Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Şubat 2023

30 yazı

1 Şubat 2023, 11:37

SAĞLAMLIĞINDAN KUŞKU DUYULMAYAN ÜRÜN HİZMET VE BİLGİ ÜRETENLERİN HEM KÜLTÜRLERİ HEM EKONOMİLERİ SAĞLAM OLUR

Tüketim dünyasında satışları artırmak için, kusursuz ürünler üretmekten daha çok, kısa ömürlü ürünler üretmeye özen gösterilir. İster dayanıklı, ister dayanıksız ürünlerden olsun, bir ürünün ömrü ne kadar kısaltılırsa, satışları o kadar artırılır. Tüketim toplumlarında ürünlerin aksayan kısımlarının, düzeltilerek yenilenmesine sıcak bakılmaz. Tüketimi sürekli artırmak için, küçük yeniliklerle ürünlerin ömürleri kısaltılır.

*

Batı dünyasında kutsal kültüre savaş açan seküler kültürle, bütün dünyada tüketim ekonomisinin ilkelerinin benimsenmesi, büyük bir hız ve yoğunluk kazanmıştır. İlk defa Amerika’da ortaya çıkan, dış dünyaya kapalı penceresiz ve saatsiz alışveriş merkezlerinin, dünyada olmadığı şehir yoktur. Pencere ve saatin olmadığı, güneş ışığından yararlanılmayan, kapalı yerlerde insanlar, zaman üzerindeki denetimlerini yitirirek, daha çok alışveriş yaparlar.

*

New York’taki, Hong Kong’taki, Dubai’deki alışveriş merkezlerinde olduğu gibi, her yerde sabaha kadar alışveriş yapılır. Oralardan alınan ürünlerin çoğu, bir kere işe yarar sonra çöpe atılır. Bunun için tüketim ekonomisi, bütün dünyayı büyük bir atık mezarlığına dönüştürmüştür. Bu yüzden pazarlamacılar bir ürün alacaksanız, sağlamlığı kuşku duyulan alıveriş merkezlerinden değil, sağlamlığından kuşku duyulmayan çarşılardan almayı önerirler.

*

Alvin Toffler’ın kavramlaştırmasıyla, “Kullan at” kültürünün vatanı Amerika’dır. Amerika’da alınan bir tüketim ürünün, yararlı yanından daha çok yararsız yanı vardır. Yararlı yanı değerlendirilir, yararsız yanı çöpe atılır. Amerika’nın tüketim kültürü dünyayı, insanların akıllarını karıştıran, gözlerini boyayan, binlerce yiyecek, binlerce içecek, binlerce giyecek, binlerce oyuncak ve binlerce ev eşyası sergileyen, büyük bir alışveriş merkezine dönüştürmüştür.

*

Sekülerliği baştacı edinen toplumlar, insanlar iç dünyalarının yoksullaşmasını, gerekli gereksiz alışverişlerle gidermeye çalışıyorlar. İnsanların iç dünyaları ne kadar yoksullaşırsa, alışveriş dünyaları o kadar canlanıyor. Dünyada seküler kültürün kutsal kültüre savaş açmasıyla, ülkeleri bir kasırga gibi kasıp kavuran, tüketim çılgınlığının önüne geçmek, hayati önem kazanıyor. Batı ülkelerinde insanların dış dünyadan daha çok, iç dünyaya ağırlık vermeleri tartışılıyor.

*

Toplumlara iç zenginliklerin yolunu, tüketimin coşkusunu duyan insanlardan daha çok, üretimin coşkusunu duyan insanlar açar. Onlar dünyanın doğal kaynaklarını, har vurup harman savurmadan, tüketimin tuzaklarına düşmeden değerlendirmesini bilirler.Gönül insanları Yunus gibi, ne iç dünyalarındaki zenginliklere sevinirler, ne dış dünyalarındaki yoksulluklara üzülürler. Onların ellerinde iç dünyaların zenginlikleri, dış dünyalara taşınır. Seküler kültür kutsal kültürün yerini dolduramamıştır.

*

Tüketim kültürünün baskısına karşı direnmede, hem Doğu'da hem de Batı'da, iç doygunluğa ulaştıran,İbn Arabikültüründen, Mevlana kültüründen, Yunus kültüründen daha etkili, bir derinleşme yolu ve yöntemi yoktur.

*

Seküler dünyada sonu alınamayan tüketim çılgınlığı, İbrahimi dinlerden kaynaklanan, kutsal kültürün ekonomik, siyasal ve toplumsal hayatın dışında tutulmasından kaynaklanır.

*

Toplumların iç dünyalarını zenginleştirmeden, insanları alışveriş merkezlerinin oluşturduğu, çekim alanlarının dışına çıkarmak mümkün değildir

2 Şubat 2023, 12:06

ÇEVRE SORUNLARININ DORUK NOKTASINA ULAŞTIĞI BİR DÜNYADA EKONOMİZM PARADİGMASINI EKOLOJİZM PARADİGMASINA DÖNÜŞTÜRMEK

Ekonomizm yüzyılında dünyanın, geleceğini küresel tüketiciler belirleyecektir. Onlar özel araçlar yerine, toplu taşıma araçlarını tercih ederek, küresel ısınmayı önleyeceklerdir. Hayatın her alanında son sözü tüketiciler söyler. Bütün dünyanın tüketicileri, içindekilerden daha pahalı olan, metal, kağıt ve plastik kutularla satılan ürünlerden uzak durarak, Ekonomizm'in can damarlarını keseceklerdir.

*

Dünyanın her ülkesinde tüketiciler, hiç ölmeyecek gibi tüketmek yerine, hemen ölecek gibi tüketirlerse, dünyada dolu dizgin giden tüketim yarışının hızını bıçakla keser gibi keserler. Ömürlerinin sonuna yaklaşan insanlar, hayatlarının kalan kısımlarını alışveriş merkezlerinde değil, gönüllü hizmetlerde geçirirler. Onlar her günlerini son günleri gibi, öğrenme ve öğretme alanlarında değerlendirmeyi, herkesten çok daha iyi bilirler.Kıyamet koparken bile öğrenmesini öğrenmekten geri kalmazlar.

*

Dünyadaki harcama yarışı, ister Doğu ülkelerinde, ister Batı ülkelerinde olsun, bütün toplumlarda Ekonomizm'in değirmenine su taşıyan, en büyük ve en etkili dinamiktir. Ekonomizm'de, Benjamin Franklin’in dediği gibi: “Bir insan ne kadar fazla şeye sahipse, o kadar daha fazla şey ister. Para bir boşluğu doldurmak yerine, yeni bir boşluk doğurur”. Tüketim de para gibi, bir ihtiyacı gidermekten daha çok, yeni bir ihtiyacın kapısını açar. Tüketim ilacı olmayan bir bağımlılıktır.

