Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Haziran 2022

36 yazı

1 Haziran 2022, 12:51

DÜNYANIN BÜTÜN ÜLKELERİNDE KADINLAR İNSANLIĞIN ORTAK AKLININ YARISINI OLUŞTURURLAR

Gösterişten uzak, hayattan kopmadan, kendi dünyasında yaşayan Anadolu kadını, kurumsallaşmış baskılara aldırmadan, hayatı anlamlı kılmasını bilmiştir. Anadolu kadınları dayandıkları, ekonomik ve kültürel temelleri güçlendirmek için, hızlı bir dönüşüm yaşamaktadırlar. Onların üniversitelerdeki başarıları, hayatın bütün alanlarına yansımıştır. Onlar Anadolu’nun zengin bilgi ve bilgelik birikimiyle, düz kare dünyadaki sarsıcı ve dönüştürücü gelişmelere, uyum sağlamada yolunda hiç zorluk çekmemişlerdir.

*

Hac sonrası Lübnan’a giden Malcolm X, caddelerde yarı Arap, yarı Fransız kadınları görünce, "Bir ülkenin toplumsal yapısını değerlendirmek için, yalnızca sokaklardaki kadınların giyimlerine, kuşamlarına, tutumlarına ve davranışlarına bakmak yeterlidir" yargısına varmıştır. İstanbul'da caddelerde genç kadınlara bakıldığında, nasıl büyük bir toplumsal ve kültürel dönüşüm yaşandığı açıkca gözlenmektedir. Ülkelerde kadınların eğitim seviyesini yükselmesi, her zaman ekonomik, siyasal ve kültürel yapıda, köklü dönüşümlerin habercisi olmuştur.

*

Geleceğin dünyasında kendilerine, geniş bir alan açmak isteyen ülkeler, her şeyden önce dışalıma dayanan bir ekonomik ve kültürel yapıdan, dışsatıma dönük bir ekonomik ve kültürel yapıya geçmek zorundadırlar. Bunun için toplumun bütün kesimlerinin, eğitim ve kültür seviyesi yükseltilerek, her yaşta kadın ve erkeğin, üreten el olması büyük önem taşımaktadır. İslam dünyası tüketici dünyadan, üretici dünyaya dönüşme yolunda önemli adımlar atmıştır. Artık bütün ülkeler, dünya pazarlarında aranılan ürünler, üretmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar.

*

Müslüman ülkelerin dış ticarette açıklarının azalması sağlıklı, dengeli ekonomik ve kültürel yapıya ulaşmaları, cinsiyet farkı gözetmeden, toplumun bütün kesimlerinin, üretici güçlerinin büyütülmesine bağlıdır. Bir ülkede insanlar en azından, tükettikleri kadar üretmezlerse, yalnızca ülkelerini değil, bütün ülkeleri yoksullaştırırlar. Tüketime verilen önem kadar, üretime önem verilmezse, toplumlar hem kültürel hem ekonomik alanda, canlılıklarını koruyamazlar. Hızla değişen kare dünyada, üretimde yarışmak bütün insanların işidir.

*

Varlıklı ve sağlıklı bir toplum oluşturmak, kadın ve erkek bütün kesimlerin, birbirinden daha fazla üretmek için, ömür boyu yarıştıkları kesintisiz devam eden bir süreçtir. Bir ülkede insanlar açlık çekiyorlarsa, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir insanın tok dolaşma hakkı yoktur. Dünyada bir insan, açlıktan ölüyorsa,onun ölümünden yaşayanlar sorumludur. Bütün insanlara ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketenlerin, açlıktan ölen insanların katilleri olduklarını anlatmadan, dünyadaki yoksulluğun üstesinden gelmek mümkün değildir.

*

Küresel dünyanın bütün ülkelerinde, ekonomik ve kültürel zenginliğin, sürükleyici gücü kadınlardır. Kadınların desteğini almayan ekonomik, siyasal ve kültürel hareketlerin, başarıya ulaşma şansları yoktur. Savurganlığın bir erdem olmadığını anlatmada, kadınların desteğini almayanlar, hiçbir zaman başarılı olamazlar. Toplumların güçlü olmaları, üretirken ve tüketirken, büyük bir sorumluluk duygusuyla, hareket etmelerine bağlıdır. Kadınları ve erkekleri, ortak aklın iki yarısı olarak görmeyen ülkeler, yoksulluk sorununun üstesinden gelemezler.

*

Dünya ekonomisinde ağırlık ve güç merkezi, erkek çalışanlardan kadın çalışanlara kayıyor.

*

Ülkelerin ekonomik ve kültürel güçleri ,bütün alanlarda üretime katılanlara dayanır.

*

Toplumların başarıları, çalışanların üretmesini, sevmelerinden kaynaklanır.

2 Haziran 2022, 11:35

SINIRSIZ KARE DÜNYADA KUTSAL KÜLTÜRÜN GÜNEŞİ ORTABATI’DAN DEĞİL ORTADOĞU’DAN DOĞAR

İslam dünyasının merkezini oluşturan Ortadoğu, eşsiz ve bulunmaz jeokültürel ve jeoekonomik konumuyla, yalnızca Doğu’nun değil, dünyanın orta noktasında yer alır.Bu yüzden bütün ülkeler Ortadoğu’nun, kültürel ve ekonomik zenginliklerinden yararlanmaya devam ediyorlar. Uzağı,ortası,yakınıyla Avrupa’yı aydınlatan güneş, Ortabatı’dan değil Ortadoğu’dan doğar. Ortadoğu medeniyetlerin vatanı, kültürlerin harman olduğu coğrafyayı oluşturur.

*

Günlerine arkadaşlarına kalemini göstererek, “Bugün Ortadoğu için ne yazdınız” sorusuyla başlayan, Bilge Yazar Nuri Pakdil, yazılarında Ortadoğu’nun bir bütün olduğunu, sınır taşlarıyla bölünemeyeceğinin üzerinde önemle durur. Bütün dünyaya barış getirecek değerleri, Çin’de ve Hindistan’da aramayan Ortadoğu insanı, kutsal kültürün bilgi ve bilgelik hazinelerini, Mekke’den, Medine’den, Kudüs’ten bütün dünya şehirlerine taşır.

*

Ortadoğu’da İslam, Ortabatı’da Batı dünyasının düşünce ve eylem kaynaklarının temelleri atılır. Ortadoğu zengin coğrafyasıyla, İlk Peygamber’den Son Peygamber’e bütün peygamberlere saygı gösteren, Peygamberler arasında ayrım gözetmeyen insanlarıyla, dünya barışının en büyük güvencesi olma yolunda adım adım ilerliyor. Bütün dünya barış yolunun, filozoflardan, bilginlerden daha çok peygamberlerin, bilgelerin yolu olduğunu biliyor.

*

“Dört kitabın manasını bir Elif’te” bulanlar, akıl gözleriyle ufukları, gönül gözleriyle ufukların ötesini görürler. Onların yan yollara değil, orta yollara önem veren düşünce ve eylem dünyalarında, düşünülmeyenler düşünülür, yapılmayanlar yapılır. Onlar nerede olurlarsa olsunlar, silahlarla coğrafyaların değil, kitaplarla gönüllerin kazanılmasının peşinde koşarlar. Ve denizleri arayan nehirler gibi, doğrulukları ararlar, iyilikleri ararlar,güzellikleri ararlar.

*

Uluslarüstü kuruluşlar, büyük küçük dünyanın bütün ülkeleri, Ortadoğu’da savaş olursa, dünyanın hiçbir ülkesinde barış olmayacağını bilirlerse, silahlı ya da silahsız bütün güçlerini harekete geçirerek, savaşların önlenmesinde, ellerinden gelenin fazlasını yaparlar. Bizden olmayanlar, bize karşıdırlar diyenler,aynaya baktıklarında ellerinde kitap değil, silah taşıdıklarını görürler. Ancak kare dünyada silahlarla yürüyenler, silahların hem bağımlısı, hem tutsağı olurlar.

*

Ortadoğu’da ya da Ortabatı’da savaş ve güç peşinde koşanların şehirleri birer enkaza dönüştürdükleri bir dönemde, bütün ülkelerin insanlığın paha biçilmez bilgi ve bilgelik hazinelerine ihtiyaçları, yıldan yıla katlanarak artıyor. Dünyada hiçbir Ortabatı’lı filozuf, Ortadoğu’lu bir peygamberin bildiklerini bilemez. Peygamberler insanlığın atalarının yitirdikleri Cennet’i anlatırken, filozoflar bilmedikleri Yitik Cennet’i, el yordamıyla ararlar.

*

Dünyanın her yanında hem geçmiş, hem gelecek yüzyılları Peygamberler aydınlatırlar.

*

İnsanlığın anayurdu olan Yitik Cennet’in, yol haritası yalnızca Peygamberlere verilir.

*

Baba evini öldürücü silahlarla arayanlar, kare dünyayı Cehennem’e çevirirler.

3 Haziran 2022, 11:39

DÜNYADA HAVASIYLA SUYUYLA TOPRAĞIYLA ÇEVRE KİRLENMESİ KÜLTÜR KİRLENMESİNDEN KAYNAKLANIR. BUZ DAĞI GİBİ SUYUN ÜSTÜNDE KALAN ÇEVRE KİRLENMESİ

GÖRÜLÜR SUYUN ALTINDA KALAN KÜLTÜR KİRLENMESİ GÖRÜLMEZ.KÜLTÜR TEMİZLENMEDEN ÇEVRE TEMİZLENMEZ.

3 Haziran 2022, 11:50

SİLAHLI GÜÇLERİN BAĞDAT'TAN MARİUPOL'A ŞEHİRLERİ ENKAZA DÖNÜŞTÜRDÜĞÜ DÖNEMDE SİLAHSIZ GÜÇLERİN ÖNEMİ ARTIYOR

Bu yazı daha önce 22.09.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

İnsanlık tarihinin ilk yıllarından beri, yönetimde adaletin sağlanması, ülkelerin, kurumların, kuruluşların ana sorunu olmuştur. Hem Doğu’da, hem Batı’da pek çok düşünür, uzun ömürlü yönetimlerin ana özelliklerini, ele alan çalışmalar yapmışlardır. Bütün dünya üniversitelerinde ordular gibi değil, orkestralar gibi yapılanan, hiyerarşisiz, bürokrasisiz, protokolsuz yönetimlerin, başarılı sonuçlar almadaki önemleri tartışılıyor.

*

Yönetim ve Üretim alanlarının öncüleri, kurumlarda ve kuruluşlarda, her kademeden yöneticilerin katılımına açık, farklı görüşlere yer veren, birlikte konuşarak ve tartışarak, ortak karar almanın, üretim gücünü büyütmenin, ana dinamiğinini oluşturduğunu vurguluyorlar. Dünyanın her ülkesinde devlet yönetimleri, ülkelerin kaynaklarını değerlendirmesini bilen, kurumlara ve kuruluşlara ihtiyaç duyarlar. Kuruluşlar milletlerin üreten elleridir.

*

Zbignew Brezinsky “Satranç Tahtası” isimli kitabında, Amerika’nın Yirmi birinci yüzyılda Avrupa ve Asya ekseninde gücünü korumak için, silahlı ordularından daha çok, silahsız ordularına ağırlık vermesinin üzerinde önemle durur. Artık dünyada yalnızca Amerika’nın değil, Avrupa’nın, Asya’nın bütün ülkeleri, cephelerdeki sert güçlerinden önce, pazarlardaki esnek ekonomik ve kültürel güçlerine güvenmek zorundadırlar.

*

Amerika Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, dünya üretiminin yarısına yakını gerçekleştirirken, Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde dörtte birine düşmüştür.Bu yüzden gelecek yıllarda, Amerika Rusya gibi ekonomik üstünlüğüyle birlikte, askeri üstünlüğünü de yitirecektir. Artık dünyada ülkelerin güçleri, ordularının büyüklüğünden değil, dünya pazarlarında aranan ürünler üreten, kuruluşlarının çokluğundan kaynaklanıyor.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar ülkeler, kazanırken kazandırmasını bilen, ekonomik ve kültürel alanlardaki gelişmeleri doğru okuyan, kusursuz ürün üretmede, eksiksiz hizmet vermede, ilk sıralarda yer alan kuruluşlarıyla, hem sert hem esnek güçlerine, yeni zenginlikler kazandırırlar. Bunun için Amerika’nın ve Rusya’nın çözüm üreten silahlı güçleri, artık sorun üretmeye başlamışlardır. Silahlarla yürüyenler, silahlarla durduruluyorlar.

*

Temel bilimlerin etki ve tepki yasası, savaş alanlarında da geçerliliğini koruyor. Afganistan’da, Irak’ta açıkca görüldüğü gibi, sert güçleriyle gidenler,gittikleri ülkelerde, taraflara büyük zararlar veren, sert tepkilerle karşılaşıyorlar. Buna karşılık kuruluşlarının ürünleriyle, hizmetleriyle gittikleri coğrafyalarda devletleri, bütün ülkeler sevgiyle ve saygıyla karşılıyorlar. Her ülkede silahlı güçlere silahlı, silahsız güçlere silahsız tepkiler veriliyor.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde, omuzlarında silah taşyanlar, ellerde güllerle karşılanmazlar.

*

Ekonomide tüketiyorum öyleyse varım denilmez, üretiyorum öyleyse varım denilir.

*

Kuruluşların güçleri kazandıklarından önce, kazandırdıklarından kaynaklanır.

4 Haziran 2022, 11:36

KÜRESELLEŞME AÇIK DEMOKRATİK YÖNETİMLER İÇİN BİR FIRSATKEN KAPALI OTOKRATİK YÖNETİMLER İÇİN BİR TEHDİTTİR.MEVLANA'NIN PERGELİ GİBİ OLMAYAN

TOPLUMLAR EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL CANLILIKLARINI UZUN SÜRE KORUYAMAZLAR. TEŞEKKÜRLER Prof.Dr.MUSTAFA ACAR TEŞEKKÜRLER Dr.ERCAN ÖZÇELİK.

4 Haziran 2022, 11:46

İSLAM’IN KÜRESEL DEĞERLERİ DEMOKRASİ’NİN İLKESEL KURALLARIYLA ÇATIŞMAZ

Türk ve İslam dünyasında demokrasi, istenen ve beklenen düzeyde araştırılmamıştır. İslam dünyasındaki Müslüman demokratlar, dünyadaki Hristiyan demokratlarla, yardımlaşma, dayanışma ve görüş alışverişinde bulunma yolunda adım atmada yavaş davranıyorlar. Oysa demokrasiye dayalı katılımcı yönetim, pazara dönük paylaşımcı ekonomi, insanların temel hakları ve özgürlükleri, bütün ülkelerin çözüm bekleyen ortak sorunlardır.

*

“ İsyanın macarcasına ezilmenin Çekoslovakçasına / Yanmanın Polonyacasına direnmenin Vietnamcasına” elini uzatmaya ve sesini duyurmaya çalışan, Erdem Bayazıt’ın “İslam Monarşi’yle ve Oligarşi’yle uyuşuyor, Demokrasi’yle neden uyuşmuyor” sorusuna, düşünce sevdalısı Müslüman aydınlar, cevap aramak zorundadırlar. Yirmi birinci yüzyılda hiçbir aydın, demokratik yönetimlere karşı, otokratik yönetimleri savunmak istemez.

