Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Kasım 2022

43 yazı

1 Kasım 2022, 12:47

Değerli Bilge ALİ POLAT suyun ve doğal sağlığın filozofudur

Değerli Bilge ALİ POLAT suyun ve doğal sağlığın filozofudur. Taksim'deki "ALİ POLAT MEDENİYET EVİ"nde tek başına bir "DÜŞÜNCE AKADEMİSİ" oluşturmuştur.İran,Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ekonomik ve kültürel bağları güçlendiriyor.

1 Kasım 2022, 12:59

Muğla İYC'de Değerli Başkan Ayhan Balcı'nı yönetiminde "DOĞU'DAN BATI'YA GİDEN" ezan okunan yeri vatan,ezan

Muğla İYC'de Değerli Başkan Ayhan Balcı'nı yönetiminde "DOĞU'DAN BATI'YA GİDEN" ezan okunan yeri vatan,ezan okunmayan yerde ezan okumayı görev bilen Anadolu Türklerinin düşünce ve eylem dünyalarını ele aldık.

1 Kasım 2022, 13:11

SAYISALLAŞMA ÜLKELERDEKİ DİKEY BÜTÜNLEŞMELERİ YATAY BÜTÜNLEŞMELERE YÖNLENDİREREK YENİ FORD'LAR OLMAYA DEĞİL YENİ MİCROSOFT'LAR OLMAYA ZORLUYOR

Savaşların tetiklediği krizlerden bütün ülkeler etkileniyorlar. Savaşlar yalnızca savaşan taraflara değil, bütün ülkelere büyük zarar veriyorlar. Amerika’nın Irak’ı, Rusya’nın Ukrayna’yı silahlı güçlerle işgal etmeye kalkışmaları, dünyanın ekonomik, siyasal ve kültürel dengelerini, altüst etmeye devam ediyor. Savaşlar üretimdeki girdilerle ve çıktılarla, birbirlerine bağımlı hale gelen bütün ülkelerde, kıtlıklara yol açarak hayatı çekilmez boyutlara taşıyorlar.

*

Yenilikçi üniversitelerin öncülüğünde ülkeler, üretim ağırlıklı sanayileşme aşamasından, bilgi ağırlıklı sayısallaşma aşamasına evriliyorlar. Artık sanayi toplumlarının üretimde ve yönetimde, çok kademeli yapılanan kuruluşlarının yöntemleriyle, sayısal toplumun az kademeli yapılanan kuruluşlarının sorunları çözülmüyor. Yıldan yıla etkilerini artıran yeni gelişmeler, bütün kuruluşları dikey bütünleşmeden daha çok yatay bütünleşmeye, Yeni Ford'lar olmaktan daha çok Yeni Microsoft'lar olmaya zorluyor.

*

Kuruluşların içindeki dikey bütünleşmelerde, tek yönlü bir bilgi akışı önemliyken, kuruluşlar arasındaki yatay bütünleşmelerde iki yönlü bilgi akışı belirleyici oluyor. İletişim dünyasındaki hızlı gelişmeler, bütün kuruluşların birbirleriyle girdi ve çıktı bağlantılarında, işbirliği yapmaya, birlikte çalışmaya özendiriyor. Üretimin ve yönetimin her aşamasında yenilik yaparak, yatay ilişkilere yeni alanlar açılıyor, tarafların kazançları sürdürülebilirlik kazanıyorlar.

*

Sayısal kuruluşları iş verenlerden, iş yapanlardan önce, işleri birlikte düşünenler, birlikte yapanlar, birlikte sorumluluk yüklenenler ayakta tutarlar ve geleceğe taşırlar. Onların çalışma dünyalarında, emir verenler, emirleri yerine getirenler olmaz, sayısaallaşmanın sağladığı kolaylıklardan yararlanarak, işleri birlikte düşünenler, birlikte yapanlar, aksamaları birlikte giderenler olur. Ve üretim, yönetim güçleri, hepsinin eşitler arasında birinci olmalarından kaynaklanır.

*

Dünyada nasıl sanayi toplumlarının üretim güçleri, tarım toplumlarının üretim güçlerinden daha büyük olursa, sayısal toplumların üretim güçleri de sanayi toplumlarının üretim güçlerinden daha büyük olur. Ekonomilere yapılan katma değerleri artırmada, tarım toplumları piramidin tabanında, sayısal toplumlar tavanında yer alırlar. Zamanı geldiğinde, bir alt toplum yapısından, bir üst toplum yapısına geçemeyen toplumlar, üretim güçlerini yitirerek yoksullaşırlar.

*

Son on yıllarda ekonominin her alanında, büyük bir hız ve yoğunluk kazanan sayısal dönüşüm, hem üretim, hem yönetim alanlarında köklü dönüşümlere yol açıyor. Kişilerin, kuruluşların, kurumların ve ülkelerin ekonomik, siyasal, kültürel boyutlarda üretimlerinin artırılmasında, sayısallaşma çok önemli bir yer tutuyor. Sürekli gelişen sayısallaşma sürecini, kesintiye uğramadan sürdürmesini bilenler, yeni dünyanın yeni fatihleri olarak, bütün dünyaya örnek oluyorlar.

*

Sayısallaşma bütün ülkeleri, içinde herkese yer olan Nuh’un Gemi’sini örnek almaya zorluyor.

*

Bütün ülkelerde hiç değişmeyen sorunlara, sürekli değişen yöntemlerle çözüm aranır.

*

Geçmişte kalarak geleceğe bakmayanlar, sayısallaşmaya uyum sağlayamazlar.

2 Kasım 2022, 11:44

GİZLİLİĞİN OLMADIĞI SAYISAL KARE DÜNYADA GÜVEN YÖNETİMLERİ OLMAYANLAR BARIŞ ÜLKELERİ OLAMAZLAR

Demokratik ülkelerde yönetenlerle yönetilenler arasında, seçimlerle yenilenen bir güven ortamı oluştururlar. Otokratik ülkelerde olduğu gibi, toplumun iki kesimi arasında oluşturulan güven sarsılırsa, yönetilenler sokaklara dökülürler, şiddet eylemleri yaygınlaşır. Şehirlerin meydanlarındaki gösteriler, kesimler arasındaki güvensizlikten kaynaklanır. Bu yüzden demokratik yönetimler, sık sık erken seçimlere giderek, güven tazelemek zorunda kalırlar.

*

Seçimlerle yöneticilerin değişmediği,yöneticilerin seçimleri değiştirdiği otokratik yönetimlerde, sorunların oyla değil, baskıyla çözülmeye çalışılması, geçen yüzyılın sonunda, pek çok Doğu Avrupa ülkesinde görüldüğü gibi, şiddet eylemlerine beklenmeyen boyutlar kazandırır. Bunun için demokrasilerin iyileştirilmesi, otokratik ülkelerin demokratikleşmesi, bütün uluslararası kuruluşların gündeminde ilk sıralarda yer alır.

*

İster Doğu’da olsun, ister Batı’da olsun, toplumun değişik kesimlerinin arasındaki iletişimin ve etkileşimin aksadığı ülkelerde, ortak değerler birleştirici ve yönlendirici bir işlev yüklenirler. Yirminci yüzyılın sonunda, Komünizm’iyle, Kapitalizm’iyle büyük bir çöküntü yaşayan dünyada, savaş yüzyılını barış yüzyılına dönüştürecek, demokratik değerler arayışı,bütün ülkelerde önemini koruyor.Doğrudan katımcı demokrasi tartışmaları, her ülkenin gündeminde büyük yer tutuyor.

*

Batı Roma’ya karşı, Doğu Roma’yı kuran Konstantin, Hristiyanlığı kabul ederek, devletin ömrünü bin yıl uzatır. Yeni Amerika’nın, yeni Avrupa’nın, Yeni Asyanın,Yeni Afrika’nın, kıtalar üstü ortak kutsal değerlere yönelerek ömrünü uzatması, nükleer silahların tehditi altındaki dünyaya, tek çıkış yolu olarak görülüyor. Avrupa’dan bütün ülkelere ihraç edilen seküler değerlerin insanları, bir arada tutmaya yetmediği için, dünyanın her yanında sorgulanıyor.

*

Cezayir doğumlu Yirminci yüzyılın ortalarında, intihar gibi bir trafik kazasında ölen Albert Camus’nun öngörüsü, Yirmi birinci yüzyılın ilk yarısında da önemini koruyor. Amerika’yı doğuran Avrupa, Camus’yu doğruluyor. Camus Avrupa ya olacak, ya ölecek diyerek, yeni bir medeniyete kapılarını açmayan, yeni bir medeniyetin peşinden koşmayan Avrupa’nın, toptan intihar edeceğini söylüyor. Son yıllarda dünyada Camus gibi düşünen aydınların sayısı hızla artıyor.

*

Irak’ın, Afganistan’nın, Ukrayna’nın Batı ülkeleri tarafından saldırıya uğradığı, uluslararası kuruluşların güçlerini, milyonlarca insanın yurtlarını yitirdiği, göçmenler yüzyılında, bilgi toplumu olmadan önce, güven toplumu olmak, bütün dünyanın ülkelerinin karşıya olduğu sorunların başında geliyor. Milyonlarca insanın güvenlik için göç yollarına düştüğü dünyada, çekiç ile örs arasında kalan insanlara, çekiç mi iyidir, yoksa örs mü iyidir diye sorulmaz.

*

Batı dünyasının kapısını kapattığı kutsal kültüre, seküler ülkeler kilit vurmaya çalışıyorlar.

*

İnsanlar Araf’da durarak, Cennet’in yollarını açmazlarsa, Cehennem’in yollarını açarlar.

*

Güven yönetimleri ne kadar güçlenirlerse, korku yönetimleri o kadar güçsüzleşirler.

3 Kasım 2022, 11:39

KARE DÜNYANIN KURULUŞLARINDA GİDERLER PAYLAŞILARAK AZALTILIR

Bu yazı daha önce 27.12.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesiyle, ekonomik yapı ve kültürel doku, kabuk değiştirmiştir. Kuruluşlar ürünlerini, hizmetlerini ve bilgilerini sattıkları insanlara, bir alıcı gözüyle değil, bir abone gözüyle görmeye başlamışlardır. Kuruluşlarla alıcılar arasındaki iletişim ve etkileşim, yeni boyutlar kazanmıştır. Satıcılarla alıcılar arasındaki ilişkilerde, süreklilik sağlıklı büyümenin ve gelirleri artırmanın, en önemli ve değerli kaynağı olmuştur.

*

Üniversitelerde nasıl öğretim üyeleri, en çok soru soran öğrencileri severlerse, kuruluşlarda yöneticiler de en çok eleştiren alıcıları severler. Bu bağlamda kuruluşlar alıcılarıyla ilişkilerinde, “Benimki benim seninki senin” stratejisinden “Seninki senin benimki de senin” stratejisine geçmişlerdir. Kare dünyanın oluşturduğu, kültürde ve ekonomide, giderler paylaşılarak azalırken, gelirler de paylaşılarak çoğalır. Bunun için kuruluşlar bütün alıcılarını, ortakları olarak görmeye başlamışlardır.

*

Kare dünyanın ekonomik yapısında, kendisine önemli bir yer açan, paylaşma havuzları, getirisi en yüksek yatırımlardır. Bilişim ekonomisinde, yazılım boyutunun donanım boyutundan daha değerli olması gibi, paylaşım ekonomisinde havuz sermayesi, finansal sermayeden daha değerlidir. Nasıl bir bilgisayara yüklenen bilgiler, bilgisayardan daha önemliyse, bir kuruluşun oluşturduğu havuzun önemi de kuruluşun öneminden aşağı kalmaz. Havuz büyüdükçe paylaşılacak değerler de büyür.

*

Bilimsel gelişmelerin ekonomik yapıya etkileri konusunda öncü çalışmalar yapan, Alvin Toffler, Lester Throw, Jeremy Rifkin ve Michio Kaku’nun kitaplarında sürekli vurguladıkları gibi, dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma odaklı yeni bir ekonomi ve yeni bir kültür inşa edilmektedir. Dünyada açık kapı ekonomisini inşa edenlerin başında, Vikipedi, Linux, Google,Facebook,Twitter, Khan Academy benzeri, bedelsiz ürün, hizmet ve bilgi sağlayan kuruluşlar geliyor.

*

Dünyada milyarlarca insan, kazanırken kazandırıyor, kazandırırken kazanıyor. Paylaşım havuzlarının önemini kavrayan kuruluşlar, sosyal girişimcilik ve kurumsal sorumluluk yatırımlarıyla, entelektüel sermayelerini zenginleştirmeye çalışıyorlar. Kültür ve ekonomi bir dağ gibi statik değil, bir nehir gibi dinamiktir. Dönüşen kültüre ve ekonomiye ayak uydurmak için, bütün kuruluşlar ürünlerinden ve hizmetlerinden yararlananları, ortaklarına dönüştürmenin yollarını arıyorlar.

*

Paylaşım ekonomisinde tüketiciler üreticidirler, üreticiler tüketicidirler. Paylaşmasını bilmek her insanı, hem bir üreticiye hem bir tüketiciye dönüştürmüştür. Anadolu’da yüzyıllardan beri uygulanan imece ya da elbirliğiyle üretim, bütün dünyada geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Kümelenme yaklaşımıyla, üreticiler ve tüketiciler aynı adreste buluşarak, maliyetlerini düşürmüşlerdir. İmecede üreticide tüketici, tüketicide üretici görülür. Üretici ileri eğitimi olan tüketicidir.

*

Paylaşımcı ekonomide üreticilerin, sermayeye değil, tüketicilere ihtiyaçları vardır.

*

Hiçbir kitap tek başına yazılmaz. Hiçbir üretim tek başına yapılmaz.

*

Bilenin bilmeyene, görenin görmeyene borcu, üretimle ödenir.

4 Kasım 2022, 12:20

ÜRETİM GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN ÜSTESİNDEN FİYATLARI PAZARLARDA YÖNETİCİLERİ SEÇİMLERDE BELİRLEYEN ÜLKELER GELİRLER

Paradan para kazanma, tarihin her döneminde, ekonomilerin üretici güçlerini baltalamıştır. Devlet kuruluşlarının son sözü söylediği, ürünlerin ve hizmetlerin fiyatlarını belirlediği ülkelerde, pazar mekanizması fiyatları belirleme, gücünü bütünüyle yitirir. Sağlıklı ekonomilerde fiyatları, devlet kuruluşları değil, üreticilerle tüketicilerin buluştuğu pazarlar belirler. Yöneticileri seçimlerle belirlenen devletlerin görevleri, pazarların güvenliğini sağlamak ve pazarlardaki haksızlıkları önlemektir.

*

Devletler kapalı kapılar arkasında belirledikleri fiyatları, pazarlarda geçerli kılmaya kalkarlarsa, pazarın hassas dengesini bozmakla kalmazlar, haksız kazançların kurumsallaşmasına yol açarlar. Bunun için bütün ekonomilerde, hangi ürünlerden, ne kadar, nerede, nasıl ve kimler için üretileceği kararlarının, pazarlar tarafından verilmesinin, hem üreticiler hem tüketiciler için, yararlı olacağı dünyanın, önde gelen ekonomistleri tarafından savunulmuştur.

*

Yirminci yüzyılda ekonomi kuramında, en çok tartışılan konuların başında, pazarın yapısı ve işleyiş düzeni gelir. Soğuk Savaş yıllarında, dünya pazar ekonomisi taraftarları ve karşıtları olmak üzere ikiye bölünmüştür. Demokratik taraf pazar ekonomisini kutsallaştırırken, otokratik taraf planlı ekonomiyi kutsallaştırmıştır. Ancak ekonomilerde keramet, pazarlardan ya da planlardan önce açıklıktadır. Açıklığın ve dürüstlüğün olmadığı ekonomilerde, haksızlıkların önüne hiçbir güç geçemez.

*

Ekonomilerde devletin önde gelen görevlerinin başında, pazarlarda üreticilerle tüketicilerin buluşmasını sağlamak yanında, kaynakların etkin dağıtılmasının ve kullanılmasının, yasal altyapısını hazırlamak ve denetlemek gelir. Pazarlarda rekabette haksızlıkların önüne geçilmesi, fiyatların arz ve talebe göre belirlenmesi, üreticilerin ve tüketicilerin haklarının korunması, ülkelerin üretim gücünün büyütülmesinde, her zaman büyük önem taşımıştır.

