın bütün alanlarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Onlar kuruluşların ana fonksiyonları olan finansmanda, üretimde ve pazarlamada sıradışı buluşlarıyla, ekonomik ve kültürel hayata sıradışı boyutlar kazandırırlar. Bütün kuruluşlarda üretimin gelişmesine, yol açan her yenilik, kültürel derinlikle, ekonomik zenginliğin, el ele vermesinden kaynaklanır. Yenilikçi kuruluşlar her alanda, sürükleyici bir işlev yüklenirler.

*

Kuruluşlar ellerindeki kaynakları, yeni ürünlere ve yeni hizmetlere dönüştürmeleri, hem ekonomik, hem kültürel amaçlarını, altın oranda buluşturarak, sürekli yenilik peşinde koşmalarına bağlıdır. Nasıl yılanlar her bahar derilerini değiştirmeden yaşayamazlarsa, kuruluşlar da her yıl, yönetim ve işletme fonksiyonlarında, köklü yenilikler yapmadan yaşayamazlar. Canlılar gibi, işletmeler de doğarlar, büyürler ve ölürler. İşletmeler ömürlerini, sürekli yenilik yaparak uzatırlar.

*

Üretim sürecinde yenilikçi olmanın, önemini anlatan çarpıcı örneklerinden biri, geçen yüzyılın başında motorlu araçların üretiminde yaşanmıştır. Henry Ford’un araba üretiminde yaptığı yenilik, ekonominin bütün alanlarında köklü dönüşümlerin tetikleyicisi olmuştur. Atölyede tek tek üretimden, fabrikada seri üretime geçiş, sanayi toplumunun temeli oluşturmuştur. Ford’un üretime getirdiği yenilik, Marks’ın ekonomiye getirdiği yenilikten, çok daha kalıcı izler bırakmıştır. Gerçek devrimci Marks değil Ford’tur.

*

Ürün ve hizmet üretiminde yenilik yapmak, bir sermaye işi olmaktan daha çok, bir yeni buluş işidir. Kuruluşlarda yenilik yapmanın en kısa ve en kolay yolu, çalışan insanların içlerinde taşıdıkları, yeniliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştıracak, başarılar kadar başarısızlıkları da ödüllendirecek ortamlardır. Bunun için Tom Peters, “Kuruluşlarda başarının sırları başarısızlıklarda gizlidir” demektedir. Her başarısızlık yapısında, bir başarının ipuçlarını taşır.Başarı başarısızlıklarla perçinlenir.

*

Küçük başarılardan daha çok, büyük başarısızlıkları özendirerek, sürekli yenilik yapan kuruluşlar, her alanda yenilik yapmanın kapılarını sonuna kadar açarlar. Kuruluşlarda peş peşe gelen yenilikler, yeni sorunlarla birlikte, daha çok yenilik yapma fırsatları getirirler. Dünya pazarlarında aranan ürünlerin ve istenen hizmetlerin, üreticileri olan kuruluşlar, sürekli yenilik fırsatlarıyla, karşı karşıya gelirler.Yenilikler ürünleri üretenlerden önce, ürünlerden yararlananlardan gelir.

*

Yenilikçi kuruluşların en önemli yenilik kaynakları, dünyanın dört bir yanına dağılmış tüketicilerdir. Ürünlerin olumlu ve olumsuz yanlarını, en iyi bilenler ürünlerden en çok yararlananlardır. Onlar ellerindeki ürünlerin yararlı yanlarından önce, zararlı yanlarıyla karşılaşırlar. Bu yüzden bütün dünyada, tüketiciler her alanda, kuruluşların en etkili eleştiricileridir.

*

Yenilik yapan kuruluşlar, üretimde ve yönetimde aksayan yanları, bıkmadan, usanmadan tüketicilerin şikayetlerini dinleyerek giderirler.

*

Yenilik kaynaklarının başında, küçük katma değerli ürünlerden, büyük katma değerli ürünlere geçmesini bilmek gelir.

*

Yenilikçi kuruluşlar, ekonomik krizlerin,yenilik fırsatlarına dönüştüğünü, kısa zamanda görürler.

13 Ocak 2022, 12:37

HUKUKUN "GÖRÜNEN ELİ" NE KADAR GÜÇLENDİRİLİRSE EKONOMİNİN "GÖRÜNMEYEN ELİ" O KADAR GÜÇLENDİRİLİR

Ülkelerin uluslararası ilişkilerdeki ağırlığı, toplumlarının ekonomik, siyasal ve kültürel alanda ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerinden kaynaklanır. Ülkeler her alanda üretim kapasitelerini geliştirmeden, devletler arasındaki ilişkilerde, etkili görevler, önemli sorumluluklar yüklenemezler. Dünyayla alışveriş içinde, dinamik ekonomisi olmayan ülkeler, siyasal sınırların dışına çıkarak, kültürlerini bütün ülkelere taşıyamazlar.

*

Ekonominin dinamizmi yönetenlerle yönetilenler arasındaki, çift yönlü bilgi ve hizmet akışına bağlıdır. Kamu kurumlarıyla birlikte, özel kuruluşlar arasında şeffaflığın olmadığı toplumlarda, devlet yapısının dayatmacı, unsurlardan arındırılması mümkün değildir. Özgürlüğün kısıtlandığı toplumlarda hem pazar mekanizması, hem demokratik mekanizma tıkanır. Her iki mekanizmanın sağlıklı olarak işletilemediği ülkelerde, yolsuzlukların önüne hiçbir siyasi parti geçemez.

*

Ceza yasalarında özgürlükleri kısıtlayan maddeler, siyasi partilerden çok daha güçlü, çok daha etkili devlet kurumlarının oluşmasına yol açarlar. Dayatmacı ülkelerde milletin kuruluşları yargılanır, devletin kurumları yargılanmaz. Gerçek dokunulmazlığı olanlar, siyasi partilerin yöneticileri değil, siyasi olmayan kuruluşlarının yöneticileridir. Dayatmacı ülkelerde devlet yöneticilerini sorgulayacak, sivil toplum kuruluşları yoktur.

*

Dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorun, devletin kaynaklarından bağımsız, kurumların ve kuruluşların, üretim güçlerini büyütmektir. Bunun için devletin taraf değil, güvence olduğu bir hukuk yapılanmasına ihtiyaç vardır. İbn Haldun’dan beri tartışıldığı gibi, devletin her alanda söz sahibi olduğu, bir siyasal ve ekonomik yapılanmada, devlete dayanmayanlar ayakta kalamazlar. Devletin kaynak dağıtıcı olduğu toplumlarda, sivil yapılanma hiçbir zaman gelişmez.

*

Kanunları sınırlayıcı maddelerle dolu olan ülkelerde, devlet kurumlarından bağımsız, toplumun düşünce ve eylem alanını genişleten, sivil kuruluşlar gelişmez. Kurumların ve kuruluşların hareket, alanlarının daraltıldığı toplumlarda, gönüllü yapılanmalarla birlikte, özel kuruluşlar da güçlü olamazlar. Her demokrasi dışı ülkede olduğu gibi, dayatmacı devlet yapısı, ekonomik, siyasal ve kültürel girişimleri, yok etmekle kalmaz, devlet kurumunu da içeriden çökertir.

*

Hukukun üstünlüğüne dayanan devletin eşgüdümünde, adaletin görünen eli olmadan, pazarın ve demokrasinin görünmeyen eli, görevini hiçbir zaman yerine getiremez. Hukuk mekanizmasının sağlıklı işletilemediği toplumlarda, pazar mekanizmasıyla birlikte, demokratik mekanizmada büyük aksamalar olur. Hukukun doğal ilkelerine saygı gösterilmeyen toplumlarda, hem ekonominin temel yasaları, hem demokrasinin kuralları işlerliliklerini yitirirler.

*

Dünyada hukukun yanında duranlar barışa, karşısında olanlar savaşa katkıda bulunurlar.

*

Hukuku savunmayanlar, hukuksuzluklar karşısında, susmak zorunda kalırlar.

*

Toplumlar haksızlıklara, direnmesini bilenlerle, geleceğe taşınırlar.

14 Ocak 2022, 12:29

EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL BÜTÜN KURULUŞLARDA KÖKLÜ DÖNÜŞÜMLER TAKIM ÇALIŞMALARIYLA YAPILIR

Ülkelerin üretim güçleri, yalnızca doğal zenginliklerinden kaynaklanmaz. Bunun için doğal kaynak zengini Brezilya yoksulken, doğal kaynak yoksulu Japonya zengindir. Denizlerdeki balıklar yakalanmadan yenilmezler, yeraltındaki madenler yerüstüne çıkarılmadan değerlendirilmezler. Yeraltındaki ve yerüstündeki kaynaklar, “ben” değil “biz” diyen kuruluşlarda, yüzyılların içinde zenginleşen, üretim ve yönetim birikimiyle, ürünlere dönüştürülerek, ekonomiye kazandırılırlar.

*

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına dönüşmeleriyle, kuruluşların üretim güçlerini büyütmede ağırlık, birbirleriyle el ele uyum içinde çalışan, dönüştürücü takımlara kaymaktadır. Takımların temelinde mükemmelliği, arama ve bulma yolunda, hoşgörü ve yardımlaşma vardır. Takım çalışmalarında her zaman, dürüstlük ve karşılıklı güven, en önde gelir. Bu yüzden kuruluşlarda, takım çalışmasının ortaya çıkardığı sinerji, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Ulaşımdaki, iletişimdeki ve yardımlaşmadaki gelişmeler, takımların gücüne güç katarak, ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, büyük bir devrim yapmışlardır. Dünyada takım halinde, birlikte öğrenmenin öncüsü Peter Senge’nin vurguladığı gibi: ”Takımın aklı takımda yer alanların, her birinin aklından çok daha büyüktür.” Takımlar dünya pazarlarında, kuruluşların en güçlü silahlarıdır. Silikon Vadisindeki kuruluşların başarılarının temelinde, takım çalışması yatmaktadır.

*

Dünyada ekonomiden kültüre her alanda, köklü dönüşümlere yol açan bilgi toplumu kuruluşları, çok boyutlu amaçlarını, takım çalışmalarıyla gerçekleştirmişlerdir. Onlar ordulardan daha çok, futbul takımlarına benzeyen yapılarıyla, birbirleriyle paylaşmanın ve dayanışmanın, en güzel örneklerin vermişlerdir. Öncülerin dünyasında üretimi takımlar geliştirir, başarıyı kuruluşlar kazanır. Bunun için Steve Jobs “Apple bir takım oyunudur” demektedir.