*

Yönetim Bilimleri dünyasında, Demokrasi nasıl tanımlanırsa tanımlansın, Liberalizm, Sosyalizm, Faşizm gibi bir öğreti değil, yönetimde güçler ayrılığını vurgulayan, yönetenlerin yönetilenler tarafından seçilmesini öneren, herkesin seçme ve seçilme haklarını savunan, bir yönetim yöntemidir. Bunun için Batı ülkeleri başta olmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde benimsenir. Hiçbir ülke Demokratik yönetimden, Otokratik yönetime dönmek istemez.

*

Demokrasiler değer üretmezler, değerleri korurlar. Bu yüzden Otokratik ülkeler de Demokratik olduklarını olduklarını, Demokratik kurumlara, Demokratik kurallara sıkı sıkıya bağlı olduklarını, vurgulamaktan geri kalmazlar. Ancak Demokratik yönetimlerde en önemli nitelik, bütün yönetilenlerin yönetenlerin seçimlerine katılmasıdır.Bu bağlamda herkesin eşit olduğunu savunan Medine yönetimi, eşitliğin olmadığı Atina yönetiminden çok daha üstündür.

*

Ülkeler büyüdükçe Katılımcı Demokratik yapıların yerine, Temsili Demokratik yapılar geçer. Yönetilenlerin yönetim katılmaları, yerel yönetimlerde daha büyükken, merkezi yönetimlerde daha küçüktür. Doğrudan katılımın yerini, temsili katılım alır. Dünyada uygulanan Demokrasinin kökleri, Amerikan ve Fransız devrimlerine kadar uzanır. Eğitimli eğitimsiz, kadın erkek herkese oy hakkı, Yirminci yüzyılın birinci yarısında verilmiştir.

*

Kemal Karpat’ın “Türk Demokrasi Tarihi” kitabı okunduğunda, Türkiye’nin hiçbir Avrupa ülkesinden geri kalmayan, zengin bir demokratik yönetim birkimi olduğu görülür.Türkler Tanzimat’tan bu yana, dünyadaki gelişmeler uyum sağlamak için, kendilerine özgü bir değişim ve dönüşüm yolu izlemişlerdir. Türkiye’de Cumhuriyet tarihi boyunca geliştirilmeye çalışılan Demokratik yönetim, geçmiş yılların yenilenme birikimine dayanır.

*

Türkiyenin geleceği, Demokratik yönetimi ne kadar içselleştirse, o kadar parlak olacaktır.

*

Demokratik ülkelerde yönetilenlerin, en büyük, en güçlü, en etkili silahları oylarıdır.

*

Oylarının değerini bilen insanlar, kaynaklarını değerlendirmesini bilirler.

5 Haziran 2022, 11:39

Sevgili Selman Cumhuriyet döneminde gelmiş bir Horasan

Sevgili Selman Cumhuriyet döneminde gelmiş bir Horasan Eren'i olan Fethi Gemuhluoğlu ile tanışmamız, DPT'da çalışmaya başlamız, Turgut Özal'ı, Muammer Dolmacı'yı, Ruşen Gezici'i Nuri Pakdil'i, Erdem Bayazıt'ı, Akif İnan'ı ve Rasim Özdenören'i tanımamız,"GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE" kitabımızın 11. baskısında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Sevgili Osman Birkan gibi söz konusu çevreyi tanıyan dostlarımız daha ayrıntılı bilgi bulabilirler. Sevgili Selman hiç sevmediğim asık suratlı resimimiz yerine, daha gülen yüzlü bir resim koyarsanız sevinirim.Her şeyin başı güler yüz ve tatlı dildir. Güler yüzlerin ve tatlı dillerin açamayacağı hiçbir kapı yoktur. Sevgili Selman "Önden Giden Öncüler"in hepsine rahmet okunmasına vesile olduğunuz için teşekkür ederim.

5 Haziran 2022, 11:45

DÜNYADA ÇEVRE SORUNLARININ DORUK NOKTASINA ULAŞTIĞI DÖNEMDE SANAL EKONOMİ DEĞİL DOĞAL EKONOMİ ÖNEMLİDİR

Yıllar içinde yeni boyutlar kazanan çevre sorunları, siyasal sınırları aşarak, bütün ülkeleri etkiliyor. Yoksulluğun ve savaşların önlenmesi gibi, çok boyutlu çevre sorunları, bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu, ortak sorunların başında geliyor. Çünkü dünyanın bütün ülkelerinde, dokunulmazlık kazanan sanayi kuruluşlarının baca gazları, fiziksel ve kimyasal atıkları, hayatın sürmesinde vazgeçilmez bir yer tutan, havayı, suları ve toprakları kirletiyorler.

*

Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde sayıları, yıldan yıla doğrusal olarak artan arabaların, karbon salınımlarının yol açtığı küresel ısınma, iklim değişiklikleri uluslararası kuruluşların gündemlerinde önemli yer tutuyor. Dünyanın bütün üniversitelerinde, atıkları büyüten doğrusal ekonomiden, atıkları azaltan döngüsel ekonomiye geçmenin yolları ve yöntemleri araştırılıyor. Sanayi kuruluşlarında üretimim, tüketimin ve yönetimin yalınlaştırılması tartışılıyor.

*

Dünyanın önde gelen sanayi ülkelerinin, başını çektiği üretimde ve yönetimde “Sanal ekonomi daha önemlidir” paradigmasından, “Doğal ekonomi daha önemlidir” paradigmasına geçme yolunda, bütün ülkelerde çalışmalar yapılıyor. Bu yüzden çevre sorunlarının üstesinden gelmede, sellerin, su baskınlarının, kasırgaların önlenmesinde ülkelerin, Birleşmiş Milletler gibi, uluslarüstü kuruluşlarda, işbirliği yapmaları öncelik ve ağırlık kazanıyor.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde dizginlenemeyen fiyat artışları, zincirleme yayılan finansal krizler, önlenemeyen savaşlar hem demekratik, hem otokratik yönetimleri sarsıyorlar. Doğrusal büyümeyle açgözlülüğü özendiren yönetimler güçlerini yitirirken, tokgözlülüğü benimseyenler güç kazanıyorlar. Amerika’da, Avrupa’da göz boyacı ve aldatıcı pazarlama yöntemleriyle, sürekli kamçılanan açgözlülük, bütün ülkelerde krizleri derinleştirerek yaygınlaştırıyor.

*

Batı ülkeleri sınırlı dünyada sınırsız büyüme peşine düşerek, ihtiyaçlardan önce istekleri karşılamaya çalışıyorlar. Ve kendileriyle birlikte bütün ülkeleri, ekonomik, siyasal ve kültürel krizlere sürüklüyorlar. Sınırsız istekleri karşılamaya çalışan ülkeler krizleri büyütürken, sınırlı ihtiyaçları karşılamaya önem veren ülkeler krizleri azaltıyorlar. Bu yüzden sürdürülemez doğrusal büyümeden, sürdürülebilir doğal büyümeye geçmek, bütün ülkeler için hayati önem taşıyor.

*

Ağaçlar doğal nasıl büyüyorlarsa, ekonomiler de öyle doğal büyürlerse, bütün insanların vazgeçilmez, zorunlu ve temel ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanırlar.Topraktan uzaklaşan sanal ekonomiler, her yerde doğal hayatın ekonomik gerçeklerinden uzaklaşırlar. Bu yüzden ekonomilerin sanal alanını büyütenler, giderlerini düşürmek, gelirlerini artırmak amacıyla, paradan para kazanmayı özendirerek, doğal ekonomik alanda büyük kıtlıklara yol açarlar.

*

Üretimde büyüme sınırsız, insanların ihtiyaçları sonsuz diyenler, doğal hayatı tahrip ederler.

*

İhtiyaçlarından daha fazlasının peşinde koşanlar, bütün krizlerin değirmenine su taşırlar

*

Sınırsız büyümeyle sanal ekonomi gelişirken, sınırlı büyümeyle doğal ekonomiyi gelişir.

6 Haziran 2022, 13:09

SEKÜLER KÜLTÜRE DAYANAN DEMOKRASİ DİLİNDEN KUTSAL KÜLTÜRE DAYANAN DEMOKRASİ DİLİNE GEÇMEK

Sanayi odaklı küre dünyanın demokratik dili gibi, bilgi odaklı kare dünyanın da, kendine özgü bir demokratik dili vardır. Sanayi yüzyılından bilgi yüzyılına, demokrasinin dili hızla değişiyor. Küre dünyanın demokratik dilinde, seküler kültürün kavramları öne çıkıyordu. Kare dünyanın demokratik dilinde ise, kutsal kültürün kavramları öne çıkıyor.

*

Yirminci yüzyılın demokratik diline Hristiyan demokratlar damgalarını vurdular. Onlar kutsal kültürün değerlerini, demokratik dile çevirerek, bütün dünyada kabul görmesinin yolunu açtılar. Yirmi birinci yüzyılın demokratik diline, Müslüman demokratlar damgalarını vuracaklar. Müslüman demokratlar, Mesnevi ile, Mukaddime ile yeni bir demokratik dil oluşturacaklar.

*

Kendi dünyalarında tek başlarına birer güneş olan Mevlana'nın ve İbn Haldun''un, Yunan düşüncesinden ödünç aldıkları hiçbir şey yoktur. Yirmi birinci yüzyılda, azınlığa dayanan Atina demokrasisini, çoğunluğa dayanan Kudüs demokrasisine dönüştürecek, Mesnevi'den ve Mukaddime''den daha hayatın içinde, başka kaynak yoktur. Dünyanın beklediği yeni demokratik dil, Mevlana'yla, İbn Haldun'la inşa edilecektir.

*

Demokratik kültürün dili yalındır, kutsal kültürün dili gibi, zengin ve derin değildir. Kutsal kültür demokratik kültür dışı değil, demokratik kültür üstüdür. Demokratik kültür, bardaktaki çay gibi, kutsal kültürün şekeriyle ve sütüyle, hem tatlandırılır, hem de renklendirilir. Çünkü, kutsal kültür, toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın, eşsiz tadı, doyumsuz hiçbir zaman solmayan rengidir.

*

Kutsal kültürün iki dünyayı kucaklayan zengin diliyle, demokratik kültürün diline yeni kavramlar, yeni açılımlar kazandırmadan, dünyadaki savaşların önünü almak mümkün değildir. Batı dünyası, İslam çaydaki şeker gibi, tad versin, ama kamusal alanda, hiç görülmesin istiyor. Ancak İslam iki dünya medeniyetidir, seküler kültür gibi, iki dünyayı birbirinden ayırmaz,birlikte bütünlük içinde ele alır.

*

Müslümanlar tarihleri boyunca, İbn Haldun gibi dünyaya, Mevlana gibi de, öteki dünyaya önem vermişler. Kutsal kültür, yalnızca özel alanı değil, hayatın bütün alanlarını kuşatan, bütüncül bir değerler yumağından oluşur. Kutsal kültürün dili, demokratik dili içeren, dünyada herkesin anlayabileceği, büyük dinlere yabancı gelmeyen küresel bir dildir.

*

Kutsal kültürün dilini bilmeyenler, demokratik bir dil oluşturamazlar.

*

Demokrasinin yalın dili, kutsalın derin ve zengin dilinden beslenir.

*

Dünyada kutsal kültürün ışığını, hiçbir güç kimse söndüremez.

7 Haziran 2022, 12:58

ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN ÜSTESİNDEN GELMEDE AİLELER KÜLTÜRLERİN ŞİRKETLER EKONOMİLERİN GÜVENCELERİDİR

Dünyanın bütün ülkelerinde aile ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın özünü oluşturur. İnsan ailenin, aile toplumun temel taşıdır. İnsansız aile, ailesiz toplum olmaz. Toplumun gücü, aileler arasındaki yardımlaşma ve dayanışmadan kaynaklanır. Ailesi sağlam olan toplumların, kültürel ve ekonomik yapıları sağlam olur. Ailenin korunması ve varlığını sürdürmesi, tarihin her döneminde, bütün toplumların ana sorunu olmuştur.

*

Ailelerin gücü eşler, çocuklar ve yakınların, sevgi ve saygı içinde oluşturdukları, paylaşma ortamından kaynaklanır. Ailelerde değişik kültürlerden gelen insanların, bir arada yaşamalarının doğurduğu, canlılık katlanarak topluma yansır. Farklılıklardan yararlanma eğitimi ailede başlar, toplumda derinlik kazanır. İnsanların tutumlarının ve davranışlarının, farklılık gösterdiği toplumlarda, sürekli değişen ve dönüşen, kültür ve ekonomi, yeni açılımların yolunu açar.

*

Toplumlarda paylaşma kültürünün zenginleşmesi, hayatın her alanında iş bölümüne, hız ve yoğunluk kazandırarak üretimi artırır. Paylaşılmayan zenginlik çoğalmadığı gibi, paylaşılmayan kültür zenginleşmez. Toplumların zenginleşmesinin kaynağında, paylaşmaya ve dayanışmaya dayanan, evler ve işyerleri vardır. Aileleri güçlü olan toplumların, kültürleri ve ekonomileri güçlü olur. Toplumlar sorumluklarının bilincinde olan, ailelerle uzun ömürlü olurlar.

*

Ev hayatın kültürel, iş ekonomik yüzünü oluşturur. Aile evde, ekonomi işte ortaklığa dayanır. Evsiz aile, şirketsiz ekonomi olmaz. Ev ailenin, şirket ekonominin koruyucusudur. Aile ekonomiyi, ekonomi toplumu güçlü kılar. Bu yüzden aile, tarih içindeki en eski, en köklü kurumlardan biridir. İlk örneğini bütün insanlığın atası, Adem ile Havva vermiştir. Ailenin güçlendirilmesi, dinlerin olduğu kadar, bilimlerin de ana konusudur.

*

Dürüstlük, güvenirlik, ailenin ve toplumun getirisi, en büyük ve en etkili olan sermayesidir. Hiçbir kültürde insan aileden, ekonomi ortaklıktan bağımsız olarak gelişmez. Aileler insanları, ortaklıklar ekonomileri yaşatırlar. Ekonomik yapıyı ve kültürel dokuyu sağlamlaştırmak, her ortaklığın başta gelen görevidir. Ekonomik ve toplumsal sorunlar, ortaklık dünyasında yardımlaşma ve dayanışma, kültürünün zayıflamasından kaynaklanırlar.

*

Aile toplumların kültürünü ve ekonomisini, yerinden oynatan en önemli, en güçlü kaldıraçtır.

*

Aileleri harekete geçirecek ana dinamiklerden, yoksun olan toplumlar gelişemezler.

*

Kültürler ailelerin, ekonomiler şirketlerin, binbir çiçek açan bahçeleridir.

8 Haziran 2022, 10:59

CAHİT ZARİFOĞLU'NUN "YEDİ GÜZEL ADAM"LARINDAN OLMASINI BİLENLER GÜZELLİK YÜKLÜ BULUTLARIN ŞİİRİNİ YAKALAMASINI BİLİRLER

Bu yazı daha önce 08.06.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Edebiyatçı hayatın bütün boyutlarında, güzel olanı arayandır. Güzellikte sınır tanımayanlar, güzellik arayanların öncüleri olurlar. Çok boyutlu edebiyat dünyasının kapıları, düşünce ve eylemleriyle, güzel olmasını bilenlere açılır. Edebiyat hiç kimsenin kolaylıkla anlatamadığı, görünce herkesin anladığı, güzelliklerin peşine düşmektir. Edebiyatçı güzellik avcısıdır. Hayat güzelliktir, güzellik hayattır. Dünyanın her yanında hayatı, herkes için yaşanır kılanlar, hayatınn güzelliklerini görenlerdir, hayatın şiirini yakalayanlardur..

