Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Şubat 2022

31 yazı

1 Şubat 2022, 11:39

YAPICILIK HAYATI BİLMEKTİR YAPICILIK KÜLTÜRÜ BİLMEKTİR YAPICILIK EKONOMİYİ BİLMEKTİR

Toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel dünyalarında, yapıcılıkta yarışan kuruluşlar vazgeçilmez bir yer tutarlar. Onlar bütün toplumların, temel taşlarını oluştururlar. Onların başarısında, yapıcılığın büyük payı vardır.Her toplumda sıradışı başarılar, çalışanlarının el ele verdikleri, görevleri ve sorumlulukları paylaştıkları, kuruluşlarla sağlanır. Yapıcı olan, yapıcılığı özendiren, yapıcılıkta yarışan kuruluşlar, toplumun bütün kesimlerine katkıda bulunurlar.

*

Üretimin her alanında, yıkıcılıktan daha çok, yapıcılığın benimsendiği kuruluşlarda, geçmişin bilgi ve bilgelik birikimlerinden yararlanılır, günün getirdiği fırsatlar değerlendirilir ve gelecekte yapılacaklar, ayrıntılı olarak planlanılır. Onlar yılların içinde oluşan birikimleriyle, insanlar arasında hem üretirken, hem tüketirken, yapıcılığı doruk noktasına ulaştırırlar. Onların bir bütün olan kültür ve ekonomi dünyalarında, sudan gelen sele giden, kazançların yeri yoktur.

*

Umair Haque’ın “Yeni Kapitalist Manifesto” kitabında vurguladığı gibi, petrol denizine sahip olan Suudi Arabistan, yapıcı kuruluşlara öncelik vermediği için, dünyada kalıcı izler bırakan kuruluşların, ev sahipleri arasına katılamamıştır. Kültürel gelişmeyle ekonomik büyümenin, yapıcı kuruluşlarla bütünleştirildiği ülkelerde, doğal zenginlikler bankalarda, paradan para kazanan paraya dönüşmeden, dünyayı büyük krizlerden korurlar. Onlar barış dünyasının, en büyük güvenceleridir.

*

On altıncı yüzyılda İspanyolar, Haque’ın anlttığı gibi, Peru’da buldukları gümüş dağlarını, yatırıma çevirerek yapıcı üretimde değerlendirmek yerine, karşılığında üretim olmayan ve büyük değer düşmesine yol açan paraya dönüştürerek, iki yüzyıl süren büyük bir durgunluğun yolunu açmışlardır. Ülkelerde yıkıcı büyümenin getirdiği güçle, çevresiyle savaşan kuruluşlardan önce, yapıcı büyümenin verdiği bilgelikle, çevresiyle barışan kuruluşlar, her dönemin çığır açıcı kuruluşları olurlar.

*

Yapıcı kuruluşların başarıları, her alanda yıkıcılığı önleyen, birlikte çalışmayı bilen, çevreleriyle sağladıkları barışcı iletişimden ve etkileşimden kaynaklanır. Onların güçleri ve etkileri, ürettikleri ürünlere ve hizmetlere, durmadan yeni değer kazandırmalarından kaynaklanır. Yapıcılığın önemine inanan, başarıyı yapıcılıkta arayan, yapıcı kuruluşlar, yapıcılığa sürekli yatırım yaparak, yıkıcılığın önüne, yapıcılıkla geçerler.Kuruluşlarda yıkılığa ben, yapıcılığa biz diyenler öncülük yaparlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, sorun üreten yıkıcı kuruluşların olumsuz etkileri, yapıcı kuruluşların çözüm üreten olumlu etkileriyle giderilir. Hangi ülkede olurlarsa olsunlar, bütün kuruluşlar, Türklerin Ergenekon’dan çıkış efsanesinde olduğu gibi, yapıcılığı geliştirmek için, bilinmeyen yollar, bilinmeyen yöntemler bulmak zorundadırlar. Kuruluşlarda yapıcılığın önüne çıkan, en büyük engel, en büyük düşman etiksizliktir, ilkesizliktir, açgözlülüktür,savurganlıktır.

*

Ekonominin her alanında, yıkıcı kuruluşlar sorun, yapıcı kuruluşlar çözüm üretirler.

*

Yapıcılık üretilen ürünlere, hizmetlere, bilgilere sürekli değer kazandırmaktır.

*

Sorun çıkarmak olumsuz, çözüm bulmak olumlu düşünme alışkanlığıdır.

2 Şubat 2022, 12:12

MBA DERSLERİNDE BİLİNEN SORUNLARA BİLİNMEYEN ÇÖZÜMLER ARANIR

İster özel, ister kamu, ister gönüllü olsun, her kuruluşun başarısı, oluşturduğu yönetim ve üretim kültürünün, zenginliğinden kaynaklanır. Dünyanın hiçbir yerinde, kalitesiz girdilerle, kaliteli çıktılar elde edilmez. Kaliteli yönetimin ve kaliteli üretimin, her yerde geçerli, formülü yoktur. Bu yüzden bütün kuruluşlar, her zaman değişmeyen sorunlara, değişen çözümler aramak zorundadırlar. Çok sorunlu ve çok çözümlü üretimde ve yönetimde, öğrenmenin sonu yoktur.

*

Yenilikleri yeniliklerin izlediği, insanların ve kuruluşların, hem üretici hem tüketici, oldukları bir yüzyılda, hiçbir insanın, hiçbir kuruluşun, dünyadaki gelişmelerin, dışında kalması mümkün değildir. Bunun için Jack ve Suzi Welch, yılların içinde oluşan birikimleri paylaştıkları, “Gerçek Hayatta MBA” kitaplarında,üretimin ve yönetimin içinde olanlara, “bugün öğren,yarın uygula” diyerek, “rekabet ve strateji, küreselleşme ve büyüme, finans ve pazarlama” alanlarında bildiklerini anlatıyorlar.

*

Amerika’da MBA Programları ilk defa, Yirminci yüzyılın başında, Harvard Üniversitesinde başlatılmıştır. “Amerika’nın başta gelen işi iştir” diyen Avrupalı ve Asyalı Amerikalılar, küçük büyük bütün kuruluşlarıyla, dünyanın üretim ve yönetim kültürü birikimine, çok büyük katkılarda bulunmuşlardır. Silikon Vadisi kuruluşlarıyla, üretimde ve yönetimde köklü dönüşümlerin yolunu açmaya devam etmektedirler. Artık her insan, her kuruluş hem yerel hem küresel olmak zorundadır.

*

Dünya kuruluşlarıyla geleceğe birlikte yürümek için, bütün ülkelerin üniversiteleri, lisans sonrası MBA programlarına, daha çok önem vermeye başlamışlardır. Yerli ürünlerden daha çok, dünya ürürünleri üretmenin önem kazanmasıyla, girişimcilik ve girişim kültürü, bütün üniversitelerin ortak araştırma alanı olmuştur. Üretimde ve yönetimde baş döndürücü gelişmeler olmaktadır.Yerel düşünmek ve küresel davranmak zorunda olan kuruluşlar, dünyanın geçilmeyen yollarından, bilinmeyen ülkelere gitmeye çalışmaktadırlar.

*

Dünyanın açık bir üniversiteye, açık bir kuruluşa dönüşmesiyle, üniversitelerle kuruluşlar arasındaki, duvarlar bütünüyle yıkılarak, birbirleriyle bütünleşmişledir. Ülkeler sanayi toplumundan, bilgi toplumuna doğru yol aldıkça, kuruluşlar için, MBA programlarına yapılan yatırımlar, üretim ve yönetim alanlarına yeni açılımlarla zenginleştiren, en önemli yatırımlar olacaktır. MBA kültürüyle güçlenen, entelektüel sermayenin getirisi, finansal sermayeden çok daha hayatidir.

*

Ülkeler ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerini, kısa, orta ve uzun vadeli MBA programlarıyla zenginleştirilerek, kendilerine daha önce hiç bilinmeyen, yeni alanlar açacaklardır. Planlama, organizasyon ve liderlik gibi yönetim, üretim, pazarlama ve finansman gibi işletme fonksiyonlarının zenginliği, kuruluşların dayandığı toplumun kültürünün derinliğinden kaynaklanır. Yöneticiler gittikçe zorlaşan işletme sorunlarının üstesinden, her alanda karar alma yeteneklerini geliştirerek gelirler.

*

MBA programlarının öğretme ve öğrenme sürecinde, herkesin bildiği sorulara kimsenin bilmediği cevaplar aranır.

*

MBA Programlarında katılımcılar,birikimlerini birbirlerine aktararak, ayrı bir zenginlik kazandırırlar.

*

Dünyada ülkeler üretim güçleri, çok boyutlu MBA kültürüyle, donanan insanlarla büyütürler.

3 Şubat 2022, 11:46

AİLE ŞİRKETLERİNDE YÖNETİME VE ÜRETİME YENİ AÇILIMLAR KAZANDIRMAK

Dünyanın neresinde olursa olsun, başarılı şirketler kurup geliştiren, ailelerin kimliklerini taşırlar. Bu yüzden son yıllarda aile şirketlerinin, yönetimi ve kurumsallaşması, en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Yönetim dünyasındaki gelişmeleri, içselleştirmeyi başaramayanlar, uzun ömürlü olamazlar. Aile şirketleri büyüdükçe, aileden gelen doğruların yerine, yüzyılların içinde oluşan ekonominin ve yönetimin doğrularının geçmesi gerekir.

*

Aile şirketlerinin yönetilmesinde izlenecek yol, şirketten şirkete büyük değişikler göstermez. Ancak şirketlerinin kuşaktan kuşağa geçmeleri için, ailelerin kurallarının yerine, yönetimin ve üretimin kurallarının benimsenmesi gerekir. Bunun için başarılı aile şirketleri, bir yandan büyürken, bir yandan şirket içi eğitime önem vererek, yönetim ve üretim kültürlerini, geliştirmeye büyük önem verirler. Aile şirketlerinin büyümesinde, en güçlü sermaye eğitimdir.

*

Aile şirketlerini büyütecek yöneticiler, eğitim seviyesi yüksek olanların arasından çıkar. Aile şirketlerinde üretim ve yönetim kültürü, hayatın ve işin içindeki, eğitim ortamlarında zenginleşir. Şirketlerin başarısı, küresel hukuk ve değişmez etik kurallarıyle birlikte, zamanla geçerliliğini yitirmeyen yönetim ve ekonomi kurallarına, bütün güçleriyle sarılmalarına bağlıdır. Peter Drucker başarılı olmak isteyen, aile şirketlerine tavsiyelerini beş başlık altında toplamaktadır.

*

1. Şirkette çalışan aile mensupları, diğer çalışanlar kadar yetenekli, çalışkan ve eğitimli olmalıdır.

*

2. Kilit görevlere aile üyeleri değil, yapılacak işi iyi bilen eğitimliler getirilmelidir.

*

3. Şirket aileye değil, aile şirkete hizmet etmelidir.

*

4. Yönetim kurulları yalnızca aile üyeleriyle doldurulmamalıdır.

*

5. Yönetimde ortaya çıkan önemli sorunlar, aile ve şirket dışından seçilen hakemlerle çözülmelidir.

*

Aile şirketlerinde başarı, planlama,liderlik,yapılanma, eşgüdüm, denetim, bütçeleme iletişim gibi yönetim fonksiyonlarıyla, pazarlama, üretim ve finansman başta olmak üzere, işletme fonksiyonlarının sürekli iyileştirilmesiyla el ele gider. Bütün dünyada şirketler, katılımcı yönetimlerle kusursuz ürünler üreterek, kuşaklardan kuşaklara geçerler.Onlar yıllar içinde oluşan değerleriyle, kültürlerde ve ekonomilerde, kalıcı izler bırakırlar. Şirketler dünyanın, üreten ellerinin, görünen yüzleridir.

*

Dünyanın her ülkesinde, ekonomik yapının güçlendirilmesinde, kültürel dokunun zenginleştirilmesinde, ürün ve hizmet üretiminin, tamamına yakını gerçekleştiren, aile şirketlerinin doldurulmaz bir yerleri vardır. Onlar çalışanlarıyla toplumların, üretimleriyle yönetimlerin en büyük güç kaynaklarıdır. Ülkelerin ekonomik,siyasal ve kültürel temellerini, şirketler oluştururlar. Onların güçlü olduğu ülkelerde, hayatın hiçbir alanında,kıtlık çekilmez.

*

Uzun ömürlü şirketler ürünlerinden önce, değerleriyle dünyaya katkıda bulunurlar.

*

Ağaçlar topraklarına, şirketler pazarlarına,ülkeler şirketlerine göre büyürler.

*

Güzel kaynaklar, güzel şirketlerle, güzel ürünlere dönüştürürler.

4 Şubat 2022, 11:50

HER ZAMAN HER YERDE YÖN VE YOL GÖSTERMEDE KÜLTÜR EKONOMİDEN ÖNCE GELİR

Ülkelerde üretim gücünün zenginleştirilmesi, toplumda kimseye haksızlık yapılmadan, herkesin ihtiyaçlarının karşılanması, üstesinden gelinmesi gereken sorunların başında gelir. Ülkelerin üretiminin artırılmasında, üretilenlerin paylaşılmasında,eldeki kaynakların değerlendirilmesinde, yüzyıllar içinde yeni yollar ve yeni yöntemler geliştirilmiştir. Yine de bütün insanlar kaynakların değerlendirilmesinde, verimliliği artırma sorunlarıyla, karşı karşıya kalmaktadırlar.

*

Toplumların bütün kesimlerinin, hayatlarının kolaylaştılması ve güzelleştirilmesi için, ekonomi gereklidir, ancak hiçbir zaman yeterli değildir. Yalnız ekonomiyle yaşanmaz, insanlar ekonomileriyle değil, kültürleriyle ayakta kalırlar. İnsanların atalarının yitirdiği, hiçbir şeyin yokluğu çekilmeyen Cennette, kaynaklar sınırsızdır, dünyada sınırlıdır.Dünya kaynaklarından yararlanmanın kuralları, ekonominin yasalarından daha çok, kültürün değerleriyle belirlenir.

*

Dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, yitirilen Cenneti bulmanın kutup yıldızları, seküler dünyanın öncüleri değil, kutsal dünyanın öncüleridir. Kutsal kültürün ışığı hiç sönmeyen yıldızlarını izleleyenler, atalarının yitirdikleri Cenneti bulmakla kalmazlar, yaşadıkları coğrafyayı da dünya Cennetine çevirirler. Onlar bir lokma bir hırka tüketmenin, bin lokma bin hırka üretmenin en güzel örneklerini verirler. Kültür tüketimde bir lokmadan bir hırkadan fazlasına özenmeden, bin lokma bin hırka üretmenin gizemli gücüdür.