*

Ele geçirilen zenginliği büyütmek için Ekonomizm, hiçbir ilke ve hiçbir sınır tanımadan güçlenmeye devam etmektedir. Ekonomizm hayatın yaşanırlığını zorlaştırmakla kalmıyor, bütün insanları bedelsiz ürünler dağıtan büyük bir alışveriş merkezi gibi gördüğü tabiatın, geri dönüşü mümkün olmayan doğal kaynaklarını yağmalamaya davet ediyor. Yalnızca tüketim, yalnızca kazanç diyen, Ekonomizm'in elinde, insanlarla tabiat arasındaki eşsiz dostluk, acımasız düşmanlığa dönüşüyor.

*

Dünyanın her yanında ülkeler, sınırlardan daha çok doğal kaynaklar için savaşıyorlar. Ekonomizmin körüklemesiyle dünyada, doğal kaynakların yağmalanması, akıl almaz boyutlar kazanmıştır. Doğal kaynaklardan sağlanan kazançların, estirdiği büyük gösteriş fırtınası içinde, kimsenin gözü kimseyi görmüyor. Ekonomizm içinde daha çok kazanma yarışı, daha az kazananların sayılarını büyük bir hızla artırarak, kaynakların sınırlı ellerde toplanmasına yol açıyor.

*

Soğuk Savaş sonrasında, tüketimde eşitlik peşinde koşan Komünizm ve tüketimde özgürlük peşinde koşan Kapitalizm ölmüştür. Birlikte ölen Komünizm'in ve Kapitalizm'in küllerinden Ekonomizm doğmuştur. Ekonomizm yüzyılında, her ülke büyüklüğüne göre açık bir pazara dönüşmüştür. Büyük küçük bütün ülkelerin katkılarıyla, Ekonomizm yeni açılımlar kazanmaktadır. Dünya el ele vererek, Ekonomizm'i Ekolojizm'e dönüştürmezse, yeni Nuh Tufan'ları birbirini izleyecektir.

*

Ekonomizm üyük Okyonus ortasındaki batmakta olan gemi gibi, çığlık çığlığa tehlike sinyalleri veriyor.

*

Ekolojizm Süleyman Peygamberin iki yıldızı gibi, kültürün ve ekonominin ortak ilgi alanıdır.

*

Dünyada Ekolojizm'den önce Ekonomizm gelir, Ekonomizm Ekolojizm'in habercisidir.

3 Şubat 2023, 11:31

BOLLUĞUN TUZAĞINA DÜŞENLER YOKSULLUĞUN ATEŞTEN GÖMLEĞİNİ GİYMEKTEN KURTULAMAZLAR

İnsanlar ister New York’ta, ister İstanbul’da, ister Tokyo’da yaşasınlar, bir Manhattan gökdelenine dönüşen dünyada, üreticilerin her yerden yağmur gibi yağan, “satın al” çağrıları altında yaşıyorlar. Bolluğun oluşturduğu satış alanları, insanları bir mıktatıs gibi çekiyor. Bu yüzden bütün ülkelerde insanlar, yaşları, eğitimleri ve işleri ne olursa olsun, şehirleri dolduran alışveriş yerlerindeki bolluğunun, tuzağına kolaylıkla düşüyorlar.

*

İnsanların gerçek ihtiyaçları olup olmadığına bakmadan, bolluğun sonu gelmeyen tüketim çağrılarına kapılmalarıyla, durmadan alışveriş yerlerine gitmeleri, hayatlarının vazgeçilmez bir eylemi haline gelmiştir. Bunun için sürekli alışverişin, mutluluk olduğunu tekrarlayan, insani değerleri bütünüyle gözardı eden, geçmişte benzeri olmayan, bir ekonomik yapılanma ortaya çıkmıştır. Bolluğun satın alma çağrılarıyla, insanların akılları hem başlarından, hem gönüllerinden alınmıştır.

*

Satın almayı mutluluk sayan toplumlarda, aileler birden daha çok evleri, arabaları, her sene yenilenen ev eşyaları ve mutfak araçları olmadan yaşayamıyorlar. Bütün ülkelerde evler, satın alma yarışlarının sergilendiği, bolluğun gösteriş alanlarına dönüştürülüyor. Satın alma çağrıları, evleri alışveriş yerlerine, alışveriş yerlerini evlere taşımış ve birbirleriyle bütünleştirmişir. Oluşması hız kazanan bolluk ekonomisinin, ana gövdesini evler oluşturuyor.

*

Dünyanın her ülkesinde evler, bolluk alınan bolluk satılan birer pazara benziyor. Aileler ihtiyaçların sınırlılığıyla, isteklerin sınırsızlığı arasında, gidip gelmenin getirdiği, finansal baskılar altında eziliyorlar. İnsanlar sınırlı ihtiyaçlarından daha çok, sınırsız isteklerini karşılamak için, borçlanarak gelecek yıllarının gelirlerini önceden harcıyorlar.Bolluğun çekiciliğine kapılan insanların, sürekli satın almaları karınlarını doyuruyor, ancak gözlerini hiçbir zaman doyurmuyor.

*

Yeni dünyanın bolluk ekonomilerinde, insanların kadın erkek, genç yaşlı demeden satın alma tutkuları, sürekli canlı tutularak, satın almalarını özendiriliyor. Durmadan alışveriş yapmak için, ekonomik ve kültürel alanda, ne gerekiyorsa eksiksiz olarak yapılıyor. Artık insanlar her gün yeni şeyler almanın, bir mutluluk olduğuna inanıyorlar. Gelen günde geçen günden daha çok şey satın alanlar, hem kendi hem toplumun mutluluklarına, katkıda bulunduklarını düşünüyorlar.

*

Dünyada pazarlamacılar tarafından, insanların ihtiyaçlarıyla istekleri birbirine karıştırılarak, zorunsuz istekler zorunlu ihtiyaçlar gibi sunuluyor, gereksiz ürünler gerekli ürünler gibi gösteriliyor. Toplumlarda istekleri karşılamak, bir mutluluk olarak kabul edildiği için, şehirlerde bütün pazarlar, kısa ömürlü ürünlerle dolup taşıyor. Bolluğun baştan çıkardığı insanlar, bir bir alışveriş yerlerinin tuzağına düşüyorlar. Bunun sonucu bütün şehirlerde, büyük atık ürün dağları oluşuyor.

*

Bolluğun baştan çıkarıcılığına kapılanlar, pazarlama kültürünün tutsağı olmaktan kurtulamazlar.

*

Yeni yüzyılda genç yaşlı bütün insanlara, zengin gönüllüğün öğretilmesi hayati önem taşıyor.

*

Dünyada bolluk toplumlarının yıktıkları, yaptıklarından çok daha büyük olmuştur.

4 Şubat 2023, 12:31

ÜLKELERİ BÜTÜN DÜNYAYI SAVAŞ ALANINA DÖNÜŞTÜREN PARA TACİRLERİNDEN KURTARMAK

Seküler kültürün öncüleri Batı toplumlarıyla, kutsal kültürün öncüleri Doğu toplumlarını, birbirinden ayırmada, paraya bakışları turnusol kağıdı işlevi yüklenir. Seküler kültürde para, hayatın varoluşunun yeri doldurulması mümkün olmayan, tek amacı olarak görülür. Kutsal kültürde paraya hayatı kolaylaştırmanın ve güzelleştirmenin araçlarından biri gözüyle bakılır. Hayatın her alanında, birinde para her şeyken, birinde yalnızca bir şeydir.