*

Ekonomi kitaplarında sermaye, emek ve doğal kaynakların üzerinde önemle durulursa da, artık bütün dünyada üretim faktörlerinin başında, yardımlaşmayla kuram ve uygulama gücüne, büyük açılımlar kazandıran, takım çalışmasına yatkın, üretme susuzluğu çeken, çok kültürlü, çok renkli, çok dilli insanlar geliyor. Onlar akıl güçlerinden önce, duygu güçleriyle sürekli zenginleştirilen, bilgi ve bilgelik birikimine, yeni açılımlar kazandırmaktadırlar.

*

Bilgi toplumlarında ekonomik hayatın ilkeleri gibi, siyasal ve kültürel hayatın ilkeleri de durmadan değişmektedir. Bütün kuruluşların dünyadaki değişmelere ayak uydurmaları, karşı karşıya oldukları sorunların çözümünde, sanayi toplumunun yöntemlerinden daha çok, bilgi toplumunun yöntemlerinden yararlanmalarına bağlıdır. Kuruluşların küçük takımlarla, düşünen akılları çoğaltmadan, yapılan işleri azaltmaları mümkün değildir.

*

Kuruluşlarda takımların başarıları, görünen zenginliklerinden değil, görünmeyen zenginliklerinden kaynaklanır.

*

Güçlü kuruluşlar sorumlulukların paylaşıldığı, futbol takımlarını örnek alan işletmelerdir.

*

Başarılı takımlarda her alanda, herkes takım için, takım herkes için bilinir.

15 Ocak 2022, 13:05

DÜNYADAKİ KRİZLERİN ÜSTESİNDEN SERMAYEYİ ÖLÜ SERVETTEN DAHA ÇOK CANLI YATIRIMA DÖNÜŞTÜRMESİNİ BİLENLER GELİRLER

Dünyada zorunlu, kolaylaştırıcı ve güzelleştirici ihtiyaçlarının karşılanması için, herkesin zihinsel, parasal ve fiziksel gücünü ortaya koyarak çalışması, hem bir görev, hem bir sorumluluktur. İnsanlar her zaman, ellerindeki kaynakları, en uygun dağıtma ve en verimli değerlendirme, sorunuyla karşı karşıyadırlar. Bütün bilimler, insanların söz konusu hayati sorunlarına çözüm bulmaya çalışırlar.

*

Bir insanın yakınları tarafından ihtiyaçlarının karşılanması ya da gelir düzeyinin yüksek olması, hiçbir zaman çalışmama hakkı vermez. Bu yüzden Anadolu'nun bin yıllık kültüründe, sermayenin, toprağın, suyun ve insanın boş durması, hiçbir iş yapmaması iyi karşılanmaz. Toplumların ürün, hizmet ve bilgi üretim güçlerini büyütmede, en önemli ve en etkili servetlerinin başında, insan kaynakları gelir.

*

İnsan kaynaklarını verimli olarak değerlendirmeyen ülkeler, üretim güçlerini büyütmede başarılı olamazlar. Üretim yönetiminde başarılı olmak için, servet yönetiminde başarılı olmak gerekir. Üretim ve servet yönetimde başarı, insan kaynaklarıyla, doruk noktasına ulaşır. Üretim gücünü büyütmede, rant peşinde koşmayan, risk almasını bilen, serveti ürüne ve hizmete dönüştüren, girişimciler büyük önem taşırlar, büyük işlev yüklenirler.

*

Ülkelerin üretim güçlerine yeni boyutlar kazandırmada can alıcı olan, sermayeden sermaye kazanmak değildir. Bir ekonominin gücü, sermayenin işletmeden işletmeye dolaştırılarak, ortadan yok oluncaya kadar ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, yararlanılmasından kaynaklanır. Çünkü, sermayenin her ekonomide, üretime katkıda bulunma ve para kazanma gücü vardır. Girişimcilik insanın ve servetin üretme gücünden yararlanmasını bilmektir.

*

Edebiyatı ekonomiyle, ekonomiyi hayatla bütünleştiren Sabri Ülgener, kısa adıyla 'İktisadi Büyüme' kitabına, Cevdet Paşa'dan bir alıntıyla başlar: "Bir mülkün imar ve serveti, paranın çokluğuyla husule gelmeyip, belki mevcut olan paranın devri ile vücuda gelir." İbn Haldun'dan büyük ölçüde yararlanan Cevdet Paşa'nın açıkça ortaya koyduğu gibi: Bir ülkede savurganlıktan uzak, üretime dönük toplam harcamalar, milli geliri artırırlar, işsizliği önlerler.

*

Ekonomilerde krizler, üretim gücüne katkıda bulunmayan, ölü yatırımlardan ve gösteriş harcamalarından kaynaklanır. Bu yüzden, ülkelerin ekonomik atılımı, sermaye büyüklüğünden önce sermayenin gerçek ihtiyaçların karşılanması yolunda, değerlendirilme yeteneğine dayanır.

*

Toplumların gerçek ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak, yapay ihtiyaçlara yatırım yapan ekonomiler, bütün ülkelerede görüldüğü gibi, önünde ya da sonunda, büyük bir krizlerle karşılaşırlar.

*

Kendilerini gösteriş yatırımlarına kaptıran toplumlar, ellerindeki zenginlikleri bütünüyle yitirirler. Bunun için Anadolu'da, "Hazır yemeye dağ dayanmaz"denilir.

*

Devletlerin sonu gelmez gösteriş harcamalarına, ülkelerindeki bütün dağlar, altın olsa yetmez.

*

Ekonomi bilimi serveti, sermayeye, sermayeyi üretime dönüştürme bilgisi ve bilgeliğidir.

16 Ocak 2022, 12:39

MARKALARIN SAVAŞTIĞI DÜNYADA KURULUŞLARIN KURUCULARI ÖLÜRLER GELİŞTİRDİKLERİ MARKALARI KIYAMET'E KADAR YAŞARLAR

Dünya pazarlarında bütün kuruluşların, en güçlü silahları yılların içinde oluşan markalardır. Dünyada pazarlamayı bilimleştiren, Philip Kotler’in vurguladığı gibi: “Pazarlama sanatı, büyük ölçüde bir marka inşa etme sanatıdır.” Ekonomik ve kültürel dünyada ülkelerin başarıları, ürünlerde ve hizmetlerde, yılların içinde oluşmuş markalara dayanır. Dünya pazarlarında yer tutan kuruluşların sağlamlıkları, görünen ürünlerinden daha çok, görünmeyen marka değerlerinden kaynaklanır.

*

Mercedes, Harvard, Oxford, Toyota ve THY gibi, dünyaca bilinen markaların, yıllar içinde gelişen, uzun bir tarihsel oluşum süreçleri vardır. Her kuruluşun bilinen ve aranılan markasının arkaplanında, büyük imtihanlardan geçmiş, kaliteli ve uzun ömürlü ürünler ve satış sonrası hizmetler bulunur. Dünyanın güçlü markaları, hiç değer yitirmeyen, kültür ve sanat eserleri gibi, zamana karşı direnerek, kurumların işlerini ve insanların hayatlarını kolaylaştırmasını bilenlerdir.

*

Kuruluşlarda ürünlerin yıldan yıla iyileştirilerek, uzun ömürlü olmaları, bütün tüketicileri etkiler ve daha çok tanınmalarına yol açar. Sürekli yenilenen bir ürünün, pazarlardan hiç eksik olmaması, sevilmesini sağlarken, kalitesinin de en büyük güvencesi olur. Kuruluşlarda ürünlerin ve hizmetlerin markaları gibi, kaliteleri ve güvenirlikleri de, zaman içinde inşa edilir. Dünyanın uzun ömürlü markaları, kalıcı değerlere sahip olan, derin köklü markalardır.

*

Dünya markası ürünler, hizmetler ve bilgiler üreten, kuruluşlar arasındaki iyileştirme yarışı, üretimde ve yönetimde yeni gelişmelere yol açma yarışıdır. Yarış misyonda derinlikle ve vizyonda genişlikle, kuruluşların kusursuzluğu arama yolculuğuna dönüşmüştür. İster ürün, ister hizmet, ister de bilgi üretilsin, markalar kuruluşların toplumların üzerine düşen gölgeleridir. Kuruluşların geçmişten geleceğe yolculukları, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla bir bütündür.

*

Yeni yüzyılın yeni fatihleri, dünya pazarlarında kaliteli ürünlerin ve üstün hizmetlerin simgesi olan markaların arkasındaki kuruluşlardır. Reklamcı Jacques Sequela’nın dediği gibi: “Firmalar günümüzün misyonerleridir.” Onların ürünlerinin satılmadığı hiçbir ülke yoktur. Ülkeler arasındaki sınırları küresel kuruluşlar kaldırmıştır. Dünyanın her yerinde ülkeler, bayraklarından önce dünya markası olan ürünler, üreten kuruluşlarıyla tanınmaktadırlar.

*

Ülkeler arasındaki siyasal sınırları aşmakta, hiçbir sınır tanımayan küresel kuruluşlar, ürünleriyle, hizmetleriyle birlikte, kültürlerini de bütün dünya pazarlarına taşımaktadırlar. Yirmi birinci yüzyılda, ülkelerin ekonomik ve kültürel güçleri, dünya pazarlarında aranan ürünler, hizmetler ve bilgiler üreten kuruluşlarından kaynaklanmaktadır. Kuruluşlarıyla dünya pazarlarında yerleri olan ülkelerin, uluslararası ilişkilerde sözleri olmaktadır.

*

Markalar silah taşımazlar, ancak hayatı hem güzelleştirmede, hem çirkinleştirmede silahlardan daha güçlüdürler.

*

Geleceğin tarihini orduların, hayatı zorlaştıran silahları değil, kuruluşların hayatı kolaylaştıran markaları yazacaktır.

*

Katılımcı dünyada tüketiciler, üreticilerin ortaklarıdır, olumsuzluklardan markalar kadar sorumludurlar.

17 Ocak 2022, 12:28

YÖNETİMDE VE EĞİTİMDE KUSURSUZLUK ARAYANLAR HER YERDE HER ZAMAN KUSURSUZLUĞUN ÖZENİLEN ÖRNEĞİ OLURLAR

Her insan ailesi ve işi arasında, geçen ömrü boyunca, bir yandan öğreten ve öğrenen, bir yandan yöneten ve yönetilendir. Yönetim ve eğitim, ekonomik ve kültürel hayatın, birbirini geliştiren iki ana çalışma alanıdır. Eğitim ve yönetim herkes için, ömür boyu devam eden, kesintisiz bir süreçtir. Karmaşık toplumsal yapı içinde, insanlar öğretirken öğrenirler ve yönetirken yönetilirler. İnsanlar ve kuruluşlar canlılıklarını, hayatın her alanında, kusursuzluk arayışıyla korurlar.