*

Anadolu'da bin yılda Hacı Bektaş'ın,Hacı Bayram'ın şiirleriyle, yoğurulan insanların kültüründe, güzellikte yarışmanın yeri ve zamanı yoktur. Toplumun bütün kesimleri, doğumdan ölüme kadar, güzellikte yarışmak zorundadırlar. Güzellikte yarışmanın olmadığı toplumlarda, edebiyatın hiçbir alanında, hayatın hiçbir boyutunda zenginleşme olmaz. Toplumları dönüştürenler, her alanda güzellikte yarışmasını bilenlerdir. Edebiyat dünyasının öncüleri, insanları değiştiren edebiyatın sırlarının, hayatın sınırsız güzellikleri içinde gizlendiklerini bilirler.

*

"Menziller"in şairi, Cahit Zarifoğlu şiiri gibi, kendisini hemen ele vermeyen, yorulma bilmeyen bir güzellik avcısıdır. Güzellik avcıları gece uyurken değil, gündüz uyanıkken güzel rüya görürler. Onlar güzelliğin şiirinin, rüyasız yazılamayacağını bilirler. Anadolu'yu dönüştürenlerin düşünce ve eylem dünyaları şiirle yoğrulmuştur. "Doğruluğa aşıktır doğru canlar / Doğrulukta bulur onu bulanlar" diyen Yunus gibi, hayatın şiirini yakalayanlar da "Güzelliğe aşıktır güzel olanlar / Güzellikte bulur şiiri bulanlar" demekten hiç geri durmazlar.

*

Güzelliğin şiirini yakalamak, kalabalıkların değil, kalabalıklar arasında yalnız kalmasını bilenlerin işidir. Onlar, hayatlarının her aşamasında dünyaya yalnız geldiklerini, dünyadan yalnız gideceklerini bilirler. Hayatın her alanında, her güzellik, her zaman, yalnızlığın derinliklerindedir. Kalabalıklar arasında, yalnızlığın derinliklerinde, büyük yolculuklara çıkmasını bilmeyenler, güzelliğin şiirini yakalamakta büyük güçlük çekerler. Bütün dünyada, güzelliğin şiirini bulanlar, kalabalıklardan uzak duranlardır.Güzelliğin yolu, hiçbir zaman kalabalıkların yolu olmamıştır.

*

Güzelliğin üzerinde güzellik vardır, diyenleri unutulmaz kılan, güzelliğin şiirini ararken, bıkmadan özverili ve usanmadan özgecili davranmalarından kaynaklanır. Kalabalıkta yalnız kalmasını bilenler, yalnızlıktan kurtulmakla kalmazlar, görünmeyen dünyanın güzelliklerini, görünen dünyaya yansımanın da imrenilen zirveleri olurlar. Ağaçlar, güller, güvercinler güzelliklerinin sırlarını, yalnızlığın derinliklerinde uzun yolculuklara çıkan, Sezai Karkoç gibi dünyaya "Yalnızlığın geyik gözlü köşesinen" bakanlara, ''Sigara külü kadar" yalnız olanlara açarlar.

*

Şairlerin dünyası gördükleri dünya değil, düşündükleri dünyadır. Onlar gördükleri dünyayı, düşündükleri dünyanın rengiyle boyarlar.

*

Şairler dünyada kalabalıkların baktıkları, doğal zenginliklere bakarlar, ancak hiç kimsenin görmediği güzellikleri görürler.

*

Ölümsüz şiirlerin şairleri, tarih içindeki geçmişten geleceğe giden, güzellik kervanının gizemli yolcularıdır.

*

İnsanlığın atalarının yitirdiği, Cennetin yol haritası, güzelliği arayan şairlerin şiirlerindedir. İSMİMİN BAŞ HARFLERİ "ACZ" TUTUYOR DİYEN, ZARİFOĞU'NUN YENİ BİR AYRIŞLIŞ YILDÖNÜMÜNDE, BÜTÜN "ÖNDEN GİDEN ATLILAR"A ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUM.

9 Haziran 2022, 12:05

KARE DÜNYADA EKONOMİK DEĞERLERİ ETİK DEĞERLERLE DİZGİNLEMESİNİ BİLMEYENLER SAVAŞLARIN ÖNÜNE GEÇEMEZLER

Yuvarlak bütünüyle görülmeyen küreden, her köşesiyle görülen düz kareye dönüşen dünyada, hem savaş, hem barış dönemlerinde etik değerler, hayatın her alanında belirleyicilik kazanıyorlar. İnsanlar için dünyaya bir yandan anlam, bir yandan değer kazandıran etik değerleri göz ardı eden toplumlar, kendilerini yıkıcı savaşların içinde bulurlar. Dünyayı büyük kıtlıklara sürükleyen savaşların üstesinden, ekonomik değerlerden önce etik değerlerle gelinir.

*

Camdan boş bir vazonun, büyük taşlarla, çakıl taşlarıyla ve iri kumlarla doldurulması istenirse, her yanı doldurmak için, çakıl taşlarından ve kumlardan önce, büyük taşlardan başlanılır. Öncelik büyük taşlara verilirse, çakıl taşlarına ve kumlara kolaylıkla yer bulunur. Kumlardan başlanılırsa, çakıl taşlarına ve büyük taşlara yer kalmaz. Vazodaki büyük taşlar, hayatı katlanılır kılan, her yerde geçerli, küresel etik değerlerin yerini gösterirler.

*

Yirmi birinci yüzyılda savaş yıllarının barış yıllarına, bilgi toplumlarının etik toplumlara dönüşmesinde, sürükleyici güçlerin başında, bütün insanlar için doğruyu gösteren bir pusula işlevi yüklenen etik değerler yer alır. Onlar cam vazonunu doldurulmasında olduğu gibi, ekonomik değerlerin yerini tutan çakıl taşlarından önce gelirler. Hayatın bütün boyutlarında, etik değerlere öncelik vermeyen toplumlar, başlarını krizlerden kurtaramazlar.

*

Ekonomik değerlere öncelik verilen toplumlarda işler iyi yapılırken, etik değerlerin önemsendiği toplumlarda iyi işler yapılır. Toplumlarda iyi işlerle kötü işlerin sınırlarını belirlemede, bilgi önemli ve gerekli olmakla birlikte, hiçbir zaman yeterli olmaz. Dünyanın bütün ülkelerinde, iyiyle kötünün sınırlarını belirlemede, her zaman etik değerler son sözü söylerler. Etik değerler hayatın her boyutunda, iyilikleri özendirme ve kötülükleri önleme ilkesiyle özetlenir.

*

İster tarım, ister sanayi, ister bilgi, ister değer toplumu olsun bütün toplumlarda, Doğu’da Batı’da bütün bilgelerin vurguladığı gibi, dünyada her şey karşıtlarıyla birlikte bulunur, bütün alanlarda hayatın canlılığı karşıtların birbirleriyle, bir yandan çatışmasından, bir yandan yarışmasından kaynaklanır. İnsanlar sürekli Cehennem başkalarıdır diyerek, kendilerini karşısındakilerin yerine koymadan, karar almaya kalkarlarsa yanılgıya düşmekten kurtulamazlar.

*

İnsanlığın geleceğini etkileyen, ilk insandan beri biriken bilgi birikiminden yararlanmada, bütün dalların öncülerine, büyük görevler yanında, büyük sorumluluklar düşüyor. Onlar hangi alanın öncüleri olurlarsa olsunlar, bilgilerini etik değerler ışığında zenginleştimek zorundalar. Etik değerleri gözetmeyenler, hem karşılarındakilere, hem kendilerine büyük zararlar verirler. Etik değerlerin unutulduğu toplumlarda, gökyüzünden yağmurdan daha çok bomba yağar.

*

Dünya tarihinde kötülükleri büyütenler değil, iyilikleri büyütenler kalıcı izler bırakırlar.

*

Toplumlarda ekonomik değerler insanlara saat, etik değerler pusula kazandırırlar.

*

İyilik yapanlara yaptıkları iyilikler, hiç beklenmeyen bir zamanda geri dönerler.

10 Haziran 2022, 11:31

YENİ DÜNYADA ÖLDÜRMEDEN ÖNCE YAŞATMAYA ÖNEM VEREN YÖNETİMLER AYAKTA KALIRLAR VE KALICI OLURLAR

Kutsal kültürün güncelliğini hiç yitirmeyen, ölümsüz eserlerinden beslenenler, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, atalarının yitirdikleri anayurtlarına dönmek için, bütün bir dünyayı sürgün yeri olarak görürler. Onlar sürgünleri sırasında arkalarında kalıcı izler bırakmazlarsa, hem görünen, hem görünmeyen dünyada barış bulamayacaklarına ve kurtuluşa eremeyeceklerini bilirler. Ve ömürlerini öldürücü savaşlara değil, yaşatıcı barışlara adarlar.

*

İşleri, yaşları ne olursa olsun bütün kültürlerde hayat yititirilen Cennet’i, iki dünyada birden bulma yolunda, bıkmadan usanmadan yürüme olarak görülür. Yönetimler barış yıllarını çoğaltma, savaş yıllarını azaltma amacıyla, birbirleriyle yarışırlarsa toplumun bütün kesimlerinin, düşünce ve eylem dünyalarına yeni alanlar açarlar. Ülkelerde yöneticiler güçlerini, bütün insanlar için dünyayı güzelleştirmelerinden, hayatı kolaylaştırmalarından alırlar.

*

Güçlü ülkelerde, üretimin omurgasını oluşturan yönetilenler yönetenlere değil, yönetenler yönetilenlere hizmet ederler. Toplumun iki kesimi arasında uyumu ve düzeni sağlayan yöneticiler, savaşılmayacak kadar güçlü görünerek, barışın en büyük güvencesi olurlar. Onların yönetiminde ülkeler, ekonomik ve kültürel tarihin görünen ve görünmeyen yüzlerinde, silinmez izler bırakırlar. Ve yönetimde başarının öldürmeye değil, yaşatmaya odaklanmak olduğunu bilirler.

*

Tarihin her döneminde yönetilenlerin, temel haklarını ve ana özgürlüklerini koruyan yönetimler, oluşturdukları kapsamlı barış ortamıyla, yüzyılların akışını değiştiren yeniliklerin öncüleri olurlar. Onlar İslam'ın doğuş yıllarında olduğu gibi, babalardan oğullara geçmeyen, erdemli yöneticilerden daha erdemli yöneticilere geçen yönetimleriyle, yönetenlerle birlikte yönetilenlerin gönüllerinde uyuyan gizemli aslanları uyandırırlar.

*

Dünyanın her ülkesinde, son sözü söyleyen erdemli yöneticiler, Yirminci yüzyılda olduğu gibi, çalkantılı yılların barış yüklü bulutlarını, savaş yağmurlarına dönüştürmezler. Onlar gökyüzünden ölüm yağan yıllarda, bütün insanları ateş dünyasından güneş dünyasına taşıyan, “Nuh’un Gemisi” nin yüklendiği işlevi yüklenirler. Onların yönetme yönetilme dünyasında, iyilikte yarışmanın doğurduğu yapıcı güçten herkes yararlanır.

*

Dünya iyilikte yarışanlarla yaşanır, kötülükte yarışanlarla yaşanmaz kılınır. İnsanların bilgi ve bilgelik birikimleri, iyilikleri özendire özendire, kötülükleri önleye önleye bir yandan derinlik, bir yandan zenginlik kazanır. Yönetenler ve yönetilenler yaşanan ve yaşanacak dünyada, nokta kadar iyiliğin ödülsüz, nokta kadar kötülüğün cezasız kalmayacağını bilirler. Onlarla her insan öldürmekte yarışan savaş dünyasının değil, yaşatmakta yarışan barış dünyasının mimarı olur.

*

Dünyada yönetimlerin güçleri,öldürmeden önce yaşatmasını bilmelerinden kaynaklanır.

*

Yönetimlerde bir iyiliğin anlatılması, bin kötülüğün anlatılmasından daha etkili olur.

*

Yönetenler yönetilenlere, yönetilenler yönetenlere tutulmuş aynalara benzerler.

11 Haziran 2022, 13:05

HER ŞEYİN KAYIT EDİLDİĞİ HİÇBİR ŞEYİN GİZLENMEDİĞİ KARE DÜNYANIN AKILLI TELEFONLA DOĞAN KUŞAKLARI

Bilinen küre dünya gitti, yerine kare dünya geldi. Sosyal medya ağları, ülkeler arasındaki siyasal, ekonomik ve kültürel sınırları ortadan kaldırdı. Kare dünyada, küre dünyanın sınırları gibi, araçları, yöntemleri, demokrasi anlayışları ve vizyonları da geçerliliklerini yitirdiler. Küre dünyada temsili demokrasi yeterliydi. Kare dünya katılımcı demokrasi istiyor. Kare dünya özgür dünyadır, herkesin dini kendinedir.

*

Kare dünyanın bilgilenme, konuşma, tartışma haberleşme ve çevre oluşturma alanları, Google, Facebook ve Twitter gibi, ulusal ve uluslararası ölçekte, iletişim ve etkileşim imkanı veren sosyal medya ağlarıdır. Sosyal medya ağlarıyla, bütün dünyaya, kapıları olmayan bir ' Açık Öğretim Üniversitesi' ne dönüştü. Kare dünya, insanlık tarihinde, bilinen, en demokratik, en katılımcı, en eşitlikçi en bilgili ve en özgürlükçü dünyadır.

*

Kare dünyanın gençleri, Kazakistan'dan Brezilya'ya kadar, düz bilgisayar ekranında buluştukları için, ortak bir dil, ortak bir kültür ve tek bir vatan oluşturdular. Onlar ülkelerini hangi siyasi partilerin yönettiklerinden daha çok, nasıl yönettiklerine önem verirler. Kare dünyanın gençleri, kendilerini yalnızca bir ülkenin değil, bütün ülkelerin vatandaşı olarak görürler. Onların ortak vatanları, pasaportsuz katıldıkları, sosyal medya ağlarıdır.

*

Türkiye'deki Tweetter gençlerinde, açıkça gözlendiği gibi, kare dünyanın sosyal medya vatandaşları, günlük politikaya hiç ilgi göstermiyorlar. Onlar için, dünyayı yaşanır kılmanın yolu, politikacıların yöntemlerinden önce, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından geçer. Gençler küre dünyanın hiyerarşik, siyasal toplumunu, kare dünyanın hiyerarşik olmayan, gönüllü toplumuna dönüştürmeye çalışıyorlar.

*

Kare dünyada herkes neyi arıyorsa, onu bulur. Bütün ülkelerde görüldüğü gibi, sosyal medya ağlarında buluşan gençlerin özgürlük alanları genişletilirse, güzel olanı görürler, ve güzel olanda birleşirler. Çünkü gençlerin iktidar olma istekleri yoktur. Onlar iktidarların ardından değil, rüyalarının peşinden koşarlar. Kare dünyada sağ ve sol, yoksul ve zengin çatışması yoktur, gelir farkı değil, bilgi farkı belirleyicidir.

*

Kare dünya şeffaf bir dünyadır, toplumun hangi kesiminden olursa olsun, herkes olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak zorundadır. Kare dünyada iki yüzlülüğe kesinlikle yer yoktur.

*

Kare dünyada şehirler rant kaynakları değil, hayat kaynaklarıdır. Şehirleri para basan makinalar olarak görenler, rantlarını büyütmek için her şeyi yasallaştırırlar.

*

Şehirlerde, insanlarla birlikte, ağaçlar, güvercinler ve çiçekler de vardır. Yaşanabilir şehirlerin aynası ağaçlardır.