*

Seküler kültürün kutsal kültürü bütünüyle, hayatın dışına attığı Batı dünyasında para, toplumun bütün kesimlerinin, hızına ayak uydurmaya çalıştığı bir trene benzer. Kutsal kültürün hayatı bütün boyutlarıyla, kuşattığı Doğu dünyasında para, yetişebilen herkesin yararlandığı, hayatı kolaylaştıran bir kervan konumundadır. Biri toplumu peşinden sürükler hızına uymaya zorlar, biri toplumun peşine düşer, toplumun içinde hayatın bir parçası olur.

*

Hayatın katlanılır kılınmasında, para her şeydir diyen seküler kültür, paradan para kazanmak için, her yola baş vurmaktan geri kalmıyor. Parayı elden ele ortadan kayboluncaya kadar dolaştırmayı başaranlar, paradan en çok parayı kazanıyorlar. Bu yüzden seküler ekonomilerde, paralar kuruluşların kasaları ve insanların cepleri arasında değil, bankalarda hesaplar arasında dolaşıyor. Paranın nereden geldiği ve nereye gittiği değil, her el değiştirişte ne kazandırdığı önem kazanıyor.

*

Bütün dünyada uygulanan yüksek faiz oranlarına, önemli işlem giderlerine rağmen, insanların çoğunluğu, kredi kartlarıyla alışveriş yapmak için yarışıyorlar. Kuruluşlar insanlara “Bu ay al altı ay sonra öde” diyerek, bankalar aracılığıyla alışverişi özendirmede çok başarılılar. Bunun için bütün ülkelerde insanlar, ne kazandırdıkları ve ne kaybettirdikleri, açıkça bilinmeyen kartların, bağımlısı haline geliyorlar. Artık insanların ceplerindeki paralarına değil, ellerindeki kredi kartlarına önem veriliyor.

*

Bankaların faizin kazanç elde etmenin, en uygun yöntemi olduğunu sürekli vurgulamaları, kaynakları uzun dönemli yatırımlardan kısa dönemli yatırımlara yönlendirerek, toplumların üretim güçlerini yitirmelerine yol açmaktadır. Bu gerekçeyle kutsal kültürlerde para ticaretine, tarihin hiçbir döneminde sıcak bakılmamıştır. Yahudilerin öncülük yaptıkları para ticaretinin olumsuzluklarını, Shakespeare “Venedik Taciri” oyununda ustalıkla anlatır.

*

Dünyanın her yanında bankaların, haksız ve aşırı kazançlarının önüne geçme, insanlar bir yabancı dil öğrenir gibi, paranın küresel dilini öğrenmelerine bağlıdır. Bütün ülkelerden insanlar, aylık gelir ve giderleri izlemesini bilme, ev sahibi olmanın yöntemlerini araştırma ve emeklilik işlemlerini takip etme sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyorlar. Dünyada her yerleşim yerine ulaşan Venedik Tacirleri, faiz oyunlarıyla herkesin gözlerini boyuyorlar ve akıllarını başlarından alıyorlar.

*

Dünyanın karşı karşıya olduğu ekonomik krizlerin üstesinden gelecek olanlar, seküler dünyanın bilginlerinden önce, kutsal dünyanın bilgeleridir.

*

Seküler kültürün savunucuları şehirlerin merkezlerini banka binalarıyla doldururarak, her yerde paradan para kazanmayı özendiriyorlar.

*

Kutsal kültürle yoğurulanların dünyasında, para bankalarda dolaştırılarak değil, çarşılarda dolaştırılarak kazanç sağlanır.

5 Şubat 2023, 12:59

TASARRUF YAPMASINI BİLMEYENLER SAVURGANLIĞIN TUZAĞINA DÜŞERLER

Dünyada insanlar için doğru ve güzel olanlar, toplumlar için de doğrudur ve güzeldir. Toplumlar denizlere benzerler, sürekli hareket ederler, bazen durgun bazen dalgalı olurlar. İnsanlar toplumlarla toplumlar da insanlarla, ekonomik ve kültürel hayatı dönüştürürler. Bu yüzden insanlar tek başlarına yaşamazlar, karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmek için, birbirleriyle yardımlaşırlar ve dayanışırlar.

*

İnsanlar üretimleriyle, tüketimleriyle, yatırımlarıyla, tasarruflarıyla, ekonomik ve kültürel hayata büyük canlılık kazandırırlar. Nehirler denizler için, nasıl bir işlev yükleniyorlarsa, toplumlar için de insanlar aynı işlevi yüklenirler. Kültürel hayatın derinliği ve ekonomik hayatın zenginliği, üretmesini bilen insanlardan kaynaklanır. Onlar tüketimlerini azaltarak, üretimlerini artırarak atılım yaparlar. İnsanlar toplumların kültürel dokularına, ekonomik yapılarına tatlarını ve renklerini verirler.

*

İnsanlar çok değişkenli ekonomik yapılarıyla, çok değerli kültürel dokularıyla, toplumları hem zenginleştirirler hem yoksullaştırırlar. Toplumların zenginliği tasarruf yapmasını bilenlerden ve yaptıkları yatırımlarla insanların ihtiyaçlarını karşılayanlardan kaynaklanır. Tasarruf yapanlar hiçbir zaman yoksul düşmezler, hiç kimseye el açmak zorunda kalmazlar. Tasarrufun alışkanlığının olmadığı toplumlarda, birbirini izleyen krizlerin üstesinden hiçbir yönetim gelemez.

*

Kültürel dokuları ve ekonomik yapıları sağlam olan toplumların, bütün kesimleri arasında yardımlaşmalar ve dayanışmalar doruk noktasına ulaşır. Paylaşmasını bilen insanlar, toplumların ekonomik üretim güçlerine, yeni zenginlikler kazandırırlar. Ülkelerde insanların ihtiyaçlarını karşılayanların, ihtiyaçlarını karşılayan yapılanmalar, bulutların yağmurları içlerinde taşıdıkları taşırlar. Dünyanın her yerinde kurumsal kazançlar, toplumsal kazançların yollarını genişletirler.

*

Yardımlaşmada ve dayanışmada, toplumların en küçük kurumu olan aileler, üretimleriyle ve tüketimleriyle, bütün alanlarıyla hayatın temellerini oluştururlar. Tarihin her döneminde aileler, hem ekonominin zenginleştiricileri, hem kültürün derinleştiricileri olmuşlardır. Dünyanın hiçbir yerinde, insanlar olmadan aileler, aileler olmadan toplumlar olmaz. Ailelerin gelecekleri üretenlere, toplumların gelecekleri yardımlaşanlara bağlıdır. Üretimin kaynağında paylaşmasını bilen insanlar vardır.