*

Pazarlarda kuralsızlıklar haksızlıklara yol açarlar. Bütün haksızlıklar, kuralsızlıklardan kaynaklanır. Pazarların oldukça karmaşık yapıları vardır. Haksız kazançları büyütmek için, pazarda fiyatları artırmaya ya da azaltmaya kalkanlar, farkında olmadan pazarın duyarlı yapısındaki, bütün dengelerini altüst ederler. Devletler adaletten ayrılmayan yönetimleriyle, pazarlarda haksızlıkların önüne geçmede, hem üreticilerin hem tüketicilerin, en büyük güvencesidirler.

*

Aşırı kazançlar peşinde koşan üreticiler, düşük fiyatlar arayan tüketiciler, pazarın kurallarını çiğnerlerse, ortaya çıkacak faturaları, toplumun bütün kesimleri öderler. Pazarlarda kaynakların dağıtılması ve değerlendirilmesi, devlet tarafından yapılırsa, paradan para kazananların kazançları katlanarak artar. Finansal kaynaklar, reel ekonominin kuruluşlarından daha çok, finansal ekonominin kuruluşlarının kasalarında toplanırlar. Ve patlamaya hazır finansal bombalara dönüşürler.

*

Para ticaretinden para kazananlar, kazandıkları paranın altında kalırlar.

*

Dünyanın her ülkesinde para, ürün ve hizmet üretiminden kazanılır.

*

Ülkelerin hiç birinde, meyvaları para olan ağaçlar yoktur.

5 Kasım 2022, 11:49

HAREKETSİZ TOPLUMLAR EKONOMİK SİYASAL KÜLTÜREL ÜRETİM GÜÇLERİNİ YİTİRİRLER

Sürekli hareket halinde olan, bütün Peygamberlere, bütün Kutsal Kitaplara saygı gösteren Müslümanların güçleri, insanlığın birikiminin doğal mirasçısı olmalarından kaynaklanır. Onlar Mekkeli ve Medineli İlk Müslümanları örnek alarak, Erdem Bayazıt’ın dizelerinde vurguladığı gibi, yeryüzünü bir “Mescit” olarak görürler. Bunun için İlk Müslümanla İslam’ın doğuşunun üstünden yüzyıl geçmeden, içselleştirdikleri değerleri dünyanın dört bir köşesine taşırlar.

*

Denizleri arayan ırmaklar gibi, atalarının yitirdikleri Cennet’i arayan toplumlar, üretim güçlerini yitirmezler. Onlar bütün insanları anne bir, baba bir kardeş olarak görmeden, çatışma dünyasını uzlaşma dünyasına dönüştüremeyeceklerini bilirler. Bu yüzden üretim ve yönetim dünyalarının ulaştığı zenginlikleri, bütün insanlarla paylaşmak için, kapılarını hiçbir zaman kapatmazlar, yararlanmak isteyen herkese açarlar.

*

Hayatın içinde sürekli hareket halinde olan toplumlar, gizemli bir çoşku ve yapıcı bir güç kazanırlar. Onlar yaşadıkları hayatta, yaşayacakları hayatı görürler. Bunun için Türklere hayranlık duyan,Türklerin tarihlerini yazan Lamartin, “Amacın büyüklüğü, yararlanılan araçların küçüklüğü ve sonucun görkemi, insan dehasının üç ölçüsü olursa, dünya tarihinin herhangi bir büyüğünü, kim Son Peygamber’le karşılaştırma cesaretini gösterebilir” diye sorar.

*

Küçük sessiz Yesrip’i, büyük erdemli Medine’ye dönüştüren Son Peygamber’i izleyenler, bütün şehirleri erdemli şehirlere dönüştürürler. İnsanlık tarihinde kısa bir zaman diliminde, dünyanın her köşesine ulaşan Müslümanların, geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen bir canlılık göstermeleri, hem Doğu’lu, hem Batı’lı toplumların gözlerini kamaştırır. Tarihte hiçbir Peygamber, Son Peygamber kadar büyük bir sevgiyle, eşsiz bir coşkuyla karşılanmaz.

*

Önde gelen düşünürleriyle, dünya düşünce tarihini didik didik ederek, geçmiş yüzyılların silinmesi değil, silinmemesi gerekenlerini gelecek yüzyıllara taşımak, bütün ülkeler için büyük önem taşıyor. Yirmi birinci yüzyılın bilinen sorunlarına, bilinmeyen çözümler silinen bilgilerinden önce, silinmeyen bilgeliklerinde bulunur. Dünyada insanlar nasıl unutmadan yaşayamazlarsa, tarihler de bazı dönemleriyle unutulmadan yazılamazlar ve yorumlanamazlar.

*

Tarihi eleştirel bir gözle okumasının bilmeyenler, geçmiş yüzyıllardaki büyük yıkımların, tekrarlanmasının önüne geçemezler. Ülkelerin üretimlerinda ve yönetimlerinde, büyük sarsıntılara yol açan küresel savaşlar, önlenemez boyutlara ulaşan yoksulluklar, sınır tanımayan açgözlülükler, tarihin verdiği derslerin önemini artırıyor. Giden yüzyılın sonunda, gelen yüzyılın başındaki gelişmeler, düşünce tarihçilerini, dünya tarihini bütün olarak görmeye zorluyor.

*

Geçmiş yüzyıllarda yaşanan köklü dönüşümler, gelecek yüzyılların yol haritalarını verirler.

*

Tarihin gizeminden yararlanmadan, düşüncelere bahar gelmez, eylemler çiçek açmaz.

*

Tarih hem yol açmayı, hem hızlanmayı, hem hızına uyum sağlamayı bekliyor.

6 Kasım 2022, 12:48

ÜRETMESİNİ BAŞARANLAR YÖNETMESİNİ BAŞARIRLAR

Üretmenin ve yönetmenin tarihi, insanlığın analarının ve babalarının, Arafat dağında buluşmalarıyla başlar. İnsanların olduğu yerde tüketim, tüketimin olduğu yerde üretim olur. Toplumların zorunlu ihtiyaçları karşılama, her dönemde çözülmesi gereken sorunların başında yer alır. Ülkelerin tüketimleriyle üretimleri arasındaki, dengesizlikler yöneticilerle giderilir. Yönetimler üretimlerin tüketimleri karşılamasında, gösterdikleri başarıyla ayakta kalırlar.

*

Toplumların üretim güçleri, üretimde ve tüketimde eşgüdümün sağlanmasıyla geliştirilir. Bu yüzden dünyanın bütün ülkelerinde insanlar, üretimin yöntemlerinin geliştirilmesi yanında, yöneticilerin belirlenmesi sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Bunun için kültürlerin harman olduğu Anadolu’da, yönetimdeki aksamaların önüne geçmede, üçten fazla insanın çalıştığı her yerde, bir kişinin yönetici olarak seçilmesine büyük önem verilir.

*

Ülkelerin başarılarında üretim ve yönetim alanları, birbirlerinden ayrılmayan, birbirlerini tamamlayan bir bütün özelliği gösterirler. İnsanlar üretimin ve yönetimin, her aşamasında karşılaşılan sorunları, çözme sorumluluğu taşırlar. Üretim ve yönetim alanlarının başarılı yöneticileri, yaşanacak dönemleri düşünerek, yaşanılan dönemleri değerlendirirler. Onlar yerel sorunlara çözüm ararken, küresel sorunların çözümüne ışık tutarlar.

*

Yeni yüzyılda hem yerel, hem küresel düzeyde sorunlar biliniyor. Ancak ne yerel, ne küresel hiçbir kuruluş, bütün ülkeler tarafından benimsenecek çözümler öneremiyor. Karşı karşıya olunan sorunlar, Peter Drucker’ın “Yeni Gerçekler” kitabında vurguladığı gibi, geçmişte elde edilen başarıların doğurduğu sorunların olduğu görülüyor. Artık Doğu’da, Batı’da hiçbir ülkenin gücü, tek başına dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çözmeye yetmiyor.

*

Yerel ve küresel olmanın, merkezde ve çevrede bulunmanın önemini yitirdiği dünyada, bir ülkenin üretim ve tüketim sorunları, bütün ülkelerin doğal kaynak paylaşma sorunlarına dönüşüyor. Ülkeler arasında büyük yıkımlara yol açan sınır savaşları, bütün ülkelerin üretim yapılarını etkileyen, yönetim dengelerini altüst eden, sınır tanımayan savaşlara evriliyor. Bu yüzden son yılların küreselleşen savaşları, geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen zararlar veriyorlar.

*

Dünyanın geleceğinde üretimin ve yönetimin, sürükleyici gücü olan insanların önemi, bilgi ve bilgelik birikiminin artışıyla doğru orantılı olarak artıyor. Köklü dönüşüm dönemlerinde, yenilenmesini başaramayan toplumlar, üretimde ve yönetimde yenilik yapamıyorlar. İnsanların hayatlarının hiç önemsenmediği dönemlerde, başarıları başarısızlıklar izliyor, çözümler çözümsüzlük oluyor. Dünyanın doğal zenginlikleri, büyük savaşların ateşleyicileri olma işlevi yükleniyorlar.

*

Dünyanın her ülkesinin sınırlarında, ölümlerle sonuçlanan dehşet verici acılar yaşanıyor.

*

Çok boyutlu savaşlarda ilkesizlik ilkeye, kuralsızlık kurala, etiksizlik etiğe dönüşüyor.

*

Doyma bilmeyen açgözlülük, geçmiş yıllarda görülmeyen boyutlara ulaşıyor.

6 Kasım 2022, 13:09

Misyonu olmayanın vizyonu olmaz.Rusya'nın ve Amerika'nın

Misyonu olmayanın vizyonu olmaz.Rusya'nın ve Amerika'nın elinde Ukraryna ile birlikte dünya bir savaş alanına dönüştü. Her gün bütün insanlık Akdeniz'de binlerce defa öldürülüyor. Akdeniz dünyanın en büyük toplu mezarlığına dönüştü.

6 Kasım 2022, 13:11

Sakarya nehiri gibi,Anadolu'nun bin yıllık bilgi ve

Sakarya nehiri gibi,Anadolu'nun bin yıllık bilgi ve bilgelik birikimini geleceğe taşıma ve yeni bir dil oluşturma misyonunu yüklenen ATASOY MÜFTÜOĞLU, geçmişe takılıp kalmadan, geçmişten geleceğe bakan bir bilgedir.

7 Kasım 2022, 12:08

ÖĞRENMEDE HERKESİN EŞİT OLDUĞU DEMOKRATİK KARE DÜNYADA ÖĞRENMESİNİ ÖĞRENENLER ÜRETİM GÜÇLERİNİ BÜYÜTÜRLER

Ülkelerin eğitimdeki başarıları, üretimdeki başarılarının temelini oluşturur. Ülkeler üretimde yeniliklerin kapılarını, eğitimi yaygınlaştırarak açarlar. Eğitim çalışmalarının bir boyutunda araştırma, bir boyutunda uygulama yer alır. Ülkelerde araştırmaların uygulamaya aktarılması, hayatın her alanında, üretim gücünü artırır. Eğitimde araştırmaya dönük çalışmalara, ne kadar önem verilirse, üretimde uygulama çalışmaları, o kadar başarılı olur.

*

Toplumların üretim güçlerinin yıldan yıla artırılmasında, gelen yıllarının üretiminin, geçen yıllarının üretiminden çok olmasında, eğitime yapılan yatırımlar, vazgeçilmez bir yer tutarlar. Eğitime önem vermeyen ülkeler, üretim güçlerini geliştiremezler, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar. Bu yüzden Anadolu kültüründe, ya öğrenen, ya öğreten olmayan toplumların, yok olacakları söylenir. Ve öğretenler öğrenmesini, öğrenenler öğretmesini öğrenirler denilir.

*

Anadolu’dan yedi iklime ve dört bucağa açılan Türkler, kurdukları bütün şehirleri camilerle, okullarla, çarşılarla donatırlar, okulları çarşılarla, çarşıları okullarla bütünleştirirler. Okullar insanların eğitimlerine, çarşılar üretimlerine yeni alanlar açarlar,yeni boyutlar kazandırırlar. Onlar eğitimsiz üretimin zenginleşmeyeceğini, üretimsiz yönetimin derinleşmeyeceğini bilirler, her alanda yeni araştırmaların, yeni uygulamalarını yolunu açarlar.

*

Eğitim Tarihçisi George Makdisi, “The Rise of Colleges” kitabında, İslam dünyasında eğitime verilen önemi, araştırma konularını, öğretme ve öğrenme yöntemlerini ayrıntılı olarak anlatır. Avrupa ülkelerinin önde gelen üniversitelerinin, Müslümanların temellerini attıkları, eğitim kurumlarından yararlandıkları bilinir. Türk dünyasında Selçuklular döneminde, Nizamülmülk’un başlattığı, Gazali’nin kurumsallaştırdığı eğitim geleneğini, Osmanlılar İznik'te kurdukları, ilk medreseyi geliştirerek devam ettirirler.

*

Dünyada bütün ülkelerinde yoksulluk, üretim güçsüzlüğünden kaynaklanır. Eğitimsizliğin üstesinden gelmeden, yoksulluğun üstesinden gelinmez. Okulların kapılarını toplumun bütün kesimlerine açanlar, insanların eğitim düzeyleriyle birlikte, üretim düzeylerini de yükseltirler. Yirmi birinci yüzyılda, insanların nerede ne öğrendiğinden daha çok, neyi nasıl öğrendiğine bakılıyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, bilgiyi değerlendirmek zorlaşıyor.

*

Ülkelerin üretim gücünü artırma, yoksulluğun önüne geçme, yapılan işleri sevme, yeni yöntemler ve yeni ürünler geliştirme, eğitimi sonu hiçbir zaman gelmeyen bir sürece dönüştürmeye dayanır. Eğitimi hayatın içine çekerek, hem üretimi, hem tüketimi yönlendirmesini bilenler, çevrelerinde geniş çekim alanları oluştururlar. Onların üretmesini bilen ellerinde, ülkeleri yoksullaştıran çatışmalar, ülkeleri zenginleştiren uzlaşmalara dönüşürler.

*

Dünyadaki yıkıcı her yoksulluk, üretimle tüketim arasındaki dengesizliklerden kaynaklanır.

*

Dünyada üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarışmasını bilenler güçlü olurlar.

*

Yoksulluk ülkelerin savaşmak zorunda oldukları, düşmanların başında gelir.

8 Kasım 2022, 12:09

Necip Fazıl "KALDIRIMLAR"ın değil "ÇİLE"nin,Sezai Karakoç

Necip Fazıl "KALDIRIMLAR"ın değil "ÇİLE"nin,Sezai Karakoç "MONA ROSA"nın değil, "TAHA'NIN KİTABI"nın şairi olarak anılmak isterdi.Onlar şiiri iman için bilirler, çevrelerinde halkalanan gençleri bir çile çekme sürecinden geçerek, her birinin birer "TAHA" olmasını isterlerdi.Onların şiirleri bir meşale gibi,genç kuşakların yollarını aydınlatmaya devam ediyorlar.

8 Kasım 2022, 12:20

SÜREKLİ İYİLEŞTİRMEYE ÖNEM VEREN KURULUŞLAR HEM YERELLEŞMESİNİ HEM KÜRESELLEŞMESİNİ BİLİRLER

Bu yazı daha önce 25.09.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Kuruluşlar yerel pazarlardaki başarılarıyla, küresel pazarlara açılmazlarsa, ekonomik ve kültürel büyümelerine sürdürebilirlik kazandıramazlar. Ülkelerinin dışına çıkmayan, bütün ülkelerde aranan ürünler üretmeyen kuruluşlar, ülkelerindeki alıcılarını yitirerek, pazarlardan çekilmek zorunda kalırlar. Ülkelerin üretici güçleri, değişik alanlarda üretim yapan yerel ve küresel kuruluşlara dayanır. Kuruluşları güçlü olan ülkelerin, devletleri güçsüz, insanları yoksul olmaz.

*

Türkiye Yirminci yüzyılın sonunda başlattığı, dış pazarlara açılma sürecini, Yirmi birinci yüzyılın başında devam ettiriyor, içe dönük ülkeden dışa açık ülke olma yolunda ilerliyor. Kültürde ve ekonomide, alan konumdan veren konuma yükseliyor. Dünyanın hangi ülkesine gidilirse gidilsin, pazarlarda Türkiye’de üretilen ürünlerle, Türk yazarların kitaplarıyla, Türkçe konuşan insanlarla karşılaşılıyor. Kültürün ekonomiyi, ekonominin kültürü taşıdığı görülüyor.