*

Sınırlı kaynaklarıyla yoklukların önüne geçecekler, hayatın her alanında, üretimleri çoğaltarak tüketimleri azaltarak, hayatı bütün insanlar için yaşanır kılmasın bilenler olacaktır. Ekonomi hayatı hem kolaylaştırmanın, hem güzelleştirmenin bilimidir. Bunun için ekonominin tarihi, insanlığın tarihidir. İnsanların olduğu her yerde, üretim vardır,tüketim vardır.İnsanlar hem üreten hem tüketen varlıkla rdır. Bu yönüyle ekonomi sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisidir.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, kutsal dünyaya saygılı olmak,ekonomik dünyaya ilgisiz olmak anlamına gelmez.Kutsal kültürlerde yoksullar gibi yaşamak bir erdemdir. Ancak yoksulluk bir erdem değildir.Bu yüzden yoksullukla savaşmak, bütün insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak, toplumun bütün kesimlerinin görevidir.Dünyada bir insan yoksulluktan ölüyorsa, herkes sorumludur. Yoksulluk dünyanın bütün ülkelerinde, kimsenin giymek istemediği,ateşten bir gömlektir.

*

Ekonominin kurallarını bilenler, yoksulluğun üstesinden gelmesini bilirler.Ekonomik sorunlar çözme çalışmaları, Gazali, İbn Haldun, Adam Smith ve Karl Marx ile başlamamıştır. İnsanların olduğu her yerde ekonomik sorunlar vardır. Son iki yüzyıldaki gelişmeler, bütün dünyaya yalnız ekonomiyle yaşanılmayacağını göstermiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, kültürler ekonomilein afyonu olmamışlardır.Dünyada kültürler ekonomilerden önce gelirler.Önce kültür vardır.

*

Kaynakların nasıl tüketilmesi gerektiğini bilenler, nasıl üretimesi gerektiğin bilirler.

*

Sınırlı dünyada tüketirken kültürün, üretirken ekonomini yasaları geçerlidir.

*

Hayatın her alanında, kırmızı çizgileri olan, ekonomi önce kültürdür.

5 Şubat 2022, 12:16

BİR DÜNYADA EKME İKİ DÜNYADA BİRDEN BİÇME STRATEJİSİ

Yirmi birinci yüzyıldaki, ekonomik ve kültürel değişmeler, bütün kuruluşları geleceğe dönük, stratejiler geliştirmeye zorlamaktadır. Çünkü hiçbir alanda gelecek, geçmişin tekrarı olmayacaktır. Carl Clausewitz göre strateji:”Savaş planı hazırlamak, operasyonları plan doğrultusnda uygulamak ve operasyonlarda çatışma sınırlarını belirlemektir.” Kuruluşlar da geçmiş yıllardaki, birikimlerinden yararlanarak, bugünden geleceklerini planlamak ve belirledikleri hedeflare ulaşmak zorundadırlar.

*

Gelecek yıllarda bütün kuruluşların, yerel ve küresel pazarlardaki paylarını büyütmeleri, sürekli yenilenen stratejik planlarla, yönetim yaklaşımlarına ve üretim yöntemlerine, bilinmeyen yeni boyutlar kazandırmalarına bağlıdır. Dünya geçmişin bilinen yollarından, geleceğin bilinmeyen yollarına geçmeden, büyük bedeller ödeye ödeye geleceğe doğru ilerlemektedir. Bunun için Charles Handy, “Geleceği geçmişin tekrarı olarak bakamazsınız,çünkü gelecek çok farklı olacaktır” demektedir.

*

Dünyanın her yerindeki kuruluşların, üretim ve yönetim stratejileri, getiri yoğun alanlardan, değer yoğun alanlara kaymaktadır. Bu yüzden bütün kuruluşlar, hem ürettikleri ürünlere, hem toplumlara katma değer kazandırma peşindedirler. Kuruluşlarda sürükleyicilik finansal kaynaklardan, insan kaynaklarına kaymıştır. Ekonomi biliminin kendine özgü, değişmeyen doğal yasalarına işlerlik kazandırmak,yöneticilerin görevidir. Üretimin zenginliği, yönetimin derinliğine bağlıdır.

*

Kuruluşlarda stratejik dönüşümün öncüleri,Adam Smith’i ve Marx’ı izleyenlerden daha çok, Mevlana’yı, Shakespeare’i ve Goethe’yi sevenler olacaktır. Kuruluşlarda amaçlar kültürün değerleriyle, araçlar ekonominin kurallarıyla belirlenir. Bütün boyutlarıyla hayatı kolaylaştırmada, ekonomi amaç değil araçtır.Ekonominin temelleri hayvancılıkla uğraşan Habil’le ve tarımla ilgilenen Kabil’le atılmıştır. Ekonominin doğal yasalarını bilenler, yoksul düşmezler, aç kalmazlar.

*

Kuruluşlar insanların isteklerinden daha çok, ihtiyaçlarını karşılamak için yarışırlarsa, dünyanın hiçbir ülkesinde yokluk çekilmez. Ekonomi sınırsız istekleri değil, sınırlı ihtiyaçları karşılama bilimidir. Bu yüzden kuruluşların başarılarında, ekonomik göstergeler kadar, kültürel göstergeler de önemlidir.Kuruluşları geçmişten geleceğe değerleri taşır. Kuruluşlar insanların ihtiyaçlarını karşılamada, ne kadar başarılı olurlarsa, o kadar kalıcı ve uzun ömürlü olurlar.

*

Dünyayı güzelleştiren kuruluşlar,görünen dünyayla görünmeyen dünya, kültürle ekonomi arasındaki duvarları kaldırarak, birbirleriyle uyum ve düzen içinde bütünleştirmesini bilen kuruluşlardır. Görünen dünya görünmeyen dünyanın, ekonomi kültürün birinde ekilmeden, birinde biçilmeyen gizemli topraklarıdır. Kuruluşların işi insanların ihtiyaçlarını gidermektir. Kuruluşlar ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, iki dünyayı birlikte ele almazlarsa, ikisini birden çoraklaştırırlar.

*

Kuruluşlar hayatı iki dünyada, kazanç sağlayan ürünleriyle kolaylaştırırlar.

*

Kültür dünyasının ağaçları meyvalarını, ekonomi dünyasında verirler.

*

Kültürler her alanda, ekonomilerin bereketli topraklarıdır.

5 Şubat 2022, 16:19

''YANLIŞ TRENDEN İNDİN SENİ ŞEHRİN AYNASINDAN GEÇİRDİLER - SANA BAKTIM YILLARCA HEP AYNI ÖZLEM

PENCERESİNDEN'' diyen SEZAİ KARAKOÇ'u Usta Programcı UĞUR CANBOLAT ile rahmetle anarak, başta Mekke, Medine ve İstanbul olmak üzere, dünya şehirlerini konuştuk.

6 Şubat 2022, 12:21

DÜNYADA HERKES İYİDİR SEN İYİ İSEN İYİLİK BULUNMAZ SEN İYİ DEĞİLSEN

Metafizik dünya, gözle görülen, elle tutulan ve dille tadılan duyuların dünyası kadar insana yakındır. O dünyaya açılan kapıların anahtarları, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı bütün insanlar için yaşanır kılan, bütün kapıların kilitlerini açmakta, hiçbir zaman güçlük çekmezler. Görünmeyen dünyanın hazineleri, bilgiyi bilgeliğe dönüştüren bilgelerin ellerindedir. Onlar bütün insanlığa, yüzyılların içinde oluşan, zengin bir miras bırakmışlardır.

*

Metafizik ve fizik, gökyüzü ve yeryüzü, kültür ve ekonomi , kadın ve erkek gibi, birbirini tamamlayan bir bütünün ayrı yüzleridir. Hayatın sürdürülmesi ve güzelleştirilmesi için, her iki kesimin birbirinin desteğine ve yardımına ihtiyacı vardır. Işığını metafizik kaynaklardan alan kuruluşlar, tarihin her döneminde iki dünyada, zenginliğin öncüsü olmuşlardır. Hangi alanda çalışırlarsa çalışsınlar, kuruluşları güçlü olmayan toplumların, kültürleri ve ekonomileri güçlü olmaz.

*

Ekonomi dünyasının büyük üretim kuruluşları deyince, akla hemen ürettiği ürünlerin ve hizmetlerin, dünyada pek çok ülkenin toplam üretiminden, daha büyük olan, “General Motors” gelir. Onun üst düzey yöneticilerinden birinin, yargılanma sırasında “General Motors için iyi olan, Amerika için de iyidir” demesi, büyük kuruluşların toplumun bütün kesimlerinde yol açtıkları, olumlu ve olumsuz etkilerinin tartışılmasında, önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

*

Felsefeci Tom Morris, “Aristo Olsaydı General Motors’u Nasıl Yönetirdi” kitabında, düşünce tarihinin derinliklerinden, damıtılan bilgi ve bilgelik birikimine dayanarak, ülkelerin üretim güçlerini büyütmede, kuruluşlar için iyi olan ürünlerin, toplumlar için de iyi ürünler olduğunu, örneklerle anlatmaktadır. Morris kuruluşlara insanların iç dünyalarına bakmalarını, metafizik dünyayı unutmamalarını önermekte,değişik boyutlarıyla dünyayı, bir bütün olarak görmenin önemini vurgulamaktadır.

*

Dünyanın kültürel ve ekonomik tarihinde, insanlarla birlikte kuruluşların mükemmelliği yakalamasında, düşünce ve eylem birikiminin, iç ve dış dünyaya dönük, ekonomik, etik ve estetik, boyutlar vardır. Onlar dünyayı bütün insanlar yaşanır kılacak, her yönüyle zenginleştirecek, önemli bilgi ve bilgeliklerin ana kaynaklarını oluştururlar. Morris insanları olduğu kadar, kuruluşları da mükemmelliğe taşıyacak değerleri, felsefe dünyasından yola çıkarak anlatmaktadır.

*

İnsanlığın bilgelik kaynakları, bütün kuruluşlarda kusursuzluğa, giden yolun haritasını vermektedir. İnsanların ve kuruluşların amaçları, kültürün ve ekonominin, her alanında olumlulukları büyütmek ve olumsuzlukları azaltmaktır. Bir bütün olan iki dinamiklerini kavramak için, hayatı dört bir yanından kuşatan büyük resmi görecek, Yunus gibi bilgelere ihtiyaç vardır. Onlar kuruluşlar güzellerse, güzellikte yarışırlarsa, herkes güzeldir, demesini herkesten iyi bilirler.

*

Güzel insanların kuruluşları güzel olurlar.Güzel kuruluşlarda çirkinliklere hiçbir zaman yer olmaz.

*

Kuruluşların başarısı insanlar arasındaki, paylaşmaya yaptıkları katkılarından kaynaklanır.

*

Dünyada insanlar kuruluşlar için değil, kuruluşlar insanlar için vardır

7 Şubat 2022, 11:53

HAYATI KOLAYLAŞTIRAN EKONOMİDE ÜRETİM DİŞTEN ÖNCE İŞTEN ARTAR

Dünyanın bütün kuruluşlarında, ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, verimliliği artırma yarışı, büyük bir hız ve yoğunluk kazanmıştır. Avrupa ülkelerindeki tarımsal ve endüstriyel üretim patlamasının kaynağında, ekonominin her kesiminde gerçekleştirilen verimlilik artışı vardır. Batı dünyasının ulaştığı zenginlik, sermaye birikiminin büyüklüğünden önce, verimlilik artış hızının büyüklüğüne dayanmaktadır. Hiçbir ülkede düşük verimlilik artışıyla, büyük ekonomik gelişme olmaz.

*

Eskiden Anadolu’da “işten artmaz dişten artar” denilirdi. Tarım toplumu için geçerli olan ilke, sanayi toplumunda yön değiştirmiştir. Artık Anadolu insanı “Dişten artmaz işten artar” demektedir. Çünkü dişten artırmanın bir sınırı vardır. Hiç kimse dişinden sağladıklarıyla, üretim gücünü büyütemez. Buna karşılık herkes, işinde verimliliği artırarak, ürün ve hizmet üretiminde, büyük atılımlar gerçekleştirir. Artık dünyada yeni zenginliğin, yeni gücün kaynağı verimliliktir.

*

Ürün ve hizmet üretiminde verimliğin geçmişte benzeri görülmedik bir hızla artması, dünyadaki bütün kuruluşları, her alanda Almanya kalitesinde ve Çin maliyetinde üretim yapmaya zorlamaktadır. Gelirlerini artırmada giderlerini azaltmada, sonu gelmez bir yarışa katılmayan kuruluşların, yerel ve küresel pazarlarda, kendilerine sağlam bir yer açmaları mümkün değildir.Kuruluşlarda verimlilik artışına yapılan yatırım, geleceklerine yapılan yatırımdır.

*

Peter Drucker’ın “Gelecek İçin Yönetim” kitabında vurguladığı gibi: Verimlilik artışı ancak ‘Akıllı Çalışma’ ile gerçekleştirilebilir. Çünkü “Akıllı çalışma verimlilik patlamasının ardındaki gizli güçtür.” İşletme yönetiminde “Akıllı Çalışma”nın öncüsü “Bilimsel Yönetim”in temellerini atan Frederic Winslow Taylor olmuştur. O geliştirdiği “Endüstri Mühendisliği Teknikleri” ile sanayide verimliliği artırıcı, ilk çalışmaları yaparak, sanayi toplumun oluşmasına, çok büyük katkıda bulunmuştur.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşlar,ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, verimliliklerini artırmak için, atıklardan ve artıklardan yararlanmasını öğrenmek zorundadırlar. Paylaşma ve ortaklık kültürünün gelişmediği toplumlarda, ürün ve hizmet üretme gücü büyütülemez. Kuruluşlarda verimlilik artışı, dayanışmaya ve yardımlaşmaya dayanan, birlikte üretimden kaynaklanır. Bir kişi, iki kişinin, iki kişi de dört kişinin ürettiğini hiçbir zaman üretemez.

*

Kuruluşlar üretimde ve yönetimde yöntemlerini geliştirerek, verimliklerini sürekli artırmayı öğrenmelidirler. Kuruluşlarda verimlik kazançları artırırken, verimsizlik kayıpları artırır. Bütün kuruluşlarda verimliği artırmak, yeni yöntemlerle gerçekleştirilir.Yeni atılımlar yeni yöntemlerle yapılır. Bu yüzden kuruluşlar fason üretme stratejisinden, fason ürettirme stratejisine geçmektedirler. Fason ürettirenler, fason üretenlerden daha çok kazandıkları gibi, verimliliklerini de çok daha hızlı büyütürler.

*

Her zaman yapılanı yapan kuruluşlar, hiçbir zaman kazanılanı kazanamazlar.

*

Yeni yöntemler geliştirmeyenler, üretimde büyük kayıplara uğrarlar.

*

Verimlilik çok fazla ve çok az olandan, kaçınarak yakalanır.