*

İnsanları paylaşmasını bilen aileleri, aileleri üretimesini bilen kuruluşları, gelecek yıllara taşırlar. Bu yüzden bütün toplumlarda, kültürel doku insanlara, ekonomik yapı ailelere dayanarak, hayatın her alanına yeni açılımlar kazandırır. İnsanlar ellerindeki kaynakları değerlendirerek, ailelerin olduğu kadar, toplumların mutluluklarına da en büyük güvence olurlar. Toplumları tüketerek olumsuz katma değer değil, üreterek olumlu katma değer kazandıranlar ayakta tutarlar.

*

Toplumların gelecekteki başarıları, yüksek katma değerli ürünler üretmelerinden kaynaklanır.

*

Tüketiminin büyüsüne kapılan toplumlar, krizden krize sürüklenerek yoksul düşerler.

*

Toplumların gelecekleri ihtiyaçlarının karşılanmasıyla güvence altına alınır.

6 Şubat 2023, 12:22

TARİHİN HER DÖNEMİNDE ACILI VE ZOR GÜNLERİN ÜSTESİNDEN YUNUS KÜLTÜRÜYLE SİLAHLANANLAR GELİRLER

Bu yazı daha önce 06.02.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Türklerin Asya''dan başlayan, Avrupa"ya ve Afrika''ya kadar uzanan, geniş bir coğrafyada, etkili olmalarının kaynağında, ülkeleri kazanan silahlı güçlerinden daha çok, gönülleri kazanan silahsız güçleri vardır. Silahlı güçler, Yahya Kemal''in ''Ordu millet'' olarak nitelendirdiği Türklerin, su üstündeki görünen yüzleridir. Türk tarihinde silinmez izler bırakan, su altındaki görünmeyen yüzlerini ise, silahsız güçlerinin başında gelen, dergahlar temsil ederler.

*

Öğrenmenin yeri, zamanı ve yaşı olmaz diyen, iki günü birbirinden farklı kılmayı özendiren, el açan değil el açılan olmayı öneren dergahlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın omurgasını oluştururlar. İktisat Tarihçisi Ömer Lütfi Barkan''ın vurguladığı gibi: Türklerin Avrupa''ya, ordularından önce dervişleri gitmiştir, dergahları gitmiştir. Semerkant''tan, Saraybosna''ya uzanan büyük yürüyüşte başı çekenler, kılınç taşıyanlardan, çok ayrı bir yol ve çok ayrı bir yöntem izleyen gül taşıyanlardır.

*

Dergah kültürü, Yunus kültürüdür, dergah insanı, Yunus insanıdır. Milletlerin harman olduğu Anadolu''nun insanı, Yunus''un şiirleriyle yoğrulmuş, yetmiş iki milleti bir millet bilen, "Yunus İnsanı"dır. Yunus''un dergahı kötümserlik dergahı değil, iyimserlik dergahıdır. Yunus''un düşünce ve eylem dünyasında kavga yoktur, sevgi vardır. Yunus kültürü kavga kültürü değil, sevgi kültürüdür. Yunus insanı kavga insanı değil, sevgi insanıdır.Türkiye'de Pozitif Psikolojinin öncüsü Nevzat Tarhan'nın çok sevilen kitabının ismiyle söylenirse, bütün dünyanın "Yunus Terapi"ye ihtiyacı vardır.

*

Asyalı oldukları kadar Avrupalı da olan Türkler, Akdeniz Tarihçisi Fernand Braudel''in araştırmalarında ortaya koyduğu gibi, Avrupa''ya ''Millet Sistemi'' odaklı, bir ekonomik ve siyasal yapı taşımışlardır. Mustafa Özçelik'in "Yunus Emre" kitabında anlattığı gibi, Anadolu'da Yunus'un şiirleriyle yoğurulan Türkler, Avrupa''da yüzyıllarca süren bir barışın güvencesi olmuşlardır. Bunun için, söz konusu dönemde, sığınma ve nüfus hareketleri, Batı''dan Doğu''ya olmuştur. Dergah kültürüyle yoğrulanlar, geniş Osmanlı coğrafyasında, bir mıknatıs gibi, oluşturdukları çekim alanında insanları, bir iklimden başka bir iklime taşımışlardır.

*

Yunus insanı Asya''da İslam''ı silah baskısıyla seçmediği için, Avrupa''da kimseyi silah baskısıyla İslam''ı seçmeye zorlamamıştır. Yunus kültüründe Ümmi Sinan'a benzetilerek söylenirse, sevgi alınır sevgi satılır, sevgiden terazi tutulur, sevgi sevgiyle tartılır, Asya, Avrupa sevgidir. Asya'da ve Avrupa'da herkes sevdiği kadar büyüktür, Allah''ı sevenler herkesten büyüktür. Allah sevdiği insanın düşünen aklı, seven gönlü, okunan kitabı, yazan kalemi olur.

*

Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren Yunus kültürünün kaynağı, dört kitabın ortak mesajını bir ''Elif''te bulan, Kutsal kitaplardadır, Peygamberlerdedir. Yunus insanının bulduğu kurtuluşun yol haritası, Asya''da ve Avrupa''da değil, insanların gönüllerindedir. İnsanların gönüllerini fethedenler, kıtaları fethederler. Dünyaya barışı, yağmur yüklü bulutlar değil, sevgiyle silahlanmış Yunus insanları getirecektir. Onlar düşünceleriyle kazandıklarını, eylemleriyle dağıtırlar.

*

Yunus insanının gönlü Asya''dadır, aklı Avrupa''dadır, gözü Amerika'dadır.

*

Dergah kültüründe dağ Arafat dağıdır, gemi Nuh'un gemisidir.

*

Sevgiyle Batı, Kuzey, Güney bütün dünya Doğu olur.

*

Doğu'nun güneşi hiçbir zaman batmaz.

*

Güneş her yerde Doğudan doğar.

7 Şubat 2023, 12:01

DÜNYADA KIRMIZI EKONOMİDEN YEŞİL EKONOMİYE GEÇMEDEN DOĞAL YIKIMLARIN ÖNÜNE GEÇİLMEZ

Dünyanın önde gelen bütün ülkelerinde, her yıl düzenlenen toplantılarla, yeryüzü ölçeğinde etkilerini gösteren, çevresel ve ekonomik krizler tartışılıyor. Doğal bilimlerin etki ve tepki yasasıyla, birbirlerini büyüten krizlerin ortak paydasını, sonu gelmez açgözlülük oluşturuyor.Dünyayı bir bulaşıcı hastalık gibi kuşatan, sınır tanımayan savurganlık, bütün ülkelere, büyük bedeller ödeten, krizlere sürüklüyor.

*

Küresel krizlerin üstesinden gelmek için bütün ülkelerin, Kırmızı ekonomiden Yeşil ekonomiye geçmenin, yol haritalarını hazırlamaları hayati önem taşıyor. Al Gore’un “Küresel Denge” ve “Gelecek” kitaplarında vurguladığı gibi, Yeşil ekonomi, yeşil üretime, yeşil tüketime, yeşil enerjiye, yeşil yönetime odaklanan ülkelerle, kurumlarla ve kuruluşlarla inşa edilir. Kırmızı ekonomi sınırsız büyümeye, Yeşil ekonomi sınırlı büyümeye dayanır.