*

İnsan bedeni gibi, bütün ülkelerin birbirleriyle, uyum denge içinde olması gereken dünyada, belirleyici olan yalnızca ekonomidir, ekonomi için savaş başta olmak üzere her şey yapılır diyenler, bütün dünyayı bir ateş topuna dönüştürüyorlar. Sınırlı dünyanın kaynaklarıyla, sınırsız ekonomik gelişme peşinde koşanların, yol açtıkları iklim değişikleri ve küresel ısınma, bütün ülkelerde geçmiş yıllarda görülmeyen, büyük doğal yıkımların kaynağı oluyorlar.

*

Kültür ekonominin üretimdeki ve tüketimdeki değerlerini belirlerken, ekonomi kültürün üretimde ve tüketimde ulaştığı başarıları gösterir. Kutsal kültürde seküler kültürde olduğu gibi, ekonomik kazançlara değil, kültürel kazançlara bakılır. Yerel ve küresel pazarlara dönük ürünlerde ve hizmetlerde ekonomik ilkeler yanında, kültürel değerlere önem verilir. Ekonomik kazanımlar her şeydir denilmediği gibi, kültürel kazanımlar da her şeydir denilmez.

*

Yaşanan dünyada ülkelerin çözmek zorunda oldukları sorunların başında yer alan, çift fiyatlı rant ekonomisinden, tek fiyatlı kazanç ekonomisine, üretimin ve yönetimin gelen yılda, geçen yıldan daha iyileştirilmesiyle geçilir. Gizliliğin olmadığı, güneşin hiç batmadığı dünyada, hiçbir ülkede ekonominin kurallarına, yönetimin yasalarına meydan okunmaz. Doğal yasaları çiğneyenler, büyük yıkımların habercisi olan, doğallığın direnciyle karşılaşırlar.

*

Üreticilerle tüketicilerin pazarlarda buluştukları gibi, yönetenlerle yönetilenler seçimlerde buluşurlar. Dünyaya açık ülkelerde tüketiciler üreticileri, yönetilenler yönetenleri etkilemekle kalmazlar, denetleyici işlev yüklenirler. Farabi’den İbn Haldun’a kadar, bütün bilgelerin vurguladıkları gibi, dünyada insanlar birlikte yaşarlar. Üretim ve yönetim sorunlarını birlikte çözerler, birlikte yaşamanın yoluna çıkan engelleri, güçbirliği yaparak aşarlar.

*

Üretimde ve yönetimde iyileştirmede, bir iyileştirme yerini, daha iyi bir iyileştirmeye bırakır.

*

İyi ürünlerin yerelleri ve küreselleri olmaz. Onlara bütün pazarların kapılarını açılır.

*

İyi üretimler, iyi yönetimler yüzyıllarıyla değil, benimseyenleri ayakta kalırlar.

8 Kasım 2022, 12:35

"İÇİMDE VE EVLERDE BALKON/BİR TABUT KADAR YER TUTAR" DİYEN SEZAİ KARAKOÇ'A RAHMET DİLEYEREK KARE DÜNYADA EVLERİ BALKONSUZ YAPACAK GELECEĞİN AKLI HEM BAŞINDA HEM GÖNLÜNDE OLAN MİMARLARINI BEKLİYORUZ

Geleceğin yaşanabilir şehirlerini akılları başlarında sıradan mimarlar değil, akılları hem başlarında, hem de gönüllerinde olan sıradışı mimarlar inşa edecektir.

*

Görünmeyeni gören,bilinmeyeni bilen, düşünülmeyeni düşünen, sıradışı insanların akıl gözleri değil gönül gözleridir.

*

Şehirlerde insanlar, Sezai Karakoç'un "Balkon" şiirinde vurguladığı gibi: "Evleri balkonsuz yapan mimarların" alnından öpecektir.

*

Evlerin sırlarını ifşa eden, gösteriş simgesi balkonlar," Ölümün cesur körfezidir evlerde." Ölüm evlere balkonlardan girer.

*

Sınırların önemsizleştiği kare dünyada, Anadolu'nun yeni şehirleri,eski şehirlerinde olduğu gibi, baştan sona balkonsuz ve gösterişten uzak olacaktır.

*

Anadolu'nun evleri,kamusal alanla özel alanı ayırır, dışa kapalı içe açıktır.

*

Balkondan çocuk düşerse yüzündeki son gülümsemeyle ölür.

*

İç bahcede çocuk düşerse yüzündeki gülümseme kaybolmaz.

9 Kasım 2022, 11:59

İSTER EKONOMİK İSTER SİYASAL İSTER KÜLTÜREL OLSUN GÖSTERİŞE KAPILAN KURULUŞLAR SELE KAPILIRLAR

Üretim ve yönetim alanlarının, yapılanmada köklü dönüşümlere yol açan yenilikleri, bütün kuruluşlarda yönetenlerle yönetilenler arasındaki kademelerin sayılarını azaltarak, kapalı kapıları ortadan kaldırıyorlar. Amerika’dan Japonya’ya bütün ülkelerin kuruluşları, yeniliklerdeki gelişmeleri izlemek için birbirleriyle yarışıyorlar. Yeniliklerle kuruluşlar ürünlerini geliştirerek, üretim süreçlerini kısaltıyorlar, giderlerini azaltıyorlar, gelirlerini artırıyorlar.

*

Gittikçe birbirine bağımlı hale gelen kuruluşlar dünyasında, kuruluşların başarıları yönetenlerinden daha çok yönetilenlerinden kaynaklanıyor. Takım oyunlarında olduğu gibi, sonuçları oyuncular belirliyor, ancak maçları takımlar kazanıyor. Bunun için dünyanın başarılı kuruluşları, her kademede takımlar oluşturuyorlar. Kişisel birikimlerin toplamından, çok daha büyük olan takım birikimlerinin, doğurduğu güçten yararlanmayan kuruluş kalmıyor.

*

Çalışanların serbest giyindikleri, hiçbir zaman kravat takmadıkları takımlarda, kimsenin ayrıcalığı olmaz, herkes bir takım yöneticisi gibi, olarak sorumluluk yüklenir. Karşılaştırılmalı olarak bakıldığında, sanayi toplumunun kuruluşlarıyla, bilgi toplumunun kuruluşları arasında, büyük farklıklar görülür. Ürün ağırlıklı sanayi kuruluşların yapılarında, kademeler çoğalırken, hizmet ağırlıklı bilgi kuruluşlarının yapılarında kademeler azalır.

*

Sanayi toplumunun belirleyici olduğu ülkelerde makinalara, bilgi toplumun ağırlık kazandığı ülkelerde, insanlara yatırım yapılır. Sanayi toplumu makinalar başta olmak üzere, her alanda gösterişi öne çıkaran alanlara önem verirken, bilgi toplumu ürünler başta olmak üzere her alanda gösterişten uzak yalınlığa önem verirler. Gösterişe kapılmayan toplumlarda, üretimin sürükleyici gücü makinalar değil, yönetimin sürükleyici gücü insanlar önemsenir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde açıkca gözlendiği gibi, ülkelerin güçleri doğal kaynaklarının zenginliğinden önce insan kaynaklarının zenginliğine dayanır. İnsan kaynakları zengin olan toplumların doğal kaynakları yoksu da olsa, hem sanayi, hem bilgi alanında üretim güçleri büyük olur. Dünyanın büyük ekonomileri arasında yer alan Japonya’nın üretim gücü, yoksul doğal kaynaklarıyla, büyük üretim gücüne ulaşmasını başaran, zengin insan kaynaklarına dayanır.

*

Dünyanın üretim dengelerini değiştiren kuruluşlar, sanayi toplumu yanında bilgi toplumu olmasını başaran ülkelerin arasından çıkıyorlar. Onlar geliştirdikleri bilgi ağırlıklı ürünlerle, üretimde ve yönetimde, devrim nitelikli gelişmelere öncülük yapıyorlar. Gösterişe değil, yalınlığı önem veren üretimleriyle ve yönetimleriyle, ekonomik, siyasal ve kültürel kuruluşlara örnek oluyorlar. Ve dünyadaki bütün ülkelerin saygısını ve sevgisini kazanıyorlar.

*

Yeni kuruluşlar kurumsal ve toplumsal sorumluluk yatırımlarıyla, hem ekonomiye, hem kültüre katkıda bulunuyorlar.

*

İnsan kaynakları güçlü toplumlar, doğal kaynakları çok olmasa da, üretim güçlerini büyütmesini biliyorlar.

*

Lider nitelikli yöneticilerin elindeki kuruluşlar, gösterişe kapılanların sele kapılacaklarını görüyorlar.

10 Kasım 2022, 13:59

DEMOKRASİ DÜŞMANI OTOKRASİ DOSTU AMERİKA'NIN "İKİ PARTİLİ DEMOKRASİ"Sİ KAN KAYBETMEYE DEVAM EDİYOR

"Los Angelas'tan New York'a Yeni Roma" kitabımızda, ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi Amerika, dünyanın "Yeni Roma İmparatorluğu"dur. Bütün dünyadan gelen göçmenlerin kurduğu, bir göçmenler ülkesidir. Amerika'da İngilizlerin bir İngiltere'si, Almanların bir Almanya'sı, İspanyolların bir İspanya'sı, İtalyanların bir İtalya'sı, Çinlilerin bir Çin'i, Yahudilerin bir İsrail'i vardır. Bir büyük ülkeler ülkesi olan Amerika, dünyanın geleceğinde, Amerikalılara bırakılmayacak silahlı ve dönüştürücü güce sahiptir.

*

Avrupalı göçmenler, Amerika'nın yerlilerine, Arapların İspanya'da, Türklerin Doğu Avrupa'da davrandıkları gibi davranmamışlardır. Avrupalılar Amerika'ya ellerinde silahlarla gitmişler, Avrupa'nın Haçlı kültürünü Amerika'ya taşımışlar ve her sorunu silahla çözmeye çalışmışlardır. New York, Avrupalıların Amerika'daki Kudüsleri olmuştur. Onlar Haçlı Seferlerinde Anadolu'da yaptıkları gibi, Kudüs'ü ele geçirmek için, her yöntemi, her yolu mübah görmüşlerdir.

*

Avrupa'nın ekonomik, siyasal ve kültürel tarihinde, savaşın vazgeçilmez bir yeri vardır. Avrupa'nın tarihi, savaşların tarihidir. Avrupa zenginliğinin ana kaynağı, savaşlarda yapılan yağmalar olmuştur. Amerika Avrupa'nın savaş odaklı geleneğini sürdürüyor. Amerika, Vietnam'a, Irak'a ve Afganistan'a ordularıyla, cam ürünleri satan bir dükkana, kırmızı gören bir boğa gibi girmiştir. Ve her şeyi kırıp dökmüştür, her yeri yakıp yıkmıştır. Amerika'nın yol açtığı savaşların faturasını, tek başlarına Müslüman ülkeler değil, bütün dünya ödüyor.

*

Amerika'da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında, kıran kırana geçen seçimler, demokrasi düşmanı, otokrasi dostu Amerika'nın, "İki Partili Demokrasi"sinin, ne kadar kırılgan oluğunu gösteriyor. İki partinin yöneticileri birbirlerini, demokrasi karşıtı olarak suçluyorlar. Amerikan seçimleri, Amerikalıları ilgilendirdiği kadar, dünyadaki bütün ülkeleri ilgilendiriyor. Amerika uçan ve yüzen ordularıyla, dünyayı işgal edecek bir güce sahiptir. Amerika yalnızca Amerikalılara bırakılırsa, dünya Irak'a dönüşür.

*

Rusya'nın Ukrayna'yı yakıp yıktığı, Amerika'nın ve Çin'in barış rüzgarlarından daha çok, savaş rüzgarlarının estirdiği bir dönemde, hiçbir ülkenin, gizliliğin olmadığı, merkez ve çevre farkının ortadan kalktığı kare dünyaya direnmesi, bilmezlikten gelmesi mümkün değildir. Sınırsızlaşan dünyanın hiçbir ülkesinde, zamanı gelmiş bir değişime direnilmez. Bunun için değişmek, bütün dünya için hayati önem taşıyor. Barışla değişmesini bilmeyen otokratik ülkeler, iç savaşla demokratikleşmek zorunda kalıyorlar.

*

Deri değiştirmeyen yılanların yaşayamadıkları gibi, değişmesini bilmeyen ülkeler ayakta kalamazlar. Ülkelerin uzun ömürlü olmalarında, değişim rüzgarlarına karşı sınırlara duvarlar örmek yerine, değişimden yararlanmak için, sınırlarındaki duvarları, ticaretle kaldırmaları, "olmazsa olmaz"ların başında geliyor. Duvarların olmadığı dünyada, sınırlarına duvar ören ülkeler, ördükleri duvarların altında kalıyorlar.

*

Afganistan'da, işgalci Amerika'nın başarısızlığa uğradığı gibi, Ukrayna'da işgalci Rusya başarısızlığa uğrayacaktır.

*

Küreden kareye dönüşen sayısal dünya, savaşcı güçlerin değil, barışcı güçlerin dünyasıdır.

*

Açık kaynak dünyada, kazananlar hepsini almazlar, kazandıranlar haklarını alırlar.

11 Kasım 2022, 00:32

Teşekkürler Değerli Hülya Günay, teşekkürler Sevgili Yakup Ömeroğlu

Teşekkürler Değerli Hülya Günay, teşekkürler Sevgili Yakup Ömeroğlu. Turan Dünyasının ''Açık Üniversite''si, ''Kardeş Kalemler''in yazarlarına ve okuyucularına bereket.Günay Hanım okuyanları, ''Yeni Roma'' kitabımızla, İstanbul'dan New York'a, Whashington'a, Las Vegas'a, Los Angelas'a kadar uzanan uzun bir yolculuğa çıkarıyor, Malcolm X'le, Edward Said'le,Seyit Hüseyin Nasr'la tanıştırıyor.Amerika'da dağınık da olsa zengin bir Turan Dünyası diyasporası vardır. Colombia Üniversitesinde yazar akademisyen Ruzi Nazar'ın kızı Sylvia Nasar onlardan biridir. ''Akıl Oyunları'' ve ''Byük Düşünenler'' Türkçe'ye çevriler kitaplarıdır.

11 Kasım 2022, 11:57

KÜLTÜRDE UFUKLARIN ÖTESİNİ GÖRMEDEN EKONOMİDE UFUKLAR GÖRÜLMEZ

Ülkelerde ekonomiler kültürlerle, kültürler ekonomilerle yeni açılımlar kazanırlar. Hayatı zorlaştıran, üretim ve yönetim güçsüzlüğünün üstesinden, kültürel derinliğe ve ekonomik zenginliğe katkıda bulunan, güzellik sevdalısı, güzel insanlarla gelinir. Bu yüzden dünya kültüründe, ağırlıkları olan toplumların, dünya pazarlarında yerleri olur. Ülkelerin insanları peşlerinden sürükleyici güçleri, ekonomik birikimlerinden önce, kültürel derinliklerinden kaynaklanır.

*

Dünyanın neresinde olursa olsun, ülkelerin kültürel alandaki derinlikleri, ekonomik alandaki zenginliklerine yansır. Kültürde ufukların ötesini görmede güçlük çekmeyen ülkeler, ekonomide ufuklara ulaşmada güçlük çekmezler. Onlar Necip Fazıl’ın dizelerinde vurguladığı gibi, “Baktığımız her ufkun öte yanına hasret / Bir ömür sürüyoruz, nereye varsak hicret” diye düşünürler. Ufukların ötesinde hasretini duydukları Cennet’i, ufuklara taşımaya canlarıyla başlarıyla çalışırlar.

*

Ülkeler yerel ve küresel pazarlarda, üretim ve yönetim güçlerini büyütmede, yenilik yapma yeteneklerini geliştirmede, bütün insanlığın ortak birikiminden yararlanırlar. Dünyayı bütün insanlar için yaşanır kılmaya çalışanlar, yaktıkları ışıklarla karanlıkları aydınlıklara dönüştürürler. Bütün kültürlerinin katkılarıyla oluşan insanlığın ortak birikiminin, geçmiş yüzyıllardan gelecek yüzyıllara taşınmasında, sözlerden daha çok özler büyük önem taşır.