8 Şubat 2022, 12:13

KÜLTÜRÜN DEĞERLERİNİ BİLENLER EKONOMİNİN YASALARINI BİLİRLER

İnsanların iç dünyalarının derinliklerine inmeden, tutumları ve davranışları yönlendiren, ihtiyaçları ve istekleri kavramadan, kültürle ekonomi arasındaki bütünlüğü anlamaları mümkün değildir. Birbiriyle çatışıyor gibi görünen, kültürle ekonomi arasında diyalektik bir ilişki görülür. İnsanı ilgilendiren her olgu, hem kültürel hem de ekonomiktir. Hayatın yaşanır kılınmasında, iki alandan birini seçmek değil, aynı zaman kesitinde, ikisine birden yeni, boyutlar kazandırmak önemlidir.

*

Uzak Doğu düşüncesindeki “Ying” ve “Yang” ya da Mevlana’nın “İyilik” ve “Kötülük” dairesi gibi, kültür ve ekonomi de bir daire oluşturur. Her kültürel eylemin bir ekonomik boyutu, her ekonomik eylemin bir kültürel boyutu vardır. Kültür ve ekonomi bir bütünün iki ayrı yüzüdür. Hayatın zenginliği, iki alanda köklü dönüşümlerin gerçekleştirilmesine bağlıdır. İki alandan yalnızca birine önem veren ülkeler, her ikisinde birden büyük bir yoksulluğa düşerler.

*

Ekonominin yasalarını bilmeyen toplumlar, yoksulluktan kurtulamazlar. Vermeden almaya, üretmeden tüketmeye kalkan ülkelerle, dünya barışı güvence altına alınamaz. Ülkeler Kültür ve ekonomi dairesi içinde, her ikisine gereken önemi vererek, ürün, hizmet ve bilgi üretme güçlerini büyütürler. Ülkeler arasındaki savaşların önüne geçilmesi, ekonomik,siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelinmesi, dünyanın kaynaklarını adil olarak paylaşan, kuruluşların çoğalmasına bağlıdır.

*

Dünyanın her ülkesinde, üretmeden tüketen devletler, yalnızca kendi ülkelerin değil, bütün ülkeleri hem kültürel, hem ekonomik alanlarda krize sürükler. Kültürel ve ekonomik alanlarda, bilgi ve bilgelik birikiminin, yeni zenginlikler kazanması, devletlerle birlikte kuruluşların, dünyadan aldıklarından daha fazlasını dünyaya vermelerine dayanır. Nerede olurlarsa olsunlar, iki günleri birbirlerine eşit olan devletler ve kuruluşlar, kendileriyle birlikte dünyayı çoraklaştırırlar.

*

İster devletler ister kuruluşlar olsun, uzun ömürlü olmak için, bütün ülkelere katma değer kazandımak zorundadırlar. Dünyanın ekonomik ve kültürel kaynaklarından, aldıklarına değer kazandırarak, daha fazlasını verenler, ülkelerine ve dünyaya önemli katkılarda bulunurlar. Dünyadan aldıklarına karşılık, dünyaya verdiklerini büyütmek için, bütün devletlerle ve bütün kuruluşlarla yarışanlar, dünyayı zenginleştirmekle kalmazlar,dünya barışının da en büyük güvencesi olurlar.

*

Üretmeden tüketene devletlere ve kuruluşlara, bütün dünyanın kaynakları az gelir. Bu yüzden Anaolu’da “Hazırdan tüketenlere dağ dayanmaz” denilir. Bunun için dünyanın bütün ülkelerinde, üreten eller her zamanda ve her yerde, daha üstündürler ve daha güçlüdürler. Dünyanın hiçbir ülkesinde üretmeden tüketen ellerin saygınlığı olmaz. Saygınlık alan ellerle değil, veren ellerle kazanılır. Hiçbir şey almadan, her şeyi vermek, yalnızca Allah’a özgüdür.

*

Pazarların yolların bilenler, kültürlere derinlik, ekonomilere zenginlik kazandırırlar.

*

Kültürel alanda üretici olmayanlar, ekonomik alanda tüketici olurlar.

*

Dünyada üretim güçsüzlüğün, üstesinden üreten ellerle gelinir.

9 Şubat 2022, 11:58

ÜRÜN HİZMET BİLGİ ÜRETİMİN ÜLKEDEN ÜLKEYE DEĞİŞEN YEDİ KÜLTÜRÜ

Dünya edebiyatında şiirden romana kadar, her güzel esere konu olmuş, yedi büyük öykü olduğu söylenir. Her başarılı yazarın, bu yedi öyküden birini ya da birkaçını bir arada, sanki daha önce hiç yazılmamış gibi, çağına uyarlayarak, yeniden yazmasını bilenlerin arasından çıktığı bilinir. Fuzuli’den Shakespeare’e kadar, dünya edebiyatında söz konusu, sanatçıların pek çok örneği vardır. Yüzyıllar içinde değişmeyen öyküler, değiştirilerek anlatılmıştır,anlatılmaya devam edilmektedir.

*

Edebiyat için geçerli olan, ekonomi için de geçerlidir. Bunun için Charles H. Turner ve Alfons Trompenaars, değişik ülkelerin üretim yapılarının dayandığı, kültürel değerleri inceledikleri kitaplarına, “Kapitalizmin Yedi Kültürü” adını vermişlerdir. Onlara göre dünyada, toplumların yoksulluğunu gidermek için,üretim gücünü artırmanın, bütün ülkelerinde, uygulanan yedi yolu vardır. Dünyada yasaları değişmeyen ekonominin, ülkelere göre uygulamaları değişmektedir.

*

Avrupalı yazarlar değişik ülkelerin, yöneticileriyle yaptıkları anket ve görüşmelerden sonra, üretim gücünü artırmanın dayandığı değerlerin, doğrusal olmaktan daha çok, dairesel olduğu görüşüne varmışlar. Onlar kişisel ve toplumsal yararların, nasıl iç içe ve birbirine bağlı olduklarını göstermek için, Adam Smith’in liberal bakışından yararlanıyorlar. Smith’in herkes kendi yararını düşünürse, “Görünmeyen el” kişisel yararları, toplumsal yararlara dönüştürür, görüşünü benimsemektedirler.

*

Ülkelerde toplumsal kazançlar, bireysel kazançlardan kaynaklanır. Ülkelerde tek tek insanlar, etik dışı yollara başvurmadan, gelirlerini artırmaya çalışırlarsa, aynı zamanda toplumun da gelirlerinini artırmış olurlar. Göllerdeki balıklar hazır yemek değildir. İnsanlara balık tutması öğretilerek, kişisel ve toplumsal üretim güçleri büyütülür. Anadolu’da söylenildiği gibi: “İnsanın yararlısı insana yararlı olandır.” Kendine ve başkasına yararı olmayanların, topluma yararları olmaz.

*

İnsanlar birlikte yaşamak zorundadırlar. Toplumları zenginleştirenler, ürettiklerinden daha fazlasını tüketenler değil, tükettiklerinden kat kat fazlasını üretenlerdir. Kitapta dünyadaki üretim kültürü, iki ana gruba ayrılmaktadır. Bir tarafta insana odaklanarak, “İnsan için iyi olan, toplum için de iyidir” diyenler, bir tarafta “Toplum için iyi olan, insan için iyidir” diyenler vardır. Birincisinde İngiltere, Amerika, Hollanda ve İsveç, ikincisinde Japonya, Almanya ve Fransa yer almaktadır.

*

Dünyada iki farklı üretim kültürü gelişmiştir. Biri Amerika’nın “tüketim”, biri Japonya’nın “üretim” kültürüdür. Dünyadaki bütün ülkeler, tüketim ya da üretim odaklı ekonomi yaklaşımlarının, kendilerine özgü birleşimlerini uygulamaktadırlar. Çünkü düz kare dünyada, birbirinden etkilenmeyen, kendi sınırlarının arkasına çekilmiş ülkeler yoktur. Dünya pazarlarında alıcı ve satıcı olmayan ülkeler, ekonomik ve kültürel alanda, varlıklarını koruyamazlar.

*

Tarih boyunca güçlü ekonomilerin,ortak paydası dürüstlük olmuştur.

*

Dürüstlerin doğru pazarlarında, doğruluk alınır doğruluk satılır.

*

Dürüstlüğün ekonomisi, dürüstlük kültürüne dayanır.

10 Şubat 2022, 14:18

EKONOMİK DÜNYADA PARA BAŞKALARININ PARASIYLA KAZANILMAZ

Ülkelerde üretim güçsüzlüğünün önüne geçmek için, her yıl kapanan şirketlerin, iki katı kadar yeni şirketlerin kurulması gerekir. Ülkelerin ekonomilerinin canlılığı, üretim yapmak için kurulan, yeni şirketlerin çokluğundan kaynaklanır. Şirketlerin dünyası, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir yarıştır. Şirketler arasında tüketimleri azaltma ve üretimleri çoğaltma, yolunda yarışma olmazsa, dünyadaki kıtlıkların ve yoksullukların, üstesinden kimse gelemez.

*

Üretim konusu ne olursa olsun, bütün şirketlerin temelinde üretim, finansman ve pazarlama olmak üzere, üç önemli işletme fonksiyonu vardır.Dünyanın her ülkesinde, şirketler üç temel fonksiyon üzerine inşa edilirler. Üretimsiz pazarlama, pazarlamasız üretim olmaz. Finansmansız ne pazarlama, ne de üretim olur. Şirketlerde finans yöneticisinin iki değişmez görevi vardır. Görevlerden biri işletmeye sermaye bulmak, biri de eldeki sermayeyi, verimli olarak değerlendirmektedir.

*

Tedarikçilere, müşterilere ya da finans kuruluşlarına borçlanmadan, işletmelerin üretim güçlerini büyütmeleri, varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir. Borçlanma işletmelerin gelişmesinde sürükleyici bir fonksiyon yüklenir. Borçlar işletmeleri durgunluğa düşmekten korudukları gibi, sürekli yenilenmeye ve sürekli gelişmeye zorlayan bir görev de yüklenirler. Anadolu’da denildiği gibi, borçlar insanların olduğu kadar, şirketlerin de kamçılarıdır.

*

Şirketlerde borçlar üretim giderlerinin düşürülmesinde, satış gelirlerinin artırılmasında, işletmeye getiri sağlamayan, gösterişe dönük, araba ve bina benzeri, ölü yatırımların çekiciliğine kapılmaktan kurtarırlar. Seküler dünyada paradan para kazanmanın ustaları, finansmanın temel kuralının, “Başkalarının parasıyla para kazanmak” olduğunun üzerinde önemle dururlar. Ancak borçlanmanın büyüsüne kapılan şirketler, borçların geri ödeneceğini unutarak, bedelini çok ağır öderler.

*

Finansmanın en başta gelen kuralı, şirketlerin özkaynaklarına göre borçlanmalarıdır. Borçları özvarlıklarını aşan şirketler, kriz dönemlerinde ayakta kalamazlar. Borçları özvarlıklarını kat kat aşan şirketleri, hiçbir finans kuruluşu kurtaramaz. Bunun için şirketlerin, değişik kesimlerden borçlanmalarında, her zaman kritik sınırlar vardır. Sınırların altında borçlanan şirketler büyürlerken, sınırların üzerinde borçlananlar, pazarlardan çekilmek zorunda kalırlar.

*

Kısa ya da uzun vadeli borçlanan her işletme, belirlenen dönem sonunda, borcunu ödemek zorundadır. Borçtan yararlananlar, borçlarını kendi gelirlerinden karşılamayı bilirler. Finans kuruluşlarından sağlanan kaynaklar,zamanı gelince ger ödenirler. Şirketler boçlarını borç aldıklarının ceplerinden değil, kendi ceplerinden öderler. Bu yüzden şirketler, finans kuruluşlarından bir defa borç alırken, bin defa düşünmek zorundadırlar. Çünkü finans dünyasında borçla borç ödenmez.

*

Finans kuruluşları paradan para değil, hizmetten para kazanmak zorundadırlar.

*

Borçlarını borçla ödeyenler,finansal krizlerin tetikleyicileri olurlar.

*

Yıkımla sonuçlanmayan, finansal kazanç çılgınlığı yoktur.

11 Şubat 2022, 11:45

BİLGİNİN BİNBİR IRMAĞIYLA BİLGELİK DENİZİNE ULAŞMASINI BİLMEK

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına dönüşmesiyle, bütün sınırlar birbirine karışarak, tarihin hiçbir döneminde görülmeyen, ekonomik ve kültürel gelişmeler ortaya çıkmıştır. Yönetimin ve üretimin öncülerinin, sürekli vurguladıkları gibi, çalkantılı yıllar arasında, geleceğin aydınlık dünyasının temelleri atılmaktadır.Kültürler arasındaki iletişimin ve etkileşimin, büyük bir hız ve yoğunluk kazanmasıyla, ülkeler arasındaki yer ve zaman farkı önemini yitirmiştir.

*

İnsanlar dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün dünyanın bilgi ve bilgelik kaynaklarından, istedikleri yerde, istedikleri zaman yararlanmaktadırlar. Ancak ulaşımdaki ve iletişimdeki baş döndürücü gelişmelerle, her on yılda bir katlanan, bilgi yığınları arasında, bilgelikler yitirilmektedir. Çünkü dünyanın ürünler, hizmetler ve bilgiler üreten kuruluşlarındaki araştırmalarla, bilgileri bilgeliklere dönüştürmekten daha çok, bilgelikleri bilgilere dönüştürmeye çalışılmaktadır.

*

Dünyadaki bütün kuruluşlar, bilgileri büyütme peşinde koşarlarken, yüzyılların içinde oluşan bilgelikleri unutuyorlar. Ancak büyütülen bilgi yığınları arasında, bir ülkede unutulan bilgelikler, bir ülkedeki bilgi yığınları arasında yeni zenginlikler, yeni açılımlar kazanmaktadır. Bilgi yığınlarının harman olup, bütün dünyaya savrulması, unutulan bilgelikleri hayatın içine çekerek, unutanlara hatırlatmaya zoluyor. İletişimdeki yeniliklerle, etkileşimdeki yenilikler, toplumların bilgelikleri büyütmektedir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde bilgi, üretimde ve yönetimde, kuruluşların en büyük ve en önemli güç kaynağına dönüşmüştür. Bilgeliğe dönüşmeyen bilgi kültürü zenginleşirken, bilgeliği dönüşen bilgi kültürü yoksullaştırmaktadır. Bilgi yığınları arasında insanların kaybolmamaları için, dünyadaki bütün kuruluşlar, bilgilerin geliştirilmesine önem verdikleri kadar, bilgeliklerin zenginleştirilmesine de önem vermelidirler.Artık dünyada önemli olan bilgilerin, bilgeliklere dönüşmesidir.

*

Kuruluşlar bilgi denizinin derinliklerine daldıkça, yol açtıkları yoksullaşmanın boyutlarını görmekte zorlanmaktadırlar. Onlar deniz içindeki balıklar gibi, su içindeler, ancak suyun kendilerine hayat verdiği gibi, aynı zamanda zehirlediğinin farkında değiller. Dünyada bilgiyi geliştirenler, geliştirdikleri bilginin kendilerini zehirleyeceğini akıllarına getirmiyorlar. Ancak kuruluşlar bilgi denizinde, boğulmakta olduklarının farkına varmazlarsa, dünya büyük bir Hiroşima olmaktan kurtulamaz.