*

Bir insanı koruyanın bütün insanlığı koruduğu gibi, bir ağacı koruyan bütün ağaçları korur.

*

Gençler ve ağaçlar, kare dünyanın yeni mimarlarıdır.

*

Kare dünya tabiatla içiçe yaşanan yeşil dünyadır.

*

Yeşil iki dünya da doğallığın simgesidir.

*

Yeni ekonomi kırmızı değil, yeşildir.

*

Kırmızı savaştır, yeşil barıştır.

12 Haziran 2022, 12:13

EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL DÜNYANIN BÜTÜN YIKICI KRİZLERİ SINIR TANIMAYAN SAVURGANLIKTAN KAYNAKLANIR

Dünyadan aya bakıldığında, ay nasıl parlak küçük bir küre görülürse, aydan dünyaya bakıldığında, dünya biraz büyük hayat kaynayan bir küre görülür. İnsanlar kavramakta güçlük çekseler de, denizleriyle, gölleriyle, nehirleriyle, dağlarıyla, ormanlarıyla, ovalarıyla dünyanın sınırsız olmadığı bilinir. Küçük dünyanın kaynaklarından yararlanırken, bütün alanlarda savurganlığın önlenmesi, her ülkenin geleceğine yapılan örtük bir yatırım sayılır.

*

Sınırsız sanılan dünyanın, sınırlı doğal kaynaklarıyla, insanların sonu gelmeyen isteklerini karşılamaya kalkışmak, savurganlığa geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen bir ivme kazandırıyor. Bunun için başta Batı ülkeleri olmak üzere, savurganlığın tuzağına düşen bütün ülkeler, peş peşe gelen ve birbirini büyüten dehşet verici doğal krizlerle karşılaşıyorlar. Krizlerle ülkeler arasında ekonomik dengesizliklerle birlikte, yoksulluklar katlanarak artıyor.

*

Krizler insanların yaşamaları için zorunlu ihtiyaçları karşılama yolunda, hem tüketiciler, hem üreticiler olarak, yaşayanlara büyük görevler ve önemli sorumluluklar yüklüyor. İnsanların üretimde ve tüketimde, yalnızca ekonomik kazançlara bakmaları, bir yandan savurganlıkları, bir yandan çevre sorunlarını, geçmiş yüzyıllarda görülmeyen boyutlara ulaştırıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde insanlar birbirleriyle, üretimde değil tüketimde yarışıyorlar.

*

İnsanların üretmeden tüketmeye özenmeleri, sürekli alın terlerinin, göz nurlarının, el emeklerinin karşılığından çok daha fazlasının tüketmeye çalışmaları, üretimde ve tüketimde önlenemez bir değer karmaşasına yol açıyor. Kültürün ve ekonominin bütün alanlarında, doğrularla yanlışlar, iyilerle kötüler, yararlılarla zararlılar birbirine karışıyor. Üretimin ve tüketimin sınırlarını belirleyen eller, yalnızca kendi ellerine geçenlere bakıyorlar.

*

Dünyanın her yanında, kültürel kazançlardan önce ekonomik kazançlara önem verenlerin, yol açtığı çevre sorunlarının üstesinden, iyilikleri özendirerek çoğaltanlar, kötülükleri önleyerek azaltanlar gelirler. Dünyada yaşayan ve ayakta kalan bütün kültürlerde, kendileri için istemediklerini, başkaları için de istemeyen insanlar, dönüştürücü bir işlev yüklenirler. Onlar dünyanın karşı karşıya olduğu çok boyutlu sorunları, her alanda iyilikte yarışarak çözerler.

*

Dünyayı yaşanır kılmada hayat, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla, özel ve kamusal alanlarıyla, her gün yeniden başlayan, uzun soluklu bir iyilik yarışı olarak görülür. Bunun için sağlıklı ve güçlü toplumlarda, bütün kesimler tüketen eller olmaya değil, üreten eller olmaya özendirilirler. Ellerinde olanları paylaşmayı bilmeyenler, ellerinde bir şey kalmayacağını bilirler. Her ülkede, üretimlerini paylaşanlar zenginleşirler, paylaşmayanlar yoksullaşırlar.

*

Dünyayı alırken ve satarken, ellerindeki teraziyi doğru tutmasını bilenler değiştirirler.

*

Dünyada kültür ve ekonomi, tüketimle değil, üretimle yeni zenginlikler kazanır.

*

Savurganlığın yol açtığı sorunlar, geçmişten geleceğe bakanlarla çözülür.

13 Haziran 2022, 12:15

KARE DÜNYADA RUSLARINN ONURUNU KURTARMAYA ÇALIŞANLAR, YALNIZCA UKRAYNA'LILARIN DEĞİL, BÜTÜN İNSANLIĞIN ONURUNU ÇİĞNERLER.TEŞEKKÜRLER SEVGİLİ SAVAŞ TULGAR. DÜNYADA BAZI DOĞRULAR SÜREKLİ TEKRARLANMAZLARSA UNUTULURLAR

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

13 Haziran 2022, 12:22

HAYATIN HER ALANINDA ÖNEMSENMEYEN KÜÇÜK ŞEYLER İNANILMAZ BÜYÜK ETKİLER DOĞURURLAR

Ekonomik ve kültürel alanlarıyla hayat, özenle okunacak ve dersler alınacak, gizemli bir kitaptır. Hayatın bir alanında ortaya çıkan, olumlu ya da olumsuz gelişmeler, bir yanda istenen, bir yanda istenmeyen etkilere yol açarlar. Toplumlarda sürekli değişen ödül ve ceza dengeleri, bir insan bedenine benzeyen hayatın, değişik boyutları arasında, yakalanacak uyuma ve dengeye bağlıdır. Hayat demek, uyum demektir, denge demektir.

*

Kültürel ve ekonomik boyutun birbirini güçlendirdiği toplumlarda, hayat büyük bir canlılık kazanır. Küçük şeylerden büyük dersler çıkarmasını bilen Kemal Ural, “Küçük Şey Yoktur” adını verdiği kitabında, “Ne kadar küçük olursa olsun, mevcut olan her şeyin, ileride oluşacak her şeyle ilgisi vardır” diyerek, insanların düşüncelerinde ve eylemlerinde, küçük şeylerin önemini vurgulamaktadır. İnsanların küçük eylemleri, toplumlarda büyük dalgalanmalara yol açarlar.

*

Tarihin her döneminde, düşünceleri eylemlere, eylemleri düşüncelere dönüştürmesi bilen insanlar, düşünceleriyle ve eylemleriyle, toplumları peşlerinden sürüklemişlerdir. İnsanlar her zamanda ve her yerde, kültürel ve ekonomik hayatın temel taşı olmuşlardır. Gökyüzünde yıldızların yüklendikleri sorumlulukları, yeryüzünde insanlar yüklenmiştir. İnsanlar düşünceleriyle ve eylemleriyle, yeryüzünü gökyüzüne, gökyüzünü yeryüzüne taşırlar.

*

İnsanların hareket alanlarının daraltılmadığı, düşüncelerinin ve eylemlerinin sınırlandırılmadığı toplumlarda, hayat bütün boyutlarıyla derinleşerek, yeni zenginlikler kazanır. Her yerde insanların korunması, aynı zamanda bütün boyutlarıyla, hayatın ve toplumun korunmasıdır. Toplumların kültürel ve ekonomik başarısında, insan küçük dünyadır, dünya büyük insandır. İnsanlar atalarının yitirdikleri, yaşanılacak dünyayı bulmak için, yaşanılan dünyadadırlar.

*

Toplumlarda kültürün ve ekonominin canlılığı, küçük şeylerde büyük şeyleri gören insanlardan kaynaklanır. İnsanların kültürel alanlardaki düşünceleri, ekonomik alanlarda büyük eylemlere yol açar. İnsanlar olmadan kültürel düşünceler canlılık, ekonomik eylemler zenginlik kazanmazlar. Toplumların güçleri insanlardan, insanların güçleri düşüncelerden, düşüncelerin güçleri başlattıkları eylemlerden kaynaklanır. Düşüncelere verilen önem, eylemlere verilen önemi gösterir.

*

Toplumlarda insanlar yaptıkları iyiliklerle ayakta kalırlar. İnsanların işleri, yaşları, güçleri ne olursa olsun, yapabilecekleri bir iyilik her zaman vardır. İnsanlar toplumların bitmez tükenmez düşünce ve eylem kaynaklarıdır. İnsanlar olmadan toplumlar, varlıklarını ve güçlerini koruyamazlar. İyiliğin üstsel olarak artan gücü, evden caddeye, caddeden şehire, şehirden ülkeye, ülkeden de dünyaya dalga dalga genişleyerek, bütün insanlığı etkisi altına alır.

*

Ekonomik ve kültürel hayatta, büyük şeyler küçük şeylerden güç alırlar.

*

Hayatın en küçük, ancak en önemli, sürükleyici gücü insandır.

*

Dünyada insana gösterilen özen, hayata verilen önemdir.

14 Haziran 2022, 11:56

ÇATIŞMA DÜNYASINI UZLAŞMA DÜNYASINA ÇOK OLSUN HERKESİN OLSUN DİYENLER DÖNÜŞTÜRÜR

Ülkelerin kuruluşları arasındaki ilişkilerde, bağımsızlığın yerini karşılıklı bağımlığın aldığı bir dünyada, ekonomik ve kültürel yarışın yapısı ve anlamı değişmiştir. Artık bütün kuruluşlar arasında, öldürücü yarıştan daha çok, işbirliği, güç birliği ve elbirliği yaparak, paylaşımcı yarış büyük önem kazanmıştır. Dünyada kuruluşlar arasında acımasız yarış, yarışanların sayısını azaltırken, dayanışmacı yarış yarışanlar sayısını çoğaltmaktadır.

*

Dünyanın bütün kuruluşlarının ana sorunu, güç birliği yaparak ülkelerin, üretim gücünü büyütmektir. Bunun için bütün kuruluşlar, “Azıcık olsun, benim olsun” anlayışı yerine, “Çok olsun, hepimizin olsun” anlayışını benimsemektedir. İster ülke, ister şehir, ister kuruluş ölçeğinde olsun, paylaşmayanların kısa zamanda paylaşıldığı bir dönemde, ortaklaşarak yarışma ortamına uyum sağlayamayanların, varlıklarını korumaları mümkün değildir.

*

Dünyanın her ülkesinde, her yıl yüz binlerce insanın işşiz kalması, çalışmak için iş araması, yeni yatırımlarla ürün, hizmet ve bilgi üretme gücünü büyütmenin ekonomik ve kültürel önemini kat kat artırmaktadır. İşsizliğin üstesinden gelmek, bütün ülkelerin sorunudur. Bunun için dünyanın, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, üretim ve yönetim bilimlerinin desteğiyle, kusursuz olarak değerlendirilmesi, yoksulluğun üstesinden gelmenin, en canalıcı sorununu oluşturuyor.

*

Ülkelerin üretim güçlerini büyütmede, başarılı örneklerde görüldüğü gibi, bir kuruluşun bin kuruluşa dönüştüğü, çok ortaklı kuruluşlar hayati önem taşımaktadır. Onlarla mülkiyetin geniş tabana yayılması, çok sayıda insanın üretime ve tüketime katılması, hem kolaylaşıyor hem yaygınlaşıyor. Bu yüzden dünyaya açık ülkeler ve şehirler, yerli ve yabancı yatırımcılara kapılarını açıyor, yönetimler ulaşım ve konaklama sorunlarını, çözme yolunda önemli yatırımlar yapıyor.

*

Şehirlerde yerel yöneticilerin, yerli ve yabancı yatırımcıların katılacağı, çok ortaklı kuruluşlara öncülük yapmaları, dünyadaki yoksulluğun üstesinden gelmede, atılacak adımların başında gelmektedir. Ülkelerin üretim gücüne, yeni açılımlar kazandırmada, sermaye belirleyici olmaktan çıkmıştır. Yeni ürünler, yeni hizmetler ve yeni bilgiler üretenlere, dünyanın bütün ülkelerinde, “melek yatırımcılar” olarak nitelendirilen, kuruluşlar destek olmaktadırlar.

*

Türkiye dünyanın bütün ülkeleriyle, hava, deniz ve karayolu ulaşım ağlarını genişleterek, geçmiş yüzyıllarında olduğu gibi, yeniden üç kıtanın ve iki denizin merkez ülkesi oluyor. Dünyada üreten güçlü ülkelerin temellerini, “Azıcık aşım, dertsiz başım” diyenler değil, “Çok aşım dik başım” diyenler atarlar. Savaş yüzyılını barış yüzyılına, çok üretelim, az tüketelim diyen, hem yerel, hem küresel olmasını bilen, savurganlığın üstesinden gelen, şehirler ve kuruluşlar dönüştürürler.

*

Her ülkenin birbirine komşu olduğu dünyada, şehirler devletlerin önüne geçmiştir.

*

Dünyada yatırımcılar üretimi, kolaylaştıran ve güzelleştiren, şehirlere giderler.

*

Şehirleri okumasını bilenler, kültürü ve ekonomiyi okumasını bilirler.

15 Haziran 2022, 12:12

TÜRK VE İSLAM DÜNYASI DEMOKRATİK YÖNTEMLERİ BENİMSEMEZSE OTOKRATİK YÖNETİMLERİN TUZAĞINA DÜŞER

Yüzyıllardan beri otokratik yönetimlere karşı, geliştirilmeye çalışılan demokratik yönetimler, bütün ülkelerin gündeminde büyük yer tutuyorlar. Dünya nüfusunun önemli bir kesiminin, yoksulluk sınırının altında yaşadığı Yirminci yüzyılda, yönetimlerin önemi katlanarak artıyor. Bütün ülkelerde katılımcı yönetimlerin, paylaşımcı ekonomilerin geliştirilmesinde, atılması gereken adımlar ve yapılması gereken çalışmalar tartışılıyor.

*

İslam dünyasına ilişkin çalışmalarıyla tanınan John Esposito’nun öncülüğünde, Oxford Üniversitesinde hazırlanan dört ciltlik “ Yeni İslam Dünyası” ansiklopedisinde, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, Müslümanların bilgi ve bilgelik birikimi ele alınıyor. Ayrıca Esposito İslamı ve demokrasiyi inceleyen kitaplarında, bütün insanlığı kucaklayan İslamın, demokrasinin ilkeleriyle çatışmayan, zengin bir birikime sahip olduğunu vurgulamaya özen gösterir.

*

Son Peygamber’in Muaz Bin Cebel’le, konuşmasını ele alan Cibril Hadisi’yle, İslam’da düşünme süreci ve karar verme yöntemi, çok açık olarak ortaya konulur. Müslüman ülkelerde yönetenler ve yönetilenler arasında yazılı olmayan, ana kaynaklara bağlılık sözleşmesi yapılır. Taraflar sorumluluklarını yerine getirirerek, hayatı bütün boyutlarıyla zenginleştirirler. Her alanda karşılaşılan, sorunların üstesinden hep birlikte gelinir.

*

Yönetimlerin referans çerçevesini oluşturan, toplumun bütün kesimlerinin güvenliğini sağlayan, sözleşme denildiği zaman, insanların aklına, J.J Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşmesi”inden önce, Son Peygamberle ilkeleri belirlenen ve uygulaması yapılan, “Medine Sözleşmesi” gelir. Herkesin inancı kendinedir, kimse inancını değiştirmeye zorlanmaz diyen sözleşmeyle, devlet yöneticisinin görevleri ve sorumlulukları belirlenir.