*

Ülkelerin uzun dönemde ayakta kalmalarında, ufukların görülmeyen ötesini değerlendirenler, görülen ufukları değerlendirenlerden daha etkili olurlar. Onlar cevizlerde ağaçlara odaklanarak, cevizlerin kabuklarına değil, içindekilere bakarlar, üretimde ve yönetimde ekonomik kazanımlardan önce kültürel kazanımlara ağırlık verirler. Ve hayatın bütün boyutlarında, görülmeyenleri görerek, kültürlere derinlik, ekonomilere zenginlik kazandırırlar.

*

Dünyanın önde gelen ülkeleri, ekonomik kazanımların kültürel kazanımlardan güç aldığını bilirler. Çünkü dünyanın her yanında devletler, ekonomik kazanımlara kolaylıkla el koyarken, kültürel kazanımlara hiçbir zaman el koyamazlar. Dünyada bir ülkenin, bilgi merkezine el koyulması, el koyan ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Dünyanın bilgi merkezlerinin yağmalanacak ekonomik birikimler olmaz. İnsanların kültürel birikimlerine, hiçbir güç el koyamaz.

*

Ülkelerde kültürleri derinleştiren binbir kapı açılmadan, ekonomileri zenginleştiren binbir ürün geliştirilmez. Bu yüzden ülkelerin, üretim kültürleri ne kadar kapsamlı olursa, ekonomilerini ayakta tutan ürünler, o kadar zengin olur. Dünyanın her yanında ülkelerin kültürleri, ekonomilerinin ağaçlarının yetiştirildiği bahçelere benzerler. Bütün ülkeye dağılan bahçelerde, ufukları ve ufuk ötelerini gören insanlar buluşurlar, iki alanı uyum ve denge içinde tutarlar.

*

Yoksulluklar ekonomik yoksunluktan daha çok, kültürel yoksunluktan kaynaklanırlar.

*

Üretim güçlerini hem ufukları, hem ufukların ötelerini görenler büyütürler.

*

Kare dünya ekonomi teriyle birlikte, kültür teri dökenlerle güzelleşir.

12 Kasım 2022, 12:26

DOSTLARI PAZARLARDA ALICI OLMAYA DEĞİL SATICI OLMAYA ÖZENDİRMEK

İnsanlar ekonomi ve kültür alanındaki kitapları okurken, kuru bilgilerle doldurulmuş olanları değil, şiir dizeleriyle, özlü sözlerle, kısa fıkralarla zenginleştirilmişleri, daha çok severler. Bu yüzden öğrenmede ve öğretmede, edebiyata dost olanlar, çok daha başarılı oldukları gibi, çok daha sevilirler. Derslerinde fıkra anlatmayı sevmeyen, şiirlerle düşüncelerini desteklemeyen, atasözlerinden yararlanmayan hocaları dinlemekten, öğrenciler hiç hoşlanmazlar.

*

Kuruluşlarda ekonominin ve kültürün, dönüştürücü gücünü ele almada, herkesin anlayacağı dilden, yalınlaştırarak ortaya koymada, hayatın içinden hayatı anlatan fıkralar, kitaplardan daha öğretici olurlar. Bazen bir düşüncenin gücünü, bir eylemin başarısını göstermede, bir fıkranın etkisi, bir kitabın etkisini aştığı gibi, çok daha kalıcı olmaktadır. İnsanları peşlerinden sürükleyen düşünceler, sayfalarla değil, kutsal kitaplarda olduğu gibi, kısa öykülerle anlatılır.

*

Anadolu topraklarının yüzyılların içinden, süzülüp gelen zengin kültüründe, fıkra söz konusu olunca, akla hemen büyük mizahçı ve büyük düşünür,Nasrettin Hoca gelir. Dergah kültürünün zenginliklerinden yararlanmasını bilen Peter Hawkins, “Nasrettin Hoca’nın Liderlik Rehberi” isimli kitabıyla, onun bilgelik ürünü fıkralarını, değişim yönetimi, kurum kültürü, kurumsal ve bireysel öğrenme, alanlarına ustalıkla taşımıştır.

*

Kuruluşların başarısında, birlikte düşünme, birlikte öğrenme, birlikte uygulama, yeni ürünler, yeni hizmetler, yeni bilgiler geliştirmenin, en kısa ve en hızlı yoludur. Kuruluşların en başta gelen sorumlulukları, bilmek ile yapmak arasındaki dağları görmektir. Bilmek ile yapmak arasındaki dağları aşmak için, kuruluşların bütün kademelerinde çalışanlarının, zengin bilgi ve derin bilgelik birikimine sahip olmaları gerekir. Bilgi bilgeliğin, bilmek yapmanın habercisidir.

*

Dostlar üretim yaparken görsün diyenler, ne üretirlerse üretsinler, kuruluşlarını geleceğe taşıyamazlar. Kuruluşlarda kusursuzluğu, merdivenden düşmekten korkmayanlar yakalar. Merdivenden düşenler, bir daha merdivenden düşmemek için, gerekli önlemleri almakta gecikmezler. Kuruluşlar gelecekte başarılı olmak için, büyük başarılar yanında, büyük başarısızlıkları da ödüllendirmeyi öğrenmelidirler. Yarının başarılarının sırları, bugünün başarısızlıklarındadır.Her kuruluş başarılı ya da başarısız olursa,dünyanın dengesi bozulur.

*

Nasrettin Hoca düşüncelerini kısa öykülerle anlatan, hayatı yaşanır kılmasını bilen, bilge bir fıkra ustasıdır. Onun dilden dile, ülkeden ülkeye, anlatılan fıkraları küreselleşmiştir. Bu yüzden Nasrettin Hoca fıkraları, hiçbir ülkeye, hiçbir kültüre yabancı gelmez. Bütün dünya dillerinde, benzer öyküler vardır. Eskişehir’de ve Akşehir’de onun adına her yıl, günlerce süren şenlikler yapılır, yarışmalar düzenlenir ve göllere maya çalınır. Onun anavatanı Anadolu değil, bütün dünyadır.

*

Kuruluşlarda üretim zenginliği, kültürel farklılıkların, korunmasıyla sağlanır.

*

Geleceğin kuruluşları arkalarında, kusursuz ürünler bırakanlar olacaktır.

*

Kültürlere saygı gösterenler, saygı gösterilecek ürünler üretirler.

13 Kasım 2022, 11:40

SINIRLARIN ÖNEMİNİ YİTİRDİĞİ DÜZ KARE DÜNYADA SINIRLAR SINIR TİCARETİYLE GÜVENCE ALTINA ALINIR

Ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasını, bütün alanlarda yapılan üretim oluşturur. Üretilen her ürünün, her hizmetin, her bilginin alıcısı vardır.Hiçbir toplumda alıcıları olmayan ürünlerin üretimleri olmaz. Toprak devlet için ne işlev yüklenirse, üretim toplum için aynı işlevi yüklenir. Üretimsiz toplum, yöneticisiz devlet gibi, dağılıp gitmekten kurtulamaz. Anadolu’da üretim yapanlarla, cephelerde savaşanlar, arasında fark gözetilmez.

*

İbn Haldun Mukaddime’de toplumların, kurumların ve kuruluşların, gelişme yasalarını keşfetmeye çalışır. O eşsiz kitabıyla, yalnızca medeniyet tarihinin değil, sosyolojiyle birlikte, bütün sosyal bilimlerin temellerini atmıştır. Ülkelerde üretim güçsüzlüğü, nüfus büyüklüğü ve ticaret hacmiyle yenilir. Nüfus gücüyle üretim gücü arasında, doğru orantılı bir bağıntı vardır. Nüfus arttıkça talep artar. Her talep kendi arzını, her arz kendi talebini doğurur.

*

Arz ve talebin el ele vermesiyle, hız ve yoğunluk kazanan ürün, hizmet ve bilgi üretimindeki incelikleri kavramak için, üretimin karmaşık yapısını anlamak gerekir. Ticarete getirilen sınırlamalar, üreticilerle tüketiciler arasında, haksız kazançların artmasına yol açar. Bu yüzden İbn Haldun, Adam Smith’den çok daha önce, üretim güçsüzlüğünün giderilmesinde, ticarette serbestliği ve devletin ticaretten uzak durmasını savunur. Dünyada ekonomi bilimi, Batılı ülkelerin tekelinde değildir.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar, kalitesiz ürünler, kalitesiz hizmetler ve kalitesiz bilgiler peşinde koşmazlar. Hiç kimse kaliteyi dört dörtlük tanımlayamaz. Ancak herkes kaliteli ürünle, kaliteli hizmetle ve kaliteli bilgiyle karşılaştığı zaman, tanımakta güçlük çekmez. Kusursuz ürünler, eksiksiz hizmetler ve değerli bilgiler üretmenin, en büyük özendiricisi ticarettir. Ticaretin serbest olmadığı toplumlarda, üretimsizliğin üstesinden hiçbir güç gelemez.

*

İbn Haldun’un ana kaynağı, seküler kültür değil, kutsal kültürdür. Onun kuramsal alandaki kaynağı Son Kutsal Kitap, uygulama alanındaki kaynağı, bütün bilimlerin anası olan tarihtir. O ne Aristo’nun Politika’sına, ne de Platon’un Devlet’ine dayanır. İbn Haldun Cemil Meriç’in tanımlamasıyla: “Kendi semasında tek yıldızdır”. Neredeyse, tek başına bütün bir Ortaçağ’a ışık tutar, ne ustaları vardır, ne de çırakları vardır.

*

Nüfus çokluğuyla ve ticaret büyüklüğüyle, güçlenen ekonomiler, İbn Haldun’un devletleri gibi doğarlar, büyürler, olgunlaşırlar ve ölürler. Ekonomilerin canlılıkları, üreticilerle birlikte tüketicilerin, yönetenlerle birlikte yönetilenlerin, kendilerini sürekli yenilemelerine bağlıdır. Dünyanın bütün pazarlarında, kalitesiz ürünlere değil, kaliteli ürünlere değer verilir. Dünyanın bütün ülkelerinde, ticaretin temellerini sarsan ülkelerin, ekonomik temelleri sarsılır.

*

Toplumlarda ekonomi görünen dünyaya ışık tutarken, kültür görünmeyen dünyaya ışık tutar.

*

Ticaretin serbest olmadığı ekonomilerde, hayatın hiçbir alanında, kaliteden söz edilmez.

*

Kültür toplumların iç dünyalarını, ekonomi dış dünyalarını güzelleştirir.

13 Kasım 2022, 12:07

Özal ve Erbakan başta olmak üzere Türkiye'yi tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüştüren "Mühendisler…

Özal ve Erbakan başta olmak üzere Türkiye'yi tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüştüren "Mühendisler Kuşağı"nı İbn Arabi'nin, Mevlana'nın, Yunus'un Mevlana Halid'in, Ahmed Gümüşhanevi'nin oluşturduğu çekim alanında buluşturan, defteri Kıyamet'e kadar kapanmayacak olan Kotku Hoca'mızı, aramızdan ayrılışının yeni bir yıldönümünde, rahmetle, sevgiyle, saygıyla anıyoruz.

14 Kasım 2022, 12:26

DÜNYADA ATLANTİK OKYONUSUNUN GÜNEŞİ BATARKEN PASİFİK OKYONUSUNUN GÜNEŞİ DOĞUYOR

İki binli yıllarda dünya Doğu'suyla, Batı'sıyla, Güneyi'yle ve Kuzey'iyle küresel bir alışveriş merkezine dönüşmüştür. Artık Samsun’da, Stockholm’da ya da Sydney’de yaşamak arasında, önemli bir fark yoktur. Küresel alışveriş merkezi, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün şehirleri birbirine benzemeye zorlamaktadır. Yeniden yapılanan dünya şehirleri, gökdelen ormanı New York’u izleyerek Manhattanlaşmaktadır. Dünyada çok katlı binasız şehir yoktur.

*

İster Japonya’ya, ister Çin’e, isterse Avustralya’ya gidilsin, insanların karşısına merkezini gökdelenlerin oluşturduğu, küçük New York’lar çıkar. Yeni yüzyılda dünyanın ağırlık merkezi, Atlantik Okyanusundan, Pasifik Okyanusuna kaymaktadır. Pasifik havzasının ortasında, Japonya’yı izleyen Singapur, Hong Kong, Tayvan, Güney Kore, Malezya, Endonezya yer alıyor. Havzanın yükselen yeni gücü Çin, New York’u Asyalaştırmaktadır.

*

Avustralya ve Yeni Zelenda, Pasifik bölgesinin iki Avrupalı ülkesidir. Singapur Avrupa’dan Asya’ya giden yolda, küresel alışveriş merkezine açılan, ana kapılarından olan, küçük bir New York’tur. Singapur, Malezya ve Endonezya arasında, tarihi olmayan az nüfuslu bir şehir devlettir. Bütün dünyaya açık, ekonomik ve kültürel açılımlarıyla, Singapur nüfusuyla küçük, ekonomisiyle büyük, dünya ülkelerinden biri olmayı başarmıştır.

*

Singapur’un ekonomik gücü, ülkede yaşayan üç faklı etnik topluluğun, ekonominin yasaları içinde, büyük havaalanıyla ve geniş limanıyla, ulaşım merkezi olmasından kaynaklanmaktadır. Singapurlular farklılıkların korunmadığı ülkelerde, canlı bir yarışma ortamının oluşmayacağını bilmektedirler. Bunun için Çin, Malay ve Hint kültürlerinin korunmasına büyük özen gösterilmektedir. Kültürel kimliklerin korunmadığı ülkelerde, ekonomik hayat canlılığını yitirmektedir.

*

Singapur dağınık ve düzensiz bir küçük liman kasabasıyken, çalkantılı dönemin önüne çıkardığı, ekonomik fırsatları, Faustcu ve Darwinist yapısıyla değerlendirmiştir. Tarihsiz Singapur’un korunacak tarihsel değerleri olmadığı için, şehirde her şey yeniden yapılmıştır. Hızla alınan ekonomik kararlarla, dünyadaki gelişmelere kısa zamanda uyum sağlanmıştır. Coğrafyanın küçüklüğü, toprak değerinin büyüklüğü, ekonominin üretimden hizmetlere kaymasına yol açmıştır.

*

Singapur, New York, Londra, Frankfurt, Amsterdam, İstanbul, Hong Kong, Tokyo ve Sydney gibi, havaalanıyla ve limanlarıyla, bütün küresel pazarlara açılma kapıları gibi, daha az yerel ve daha çok küresel bir devlettir. Son iki yüzyıl Atlantik yüzyılları olmuştur. Yirminci yüzyılda dünya deyince akla Avrupa ve Amerika gelirken, Yirmi birinci yüzyılda Çin ve Hindistan gelecektir. Hong Kong gibi, Singapur da dünyanın Çin’e açılan, serbest limanı ve finans merkezidir.

*

Yirminci yüzyıl Atlantik yüzyılı olmuştur. Yirmi birinci yüzyıl Pasifik yüzyılı olacaktır.

*

Asya ülkelerinde nüfus çoğalması, Avrupa ülkelerinde nüfus azalması yaşanıyor.

*

Dünyada üretim gücü, doğal kaynaklardan, insan kaynaklarına kayıyor.

15 Kasım 2022, 12:11

YENİ DÜNYADA KÜRESELLEŞMEYE DİRENİLMEZ KÜYERELLEŞEREK YÖNETİLİR

Küreselleşme bütün dünyada, en çok tartışılan konuların başında geliyor. Küreselleşme kapalı devletlerin sonunu getirerek, ülkelerin önüne bir yandan yeni fırsatlar çıkarırken, bir yandan tehditlerle karşı karşıya getiriyor. Bunun için her ülkede, küreselleşmenin yanında olanlar kadar, karşısında yer alanlar vardır. Küreselleşme ister yanında, ister karşısında yer alınsın, bütün dünyayı yeniden yapılanmaya zorluyor.

*

Dünyada küreselleşmeyi Batı kültürünün, dünyayı ele geçirmesinin, yeni silahı olarak görenlerden daha çok, kültürlerini dünyaya açmak isteyenlere bulunmaz imkanlar sağladığını düşünenler ağırlık kazanıyor. Bunun için küreselleşme, bütün dünyada sorgulanmaktadır. İşi, geliri ve yaşı ne olursa olsun, herkesi çok yakından ilgilendirdiği için, daha uzun süre konuşulmaya devam edilecektir. Çünkü küreselleşme aynı yönde gitmeye, aynı nehirde akmaya büyük önem veriyor.