*

Kuruluşların bilgi denizindeki açmazını görmek için, yöneticilerin bütün dünyayı adım adım gezerek, yakından ve içinden tanımaları, çok büyük önem kazanmıştır. Bunun için de, çok boyutlu gezi ekonomisi, dünyada bilgi yığınları arasında bilgeliklerin nasıl kaybolup gittiklerin görme açısından, yeni bir işlev yüklenmiştir. İnsanlar ve kuruluşlar, başka kültürleri tanımayı, yeni bir bilgelik olarak görmelidir. Kuruluşlar denizin gerekli olduğunu, ancak yeterli olmadığını bilmelidirler.

*

Büyütülen bilgi yığınları arasında, yok olup gitmemek için, kuruluşlar bilgelikle silahlanmasını öğrenmek zorundalar.

*

Kuruluşlarda bilgelik kimsenin sormadığı soruları sormak, kimsenin aramadığı cevapları aramaktır. Toplumları bilgi denizinde boğulmaktan, bilgiyi bilgeliğe dönüştürecek bilgeler kurtaracaktır.

12 Şubat 2022, 12:25

SINIR KAPILARINDA VERGİSİZ ETİK TİCARET ALANLARI OLUŞTURMAK

Dünyada bütün ülkelerde boyutları kestirilemeyen, bir ekonomik ve bir kültürel dönüşüm yaşanmaktadır. Ticaret kültürüyle yoğurulan Müslümanlar, İslam'ın çalkantılı yıllarında olduğu gibi, yeniden dünyanın dört bir yanına dağılarak, bütün ülkelerde geçmiş yüzyıllarda görülmeyen, bir canlılığa yol açıyorlar. Onlar her zaman, Thomas Jefferson gibi,” Tüccarların vatanı yoktur” demişlerdir. Yirmi birinci yüzyılda dünya, İslam'ın ilk yıllarının dürüstlük anıtı Müslümanları bekliyor.

*

Oluşmakta olan dünya, etik ticaretin en güzel örneklerini veren, çarşıların yollarını bilen, yeni yüzyılın Abdurrahman bin Afv’larına, yerel ve küresel pazarlarda kendilerine geniş alanlar açma görevi yüklemektedir. Müslüman ülkeler el ele vererek, sınırlarında satan ellerle alan elleri buluşturacak, hem serbest hem etik, büyük ticaret bölgeleri kurmalıdırlar. Ticaretin olduğu yerde zenginleşme olur. Bunun için Benjamin Franklin, “Dünyada ticaretin yıktığı hiçbir millet yoktur” demektedir.

*

Ticaret komşulardan başlar. Sınır ticaretinde başarılı olamayan ülkeler, sınır ötesi ticarette hiç başarılı olamazlar. Dış ticaret hacmini büyütemeyen ülkelerin, ekonomilerinin güçlü olması mümkün değildir. Çünkü ister ithalat isterse ihracat olsun, ticaretin gelişmediği toplumlarda, tarımdan sanayiye, hiçbir alanda gelişme olmaz. Bu yüzden Anadolu kültüründe, ticarete çok önem verilir. Su gibi ticaret de hayattır. Nasıl susuz toprak çoraklaşırsa, ticaretsiz ekonomi de çoraklaşır.

*

Montesquieu “Nerede yumuşak huylu insanlar varsa, orada ticaret vardır” diyerek, ticaretin önemini vurgulamaktadır. Ticaretin olduğu yerde, her zaman barış vardır, sevgi vardır. Dünyadaki savaşların önüne geçilmesi, bütün ülkeler arasında ticari ilişkilerin geliştirilmesine bağlıdır. Birbirleriyle alışveriş yapan ülkeler, savaşların üstesinden gelmekle kalmazlar, dünyanın ekonomik ve kültürel hayatına büyük canlılık kazandırırlar. Onlar ticaretin kaybedeninin olmadığını bilirler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, savaşların yol açtığı yıkımların ve ekonomik yoksullaşmanın önüne geçmek için, ilk yapılması gereken, komşu ülkelerle önemlerini yitiren siyasal sınırların, ordularla değil, etik ticaretin yorulma bilmez öncüleriyle koruma altına alınmasıdır. Yirmi birinci yüzyılda, bütün ülkelerde savaşlar, cephelerden pazarlara kaymak zorundadır. Artık dünyanın hiçbir ülkesinde, savaşlarla siyasal sınırların, güvence alınması mümkün değildir.

*

Ticaretin çok boyutlu bir yapı kazanması, ister ortak sınırları olsun, isterse de olmasın, bütün ülkeleri birbirine bağımlı hale getirmiştir. Artık bir ülkenin tek başına ekonomisine canlılık kazandırması söz konusu değildir. Ticaretin büyük bir akışkanlık kazandığı dünyada, hiçbir ülke yalnızca kendi kaynaklarına dayanarak ekonomisini güçlendirmez. Her ülke ekonomisiyle birlikte, yönetimini de iç ve dış ticaretle, güçlendirerek varlığını korumak zorundadır.

*

İnsanlar arasındaki işbirliği, güçbirliği, elbirliği, kültürü ticaretle yeni zenginlikler kazanır.

*

Ülkeler arasındaki sınırların, en büyük güvencesi, serbest etik ticaret bölgeleridir.

*

Dünyada toplumlar arasındaki, kalıcı dostlukların temelleri, pazarlarda atılır.

13 Şubat 2022, 12:42

DÜNYADA EKONOMİNİN EKOLOJİSİ EKOLOJİNİN EKONOMİSİ ARASINDAKİ UYUM VE DENGE BİLGİDEN ÖNCE BİLGELİKLE SAĞLANIR

Ekoloji canlıların, doğal çevre içinde, varlıklarını sürdürürken, birbirleri arasındaki, iletişim ve etkileşim ilişkilerini inceler. Ekonomi ise üretim, sermaye ve tüketim üçgeninde, insanların birbirleriyle olan iletişimini ve etkileşimini araştırır. Bütün bilimler gibi, hem ekoloji hem ekonomi, her alanda hayatın sürdürebilirliğini sağlamak için, insanın doğal ve toplumsal çevresiyle, uyumsuzluklarını gidermeye çalışır.

*

Dünyadaki ekolojik dengelerle birlikte, ekonomik dengelerin altüst olmaları, çevresel, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunların, birbirlerini etkileyen bütünlük ve süreklilik içinde, ele alınmalarını gerekli kılmaktadır. Dünyanın çok boyutlu çevresel, çok köklü ekonomik, çok önemli siyasal ve çok derin kültürel sorunları vardır. Bu yüzden bütün ülkelerde, hayatın güvencesi olan, ekolojinin ekonomisini, ekonominin ekolojisini araştıran, çalışmalar hızla artmaktadır.

*

Doğal kaynakların bedelsiz sanılması, dünyanın ekonomik ve ekolojik dengelerini altüst etmektedir. Dünyada sayıları ileri boyutlara ulaşan, arabaların karbon salınımları, bütün ülkeleri çok boyutlu, çevre sorunlarıyla karşı karşıya getirmiştir.Her insan Fransa’da tasarlanan elbiseler giyerek, Hindistan’daki pamuk yetiştiricisinden, Brezilya’daki iplik, Türkiye’deki kumaş üreticisine kadar, dünyada milyonlarca üreticinin ve tüketicinin hayatını etkilemektedir.

*

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mısralarına benzetilerek söylenirse, insanlar ekolojinin ekonomisinin, ekonominin ekolojisinin ne bütünüyle içindedirler, ne de bütünüyle dışındadırlar. Ekonominin ve ekolojinin insanların değerlerinden arındırılarak, davranışlarından soyutlanması mümkün değildir. İnsanların rant elde etmek için, her yolu mubah görmeleri, dünyayı büyük bir savaş alanına dönüştürmüştür. Ekonominin ve ekolojinin odak noktasında insan vardır.

*

Ekolojiyi ekonomiden, ekonomiyi ekolojiden ayırarak, aralarına aşılmaz duvarlar örenler, fiziksel ürün ve hizmet üretiminden daha çok, finansal ürün ve hizmet üretiminde yarışırlar. Finansal alandaki getiri yarışıyla, hayatın bütün boyutlarında, canlılar arasındaki doğal yasalardan önce, insanların elinde doğallığını yitiren yasalar, ağırlık ve önem kazanırlar. Doğallığını yitiren ekonomi, üretici kuruluşlardan önce, paradan para kazanan bankaları güçlendirir.

*

Ekolojide olduğu gibi, ekonomide tekelci bir yapı değil, çokelci bir yapı olmalıdır. Nasıl ekolojide, bütün canlılar arasında eşsiz bir uyum ve düzen varsa, ekonomide insanlar arasında eşsiz bir uyum ve düzen olmalıdır. Ekoloji tabiatın, ekonomi hayatın şarkısıdır. Tabiatın şarkısının güftesi olmadan, hayatın şarkısı bestelenmez.Ekolojik bilinçle ekonomik bilinç, ortak alanlarını yitirirlerse, suyuyla, havasıyla, toprağıyla çevre yanında, kültürüyle, politikasıyla, ekonomisiyle insan kirlenir.

*

Tabiat ekolojinin, insan ekonominin temelidir. İnsan yitirilirse, her şey yitirilir.

*

Ekonomi ekolojiye uyum sağlamazsa, doğal krizlerin üstesinden gelemez.

*

Ekoloji dünyasında, ağaçlara taş atanlara, ağaçlar gül atmaz.

14 Şubat 2022, 11:55

DÜNYANIN KAYNAKLARI BÜTÜN İNSANLIĞIN ORTAK HAZİNESİDİR

İnsanlığın ortak hayat kaynağı olan tabiatta, her şey yerli yerindedir, hiçbir şeyin eksikliği çekilmediği gibi, hiçbir şeyin fazlalığı da görülmez. Denizleriyle, dağlarıyla ve ovalarıyla, tabiatın bağrında taşıdığı canlılar arasında, eşsiz bir yardımlaşma ve eşsiz bir dayanışma vardır. Son yıllarda büyük bir gelişme gösteren Çevre Mühendisliği, insanların tabiatta yol açtıkları, görünen ve görünmeyen kirlenmeleri, araştıran yeni bir bilim dalıdır.

*

Termodinamik Biliminin Birinci Kanununa göre, tabiatta var olan madde ve enerji, bir yapıdan başka bir yapıya dönüşebilir, ancak hiçbir zaman yok edilemez. Bu yüzden insanların, tükettikleri ürünlerden ve hizmetlerden, geride kalanları denizlere atarak, kurtulmaları mümkün değildir. Taşıyla, toprağıyla, suyuyla ve havasıyla, tabiatın doğal kaynaklarına dayanılarak, yapılan her üretimin ve tüketimin bir bedeli vardır.Tabiat insanlara karşılıksız ürünler veren, açık pazar değildir.

*

Doğal bilimlerin olduğu kadar, sosyal bilimlerin odak noktasını, nimet ve külfet arasındaki ilişkilerin araştırılması ve değerlendirilmesi oluşturur. Ekonomide hiçbir nimet, külfetsiz değildir. Hayatın hiçbir alanında külfetsiz nimet, nimetsiz külfet olmaz. Nimetlerle külfetlerin arasındaki dengelerin gözetilmesinde, kayıpların önlenmesi, en büyük ekonomik kazanımdır. Her şeyin doğal olduğu bir toplumda, nimetler ile külfetler arasında eşsiz bir uyum ve düzen vardır.

*

İnsanı bilen tabiatı bilir, tabiatı bilen hayatı bilir, hayatı bilen ekonomiyi bilir. Tabiatta kimse ekmediğini biçemez, üretmediğini tüketemez. Al Gore’un “Küresel Denge” kitabında, Kızılderili Şef Seattle’dan aktardığı gibi: “Dünya insana ait değildir, insan dünyaya aittir. Her şey bizleri birleştiren kan gibi birbiriyle bağlantılıdır. Hayat ağını insan örmedi, insan bu ağın içinde bir teldir. Ağa ne yaparsa, kendine de onu yapmış sayılır.” İnsanların tabiattan yaralanmada sınır tanımazlarsa, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın, en büyük destekçileri olurlar.

*

Tabiatın kaynakları dünyada, herkesin karnını doyuracak kadar bol, kimsenin gözünü doyuramayacak kadar kıttır. Hiç kimse tabiatın genel geçer, doğal yasalarına meydan okumayı, aklından bile geçirmemelidir. Çevrecilerinin sürekli vurguladıkları gibi, tabiatın sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız istekleri karşılanamaz. Ekonomi bilmek, her gelirin bir gideri olduğunu bilmektir. Bunun için, İzzet Molla: “Kimse aç kalmaz cihanda / Bilse nimet kadrini” demektedir.

*

İnsanlığın ortak hazinesi olan tabiatın, doğal kaynaklarından yararlanmada, nimet ve külfet dengesini korumada, doğal ve sosyal bilimlerin kanunları, kutup yıldızları gibi, bütün toplumlara yol gösterirler. Çünkü doğal hayat gibi, ekonomik hayat birbirleriyle, uyumlu ve düzenli bir biçimde, çalışan çarklardan oluşan, büyük bir saate benzer. Bütün insanlığın hayat kaynağı tabiattan, ihtiyacından daha fazlasını alanlar, farkında olmadan saatin çarklarına taş atarlar.

*

İnsanlar dünyanın değerini bilirlerse, zaman zaman öfkelenmesinin önüne geçerler.

*

Dağlarıyla, topraklarıyla ve denizleriyle dünya, insanlığın eşsiz hazinesidir.

*

Dünya hazinelerinin anahtarlarını, yalnızca dilinden anlayanlara verir.

15 Şubat 2022, 12:23

PARADAN PARA KAZANMAYI ÖZENDİRENLER PARANIN ALTINDA KALMAKTAN KURTULAMAZLAR

Yunan düşüncesi ve Hristiyanlığın etkisiyle, uzun yıllar Batı dünyasında ticarete sıcak bakılmamıştır. On üçüncü yüzyılda yaşayan Aziz Thomas, tüccarları köle, köleleri insan olarak görmeyen Aristo’yu izleyerek, toplum hayatında ticareti, bütün hayatın sürükleyici gücü gözüyle bakmaz. Yunan düşünce dünyasında ve Rönesans öncesi Avrupa’da, ekonominin temel taşlarını oluşturan ticaret, katlanılması gereken zorunlu bir toplumsal, kötülük olarak görülmüştür.