*

Medine’de temelleri atılan Sözleşme’yi, İkinci Halife Ömer Kudüs’te, Fatih İstanbul’da ve Saraybosna’da uygulamıştır. Yüzyıllar içinde geliştirilen ve zenginleştirilen Sözleşme’yle, Müslüman ülkelerin sınırları içinde yaşayanların dinleri, dilleri ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır. Anadolu’ya gelen Türkler, bin yıllık tarihleri boyunca, çoğulcu yapının özenle korunduğu, yönetimin en son örneğini vermişlerdir.

*

İster demokratik, ister otokratik olsun bütün yönetimlerde, yönetenlerin yönetilenlerden yönetilenlerin yönetenlerden beklentilerin yerine getirilmesinde, tarafların açık ya da örtülü olarak benimsediği, İbn Haldun’nun “Asabiyet” olarak nitelendirdiği, ortak değerler, ortak kurumlar, ortak kurallar tarihin her döneminde önemli olmuştur. Yönetimlerde değişik kesimler arasındaki, uyumun ve düzenin sağlanmasında, ortak kaynaklar büyük işlev yüklenirler.

*

Bütün yönetimlerin başarısı, karşılıklı yapılan sözleşmenin, yürürlükte kalmasına dayanır.

*

İslam dünyasının hukukunda, çoğunluk azınlığa, azınlık çoğunluğa meydan okumaz.

*

Bütün yönetimler güçlükleri, düşünce yöntemine özen göstererek yenerler.

16 Haziran 2022, 12:39

ANADOLU'NUN YENİ GİRİŞİMCİLERİNİ BÜTÜN ÜLKELERE DÖRDÜNCÜ KUŞAK ÜNİVERSİTELER KAZANDIRACAKLAR

Başta üniversiteler olmak üzere, bütün kurum ve kuruluşların karşı karşıya olduğu ana sorun, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde, verimliliğin artırılmasıdır. Üretim sürecinde, daha az girdi ile daha kısa zamanda, daha çok çıktı elde etme, bütün dünyada işletmelerin, en önemli ve en etkili sermayesi haline gelmiştir. Bunun için üniversite ile sanayi arasında, köprü olan ve teoriyle pratiğin el ele verdiği, teknoparkların sayısı her ülkede hızla artmaktadır.

*

Yenilik ve verimlilik peşinde koşan teknoloji merkezleri denilince, bütün dünyada akla, ellili yılların başında Amerika'da etkili olmaya başlayan, Silikon Vadisi gelir. Vadi dünyada düşlerin gerçeğe dönüştüğü, yenilik ve teknoloji merkezidir. Dünyanın en önemli teknoparkı olan Vadi'nin buluşları, hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, bütün işletmelerde verimliliği, büyük ölçüde artırmışlardır.

*

Dünyada her ülke, Vadi'yi örnek alarak, üniversite ve sanayi bölgelerinde kurulacak teknoparkları, ekonomide verimliliği artırmanın, vazgeçilmez kuruluşları olarak görmektedir. Amerika, Japonya, İsveç, İngiltere ve Malezya gibi, ülkelerin teknoloji şirketlerinin başarıları, üniversitelerle sanayi kuruluşları arasında bir köprü olan teknoparklarından kaynaklanmaktadır.

*

Teknoparkların çalışmaları, genellikle sekiz alanda yoğunlaşır: 1• Üniversitelerde yapılan teorik araştırmaları, pratik alana taşımada yardımcı olmak. 2• Değişik üretim konularında verimliliği artıracak, çalışmalara öncülük yapmak. 3• Teknoloji şirketlerinin buluşlarına destek olmak ve onları dünya pazarlarına açmak. 4• Yeni kurulan işletmelerin, finansman, üretim, pazarlama ve insan kaynakları sorunlarına çözüm üretmek. 5• Üniversiteler ile sanayi bölgeleri arasında köprü olmak ve iş birliğini geliştirmek. 6• Sanayi kuruluşlarında yenilikci uygulamaların yolunu açmak ve özendirmek. 7• İşletmelerin öğrenen kuruluşlar olmaları için, üniversitelerle birlikte sürekli eğitim programları düzenlemek. 8• Ülkedeki işletmelere uluslararası pazarlarda rekabet üstünlüğü kazandırmak.

*

Sermaye yoğun olmaktan daha çok bilgi yoğun olan teknoloji şirketleri, bütün teknoparklarda ilk sıralarda yer almaktadırlar. Dünyada girişimci yetiştiren, dördüncü kuşak üniversitelerin başarılı teknokentleri, bütün ülkelerin üniversitelerine örnek olmaktadır. Dördüncü kuşak üniversitelerin başarısı, sanayiyi ve girişimcilerle buluşturmalarına ve bütünleştirmelerine bağlıdır.

*

Bacon “bilgi güçtür” demişti. Einstein, “hayal gücü, bilgi gücünden daha önemlidir” demektedir. Dünyadaki bütün teknoparkların beslendikleri en önemli kaynakları, hayal gücü, bilgi gücünü aşan, yenilik yapmada ve risk almada sınırları zorlayan girişimcileridir.

*

Yenilik yapmak, yeni ürünler, yeni hizmetler, yeni bilgler üretmek, aklı hem başında hem de gönlünde olan girişimcilerin işidir. Türkiye'nin Steve Jobs'ları, Michael Dell'leri Dödüncü Kuşak üniversitelerden çıkacaktır. Dördüncü Kuşak üniversitelerde yeniler alınır yeniler satılır.

*

Sanatsı bilimin, bilimsi sanatın öncüleri, yeni girişimcilerdir.

*

Girimcilerin elinde teknoloji, Musa'nın Asasına dönüşür.

*

Girişimci demek, üreten el olmak demektir.

17 Haziran 2022, 11:57

ÜLKLERDE NE KADAR AZ DEVLET NE KADAR ÇOK MİLLET OLURSA İNSANLARIN ÜRETİM GÜÇLERİ O KADAR BÜYÜK OLUR

Güçlerini milletlerinden alan devletlerin, ekonomik, siyasal ve kültürel yapıları birbirleriyle, iletişim ve etkileşim içinde bir bütün oluşturur. Bu yüzden ülkelerin üretim gücüne, yeni zenginlikler kazandırmada, devletlerle milletlerin el ele vermeleri, kaynaklarını paylaşmasını bilmeleri, tarihin her döneminde büyük önem taşımıştır. Devletler güvenliği ve adaleti sağlamada, ne kadar başarılı olurlarsa, milletlerin üretim güçleri o kadar büyük olur.

*

Ülkelerin üretim güçsüzlüğünün üstesinden, devletlerden önce milletler gelir. Milletleri oluşturan nüfusun büyüklüğü, insanların ticarete yatkınlıkları, devletlerin zenginliklerinin kaynağındaki dinamiklerin başında yer alırlar. Dünyanın dört bir yanında, ülkelerin üretim güçleri, devletlerin adil yönetimlerinden, milletlerin kusursuz ürünler üretme yarışlarından kaynaklanır. Bütün ülkelerde milletler üretirler, devletler denetirler.

*

İç ve dış güvenliğin sağlandığı, temel hakların ve özgürlüklerin, güvence altına alındığı ülkelerde, devletler ne kadar az devlet olurlarsa, milletler ne kadar çok millet olurlarsa, ülkelerin üretim güçleri o kadar büyük olur. Milletlere dayanan devletler, yönetenlerle yönetilenler arasında, uyumu, düzeni ve dengeyi sağlamada çok önemli bir işlev yüklenirler. Güçlü ülkelerde milletler devletlerin, devletler milletlerin paha biçilmez hazineleridir.

*

Düşünce tarihinde, İbn Haldun’dan Adam Smith’e kadar, bütün düşünürler, devletin ekonomide durması gereken yeri tartışmışlardır. İbn Haldun milletin üretim gücünün büyütülmesinde, tekelleşmeye yol açmayan kuruluşların yararlarını, her alanda tekelleşmenin zararlarını Mukaddime’de ortaya koymuştur. Sezai Karakoç’un kitaplarında sürekli vurguladığı gibi, toplumlarda üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarış olmadan gelişme olmaz.

*

Ülkelerde devletler sahip oldukları yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla, topladıkları vergilerle, en büyük ekonomik gücü oluştururlar. Devletlerin güçleri üretici olmalarından daha çok, üretimi denetleyici olmalarından kaynaklanır. Devletle millet arasında, ikiye bölünen ülkeler, güçlerini uzun süre koruyamazlar. İslam dünyasının yönetim ve üretim alanındaki birikimleri, Yunan’a ve Roma’ya dayanan Batı dünyasından çok daha zengindir.

*

Devletin denetici, milletin üretici gücünü geliştirmeyen ülkeler, uzun dönemde güçlerini korumazlar.Tarih boyunca görüldüğü gibi, et ve kemik benzeri, birbirleriyle bir bütün oluşturan devleti ve milleti, birbirlerinden ayırmaya kalkan ülkeler, hem devleti hem milleti güçsüz düşürürler. Otokratik yönetimlerin kısa ömürlü olmaları, devletleri bütünüyle milletten soyutlamalarından kaynaklanır. Milletsiz devletler, devlet olma güçlerini yitirirler.

*

Ülkelerde daha az devlet, daha çok millet olursa,her zaman daha az savaş, daha çok barış olur.

*

Devletlerin ekonomide taraf olduğu toplumlarda, tekelleşmenin önüne geçilemez.

*

Dünyada her devletin, en başta gelen görevi, iç ve dış güvenliği sağlamaktır.

18 Haziran 2022, 13:24

DEVLETLER ORDULARIYLA DEĞİL ADİL YÖNETİMLERİYLE AYAKTA KALIRLAR

Bu yazı daha önce 15.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Üç kıtada geniş bir alana yayılan, Osmanlı coğrafyasındaki savaşlar, dünya barışının güvencesinin ordulardan önce, adil yönetimlerin olduğunu gösteriyor. Yirmi birinci yüzyılda, savaş dünyasının yerine, barış dünyasının geçmesi, ülkeleri orduların değil, adil yönetimlerin ayakta tuttuğunu, bütün dünyanın gündemine taşımıştır. Duvarların yıkıldığı dünyada, devletlerin savaştan daha çok, barışa yatırım yapmaları önem kazanıyor.

*

Türk ve İslam dünyasındaki savaşlar, geçmiş yüzyıllarda Osmanlı Devlet’inin adaleti ve güvenliği sağlama gücünün, ne kadar hayati olduğunu gözler önüne seriyor. Kemal Karpat’ın Wisconsin Üniversitesi’nde, “Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki Yeri”ne, dönük çalışmaları bir dönemin tarihine ışık tutuyor. Osmanlı coğrafyasındaki ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel tarihini araştıranlar, dünya barışına giden yolun haritasını bulurlar.

*

Chicago Üniversitesi’nde Osmanlı Tarihiyle ilgili, kalıcı çalışmalar yapan Halil İnalcık’tan sonra, Osmanlı tarihi çalışmaları durdurulur. Ancak Türk ve İslam dünyasındaki savaşlar, üniversite yönetimini kararını değiştirmeye zorlar. Türkiye’nin ekonomik desteğiyle üniversitede, kanuna saygısıyla, adaletiyle ve gücüyle, Osmanlı Devletini zirveye taşıyan Kanuni adına, “ Kanuni Sultan Süleyman Araştırma Merkezi” kurulur.

*

Kanuni kanun odaklı yönetimiyle, farklı dinlerden, farklı soylardan, farklı renklerden onlarca milleti, İstanbul şemsiyesi altında toplamayı başarır. Osmanlı yüzyıllarını tarihçiler, “Pax Ottomana” olarak nitelendirirler. Dünyada “Osmanlı Barışı”, hukukun üstünlüğüne önem veren, soykırım yapmayan, zora başvurmayan, hiçbir soyun dilini, dinini ve rengini küçümsemeyen, yüzyıllar içinde oluşan, erdemli bir devletin, erdemli bir yönetimin adıdır.

*

Osmanlı devlet yönetimi, Yirmi birinci yüzyılın demokrasilerinin ulaşamadığı, demokrasi dışı değil, demokrasi üstü bir yönetimdir. Türkler değişik dinlerden, değişik ırklardan ve değişik renklerden insanlarla, bir arada barış içinde yaşamasını bilirler. Kimseye baskıyla kendi dillerini, kendi dinlerini, kendi kültürlerini benimsetmeye çalışmazlar. Osmanlı ülkesindeki insanlar, Yirminci yüzyılın ilk yarısına kadar, barış içinde birlikte yaşarlar.

*

Sınırların birbirine karıştığı Yirminci yüzyılın başında, Ortadoğu, Balkan ve Kafkas ülkelerini, “Millet Sistemi” altında toplayan, Osmanlı Devleti’nin küçülmesiyle, doğan güç boşluğunu, Yirmi birinci yüzyılın başında, dünyanın doğal kaynaklarını yağmalama peşinde koşan, hiçbir Avrupa ülkesi dolduramamıştır. Bu yüzden Tacikistan’dan Libya’ya kadar, Türk ve İslam dünyasındaki savaşların, biri bitmeden biri başlıyor.

*

Yararlı savaşın, yararsız barışın olmadığı dünyada, savaş isteyen devletler, savaş açtıkları devletlerden önce, kendileri büyük kayıplara uğruyorlar.

*

Yirmi birinci yüzyılda ilk yapılması gereken, devletlerin yıkıcı silahlı güçlerini, milletlerin silahsız yapıcı güçlerine dönüştürmektir.

*

Ülkelerin birbirlerine komşu oldukları yüzyılda, devletlerin savaşlarıyla değil, milletlerin üretimleriyle ayakta kalınır.

19 Haziran 2022, 11:30

GEMUHLUOĞLU NURİ PAKDİL'İ RASİM ÖZDENÖREN'İ ERDEM BAYAZIT'I AKİF İNAN'I NAZİF GÜRDOĞAN'I CAHİT ZARİFOĞLU'NU ANKARA'DA BULUŞTURMASAYDI ANADOLU İNSAN'I EDEBİYAT VE MAVERA DERGİLERİNİ TANIMA İMKANINDAN MAHRUM OLURDU

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

19 Haziran 2022, 11:41

AÇIK KURULUŞLARDA YÖNETİM UZUN SOLUKLU KUSURSUZLUĞU ARAMA SÜRECİDİR

Ekonomik ve kültürel hayatta, insanlar hem üretenler, hem tüketenler, hem yönetenler, hem yönetilenler olarak, kendilerini sürekli yenilemek zorundadırlar. Üretim ve yönetim, toplumun bütün kesimleri için, ömür boyu devam eden kesintisiz bir süreçtir. Hayatın bir boyutunda üretim, bir boyutunda yönetim çalışmaları yer alır. Üç kişinin olduğu yerde, bir yöneten iki yönetilen olur. Her insan üretirken tüketir, yönetilirken yönetir.

*

Kuruluşların hem yerel, hem küresel düzeyde, büyük bir hız kazanan yarış ortamına, ayak uydurmaları bütün çalışanlarıyla birlikte, kusursuzluk yarışına girmelerine bağlıdır.Büyük bir pazara dönüşen dünyada, ülkelerin başarıları ürünlerinde, hizmetlerinde, bilgilerinde yakaladıkları kusursuzluktan kaynaklanır. Yönetimde kusursuzluğu yakalamasını bilenler, üretimde kusursuzluğu yakalamakta zorlanmazlar.