*

Küreselleşme süreci ülkelerle birlikte, bütün kuruluşların açıklık içinde, yeniden yapılanmalarını istiyor ve bekliyor. Küreselleşmenin ülkeler arasındaki sınırları kaldırması ve perdeleri açması, her kuruluşu dürüst olmaya zorluyor. Artık bütün kuruluşların görünen yüzleriyle, görünmeyen yüzleri bir olmalıdır. Yerel alanda olduğu gibi, küresel alanda en büyük sermayenin açıklık olduğunun bilincine varılmıştır.Düz kare dünyada kimsenin kimseyi, yanıltması mümkün değildir.

*

Doğu ülkelerin geleceği, Batı değerlerinin yayılmasına karşı, Doğu değerlerine dört elle sarılarak, yarışın alanını Asya’dan Avrupa’ya çevirmeye bağlıdır. Bütün ülkelerin kuruluşları, ülkelerindeki yerlerini sağlamlaştırmak için, dünya ülkelerinin her birinde, kendilerine pazar açmasını bilmek zorundadırlar. Kuruluşlar ürünleriyle,hizmetleriyle dünyanın her ülkesinde yer tutmadan, ülkelerindeki yerlerini koruyamazlar. Yeni dünyada savaşlar, kuruluşlar arasında silahsız güçlerle yapılmaktadır.

*

Yirminci yüzyıl ın son çeyreğinde hızlanan küreselleşmeyle, yerel olanla, küresel olan birbirine karışmıştır. Bilim, teknoloji ve sermaye, Batı dünyasının denetiminden çıkmıştır. Kuruluşların dünya pazarlarına açılmasında, belirleyicilik sermaye gücünden, değer gücüne geçmiştir. Bu yüzden ülkeler arasındaki yarışta, kıtlığı çekilmeyen sermaye gücünün önüne, kıtlığı çekilen değer gücü geçmiştir. Bilgi, teknoloji ve sermaye, dünyayı dolaşan, küresel kimlikler, küresel değerler kazanmıştır .

*

Dünyada savaş yerel ekonomiler arasında değil, küresel değerler arasında, bütün hızıyla devam etmektedir. Küreselleşmeyle toplumları dönüştürmede ağırlık, ekonomik kazanç peşinde koşan, kar öncelikli kuruluşlardan, toplumsal kazanç peşinde koşan, değer amaçlı kuruluşlara kaymıştır. Küresel toplumun sürükleyici güçleri, katılıma ve paylaşıma kapalı, yerel kuruluşlardan daha çok, katılıma ve paylaşıma açık küresel kuruluşlardır. Geleceğin dünyası, değer amaçlıların dünyasıdır.

*

Değer öncelikli kuruluşların, ekonomik ve kültürel hayattaki, ağırlıkları giderek artmaktadır.

*

Geleceğin dünyasında, bilgeliğe dönüşmeyen bilgiye, değer taşımayan üretime yer yoktur.

*

Kuruluşların yeni dünyası, ölçülen değerlerden önce, ölçülmeyen değerler dünyasıdır.

16 Kasım 2022, 11:33

İNSANLARDA BİLGİSAYARLARIN BİLGİSAYARLARDA İNSANLARIN GÜÇLERİNİ GÖRMEYENLER SAVAŞ DÜNYASINI BARIŞ DÜNYASINA DÖNÜŞTÜREMEZLER

Devletlerin tavanlarıyla tabanları arasında uyum olan ülkelerde, insanlar üretme coşkularıyla birlikte, çalışma güçlerini büyütürler. Uyumun ileri boyutlara ulaştığı toplumlarda, geleceğe dönük kararlarda atak davranılır. Toplumun bütün kesimleri, geleceklerini güzelleştirmeye, konumlarını güçlendirmeye bakarlar. Toplum kesimleri arasındaki, dayanışmadan güç alan yönetimlerde, üretimde artışlara yol açacak önlemler alınır, geleceğe dönük adımlar atılır.

*

Dünyanın her yanında ülkeler, karşı karşıya oldukları sorunları, hem üretim, hem yönetim yöntemlerini geliştirerek çözerler. Üretimde ve yönetimde karşılaşılan sorunların üstesinden gelmenin yollarının, sürekli geliştiğinin bilincinde olan ülkeler, yenilik yapma peşinde koşanların yollarını açarlar. Bütün ülkelerde yenilik yapanlar, dünyayı bütün olarak görürler, sorunlara çözüm ararken hem sınırların içinden, hem sınırların dışından bakarlar.

*

Hayatın her alanında, yenilenerek yenilik yapanlar, insanlarda bilgisayarların, bilgisayarlarda insanların dönüştürücü güçlerini görürler. Onlar üretim ve yönetim süreçlerini geliştirirken, bütün insanlığın birikiminden yararlanarak, sıradışı olmasını bilirler. Ve rüyası görülen yeniliklerin, üretimdeki ve yönetimdeki etkilerini kısa zamanda görürler. Ve alın terleri kadar akıl terleri de dökerek, düşünülmesi gerekenleri düşünürler, yapılması gerekenleri yaparlar.

*

Bugüne dünden gelenler, yarına bugünden bakanlar, uzlaşmaları özendirerek, çatışmaları önleyerek, kazançları ve kayıpları dengelemesini başarırlar. Onlar ülkelerin güçlerinin, üretimde ve yönetimde yararlanılan bilgisayarlardan değil, bilgisayarları üretimi artırmada, yönetimi geliştirmede değerlendiren insanlardan kaynaklandığını bilirler. İnsanlarda bilgisayarları, bilgisayarlarda insanları görenler, bilgisayarları değil, insanları sırtlarında taşırlar.

*

Bilgisayarların insanlarla, insanların bilgisayarlarla elele vererek bütünleşmesi, bütün eleştirel düşünen insanlara, soğuk terler döktürüyor. Yirmi birinci yüzyılın bir savaş yüzyılına dönüşmesinin önlenmesinde, bilgisayarların üretimdeki ve yönetimdeki yerlerinin, açık ve seçik olarak belirlenmesi hayati önem taşıyor. Kare dünyada insanlığın, çözmek zorunda olduğu sorunların başında, insanlığa bilgisayar kazandırmak değil, bilgisayarlara insanlık kazandırmak geliyor.

*

Bilgisayarlar savaşlarla birlikte barışların alanlarını değiştirerek, geçmiş yıllarda hiç bilinmeyen yeni alanlar açıyorlar. Yaşanacak yıllarda cephelerdeki savaşlar, pazarlardaki yarışlar, yeryüzünden gökyüzüne taşınıyorlar. Bir dokunuş hem demokratik, hem otokratik yönetimlere, yeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Gelecek yıllarda bilgisayarlardaki gelişmelerin, hızının yavaşlamadan devam etmesi, insanlardaki bilgisayarların değil, bilgisayarlardaki insanların gücünü artırıyor.

*

Otokratik yönetimlerin bilgisayarlardan yararlanması, demokratiklerin uykularını kaçırıyor.

*

Bilgisayarların zor olan denetimi, bilgelerin gündemindeki konuların başında geliyor.

*

Bilgiye ulaşımın sıradanlaşması, hayatı hem kolaylaştırıyor, hem zorlaştırıyor.

17 Kasım 2022, 12:01

Parayı ayaklarının altına almasını bilen, kirli mülkiyete

Parayı ayaklarının altına almasını bilen, kirli mülkiyete karşı çıkan, yaşanacak dünya için, yaşanan dünyadaki bütün gemileri yakan, serveti düşüncesi, mirası eylemi olan, NURİ PAKDİL'e rahmet okunması dileğiyle.

17 Kasım 2022, 12:19

BİR İNSANI ÖLDÜRMEYİ BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRMEKLE EŞ SORUMLULUKTA GÖREN KUTSAL KÜLTÜR BÜTÜN İNSANLIĞIN EN ÖNEMLİ EN BÜYÜK GÜVENCESİDİR

Yirminci yüzyılda gücünün doruk noktasına ulaşan seküler kültür, bütün ülkeleri sarsan ekonomik krizlerin ana kaynağı olmuştur. Ekonominin sekülerleşmesi, gelir dağılımındaki eşitsizliklerle birlikte, haksız kazançların katlanarak artmasına yol açmıştır. Ekonominin kutsal değerlerden arındırılması, insanları ekonomiyi yönlendiren olmaktan çıkarmıştır.Artık ekonomi insanları değil, insanlar ekonomiyi izliyor.

*

Seküler kültürle yoğurulan, kutsal değerlere bütünüyle kapalı ekonomi, Hiroşima’da ve Nagazaki’de olduğu gibi, bütün şehirleri yerle bir edecek, nükleer silahları armağan etmiştir. Bu yüzden kültürden ekonomiye, her alanda yeni bir paradigması arayışı içinde olan, Nükleer Fizikçi Fritjof Capra, “Değerlerden bağımsız bilim olmaz” demektedir. Bilim öldürücü silahlar geliştirmekten daha çok, insanların iç ve dış dünyalarını zenginleştirmek için vardır.

*

Anadolu’nun Yunus izli, Mevlana çizgili bütün aydınlarının, sürekli vurguladıkları gibi, iç dünyayla dış dünya kültürüyle, ekonomisiyle bir bütündür. Toplumların çağları peşlerinden sürüklemeleri, yaşadıkları çağın olaylarını doğru yorumlamalarına, çağın kaynaklarını doğru değerlendirmelerine bağlıdır. İki dünya arasındaki dengeyi koruyamayan toplumlar, iki yani keskin kılıç olan, zamanın nabzını tutamazlar, çağlarının akışına uyum sağlayamazlar.

*

İster ekonomik ister siyasal, ister kültürel olsun, her alanda çağlarını dönüştürmeyen toplumlar, çağları tarafından dönüştürülürler. Zamanlarını kıyasıya sorgulamayan aydınlar, bütün insanlığı kucaklayacak değerlerin, geleceğe taşıyıcıları olamazlar. Aydınlar geçmişin yorumlanmasından, geleceğin tasarlanmasından sorumludurlar. Onlar düşünceleriyle, eylemleriyle, bütün insanlığa ışık tutmak, yaşanılan hayatı anlamak ve anlatmak zorundadırlar.

*

Toplumların aydınlık ve karanlık yüzlerini, gözler önüne sermek için, aydınlar toplumlara hem aşağıdan hem yukarıdan bakmasını bilirler. Onlar hiçbir zaman kültür için kültür, ekonomi için ekonomi demezler, kültürü ekonomiden, ekonomiyi kültürden ayırmazlar. Bütün alanlarıyla hayatın yaşanır kılınmasıda, ekonomiyi kültür için bilen insanların doldurulamaz bir yerleri vardır. Onlar ekonominin peşinden koşmazlar, ekonomi onların peşinden koşar.

*

Dünyanın ekonomik ve kültürel zenginliklerinin, değerlenlendirilmesinden bütün insanlar sorumludur. Bunun için bütün ülkeler, dünyanın kültürel kaynaklarından olduğu kadar, ekonomik zenginliklerinden yararlanmanın, yollarını ve yöntemlerini bulmaya çalışmaktadırlar. Kültür dünyasına yatırım yapmayanlar, ekonomi dünyasındaki yatırımların olumlu etkilerini artıramazlar. Dünya kültürün ve ekonominin, birbirini zenginleştiren gizemli atölyesidir.

*

Toplumların başarıları, ekonomik zenginliklerinden önce, kültürel derinliklerinden kaynaklanır.

*

Toplumlarda insanların nasıl tüketecekleri kültürle, nasıl üretecekleri ekonomiyle belirlenir.

*

Üretimlerini çoğaltanlar tüketimlerini azaltanlar,bütün rüyalarını gerçekleştirirler.

18 Kasım 2022, 11:33

GEÇEN YIL KAYBETTİĞİMİZ SEZAİ KARAKOÇ'UN NECİP FAZIL'IN ÖLÜMÜNDE YAZDIĞI GÜZEL YAZI KENDİSİ İÇİN DE GEÇERLİDİR

Bu yazı daha önce 18.11.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yaş kemale ermişti. Bu bakımdan hazır olmalıydık Üstadın gidişine. Fakat alışmak kolay değil. Ancak zamanın geçmesiyle tahammül gücüne eriyor insan böyle acıya.

*

Bu yazımda da, elimden geldiğince, rahmetli Üstadın bir cephesini anlatayım istiyorum. Bunu bir vazife biliyorum.

*

Şüphesiz büyük bir şairdi. Şiiri hakkında en uzun incelemeyi yapmış biri olarak burada onun üzerinde durmayı fazla bulurum. O inceleme ki, nice incelemelerin, doktora tezlerinin hazırlanmasında bir kaynak oldu.

*

Yalnız ona mahsus olan bir özellik.

*

Bir düşünürdü Üstad. Önemli bir piyes yazarıydı. Polemik yanı, tartışma kalemi ve cesareti ünlüydü. Nice tabu konulara el atmıştı.

*

Fakat asıl özelliği bunların ötesinde. Çünkü şair olarak, piyes yazarı olarak geçmişte ya da çağda, bizde ya da dışarıda emsali bulunabilir. Ama, öyle bir özelliği var ki, bu, geldiği çağ gereği, yalnız ona mahsus olan bir özellik. Misyonu da bu noktada gizli Üstadın.

*

O özellik, o misyon neydi?

*

Bu misyon, ülkemizde, entelektüel planda, sadece bilim alanında değil, yaşama planında “İslam”ın gündeme getirilmesidir.

*

Entelektüellerin İslam’a dönüp bakmaları sağladı

*

1930’lardan sonra, şiirde, romanda ve felsefede mistik eğilimler baş göstermişti. Bunları Peyami Sefa’da, Necip Fazıl ve o günün şairlerinde görebiliriz. Unsurlar halinde doğu-batı sentezi cinsinden düşüncelere de rastlanabilir. Yahya Kemal’in sohbetinde de bu nevi düşünceler vardır. Ancak İslam idealini tüm bir tez olarak alıp savunan kimse yoktu.

*

Halk, İslam’ı yaşıyordu kendi gücünce. Din alanı bilginleri vardı. Fakat, entelektüel planda artık gizli açık başka tezler savunuluyordu. İşte, Türkiye’de, entelektüellerin İslam’a dönüp bakmaları gerektiğini ilk haykıran ve tezini sistemleştirmeye çalışan ilk O oldu diyebiliriz.

*

İslam’ı bir hayat tarzı olarak seçmemiz gerektiğini söyledi

*

İslam’ı çağımız insanı için de, gelecek zaman insanı için de yaşanacak bir hayat tarzı olarak seçmemiz gerektiğini O söyledi. O, bunu bir bilim konusu gibi değil, canlı bir savaşım şeklinde sürdürdü. Yani, İslam onun için ekzistansiyel bir sorundu. Var olmak ve yok olmak sorunuydu. Hem kendisi, hem toplum için. Bu yüzden, hem kendi nefsiyle, hem karşı düşüncelerle savaştı. Bütün bunlar gözümüzün önünde oldu. Ve derken, bu ekzistansiyel kaygı topluma aşılandı.

*

Donmuş taş terliyor artık.

*

Onu, evvelsi gün Fatih Camii’nden uğurlayan kitle, bu ürpertiyi hisseden kişilerdi.

*

Toplum entellicansiyasında İslam’a ekzistansiyel ilgi ve toplum ruhunda bir ürperti uyandırmıştı Üstad.

*

Sonra bu yol açıldı.

*

Donmuş taş terliyor artık.