*

Avrupa’da Rönesans döneminde, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan, sekülerleşme akımlarıyla, bilimlerden kutsal kitapların kırmızı çizgileri bir bir silinmiştir. Son iki yüzyılda dünyanın her ülkesinde, başta Ekonomi olmak üzere, bütün sosyal bilimlerin, Fizik ve Kimya gibi, metafizik dünyadan bağımsız olduğu kabul edilmiştir. Ekonomi Yirminci yüzyılda Batı dünyasında, faiz karşıtı Hristiyanlığa tepki olarak, etikten bağımsız, etiğe dayanmayan, bir bilim olduğu savunulmuştur.

*

Dünyanın ekonomik ve kültürel yapısı içinde, bütün boyutlarıyla ticaretin yüklendiği işlevleri kavramadan, dünyadaki gelişmeleri anlamak mümkün değildir. Ticaret hayatın merkezinde yer alır.Hayat pazarlarda alınan ve satılan ürünlerle yaşanır kılınır. Bunun için dünyada ekonomi, eldeki sınırlı kaynaklarla, insanların temel ihtiyaçlarını karşılama bilimi olarak tanımlanır. Hayatı fizik ve metafizik boyutlarıyla bilen tüccarlar, dünyayı hem kolaylaştırırlar hem güzelleştirirler.

*

Ekonomi ne üretildiğiyle ve ne tüketildiğiyle ilgilendiği için, bütün toplumlarda hayatın temelini oluşturur. Bunun için Müslümanların, kurdukları yeni şehirlerin ana örneği, merkezinde cami, çarşı ve okul olan Medine olmuştur. İslam kültüründe ekonominin ana ilkesi: “Ticaret yararlı, faiz zararlıdır.” Ekonomide sorunlar değişmez, çözümler değişir. İster tarım, ister sanayi, ister bilgi toplumu olsun, hepsinde ana sorun giderleri azaltmak, gelirleri çoğaltmaktır.

*

Pazarlarda üreticilerin ve tüketicilerin, davranışlarını etkileyen bütün unsurlar, ekonomi biliminin araştırma alanları arasında yer alır. Bunun için erdemli bir tüccar,insanların ihtiyacı olan, hiçbir şeyi de gözardı edemez. Ticaretin gücü ve canlılığı, tarafların birlikte kazanmasından kaynaklanır. Ticaretin geliştiği toplumlarda, hem ekonomik alan, hem kültürel alan yeni zenginlikler kazanır. Ticaret ortaklık kültürünü, ortaklık üretim kültürünü geliştirir.

*

Adam Smith’in “Görünmeyen el”leri, paylaşmasını bilen ortaklıklarda, “Görünen el”lere dönüşür. Görünen ellerin görünmeyen güçleri, görünmeyen destekcilerinden gelir. Yirminci yüzyılda ortaklık kültürüyle birlikte, ekonomik ve kültürel gelişmenin sürükleyici gücü olan ticareti, küçümseyen toplumlar her alanda başarısızlığa uğrar. Dünyada hiç kimse, Eski Yunan’da olduğu gibi, ticarete katlanılması gereken, bir kötülük olarak bakamaz. Ticaret canlılık kaynağıdır.

*

Dürüstlüğün simgesi ortaklıkların gücü, görünmeyen ortaklardan gelir.

*

İlkesiz ortaklık, etiksiz ticaret, ticaretsiz ekonomi olmaz.

*

Yıkım kaynağı faiz, ortaklığın en büyük düşmanıdır.

16 Şubat 2022, 13:22

BÜTÜN KRİZLERİN KAYNAĞI SAVURGANLIĞIN ÇELİK ÇEMBERİNİN DIŞINA YUNUS GÖNÜLLÜLER ÇIKARLAR

Savurganlığın herkesin gözünü kamaştırdığı toplumlarda, şehirlerin meydanlarını alışveriş merkezleri doldurur. Savurganlığı bir düşünme, bir yaşama biçimine dönüştüren seküler insanlar, haftada en azından bir defa, alışveriş merkezlerine gitmezlerse, kendilerini hem çok yoksul, hem çok mutsuz hissetmektedirler. Alışveriş merkezlerinde dolaşmak, vitrinlerin önünde saatlerce durmak, seküler insan için, her hafta tekrarlanan bir ritüel olmuştur.

*

Bütün insanlar sürekli satın almayı özendiren, pazarlama teknikleriyle desteklenen savurganlıkla, askerlerle kuşatılmış bir kaledeki insanlar gibi, çok dar bir alana sıkıştırılmışlardır. Ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır kılan, insanın huzurunu ve mutluluğunu sağlayan her şey, savurganlığın inşa ettiği kalenin dışında kalmıştır. Herkesi baştan çıkaran tüketim sarhoşluğundan ayılmadan, savurganlığın kafesinin dışına çıkmak mümkün değildir. Savurganlığın kafesi içinde, insanlar açgözlülüklerinin kurbanı olmaktadırlar.

*

Toplumun bütün kesimlerine bir bulaşıcı hastalık gibi, yayılan savurganlığı önlemek için, başta yerel yönetimler olmak üzere, her kesime büyük görevler düşmektedir. Bütün bir toplumu peşinden sürükleyen savurganlık, hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, yol açtığı kültürel ve çevresel sorunlarla, şehirleri yaşanmaz hale getiriyor. Bir toplumda ekonomik ve kültürel kirlenmnin anası alkollü içkiler ise, babası savurganlıktır. Tüketim ve alkol sarhoşluğuna kapılan toplumlar, yalnızca sağlıklarını değil, ekonomik zenginliklerini de yitirmektedirler.

*

Savurganlık insanların akıllarını başlarından alırken, alkol paralarını ceplerinden almaktadır. Savurganlığın ve alkollü içeceklerin tüketiminin yaygınlaşması, ülkelerin toplam gelirlerini artırmaktadır. Ancak bir ülkenin toplam gelirinin artması, her zaman toplumun yaşama standartlarının artması anlamına gelmez. Savurganlık tüketimi artırır, her tüketimde iyilik yoktur. Dünyanın her ülkesinde, savurganlığın ve alkollü içeceklerin toplumsal maliyeti, ekonomik maliyetlerinden kat kat daha fazladır. Onlar toplumları çöküntüye götüren dinamiklerin başında yer alırlar.

*

Tüketim ve alkol bağımlılığının, yol açtığı ekonomik ve kültürel kayıplar, toplumları zenginlik içinde yoksulluğa sürüklemektedirler. Ekonomistler ekonomik büyümenin olumlu yanlarını hesaba katmada gösterdikleri başarıyı, olumsuz yanlarını hesaba katmada göstermezler. Bunun için ekonomik büyüme hesaplamalarında, olumsuz dışşal etkiler, hesaplanması güçtür denilerek, her zaman göz ardı edilirler. Dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik büyümede görünen etkiler büyütülürken, görünmeyen etkiler küçültülürler.

*

Hayatı kolaylaştıranlar ve güzelleştirenler ekonomik büyümenin, görünen ve hesaplanan kazançlarından önce, görünmeyen ve hesaplanamayan kazançlarıdır. İnsanların ihtiyaçlarından daha çok, isteklerini karşılayan ürünler ve hizmetler, hayatın bir yanını yaparlarken, bir yanını yıkarlar. Savurganlık insanların ellerinin emekleri ve alınlarının terleri karşılığından daha fazlasının, peşine düşmelerinden kaynaklanır. Savurganlık ile haksız kazançlar arasında, doğru orantılı bir bağlantı vardır. Savurganlık insanlığı, toptan intihara sürükleyen, en büyük tehdittir.

*

Yönetimler savurganlığın oluşturduğu yapıyı çökertmezlerse, savurganlık yönetimleri çökertir.

*

Değer bilmez savurganlık, bütün çöküşlerin anası, bilmez açgözlülük babasıdır.

*

Tarihte savurganlık karşısında, varlığını korumuş, ayakta kalmış yönetim yoktur.

17 Şubat 2022, 11:54

EKONOMİLERDE VERİMLİLİĞİ YENİLİK YAPMASINI VE YENİLİKTE YARIŞMASINI BİLENLER ARTIRIRLAR

Batı’da ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, verimliliği artırma savaşı, büyük bir hız ve yoğunluk kazanmıştır. Batı ülkelerindeki tarımsal ve endüstriyel üretim patlamasının kaynağında, ekonominin her kesiminde gerçekleştirilen, verimlilik artışı vardır. Batı dünyasının ulaştığı zenginlik, sermaye birikiminin büyüklüğünden önce, verimlilik artış hızının büyüklüğüne dayanmaktadır. Düşük verimlilik artış hızıyla, büyük ekonomik gelişme sağlanmaz.

*

Anadolu’da işten önce dişe önem verilmiştir. Tarım toplumlarında geçerli olan ilke, sanayi toplumlarında geçerliliğini yitirmiştir. Artık ülkelerde dişten daha çok, işe önem verilmektedir. Hayatın her alanında, dişlerden sağlanacak tasarruflar sınırlıdır. İnsanlar yemeklerini azaltarak, giderlerini azaltamazlar, gelirlerini artıramazlar,üretim güçlerini geliştiremezler. İşyerlerinde verimlilik artışları, üretim artışına hız kazandırır, üretim hacmini büyütür.

*

Bilgi, hizmet ve ürün üretiminde, dünyada verimlik, geçmişte benzeri görülmeyen bir hızla artmaktadır.Üretimdeki ve yönetimdeki gelişmeler, bütün kuruluşları,dünyanın en başarılı kuruluşlarıyla, verimlilikte kıran kırana yarışmaya zorluyor. Artık Avrupa ülkeleri kalitesinde, Uzak Doğu ülkeleri maliyetinde, üretim yapmayan kuruluşların, gelirlerini artırarak, giderlerini azaltarak, yerel ve küresel pazarlarda, aranan ürünler üretmeleri çok zordur.

*

Verimlilik artışına yapılan yatırım, yenilik yapmaya yapılan yatırımdır. Verimliliği artırma dünü bırakmaya ve yarına bakmaya dayanan, sürekli yenilenmeyle gelen, bir yıkım ve bir yapım sürecidir. Kurumlarda ve kuruluşlarda verimliliği artırmak için, hem bilgiye hem bilgeliğe yatırım yapmak gerekir. Çünkü verimlilik patlamasının arkasındaki gizli güç, akılla düşünen, gönülle bakan yenilikçi insanlardır. Onlar yıklışta yükselişi görerek, yeniliklerin yolunu açarlar.

*

Yenilik yapma ve verimliliği artırma, kültürünün gelişmediği toplumlarda, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne güç katılmaz. Verimlilik artışı, tek başına üretmekten değil, uyum içinde birlikte üretmesini bilmekten kaynaklanır. Bir kişi iki kişinin, iki kişi dört kişinin ürettiğini, hiçbir zaman üretemez. Üretim konusu bilgi ya da hizmet olduğunda, uyumlu ve verimli çalışmanın yerini, hiçbir üretim faktörü dolduramaz.Verimliliği takım çalışmasına yatkın olanlar artırırlar.

*

Dünya pazarlarında kusursuz ürünler ve kusursuz hizmetler üretmek için, Anadolu kuruluşları fason üretme stratejisinden, fason ürettirme stratejisine geçmek zorundadırlar. Çünkü fason ürettirenler, fason üretenlerden daha çok kazandıkları gibi, verimliliklerini çok daha hızlı olarak büyütürler. Dünyanın her yerinde, fason üretim bilgiden, daha çok emeğe dayanır. Üretimde ve yönetimde emeğin getirisi, her zaman bilginin getirisinden daha düşüktür.

*

Kuruluşlarda verimliliği artırma işi, yeniliğe yatırım yapma işidir.

*

Üretimde yenilik dünyada, herkese yararı olan buluştur.

*

Ülkelerde yeni zenginliğin kaynağı verimliliktir.

18 Şubat 2022, 11:57

DÜNYADAKİ BÜTÜN SAVAŞLARI EDEBİYATI MEDENİYET DÜŞÜNCEYİ EYLEM ŞİİRİ İMAN İÇİN BİLENLER DURDURURLAR

Kalıcı edebiyat, çağını anlatan edebiyattır. Her edebiyatçı çağının olumsuzluklarından sorumludur, çağını anlamak ve anlatmak zorundadır. Edebiyat dipnot kaygısına düşmeden, yereldeki küreseli, küreseldeki yereli yakalamaktır. Hayatın anlamlı ve yaşanır kılınmasında, edebiyat da tarih gibi, bütün insanlığın birikimine, hem derinlik, hem zenginlik kazandırır. Tarihçi geçmiş yüzyıllarda olanların, edebiyatçı ise gelecek yüzyıllarda olacakların peşindedir.

*

Evliya Çelebi'nin, Şeyh Galib'in ve Yahya Kemal'in eserleri, Anadolu insanının tarih içindeki büyük ve uzun yürüyüşünü anlatan, onun zengin düşünce ve eylem dünyasına açılan kapılardır. Onlar, edebiyatı medeniyet için bilirler, eşsiz hazinelerin perdelerini aralar ve çağlarının olumsuzluklarını dile getirirler. Edebiyatı medeniyet ekseninde ele alan, Sezai Karakoç''un vurguladığı gibi: ''Tek medeniyet vardır, o medeniyet de hakikat medeniyeti''dir. Bütün edebiyatlar, medeniyetlere düşülmüş, uzun dipnotlardır.

*

Bütün insanlığı ya yaratılışta ya da inanışta kardeş bilen Hakikat medeniyetinin değerleri, edebiyatla yeryüzünün her köşesine ulaştırılır. Hakikat medeniyetin temel değerlerine dayanan edebiyat, Anadolu ve Endülüs''te olduğu gibi insanlığın düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar ve yeni açılımlar kazandırmıştır. Edebiyatlar medeniyetlerin gizemli ve eşsiz atölyeleridir. Edebiyatsız medeniyetler güçsüz, medeniyetsiz edebiyatlar etkisiz olur. Edebiyatlar medeniyetlerin hayata yansıyan yüzleridir.

*

Moğolların gelişi, Selçukların dağılışı, Osmanlıların birleştiriciliği, Anadolu''nun yaşadığı büyük dönüşüm, Mevlana ile, Naima ile geçmiş yüzyıllardan, gelecek yüzyıllara taşınmıştır. Büyük edebiyatçıları olmayan toplumlar, tarihte kalıcı izler bırakamazlar. Diller edebiyatçıların ayak izlerinden doğarlar. Yunus''suz Türkçe, Shakeaspear''siz İngilizce, Goethe''siz Almanca derinliğini yitirir. Edebiyatçılar dillerin peşinden koşmazlar, diller edebiyatçıların peşinden koşarlar.

*

Medeniyetler dünyada yolcular gibi, yeryüzünde bir coğrafyadan bir coğrafyaya, nerede saygı görürlerse, oraya giderler. Onlar Kudüs, Mısır, Atina, Roma, Şam, Bağdat, Kurtuba, İstanbul, bütün şehirleri pasaportsuz dolaşırlar. Dünyada hiçbir ülkenin kapılarında medeniyetlere vize sorulmaz. Küreden kareye dönüşen dünyada, Doğu'nun ya da Batı'nın dışında olmak değil, onların üstünde olmak önemlidir. Edebiyatlar medeniyetlere renk, medeniyetler edebiyatlara tad verirler.