*

Kuruluşların dünya pazarlarındaki başarıları, ürettikleri ürünlerin ve hizmetlerin kalitesinde ulaştıkları kusursuzluktan kaynaklanır. Bir kuruluşu iç ve dış pazarlarda başarılı kılanlar, yönetimde eğitimde kusursuzluk peşinde koşan çalışanlarıdır. Hem yerel, hem de küresel alanda, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan, yarışma ortamına uyum sağlayan kuruluşlar, kusursuzluk yolunda olanlardır. Onlar üretim, pazarlama ve finansman sorunlarının, üstesinden gelmede, çok sıkıntı çekmezler.

*

İster yerel ister küresel olsun, kuruluşlarda yöneticilerin başarısı, kusursuz bir iletişimle, çalışanlarıyla bütünleşmelerine bağlıdır. Yöneticiler küresel değerlere odaklanarak, hem tam, hem yarı zamanlı çalışanlarını, kuruluşlarıyla bütünleştirirler. Bütün kuruluşların yönetimde kusursuzluğu aramak, öğrenmesini öğrenmek gibi, kesintisiz devam eden bir süreçtir. Yönetimde ustalık kazananlar, kusursuzluk peşinde olmanın, kazandırdığı değerin farkında olanlardır.

*

Eğitim gibi, yönetim de değerden bağımsız değildir. Sanatların en eskisi ve bilimlerin en yenisi olan yönetimi, değerlerden soyutlayan kurumlar ve kuruluşlar, hiçbir alanda kusursuzluğu yakalayamayacakları gibi, uzun ömürlü olmayı da başaramazlar. Yönetim zamanla değişmeyen değerlerle, eldeki kaynaklardan eksiksiz olarak yararlanmasını başarmaktır. Başarılı yöneticilerin en büyük sermayeleri, eğitimle yeni boyutlar kazanan değişmeyen değerleridir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşların başarıları, sürekli eğitimlerle kazanılan yetkinliklerle, gelen yılların gelirlerini, giden yılların gelirlerinden daha büyük, giderlerini de daha küçük tutabilen yöneticilerinden kaynaklanır. Hiçbir kuruluş çalışanlarıyla birlikte,alışveriş içinde olduğu kesimleri yanıltarak, gelirlerini artıramadığı gibi, giderlerini de azaltamaz. Başkalarına zarar veren kuruluşların yöneticileri, kendi kuruluşlarını daha büyük zarara verirler.

*

Kuruluşlarda iyilik peşinde koşan yöneticiler iyilik, kötülük peşinde koşan yöneticiler, kötülükle karşılaşırlar. Küresel değerlerin kuruluşlarda çalışanlarla birlikte, alışveriş içinde olduğu bütün kuruluşların, geleceklerini güvence altına almaları, eğitimin vazgeçilmez bir yönetim ve bir işletme fonksiyonu haline getirilmesine bağlıdır. Küresel değerlere güç kazandırma yolunda yapılan her yatırım, bütün kurumlarıyla ve bütün kuruluşlarıyla, toplumların geleceğine yatırımdır.

*

Başarılı yöneticiler, oluşturdukları “açık kapı” yönetimle, iletişimdeki aksaklıkların önünü geçtikleri gibi, açıklığın gücünden de sonuna kadar yararlanırlar.

*

Sağlıklı iletişimin olduğu,kapalı kapıların olmadığı kuruluşlarda,çalışanlar hiçbir zaman kusurları uzun süre gizleyemezler.

*

Kusursuzluğu yakalayan yöneticiler, kuruluşlarıyla birlikte, göründükleri gibi olmayı başaranlardır.

18 Ocak 2022, 12:58

GELECEĞİ ÖNCEDEN GÖRMEDE STRATEJİK DÜŞÜNMESİNİ BİLMEK

Bu yazı daha önce 23.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kuruluşların dünya pazarlarında aranılan ürünler, hizmetler ve bilgiler üretmeleri, misyonlarına odaklanarak, vizyonları doğrultusunda, entelektüel ve finansal sermayelerini, dünya ortalamasını aşan, bir getiriyle değerlendirmesini bilmelerinden kaynaklanır. Kuruluşlar bütün canlılar gibi doğarlar, gelişirler, olgunlaşırlar ve ölürler. Uzun ömürlü kuruluşların güçleri, ürettikleri ürünlerde ve hizmetlerde,fiyat uygunluğunu ve kalite üstünlüğünü korumalarından kaynaklaınır.

*

Yapılan çalışmalar kuruluşların, ortalama ömürlerinin kırk elli yılı, çok aşmadığını göstermektedir. Bütün dünyada birinci kuşaktan, üçüncü kuşağa geçerek, uzun ömürlü olmayı başaran, kuruluşların sayısı oldukça azdır. Yeni kurulan kuruluşların, büyük bir çoğunluğu, üçüncü kuşağa geçmeden ömrünü tamamlamaktadır. Ülkelerin çoğunda, dedelerin kurdukları, oğulların geliştirdikleri kuruluşların, önemli bir bölümünün kapılarını, torunlar bütünüyle kapatmaktadırlar.

*

Kuruluşlarda stratejik planlar, geleceği okumanın, gelecekte olacakları öngörmenin, her yıl güncelleştirilen, ana yol haritasıdır. Geleceğin yol haritasında, önce kuruluşun geçmişinden yola çıkılarak, bulunduğu konumu ortaya konulur, gelecekte ulaşılacak hedefleri belirlenir ve belirlenen hedeflere ulaşmak için, gerekli çalışmalar yapılır. Stratejik planlarda kuruluşların, geçmişlerine bakılarak gelecekleri önceden görülmeye çalışılır.

*

Dünyadaki her kuruluşta, stratejik planlama sonu gelmeyen, sürekli güncelleştirilen, kesintisiz bir süreçtir. Bütün kuruluşların dünya pazarlarında, giderek hızlanan yarışın, yol açtığı tehditlerin üstesinden gelmeleri ve doğurduğu fırsatlardan yararlanmaları, her alanda stratejik planlama yapmalarına, üretimde ve yönetimde yeni stratejiler geliştirmelerine bağlıdır. Stratejik planlar kuruluşların,bugünlerinden daha çok yarınlarını düşünen çalışmaları kapsar.

*

Bilgi toplumlarından değer toplumlarına, geçmenin tartışıldığı dünyada,bütün kuruluşların ana stratejisi, Çin’in maliyetlerinde, Almanya’nın kalitesinde ve Amerika’nın tasarımınde, ürün, hizmet ve bilgi üretmektir. Bunun için de dünyanın bütün kuruluşları, fason üretmek stratejisinden, fason ürettirmek stratejisine geçmek için, uzun dönemli stratejik planlar hazırlamaktadırlar. Kuruluşların ömürleri, gelecekteki gelişmeleri okuyan, yol haritalarıyla uzatılır.

*

Kuruluşlar üretimde ve yönetimde, yeni stratejiler geliştirirken, geçmişteki sanayi toplumunun üretim konularından daha çok, gelecekteki bilgi toplumunun üretim konularına yoğunlaşmak zorundadırlar. Söz gelimi araba üretimine yatırım yapmak, büyük sermaye gerektirirken, dünyadaki yoğun rekabet yüzünden, getiri oranları da düşüktür. Buna karşılık, eğitim,sağlık ve yazılım gibi, alanlarda sermaye ihtiyacı daha az,yenilik yapma fırsatları daha çoktur.

*

Kuruluşlarda stratejik planlar,yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya ışık tutan,kısa dönemli değil, uzun dönemli çalışmalardır.

*

Stratejik yönetim Gary Hamel’in deyişiyle, kuruluşları geçmişten geleceğe taşıyan “kanatlı bir attır.”

*

Stratejik düşünmek aykırı sorular sorarak, sorunlara imkansız çözümler aramaktır.

19 Ocak 2022, 12:32

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYIL HER ALANDA BİR MABET İNŞA EDER GİBİ KURULUŞ İNŞA ETMESİNİ BİLENLERİN YÜZYILIDIR

Bu yazı daha önce 24.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yirminci yüzyılda kazanç amaçlı kuruluşlar ve kazanç amaçsız kurumlar, dünyada çığır açan dönüşümlerin, sürükleyici güçleri olmuşlardır. Ancak dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik kuruluşların ve kültürel kurumların doğmaları, büyümeleri ve kurumsallaşmaları, uzun yıllar alan bir süreçtir. Nasıl ağaçlar büyümek ve gelişmek için, verimli topraklar ve uygun iklimler isterlerse, kurumlar ve kuruluşlar da gelişmek için, derin kültürel, zengin ekonomik ortamlar isterler.

*

Ekonomik ve kültürel düşüncenin, tarihsel kaynaklarını oluşturan, İbn Haldun’dan Adam Smith’e kadar, dünyanın önde gelen düşünürlerinin vurguladıkları gibi, kalıcı kurumlar ve kuruluşlar, kimsenin haksızlığa uğramadığı, ticaret hukukunun geliştiği, mülkiyet haklarının ve temel özgürlüklerin, önemsendiği ülkelerde ortaya çıkarlar. Hukuklarına güvenilen ülkelerin, her alandaki üretici güçleri büyürken, kurumları ve kuruluşları, büyük atılımlar yaparlar.

*

Ekonomik ve kültürel atılımların, yeni boyutlar kazandığı, doğruluğundan kuşku duyulmayan bilgilerin, geçersiz hale geldiği bir dünya oluşmaktadır. Bütün kurumların, bütün kuruluşların, ayakta kalmak için, küresel hukuk ve ortak etik ilkeler ışığında, kendilerini sürekli yenilemeleri, büyük önem kazanmıştır. Dünyada bilinen yönetim ve üretim kuramları, rekabet stratejileri ve pazarlama yöntemleri, karşı karşıya olunan sorunları çözmeye yetmemektedir.

*

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, her kurum ve her kuruluş, üretime ve yönetime geniş açıdan bakmasını öğrenmek, birbirleriyle yardımlaşmak zorundadır. Yirmi birinci yüzyılda, değişik alanlarda ürünler ve hizmetler üreten, kurumların ve kuruluşların gelişmeleri, ekonomik kazançlara verdikleri değer kadar, kültürel kazanımlara da değer vermelerine bağlıdır.Kurumlarda ve kuruluşlarda, değerlerle desteklenen dürüstlük, her zaman en başta gelen sermayedir.