*

Kuruluşlarda yöneticilerin başarıları, yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya iki yönlü kesintisiz iletişim akışına dayanır. İletişimin aksadığı kuruluşlarda, etkileşim hızını yitirir. Başarılı yöneticiler yönetilenleri, kendilerinden daha çok kuruluşlarıyla özdeşleştirerek, etik ve hukuk değerlere büyük özen gösterirler. Onlar yönetimde ve üretimde, kusursuzluk kazanmanın yolunun, değerlerin değerinin farkına varmalarından geçtiğini bilirler.

*

Hayatın ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarında, üretim gibi, yönetim gücünü değerlerden alır. Kökleri Ademoğullarının ilk yıllarına kadar uzanan yönetimi, değerlerle zenginleştirmeyen kuruluşlar, kurumsallaşamazlar. Kuruluşların en büyük sermayeleri, yıllar içinde kökleşmiş değerleridir. Kuruluşlarda yönetim zamanla değişmeyen değerlerle, eldeki kaynakları değerlendirerek, ürünlere ve hizmetlere dönüştürme ustalığıdır.

*

Kurumlarda ve kuruluşlarda üretim gücü, bütün çalışanları kucaklayan bir yönetim anlayışıyla, gelen yılların gelirlerini, giden yılların gelirlerinden daha büyük, gelen yılların giderlerini, geçen yılların giderlerinden daha küçük olmasına bağlıdır. Kurumlar ve kuruluşlar alıcılarını ve satıcılarını aldatarak, gelirlerini artıramazlar giderlerini azaltamazlar. Dünyanın her yanında insanlar, satıcılar tarafından aldatılmaktan nefret ederler.

*

Yönetimdeki ve üretimdeki gelişmelerle, sürekli yeni açılımlar kazanan değerler, kurumların ve kuruluşların, gelecekteki başarılarının güvencesi olurlar. Ekonomik ve kültürel hayatın öncüsü yöneticiler, açık kapı yönetimleriyle, iletişim kopukluklarının önüne geçtikleri gibi, ulaşılabilir olmanın gücünden yararlanırlar. Her alanın kurumları ve kuruluşları, ne kadar dünyaya açık olurlarsa, o kadar yenilik yapma güçlerini büyütürler.

*

Gecelerin gündüzlere dönüştüğü dünyada, yönetimler kusurlarını gizleyemezler.

*

Kapalı yönetimlerde, kusurların gizlenmesi kolaylaşırken, açıklarda zorlaşır.

*

Kurumların ve kuruluşların ömürleri, hata yapacak kadar uzun değildir.

20 Haziran 2022, 11:29

DÜNYADAKİ SAVAŞLARIN ÜSTESİNDEN EKONOMİK İLKELERDEN ÖNCE ETİK DEĞERLERE DÖRT ELLE SARILAN YÖNETİMLER GELİRLER

Avrupa’nın Roma’sı yanında, Asya’nın Roma’sı olarak kurulan, kültürlerin birlikte yaşadığı İstanbul, tarihinin her döneminde, ekonomik ve kültürel önemini korumuştur. İki kıtayı, iki denizi birbiriyle buluşturan İstanbul, farklı kültürleriyle, farklı dilleriyle, farklı renkleriyle sınırsız dünyanın, küresel etik değerleri yanında, yeni ekonomik ilkelerinin oluşmasına öncülük yapıyor. İstanbul etik değerleriyle Doğu’dur, ekonomik ilkeleriyle Batı’dır.

*

Ekonomik sınırlardan daha çok kültürel sınırların, önem kazandığı ikibinli yıllarda, bir yarısı Asya’da, bir yarısı Avrupa’da olan İstanbul’un önemi katlanarak artıyor. İstanbul, Üsküdar’ıyla Mekke, Eyüp’üyle Medine, Kadıköy’üyle Kudüs ışığını kare dünyaya taşıyor.O bütün dünyanın özlemini çektiği, ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermeyen, yüzyıllar içinde oluşan, küresel etik değerlerin, yorulma bilmez sözcüsü ve savunucusu oluyor.

*

Yirminci yüzyılın başında, Cihan Okuyucu’nun çevirisiyle, “Bu dünyaya ayırmaya, bölmeye gelmedik biz. Kırılanı onarmaya, bölüneni ulamaya geldik ” diyen Mevlana gibi, düşünen Osmanlıların Ortadoğu’dan çekilmeleriyle, bütün Osmanlı coğrafyasındaki ülkeler savaş ülkelerine dönüşmüşlerdir. Amerikalılar ve Avrupalılar altına saldırır gibi, Osmanlı coğrafyasının petrollerine saldırarak, oluk oluk kan dökmeye devam ediyorlar.

*

Dünya tarihinin bütün yüzyıllarında, insanlar arasında fark gözeten yönetimler değil, insanlara aynı annenin, aynı babanın çoçukları olarak gören, adil yönetimler başarılı olmuşlardır. Gaznelilerin, Babürlülerin, Hintlilerin Hindistan’ından “Pasif Direnme”nin öncüsü Mahatma Gandi, Mevlana’nın söz konusu dizelerini, dilinden hiç düşürmeden, İkinci Halife Ömer’in adil yönetimini örnek alma sözüyle, İngilizleri Hindistan’dan uzaklaştırmıştır.

*

Yirminci yüzyıldan Yirmi birinci yüzyıla geçen dünyada, barışın güvencesi Londra, Paris, Berlin,Moskova, Washington gibi, ekonomik ilkeleri değişmez belirleyiciler olarak gören başşehirler değil, Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul gibi etik değerleri tartışma götürmez sınırlayıcılar bilen başşehirler olacaktır. Ekonomik ilkelerden önce, etik değerlerin önem kazandığı dünyada, devletlerden daha çok şehirler güç kazanmıştır.

*

Yirmi birinci yüzyılda bütün ülkelerin, bütün şehirlerin karşı karşıya olduğu sorunları, Yirminci yüzyılın ekonomik ilkelere dayanan, silahlı güçleriyle çözmek mümkün değildir. Yeni yüzyılda ülkelerin ve şehirlerin sorunlarının üstesinden, etik değerlerden beslenen silahsız güçlerle gelinir. Karşılıklı ekonomik ve etik bağımlılıkların, sürekli hız ve yoğunluk kazandığı dünyada, her şehir bir devlet, her devlet bir şehir olmuştur.

*

Ekonomik ilkeler savaşa yol açarken, etik değerler barışa güvence olurlar. Etiği ayaklar altına alanlar, ekonominin acımasız ayakları altında kalırlar.

*

Her şehirin bir devlet olduğu kare dünyada, “Adalet Dairesi” gibi “Etik Dairesi” de hayatın bütün alanlarında belirleyicilik kazanmıştır.

*

Dünyayı İkinci Halife Ömer’le birlikte, çağdaşları Neçaşi’nin, Anuşirvan’nın adil yönetimlerini benimseyen ülkeler dönüştürür.

21 Haziran 2022, 12:58

YENİ HİROŞİMA’LARI YENİ BAĞDAT'LARI YENİ HALEP'LERİ YENİ MARİUPOL'LARI YENİ SÖZLER SÖYLEMESİNİ BİLENLER ÖNLER

Yirmi birinci yüzyılın birinci yarısının ortasına gelindiği yıllarda,Amerika gibi, Rusya gibi, İsrail gibi, ellerinde nükleer silah bulunan ülkelerin, pazarlardan cephelere taşıdıkları savaşlar, gelmekte olan bir nükleer savaşın işaret fişeklerine benziyor. Geçen yüzyılda Amerika Hiroşima’yı, Nagazaki’yi ve Bağdat’ı, gelen yüzyılda Rusya Grozni’yi, Halep’i ve Mariupol’u bir enkaza çevirmiştir. Onlar iç dünyanın derinliklerinden daha çok, dış dünyanın zenginliklerine önem veren kültürleriyle, yalnızca birbirlerini değil, kendileriyle birlikte bütün dünyayı yüzlerce defa yerle bir edecek nükleer silahları ellerinde tutuyorlar. Açgözlülüğün akıl almaz boyutlara ulaştığı, paradan para kazanmanın finansal ekonomisinin, üretim ekonomisini kat kat aştığı bir dönemde, birinin bir nükleer silahın düğmesine dokunması, ikisinin elindeki bütün nükleer silahların düğmelerine dokunulmasına yol açar, hiçbir ülkede taş üstünde taş kalmaz, her şey yakılır, her yer yıkılır.

*

Yüzyıllarca üç kıtanın ve iki denizin, denetimini ellerinde tutan Türklerin, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan ve Ortadoğu’dan Anadolu’ya çekilmeleriyle, bütün Türk ve İslam dünyası, açgözlü Avrupa ülkelerinin saldırısına uğramıştır. Geçen yüzyıllarda Afrika’yı, Asya’yı ve Amerika’yı işgal eden Avrupalıları, Asyalılar, Afrikalılar ve Güney Amerikalılar işgal etmeye hazırlanıyorlar. Avrupa’nın önde gelen düşünürleri, öne çıkan edebiyatçıları kitaplarında, hesaba çekilmenin yol açacağı kültür savaşlarını tartışıyorlar. Amerika’da, Rusya’da ve Avrupa ülkelerinde, yakın gelecekte doğan çocukların yarıdan fazlasının Asya’lılardan ve Afrika’lılardan oluşacağını gösteren araştırmalar yapılıyor. İspanya’da Katalanlar, İngiltere’de İskoçlar, Rusya’da Tatarlar merkezi yönetimlerden ayrılarak, kendi yönetimlerini kurmak için, her alanda canla başla çalışıyorlar.

*

Ülkeler arasında uzaklık yakınlık, gece gündüz, merkez çevre farkının önemini yitirmesi, bir yandan kültür savaşlarını hızlandırırken, bir yandan bütün ülkeleri açıklık içinde yeniden yapılanmaya ve dünyadaki dönüşümleri yakından izlemeye zorluyor. Ekonomik ve siyasal kültürlerini zenginleştirerek, dünyaya açılmayan, Doğu’nun, Batı’nın kültürlerini özümseyerek, aşmaya çalışmayan kültürlerin, hayat kaynakları bir bir kuruyor.

*

Mevlana’nın vurguladağı gibi, bulanmadan, donmadan akmak, yeni sözler söylemek, Yunus’un dediği gibi, her gün yeniden doğmak, yeni dünyaya uyum sağlamak için yenilik yapmak, dünyanın neresinde olursa olsun, yalnızca Türk ve Müslüman ülkeler için değil, bütün ülkeler için hayati önem taşıyor. Tarihin değişmez yasası uyarınca, yenilenmesini bilmeyenler, bilenlerin peşinde koşmak, bilenlere el açmak zorunda kalırlar.

22 Haziran 2022, 12:42

KÜÇÜLEN SINIRSIZ DÜNYADA YOLCULAR GİBİ YAŞAMASINI BİLENLER SİYASAL SINIRLARI GENİŞLETMEK İÇİN SAVAŞMAZLAR

Yirminci yüzyılın sonunda, Yirmi birinci yüzyılın başında, ortaya çıkan gelişmelerle, ülkelerden ülkelere yapılan yolculuklar artarak, büyük bir hareketlilik kazanmıştır. Ülkeler arasındaki yolculukların hızlanması ve yeni işlevler yüklenmesi, ekonomilere olduğu kadar, kültürlere dönüştürücü bir canlılık getirmiştir. Artık dünyanın bir şehirinden, bir şehirine yolculuk yapmak, tarihin değişik dönemlerine yapılan yolculuklara dönüşüyor.

*

Ankara’dan Roma’ya yapılan bir yolculuk, insanları iki bin yıl, Mekke’ye yapılan bir yolculuk, beş bin yıl öncesine taşır. New York’a gidenler yarım binyıl, Kudüs’e gidenler tam binyıl yaşayanlar gibi, bilgi ve bilgelik sahibi olurlar. Yolculuk yapmayanlar, ortak birikimden yararlanmakta, güçlük çekerler. İlk Peygamber’den Son Peygamber’e, bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimi, son beş bin yıllık zaman diliminde ortaya çıkmıştır.

*

Siyasal sınırların, büyük bir esneklik kazandığı Yirmi birinci yüzyılda, dünyada yaşayan bütün insanlar, aynı şehirde yaşayanlar gibi, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda birbirlerine bağımlı hale gelmişlerdir. Yirminci yüzyılda ülkeler arasında ekonomik bağımsızlıklar önemliyken, Yirmi birinci yüzyılda ekonomik bağımlılıklar önem kazanmıştır. Ülkeler birbirleriyle, ne kadar alışveriş yapıyorlarsa, üretim güçlerini o kadar büyütüyorlar.

*

Dünyada yolcu olmasını bilenlerin ulaşamayacakları ülke, gidemeyecekleri şehir kalmamıştır. Ülkelerin ekonomilerinde yolcuların ve yolculara hizmet veren kuruluşların payları, yeni açılımlar kazanarak artıyor. Havayolları, denizyolları, demiryolları, karayolları dünyanın bütün ülkelerini, bütün şehirlerini birbirlerine bağlıyorlar. Ulaşım dünyasındaki hızlı gelişmeler, ülkeler ve şehirler arasındaki uzaklık ve yakınlık farklarını ortadan kaldırıyor.

*

İletişim dünyasındaki hızlı gelişmelerle, ülkeler arasında görünen pazarlarda yapılan alışverişler, görünmeyen pazarlara kayıyor. Kurumlar verdikleri hizmetleri, kuruluşlar ürettikleri ürünleri, üniversiteler zenginleştirdikleri bilgileri, zaman ve yer farkından etkilenmeden, engellerle karşılaşmadan, bütün insanlarla paylaşıyorlar. İnsanlar üretim ve tüketim kararlarıyla, dönüştürücü ve sürükleyici bir işlev yükleniyorlar.

*

Ülkeler ve şehirler arasındaki güvenlik sorunları, yerel boyutlardan küresel boyutlara taşınıyor. Sınırların güvenliğin sağlayan ticaret durunca, her alanda yıkımlara yol açan savaşlar başlıyor. Aralarında alışveriş olan ülkeler, sorunlarını sert güçleriyle çatışarak değil, esnek güçleriyle uzlaşarak çözüyorlar. Çatışan ülkelere yolculuk yapılmadığı gibi, iletişim ve etkileşim kanalları kapanıyor, her alandaki alışverişler bütünüyle duruyor.

*

Ülkeler arasında ekonomik bağımlıklar ne kadar artarsa, silahlı çatışmalar o kadar azalır.

*

Ticaretin birbirine bağladığı ülkeler, sorunları uzlaşarak çözmekte çok zorlanmazlar.

*

Barış dünyasının yolları askerlerle değil,yolculuk yapmasını bilenlerle açılır.

23 Haziran 2022, 12:16

VAHİY'DEN GÜÇ ALAN KUTSAL KÜLTÜRÜN KAYNAĞI KURUMAZ

Vahiy’den kaynaklanan kültür, bütünlük ve süreklilik içinde, yüzyıllar boyunca zenginleşe zenginleşe gelişir ve bütün kültürlerin özünü oluşturur. Vahiy kültüründe Peygamberler arasında ayrım gözetilmez, aynı annenin, aynı babanın çocukları olan bütün insanlara aynı gözle bakılır, din, dil, ırk ve renk ayrımcılığ yapılmaz. Bunun için “Safiyullah” olan, İlk İnsan’la başlayan, insanlığın ortak mirası bilgi ve bilgelik tarihi, sözlerden daha çok özlere önem verenlerle zenginleşir.