18 Kasım 2022, 16:05

ASYA'DAN AVRUPA'YA GİDEN SONSUZLUK KERVANI

Rektör Prof.Dr.Hüsnü Kapu'nun öncülüğünde, Doç.Dr. Alpaslan Kartal'ın yönetiminde, Dr.Birol Yıldırım'ın desteğinde,KAFKAS ve BUHARİ üniversitelerinin birlikte düzenledikleri sempozyumda, açılış konuşması yaptım, hepsine teşekkür ederim. Mevlana'nın biz Harakani'den aldıklarımızı satıyoruz, dediği Gönül Sultanı Harakani Kafkas coğrafyanın hiç batmayan güneşidir, Selçuklular döneminde Türklere Anadolu'nun kapılarını açan, ''Gönül Mimar''larının ''Görünmeyen Üniversite''lerindendir. Konuşmanın Başlığı: ''ASYA^DAN AVRUPA'YA GİDEN SONSUZLUK KERVANI''

18 Kasım 2022, 19:08

''GÖKLERİN ÇEKTİĞİ KARTAL'' SEZAİ KARAKOÇ'UN NECİP FAZIL'IN ARDINDAN KENDİSİNİ ANLATIR GİBİ NECİP FAZIL'I ANLATTIĞI BAŞKA BİR GÜZEL YAZISI

Altmış yıl durmadan dinlenmeden bin bir çile içinde, eserler vererek, mücadeleler yaparak milletinin varoluş savaşında yerini alan bir millet büyüğü, düşünce ve edebiyat hayatımızın dinmez ve sinmez kalemi, yerinden oynamaz üslubuyla kendini edebiyat tarihine hâkkeden kalem, Üstad Necip Fazıl, aramızdan sıyrılıp, adeta bir kuş gibi uçup gitti. Fanilik arkadadır artık. Dev sulara karşı bir ömür boyu gerilmiş kollar düştü. Ve yüz yılımıza şeref olan şiir saati, durdu. Ve doğru, iyi ve güzel için yükselen ses sustu. Yankıları çağların ufkunda çınlayacak. İslâm’ın onuru için çağın çelik yüzüne karşı koyan elmas kas, gevşedi. Atalarımız bir an için ebedi meşgalelerini bırakarak bizim bu dünyamıza doğru dönüp baktılar: ‘Kim geliyor? Bu gelen kim?’ Ey ölüm, sen ne sırlı bir güçle donanmışsın ki, en yalçın kayalıkların tepesinde, zamanın üstünde dimdik duran kartallar bile avın olur. Gök şahini ağına, tuzağına düşer. Çağdaş bir destandı, bir kahramanlık destanıydı, sonuna nokta konan. Ama bu bir ara noktasıdır. Destanın öbür yüzü bundan sonra söylenecek. Dünya çağının bu ikindisinde ne büyük gölgeydi vurdu karşı ufuklara, güneşin doğduğu ufuklara. Evet, bir kahraman düştü toprağa. Bir kez daha bin kez daha yeşerip boy atacak bir tohum olarak. En önde koşan atlının atı kapaklandı. Ve en birinci süvariyi toprak bağrına bastı. Herkeslerden daha çok seven ana gibi. Gaib, onu ‘kurcalayan çilingir’i, ‘canlı cenazeler’in üstünden aşırarak gözlerden gizledi. O gözler ki zaten görmüyorlardı. Ve perde kalktı. Ten maskesi sıyrılarak, ruh, potada saf altına kalboldu. Kartal süzülüp gitti, sonsuz göklerde kayboldu. Bize ne düşer, bütün bu manzara karşısında, susmaktan başka. (Sezai Karakoç – Diriliş 26 Mayıs 1983)

19 Kasım 2022, 12:55

CLAUSEWITZ'İN "TOPYEKUN SAVAŞ" DÜNYASINDAN UZAKLAŞMADAN KANT'IN "DAİMİ BARIŞ" DÜNYASINA YAKLAŞILMAZ

İnsananlığın beş bin yıllık bilgi ve bilgelik birikimine dayanan kültürün, iki ana boyutu vardır. İnsanla yaşıt kültürün bir boyutunu savaş, bir boyutunu da barış oluşturmaktadır. Habil ve Kabil''den bu yana, dünyada Ademoğulları savaşmaktadır. Dünyada savaşsız bir yüzyıl yoktur. Savaşların tarihi, insanlığın tarihi olmuştur. Bu yüzden, Yirmi birinci yüzyılda da, savaşlar birbirini izlemekte, uluslararası kuruluşlar, savaşları önleyememektedir.

*

Yirmi birinci yüzyılın en büyük ve en önemli sorunu, sürekli savaş ortamından çıkıp, kesintisiz barış ortamına geçmektir. Geçiş sürecinin sancısız olabilmesi için, bütün ülkelere önemli görevler ve büyük sorumluluklar düşmektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun, her ülke savaşları önleme yolunda, yorulma bilmez bir çalışma, ortaya koymak zorundadır. Yeni yüzyılda her ülkenin misyonu, barışı özendirmek, savaşları önlemek olmalıdır.

*

M.Cevat Yıldırım, “AB'de Federalist Yaklaşımın Bütünleşme Perspektifine Etkisi ve Türkiye Tartışması” başlıklı çalışmasında, Immanuel Kant'ın 1795''de yayınlanan “Daimi Barış” isimli felsefi denemesinin, AB'nin temelini oluşturduğunu vurgular. Clausewitz''in “Savaş kültürü”ne karşı Kant''ın “Barış Kültürü” yalnızca Avrupa bütünleşmesinin değil, Amerika, Asya ve Afrika ülkeleri arasındaki bütünleşmenin de ana kaynağı olmalıdır.

*

İnsanlığın geleceğinin güvencesi, sürekli savaş değil, sürekli barıştır. Gelecekteki savaşların önüne geçmek için, savaş kültüründen önce barış kültürüne, yeni açılımlar ve yeni boyutlar kazandırılmalıdır. Tarihin her döneminde barış kültürünü anlatmak, savaş kültürünü anlatmaktan çok daha güç olmuştur. Ülkelere barışı sevdirmek, savaşı sevdirmekten daha zor gelmiştir. Bunun için, dünyada savaş yüzyılları barış yüzyıllarından daha uzundur.

*

Barıştan uzaklaşanlar, hayattan uzaklaşırlar. Barışta gençler yaşlıların, savaşta yaşlılar gençlerin ölümlerini görürler. Savaşta bir gencin ölümü, bütün insanlığın ölümüdür. Tabiatta savaş değil, barış vardır. Hayata savaştan önce, barış egemen olmalıdır. Bir hayatı yok eden, bütün hayatı yok eder. Bir hayatı kurtaran, bütün hayatı kurtarır. Hayatın anlamını kavrayan insan, barışın gücünü kavrar. Sürekli barışın güvencesi insandır.

*

“Vurana elsiz” ve “sövene dilsiz” olmayı öneren, barışın evrensel simgesi, Yunus''a benzetilerek söylenirse, “barış barış bilmektir” ve “barış insanı bilmektir”. Dünyada insanı bilmeyenler, barışmaktan daha çok savaşmayı bilirler. İnsanı bilmeyenlerin, yönetici oldukları bir dünyada savaşların sonu gelmez.

*

İnsanlar gökyüzünden yeryüzüne savaşmaktan daha çok barışmak için gönderilmişlerdir. Kesintisiz barış zor, sürekli savaş kolaydır. Savaş küçük, barış büyük eylemdir.

*

İnsanlara sevgiyle silahlanmış bir gönül, savaş yapmak için değil, barış yapmak için verilmiştir. İnsanı aramayanlar, barışı bulamazlar.

*

Savaş savunma değil saldırıysa cinayettir. Barış büyük, savaş küçük insanın işidir. Savaş bilgi, barış bilgelik ister.

20 Kasım 2022, 08:04

Sevgili arkadaşımız Değerli Prof.Dr

Sevgili arkadaşımız Değerli Prof.Dr. SABRİ ORMAN'a rahmet olsun.''TÜRKİYE'DE SOSYOLOJİ ve İDEOLOJİ'' konusunda derinlikli bir değerlendirme yaparak,gelecekte izlenmesi gereken yol haritasını anlatmıştı.Sabri Ülgener,Sabahattin Zaim Hocaların akademik dünyaya kazandırdıkları, eleştirel düşünmesini bilen önemli bir iktisatçıydı.Ve Gazali'nin ekonomiye ilişkin görüşlerini doktora konusu yapmıştı.

20 Kasım 2022, 22:50

YENİ DÜNYANIN AKILLARI HEM BAŞLARINDA HEM GÖNÜLLERİNDE OLAN YENİ MİMARLARI

Meva'da Ali İlhan Hocamızın çevresinde halkalanan değerli aydınlarla, BAKÜ'yü,ŞEKİ'yi,TAŞKENT'i, SEMERKANT'I, BUHARA'yı ele alan ''ZAMANI AŞAN ŞEHİRLER'' kitabımızdan yola çıkarak Buhara'dan, Semerkant'tan, Kırım'a, Kazan'a uzanan, Kuzey Türk Dünyasındaki gelişmeleri konuştuk. Kare dünyada İngilizler nasıl Londra'ya çekilmek zorunda kalmışlasa, Ruslar da yakında Moskova'ya çekilmek zorunda kalacaklar.Londra'nın belediye başkanı gibi,Moskova'nın belediye başkanı bir Müslüman olacak. Türk Dünyasına başta TATARİSTAN ve BAŞKURDİSTAN olmak üzere, yeni cumhuriyetler katılacak.Yeni dünyanın mimarlarının başını, YUNUS gibi tüketen, SİNAN gibi üreten ''DERVİŞ GİRİŞİMCİLER'' çekecektir.Onlar bir ellerinde MESNEVİ'yle, bie ellerinde MUKADDİME'yle geleceğe yürüyecekler.Onların akılları hem başlarında, hem gönüllerinde olacaktır.

21 Kasım 2022, 11:33

BİR ŞEHİRE DÖNÜŞEN DÜNYADA HER ŞEHİR HER ŞEHİRE YAKINDIR

İki binli yıllarda ülkeler arasındaki, etkileşimi artıran gelişmeler, bütün dünyayı sanayi toplumunun oluşmasında olduğu gibi, köklü dönüşümlerle karşı karşıya getirmiştir. Artık dünyada hiçbir ülke, hiçbir ülkeye uzak değildir, her ülke her ülkeye komşudur.Yeni dönüşüm Frances Cairncross’un, “The Death of Distance” kitabında, ayrıntılı olarak anlattığı gibi, ülkeler arasında yakınlık ve uzaklık farklarını, bütünüyle ortadan kaldırmıştır.

*

Eğitimden sağlığa, ekonomik ve kültürel hayatın bütün boyutlarında, köklü dönüşümlere yol açan gelişmelerle belirlenen standartları yakalamadan, kuruluşların uzun ömürlü olmaları mümkün değildir. Ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, kusursuzluğu yakalamada, dünyanın ilk sıralarında olmayı hedeflemeyen kuruluşlar, kendi ülkelerinde ilk sıralarda olsalar da, dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalırlar. Kuruluşlar dünyasında küresel yarışa, katılmayanlar ayakta kalamazlar.

*

Dünyada kusursuzluğu aramayan kuruluşlar, kusursuz ürünler, kusursuz hizmetler, kusursuz bilgiler üretemezler. Köklü dönüşümlerin yakalamaya zorladığı standartlar, bütün dünyada “Biz isteriz olur” ve “Biz istemeyiz olmaz” anlayışının sonunu getirmiştir. Artık dünyada hiçbir ülkenin, hiçbir kuruluşun, ürün, hizmet ve bilgi üretiminde yapılması ve yapılmaması gerekenleri, tek başına belirleme gücü yoktur. Her ülke her kuruluş birbirine bağımlıdır.

*

Bütün ülkeler, bütün kuruluşlar, dünya pazarlarında kendilerine sağlam bir yer tutmayı isterler. Ancak yeni dönüşümün getirdiği olmazsa olmazlar, her ülkenin, her kuruluşun, her istediğini yapma gücünü, bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Avrupa ülkelerinin Kopenhag kriterleri gibi, yeni dönüşümün de getirdiği kriterleri vardır. Bütün ülkelerde, bütün kuruluşlarda geçerli, olmazsa olmaz kriterlerinin başında dürüstlük, içtenlik ve açıklık gelmektedir.

*

İletişim kanallarındaki devrim nitelikli köklü dönüşümlerle, her alanda mükemmeli arayanlar, ülkeler arasındaki uzaklık ve yakınlık kavramlarının algılanmasıyla birlikte, eğitim, yönetim, kurum, kuruluş ve kurumsallaşma kavramlarının algılanışını da büyük ölçüde değiştirmiştir. İletişim ve ulaşım alanındaki baş döndürücü gelişmeler, bütün ülkelere ve bütün kuruluşlara, karşı konulması mümkün olmayan, benimsenmesi gereken değerler getirmektedir.

*

Köklü dönüşümlerin belirledikleri değerleri benimseyen ve yakalamaya çalışan ülkelerin ve kuruluşların, her ülkenin birbiriyle alışveriş yapmak zorunda olduğu dünyada, açık ara bir yarışma üstünlüğü kazanırlar. Dürüstlükte, içtenlikte ve açıklıkta, mükemmeli arama yolculuğuna çıkan ülkeler ve kuruluşlar, ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin üretiminde, kusursuzluğu yakalamakta güçlük çekmezler. Dürüstlük, içtenlik ve açıklık, her zaman bütün kapıları açan altın anahtarlardır.

*

Yeni dünyada görünen ve görünmeyen yüzleriyle, kuruluşların iyi niyetli olmaları istenmektedir.

*

İlkeli kuruluşların ürünlerine ve hizmetlerine, bütün ülkelerin kapıları ardına kadar açılır.

*

İlkesizliğin karşılıksız kalmadığı sınırsız dünyada, en büyük risk ilkesiz olmaktır.

23 Kasım 2022, 12:22

ANADOLU AVUÇLANAN TOPRAKLARIN ALTINA DÖNÜŞTÜĞÜ COĞRAFYADIR

Yüzyılların birikimine dayanan, dünyanın yönetim ve üretim kültürleri, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle, sürekli yeni boyutlar kazanmaktadır. Toplumların üretim güçleri, yönetim kültürlerinden kaynaklanır. Yönetim kültürleri zengin olan toplumların, üretim kültürleri zengin olur. Yönetmesini bilenler, üretmesini bilirler. Toplumların ekonomik ve kültürel kaynakları, ürünlere insanlar aracılığıyla dönüşürler.

*

Kuruluşların üretimdeki ve yönetimdeki başarıları, insan kaynaklarının zenginliğine paralel olarak artar. Toplumların üretim güçsüzlüğünün üstesinden ekonomik ve kültürel kuruluşlarla gelinir. Yönetim kültürleri zengin olan toplumlarda, kuruluşların avuçladıkları topraklar altına dönüşürken, yönetim kültürleri yoksul olan toplumlarda, kuruluşların avuçladıkları altınlar toprağa dönüşür. Toplumların üretim güçlerini geliştirmek, eldeki kaynakları değerlendirmesini bilen insanların işidir.

*

İnsanlar gibi, kuruluşlar da gelecekte gerçekleşecek hayalleri önceden görürler. İnsanların ve kuruluşların gördükleri hayaller, yönetim yetenekleriyle ve üretim yöntemleriyle gerçekleşirler. Rüyaları gerçekleşen insanlar ve kuruluşlar, çevrelerinde büyük çekim alanları oluştururlar. Dünyanın her ülkesinde şehirler, kuruluşların çevrelerinde denizlere atılan taşların oluşturduğu dalgalar gibi, dalga dalga büyüyen halkalar oluştururlar.Her şehirde on insanın öncülük yaptığı bir kuruluşta binlerce insan çalışır.

*

Şehirlerde tarım, sanayi ve bilgi toplumlarının kuruluşları, yan yana birbirleriyle, iletişim ve etkileşim içinde gelişirler. Onlar kaynaklarını katma değeri küçük ürünlerden ve hizmetlerden, katma değeri yüksek ürünlere ve hizmetlere kaydırarak, hem yönetim hem de üretim yöntemlerinde, yeni gelişmelere öncülük yaparlar. Onların sürekli geliştirdikleri ürünler, durmadan yeniledikleri hizmetler, ülkelerin zenginliklerini bütün dünyaya taşırlar.

*

Yirmi birinci yüzyılın kuruluşları, dünyanın bütün ülkelerinden yararlanarak, yerel ve küresel pazarlarda aranılan ürünler ve istenen hizmetler üretiyorler. Onlar bütün ülkelerden dışalım yaparak, başka ülkelerden dışalımlar yapmayanlardan daha çok kazanırlar. Onların bir ayakları Amerika’da, bir ayakları Çin’de gözleri de Avrupa’dadır. Bu yüzden bütün dünyaya açılan yönetimleriyle, her şehire ulaşan üretimleriyle, bütün ülkelere örnek oluyorlar.