*

Ülkelerin ürettikleri ürünleriyle, verdikleri hizmetleriyle, dünya pazarlarından aldıkları payların büyütülmesinde, katılımcı demokratik yapıları, hukukun üstünlüğüne dayanan yönetimleri, en büyük güç kaynaklarıdır. Katılımcı demokrasilerde ve adil yönetimlerde, hiçbir kurum ve hiçbir kuruluş, haksızlığa uğramaz ve hiçbir kuruma ve hiçbir kuruluşa haksızlık yapılmaz. Ülkelerde açık yönetim, yolsuzluklarla birlikte, yoksulluğu da yok etmenin en etkili yoludur.

*

Kurumların ve kuruluşların üretim güçlerinin büyütülmesinde, devletlerin desteklerinden önce, alımları ve satımları kolaylaştıran yasaları ve üretimi özendirici vergi düzenleri, ekonomik hayatın can damarı olan, ulaşım yatırımları kadar önemlidir. Açık toplumlarda tüketicilerle birlikte üreticiler, yalnızca kamu kurumlarının değil, özel kuruluşların da en büyük denetçileridir. İki kesimin birbirini adım adım izlemesiyle, hiç kimse kendisinde, haksızlık yapma gücü bulamaz.

*

Yönetim ve üretim İlkeleri, açıkca ortaya konulmayan toplumlarda, keyfi uygulamaların önüne geçmek mümkün değildir.

*

Mabet ve medeniyet inşa etmesini bilen ülkeler,kalıcı kurum ve kalıcı kuruluş inşa etmesini bilirler.

*

Dünyada kurumları ve kuruluşları katılımcı yapıları, günışığında yönetimleri güçlendirir.

20 Ocak 2022, 12:47

DÜNYADA KURULUŞLAR ÖMÜRLERİNİ ÜRÜNLERİYLE BİRLİKTE TAŞIDIKLARI DEĞERLERİYLE UZATIRLAR

Bu yazı daha önce 25.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Bütün ülkelerde kuruluşlar, ekonomilerin olduğu kadar, kültürlerin de omurgasını oluştururlar. Dünyadaki değişimlerin hız ve yoğunluk kazandığı dönemlerde, güvenlik görevlisinden yönetim kurulu başkanına kadar, kuruluşlarıyla bütünleşen çalışanlar, ekonomik ve siyasal krizlerin üstesinden gelerek, kuruluşlarını ayakta tutmasını başarırlar. Onlar çalışanlarıyla birlikte, toplumların bütün kesimleri tarafından, saygı ve sevgi uyandıran, değerlerle özdeşleşmesini bilirler.

*

Arie de Geus “Yaşayan Şirket”, adını verdiği kitabında, uzun ömürlü kuruluşların ortak değerlerini, ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Onlar herşeyden önce, sahip oldukları kaynakları iyi değerlendirerek, dış kaynaklardan daha çok, öz kaynaklarla çalışmayı önem verirler. Bu yüzden aşırı borçlanma tuzağına hiçbir zaman düşmezler. Onların üst düzey yöneticileri, bütün çalışanlarının paylaştığı, ortak misyona dört elle sarılarak, geçmişlerine değil, geleceklerine odaklanırlar.

*

Başlangıçta küçük olan, uzun ömürlü kuruluşlar, toplumla bütünleşen yöneticileriyle, dünyadaki değişmeleri herkesten önce görerek, kendilerini kolaylıkla yenilerler. Onlar katı ve hiyerarşik olmayan, her kademedeki çalışanına karar verme yetkisi veren, esnek yapılarıyla bilinirler. Esnekliğe önem veren kuruluşlar, bütün kademelerinde yönetimin ve işletmenin, ana fonksiyonlarına ilişkin kararları, çalışanların katılımıyla birlikte alarak, ortak aklın gücünden yararlanırlar.

*

Yeni yüzyılda kuruluşların ömürlerini uzatmaları, sürdürülebilir bir büyümeyle, başkalarından önce, kendileriyle sonu gelmeyecek, bir yenilenme yarışa girmelerine bağlıdır. Kuruluşların değişik fonksiyonlarında yenilik yapmak, amaçları olan misyonlarını değil, araçları olan vizyonlarını değiştirmektir. Kuruluşlarda araçları değiştiren yenilikçi düşünceler, çoğu zaman amaçların savunucusu üst kesimlerden önce, araçların uygulayıcısı alt kesimlerden gelir.

*

Dünyada yenilik rüzgarları kuruluşların, tavanlarından daha çok tabanlarında eserler. Yenilik demek üretimde ve yönetimde, ilkesizliğe karşı ilkelerle, değersizliğe karşı değerlerle, savaşmayı göze almak demektir. İlkelerinden ve değerlerinden taviz vermeden, dönüştürücü yeniliklere açık olmayan kuruluşlar, uzun ömürlü olamazlar. Değeri değersizlik, ilkesi ilkesizlik olan kuruluşların, ömürlerini hiçbir güç uzatamaz. Kuruluşların ömürlerini uzatmaları, değerlerle kusursuzluğu arama sürecidir.

*

Çalışanlar yenilikleri benimseyerek, kendileriyle birlikte kuruluşlarını dönüştürürler. Yeniliklere ayak uyduramayan kuruluşlar, verimliliklerini artırarak, sürdürülebilir gelişme sağlayamadıkları gibi, uzun ömürlü de olamazlar. Toplumlar tarım ekonomisinden, sanayi ekonomisine, sanayi ekonomisinden bilgi ekonomisine doğru yol aldıkça, çalışma alanları ne olursa olsun, bütün kuruluşların yeniliklere açık olmaları büyük önem taşımaktadır.

*

Kuruluşların uzun ömürlü olmalarında, değerlerle silahlanan çalışanlar, çığır açıcı işlevler yüklenirler.

*

Değerleri sağlam olan kuruluşların, ürettikleri ürünler, verdikleri hizmetler kusursuz olur.

*

Değişmeyen değerleri olmayan kuruluşların, pazarlarda aranan ürünleri olmaz.

21 Ocak 2022, 12:57

ÜLKELERİN İYİLİKTE YARIŞMA GÜÇLERİ GÖNÜLLÜ TOPLUM KURULUŞLARIYLA YENİ BOYUTLAR KAZANIR

Bu yazı daha önce 11.04.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkelerin birbirlerine bağımlı hale geldiği, karmaşık ve şaşırtıcı bir yüzyılda, kamu, özel ve gönüllü kuruluşların ana stratejileri, geçmişlerinde geleceklerini görerek, sürekli yenilenmek olmalıdır. Bunun için ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, olumlu düşünen ve sorumluluk alan, gönüllü girişimcilere, büyük görevler düşmektedir. Toplumları güçlü kılmak, sermaye işi olmaktan daha çok, geleceği görme ve yenilik yapma işidir.

*

Dengeli bir ekonomik yapıyı ve zengin bir kültürel dokuyu, ömürlerini dürüstlükte, üretkenlikte ve olumlulukta yarışmaya adayan, gönüllü girişimciler oluştururlar. Onların sayılarının az olduğu siyasal toplumlarda, bütün alanlarıyla yaşanılan hayat, akıl almaz boyutlarda yoksullaşır. Siyasal toplumun değişik kesimlerinde, hiç kimse elinin emeğiyle, alnının teriyle ve gözünün nuruyla yetinmez, herkes üretmeden tüketmenin peşine düşer.

*

Yeni yüzyılda Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, siyasal toplumların gönüllü toplumlara dönüşmekte oldukları gözlenmektedir. Ürün, hizmet ve bilgi üretiminde özel ve kamu kuruluşlarının payı azalırken, kazanç amacı gütmeyen, sivil gönüllü kuruluşların katkısı artmaktadır. Onlar kuruluşlarının kazançlarından önce, topluma yaptıkları katkılara önem veren, gönüllü girişimcileriyle, Yirmi birinci yüzyılda savaşsız, bir dünyanın mimarları olacaklardır.

*

Gönüllü girişimcilerden yoksun olan ülkelerde, bütün kuruluşlar geleceği görme, yenilik yapma ve üretkenliğe yeni açılımlar kazandırma güçlerini yitirirler. Yönetimlerin tasarrufa önem vermeyen harcamaları yüzünden, bütçe açıklarının ve savurganlığın önüne geçilemez. Kamu ve özel kuruluşlar, ürün ve hizmet üretiminde, dünya standartlarının çok gerisinde kalırlar. Ülkelerin bütün kurumları ve kuruluşları, devlet kaynaklarından pay kapmak için yarışırlar.

*

Goethe “Düşünmek kolay, yapmak zordur, dünyada düşünceleri eyleme geçirmekten daha zor bir şey yoktur” demektedir. Türkler Anadolu şehirlerinden, Balkan şehirlerine açılırken,şehirleri dönüştüren yatırımları, toplumsal kazancı gözeten vakıflarla yapmışlardır. Türklerin ekonomik ve kültürel dünyalarında, zor işleri yaparak insanların, hayatlarını hem kolaylaştıran, hem güzelleştiren girişimcilerin, her alanda kurdukları vakıflar, büyük yer tutarlar.

*

Kuruluşlar yüzyılında dünyayı yaşanır kılacaklar, kuruluşlarında ekonomik karlılıktan daha çok, toplumsal karlılığa önem veren gönüllü girişimciler olacaktır. Gönüllü girişimcilerin ürettikleri ürünlerinden ve hizmetlerinden önce, savundukları değerleri vardır. Gönüllü girişimcilik, kazanç odaklı girişimcilik değil, hizmet odaklı girişimciliktir. Onlar kazanç sağlayan üretimleri, iyi yapmanın peşinde değil, topluma kazanç sağlayan iyi üretimleri yapmanın peşindedirler.

*

İnsanlara veren eller olmanın çoşkusunu, pazarın yolunun bilen girişimciler kazandırır.

*

Arıların çiçekleri bulmaları gibi, gönüllüler topluma hizmet alanlarını bulurlar.

*

Gönüllü kuruluşların gücü, iyilikte yarışmayı bilmelerinden kaynaklanır.