*

Ekonomik, siyasal, kültürel hayatta, kırmızı orantısız gücün, yeşil dengeli gücün simgesidir. Kırmızı ekonomi tek ortaklı, kuruluşların doğurduğu dengesizlikten, Yeşil ekonomi çok ortaklı, kuruluşların oluşturduğu dengeden beslenir. Birinde hayatın değişik boyutlarında, eşitsizlikler hızla büyürken, birinde eşitsizlikler yavaş yavaş azalır. Kırmızı ekonomi sürekli sorun doğuran, doğrusal büyümenin, Yeşil ekonomi çözüm üreten sürdürülebilir döngüsel büyümenin peşine düşer.

*

Bütün dünyanın çevresel krizlerle,eğitim ve sağlık sorunlarıyla, karşı karşıya olduğu çalkantılı bir yüzyılda, çıkış yolu düşünülmeyeni düşünmekle,görülmeyeni görmekle, bilinmeyeni bilmekle, yapılmayanı yapmakla bulunur. Yeni yüzyıl tutumluluğun, özverinin ve özgeçinin yüzyılı olacaktır. Gösteriş harcamalarına dünya ölçeğinde savaş açılacaktır. Savaş sürecinde düşünceler, yaklaşımlar, değerler, üretim ve tüketim kalıpları, bütünüyle baştan sona değişecektir.

*

Yeşil ekonomi Adam Smith ya da Karl Marx’ın, yolunda olan ekonomi değil, önünde tabiatın yanında yer alan doğal ekonomidir. Yeşil ekonomide dünya, yerüstü ve yeraltı zenginlikleriyle, bedelsiz doğal kaynak deposu olarak görülmez. Kırmızı ekonominin yarışı savaşa dönüştüren ekolojik yapısına karşı, Yeşil ekonominin yarışı barışa dönüştüren ekolojik yapısı vardır. Kırmızı ekonomide çözüm üreten paradigma, Yeşil ekonomide sorun üreten paradigmaya dönüşmüştür.

*

Kırmızı ekonominin doğrusal büyümeyi özendiren varsayımlarıyla, küresel krizlerin üstesinden gelmek, gelir dengesizliğinin yol açtığı savurganlığın önüne geçmek çok zordur. İşsizlik ve yoksulluk sorunlarının, büyük boyutlara ulaştığı bir dünyada, Kırmızı ekonominin kitlesel üretim yöntemlerinden daha çok, Yeşil ekonominin kitlelerin katıldığı üretim yöntemlerine ihtiyaç vardır. Yeşil ekonomide önemli olan, sürekli büyüme değil, sürdürülebilir büyümedir.

*

Kırmızı ekonomi “Milletlerin Zenginliği”ne ve “Kapital”e dayanmıştır. Yeşil ekonomi “Mesnevi” ve “Mukaddime”ye dayanacaktır.

*

Kırmızı ekonominin tek boyutlu yöntemleriyle, Yeşil ekonominin çok boyutlu sorunlarını çözmek mümkün değildir.

*

Kırmızı ekonomideki alışveriş merkezleri yerlerini, Yeşil ekononminin çarşılarına bırakacaklardır.

8 Şubat 2023, 13:51

ÖLÜMÜ HAYATLA HAYATI ÖLÜMLE BÜTÜNLEŞTİREN DEPREMLERDEN VE SAVAŞLARDAN BİR İNSANI KURTARMAK BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAKTIR

Ölümden sonra dirilişi yok sayan, ölüm karşısında, susan seküler kültür, ölümü hayatın dışına atmak için, elinden geleni arkasına bırakmıyor. Seküler kültürle yoğurulan dünyada, ölümler aile ortamından hastane ortamına taşındılar. İnsanların ölüm yokmuş gibi yaşamaları için, mezarlıklar dünyanın her yerinde, yerleşim alanlarının dışında, kimsenin görmediği alanlarda, kendilerine yer bulabiliyorlar.

*

Kültürden, sanattan ve hayattan ölümün izlerinin silinmeye çalışılması, hayatın anlamıyla birlikte değerini de yok ediyor. Oysa ölüm hayatın, hayat ölümün birbirinden ayrılmaz iki ayrı yüzüdür. Ölüm hayatın değişmeyen gerçeğidir. Ölümü güzelleştiremeyenler, hayatı güzelleştiremezler. Nerede ve nasıl geleceği bilinmeyen ölümü güzelleştirmek için, herkesin her yerde, ölümü beklemesi çok büyük önem taşır.

*

Güney Anadolu''daki deprem, bütün dünyadaki depremler gibi, ölümün yalnızca Türkiye''de değil, bütün ülkelerde, hayatın ayrılmaz bir yüzü olduğunu gösterdi. Bir anda yerde bir olan şehirler, enkaz altından günler sonra sağ olarak kurtarılanlar ve depremle elindeki zenginlikleri yitirenler, dünyanın dikkatlerini üzerlerine çekerler. Çünkü depremler, kısa zamanda hayat ve ölümü bütün dünyanın gündemine taşırlar.

*

Depremler etkilerini gösterdikleri ülkelerle birlikte başka ülkeleri de sarsarlar. Depremlerde ölenler, yaşayanlara ölümün çok uzaklarda olmadığını hatırlatırlar. Bir insanın kurtarılmasının, bütün insanlığın kurtarılmasına eşdeğer olduğunun bilincine, savaşlardan daha çok depremlerle varılır. Bunun için, dünyanın neresinde bir deprem olursa, bütün ülkelerin yardım kuruluşları, enkaz altından bir insanı kurtarmak için yarışırlar.

*

Depremlerdeki can kayıplarına karşı gösterilen duyarlılık, savaşlardaki yaşlı, kadın ve çocuk ölümlerine karşı da gösterilmelidir. Düzenli orduların savaşlarının yerine, dağınık, küçük grupların çatışmalarının geçtiği bir dünyada, bir insanın hayatının kurtarılması, bütün insanlığın geleceğinin kurtarılmas anlamına gelir. Dünyadaki her ülke, deprem enkazından canı kurtarır gibi, terör estiren çatışmalardan insan kurtarmak için, bütün gücüyle yarışmalıdır.

*

Dünyada her gün savaşlarda, depremlerde ve trafik kazalarında binlerce insan hayatını yitirmektedir. İnsan hayatının ne kadar önemli olduğunu, yerini hiçbir varlığın dolduramayacağını anlamak ve anlatmak için, bütün insanlık seküler kültürün değerlerinden önce kutsal kültürün değerlerine sarılmalıdır. Çünkü ölümü hayatın dışına atan seküler kültürde, hayat anlamını, ölüm doğallığını yitirir.

*

Hayattan uzaklaşan kültürler, ölümden uzaklaşırlar. Kutsal kültürde, bir insanı yaşatmak, bütün insanları yaşatmaktır, bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmektir.

*

Güzel olan hayat, anlamlı olan hayattır. Güzel olan ölüm, doğal olan ölümdür. Hayat ölümle, ölüm hayatla anlam kazanır.