*

Düz kare dünyada, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, insanlar doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, yararlıyı yararsızdan, etkinliği etkinsizlikten ayırmayı öğrenmek zorundadırlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde, doğrulukta, iyilikte, güzellikte, yararlılıkta, etkinlikte ve verimlilikte yarışma olmadan, ister ekonomik, ister siyasal, isterse kültürel olsun, medeniyetlerin hiçbir boyutunda, olumlu değişme olmaz.

*

Edebiyat doğruyu, iyiyi ve güzeli aramaktır. Doğruya, iyiyi ve güzeli arayanlar, doğru, iyi ve güzel peşinde olanların, yol göstericileri olurlar.

*

Ekonomik, siyasal, kültürel boyutlarıyla hayatın kolaylaştırılmasında ve güzelleştirilmesinde, doğru olan iyidir, iyi olan doğrudur.

*

Sürekli yeniden yapılanan sınırsız dünyada, medeniyetler ülkelerin, edebiyatlar medeniyetlerin aynalarıdır.

19 Şubat 2022, 00:03

"BİR İNSANI KORUYAN BÜTÜN İNSANLIĞI KORUR" "BİR İNSANI ÖLDÜREN BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRÜR"

Prof. Dr. HAYDAR SUR, Dr. FATİH ŞEKERCİOĞLU, Dr. KADİR ULUTAŞ, TAHİR NAKİP, Prof. Dr. A.O. ÖNCEL ile birlikte KANADA'da ve TÜRKİYE'de 'TOPLUM ve İNSAN SAĞLIĞI sorunlarını tartıştık.

19 Şubat 2022, 12:21

KOŞU BİTTİKTEN SONRA DA KOŞANLAR HİÇBİR ZAMAN GÖRÜNEN DÜNYANIN ZENGİLİKLERİNE KAPILMAZLAR

Bu yazı daha önce 17.02.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkeler arasındaki, uzaklık ve yakınlık farkının önemini yitirdiği kare dünyada, Siikon Vadisi’nin tüketim ürünlerini, gösteriş tutkunu insanların gözlerini kamaştırıyor. Kısa ömürlü, modelleri durmadan değiştirilen teknolojik ürünler, hayatın ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarında, köklü dönüşümlere yol açıyor. Tüketicinin üretimi, üretimin tüketimi büyüttüğü ekonomik yapı ve kültürel dokuda, gösteriş tüketimi, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan kazanıyor.

*

Kare dünyada yeni boyutlar tüketim kültüründe, önemli olan ihtiyaçların karşılanması değil, isteklerin karşılanmasıdır. Tüketim kültürü karınların doymasından daha çok gözlerin doymasına odaklanır. Tüketim kültürünün merkezinde, gözlerini topraktan başka bir hiçbir şeyin doyuramadığı, tüketimi baş tacı edinmiş, açgözlü insan vardır. Varsa yoksa gösteriş tüketimi diyen insanı, bir tüketim sarhoşudur, bir tüketim körüdür, bir tüketim bağımlısıdır, gözleri tüketimden başka hiçbir şey görmez.

*

Tüketime gösterilen sevgi, hayata gösterilen sevgi anlamına gelmez. Hayatın güzelliği, hayattaki insanların güzelliğinden kaynaklanır. Güzel insanların düşünce ve eylemlerinde güzellik aramak, çirkinlikten kaçınmak, herkesin yerine getirmek zorunda olduğu bir sorumluluktur. İyilik peşinde koşmanın, kötülükten kaçınmanın yeri ve zamanı yoktur. Koşu beşikten mezara kadar devam eder. Güzellik ve iyilikte yarışma uzun soluklu bir koşudur. Koşu koşu bittikten sonra da devam eder.

*

Tüketim insanını tüketim, gösteriş insanını gösteriş yıkar. Bir ağaçtan binlerce kibrit üretilir. Ancak bir kibrit binlerce ağaçtan oluşan bir ormanı yok eder. Kare dünya da herkes tüketimine özen göstermek zorundadır. İnsanlar kibritteki ağacı, ağaçtaki kibriti görmezlerse, bir kibritle bütün ormanı yakarlar. Herkes ihtiyaçlarından önce isteklerini karşılamaya kalkarsa, insan kendi bindiği dalı kendisi keser. Dünyanın kaynakları, insanların bütün isteklerini karşılamaya hiçbir zaman yetmez.

*

Bir insanın gösteriş tüketiminden vazgeçmesiyle, yalın yaşama dönüşümü doruk noktasına ulaşmaz. Ancak amacına ulaşan bütün dönüşümler, bir kişinin eyleme geçmesiyle başlar. Dünyayı tehdit eden tüketim zehirlenmesinin, gösteriş sarhoşluğunun önüne geçmek için, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, herkesin kendisine “ben gösteriş tüketimine, bugün, burada, şiddete başvurmadan direnmezsem, kim, nerede, ne zaman, nasıl karşı çıkacak” sorusunu sürekli sormalıdır.

*

Gösteriş dünyasının, göz boyayıcı tüketim ürünlerini, yeri geldiğinde elinin tersiyle uzaklaştırmayanlar, güç sarhoşluğundan hiçbir zaman ayılamazlar. Beyinleri gösteriş tüketimiyle yıkananları, gözlerini açacak, hiçbir uyarıcı ilaç yoktur. Onlar, sonu büyük yıkımlarla çıkan bu yolda, aşırı hızla duvara çarpmadan uyanmazlar.

*

Bütün dünyada tüketim sarhoşluğuna karşı çıkanlar, farklı şehirlerde olsalar, gönül gönüle, yanyana birlikte yürürler.

*

Dünyadaki gösteriş yolları son ölüme çıkan yollardır.

*

Gösterişte yarışanlar, her yerde ölümle yarışırlar.

*

Gösteriş yolu, sonu uçuruma açılan yoldur.

*

Gösterişe kapılan sele kapılır.

*

Durun gösterişçiler.

*

Dünya tükendi.

20 Şubat 2022, 12:44

HAYATIN HER ALANINDA EKONOMİK ZENGİNLİK KÜLTÜREL DERİNLİKLE KAZANILIR

Gündüzün geceyle, gecenin gündüzle iç içe olduğu gibi, kültür ekonomiyle, ekonomi de kültürle iç içedir. Kültür ve ekonomi et ve tırnağa benzer. Nasıl tırnak etten ayrılmazsa, ekonomi de kültürden ayrılmaz. Kültür ve ekonomi hayatın iki yüzüdür. Her kültürel çalışmanın, bir ekonomik boyutu olduğu gibi, her ekonomik çalışmanın bir kültürel boyutu vardır. Bunun için hiç kimse, ya kültür ya ekonomi diyemez. Herkes hem kültür, hem de ekonomi demek zorundadır.

*

Toplumlarda kültür değişmeyen amaçların, ekonomi değişen araçların kaynağıdır. Kültürel ve ekonomik hayatın canlılığı, değişmeyen amaçları gerçekleştirme yolunda, araçların sürekli değişmesine dayanır. Korunması gereken amaçlarla, durmadan yenilenmesi gereken araçlar, kültürel derinlikle birlikte, ekonomik zenginliğin de güvencesidir. Buluşlarla ve yeniliklerle, üretim gücünü büyüten toplumlar, hayatın bütün alanlarına, yeni zenginlik kapıları açarlar.

*

Kültür ve ekonomi güçlerinin, doruk noktasına şehirlerde ulaşılır. Şehirler kültürün ekonomiyi, ekonominin kültürü zenginleştirdiği büyük çekim alanlarıdır. Tarihçi Henri Pirenne’in, “Ortaçağ Kentleri” isimli kitabında vurguladığı gibi: “Hiçbir uygarlıkta şehir hayatı, ticaretten ve sanayiden bağımsız gelişmemiştir.” Tarihin her döneminde, kültür ekonomiyi, ekonomi şehirleri zenginleştirmiştir. Şehirler ya ticaret yollarında ya da göl, nehir ve deniz kıyılarında kurulmuşlardır.

*

Pirenne’in “Şehirler ticaretin ayak izlerinden doğmuşlardır” yargısı, her çağda geçerli olmuştur. Bu bağlamda, Mekke, Medine ve Kudüs, kültür ve ekonominin olduğu kadar, şehirlerin de anasıdır. Kuruluşların kültürde ekonomiyi, ekonomide kültürü gören rüyaları, şehirlerde gerçekleşir. Büyük rüyalar büyük şehirlerde görülür. Her şehir, rüyalarının peşine düşen, gerçekleşmesi için ortaklık yapmasını bilen öncüleriyle, kültürel ve ekonomik gücüne güç katar.

*

Kültürel derinlik ve ekonomik zenginlik, doğal etik, doğal hukuk ve doğal ekonomi ilkeleri ışığında, hayatın bütün boyutlarıyla güzelleştirilmesinden kaynaklanır. Hayatın güzelleştirilmesinde rüyaların, vazgeçilmez bir yeri vardır. Uğruna varını ve yoğunu ortaya koyacağı, rüyaları olmayan toplumlar, hem kültürel, hem de ekonomik alanda, büyük bir boşluğa düşmekten kurtulamazlar. Gece ve gündüz görülen rüyalar, toplumların kızıl elmalarını oluştururlar.

*

İki dünyayı bir bütünlük içinde alan Gazali, kültürel ve ekonomik hayatın zenginleştirilmesinde ihtiyaçları, zorunlu, kolaylaştırıcı ve güzelleştirici olmak üzere, üç kademede ele alır. Kaynak oluşturmada, dağıtmada ve değerlendirmede, ihtiyaçların sırasına özen gösterilmesi gerekir. İhtiyaçların hiyerarşisine önem verilen ekonomilerde, sınırlı ihtiyaçların yerini sınırsız istekler almaz. Toplumun bütün kaynakları, gösterişin büyüsüne kapılmadan yerinde değerlendirilir.

*

Ölçülemeyen kültürel değerler, ölçülen ekonomik değerlerden önce gelirler.

*

Dünyanın hiçbir yerinde, yoksul kültürlerin, zengin ekonomileri olmaz.

*

Ekonomik alanda başarının, yol haritası kültürel alanda gizlidir.

21 Şubat 2022, 12:27

BAŞARI AKIL TERİNİN GÖZ NURUNUN EL EMEĞİNİN ÖDÜLÜDÜR

Ahilik Anadolu insanının yüzyıllar önce, kaliteli ürün ve hizmet üretmeyi teşvik etmek amacıyla, üreticilerin kurup geliştirdiği bir kurumdur. Ahiler hayat ve güç kaynağı şehirlerde, değişik alanlarda üretimi geliştirmek için, üreticiler arasında dayanışmyıa ve yardımlaşmayı sağlayan öncülerdir. Onlar üreticiyle birlikte, tüketicinin haklarını koruyan, iyilikleri özendiren, kötülükleri önleyen, dönemlerinin başarılı sivil toplum kuruluşlarıdır.

*

Ahilerin Anadolu’da unutulmayan uygulamalarının başında “Pabucu dama atmak” geleneği gelir. Onlar gelenekleriyle iş ahlakının, ekonomik ve kültürel hayatın özü ve özeti, olduğunu ortaya koymuşlardır. Ahilik kuruluşu, üretimde kaliteyi korumak için, hiç kimseye çıraklığını yapmadığı bir işin, ustalığına soyunmasına izin vermez. Ahiler oluşturdukları denetim mekanizmalarıyla, üretimlerinin kalitesini, kamu kuruluşlarından önce, kendileri denetlemişlerdir.

*

Değişik üretim konularıyla, ilgilenen ahi kuruluşları, hatalı ürün üreten ya da müşterisini aldatan üreticileri yargılamışlardır. Üretici hatalı bulunursa, yaptığı pabuç ya da benzeri ürün, ahilerin yöneticisi tarafından, herkesin gözü önünde bir binanın damına atılır. Kusurlu üretim yapan bir üreticinin ürünü dama atılırsa, artık onun çalışmasını sürdürmesi mümkün değildir. Bu yüzden ahilerin Anadolu’nun ekonomik ve kültürel yapısında, vazgeçilmez bir yerleri vardır.

*

Ahilik geleneğinin temellerinde, geçmişte başarıyla uygulanan, ekonomide açıklığı, ahlakta sınırları vurgulayan, “üç açık, üç kapalı” diye formüle edilen ve hayatın bütün boyutlarını kuşatan ilkeleri vardır. Ekonomik, siyasal ve kültürel, her alanda başarılı olmak isteyenler, yeri ve zamanı gelince alnını, kapısını ve sofrasını açık, elini, belini ve dilini de kapalı tutmasını bilmek zorundadırlar. Geçmişin derinliklerinden bakmadan, geleceğin aydınlık yüzü görülmez.

*

Yeni yatırım yapmada, kurulu bir işletmeyi genişletmede, başarılı olmanın sırları, bin yıllık Anadolu tarihinin derinliklerinde yatmaktadır. Selçukluları ve Osmanlıları güçlü kılan değerleri, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla, ayrıntılı olarak araştırmadan, iş dünyasındaki başarılı kuruluşların önünde gitmek kolay değildir. Geçmişlerini bilmeyen toplumlar, geleceklerini tasarlayamazlar. Kuruluşlar dünyasında tartışılan değerler, ahilik kültürünün güncelleştirilmiş ilkeleridir.

*

Dürüstlük göründüğün gibi olma, kendisi için iyi olanı, başkası için isteme, istenen ürün ve eksiksiz hizmet üretiminde, yardımlaşma, katılımcı yönetim ve adil paylaşım gibi, Yönetim Bilimlerinin tartıştığı ilkeler, yöntemler ve yaklaşımlar, binlerce yıllık ahi kültüründe tartışılmış ve uygulanmıştır. Anadolu’nun dünyaya açılan kuruluşları, karşılaşılan ekonomik ve kültürel sorunlara, yeni çözüm yollarını, geçmişin zengin bilgi ve bilgelik birikiminde bulacaklardır.

*

Küresel ahlak ve ekonomi ilkeleri, zamanla büyük değişiklikler göstermezler.

*

Başarıların kaynağında, ahlaki üstünlüğün doğurduğu güç vardır.

*

Kuruluşların geleceğini, geçmişten bakanlar inşa ederler.

22 Şubat 2022, 11:56

İSLAM DÜNYASINDA DEMOKRATİK YÖNETİMİN KURUMLARINI VE KURALLARINI ZENGİNLEŞTİRMEK BÜTÜN MÜSLÜMAN AYDINLARIN GÖREVİDİR

Atlantik Okyonusu’nun iki yakasını tutan Amerika ve Avrupa ülkeleri, tarihin derinliklerinden kaynaklanan Müslüman korkusuyla, İslam dünyasındaki demokrasi hareketlerini desteklemekten daha çok dinamitliyorlar. İslam’ın ilk yıllarından beri, Kudüs başta olmak üzere, Müslüman ülkelerin şehirlerinde, Hristiyanların Müslümanlarla barış içinde birlikte yaşamaları, Haçlı seferleriyle başlayan, ara vermeden devam eden saldırılarla, çok büyük yaralar alır.