22 Ocak 2022, 12:17

PARANIN ÜRETİM GÜCÜNÜ KAVRAYANLAR PARADAN PARA KAZANMANIN BÜYÜSÜNE HİÇBİR ZAMAN KAPILMAZLAR

Bu yazı daha önce 26.08.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın her yanında, ellerindeki görünen ve görünmeyen servetleri, ürünlere ve hizmetlere dönüştürmesini bilen ülkeler, hiçbir zaman sermaye sıkıntısına düşmezler. Üretim gücünü büyütmek için, ülkelerin değişik kesimlerinin elinde, gizli ya da açık küçümsenmeyecek, servetler her yerde, her zaman vardır. Dünyada bütün ülkelerin, karşı karşıya oldukları sorunların başında, değerlendirilmeyen servetlerin, sermayeye dönüştürülerek, üretim güçlerini büyütmek gelir.

*

Hernando De Soto’nun “Sermayenin Sırrı” adını verdiği kitabında, “Sermaye tıpkı enerji gibi uyuyan bir değerdir” demektedir. Soto serveti bir dağ gölündeki suyun, yerçekimiyle hızla aşağıya akıtılarak, sakin gölün potansiyel enerjisinin, gürül gürül akan suyun kinetik dönüştürecek, bir hidroelektrik santralına benzetmektedir. Sakin göllerdeki ya da akan nehirdeki sular, santrallarla ekonominin bütün alanlarının, en büyük, en önemli güç kaynağına dönüşürler.

*

Sermaye ekonominin en gizemli konularından biridir. Ekonomi dünyada Sağ Sol ayrışmasına yol açarak, Yirminci yüzyılda bütün ülkeleri, kanlı iç çatışmalara sürükleyen, bir savaş alanı olmuştur. Her kıtada ülkelerin, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının olması, büyük bir servete sahip olduklarını göstermektedir. Ancak ellerdeki servetlerin, üretim sürecine katılması ve ekonomiye kazandırılması için, statik yapılardan dinamik yapılara geçilmesi gerekmektedir.

*

Anton Çehov “Vişne Bahçesi” oyununda, varlıklı bir ailenin servetini sermayeye dönüştüremediği için, karşılaştığı büyük ekonomik yıkım anlatılır. Ailenin ev dışındaki tek varlığı, geliri pek olmayan bir vişne bahçesidir. Değişimin farkında olan bir aile dostu, bahçeyi parsellerek konut yapıp satmayı önerir. Vişne bahçesine ev yapmak, ailenin kapalı dünyasına, çok ters gelir ve dostlarına kulak asmazlar. Ancak servet sermayeye dönüştürülmediği için, aile elindeki son serveti de yitirir.

*

Dünyadaki bütün ülkeler, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü büyüterek, Batı ve Uzak Doğu ülkeleriyle rekabet edebilecek, ekonomik ve kültürel kaynaklara sahiptirler. Onların en büyük eksiklikleri, görünen ve görünmeyen zenginliklerini, üretim gücünü büyütecek sermayeye dönüştürecek, yasal yapıdan yoksun olmalarıdır. Bir toplumda ürün ve hizmet üretme kapasitesini, büyütmenin sürükleyici gücü, üretim yapmasını bilen kuruluşları, destekleyecek demokratik hukuk devletidir.

*

Amerika’da, Almanya’da ve Japonya’da olduğu gibi, serveti sermayeye dönüştürmenin kaynağında, hukukun üstünlüğüne dayanan, mülkiyet haklarının korunmasının, hayati bir önemi vardır. Ülkelerin ellerindeki statik kaynakları, dinamik kaynaklara dönüştürmenin ana dinamiği, onlardan ürün ve hizmet üretme yolunda yararlanmasını bilen kişiler ve kuruluşlardır. Onların güçleri üstünlerin hukukundan değil, hukukun üstünlüğünden gelir.

*

Hukukun bağımsız ve tarafsız olduğu toplumlarda, servetler sermayeye dönüşerek, her alanda üretimi kat kat artırırlar.

*

Dünyadaki ekonomik gelişmenin ve kültürel derinleşmenin kaynağında, adaletten ayrılmayan hukuk vardır.

*

Adil ülkelerin adil kuruluşları olur.Adalet hayatın her alanındaki zenginleşmenin ana dinamiğidir.

23 Ocak 2022, 15:47

BİR DÜNYADA İKİ DÜNYAYI BİR RESİMDE İKİ RESİMİ BİRDEN GÖRMEK

Bir ülkenin ürün, hizmet ve bilgi üretim gücünün büyütülmesinde, kar amacı güden ya da gütmeyen bütün kuruluşların, vazgeçilmez bir yerleri vardır. Kuruluşları güçlü olmayan toplumların, ekonomilerinin güçlü olması mümkün değildir. Su kaynaklarından yoksun, toprakların çoraklaşması gibi, kuruluşlardan yoksun ekonomiler, üretim güçlerini yitirerek yoksullaşırlar. Bu yüzden son yüzyıllarda, özel ya da kamu bütün kuruluşlar, toplumların can damarları olmuşlardır.

*

Ürettikleri ürünlerle, geliştirdikleri hizmetlerle, zenginleştirdikleri bilgilerle, bütün toplumların sürükleyici güçleri oldukları için, kuruluşların yönetilmesi ve geliştirilmesi, bütün bilimlerin ortak araştırma alanlarından biri olmuştur. Kuruluşlarla pazarlar arasındaki ürün, para ve bilgi akışının, aksamadan devam etmesi, her toplumun ana sorunudur. Ülkelerin kaynaklarının değerlendirilmesinde, her alanda savurganlığın önlenmesinde, kuruluşlar her zaman büyük sorumluluk yüklenirler.

*

Her kuruluş ekonomik, siyasal ve kültürel çevredeki, gelişmelere uyum sağlamak için, misyonları olan ana değerlerini koruyarak, vizyonlarını oluşturan araçları sürekli değiştirmek zorundadır.Giderek karmaşık bir yapı kazanan ekonomide amaçlar, uzun dönemli, araçlar ise kısa dönemli hedeflardir.Kuruluşların yönetiminde ulaşılmak istenen hedefler, hem amaçtırlar, hem araçtırlar. Kuruluşlar amaçlarını korurken, araçlarını sürekli değiştirmezlerse gelişemezler.

*

İşletme yönetiminin gelenekselleşmiş, yüksek lisans programlarında gösterilen ve üzerinde uzun uzun tartışılan bir resim vardır. Söz konusu resim Stephan Covay’ın kitapları başta olmak üzere, pek çok yönetim kitabında bir eğitim aracı olarak yer alır. Covey resimle ilk defa Harvard Üniversitesinin iş yönetimi programında karşılaşmıştır. Resime bakanlardan bir bölümü, güzel giyinmiş, genç bir hanım görürürken, bir bölüm de üzgün görünen, büyük burunlu yaşlı bir kadın gördüğünü söyler.

*

Kuruluşların sorunları ya amaç, ya da araç üzerinde yoğunlaşmak değil, her ikisinde de birden yoğunlaşmaktır. Başka bir deyişle aynı resimde, iki ayrı resimi görmektir. Her yöneticinin kafasında yüzlerce resim vardır. Onların bir kesimi, resimi bir yerden bakarken, bir kesimi de başka bir yerden bakar.İnsanlar çoğu zaman gördükleri resimin, tek resim olduğunu düşünürler. Oysa çoğu zaman görünen her resimde, her zaman iki resim vardır. Herkes aynı resimi görmez.

*

İki kesim de haklıdır, bir resimde iki yüz, iki insan vardır. Bir kısım genç, bir kısım da yaşlı insanı görür.Her insanın farklı yüzleri, olabileceğini bilen bir göz, aynı resimdeki iki yüzü de görür. Tartışılan resim, özel, kamu ve gönüllü kuruluşlarıyla ve değişik boyutlarıyla, bütün bir hayattır. Hayat değişik yönleriyle ele alınmadan, yüzeysel bir bakışla değerlendirilirse, belirgin olan yüzü görülür. Her alanda hayatın kalitesini artırmak için, belirgin olanın ötesine bakmak gerekir.

*

İnsanlar gibi kuruluşlar da, başarılı olmak için, karmaşık dünyaya bir bütün olarak, değişik açılardan bakmasını öğrenmelidir.

*

Yüz yüze olunan ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlar, karşıtların bir arada olduğu, çok boyutlu sorunlardır.

*

Gelecek karşıtlar arasında seçim yapanların değil, karşıtları uzlaştırmayı başaranların olacaktır.

24 Ocak 2022, 12:22

HAYATIN HER ALANINDA KÜLTÜRÜN DİLİ ZENGİN EKONOMİNİ DİLİ YALINDIR

Kültürün zengin dilini öğrenmeden, ekonominin yalın dilini öğrenmek mümkün değildir. Bütün boyutlarıyla hayatı, zenginleştiren ana kaynak kültürdür. Ekonomi hayatın üretime ve tüketime bakan yüzüdür. Ekonominin özü, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde giderleri azaltırken, gelirleri artırmaya çalışmaktır. Bu yüzden kültürün zenginliklerinden, süzülerek oluşan ekonomin dili yalındır. Ekonominin yalın dilini bilen, üretmesini bilir, yardımlaşmasını bilir,dayanışmasını bilir,paylaşmasını bilir.

*

Ülkelerin bütün kurumlarıyla, bütün kurallarıyla, işlerlik kazandığı pazarlarında aldatan satıcılara yer yoktur. Bunun için açık pazarları olan ülkelerde, ekonomik ve toplumsal karlılık arasında büyük farklılıklar oluşmaz. Ürünleri ve hizmetleri dünya fiyatlarında üretmeyen ülkelerde, iki karlılık arasında farklar oluşur. Kuruluşlar için kazançlı olan ürünler, toplumlar için de kazançlı olmazlar. Aradaki farklar kuruluşların, üretimdeki ve yönetimdeki, bilgisizliklerinden kaynaklanır.

*

Açık pazar ekonomilerinde, ürün ve hizmet üreten kuruluşların,gelirleri giderlerini karşılamazsa, pazardan çekilmek zorunda kalırlar. Kamu kaynaklarına dayanan, devlet kuruluşlarının zararları, vergilerle karşılandığı için, gelirlerine ve giderlerine gereken özeni göstermezler. Bu yüzden uluslararası finans kuruluşlarında, değişik alanlardaki yatırımlar değerlendirilirken, ekonomik karlılıklar kadar, toplumsal karlılıklara da önem verilir, dünya fiyatlarında üretim özendirilir.