*

Ölümü yok saymak, hayatı yok saymaktır. Ölüm bir bitiş değil, bir başlangıçtır. Hayat ölümle yeniden başlar.

9 Şubat 2023, 12:16

BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN BİLGELERİ İZLEMEYENLER DÜNYANIN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU SORUNLARI ÇÖZEMEZLER

Bu yazı daha önce 02.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyada hiçbir ülke, bilgelik toplumunun ve adil yönetimin kusursuz temsilcisi değildir. Mükemmel bir bilgelik toplumu, olmak isteyen ülkelerin, kurumlarıyla ve kuruluşlarıyla, toplumlarını dünyaya açmaları gerekir. Dünyaları küçük olan toplumlarda, çığır açıcı düşünce ve kalıcı eylem öncüleri yetişmez. Sınırları aşmasını, sınırsız düşünmesini bilmeyen toplumlardan, etkileri sınırları aşan, bilgelerin çıkması mümkün değildir.

*

Doğal coğrafyası yoksul olan ülkelerin, insan coğrafyası zengin olmaz. Coğrafik konum ve bilge insan zenginliği, jeopolitiğin ve jeokültürün iki vazgeçilmez kaynağıdır. Müslüman ülkeler dünyanın, bereketli orta kuşağını oluşturan, zengin coğrafyalarına rağmen, Yirminci yüzyılda bilgide ve bilgelikte öncü olma, çığır açma güçlerini yitirmişlerdir. Artık İslam coğrafyasından Farabi’ler, Gazali’ler, Yunus’lar, Mevlana’lar, İbn Haldun'lar ve Sinan’lar çıkmamaktadır.

*

İslam dünyasının kimsenin sormak istemediği, soruları soran aydınları, düşünürleri ve bilgeleri, güvenli ve verimli çalışma ortamını, kendi ülkelerinden daha çok, Batı ülkelerinde bulmaktadırlar. Tarihin hiçbir döneminde, bu kadar çok sayıda Müslüman aydın, Batı ülkelerinde yaşamak zorunda kalmamıştır. Aydınların başta gelen görevleri, araştırılmak istenmeyen konuları araştırmaktır, canları pahasına gerçeği savunmaktır.

*

Amerika’da yaşamak zorunda kalan, çok sayıdaki Müslüman aydınların önde gelenlerinden biri, Seyid Hüseyin Nasr’dır. Dünyanın çok boyutlu sorunlarıyla, ilgilenen her aydın, Nasr’ın zengin düşünce ve eylem birikiminden yararlanmıştır. Nasr Doğu ve Batı dünyasının ana kaynaklarını bilen, Yirmi birinci yüzyılda önemli araştırmalar yapan, bilge öğretim üyelerinden birisidir. Değişik alanlardaki kalıcı çalışmalarıyla, Nasr dünyada bir kuşağın öncüsü olmuştur.

*

Ömrünü Amerika’da tamamlayan Muhammed Hamidullah, Kur'an ve Hadis kitapları başta olmak üzere, temel kaynakları Fransızcaya çevirmede, İslam Peygamberini bütün yönleriyle Avrupa’ya anlatmada, Paris’te tek başına bir üniversite görevi yüklenmiştir. Onun çalışmalarıyla, binlerce Fransız Müslümanlara katılmıştır. Hamidullah’ın kitapları, bütün Batı dillerine çevrilerek, dünyada İslamın temellerine ilişkin, eğitim veren bütün üniversitelerin ana kaynağı olmuştur.

*

Hamidullah’ın Paris’teki örnek çalışmalarını, Nasr Washington’da tekrarlamaktadır. Birinin Hindistan, birinin İran olan ülkelerine dönmeleri izin verilmemektedir. Onlar Doğu’yu ve Batı’yı içinden tanıyan, küresel bilgelik toplumunun, bütün insanlığı kurtuluşa çağıran, iki büyük bilgesidir. Onların Doğu ve Batı dünyasını, içinden tanıyan zengin birikimleri, iki dünyanın kapılarını birbirine açmıştır. Onlar için Doğu ve Batı yoktur, dünya vardır. Bilgiye ve bilgeliğe önem veren, her ülke bilgelerin vatanıdır.

*

Yeni yüzyılın can alıcı sorunu, bilgi toplumu olmaktan daha çok, bilgelik toplumu olmaktır. Bilgelerin aynasında gelecek, bilginlerin aynasında geçmiş görülür. Bilgelik toplumlarında kültür ve ekonomi, birbirinden ayrılmadan, bir bütülük içinde ele alınır. Bilgeler bilgiyi bilgeliğe, kültürü ekonomiye, düşünceyi eyleme dönüştürürler. Tartışılan konu ne olursa olsun, söz önünde ya da sonunda, bilgelere uzanır. Bilgeler dünyayı, düşünce ve eylem alanı olarak görürler.

*

Dünyada bilgeler bildikleri doğruları sürekli savunarak, doğru bilinen yanlışları azaltırlar.

*

Bilgelik toplumun temellerini, bilgileri bilgeliklere, dönüştürmesini bilen, bilgeler atar.

*

Bilgeler aya ışık veren güneş gibi, ışıklarını yitirmeden, toplumları aydınlatırlar.

10 Şubat 2023, 11:15

BÜYÜK YIKIMLARIN YOL AÇTIKLARI ACILAR GÖNÜLLÜ TOPLUM KURULUŞLARININ YARDIMLARIYLA AZALTILIR

Ülkelerin birbirlerine bağımlı hale geldiği, karmaşık ve şaşırtıcı bir yüzyılda, kamu, özel, gönüllü kuruluşların ana stratejileri, geçmişlerinde geleceklerini görerek, sürekli yenilenmek olmalıdır. Bunun için ekonomik, siyasal kültürel alanda, olumlu düşünen ve sorumluluk alan, gönüllü girişimcilere, büyük görevler düşmektedir. Toplumları güçlü kılmak, sermaye işi olmaktan daha çok, geleceği görme ve yenilik yapma işidir.

*

Dengeli bir ekonomik yapıyı ve zengin bir kültürel dokuyu, ömürlerini dürüstlükte, üretkenlikte ve toplumlarda yarışmaya adayan, gönüllü girişimciler oluştururlar. Onların sayılarının az olduğu siyasal yönetimlerde, bütün alanlarıyla yaşanılan hayat, akıl almaz boyutlarda yoksullaşır. Siyasal toplumun değişik kesimlerinde, hiç kimse elinin emeğiyle, alnının teriyle, gözünün nuruyla yetinmez, herkes üretmeden tüketmenin peşine düşer.

*

Yeni yüzyılda Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, siyasal toplumların gönüllü toplumlara dönüşmekte oldukları gözleniyor. Ürün, hizmet, bilgi üretiminde özel ve kamu kuruluşlarının payı azalırken, kazanç amacı gütmeyen, sivil gönüllü kuruluşların katkısı artıyor. Onlar kuruluşlarının kazançlarından önce, topluma yaptıkları katkılara önem veren, gönüllü girişimcileriyle, Yirmi birinci yüzyılda savaşsız, bir dünyanın mimarları olma yolunda adım adım ilerliyorlar.