*

İkinci Dünya Savaş’ından sonra, Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulması, Rusya’nın Afganistan’ı, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi, Müslüman ülkelerin, yüzyılların içinde oluşan yönetim kurumlarının ve kurallarının gelişmesini önler. Osmanlı ülkesinin dağılmasından sonra, ortaya çıkan büyük güç boşluğunu, Kapitalist ve Komünist dünyanın kurumları ve kuralları dolduramazlar. Onlar dünyanın her yanında, çekiciliklerini yitirerek ömürlerini tamamlıyorlar.

*

Müslümanlarıyla, Hristiyanlarıyla, Yahudileriyle, Konfüçyüsçüleriyle, Hindularıyla, Budistleriyle bütün ülkeler, dünyanın Yeni Mussolini’leri, Yeni Hitler’leri, Yeni Stalin’leri yüzünden büyük acılar çekiyorlar. Bu yüzden Türk ve İslam dünyasının, hem demokratik, hem otokratik ülkeleri, savaşın üzüntülerle dolu karanlığını değil, barışın sevinçlerle dolu aydınlığını özlüyorlar. Onlar da bütün dünya ülkeleri gibi, sabırsızlıkla katarlarında, her ülkeye yer olan, kurumları ve kuralları bilinen, bir demokrasi treni bekliyorlar.

*

Ulaşım ve iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişmelerle, denizyolu, havayolu, demiryolu ve karayolu ağlarıyla, birbirlerine bağlanan dünyanın bütün ülkeleri göçlerle sarsılıyorlar. Kare dünyada her ülke, katılıma kapalı sözde demokratik otokratik yönetimlerden daha çok, katılıma açık özde demokratik yönetimlerin ortak kurumlarını, ortak kurallarını ortaya koymanın yollarını ve yöntemlerini arıyor. Yirmi birinci yüzyılda her ülke, demokrasinin kurumlarını zenginleştirme, kurallarını geliştirme sorumluluğu taşıyor.

*

Dünyanın dört bin yıllık bilgi ve bilgelik birikimini içinden süzüle süzüle gelen, sınırsız dönemde bütün ülkeler tarafında benimsenen demokrasinin kurumları ve kuralları, zenginleşe zenginleşe gelişmeye devam ediyor. Yıldan yıla zenginleşerek artan, insanlığın yönetim birikiminden yararlanmada, hiçbir ülkenin ayrıcalığının olmadığı yarışa, her ülke aynı hareket noktasından başlıyor. Bunun için bütün ülkeler, kendi demokrasilerini kendileri geliştirmeye çalışıyorlar.

*

Hukukun üstünlüğünün güvence altına alındığı, etik değerlerin benimsendiği demokratik ülkelerde, külfetlere katılma ve nimetleri paylaşma, doruk noktasına ulaşır. Demokratik yönetimlerin otokratik yönetimlerden üstünlükleri, kimseye haksızlık yapmadan, herkesin hakkını gözeterek, katılmaya ve paylaşmaya verilen önemden kaynaklanır. Demokrasiler "Katılmanın ve paylaşmanın olmadığı ülkelerde, hiçbir alanda zenginleşme olmaz", diyen yöneticilerle yaşarlar.

*

Yüzyıllar içinde zenginleşen yönetimler, geçmiş yüzyıllardan gelecek yüzyıllara ışık tutarlar.

*

İnsanlar arasında ayrım gözetmeyen demokratik kurallar, köklü bir geçmişe dayanırlar

*

Demokrasilerin dili, herkesin öğrenmek zorunda olduğu, kare dünyanın yalın dilidir.

23 Şubat 2022, 12:34

TERÖRE YOL AÇAN SAVAŞ DENİZİNİN ORTASINDA BÜTÜN ÜLKELER YENİ NUH GEMİ'LERİ BEKLİYOR

Ortadoğu’nun barış ülkelerini, savaş ülkelerine dönüştüren Batı ülkeleri, kutsal kültüre karşı seküler kültürün havariliğine soyunarak, terörist eylemleri İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere, bütün Avrupa ülkelerine taşıyorlar. Amerika’nın terör korkusunu büyütmesi, terörü terörle önlemeye kalkışması, terörist eylemleri önlemekten daha çok terörist eylemlere, yeni yöntemler kazandırmaya ve dünyada Batı düşmanlığını artırmaya yarıyor.

*

İsrail’in kendini savunma bahanesiyle, Filistin topraklarında estirdiği devlet terörünü, Amerika’nın Rusya'nın bütün Müslüman ülkelerde estirmesi, İslam dünyasında çok sayıda, toplu mezarlıklar oluşturuyor. Ancak terörle terör önlenmediği için, terörist eylemler bütün dünyada katlanarak artıyor. Terörün yol açtığı terör, teröre yol açan ülkeleri de can evinden vuruyor. Yine de Amerika ve Rusya terörün, terör doğurduğunu görmüyor, daha da saldırganlaşıyor.

*

Terör denizinin ortasında bütün dünya, insanlığa barış dağına götürecek bir “Kurtuluş Gemisi” bekliyor. Aydınlık bir gelecekten haberler veren Peygamber’ler, terörist eylemler ne kadar ileri boyutlara ulaşırlarsa ulaşsınlar, Allah inanan inananları çaresiz bırakmaz diyorlar. Gökyüzünün altında insanlara çıkış yolu gösteren bilgeler, hiçbir zaman eksik olmazlar. İnsanlığın ikinci atası Nuh Peygamber’in Gemi’si, karanlığın en koyu, denizlerin en dalgalı olduğu dönemlerde ortaya çıkar.

*

Seküler dinlerin vatanı olan Avrupa ülkeleri tarihleri boyunca, Peygamber’lerin haber verdikleri, öncülük yaptıkları dinlerle savaşırlar. Onlar Peygamber'lerin Kudüs’ünden daha çok, Filozof’ların Atina’sına önem verirler. İsa Peygamber’in Hristiyanlığı Roma’yı değil, Roma Hristiyanlığı değiştirir. Vatanı Fransa olan seküler kültür, Avrupa’dan bütün dünyaya ihraç edilir, dinlerin Kutsal Kitap’larına savaş açılır, Peygamber'lerin izleri silinmeye çalışılır.

*

On dokuzuncu ve Yirminci yüzyıllarda, Avrupa ülkelerinin başlattıkları savaşlar yüzünden, bütün ülkelerde büyük küçük Nuh Tufan’ları yaşanmaya davam ediyor. Avrupa’da yakılmadık, yıkılmadık şehir bırakmayan dünya savaşları, son yıllarda bütün ülkeleri yasa boğan depremler, Müslüman ülkeleri kasan kavuran iç savaşlar, bütün insanlara Nuh Tufan’larının hatırlatan, son yıllarda yaşanan büyük yıkımların, derin acıların başında geliyorlar.

*

İnsanlar ister farkında olsunlar, ister olmasınlar tarihin bütün dönemlerinde, düşünceleriyle ve eylemleriyle, ülkelere çıkış yollarını gösteren Nuh’un Gemi’leri her zaman bulunur. Denizlerin ortasında dalgalar ne kadar azgın olurlarsa olsunlar, gizemli gemiler her zaman görülürler. Onlar bütün insanlara, fırtınalı denizlerin ortasından, sakin denizlere açılan yolları gösteren hayat kaynağı olurlar. Onlara ulaşmasını bilenler, her iki dünyada kurtuluşa ererler.

*

Kutsal Kitap’lara ve Peygamber’lere savaş açanlar, önünde ya da sonunda Nuh Tufan’larıyla karşılaşırlar. " Tarihin her döneminde, insanları iki dünyada kurtuluşa çağıran, Nuh’un Gemi’leri bulunur.

*

İnsanlığın kutsal kaynaklarını kurutanlar, çoraklaştırdıkları dünyanın altında kalırlar.

24 Şubat 2022, 12:22

KARE DÜNYADA BİR İNSANI YAŞATANLAR BÜTÜN İNSANLARI YAŞATIRLAR BİR İNSANI ÖLDÜRENLER BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRÜRLER

Dünyanın her yanında yerel ve küresel savaşların birbirlerini izlediği, savaşlarda yüzlerce insanın, hayatını yitirdiği bir yüzyılda, bir çocuğun, bir kadının, bir yaşlının hayatını kurtarmak, bütün insanlığın hayatını, kurtarmak kadar değerli olur. Dünyada yalnızca hiçbir şeyin, bir insan hayatı kadar değerli olmadığını bilenler, şehirleri yerle bir eden savaşların önüne geçerler. Kan dökülen çatışmaların üstesinden, insanları öldürmesini değil, yaşatmasını bilenlerle gelinir.

*

Hayatın doğal döngüsü içinde, insanlar doğarlar, büyürler, ölürler. Doğum hayatın başlangıç, ölüm bitiş noktasını oluşturur, ölüm hayattan hayat ölümden ayrılmaz, bir bütünün iki ayrı yüzünü yansıtır. Ölümlerini hiç akıllarına getirmeyen, hiç ölmeyecek gibi yaşayan otokrat yöneticiler, güçlerini öldürerek koruyacaklarını sanırlar. Ve barış peşinde koşmaktan daha çok, savaş peşinde koşarlar, barışı bile yeni bir bir savaşa hazırlanmak için isterler.

*

Yunus kültüründe insanların, her gün bir adım daha yaklaştıkları ölümü unutmamaları için, uyumadan önce her gündüzlerini son gündüzleri gibi, her gecelerini son geceleri gibi düşünmeleri istenir. Yaşadıkları hayatı sürekli sorgulamasını bilenler, insan hayatının değerini kavrarlar. Onlar ömürlerini bütün boyutlarıyla hayatı yaşanır kılmaya adarlar. İki dünyayı birbirinden ayırmayanların elinde, doğumuyla, ölümüyle hayat hem değer, hem anlam kazanır.

*

Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, insan hayatının değerini bilenler, her zaman arkalarında değerli düşünceler, kalıcı eylemler bırakırlar. Ölümsüz dünyanın kapalı perdeleri, ölümlü dünyayı barış dünyası yapmasını, ölümü doğallaştırmasını bilenlerle açılır. Onlar yaşanan ve yaşanacak dünyada, insanlar arasındaki çatışmaları önlemede, uzlaşmaları özendirmede, hiçbir düşüncenin ve hiçbir eylemin, iki dünyada ödülsüz ve cezasız kalmayacağını bilirler.

*

Doğanlar ölürler, ölenler doğarlar, doğumlar ve ölümler, hayatın değişmeyen yüzlerini gösterirler. Bunun için Erdem Bayazıt’ın “Ölüm Risalesi” şiirinde, “Ölüm muhakkak / Ve ölüm mutlak / Tek kapısıdır ölümsüzlüğün” diyerek, bütün insanların dünyanın iftar sofrasına oruçlu olarak doğduklarını vurgular. Ancak iki dünyayı birbirinden ayırmayanlar, ölümlerin savaş dönemlerinde silahlarla değil, barış dönemlerinde Fatiha’larla, Yasin’lerle gelmesini isterler.

*

İki dünyayı birbirleriyle bütünleştirerek, aralarındaki perdeleri açanlar, bilinen dünyada ölenlerin, bilinmeyen dünyaya doğduklarını bilirler. Onların ellerinde, kurşun atılan savaş dünyaları, gül atılan barış dünyalarına dönüşürler. Onlar “Bir insan hayatı hiçbir şeydir. Ancak hiçbir şey bir insan hayatının karşılığı değildir” diyen Andre Malraux gibi düşünürler. İnsanlar yaptıkları iyiliklerin ve kötülüklerin, ödüllerini ve cezalarını mutlaka alırlar.

*

Ölmeden önce ölenler, hayata can vererek, canlar canını bulurlar, can almazlar, can verirler.

*

Ölümsüzlüğün ölümle açılan kapısı, yokoluş dünyasına değil, varoluş dünyasına açılır.

*

Ölümlü dünyanın ülkelerinde barışı, yerüstündekiler önce yeraltındakiler korurlar.

25 Şubat 2022, 11:52

DÜNYADA SÜREKLİ SAVAŞTAN KESİNTİSİZ BARIŞA GEÇME HER ÜLKEDE UÇ VEREN YENİ YUNUS'LARLA GERÇEKLEŞİR

Büyük dinlerin ortaya çıktığı, insanlığın bilinen beş bin yıllık, birikimine dayanan kültürler, bir ekseninde savaşlar, bir ekseninde barışlar olan, dünya tarihini oluştururlar. İnsanlarla yaşıt olan kültürler, Habil’den ve Kabil’den beri hem savaşıyorlar, hem yarışıyorlar. İnsanlık tarihinde savaşsız geçen bir yüzyıl görülmez. Bu yüzden Yirmi birinci yüzyılda savaşlar birbirini izliyor. Bütün ülkeleri şemsiyeleri altında toplayan uluslarüstü kuruluşlar da savaşları önleyemiyor.

*

Yaşanan yüzyılın en büyük, en önemli sorunlarının başında, sürekli savaş dünyasından, kesintisiz barış dünyasına geçme geliyor. Geçiş sürecinin sancısız olması için, üretim gücü büyük olan ülkeler başta olmak üzere, dünyadaki bütün ülkelere, önemli görevler düşüyor. İster büyük, ister küçük olsun her ülke, bütün savaşların karşısında, bütün barışların yanında olma sorumluluğu taşıyor. Sorumluluğunu yerine getirmeyenler, istemeden savaş isteyenlere destek oluyorlar.

*

Batı düşüncesinin temel taşlarından Immanuel Kant’ın, “Sürekli Barış” çalışması, Avrupa Birliği’nin oluşmasında, ana kaynaklardan biri olur. Dünyanın her yanında düşünürler tarafından, Clausewitz’in “Topyekün Savaş” kuramına karşı, Kant’ın “Topyekün Barış” kuramının benimsenmesi, barış yolunda atılması gereken adımların başında yer alıyor. Çünkü barış dünyasının temellerini, işleri savaş olan askerler değil, işleri barış olan düşünürler atarlar.

*

Kare dünyada insanlığın geleceği, sürekli savaşla değil, kesintisiz barışla güvence altına alınır. Gelecekteki savaşların önüne, savaş kültüründen daha çok barış kültürüne, yeni açılımlar kazandıranlar geçerler. Her dönemde insanlar, savaş kültürünü zenginleştirmeye, barış kültürünü zenginleştirmekten çok daha büyük önem verirler. Yönetimlere barışı sevdirmek savaşı sevdirmek daha zor gelir. Bunun için tarihe damgalarını, barış yüzyıllarından önce savaş yüzyılları vururlar.