*

İster özel, ister kamu olsun, bütün kuruluşların ürettikleri ürünlerle ve hizmetlerle, küresel pazarlara açılmaları, üretim maliyetlerinin dünya değerlerinin altında olmasına bağlıdır. Dünya maliyetlerinde ürün ve hizmet üretemeyen kuruluşların, yerel ve küresel pazarlarda sağlam yerleri olmaz. Bütün ülkelerin kuruluşları, dünya maliyetlerinin altında üretim yapmak için, kayıplarını azaltmaya,verimliliklerini artırmaya, çalışmazlarsa, pazarlardaki yerlerini koruyamazlar.

*

Dünya kuruluşları arasında, ekonominin yalın dilini özümseyenlerin başında, büyük ve yavaş kamu kuruluşlarından daha çok, küçük ve hızlı özel kuruluşlar gelmektedir. Onların başarısı Jeremy Rifkin’nin, “Zero Marginal Cost Society” kitabında, ayrıntılı olarak anlattığı gibi, insanların bilgilerine bilgelik katan, zamanlarına anlam kazandıran, yeni paradigmaların oluşumuna yaptıkları katkılardan kaynaklanmaktadır. Onlar yeni ürünleriyle ve yeni hizmetleriyle,”Homo empathicus”u hazırlıyorlar.

*

Kendileri için istediklerini, başkaları için de isteyen kuruluşlara, dünyanın her ülkesinde pazar vardır. Onlar kazanan ekonomiyi, kazandıran ekonomiye dönüştürerek, ekonominin yalın diline, anlamla birlikte geçerlilik kazandırırlar. Onların üretim ve tüketim dünyalarında, herkesin her ürüne sahip olması kadar, herkesin ihtiyacı olduğunda, her ürüne ulaşması de önemlidir. Ekonominin yalın dili bütün kuruluşları, hayatı hem kolaylaştırmaya, hem de güzelleştirmeye zorlamaktadır.

*

Dünyada üretilen ürünlerle, hizmetlerle, bilgilerle yaşanır kılınır.

*

Dünya ekonomiyle kolaylaştırılır, kültürle güzelleştirilir.

*

Ülkelerde kültür durursa, ekonomi yürümez.

25 Ocak 2022, 12:18

HER ZAMAN HER YERDE ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENENLER ÜRETİMLERİNİ ARTIRIRAK VEREN ELLER OLURLAR

Dünyada bütün boyutlarıyla hayatın, dönüştürücü gücü hem öğrenmesini, hem öğretmesini bilen insandır. İster kültürel, ister ekonomik olsun, toplumların üretim gücünü, öğrenmesini öğrenen insanlar büyütürler. Dünyaya geniş açıdan bakılırsa, üretim yoksulu değil, öğrenme yoksulu toplumlar vardır. Dünyanın her yerinde yoksulluk, sermaye azlığından daha çok, bilgi azlığından kaynaklanır. Bilgisizlik toplumların, ekonomik ve kültürel, üretim gücünü yok eder.

*

Toplumlarda üretim güçsüzlüğünün üstesinden, paylaşıldıkça değer yitirmeyen, değer kazanan bilgiyle gelinir. Bilgi uygulamaya dönüştükçe zenginleşir. Öğrenmesini öğrenerek, bilgi birikimini geliştirmesini bilenler, ürünlerine ve hizmetlerine, katma değer kazandırmasını bilirler. Bunun için Peter Senge, öğrenmeyi aksatmamak için, her kuruluşa bir “Kurumsal Öğrenme Merkezi” önermektedir. Kuruluşlarda yeni atılımlar, yıldan yıla zenginleşen ve bilgeliğe dönüşen, bilgi birikimleriyle yapılır.

*

Bilgi gücünün bir boyutunda kültürel, bir boyutunda da ekonomik üretim vardır. Bilgi zenginliği ekonomik ve kültürel birikimin bileşkesidir. Kuramsal ve uygulamalı alanlarıyla, bilgi birikiminin büyüklüğü, hayatın bütün boyutlarına katlanarak yansır. Dünyanın her yanında ekonomik zenginlik, toplumun bilgi zenginliğini izler. Tarih boyunca bilgi birikiminin hacmini genişletenler, hayatın her alanındaki üretimlerine, bilinmeyen yeni boyutlar kazandırmışlardır.

*

Bir toplumda bilgi birikimini zenginleştirme çalışması, aynı zamanda ekonomik ve kültürel üretimde, yenilik yapma ve verimliliği artırma çalışmasıdır.Toplumun bütün kesimlerinde öğrenme, doğumdan ölüme kadar devam eden, kesintisiz bir süreçtir. İnsan öğrenen bir varlıktır. O her gün öğrendikleriyle, hazırlamak zorunda olduğu hayat kitabına yeni kelimeler kazandırır. Kelimeler cümleleri, cümleler sayfaları, sayfalar bölümleri, bölümler hayatın kitabını oluşturur.

*

Ekonomik ve kültürel boyutlarıyla, hayatın herkes için yaşanır kılınması, herkesin hayat kitabının okuryazarı olmasına bağlıdır.Öğrenme gücünün bilincinde olan insanlar, kültürel ve ekonomik gücünü büyütecek, dinamikleri harekete geçirmesini bilirler.İnsanlar geleceğin önceden bilinmeyen, hayat kitaplarını okumak için, yaptıkları işleri, hızlı yapmak, daha hızlı yapmak, çok daha hızlı yapmak zorundadırlar.Okuryazarlık hızları yüksek olan insanların, üretim hızları düşük olmaz.

*

Öğrenmesini ve öğretmesini bilen ve seven, bilgili insanlardan oluşan toplumlarda, kuruluşlar ekonomik krizlerdeki fırsatları, yakalamakta güçlük çekmezler. Eğitim seviyesi yüksek insanlarla, üstesinden gelinmeyecek kriz yoktur.Hiçbir kuram ve uygulama, eğitim alanını dışında değildir.Eğitimle insanlar üretimde ve yönetimde, geçersiz kuralları kaldırılarak, geçerli kuralları yürürlüğe koyarlar,verimliliği artırırlar.Dünyada öğrenmesini öğrenenler, her alanda derinleşirler,her alanda zenginleşirler.

*

Her öğrenen kuruluşta, öğrenmek isteyenlere, kapılar sonuna kadar açıktır.

*

Öğrenmenin öğrencisi olmayanlar, üretmenin öğreticisi olamazlar.

*

Öğrenmek insanlar arasında iletişim köprüleri kurmaktır.

25 Ocak 2022, 23:38

ARTVİN ÜNİVERSİTESİ'İNDE REKTÖR SITKI BİLGİN YARDIMCILARI AYDIN TÜFEKÇİOĞLU MEHMET ERSOY HOCARIMIZ MUSTAFA ACAR ALİ OSMAN ÖNCEL VE HAKAN GÜLTEKİN'NİN

KATILIMLARIYLA BİR "ARAMA KONFERERASI" GERÇEKLEŞTİRDİK.

26 Ocak 2022, 12:15

DAİRESEL EKONOMİYLE DOĞAL EKONOMİYİ DÜNYANIN BİRBİRİNDEN AYRILMAZ İKİ AYRI YÜZÜ OLARAK GÖRMEK

Şehirlerdeki büyük arsa kazançlarının büyüsüne kapılan dünya, Amerika’nın peşine takılarak, tek katlı binaları, çok katlı binalara dönüştürmeye ve rant ekonomisini sürekli büyütmeye çalışıyor. Dünyanın her yerinde, çağdaş dünyanın piramitleri olan gökdelenler, ekonomik büyümenin yeni simgesi haline gelmişlerdir. Bir ülkede ne kadar çok katlı bina varsa, o ülkenin ekonomisi, o kadar çok güçlü kabul ediliyor.

*

Venezuella’dan Ukrayna’ya kadar, dünyanın her ülkesinde, dengeli gelişmeye önem vermeyen ekonomik büyümenin, yol açtığı toplumsal ve siyasal krizler tartışılıyor. Yoksunluklara, yolsuzluklara ve eşitsizliklere, yeni boyutlar kazandıran rant ekonomisi, sağlıklı ekonomik gelişme değildir. Bütün ülkelerin, rutin ekonomi stratejilerine karşı, rutine meydan okuyan, rutin dışı ekonomi stratejileri, geliştirmeleri gerekir. Şehirlerdeki gökdelenler, ekonomik gelişmeyi yansıtmazlar.

*

Doğrusal ekonominin alternatifi, dairesel ekonomidir. Dünyada bilinen büyüme odaklı, doğrusal ekonominin, sorunların çözüm kaynağı olmaktan çıktığını ve krizlerin kaynağı haline geldiğini, görmeyen ve anlamayan kimse kalmamıştır. Doğrusal ekonominin olumlulukları, dairesel ekonominin olumsuzluklarına dönüşmüştür. Doğrusal ekonominin geçen yüzyılda kalan doğruları, yeni yüzyılda geçerliliklerini yitirmişlerdir.

*

Dairesel ekonomi, bir ağaç gibi büyüyen doğal ekonomidir. Hiçbir ağaç en elverişli toprakta bile, doğrusal olarak sürekli büyümez. Ağaçlar topraktan aldıklarından, daha fazlasını toprağa verirler. Dairesel ekonomide toplumdan alınanın, daha fazlası topluma verilir. Doğal hayatta olduğu gibi, dairesel ekonomide, atık ve artık yoktur. Her şey döngüsel bir yapıda, sürekli yeniden değerlendirilir. Hiçbir şey çöpe gitmez, yerel yönetimlerin yükü hafifler.

*

Doğrusal ekonomi bütün şehirlerde, büyük çöp dağları oluştururken, dairesel ekonomi çöpleri değerlendirerek, tekrar yeni hammaddelere ve yeni ürünlere dönüştürür. Doğrusal ekonomide, fabrikalarda ürün üretilir, süpermarketlerde algı satılır. Dairesel ekonomide, fabrikalarda üretilen ürünler, oldukları gibi göründükleri çarşılarda, isteyenlere sunulur. Doğrusal ekonomi göründüğü gibi algılanan, dairesel ekonomi algılandığı gibi görülen, ürünlere odaklanır.

*

Dairesel ekonomide hiçbir ürün, hiçbir hizmet, hiçbir bilgi, gereksiz yere üretilmez ve pazarlamayla, tanıtımla tüketilmez. Her ürün, her hizmet ve her bilginin, ekonomik yapıda ve kültürel dokuda, reel bir karşılığı vardır. İnsanların sınırsız isteklerine değil, sınırlı ihtiyaçlarına önem verilir. Hiçbir alanda doğrusal büyüme olmayacağı bilinir. Serbest doğrusal ekonominin rutin üretimi, etik dairesel ekonominin ilkeleriyle, altüst edilerek, rutinin dışına ve üstüne taşınmalıdır.