*

Dünya medeniyet tarihçilerinin araştırdıkları, bütün kültürler tek kaynaktan beslenirler. Bilgeler insanlığın beş bin yıllık tarihi içinde geleceğe, geçmişin yüzyılların sözlerini değil, özlerini taşımaya çalışırlar. Onlar söz yığınları arasında, özün korunmasına büyük özen gösterirler. Bu yüzden savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürenlerin öncülüğünü bilgeler yaparlar.

*

İbn Arabi’nin İspanya’dan, Mevlana’nın Türkistan’dan gelerek, Allah’ın solmayan rengine boyanan Yunus’la buluştuğu, Selçuklu sonrası Osmanlı öncesi dönemde, Türklerin Buhari’siyle, Maturidi’siyle, Yesevi’siyle, Anadolu’daki bin yıllık tarihinin temelleri atılır.

*

Anadolu’dan üç kıtaya ve iki denize açılan Türkler, “Cümleler doğrudur sen doğru isen / Doğruluk bulunmaz sen eğri isen” diyerek, gittikleri coğrafyalarda bütün insanların temel haklarına ve ana özgürlüklerine özen gösterirler. Kutsal kültürün yüzyıllar içinde güncelliğini yitirmeyen, Kıyamet’e kadar yitirmeyecek olan özü, bilgelerle geçmişten geleceğe taşınır.

*

Bilgeler insanlığın ortak mirasını zenginleştirmek için, bulundukları coğrafyaların sınırlarını aşarak, bütün coğrafyaları bir bütün olarak görürler. Onların yüzyılları aşan etkileri, ülkelere değil, ilkelere odaklanmalarından kaynaklanır. Onlar hem insanları, hem toplumları içlerinden tanırlar, insanlarda toplumları, toplumlarda insanları görürler.

*

Hayatı kolaylaştırmada, dünyayı yaşanır kılmada, iki dünyayı birbirinden ayıran, yalnızca bilinen dünyaya odaklanan bilginleri değil, iki dünyayı birbiriyle bütünleştiren, hem bilinen, hem bilinmeyen dünyaya odaklanan bilgeleri, severek izleyenler başarılı olurlar. Bütün ülkeleri içine alan geniş bir kamuoyu araştırması yapılsa, tek dünyanın bilginlerini değil, iki dünyanın bilgelerini sevenlerin açık ara önde oldukları görülür.

*

Peygamberleri izleyen bilgelerin yanında, peygamberleştirilen bilginlerin, insanlığın atalarının dışındaki, insanların bilmedikleri ve görmedikleri, “Yitik Cennet”ten haber vermeleri beklenilmez, verseler de inandırıcı olmazlar. Kutsal kaynaklarla bağlarını koparan kültürler, can damarlarını keserler, hayat kaynaklarını kuruturlar.

*

Cehennemleşen dünyayı, Cennetleşen dünyaya dönüştürmek isteyenler, aradıkları dünyanın yol haritasını, iki dünyayı birbirinden ayırmadan, altın oranda harmanlamasını bilenlerde bulurlar.

24 Haziran 2022, 11:36

KÜLTÜRDE ÖNDEN GİDEN BİLGELERİ OLMAYAN ÜLKELERİN EKONOMİDE DÜNYAYI DÖNÜŞTÜRECEK BİLGİNLERİ OLMAZ

Sürekli yenilenen, sürekli yeniden yapılanan dünyada, dünün yeni bugünün eski araçlarıyla, sanayi toplumları bilgi toplumlarına, bilgi toplumları bilgelik toplumlarına dönüşmez. Bunun için bütün dünyada insanlar, yüzyıllar içinde oluşan bilgi birikimini bilgeliğe dönüştüren, yetmiş iki millete bir gözle bakan, her gün yeniden doğan, her gün yeni sözler söyleyen bilgeler bekliyorlar. Onlar geçmişte Buhara’yı, Semarkant’ı, Bakü’yü, Konya’yı, Bursa’yı, İstanbul’u, Saraybosna’yı, Kırım’ı, Kazan’ı dönüştürdükleri gibi, gelecekte Pekin’i, Moskova’yı, Berlin’i, Paris’i, Londra’yı, Washington’u dönüştürecekler. Onların bilgi ve bilgelik dünyalarında, kültürlerin derinleştirilmelerine, ekonomilerin zenginleştirilmelerinden daha çok önem verilir. Ve derin kültürü olmayan toplumların, zengin ekonomilerinin olmayacağı sürekli vurgulanır.

*

Kültür dünyasının zirvelerini oluşturan bilgeler, dünyanın hangi ülkesinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün toplumların düşünce ve eylem dünyalarında, dönüştürücü bir görev yüklenirler. Onların açtıkları yollardan yararlananlara, iç ve dış dünyanın hazinelerinin kapıları sonuna kadar açılırlar. Onlarla insanlar bir yandan çelik gibi sertleşirken, bir yandan kılıç gibi keskinleşirler. Türklerin Asya’nın içlerinden, Avrupa’nın içlerine doğru büyük ve uzun yolculuklarında, kültür dünyasının bilgeleri, Osman Sarı’nın anlam yüklü şiir kitabının adıyla söylenirse, İslam’ın ilk yıllarından beri, hep “Önden Giden Atlılar” olmuşlar. Onları izleyenler ister silahlı, ister silahsız güçlerin arasında yer alsınlar, gittikleri bütün coğrafyaları camilerle, çeşmelerle, dergahlarla, çarşılarla, köprülerle donatmışlar. Onlar eski şehirleri yenilerken, yeni şehirler kurarken güçlerini el açanlar değil, el açılanlar olmasını bilmelerinden almışlar.

*

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçişte, büyük coğrafyadan Anadolu’ya çekilişin acıları yaşayan, ancak hiçbir zaman karamsarlığa kapılmayan Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın anılarında aktardığı gibi, Türklerin Viyana’ya, her dönemde güncelliğini koruyan, coğrafyalardan önce gönülleri kazanmanın yol haritasını veren Mesnevi’yi, okuya okuya gittiklerini vurgular. Türklerin tarihinin en görkemli dönemini oluşturan, Anadolu’nun bin yılık tarihi, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde özetlenir.

*

Kültür dünyasının sınırsız derinlikleri yanında, ekonomik dünyanın sınırlı zenginlikleri çekiciliklerini yitirirler. Kültürel alanın zirveleri, oluşturdukları geniş çekim alanlarında, hem tanıyan yakın, hem tanımayan uzak bilgelik sevdalılarına, bilinmeyen dünyaların kapılarını açarlar. Onlar kültür dünyasından bakarak, toplumlarda insanları, insanlarda toplumları anlatırlar, hem toplumlara, hem insanlara ufuk ötesini görme gücü kazandırırlar.

25 Haziran 2022, 11:49

AYNI ANNENİN AYNI BABANIN ÇOCUKLARININ BİRLİKTE ARADIKLARI YİTİK CENNET İKİ DÜNYADA BİRDEN BULUNUR

Dünyada kültür savaşlarının, yeni boyutlar kazandığı Yirmi birinci yüzyılda, Türklerin Asya’nın içlerinden Avrupa’nın içlerine doğru, Viyana’nın önlerinde duran yolculukları, Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, silahlı güçlerden silahsız güçlere geçerek devam ediyor. Yeni yüzyılda yalnızca Viyana’da değil, Avrupa ülkelerinin bütün başşehirlerinde, yeni Anadolu’lar oluşuyor. Semerkant’tan Saraybosna’ya kadar geçtikleri bütün şehirleri, camilerle, kapalı çarşılarla donatanların torunları, geçmişte olduğu gibi Avrupa’nın bütün şehirlerini, yalnızca camilerle değil, camilerin çevresinde yer alan işyerleriyle donatıyorlar. İki dünyayı birbirinden ayırmayanlar, iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede, kültürsüz ekonomilerin, ekonomisiz kültürlerin peşinde koşanların, dünyada kalıcı izler bırakamayacaklarını biliyorler.

*

Yeni yüzyıl iki yıllarını birbirlerine eşit kılanların değil, gelen yıllarını geçen yıllarından daha yaşanır kılmayı bilenlerin yüzyılı olma yolunda ilerliyor. Bunun için dönüştürücü çalışmalar, ekonomik kuruluşlardan daha çok kültürel kuruluşlarda yapılıyor. Her ülkede hayatı kolaylaştıranların, dünyayı güzelleştirenlerin başında, kusursuzluğu arayan kuruluşlar geliyorlar. Onlar dünyanın hangi ülkesine giderlerse gitsinler, ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, geliştirdikleri bilgilerle ekonomik, siyasal ve kültürel krizlerin üstesinden gelirler, bulundukları ülkelerde el üstünde tutulurlar. Onların güçleri kendileri için istediklerini, bütün insanlar için istemelerinden kaynaklanır. Onlar ekonomik sorunlara, kültürel çözümler üreterek, dünyanın hem paylaşımcı üretimine, hem katılımcı yönetimine yaptıkları katkılarla, çığır açıcı işlevler yüklenirlar.

*

Bütün ülkelerin hem kültürel, hem ekonomik alanlarda alışverişlerinin sürekli arttığı dünyada, Mekke’nin kazanılmasında olduğu gibi, güce baş vurmadan, kan dökmeden bütün insanların gönüllerine dokunmak, sevgilerini kazanmak ,yaşanmakta olan yüzyılda hayati önem taşıyor. Yeni haberleşme ağlarıyla, milyarca insanın birbiriyle iletişim kurmasını sağlamak, iyilikte yarışan insanlara daha önce bilinmeyen yeni eylem alanları açıyor.

*

Kültürlerinin derinliğinden, ekonomilerinin zenginliğinden emin olan insanların sesleri, dünyanın her köşesinden duyuluyor. Onlar inançta zorlama olmaz, herkesin inancı kendinedir, özgürlük özgünlüktür diyerek, insanların gönüllerinde uyuyan aslanları uyandırıyorlar. Ve hayatın her alanında, insanların özgürlük alanlarını ne kadar genişletirlerse, özgünlük yeteneklerini o kadar geliştireceklerini biliyorlar.

26 Haziran 2022, 11:29

İTÜ'NÜN KURULUŞUNUN 250'Cİ YILI KUTLAMALARINA KATILARAK, DOSTLARIMIZLA SELAMLAŞTIK. ANADOLU'NUN BİN YILIK TARİHİNDE, İTÜ'LERİN

AYRI BİR YERİ VARDIR.TEŞEKKÜRLER DEĞERLİ REKTÖR İSMAİL KOYUNCU. TÜRK VE İSLAM DÜNYASININ GELECEĞİNE, ÖZAL'IN AÇTIĞI YOLDAN GİDEN, ORDU MİLLETİ GİRİŞİMCİ MİLLETE DÖNÜŞTÜREN İTÜ'LÜLER DAMGASINI VURACAKLARDIR.

26 Haziran 2022, 12:14

DEVLETLERDEN DAHA ÇOK KÜLTÜRLERİN SAVAŞTIĞI DÜNYADA DEVLETLER ÖLÜRLER KÜLTÜRLER ÖLMEZLER

Büyük dinlerin doğduğu, insanlığın beş bin yıllık kültür tarihine, geniş bir açıdan bakıldığında, dünyada gelen ve geçen devletlerden daha çok değişen ve gelişen kültürlerin, her alanda kıran kırana savaştıkları görülür. Dünya tarihinde devletler gelirler geçerler, kültürler kalırlar ve gelişirler. Geçen yüzyılın sonunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, dünyada devletlerin değil, kültürlerin savaştığı ortaya çıkmıştır.

*

Son iki yüzyılda insanlığın, yüzyıllar içinde zenginleşen kültürel birikiminin, kutsal boyutunu görmezden gelerek, yalnızca seküler boyutuna önem veren Avrupa Devletleri, dünyaya Faşizm’in, Nazizm’in, Kapitalizm’in ve Komünizm’in görünmeyen yüzünü göstermişlerdir. Avrupa’da uzun sürmeyen Faşist İtalya’dan ve Nazist Almanya’dan sonra, yeni yüzyılın başında bütün dünyada hem Komünist, hem Kapitalist devletler can damarlarını yitirerek, yeni arayışlara yönelmişlerdir.

*

İnsanlara özgürlük getirmek için yola çıkan Kapitalizm, İngiltere’nin ve Amerika’nın öncülüğünde, bütün dünyanın kaynaklarını yağmalayan Batı Emperyalizm’ine dönüşürken, eşitlik getireceğin söyleyen Komünizm, Rusya’nın elinde Doğu Avrupa’nın ve Büyük Türkistan’nın zenginliklerini,Moskova’ya taşıyan Rus Emperyalizm’ine dönüşmüştür.

*

Avrupa’sıyla, Asya’sıyla, Afrika’sıyla ve Amerika’sıyla dünyaya özgürlük ve eşitlik sözü veren devletler, dünyanın hangi kıtasında olurlarsa olsunlar, ülkelere eşitlik değil ayrımcılık, zenginlik değil yoksulluk, barış değil savaş getirmişlerdir. Ötedünyaya açık kutsal kültürle, ötedünyayı yok sayan seküler kültür arasına, Berlin Duvarı gibi duvarlar inşa edenler, dünyada ekonomik kazançlar önceliklidir, ekonomik kazançları büyütmek için her şey yapılır diyorlar.

*

Batı ülkeleri dünyadaki bütün devletleri, savaştan savaşa sürüklemeye, ülkelerde kan ve gözyaşı gölleri oluşturmaya devam ediyorlar. Yeni yüzyılda Batı’dan Doğu’ya, bütün ülkelerde Komünizm’in ve Kapitalizm’in kutsallaştırdığı değerler, yürürlülükten kaldırılan paralar gibi geçerlilikleri yitiriyorlar.

*

Oluşmakta olan dünyada, devletlerin silahsız kültürel güçleri, silahlı ekonomik güçlerinden çok daha büyük önem kazanıyor. Bunun için Yirminci yüzyılın sonunda, Samuel Huntigton’un gelen yüzyılı anlatmada, dünyada “devletler”den önce, köklü kültürlere dayanan “medeniyet”ler savaşacaktır görüşü, bütün dünyada karşılık bularak, her ülkede büyük tartışmalara yol açmıştır.

*

Kültürler arasındaki savaşlar, Avrupa’nın savaş yüzyılı olan Yirminci yüzyılda çıkmamıştır. İnsanlık tarihi boyunca dünyada, devletlerden daha çok kültürler savaşmıştır, bir tarafta İbrahim’ler, Musa’lar yer alırken, bir tarafta Nemrut’lar, Firavun’lar yer almıştır. Yüzyıldan yüzyıla yeni boyutlar kazanan kültürlerin savaşı, Kıyamet’e kadar ara vermeden devam edecektir.

27 Haziran 2022, 12:10

DÜNYAYI BÜTÜN İNSANLAR İÇİN YAŞANIR KILMADA KARANLIK BATI’DAN AYDINLIK DOĞU’DAN GELİR

Dünya’da Amerika’dan Çin’e, bütün ülkelerde hem üretim, hem yönetim konularında, büyük çalkantılar yaşanıyor. Demokratik yönetimlerle, otokratik yönetimlerin yarışı, dönem dönem üretim alanlarından yönetim alanlarına, yönetim alanlarından üretim alanlarına kayıyor. İki dünyanın ortasında yer alan Türk ve İslam dünyası, gündüzlerin geceleri, gecelerin gündüzleri izlediği dünyada, aydınlığın Doğu’dan, karanlığın Batı’dan geldiğini unutmadan, yeni bir yol haritası arıyor.