*

Dünyanın yönetim ve üretim birikiminden, yararlanmasını bilen kuruluşlar, hiçbir alanda yarışma üstünlüklerini yitirmezler. Onların ürettikleri ürünleri ve verdikleri hizmetleri, dünya pazarlarına taşımada en büyük destekçileri, öğrenmesini öğrenerek, kendilerini sürekli yenileyen çalışanlarıdır. Kuruluşlarda getirisi en büyük olan yatırımlar, insanlığın yönetim ve üretim birikimine katkı sağlayan yatırımlardır. Kuruluşlar yenilikçi yönetimleriyle, yeni ürünleriyle uzun ömürlü olurlar.

*

Ülkelerde kültür ve ekonomi ne kadar birbirleriyle bütünleşirlerse, o kadar birbirlerini zenginleştirirler.

*

Geçmişlerinden öğrenerek, geleceklerini tasarlayan kuruluşlar, geleceğin öncüleri olurlar.

*

Başarılı kuruluşlar sulardaki kamışlara benzerler, eğilirler ancak kırılmazlar.

23 Kasım 2022, 23:07

Yalnızca Edirne'nin değil, bütün Balkan Ülkelerinin

Yalnızca Edirne'nin değil, bütün Balkan Ülkelerinin ''GÖRÜNMEYEN ÜNİVERSİTE''si olan HASAN GÜMÜŞ Hoca'nın öncülüğünde,Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr.ALİ ÖZTÜRKHoca'nın ev sahipliğinde Prof.Dr.MUSTAFA ŞENTÜRK yönetimide Prof.Dr.DAVUT PEHLİVANLI ve Para Tarihçisi DURSUN ALİ YAZ ile birlikte,''KARE DÜNYADA FİNANSAL SORUNLARI'' Başta Dekan Yardımcısı Dr TAHA İMAMOĞLU olmak üzere katılımcıların katkılarıyla enine boyuna konuştuk.

24 Kasım 2022, 13:05

ÖĞRENMENİN YERİNİN YAŞININ ZAMANININ OLMADIĞI KARE DÜNYADA HER GÜN ÖĞRENEN ÖĞRETMENLER HER GÜN ÖĞRETEN ÖĞRENCİLER GÜNÜDÜR

İlk öğretimden yüksek öğretime kadar, bütün eğitim kurumları, öğrenen öğretmenleriyle, öğreten öğrencileriyle, ülkelerin ekonomik ve kültürel omurgasını oluştururlar. Eğitim öğrencilere bilgi kazandırma, kazanılan bilgiyi yararlı hale getirme ve hayatın her alanına aktarma sürecidir. Ömür boyu devam eden bu süreçte, yaşı ve işi ne olursa olsun, herkes hem öğreten öğretmen, hem öğrenen öğrencidir. Öğrenmenin ve öğretmenin yeri, yaşı ve zamanı yoktur. Hayatın bütün boyutlarında, herkesin dünyayı okumasını ve anlamasını öğrenmesi bir görevdir, bir sorumluluktur.

*

Sınırsız kare dünyada, barışı güvence altına almak için, insanların hayatlarını öğrenmeye ve öğretmeye adamaları hayati önem taşır. İnsanların en büyük ve getirisi en yüksek zenginlikleri, bilgi ve bilgelik birikimleridir. Bir insan sahip olduğu bütün zenginliklerini kaybedebilir. Ancak bilgisi ve bilgeliği, insanın kaybetmeyeceği tek zenginliğidir. Bu yüzden, her ülkede eğitim günlük politikanın dışında tutulur. Öğrencileriyle, öğretmenleriyle eğitime yapılan yatırımlar, bir ülkede kazancı en yüksek olan yatırımlardır.Eğitim sermayesi, finansal sermayeden çok daha önemlidir. Ülkelerin geleceklerini eğitimli insanlar inşa ederler.

*

Anadolu insanının ümit ve güven kaynağı, her dönemin öğretmeni, Yunus Emre'nin bilim için söyledikleri, eğitim için de geçerlidir. Eğitim eğitim bilmektir. Eğitim insanı bilmektir.Eğitim hayatı bilmektir. Eğitim dünyayı bilmektir. Ülkelerin geleceklerini belirleyecek eğitim, insanı, hayatı, toplumu ve dünyayı bütün boyutlarıyla bilme ve derinliğine kavrama eğitimidir. Eğitimin derinden kavranabilmesi için, insanın kendisini ve ülkesini bilmesi, iç ve dış dünyasını güzelleştirmesi, en önemli görevidir. İnsanın kendisiyle birlikte çevresini güzelleştirmeyen eğitim, her alanda yoksullaşmaya yol açar, barışa değil, savaşa hizmet eder.

*

Eğitim bir ülkenin kültürüne ve ekonomisine yeni boyutlar kazandırarak, hem zenginleştirme, hem de güzelleştirme yeteneğidir. Ülkelerin geleceğini inşa etmede, eğitim, kültür ve ekonomi yanında, üçüncü temel taşını oluşturur. Ülkelerin gelecekteki başarıları, temellerinin sağlamlığına bağlıdır. Bu temellerden birinin zayıflığı, bütün alanlarda etkisini gösterir. Eğitim kültürün kınından çıkan, dönüştürücü ekonominin kılıcıdır. Eğitim alma hakkı bütün dünyada ,temel insan haklarının başında gelir.

*

Ülkelerde eğitimsizlik, ekonomik ve kültürel alanda verilmesi gereken savaşı, pazarlardan cephelere taşır. Bu yüzden, bir ülkede eğitimsizliğin bedelini, toplumun bütün kesimleri çok pahalı bir olarak öderler. Eğitimsizlik her dönemde, büyük yıkımların ana kaynağını oluşturur.

*

Bütün ülkelerin en büyük ve en önemli sorunu, eğitimsizliğin üstesinden gelmektir. Bu sorunu çözmenin yolu da, herkesin hayatını öğrenmeyi öğrenmeye adamasından ve eğitime yatırım yapmasından geçer.

*

Öğrenen öğretmenler, öğreten öğrenciler, düşünceyi eyleme, eylemi düşünceye dönüştürerek, üreten el olmasını öğrenirler, hem kültüre, hem ekonomiye en büyük katkıyı yaparlar.

*

Eğitimle insanlar çorak topraklarda, akıp gitmekten kurtulurlar.

*

Eğitimsizlik üretimsizliktir, üretimsizlik yoksulluktur.

*

Yoksulluk bütün insanlığın ortak düşmanıdır. _________________________________________________________________ ÖĞRENMEDE İKİ GÜNLERİ BİRBİRİNE EŞİT OLMAYAN, BÜTÜN ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ DOSTLARIMIN, ÖĞRETMENLER VE ÖĞRENCİLER GÜNÜNÜ, ÖĞRENMEYİ ÖĞRENENLERDEN VE ÖĞRETENLERDEN OLMALARI, DİLEKLERYİLE GÖNÜLDEN KUTLUYORUM. KÜLTÜRSÜZ EKONOMİ OLMAZ DİYENLER İÇİN HER GÜN ÖĞRETMENLER, HER GÜN ÖĞRENCİLER GÜNÜDÜR.

25 Kasım 2022, 12:18

YOKSULLUĞUN ÜSTESİNDEN CESARET YA DA RİSK SERMAYESİNİ SÜREKLİ ZENGİNLEŞTİRENLERLE GELİNİR

Üretim gücünü büyütmede, yarışın büyük bir ivme kazandığı dünyada, kuruluşların başarısı, maliyetleri düşürücü ve kaliteyi artırıcı yenilik yapma yeteneğine dayanır. Silikon Vadisini dünyanın yenilik merkezi haline, teknolojik yeniliklere cesaret sermayesi sağlayan, yatırım kuruluşları getirmiştir. Bu yüzden cesaret sermayesiyle finansman, üniversitelerde en çok tartışılan konuların başında yer alır.

*

Silikon Vadisinde çığır açıcı buluşların kaynağında, yenilikçi kuruluşlara ortak olarak, kaynak sağlayan cesaret sermayesi kuruluşları vardır. Onların tarihsel gelişimi, paradan para kazanmaya kapalı ilkeleriyle, İslam’ın ilk yıllarına kadar uzanmaktadır. Son Peygamberin eşi Büyük Hatice ile yaptığı emek ve sermaye ortaklığı, risk sermayesi kuruluşlarına örnek olmuştur. Onların en güzel örneğini verdikleri ortaklık, yüzyıllardan içinde geilştirilerek her alana başarıyla uygulanmıştır.

*

Türkiye’de adına üniversite kurulan Sabahattin Zaim, İslam Ekonomisi alanındaki çalışmalara, öncülük yapmıştır. Zaim yazılarında ve konuşmalarında, bilgisayar dünyasındaki büyük başarıların simgesi haline gelen, Google ve Facebook benzeri kuruluşların varlıklarını, Müslümanların geliştirdikleri bilgi ve sermaye ortaklıklarına borçlu olduklarını sürekli tekrarlamıştır. Her dönemde gelirleri ve giderleri, paylaşmasını bilen ortaklıklar, toplumları dönüştüren yeni ürünler geliştirmiştir.

*

Yeniliklere ve buluşlara öncülük yapan kuruluşlar, sermayeden daha çok bilgiye dayanırlar. Buluşları ekonomiye kazandırmak için, gerekli sermaye büyük değildir. Ancak yeni buluşların sağladıkları, üretim artışları ve kazançlar büyüktür. Bu yüzden cesaret sermayesi kuruluşları, başarılı olacaklarını gördükleri yeni kuruluşlara, başlangıç sermayesi sağlamakta tereddüt etmezler. Dünyada yeni ekonominin öncüleri, büyük kuruluşlar değil, yenilikçi kuruluşlardır.

*

Cesaret sermayesi kuruluşlarının sayılarını artırmadan, ülkelerin üretici güçlerini büyütmek, yenilikçi kuruluşların sayılarını çoğaltmak uzun yıllar alır. Ülkelerin genç kuşaklarının buluşlarını ekonomik hayata kazandırılmalarında, faize değil riske dayanan cesaret sermayesi kuruluşları, çok önemli bir görev, vazgeçilmez bir işlev yüklenirler. Yirmi birinci yüzyılda bilgi toplumunun kuruluşlarını, değer toplumu kuruluşlarına cesaret sermayesi kuruluşları dönüştürecektir.

*

Dünyadaki gelişmelerin önünde giden, esnek yapılanmış ve sürekli yenilemesini bilen kuruluşlar, ekonomik ve kültürel alanda, ülkelerin başarılarının en büyük ve en önemli güvencesi olacaklardır. Onlar yeni buluşlarıyla, yeni ürünler ve yeni yöntemler geliştirerek, bütün ülkelerin ekonomik ve kültürel gelişmelerine önemli katkılar sağlayacaklardır. Yeni kuşakların buluşlarını ekonomiye kazandırmak için, bütün ülkelerde yüzbinlerce cesaret sermayesi kuruluşlarına ihtiyaç vardır.

*

İnsanların risk yüklenerek yenilik yapmasını, iş kurmasını öğretmeyen toplumların, dünya pazarlarında aranan kusursuz ürün, hizmet ve bilgi üretmeleri mümkün değildir.

*

Genç kuşakların devlet bağımlısı olmaktan kurtulmaları, rüyalarının gerçekleşmesine destek olacak, yatırım şirketlerinin sayısına ve kalitesine bağlıdır.

*

Bilgi toplumunda üretici gücün kaynağı sermaye değil, ürün ve hizmet üretiminde hızı ve verimliliği artıran yeniliklerdir.

26 Kasım 2022, 12:30

DEMOKRATİK YÖNETİMLER YÖNETİCİLERİN KAPALI OY AÇIK SAYIM SEÇİMLERLE DEĞİŞTİĞİ YÖNETİMLERDİR

Bütün ülkelerde her kuşak, demokrasi yolunda yeni açılımlar yapmak istiyor. Ancak söz konusu demokrasi olunca, daha önce söylenenleri, tekrarlamak yerine geliştirmek ve yeni boyutlar kazandırmak gerekir. Hiçbir ülke durduğu yerde sürekli kalmaz. Her ülke, ekonomik, siyasal ve kültürel varlığını koruyabilmek için, demokrasinin geleceğini geçmişinden daha güçlü kılmak zorundadır.Özen gösterilmezse demokratik yönetimler, otokratik yönetimlere dönüşürler.

*

Demokratik kültüre katkılarıyla tanınan Giovanni Sartori, “Demokrasi Teorisine Geri Dönüş” kitabında vurguladığı gibi: “Tarih bir Sizif mitidir, her kuşak yeniden başlamak durumundadır”. Demokratik ülkelerdeki seçimlerle, demokrasi tarihinde yeni bir yol ayrımına gelmiştir. Dünyanın demokrasi kültürünü zenginleştirmeye yeniden başlaması gerekmektedir. Bu bağlamda demokratik ülkelere, büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

*

Demokrasi ve ekonomi, küresel hukuk kurallarının ve doğal etik ilkelerinin oluşturduğu, büyük referans dairesinin içinde birbirleriyle ortak alanı olan iki ana daire oluştururlar. Gönüllü kuruluşlar iki daire dışında kalan alanda yer alırlar ve her iki kesim arasında uyum ve düzeni sağlarlar. Demokrasiyi siyasi partiler, ekonomiyi şirketler ayakta tutarlar. Büyük referans dairesinin merkezindeki ortak alan güçlü olursa, hem demokrasi, hem de ekonomi güçlü olur.

*

Demokrasi ve ekonomilerin sağlamlığı, ortak alanlarında yer alan, özgürlükler kadar farklılıklara da saygılı, misyon ve vizyon sahibi liderlere dayanır. Ülkelerin geleceklerinin, geçmişlerinden daha başarılı olmasında, belirleyici olan, doğal kaynak yoksunluğu değil, doğal lider yoksunluğudur. Sağlıklı demokrasilerde ve güçlü ekonomilerde bir değil, binlerce lider vardır. Onlar çekirdekte meyvayı, meyvada ağacı görürler. Onların akılları hem başlarındadır, hem gönüllerindedir, hem ufku görürler, hem ufuk ötesini görürler.

*

Her ülkede demokrasi ve ekonomi, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, oyunu ve parasını, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru yöntemle değerlendirmesini bilenlerle zenginleşir. Onlar doğruluğun elinde kar gibi eridikleri için, onların ellerinde, demokrasinin ve ekonominin kusurları kar gibi erirler. Onların oyları ve paraları, paha biçilmez kurşunsuz silahlarıdır.Onlar seçimlerde kurşun atmazlar, oy atarlar, insanların kafalarına vurmazlar, insanların oylarını sayarlar.

*

Demokraside ve ekonomide seçenler ve seçilenler, görevlerinin ve sorumluluklarının bilincinde olmalıdırlar. Bir kurum ya da kuruluş, baskıyla ve şiddetle rakiplerinin, saha dışına çıkarılmasına seyirci kalırsa, önünde ya da sonunda kendisini sahanın dışında bulur.

*

Dostoyevski'nin “Karşıtlar olmadan, gelişme olmaz: Çekme ve itime, akıl ve gönül, sevgi ve nefret, insanların varoluşunda aynı derecede gereklidir” görüşü, demokrasinin partileri ve ekonominin şirketleri için de geçerlidir.Zarar etmeyen şirket,seçim kaybetmeyen parti olmaz.

*

Demokrasi ve ekonominin kurumları ve kuruluşları arasında, büyük referans dairesi içinde rekabet olmazsa, gelişme ve zenginleşme olmaz.

*

Yarışmasını bilmeyenler, kendilerini yarışma dışında bulurlar. Demokrasiler dürüstlükte yarışmaya dayalı, kapalı oy açık sayım yönetimlerdir.

26 Kasım 2022, 12:32

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ'nde Dr.FATMA TURAN'ın yönetiminde, HÜLYA GÜNAY'ın asistanlığında, başta SIRRI HOCA olmak…

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ'nde Dr.FATMA TURAN'ın yönetiminde, HÜLYA GÜNAY'ın asistanlığında, başta SIRRI HOCA olmak üzere, STK'larının yöneticilerinin ve Eğitimci Şair AHMET İŞLER'in katkılarıyla, ''KÜLTÜRDE VE EKONOMİDE STK'LARININ ÖNEMİ''ni tartıştık. Dünyada siyasal toplumların, sivil toplumlara dünüştüğünü tekrar tekrar vurguladık.