*

Ekonomik gelişme, niceliksel bir büyümeden önce, niteliksel bir büyümedir. Aşırı kilolu olmak, sağlıklı olmak değildir.

*

Dengesiz büyüyen ekonomi dengesini yitirir. Büyürken yalnız büyüyen, büyümenin yükünü yalnız taşır.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde dengesiz büyümeyle, dengeli gelişme gerçekleştirmek mümkün değildir.

27 Ocak 2022, 12:58

ÜLKELERİN EĞİTİM SEVİYESİ GETİRİSİ EN YÜKSEK GÜCÜ EN BÜYÜK OLAN GİZEMLİ BİR SERMAYEDİR

Dünyanın her yanındaki ülkelerin, ekonomik ve kültürel güçlerini büyütmeleri ve dış pazarlara açılmaları, küçük büyük bütün kuruluşların, eğitim çalışmalarına verecekleri ağırlığa bağlıdır. Kuruluşlar üretim ve yönetim dünyasındaki, yeni gelişmeleri izlemek ve uyum sağlamak için, sürekli eğitime ihtiyaç duyarlar. Yaz kış yapılan eğitimler, kuruluşların gerçekleştirmek istedikleri, büyük atılımların yolunu açarlar. Kuruluşların kurum kültürleri, eğitimlerle yeni zenginlikler kazanır.

*

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına dönüşme sürecinde, kuruluşlarda eğitim yatırımları çok büyük değer kazanmıştır. Kuruluşların dünya pazarlarında aranan ürünler, hizmetler ve bilgiler üretmelerinde, eğitim getirisi en büyük olan yatırmdır. Bu yüzden Tom Peters, “İşleriniz iyi gidiyorsa, eğitim bütçenizi iki katına çıkarın, işleriniz kötü gidiyorsa, dört katına çıkarın” demektedir. Eğitim üreticilerle tüketiciler arasında, iletişimi ve etkileşimi geliştiren albenili köprüdür.

*

Kuruluşlarda gücün bilinen kaynakları, önemlerini yitirmişlerdir. İki yüzyıllık sanayileşme tarihi boyunca, kuruluşların güçleri sermayelerinden kaynaklanmıştır. Bilgi toplumlarında güç, sermaye zenginliğinden, eğitim zenginliğine kaymıştır. Yirmi birinci yüzyılda dünyanın en varlıklı kuruluşları, fabrikaları çok büyük olanlar değil, eğitimli çalışanları çok büyük olanlardır. Kuruluşlarda sermayenin yerine eğitim geçmiştir.Eğitimle düşünülmeyenler düşünülürler, bilinmeyenler bilinirler.

*

Yirmi birinci yüzyılın en varlıklı kuruluşları, görünen ürünler üreten, sermaye sahibi kuruluşlardan daha çok, görünmeyen ürünler üreten bilgi sahibi kuruluşlardır. Bunun için dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, nasıl ürünler üretirlerse üretsinler, bütün kuruluşlar geleceklerini güvence altına almak için, kazancı en büyük olan eğitime, yatırım yapmak zorundadırlar. Kuruluşlarda eğitim çalışmaları, bilginin binbir renkli çiçeğinin açtığı, düşünce ve eylem ortamlarıdır.

*

Dünyanın bütün ülkelerindeki kuruluşların, bilgi toplumu kuruluşları gibi, başarılı olmaları eğitime verdikleri öneme bağlıdır. Lester Thurow “Building Wealth” kitabında, çalışanlarının eğitim seviyesinin, Silikon Vadisi kuruluşlarının, eğitim seviyesine, ulaştırmaya çalışmayan kuruluşların, başarılı olamayacaklarını vurgulamaktadır. Geleceğin bilgi toplumu kuruluşlarının, gelecekteki başarıları bugünden eğitime yaptıkları yatırımlarından kaynaklanacaktır.

*

Dünyada hem tarım, hem sanayi, hem bilgi toplumu kuruluşlarının, dünya pazarlarında kendilerine sağlam bir yer tutabilmeleri, üretimde ve yönetimde başarının, yeni kaynağı olan eğitime yatırım yaparak, yerel yapılardan küresel yapılara dönüşmelerine dayanacaktır. Artık dünyanın en başarılı kuruluşları,en yeni, en son bilgilere sahip olanlardır. Gelecekte bütün kuruluşların, güçlerini ve ömürlerini, çalışanlarının eğitim seviyeleri belirleyecektir.

*

Üretim gücünü büyütmenin kapıları, sermaye gücünden önce, eğitim gücüyle açılır.

*

Kuruluşların varlıklarını sürdürmeleri, bir sermaye işi değil, bir eğitim işidir.

*

Eğitime önem verenler, dünyanın her yerinden kaynak bulurlar.

28 Ocak 2022, 12:15

SINIRSIZLAŞAN KARE DÜNYADA GİRİŞİMCİLİK İŞ ARAMAK DEĞİL İŞ KURMAYI ÖĞRENMEKTİR

Siyasal sınırların esneklik kazandığı bir dünyada, kendi sınırları içine kapanan ülkelerin, üretim güçsüzlüğünün getirdiği, ekonomik ve kültürel darboğazlardan kurtulmaları mümkün değildir. Ülkeler arasında sınır tanımayan kuruluşlarla, girişim kültürünü zenginleştiremeyen toplumlar, dünya pazarlarında aranılan, ürünlerin ve hizmetlerin üretilmesinde, büyük bir başarısızlığa uğrarlar. Girişim kültürüyle ekonomik gelişme arasında, çok güçlü bağlar vardır.

*

Girişimcilik iş kurmanın kolay olduğu, taşınır ve taşınmaz değerlerle birlikte, ürünlerin ve hizmetlerin alınıp satılmasında, engellerin olmadığı toplumlarda gelişir. Arsa ve ev alıp satmanın güç olduğu ülkelerde, inşaat sektörüyle birlikte, demir ve çimento sektörleri de, hiçbir zaman beklenen gelişmeyi gösteremez. Girişim kültürü, ekonomi ve işletme bilimlerindeki, ilerlemelerle yeni boyutlar kazanır. İşletme kurmanın ustası olan girişimciler, iş aramazlar iş verirler.

*

Hayallerini kurdukları ve rüyalarını gördükleri, ürünlerin üretimini gerçekleştiren girişimciler, ellerinde sihirli değnek olan sihirbazlar gibi, dokundukları hammaddeleri ve malzemeleri, daha önce kimsenin görmediği, ürünlere ve hizmetlere dönüştürürler. Girişimcilerin en büyük sermayeleri, bilinenlerin dışında yeni ürün ve hizmet üretmeye odaklanmalarıdır. Düşünce geliştirmede sınır tanımayan girişimciler, kuruluşlardan iş değil, işlerine destek isterler.

*

Girişimcilerin gücü, sermayelerinin büyüklüğünden değil, rüyalarının büyüklüğünden kaynaklanır. Büyük rüyalar yatırım tutarı büyük olanlardan daha çok, uygulanabirliği büyük olan ve yenilik getiren rüyalardır. Gerçekleşebilecek bir rüya görmek için, sermayeden önce bilgi sahibi olmak gerekir. Yenilik yapmada yarışan girişimcilerin, en önemli silahları, gördükleri gerçekleşebilir rüyalarıdır. Girişimcilikte rüya görme gücü, sermaye gücünden daha büyüktür.

*

Hayatın bütün alanlarında, girişimcilik kültürüne yeni boyutlar kazandırmayan ülkeler, hiçbir zaman üretim güçsüzlüğünün üstesinden gelemezler. Ülkelerin ürün,hizmet ve bilgi üretim güçlerini, gece gündüz rüya gören girişimciler büyütürler.Girişimcilik girişlerde ve çıkışlarda, hiçbir sınır olmayan, iyilikleri ödülendiren, kötülükleri cezalandıran, alıcılara seçenekler sunan, satıcıları dürüstlüğe zorlayan pazarlarda, bilinmeyen yeni dünyalara açılır.

*

Girişimciliğin binbir renkli çiçeği, iş kurmasını bilen, girişimcilerin zenginleştirdikleri pazarlarda açar. Yeni ürünler, yeni hizmetler, yeni bilgiler üretmenin coşkusunu duymayanlar, pazarlarda kendilerine yer bulamazlar. Çoğunluğun yanlışta birleşmediği pazarlara, kimsenin meydan okuması mümkün değildir. Kültürü ve ekonomisi canlı olan toplumların, pazarları canlı olur. Alıcıların ve satıcıların birbirlerini denettiği, pazarları olmayan toplumların gelecekleri olmaz.

*

Dürüstlüğün en büyük değer olduğu pazarlarda, iyinin sonu yoktur, her zaman iyinin daha iyisi vardır.

*

Pazarların denetilmesinde, alıcıların tüketen elleri, satıcıların üreten ellerinden daha güçlüdür.

*

Pazarlarda satmak her şeydir, satmak için her şey yapılır diyen, satıcılara yer yoktur.

29 Ocak 2022, 11:51

BÜTÜN ÜLKELERDE ETİK DEĞERLER HEM KÜLTÜRÜN HEM EKONOMİNİN TEMELLERİNİ OLUŞTURURLAR

Bir ülkede durmadan yüzmeyi anlatmakla, hiç kimse yüzmeyi öğrenemez. Toplumda herkesin denizdeki balıklar hakkında bilgi sahibi olması, onların balık tutmasını bildikleri anlamına gelmez. Dünyanın hiçbir ülkesinde, insanlar denizi seyretmekle, yüzme öğrenemezler. Balıkçılığı bilmeyenlerin balık yemeyi sevmeleri,iyi balıkçı olduklarını göstermez. Her alanda hem bilenler, hem yapanlar başarılı olurlar.

*

Bir toplumun ekonomik, siyasal ve kültürel yapısını dönüştürenler, bütün alanlarda her şeyi, bilenlerden daha çok, bir alanı diğer alanlarla bağlarını koparmadan, ayrıntılarıyla bilenlerdir. Her toplumda insanlar, birbirlerini söyledikleriyle değil, yaptıklarıyla değerlendirirler. Hiç kimse işi ve yaşı ne olursa olsun, yapamayacağı şeyleri söylememeli, söylediği şeyleri yapmalıdır. Dürüstlük herkes için, yerine getirilmesi gereken etik sorumluluktur.