*

Gönüllü girişimcilerden yoksun olan ülkelerde, kuruluşlar geleceği görme, yenilik yapma, üretkenliğe yeni açılımlar kazandırma güçlerini yitirirler. Yönetimlerin tasarrufa önem vermeyen harcamaları yüzünden, bütçe açıklarının ve savurganlığın önüne geçilemez. Kamu ve özel kuruluşlar, ürün ve hizmet üretiminde, dünya standartlarının çok gerisinde kalırlar. Ülkelerin bütün kurumları ve kuruluşları, devlet kaynaklarından pay kapmak için yarışırlar.

*

Goethe “Düşünmek kolay, yapmak zordur, dünyada düşünceleri eyleme geçirmekten daha zor bir şey yoktur” diyor. Türkler Anadolu şehirlerinden, Balkan şehirlerine açılırken, şehirleri dönüştüren yatırımları, toplumsal kazancı gözeten vakıflarla yapmışlardır. Türklerin ekonomik ve kültürel dünyalarında, eğitim ve sağlık alanlarına yatırım yaparak, insanların hayatlarını hem kolaylaştıran, hem güzelleştiren girişimcilerin, her konuda kurdukları vakıflar büyük yer tutarlar.

*

Kuruluşlar yüzyılında dünya, ekonomik kazançlardan daha çok, toplumsal kazançlara önem veren gönüllü girişimcilerle yaşanır kılınır. Gönüllü girişimcilerin ürettikleri ürünlerden, verdikleri hizmetlerinden önce, savundukları değerleri vardır. Gönüllü girişimcilik, kazanç odaklı girişimcilik değil, hizmet odaklı girişimciliktir. Onlar kazanç getiren üretimleri iyi yapmanın değil, topluma kazanç sağlayan, iyi üretimleri yapmanın sorumluluğunu taşırlar.

*

İnsanlara veren eller olmanın çoşkusunu, pazarın yolunun bilen girişimciler kazandırır.

*

Arıların çiçekleri bulmaları gibi, gönüllüler topluma hizmet alanlarını bulurlar.

*

Gönüllü kuruluşların gücü, iyilikte yarışmayı bilmelerinden kaynaklanır.

11 Şubat 2023, 12:27

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA ÜRETİMİN VE YÖNETİMİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜ HİLESİZLİKTEN KAYNAKLANIR

Ahilik Anadolu insanının, yüzyıllar önce kaliteli ürün, yararlı hizmet üretmeyi özendirmek amacıyla, geliştirdiği üretici yapılanmalarının başında gelir. Ahiler değişik alanlarda üretimi artırmada, üreticiler arasında işbirliğini geliştiren öncülerdir. Onlar üreticilerle birlikte, tüketicilerin haklarını koruyan, iyilikleri özendiren, kötülükleri önleyen, dönemlerinin en güçlü, sivil toplum kuruluşlarını oluştururlar.

*

Ahilerin Anadolu’da hiç unutulmayan uygulamalarının başında her zaman, her yerde “hilesiz olma” geleneği gelir. Onlar gelenekleriyle açıklığın, hilesizliğin ekonomik ve kültürel hayatın, özü ve özeti olduğunu ortaya koyarlar. Ahilik kuruluşları üretimde kaliteyi korumada, hiç kimsenin çıraklığını yapmadığı işin, ustalığına soyunmasına izin vermezler. Ahiler oluşturdukları denetim geleneğiyle, üreticilerin ürünlerinin kalitesinin güvencesi olurlar.

*

Ahilik kültürü Anadolu’nun ekonomik ve kültürel yapısında,vazgeçilmez yer tutar. Ahi kuruluşları Muhittin Şimşek’in, “Toplam Kalite Yönetimi ve Ahilik” kitabında ayrıntılı olarak ele aldığı gibi, üretimde kaliteyi koruma yolunda, üreticileri hem eğitmeyi, hem denetlemeyi kurumsallaştırırlar. Onların yüzyılların içinde içinde geliştirdikleri kaliteli ürün, kaliteli hizmet üretme geleneği, dünyanın her yanında geçerliliğini koruyor.

*

Geçmişin derinliklerinden bakmadan, geleceğin aydınlık yüzü görülmez. Ahilik geleneğinin temeli, ekonomide açıklığı vurgulayan, etikte sınırları belirleyen, “üç açık, üç kapalı” kuralıyla özetlenir ve hayatı kolaylaştıran ilkelere dayanır. Üretimde ve yönetimde alınlarını, kapılarını, sofralarını açık, ellerini, bellerini, dillerini kapalı tutmaya önem verenler,her zaman başarılı olurlar. Ahilerin güçleri dünyanın her yanında geçerli ilkelerinden kaynaklanır.

*

Kuruluşlar yüzyılında, Ahilik kültürünün, güncelleştirilmiş ilkeleri tartışılıyor. Yeni yatırım yapmada, kurulu işletmeyi genişletmede, başarılı olmanın değerleri, bin yıllık Anadolu tarihinin derinliklerinde yatıyor. Selçukluları ve Osmanlıları güçlü kılan değerleri, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla, dönemlerine taşımasını bilenler, başarılı kuruluşların izlenen en güzel örneği olurlar. Geçmişlerini bilen toplumlar, geleceklerini görmede başarısız olmazlar.

*

Dürüstlük, göründüğün gibi olma, iyi olanı herkes için isteme, üretimde, yönetimde sürekli iyileştirme, her dönemde önem taşır. Katılımcı yönetim, paylaşımcı üretim gibi, yeni yüzyılda tartışılan ilkelerin sırları, binlerce yıllık Ahi kültüründen öğrenilir. Anadolu’nun dünyaya açılan kuruluşları, karşılaşılan ekonomik ve kültürel sorunlara çözüm ararken, ne kadar geçmişin birikimi içselleştirirlerse, o kadar güçlü, o kadar etkili olmayı başarırlar.

*

Dünyada üretimin ve yönetimin temel ilkeleri,zamanla çok değişmezler.

*

Kusursuzluğun kaynağında, açık olmanın gizemli gücü yer alır.

*

Kuruluşların geleceğini, geçmişten bakanlar görürler.

12 Şubat 2023, 12:42

KATILIMCI YÖNETİMİ PAYLAŞIMCI EKONOMİYİ İÇSELLEŞTİRMEYEN DEVLETLER YEREL VE KÜRESEL KRİZLERİN ÜSTESİNDEN GELEMEZLER

Bu yazı daha önce 21.11.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyada gece ve gündüz farkının ortadan kalkması, ülkeleri ve kuruluşları gizliliğin olmadığı, bir dünyaya uyum sağlamaya zorlamaktadır. Ülkelerde yapılan yolsuzlukların, kuruluşlarda yapılan haksızlıkların, uzun süre gizlenmeleri ve üzerlerinin örtülmesi mümkün değildir. Bir ülkede sağlanan haksız kazançlar, bir ülkede gizlense bir ülkede gizlenmez. Gizliliğin olmadığı dünyada, dürüstlük zorunlu erdem olmuştur.