*

Yönetim katına “vurana elsiz” ve “sövene dilsiz” olmayı öneren, insanların dünyaya savaş için değil, barış için geldiklerini söyleyen, Yunus gibi düşünenler, “barış barış bilmektir”, “barış hayatı bilmektir”, “barış insanı bilmektir” diyenler, bütün insanlığa barış getirirler. Dünyada insanın değerini ve görevini bilmeyenler, yalnızca savaşmayı bilirler, savaş her şeydir, savaşı kazanmak için her yola başvurulur derler. Oysa dünyada savaş küçük, barış büyük eylemdir.

*

Dünyada insanın gücünü kavrayanlar, barışının gücünü kavramakta güçlük çekmezler. Bu yüzden dünyanın her ülkesinde barıştan uzaklaşanlar, ekonomik ve kültürel hayattan uzaklaşırlar. Barış dönemlerinde gençler yaşlıların, savaş dönemlerinde yaşlılar gençlerin ölümlerini görürler. Her genç ölümle, yalnızca yakınları değil, bütün insanlar birlikte ölürler. Doğal hayatta savaşla barış arasında, eşsiz bir denge bulunur. Dengeyi bozanlar yeni savaşların tetikleyicileri olurlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde savaşların üstesinden, bilgelikle silahlanan insanlar gelirler.

*

Dünyada savaşlar güçleri büyük, barışlar bilgelikleri büyük olanlardan kaynaklanır.

*

Her insan dünyayı, Cehennem’e değil, Cennet’e çevirme sorumluluğu taşır.

26 Şubat 2022, 00:10

Muhittim Şimşek Hoca'nın sunumu ve Mustafa Acar, Nimetullah Akın, Ömer Alptekin, Zeki Çizmecioğlu, Sebahattin…

Muhittim Şimşek Hoca'nın sunumu ve Mustafa Acar, Nimetullah Akın, Ömer Alptekin, Zeki Çizmecioğlu, Sebahattin Çevikbaş, Cengiz Güngör,A.Osman Öncel,Tahir Nakip,Kadir Ulutaş Hoca'ların katılarıyla geçmişten geleceğe "Üniversitelerin Sorunları"nı ele aldık.

26 Şubat 2022, 11:46

DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNDE ORTAK AKIL KÜLTÜRÜN POLİTİKANIN EKONOMİNİN ANA KAYNAĞINI OLUŞTURUR

Bütün toplumlarda kültürün, politikanın ve ekonominin yediveren gülleri, ortak akılların oluşturduğu, özgürlük ortamında açar. Göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, açıklık içinde sürekli yenilen, bütün kuruluşların temelinde, birden fazla insanın ortak aklı vardır. Ortak akıllar sağlıklı bir pazar ekonomisinin olduğu kadar, katılımcı bir demokrasinin de, en büyük ve en önemli kaynaklarıdır. Paylaşmanın, dayanışmanın ve yardımlaşmanın dönüştürücü gücü, ortak aklın gizemli yapısında gizlidir.

*

Ülkelerin üretim güçlerini, sahip oldukları ortak zenginliklerden daha çok, ortak akılların ortaya çıkardıkları, dünyada sayıları milyarları aşan, değişik büyüklüklerdeki kuruluşlardan kaynaklanır. Ortak akılların oluşturdukları özgürlük ortamında, değişik kuruluşların doğurduğu üretim coşkusu, dalga dalga toplumun bütün kesimlerine yayılır. İnsanlık tarihinin en eski kuruluşu aile, bütün toplumlarda ortak akılların oluşturduğu küçük kuruluşların başında yer alır.

*

Dünyanın her ülkesinde, iki insanın ortak aklının temelini oluşturduğu, donanım ve yazılım alanlarında, üretim yapan kuruluşların, sayıları yıldan yıla katlanarak artıyor. Onların ekonomik, siyasal ve kültürel hayata katkıları, devletlerin katkılarından çok daha büyüktür. Ortak akılların büyüttükleri kuruluşlar, bütün ülkelerde kültürlerin, ekonomilerin hayat kaynaklarıdır. Ortak akıllardan yararlanmasını bilen kültürlerin, kuruluşları gibi, ekonomileri güçlü olur.

*

Tarihin her döneminde, ister Doğu’da ister Batı’da olsun, bütün toplumların,siyasal, ekonomik ve kültürel başarılarında, ortak akıldan yararlanmasını bilen kuruluşlar vardır. Ortak akıl her toplumda ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın, sürükleyici gücünü oluşturur. Ortak aklın ürünleri kuruluşlarla, insanlığın yüzyılların içinde oluşan bilgi ve bilgelik birikiminden, bütün ülkeler yararlanır. Kültürel zenginleşmenin ve ekonomik gelişmenin yolunu, ortak akıllardan yararlanmasını bilenler açar.

*

Silikon Vadisinde başarılı örneklerinin görüldüğü, en az iki kişinin bir araya gelmesiyle, ortaya çıkan kuruluşlar, bütün dünyada köklü dönüşümlere yol açıyorlar. Onlar insanlığın yararına olan ürünleriyle ve hizmetleriyle, ekonomiler arasında olduğu kadar, kültürler arasında da iletişim ve etkileşim kanalları açarak, insanlığın ortak bilgi ve bilgelik birikimine katkıda bulunuyorlar. Onların başarısı bütün insanlığın, bütün ülkelerin başarısıdır. Onlardan bütün dünya yararlanıyor.

*

Hayatın bütün alanlarında, ortak akıllar sorun değil, çözüm üretirler. Üretimin olduğu yerde, çatışmadan daha çok, iyileştirmede yarışma olur. Ortak akılla üretim gücünü büyüten kuruluşlar, aralarında hem zararları hem kazançları paylaşmakta zorlanmazlar. Bütün toplumlarda ortak akıl, en canlı, en güçlü ve en etkili kaynaktır. Bu yüzden ortak aklın ürünleri olan kuruluşlar, bütün dünyada ekonomik ve kültürel gelişmelerin, çığır açıcı öncüleri olmaktadırlar.

*

Ortak akıl geleneği güçlü olan toplumların, hem kültürleri, hem ekonomileri, hem yönetimleri, hem kuruluşları güçlü olur.

*

Kuruluşlarda beyinin işlevini gören ortak akıl, bütün toplumlarda, en büyük ve etkili güç kaynağı olmuştur.

*

Ekonomik, siyasal ve kültürel kuruluşlarda, ortak aklın yerini, hiçbir insanın aklı dolduramaz.

27 Şubat 2022, 12:44

GECELERİN GÜNDÜZLERE DÖNÜŞTÜĞÜ DÜNYADA SİLAHLARDAN ÖNCE KÜRESEL ETİK DEĞERLERE İÇTENLİKLE SARILANLAR AYAKTA KALIRLAR

Tarım toplumlarının sanayi toplumlarına, sanayi toplumlarını bilgi toplumlarına kuruluşlar dönüştürmüştür. Bilgi toplumlarını etik toplumlara yine kuruluşlar dönüştürecektir. Onlar hem tarım,hem sanayi, hem bilgi toplumlarında, yaptıkları yeniliklerle, çığır açıcı buluşlarıyla, en önemli katkıları yapmışlardır. Biçerdöverler tarım, buhar makinaları sanayi, bilgisayarlar bilgi toplumlarında, köklü dönüşümlere yol açan, önemli buluşlar olmuştur.

*

Dünyanın önde gelen şehirlerinde, tarım, sanayi ve bilgi toplumlarının kuruluşları, yan yana yer alıyorlar. Bilgi kuruluşları sanayi kuruluşlarını, sanayi kuruluşları tarım kuruluşlarını dönüştürüyor. Her toplumun kuruluşları buluşlarıyla, kendisinden önce gelen toplumların, kuruluşlarının üretimlerini kat kat artıyorlar. Kuruluşların dönüştürücü güçleri, ellerindeki verileri insanlığın iyiliği yolunda, değerlendirmesini bilmelerinden kaynaklanıyor.

*

İletişim araçlarının çok hızlı gelişmesiyle, kuruluşlarda sermaye büyüklüğü değil, eldeki veri büyüklüğü önem kazanmıştır. Toplanan veriler iki yanı keskin kılıçlar gibi, iyilikleri büyüttükleri gibi, kötülükleri de büyütürler. Yeni gelişmelerle her alanda, büyük bir güç kayması yaşanıyor. Ancak karanlığın olmadığı dünya, her alanda kötülüğe giden, bütün yolları kapatmaya zorluyor. Bu yüzden kuruluşların etik sorumlulukları, günden güne katlanarak artıyor.

*

Ülkelerde birbirini izleyen, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin, kaynaklarını kurutmak için, etik değerlerin her ülkede baştacı edinilmesi, hayati önem taşıyor. Kuruluşların ellerine geçirdikleri verilerin büyüklüğü, yapıcı güçlerinin olduğu kadar, yıkıcı güçlerinin de en önemli göstergesidir. Yeni dünyanın yeni petrolü, yeni atom bombası, büyük veridir. Bunun için kuruluşların denetiminde, yasalar kadar etik değerler de, büyük ağırlık kazanmıştır.

*

Büyük verinin yapıcılığından yararlanmada, bütün kuruluşların ihtiyaç duyduğu etik değerler, iyilikleri kötülüklerden, doğrulukları yanlışlıklardan, güzellikleri çirkinliklerden, tokgözlülükleri açgözlülüklerden ayıran, yüzyıllar içinde oluşan küresel ilkelerdir. Onların sesi tarihin derinliklerinden, kuruluşlara ve insanlara seslenen, ortak sağduyunun sessiz sesidir. Dünya tarihinin her döneminde, etik değerler insanlığın, ortak aklının özü ve özeti olmuşlardır.

*

Kuruluşlara yüzyılların içinden, geleceği haber veren sağduyunun ve ortak aklın sesini duymayanlar, yaşanılan dünyada haksızlığa uğrayan insanların seslerini hiçbir zaman duymazlar. Dünyada sürekli tartışılan, etik değerlerin ayaklar altına alındığı toplumlarda, kuruluşlar bütün insanlar için, hayatı önemli kılacak, hayata anlam kazandıracak, ürünleri, hizmetleri ve bilgileri üretemezler. Ekonomik yasaların geçerlilikleri, etik değerlerle güvence altına alınır.

*

Etik değerler işleri kusursuz yapmanın değil, kusursuz işleri yapmanın yol haritalarıdır.

*

Etiksiz kuruluşların toplumlarda, yol açtıkları hasarların üstesinden, etikle gelinir.

*

Karanlıkların bütünüyle aydınlatıldığı dünyada, iyi olan etiktir, etik olan iyidir. BÜTÜN ARKAŞLARIMIZIN MİRAÇ İLE SİLAHLANMALARI DİLEKLERİYLE KANDİLLERİNİ KUTLUYORUZ.

28 Şubat 2022, 11:37

DÜNYADAKİ SAVAŞ COĞRAFYALARINI BARIŞ COĞRAFYALARINA OTOKRATİK DEĞİL DEMOKRATİK YÖNETİMLER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Doğu Hristiyanlığının Roma’sı İstanbul’un, Türklerin eline geçmesinden yüzyıl sonra, Kuzey İslam dünyasının Medine’si Kazan, Kuzey Avrupa’nın Haçlıları Ruslar tarafından ele geçirilerek yakılır ve yıkılır. Batı’nın ve Doğu’nun Roma’sının ardından, Kuzeyin Roma’sı olmaya özenen Moskova, Baltık kıyılarına kadar uzanan Kuzey Türklerinin kültürel kaynaklarını kurutmak ve can damarlarını kesmek için, elinden geleni fazlasıyla yapmaya çalışır. * Baltık kıyılarından Pasifik kıyılarına kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada, Ortodokslarla Müslümanların medlerle ve cezirlerle dolu hesaplaşması, Yirmi birinci yüzyılda ara vermeden, bütün hızıyla devam ediyor. Müslümanların ve Hristiyanların birlikte yaşadıkları Kuzey dünyasının şehirlerinde, Soğuk Savaş sonrasının Ortadoğu şehirlerinde olduğu gibi, Yeni Hitler’ler, Yeni Stalin’ler yüzünden, akan kanlar ve dökülen gözyaşları birbirine karışıyor.

*

Hristiyanlarla Müslümanların hem Afrika’da, hem Avrupa’da, hem Amerika’da, hem Asya’da, iletişim ve etkileşim içinde birlikte yaşıyorlar. Barış ortamını dinamitleyecek bir kıvılcım, hangi taraftan gelirse gelsin, kaybettirdikleri çok büyük, kazandırdıkları çok küçük, olan savaşlara yol açar. Yirmi birinci yüzyılın savaşları, düzenli güçlerle cephelerde değil, düzensiz güçlerle şehirlerde yapıldığı için, askerlerden kat kat fazla çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hayatlarının yitirirler.

*

Geçen yüzyılın sonunda Belgrad’ın Saraybosna’da estirdiği savaş kasırgasını, Moskova Kiev’de estiriyor. Dünyada ülkelerin birbirlerine iletişim ve ulaşım ağlarıyla bağlandığı dönemde, ülkeler silahlı güçleriyle gittikleri ülkelerde uzun süre kalamazlar, er ya da geç geldikleri yere dönmek zorunda kalırlar. Silahlı güçler şehirlerin binalarını yıkarlar, ancak insanların dirençlerini kıramazlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde, Afganistan’da, Irak’ta olduğu gibi, silahlarla gelenler güllerle karşılanmazlar.

*

Dünya şehirleri arasındaki, uzaklık yakınlık farkının ortadan kalkmasıyla, iki şehir arasında silahlı güçlerle yapılan savaşlar, çok kısa zamanda dünyanın bütün şehirleri arasında, silahsız güçlerle yapılan savaşlara dönüşürler. Yuvarlak küreden düz kareye dönüşen dünyada, bütün şehirler aynı binanın, farklı katlarında oturan komşulara benzerler. Alt ya da üst katlardan birinde çıkan yangın, aradan çok zaman geçmeden, bütün binayı sarar, yangından bütün katlar etkilenir.

*

Silahlı güçlerden daha çok silahsız güçlerin öne çıktığı yeni dünyada, finansal kaynaklar ağırlıklarını yitirirken, kültürel kaynakların ağırlıkları artıyor. Sermaye gücünün yerine bilgi gücünün geçmesiyle, silahlı güçler ülkelerin su üstünde kalan görünen yüzlerini oluştururken, silahsız güçler su altında kalan görünmeyen yüzlerini oluştururlar. Gelen yüzyılda ülkelerin başarıları, görünen yüzlerinden daha çok, görünmeyen yüzlerine dayanır. Bir yüzde yazılan, bir yüzde okunur.

*

Dünyanın bütün şehirleri, savaş rüzgarları değil, barış rüzgarları estiren Yeni Gandi’ler istiyor.

*

Şehirlerde silahlarla yürüyenler, binalardan yönelen bütün namlularının hedefi olurlar.

*

Sınırsız dünyada şehirlere, tanklarla gelen askerler, şehirlerine tabutlarla dönerler.