*

Hayatın her alanında, söylediklerini yapan, yapacaklarını söyleyen insanların sayısını çoğaltmadan, toplumların kültürel dokularını ve ekonomik yapılarını dönüştürmek mümkün değildir. Çünkü hem kültürel doku, hem ekonomik yapı, etik değerlere dayanır, etik değerlerden güç alır. Etik ilkeleri göz ardı eden ülkelerin, köklü kültürleri, sağlam ekonomileri olmaz. Etiği etiksizlik olanların elinde, hiçbir kurum, hiçbir kuruluş kalıcı izler bırakamaz.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel hayattaki başarının sırrı, Anadolu sürekli vurgulandığı gibi, açık ve dürüst olmakta gizlidir. Tarih içindeki binlerce örnekte açıkça görüldüğü gibi, toplumlarda büyük ve köklü dönüşümlerin öncüleri, etik değerlerden taviz vermeden, toplumların üretici güçlerini harekete geçirenler olmuştur. Etiksizlik karşısında seslerini çıkarmayanlar, güç ve çoşku kaynağı, etik değerlerin koruyucuları ve savunucuları olamazlar.

*

Etiksizliğin her alana, bir sel suyu gibi yayıldığı bir yüzyılda, dünyada sayıları az da olsa, değişik alanlarda dürüst olmanın, en güzel örneğini veren düşünce ve eylem insanları, bütün ülkelerin en büyük ve en önemli yol göstericileri olan deniz fenerleridir. Her ülkedeki aydınların görevleri, onların yanında yer almaktır ve onları desteklemektir. Dünyanın karşı karşıya oldukları sorunların üstesinden, dürüstlükte sınır tanımayan insanlar gelir.

*

Toplumları başarıya götüren, yol haritası olan etik değerler, her dönemde ve her alanda insanlara çok büyük güç kazandırırlar. Etik kurallar çok yalındır, dönüştürücü güçleri ve etkileri yalınlıklarından kaynaklanır. Hayatın bütün boyutlarında etik kurallar, tartışılmak için değil, uygulamak için vardır. Ekonominin temeli kültür, kültürün temeli etiktir. Ekonomi kültürle, kültür etikle yenilenir, yeni derinlikler kazanır. Etik kültüre, kültür ekonomiye yön gösterir.

*

Etik değerleri üstün tutanların, kültürleri zenginleşirken, ekonomileri yoksullaşmaz.

*

Kültürün temellerinde olduğu kadar,ekonominin de temellerinde etik vardır.

*

Kültüre dayanan etik ilkeler, ekonomide tartışılmadan uygulanırlar.

30 Ocak 2022, 12:42

SINIR TİCARETİNİN OLDUĞU ÜLKELER ARASINDA SAVAŞ SAVAŞIN OLDUĞU ÜLKELERİN SINIRLARINDA TİCARET OLMAZ

Ticarette ürünlerin fiyatı, alıcıların ve satıcıların buluştuğu pazarlarda oluşur. En basitinden en karmaşığına kadar, bütün ekonomilerde pazar vazgeçilmez bir yer tutar. Üreticilerin ve tüketicilerin dışında, kamu kurumlarının pazara müdahalesi, pazarda alışveriş yapanlar arasında haksızlıklara yol açar. Arza ve talebe göre fiyatları ayarlamada, hiçbir kamu kurumu, pazarın yerini tutamaz. Pazarlar toplumları, birbirine açan, barış köprüleridir.

*

Toplumların yükseliş ve çöküş dönemlerine bakılırsa, ticaretle gelişme arasında, doğru orantılı bir bağıntı olduğu görülür. Ticarete önem verilen dönemlerde, devletle toplum her alanda güçlenir, ticaretin küçümsendiği dönemlerde, her ikisi birden yoksul düşer. Ülkelerin siyasal gücüyle birlikte, kültürel gücü iç ve dış ticaret hacminin büyüklüğünden kaynaklanır. Ticaretin gelişmediği toplumlarda, hem ekonomik, hem kültürel hayat zenginliğini yitirir.

*

Dünyada ülkeler ticari çalışmaları özendirerek, devletlerin güçlerini sınırlandırılmazlarsa, devletler ekonomik alanda, toplumların üretim güçlerini sınırlandırırlar. Devletin taraf olduğu ticari işlemlerde, haksız rekabetin ve aşırı kazançların, önüne hiçbir güç geçemez. Her alanda olduğu gibi, ticari alanda kuruluşlar, devletlerle yarışamadıkları gibi, devletler karşısında haklarını koruyamazlar. Devletlerin görevi ticaret yapmak değil, ticaretin güvenliğini sağlamaktır.

*

Pazarların büyüklükleri ve derinlikleri ne olursa olsun, pazarlarda özel kuruluşlar, ne alıp ne satacaklarını belirlemede, kamu kuruluşlarından daha başarılı olurlar. Ülkelerde hangi ürünlerden ne kadar üretileceğinin, ne kadar tüketileceğinin kararları, kamu kurumlarında değil, üreticilerle tüketicilerin bir araya geldikleri pazarlarda verilmelidir. Devletler fiyatları bilmezler, Drucker’ın vurguladığı gibi: “Savaş açmayı ve enflasyonu yükseltmeyi bilirler.”

*

Daniel T. Griswold “Serbest Ticaret Üzerine Yedi Ahlaki İlke” isimli küçük kitabında, ticaretin Batı ekonomi düşüncesinin içinden süzülerek, oluşturulan etik ilkelerinin yararlarını tartışıyor. İslam'ın ilk yıllarında açıkça görüldüğü gibi, ticaretin ekonomik boyutları yanında, insanları bir arada tutan, toplumsal ve kültürel boyutları vardır. Ticareti özendiren toplumlar, hayatın her alanına, büyük bir canlılık kazandırırlar.

*

Ticaretin gelişmediği toplumlarda, kültür de, ekonomi de gelişmez. Toplumlarda ticaret etik ilkelere uygun olarak yapılırsa, gelirleri çoğaltır, işsizlikleri azaltır, yatırımları büyütür, dostlukları geliştirir, hayatın değerini artırır. Ticaretin geliştiği toplumlarda, yoksulluk ortadan kalkar. Tarafları zenginleştiren ticaret, toplumlarda her zaman ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, sürükleyici gücü olmuştur. Ticaret insanları bir araya getirerek, birlikte yaşama kültürünü zenginleştirir.

*

Ticaret yapmasını bilenler, sorunlarını uzlaşarak çözmesini bilirler.

*

Etik değerler ticaretle, toplumda yerleşik değerlere dönüşürler.

*

Ticaretin olduğu yerde, kötümserlik ve ümitsizlik olmaz.

31 Ocak 2022, 12:38

İNSANLAR ARASINDA PARANIN DOLAŞIMINI HIZLANDIRANLAR EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL HAYATA CANLILIK KAZANDIRIRLAR

Seküler Batı kültürünün ana kaynağı olan, Atina’ya ve Roma’ya hiçbir borcu olmayan İbn Haldun, şehirleri ekonomik hayatın ana dinamiği olarak görür. Şehirlerde artan tüketimle üretim, doğal akışı içinde yeni boyutlar kazanarak zenginleşir. Ekonomi üretim ve tüketim arasındaki ilişkileri, birbirlerine olan etkilerini, inceleyen bir bilim dalıdır. Üretimin ve tüketimin işlevlerini bilenler, ekonomi biliminin inceliklerini bilirler.

*

Ekonominin temellerini oluşturan alanların başında alımlar, satımlar ve pazarlar gelir. Doğal hukuk ve etik sınırları içinde, pazarlarda yapılan alışverişler, ekonomik ve kültürel hayatın, ana kaynağını oluştururlar. İnsanların alma ve satma alanlarının sınırlandırıldığı toplumlarda, üretim gücüne yeni boyutlar kazandırmak mümkün değildir. Ticaretin gelişmediği ülkelerde, üretimde çeşitlenme ve üretim yöntemlerinde gelişme olmaz.

*

Alışveriş ekonomiye, hem kan hem de can katar. Alışveriş paylaşmaktır, paylaşmak alışveriştir. Paylaşmasını bilmeyen toplumlar, alışverişi geliştiremedikleri gibi, üretim güçlerine güç katacak yenilikler yapamazlar. Dünyanın her yerinde, paylaşmasını bilen toplumlar, paylaşmasını bilmeyen toplumlardan, daha güçlü ve daha verimli bir ekonomiye sahip olurlar. Ekonomik, siyasal ve kültürel yapıda, paylaşmanın en eski ve en çok bilinen yolu alışveriştir.

*

Toplumun değişik kesimleri arasında, doğal ve dengeli iş bölümü yapmasını bilenler, gelir dengesizliklerini gidermede güçlük çekmezler. Mukaddime kitabıyla İbn Haldun, Ekonomi ve Sosyoloji başta olmak üzere, bütün bilimlerin temellerini atmıştır. Batıda ekonomi biliminin kurucusu kabul edilen Adam Smith’ten yüzyıllarca önce, İbn Haldun üretimde verimliliğin artırılmasında, iş bölümünün üretim gücünün, büyütülmesindeki önemini vurgulamıştır.

*

İş bölümünün olmadığı toplumlarda, dayanışma ve yardımlaşma olmadığı gibi, üretimde gelişme olmaz. Üretim ve tüketim arasındaki uyumsuzlukların üstesinden, gelirleri vergilerle dengelemesini bilenler gelirler. Paylaşma kültürünün zengin olduğu ve iş bölümünün geliştiği toplumlarda, hiç kimse irrasyonel tüketimin çekiciliğine kapılmaz. Üreticiler üretmeden tüketmeye, dayanan irrasyonel tüketimin, ekonominin üretim gücünü dinamitlediğini bilirler.

*

İnsanlar rasyonel üretme coşkusuyla, irrasyonel tüketme tutkusunu, yapılarında birlikte taşırlar. Bilinçli rasyonel üretim olur, bilinçsiz irrasyonel tüketim olmaz. Bazan üretmek, bazan da tüketmek, bir paylaşma sorumluluğudur. Paylaşma sorumluluğu taşıyanlar, almanın ve vermenin zamanını bilirler. Dünyada hiçbir ekonomik yapı, köklü bir alışveriş ve paylaşma kültürüne dayanmadan, üretim gücünü geliştirecek adımları atamaz.

*

Alışverişe önem veren toplumlar, sorunlarını çatışarak değil, uzlaşarak çözerler.

*

Alışverişin hiç kurumayan pınarlarından, toplumun bütün kesimleri yararlanırlar.

*

Alışverişi özendiren toplumlar, her alanda yoksulluğun üstesinden gelirler.