*

Çin’nin ve Rusya’nın başını çektiği otokratik yönetimlerle, Amerika’nin ve Almanya’nın öncülük yaptığı demokratik yönetimlerin, üretimde ve yönetimde gösterdikleri başarısızlıkların bedelini, yalnızca Müslüman ülkeler değil, bütün ülkeler ödüyor. Yirminci yüzyıldaki savaşların, yol açtığı yıkımların yaralarının sarılması tamamlanmadan, Yirmi birinci yüzyılın başında başlayan savaşlar, bütün ülkeleri sonu geldi sanılan tarihe, yeniden dönmeye zorluyor.

*

Doğu’dan gelen aydınlıkla, Batı’dan gelen karanlığın, yüzyıllardan beri savaşa dönüşen yarışı, yarışa dönüşen savaşı, bütün hızıyla devam ediyor. Doğu’nun kaynağını peygamberlerden alan aydınlığıyla, Batı’nın peygamberleştirenlerden kaynaklanan karanlığının hesaplaşmasında yeni bir dönem başlıyor. Gün ortası aydınlığının, gece yarısı karanlığını azaltması yolunda, başta Doğu’nun bilgeleri olmak üzere, bütün dünyanın bilgelerine büyük sorumluluklar düşüyor.

*

Dünyada aydınlıkla karanlığın arasındaki, duvarların yıkıldığı yeni yüzyılın başında, aydınlığın sorunlarının, karanlığın sorunlarından kaynaklandığını, dünyanın önde gelen bilgeleri sürekli vurguluyorlar. Onlar tarihin derinliklerinden bakarak, Nemrut’ların, Firavun’ların saflarında yer alan karanlığın güçlerinin, İbrahim’lerin, Musa’ların saflarında yer alan aydınlığın güçleri karşısında, er ya da geç yakıcılıklarını ve boğuculuklarını yitireceklerini sürekli tekrarlıyorlar.

*

Bilgeler Doğu da, Batı da Allah’ındır, Allah’ın bilgisinin üstünde bilgi, bilgeliğinin üstünde bilgelik, gücünün üstünde güç olmadığını bilirler, bütün peygamberlere saygı gösterirler. Onlar aydınlığın melekleri karşısında, karanlığın şeytanlarının etkilerini yitireceklerini, düşüncelerine eylemlerine, eylemlerini düşüncelerine yansıtarak anlatırlar. Onların ayrımcılığa yer olmayan düşüncelerinde eylemleri, eylemlerinde düşünceleri görülür.

*

İnsanlığın beş bin yıllık bilgi ve bilgelik tarihinde, düşünceler değişmezler, eylemler değişirler. Hayatı kolaylaştırmada, dünyayı güzelleştirmede aydınlığın güçlerinin başarıları, beslendikleri kaynakların zenginliğinden, karanlığın güçlerinin başarısızlıkları dayandıkları kaynakların temelsizliklerinden gelir. Uçurtmaların açık havada, rüzgarlara karşı koyarlarsa uçtukları aydınlıklar da, karanlıklara karşı durdukları için canlılıklarını korurlar.

*

Aydınlığın bulutları gökyüzünden yağmur, karanlığın bulutları gökyüzünden kurşun yağdırırlar.

*

Aydınlığın güçleri barış yıllarını çoğaltırken, karanlığın güçleri savaş yıllarını çoğaltırlar.

*

Aydınlığın sevdalıları güçlerini açıklıktan, karanlığın bağımlıları kapalılıktan alırlar.

28 Haziran 2022, 12:22

DÜNYANIN NERESİNDE OLURLARSA OLSUNLAR ÜLKELERİN ÜRETİM VE YÖNETİM GÜÇLERİ GÜVEN ORTAMINDA ZENGİNLEŞİR

Ülkeler arasındaki üretim dengesizliklerinin, ileri boyutlara ulaştığı dünyada, bütün kuruluşlar hem yerel, hem küresel düzeyde maliyetlerini azaltmaya, kalitelerini artırmaya çalışıyorlar. Kuruluşların üretim güçleri, dünya pazarlarında aranan ürünler üretmelerinden kaynaklanır. Onlar satış sonrası verdikleri hizmetlerle, pazarlardaki paylarını güvence altına alma yanında, kalıcı bir güven ortamı oluşturarak, üretimlerini sürekli zenginleştirirler.

*

Stephan Covay “Başarılı İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabında, “Yüksek güven kültürü oluşturmadan,yüksek kaliteye ve düşük maliyete ulaşılmaz” diyerek,yöneticilere önemli sorumluluklar yükler. Sözünde durma, dürüstlük, iyilikte yarışma, haksızlıkları önleme gibi güven ve değer ilkeleri, pusulanın her yerde, her zaman kuzeyi göstermesi gibi, bütün alanlarda kaliteyi artırarak, maliyeti düşürerek, üretimi artırmanın ve güçlü olmanın yolunu gösterirler.

*

Dünya ürünleri üreten kuruluşlar, ister İstanbul’da, ister Londra’da, ister New York’ta olsunlar, güçlerini genel geçer küresel etik ilkelerine gösterdikleri özenden alırlar. Verdikleri sözleri ve üstlendikleri sorumlulukları yerine getiren kuruluşlara, bütün ülkelerin kapıları ardına kadar açılır.Onlar ürettikleri ürünlerinden önce, yaşattıkları ilkeleriyle müşterilerinin gönüllerini kazanırlar. Ve üretim dünyasında güven ortamının, getirisi en büyük sermaye olduğunu bilirler.

*

Üretimin ilkelerini, yönetimin temellerini bilen kuruluşlar, ekonomik, siyasal ve kültürel dünyadaki dönüşümleri kavramada ve yönlendirmede güçlük çekmezler. Yerel ve küresel pazarlarda sağlam bir yer tutan, kalıcı bir pazar payı yakalayan kuruluşlar, üretimde tüketimi, tüketimde üretimi görürler. Onların kısa dönemli düşünmesi kadar, uzun dönemli düşünmesini bilen yöneticileri, kollarında zamanı gösteren saatın yanında, ellerinde yönü gösteren pusulayı taşırlar.

*

Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, oluşturdukları güven ortamında, üretim gücüne yeni açılımlar kazandıran başarılı kuruluşlar, maliyetlerini azaltırken, kalitelerini artırırken yıkıcılıkta değil, yapıcılıkta yarışırlar. Onlar üretimi artırma, yönetimi geliştirme çalışmalarında ,doğrusal büyümeden daha çok doğal büyümeye önem verirler. Onların üretim ve yönetim dünyalarında, pazarlar ya kazananların ya kaybedenlerin olduğu, yarış alanları olarak görülmezler.

*

Alanı ne olursa olsun üretimin zenginleştirilmesinde, yönetimin derinleştirilmesinde, doğal hayattaki en güzel örneklerini, arı kovanındaki kusursuz üretim ve yönetim düzeniyle, karınca yuvasındaki eşsiz dayanışma ve yardımlaşma düzeni oluşturur. Onların birlikte çalışma dünyasında, paylaşımcı üretimin, katılımcı yönetimin en güzel örnekleri verilir. Bu yüzden kuruluşlar, doğal hayatın değişmeyen yasalarını, ne kadar örnek alırlarsa, o kadar uzun ömürlü olurlar.

*

Üretimde ve yönetimde, bilinen yöntemleri değiştirmeden, bilinmeyen çözümler bulunmaz.

*

Dünyada “ya öl ya öldür” diyenler değil, “hem yaşa hem yaşat” diyenler başarılı olurlar.

*

Doğal hayattan uzaklaşanlar, hayat kaynaklarını kuruturlar, can damarlarını keserler.

29 Haziran 2022, 13:22

ORTAK TABANI GENİŞLETEREK HER ALANDA ÜRETİMİ ZENGİNLEŞTİRMEDEN DÜNYA ÜLKESİ OLUNMAZ

Bu yazı daha önce 14.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki zenginlikleri, toplumun bütün kesimlerine açık, ortak tabanın genişliğinden ve derinliğinden kaynaklanır. Geniş ortak tabana ve derin bilgi birikimine dayanmayan ülkeler, dünyada çığır açıcı gelişmelere öncülük yapamazlar. Bütün ülkelerde katılımcı yönetim, paylaşımcı üretim, insanlığın birikiminden beslenen, ortak tabanın, ortak çalışmalarıyla, yeni zenginlikler kazanır.

*

Yatay ve dikey boyutlarıyla,bütün insanlığı kucaklayan genişlikte ve derinlikte, ortak taban kültürü oluşturamayan ülkeler, hayatın hiçbir alanında, dönüştürücü yenilikler yapamazlar, dünyanın bilgi ve bilgelik birikimine katkıda bulunamazlar.Bu yüzden insanlığın, ortak düşünce ve eylem hazinesi tarihin, köklü dönüşümlere yol açan olaylarını, sebebleriyle ve sonuçlarıyla güncelleştirmek ve yorumlamak her ülke için yol gösterici olur.

*

Ülkelerde ortak tabanın önemini ve işlevini, “Birleşik Kaplar” kuramı çok güzel anlatır. Birleşik kaplarda değişik ölçülerde, değişik şekillerde borular ortak bir tabana bağlanır. Bir borudaki su seviyesi, başlangıçta yüksek olsa da, uzun sürmeyen bir zaman sonra, diğer borulardaki su seviyesiyle eşitlenir. Ortak taban üzerinde yükselen boruların boyutları ve yapıları ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, tabandan gelen sularla eşit olarak yükselirler.

*

Birleşik kapların ortak tabanları gibi, toplumların ortak tabanlarını oluşturan ortak coğrafyaları, ortak kültürleri, ortak değerleri, hayatın bütün alanlarındaki, başarılarının hem kaynakları, hem belirleyicileri olurlar. Ortak tabanın sağlamlığıyla, kültürel dokunun ve ekonomik yapının sağlamlığı arasında doğru orantılı bir bağıntı bulunur. Ülkelerin ortak tabanları ne kadar zengin olursa, değişik alanlardaki başarıları o kadar zengin olur.

*

İki dünyaya önem veren,iki dünyayı bütünlük ve süreklilik içinde ele alan, kutsal kültürden beslenen ortak tabanlar yanında, tek dünyaya önem veren, tek dünyaya dayanan seküler kültürden beslenen ortak tabanlar, çok güçsüz, çok yoksul kalırlar.Tek dünyalı kültürlerin metafizik alana kapalı alanlardaki başarıları, dengeleyici ve denetleyici değerlerden yoksun oldukları için, sürdürebilir olmazlar ve kalıcı izler bırakmazlar.

*

Ülkelerde ortak tabanlar güçlerini, fizik dünyanın ekonomik zenginliklerinden daha çok, metafizik dünyanın kültürel derinliklerinden alırlar. Dünyanın her yanında geçerli üretim ve yönetim ilkeleri kaynaklarını, fizik dünyanın gelen geçen ekonomik değerlerinden önce, metafizik dünyanın bütün insanlığı kucaklayan kültürel değerlerinde bulurlar.Bir ülkede ortak taban genişliğini ve derinliğini yitirirse, her alan zenginliğini yitirir.

*

Birleşik kapların tabanları gibi, toplumların düşünce ve eylem tabanları, bütün alanlardaki başarılarının sınırlarını belirler.

*

Ülkelerde ekonomik, siyasal ve kültürel alanlar arasındaki uyum,denge ve düzen, ortak tabanın ortak değerleriyle sağlanır.

*

Ülkelerin ortak tabanların çoğunluğu, yanlışlıklara karşı doğrulukların, kötülüklere karşı iyiliklerin yanında yer alırlar.

30 Haziran 2022, 12:23

DÜNYADKİ DÖNÜŞÜMLERE UYUM SAĞLAMADA KURULUŞ YÖNETİMLERİ DEVLET YÖNETİMLERİNDEN DAHA HIZLI DEĞİŞİRLER

Ülkeler arasında ekonomik bağımlılıkların artması, küresel kuruluşlara yeni işbirliği alanları açıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşlar, devlet yönetimlerinden önce, şehirlerin yönetimlerini birbirine yakınlaştırıyor. Devletlerden daha güçlü kuruluşlar, doğdukları ve doydukları şehirlerde, hem yerel ve hem merkezi yönetimlerin, demokratikleşmesine katkıda bulunuyorlar.Onlar ülkelerde her alanda, yeni yapılanmaların öncüleri oluyorlar.

*

Almanya’nın, Fransa’nın, İtalya’nın, Japonya’nın, Amerika’nın dünya pazarlarına açılan, motorlu araç üreten çok ortaklı kuruluşları, dünyanın bütün şehirlerindeki dağıtım ağlarıyla, ülke ve şehir ekonomilerine canlılık kazandırıyorlar. Onlar dünyadaki pek çok devletten büyük üretim güçleriyle, sorgulama ve yargılama yetkileri olan devletler gibi, değişime direnmenin değil, zorunlu değişimi yönetmenin, yollarını ve yöntemlerini geliştiriyorlar.

*

Otokratik olmaktan daha çok demokratik olmak, merkezi yönetimler kadar yerinden yönetimlerin, karşı karşıya oldukları oldukları sorunların başında geliyor. Bu bağlamda küçülerek büyüyen, büyüyerek küçülen kuruluşlar, merkezi yönetimlerle birlikte, yerel yönetimleri yenilik yapmaya, yeni sözler söylemeye zorluyorlar. Onların yerel düşünen ve küresel davranan yöneticileri, geçmişe dayanmadan, geleceğin öngörülemeyeceğini biliyorlar.

*

Yönetenleriyle ve yönetenleriyle kuruluşlar, insanlara geçmişin zengin bilgi ve bilgelik birikimini özümseyerek bakarlarsa, insanları çok yakından tanırlar. Geleceğe geçmişin sözüyle değil, özüyle bakmak, Yirmi birinci yüzyılda büyük önem kazanmıştır. Geçmişin sözleri zamanla değişiklikler gösterirken, özleri değişiklik göstermezler. Bunun için geçmişin sözünden önce, özünü kavramayan kuruluşlar, dünyadaki değişmelere ayak uyduramazlar.

*

Sınırları ortadan kaldıran kuruluşların dünyasında, savaş kararları alan yöneticilerin ve askerlerin, dünyada nasıl büyük yıkımlara yol açtıklarını, bütün devletler ve bütün kuruluşlar görüyorlar. Oluşmakta olan dünyada, alışveriş bağımlısı yapmayan, kültürleri yoksullaştırmayan, yerel ve küresel değerlere saygı gösteren, kuruluşların önemleri artıyor. Onlar her zaman, denetime açık yapılarıyla, sürekli yenilenerek dünyayı dönüştürüyorlar.

*

Dünyanın bütün şehirlerinde ekonomik ve kültürel gelişmelere uyum sağlamada, kuruluşlar devletlerden daha başarılı olurlar. Dünyadak pek çok devletten çok daha büyük üretim yapan, küresel ısınmaya ve iklim değişmelerine önem veren, insanların sınırsız isteklerinden daha çok sınırlı ihtiyaçlarına karşılamaya çalışan kuruluşların, katılımcı yönetimlere ve paylaşımcı ekonomilere katkıları çok büyük olacaktır.

*

Bir gözleriyle geçmişe, bir gözleriyle geleceğe bakan kuruluşlar,ellerindeki kaynakları değerlendirmekte güçlük çekmezler.

*

Devletler çok yavaş değişirken, dünyaya açık yapılarıyla, çok hızlı değişen kuruluşlar, her alanda çığır açıcı olurlar.

*

Gelen yıllarını geçen yıllarından daha başarılı kılmasını bilen kuruluşlar, uzun ömürlü olmasını bilirler.