27 Kasım 2022, 12:32

GÜNEŞİN BATMADIĞI GİZLİĞİN OLMADIĞI DÜNYA DÜŞÜNEN VE DÜŞÜNDÜREN İNSANLARLA GÜZELLEŞİR

Kuruluşlar dünyasını, sürekli yeniden yapılanmaya zorlayacak kuruluşların başında, kültürel zenginliğin önemini kavrayanlar gelirler. Onlar doğal kaynakları çevreye zarar vermeden değerlendirirler ve gelir dengesizliklerini azaltırlar. Ve üreticilerle tüketicileri, açık pazarlarda buluşturarak, ürettikleri ürünlerin değerlerini, kuruluşlarının güçlerini artırırlar. Onların çevrelerinde halkalananlar, daha iyisini yapmak için birbirleriyle yarışırlar.

*

Doğal kaynak zenginliğinin yerini, insan zenginliğinin aldığı kuruluşlar dünyasında, yaptıkları iyiliklerle, insanların sevgilerini, saygılarını ve güvenlerini kazananlar, dağları yerlerinden oynatacak güce ulaşırlar, ülkeler arasındaki görünmeyen duvarları tek tek yıkarlar. Onlar gelecekten hiçbir zaman ümitlerini kesmezler, geleceği iyileştirecek her yeniliğe kucaklarını açarlar. Ve geleceğin aydınlık yıllarından önce karanlık yıllarına odaklananlara kulak asmazlar.

*

Dünyayı düzleştirenler iyilik yarışında, geride kalanlara değil, ileride olanlara bakarlar, geçmiş yıllarda yapılan yanlışlardan daha çok, gelecekte yapılması gereken doğrulara önem verirler. Onların yolundan gidenler, hem yeryüzünün, hem gökyüzünün “Yitik Cennet”lerine açılan kapıları kolaylıkla bulurlar. Onları izleyenler ne yapmaları gerektiğini öğrenirler, yaptıklarından önce yapacaklarını düşünürler, arkalarından gelenlere yol gösterirler.

*

Arkalarında iki dünyada kurtuluşa giden, yol haritası bırakmak isteyenler, değerlerinden ümitlerini kesmezler. Değerlerine dört elle sarılan bir insanın, kimseyi zora düşürmeden, herkese yarar sağlayan ürünleri, dünyanın bütün kuruluşlarında, köklü dönüşümlere yol açarlar. Onlar yeniliklerin insanların ayaklarına gelmediklerini, insanların yeniliklerin ayaklarına gittiklerini bilirler. Bu yüzden düşünmeye, düşündürmeye ve birlikte öğrenmeye zaman ayırırlar.

*

İnsanların engellerle dolu bir koşuda, olduklarını unutmayanlar,koşu bitikten sonra da unutulmazlar. Geleceğin karanlıklarını, özgürlük ve özgünlük arayışında, yorulma bilmeyenler dağıtırlar. Onlar Einstein başarısının, odasında çalışma masası, koltuk, çöp kutusu, kalemler ve kağıtlar olan, yalınlığından kaynaklandığını görürler. Ve hiçbir zaman güç gösterme hevesine, başarıların kendilerinden kaynaklandığı düşüncesine hiçbir zaman kapılmazlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, düşünme ve öğrenme özürlü olanların, ürettikleri ürünleri kalıcı, kuruluşları uzun ömürlü olmazlar. Gelecek hakkında karamsar düşünenler, yararlı gelişmelerin kapılarını açamazlar. Gelecekte çığır açan gelişmelerin kıvılcımları, gelecekten ümidini kesmeyenlerle yakalanır. O kıvılcımlar hem üretimde, hem yönetimde dönüştürücü gelişmelerin ateşleyicileri olurlar. Onların yaktıkları ateşten, bütün insanlık yararlanır.

*

Kuruluşların değerleri, çalışanların gelişmeye açık, ortak akıllarıyla zenginleşirler.

*

Her gün bir saat düşünenler, yirmi dört saatlerinde düşünmüş gibi olurlar.

*

Bugün yapılanlar, yarınının yapılacakları olurlarsa, kalıcı izler bırakırlar.

28 Kasım 2022, 12:57

PARA TİCARETİ YAPARAK PARADAN PARA KAZANANLAR ÜRETİME VE YÖNETİME EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YAPARLAR

Para denilince akla bankalar gelir.Seküler dünyada paranın ve bankaların, ekonomik, siyasal ve kültürel hayat içinde vazgeçilmez bir yerleri vardır. Tarihin her döneminde, paranın çokluğu gibi, azlığı da sorun olmuştur. Paranın çokluğu enflasyona, azlığı durgunluğa yol açar. Para ekonomide değer ölçme aracıdır. Paranın değeri korunamazsa, üretimin değeri korunamaz. Paranın yönetimi, bütün boyutlarıyla hayatın yönetimidir.

*

Hayatın karmaşık bir yapı kazanmasıyla, metal paraların yerini kağıt paralar aldı. Ülkeler bir bir altın para sisteminden kağıt para sistemine geçtiler. İtalyanların ilk uygulamalarıyla ekonomik hayata katılan bankalar, kazandıkları yeni işlevlerle, tüketimin sürükleyici gücü haline geldiler. ”Kuşku Çağı” kitabında John Kenneth Galbraith'ın anlattığı gibi, para ticaretiyle zenginleşen bankalar, güven ticaretiyle de sermayelerinin çok çok üstünde ”banka parası”na sahip oldular.

*

Düşük faizle para alıp, yüksek faizle para satan bankalar, güven ticaretinde sınırlarını aşarlarsa, büyük krizlerin tetikleyicileri olurlar. Bir bankanın para ve güven ticaretinin sürdürülebilir olması için, para sahiplerinin, bankaya aynı günde birlikte değil, farklı günlerde tek tek gelmeleri gerekir. Tasarruf sahipleri, bankalardaki paralarını, hep birlikte almaya kalkarlarsa, hiçbir banka ayakta kalamaz.

*

Dünyada pek çok ülke örneklerinde görüldüğü gibi, tasarruf sahipleri bankalardaki paralarının güvenliğinden kuşkuya düşerlerse, hepsi birden paralarını geri almak isterler. Güvenlik konusunda, ortaya atılan bir söylenti, bir şüphe bütün hesap sahiplerinin bankaların kapılarında toplanmalarına yol açar ve kimse parasını geri alamaz. Bankacılık tarihi, güvenin sarsılmasının yol açtığı krizlerle doludur.

*

Güven sarsılmasını anlatmada, bankaya giden müdürün küçük oğlunun öyküsü örnek verilir. Çocuk annesiyle beraber babasını görmeye gider. Bir banka çalışanı çocuğun elindeki parayı alarak, kendisine bir tasarruf hesabı açmak ister. Ancak o parasıyla oyuncak almak istediği için, vermek istemez. Durmadan ”paramı geri isterim” diye bağırır. Çocuğun sesini duyan müşteriler telaşlanırlar. Hepsi birden paralarını geri almak için, birbirleriyle yarışırlar.

*

Dünyaya, metal para Yunanlıların, banka parası Avrupalıların, kağıt para Amerikalıların armağanıdır. Paradan para kazanma tutkusu, bütün krizlerin anasıdır.

*

Bütün ülkelerde banka parasının kaynağı, bankalara duyulan güvenden daha çok tasarruf sahiplerine duyulan güvendir.

*

Hesap sahiplerine verdikleri sözleri tutmayan bankalar, toplumun bütün kesimlerine, çok büyük kötülük yaparlar.

29 Kasım 2022, 13:17

HAYATI ZORLAŞTIRANLARIN ÜSTESİNDEN İYİLİKTE YARIŞARAK YAŞAMAYI KOLAYLAŞTIRANLAR GELİRLER

Gelecek bütün insanlar için hem kolaylıklar, hem zorluklar taşır. Karamsarlığa düşmeden, kötümserliğe kapılmadan, çok boyutlu düşünenler gelecekten ümitlerini kesmezler. Onlar var oldukça, çoğunluk karanlık günlerden sonra, aydınlık günlerin geleceğinden kuşku duymaz. Bilinmeyen gelecek hakkında, her dönemde kötümser düşünenler olur. Karamsarlık, ümitsizlik, inançsızlık rüzgarları estirenlerin, her zaman yanıldıkları görülür.

*

Dünyada kalıcı olmadıklarını bilenler, dönüşüm süreçlerinin akışına kapılmazlar. Onlar dönüşümün nesneleri değil, özneleri olmayı başarırlar. Onların düşünce eylem dünyalarında, bir insanın hayatının kolaylaştırılması, bütün insanların hayatlarının kolaylaştırılması kadar önem taşır. Toplumları dönüştürenler toprak tabakları, altın tabaklara tercih ederler. Ve sorunlara yol açan yoksulluğun üstesinden, akılları başlardan almayan zenginlikle gelirler.

*

Dönüşüm sürecinin doğal yolunda gitmesinde, insanlığın tarihinin özünü bilenlerle, sözünü bilenler, birbirlerinden farklı sonuçlara ulaşırlar. Tarihin özünü kavrayanlar, dönüşümlerin öncülüğünü yaparlar, sözüne önem verenler arkasından giderler. Zamanın akışına yön verenler, zorlukları kolaylıklara dönüştürürken, akışını izleyenler kolaylıkları zorluklara dönüştürürler. İzlenenler zamana damgalarını vururlar, izleyenler zamanın damgasını taşırlar.

*

İnsanlık tarihinin büyük dönüşümlerinde, kolaylaştırıcılar yapıcı, ümit veren, zorlaştırıcılar yıkıcı, korku veren işlev yüklenirler. İnsanların yüz yüze oldukları sorunlarda, “İyimser düşünerek başarmam kolay” diyenler, “Kötümser düşünerek başarmam zor” diyenlerden her zaman daha önde olurlar. Her alanda büyük yıkımlara yol açan çatışmalar, geliştirici düşünenlerin eylemlerinden değil, koruyucu düşünenlerin eylemsizliklerinden kaynaklanır.

*

Tarihin her döneminde, bütün alanlarda köklü dönüşümlerin yollarını zorlaştıranlar değil, kolaylaştıranlar açarlar. Dünyayı yaşanır kılanlar, sorunlara çözüm bulurlar, dünyayı yaşanmaz kılanlar çözümlerde sorun bulurlar. Değişik boyutlarıyla hayatı insanlara, birbirleriyle iyi olmada, iyilik yapmada yarışanlar sevdirirler. Hayatın güzel yanına bakanlar, en kötü zamanlarda bir çıkış yolu bulurlar, zor yanına bakanlar en iyi zamanlarda bir engel görürler.

*

Savaş yıllarını barış yıllarına, hayatın toprağına korku tohumları saçanlardan önce, ümit tohumları saçanlar dönüştürürler. Onlar hem yaşanan, hem yaşanacak dünyada,hayatı güzelleştirenlerin, hayatlarının güzelleşeceğini bilirler. Ve yaşamaya anlam ve değer kazandırmak için, birbirleriyle yarışırlar. Onların düşüncelerinde ve eylemlerinde, iki dünya arasında ayrım gözetilmez, her ikisine gereken önem, aynı zamanda birden verilir.

*

Dünyada hayat kolaylaştıranların, zorlaştıranlardan daha çok çalışmalarıyla yaşanır kılınır.

*

Çatışmalar kolaylaştırıcı eylemlerden değil, zorlaştırıcı eylemlerden kaynaklanır.

*

Kolaylaştırıcı yoldan ayrılanlar, zorlaştırıcı yolun değirmenine su taşırlar.

30 Kasım 2022, 12:30

BİR ELİNDE BÜYÜK DOĞU BİR ELİNDE DİRİLİŞ DERGİLERİYLE SAĞ'DA SOL'DA YER ALMAYAN ''SIRADIŞI 68 KUŞAĞI'' TÜRKİYE'NİN YİRMİNCİ YÜZYILINA DAMGASINI VURMUŞTUR

''Sıradışı 68 Kuşağı'', altmışlı yılların birinci yarısını lisede, ikinci yarısını da üniversitede geçirmiştir. Ancak onlar bütün dünyayı kasıp kavuran, üniversitelerin altını üstüne getiren, öğrenci hareketlerinin içinde yer almamıştır. Sıradışı kuşak 68 kuşağıyla, aynı olayları yaşamakla birlikte, olayların akıntısına kapılmamıştır. Sıradışı kuşağın öncüleri, savaşlarla sarsılan dünyaya, barış getirmenin yol haritasını, birbirleriyle kıran kırana, büyük bir çatışmaya giren, Sağ ve Sol düşünce akımları içinde, aramayı hiç düşünmemiştir.

*

Sıradışı kuşak Ortadoğu, Büyük Türkistan, Anadolu ve Balkanlarda, binlerce yıl içinde oluşan, zengin bir kültürün mirasçısı olduklarını, hiçbir zaman unutmamıştır. Ekonomi kuramları üzerinde yoğunlaşan, Sağ ve Sol dünya görüşleri arasında, sıradışı kuşak taraf olmaya değil, önde olmaya önem vermiştir. Onlar hiçbir zaman ekonomiyi, kültürden bağımsız olarak düşünmemiştir. Ve sağlam kültür olmadan, sağlam ekonomi olmaz, hayatın her alanında belirleyici olan, ekonomi değil, kültürdür, demeyi bilmişlerdir.

*

Her dönemde kültür canlılığını edebiyatla korumuştur. Sıradışı kuşaktan olan ve Türkiye’nin geleceğini Avrupa'da ve Amerika’da aramayanların, açık üniversiteleri, Batı’nın bencil ve seküler değerlerine karşı, köklü bir düşünce ve edebiyat hareketi başlatan, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin kurucuları ve yazarları olmuştur. Türkiye'de edebiyatı kültürle, düşünceyi eylemle bütünleştirenler söz konusu dergiler olmuştur. Her alanda ileri boyutlara ulaşan, ekonomi akımlarına karşı, bayrak açan düşünce dergilerinin, Anadolu’nun zengin bilgi ve bilgelik kaynaklarından beslenen, yepyeni bir kuşağın doğmasında, vazgeçilmez bir yerleri vardır.

*

İnancını kültüründen, kültürünü inancından ayırmayan, kültürel yabancılaşmaya karşı çıkan, sıradışı kuşakların sıradışı edebiyatçıların, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasına, kazandırdığı, zenginlikler çok boyutludur. Onların başında, her alanda çığır açıcı çalışmalar yapan, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil gelir. Onları Mavera Dergisinin ''Yedi Güzel Kurucu''su izlemiştir. Onlar Türk Edebiyatının, yorulma ve usanma bilmez, “Gül Yetiştiren Adam”ları olmuşlardır. Onların edebiyat dünyasında, karanlıklar aydınlığa, kötümserlikler iyimserliklere, bilgiler bilgeliklere dönüşmüştür.

*

Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasına, yeni açılımlar kazandıran edebiyat çalışmaları, romanları, hikayeleri, şiirleri ve denemeleriyle bir bütündür. Düşüncede yeni bir açılım peşinde olan edebiyatçılar, özlemini duydukları dünyayı anlatmak için, edebiyatın bütün dallarından yararlanmasını bilmişlerdir. Tiyatrodan sinemaya kadar, her alanla ilgilenmişlerdir. Onlar romanlarıyla, hikayeleriyle, şiirleriyle ve denemeleriyle hiçbir zaman, Sağ'da ya da Sol'da yer almaya değil, Sağ'ın ve Sol'un üstünde olmaya büyük özen göstermişlerdir.

*

Hayatı bütün boyutlarıyla, kucaklayan edebiyat çalışmalarında, toplum terazisinin bir kefesinde, “Yaşanılan hayat” varsa, bir kefesinde de “Yaşanılacak hayat” vardır. Geçmişe dönük tarih çalışmaları, geçen yüzyıllarda yaşanılanları araştırır. Edebiyat çalışmaları ise, gelecekte yaşanılacakları anlatır. Tarih toplumların geçmişlerini bugüne taşırken, edebiyat toplumların geleceklerini bugüne taşır. Tarihçiler geçmişte olanların, edebiyatçılar gelecekte olacakların haberlerini verirler. Toplumların gelecekleri edebiyatçılarla inşa edilir. Edebiyatta geleceği görme gücü, geçmişi bilme gücünden kaynaklanır.

*

Yaşanan ve yaşanılacak hayata, anlam kazandıran edebiyat, zamana ve mekana bağlı kalmadan, bütün insanlığa seslenen edebiyattır.

*

Anlam arayışında edebiyatçıların görevi, zorlaştırmak değil kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil sevdirmektir.

*

Sıradışı edebiyatçılar yakınlardaki kuşaklardan, daha çok uzaklardaki kuşaklara seslenirler.