*

Dünyanın her ülkesinden bütün ülkelerin, bütün ülkelerden her ülkenin görülmesi, pazar mekanizmasının kurallarıyla birlikte, demokratik mekanizmanın ilkelerine işlerlik kazandırılmasının önemi, bütün dünyanın gündeminde ilk sıralarda yer almaktadır. Bunun için bütün ülkelerde, paylaşımcı ekonomi ve katılımcı yönetim tartışılmaktadır.Artık her ülke, her kuruluş açıklık içinde yenilenmeye, sürekli yeniden yapılanmaya özen göstermek zorundadır.

*

Ülkeler demokratik mekanizmayı içselleştirmezlerse, kuruluşlar pazar mekanizmasını içselleştiremezler. Bütün ülkelerde demokratik yönetimlerin güçleri, pazar mekanizmasındaki aksamaları önleyerek, ekonominin her alanında üretim güçlerine, yeni zenginlikler kazandırmalarından kaynaklanır. Kuruluşlar arasında pazar mekanizmasını aksamaları önlemeyi bilen yönetimler, demokratik mekanizmayı aksamadan yöneterek, uluslararası ilişkilerde ağırlıklarını, dünya pazarlarında yerlerini korurlar.

*

Haksızlıklarla birlikte yolsuzlukların katlanarak arttığı baskıcı otokratik yönetimlerde, ülkeler iç ve dış kaynakları değerlendirmede başarısızlığa uğrarlar. Türkiye ve Arjantin İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünyanın önde gelen ekonomik güçlerine sahiptirler. Savaşta Almanya, Japonya, Fransa ve İngiltere gibi yakılıp yıkılmamışlardır. Ancak toplumdan kopuk dayatmacı yönetimlerin elinde, her iki ülkenin ekonomisi, elli yılda savaşa girenlerin ekonomisinden daha geride kalmıştır.

*

Devletler pek çok ülkede olduğu gibi, kaynaklarını yatırım ürünlerinin üretiminden daha çok, kamu kuruluşlarının çokkatlı binalarına gömerlerse, ülkelerin üretim güçlerine en büyük darbeyi vururlar. Üretim gücü düşük, yeterli demokratik birikime sahip olmayan ülkelerde, yönetimler seçmenleri etkilemek için, tarımsal ürünlerin fiyatlarını yüksek tutarak, pazar mekanizmasını aksatmakla kalmazlar, bütçelere yeni yükler getirirler. Dünyada hiçbir yönetim, ekonominin doğal yasalarına savaş açamaz.

*

Dünyanın her yerinde kaynak yetersizliği çeken ülkeler, iç ve dış kaynaklardan borçlanarak, üretim güçlerini büyütürler. Ülkelerin büyümeleri ve gelişmeleri için, borçlanma gereklidir. Ancak borçlanmanın altın kuralı, her zaman borçla bulunan kaynakları, üretim kapasitesini artırıcı yatırımlarda değerlendirmektir. Borçlarını iç ve dış finans kuruluşlarından, aldıkları borçlarla ödemeye çalışan yönetimler, paralarının değerini koruyamadıkları gibi, enflasyon oranlarını da dizginleyemezler.

*

Ülkelerde ekonomik krizlerin ve sosyal patlamaların önüne güvenlik güçleriyle geçilmez.

*

Borçları öz kaynaklarını aşan hem ülkeler hem kuruluşlar darboğazlarla karşılaşırlar.

*

Dünyada borçla borç ödeyen ülkeler, her zaman krizlerin tetikleyicileri olurlar.

13 Şubat 2023, 12:52

EYLEM DÜŞÜNCENİN EKONOMİ KÜLTÜRÜN BİRBİRLERİYLE İLETİŞİM VE ETKİLEŞİM İÇİNDE OLAN SÜT KARDEŞİDİR

Türkiye’nin dünya pazarlarına açılan kuruluşları, bütün ülkelerin küreselleşen kuruluşlarıyla, üretimde yarışmak için, ekonomik ve kültürel yapılarında, köklü yenilikler yapıyorlar. Onlar dünyada ekonomik ve kültürel alanda, yarışı kazanan kuruluşların, kaybedecek kuruluşlardan çok farklı olacağını biliyorlar. Üretimdeki ve yönetimdeki gelişmeler, dünyanın bütün kuruluşlarını çok derinden sarsıyor.

*

Çalkantılı dönemlerde devletler gibi, kuruluşlar da yeni gelişmelere, uyum sağlamakta güçlük çekerler. İbn Haldun’u izleyen Paul M. Kennedy “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşü” kitabında, devletlerin nasıl güçlendiklerini, güçlerini nasıl yitirdiklerini anlatıyor. Kuruluşların çoğunluğu yenilenmeleri gerektiğini bilirler. Ancak yenilenmek için, gereken adımları atmazlar. Bu yüzden Avrupalı kuruluşlar, Japonya kuruluşları gibi, bir durgunluk dönemine giriyorlar.

*

Durgunluk dönemlerinde kuruluşlar, yitirdikleri üretkenliklerini, kültürel temellerini yenileyerek kazanırlar. Kuruluşların gelişmesinde kültürle ekonomi, vagonlarla lokomotif gibi, birbirinden ayrılmazlar. Kültür lokomotifi, ekonomi katarları dolduran üretme gücünü oluşturur. Nasıl lokomotifsiz katarlar, gidecekleri yerlere gidemezlerse, kültürsüz ekonomiler ulaşmak istedikleri hedeflere ulaşamazlar. Kültür ekonominin, gelişme yönünü ve yöntemini belirler.

*

Yeni dünyada kültür buluta, ekonomi yağmura benzer. Yağmuru toprağa bulutlar taşır. Bulutsuz yağmur olmaz. Hayatın her alandaki canlılığın kaynağında, ekonomik üretkenlikten önce, kültürel üretkenlik gelir. Sürükleyicilik işlevini, ekonomik kaynaklar değil, kültürel kaynaklar yüklenenirler. Kültürle ekonomiyi aşılmaz sınırlarla birbirinden ayıranlar, farkında olmadan ekonomik ve kültürel hayatın, ana dinamiklerine en büyük darbeyi vururlar.

*

Lester C. Thurow günün kuruluşlarının yarının kuruluşlarına etkilerini araştırdığı, “Kapitalizmin Geleceği” kitabında: “İnsanlık tarihinde ilk defa, her şey her yerde üretilebiliyor ve her yerde satılabiliyor” yargısına varıyor. Yarının dünyasında ekonomik coğrafyalardan daha çok, kültürel coğrafyalar belirleyicilik kazanıyorlar. Bunun için bütün dünyada, yeni kültür, yeni ekonomi arasındaki ilişkilerin tartışılması, büyük hız ve yoğunluk kazanıyor.

*

Kültürün değerleriyle ekonominin doğruları, ortasından nehirler geçen şehirlerde, altın oranda harmanlanmazlarsa, zamansız yağan yağmurlarla, nehirlerin suları taşarlar, bütün kuruluşlar sular altında kalırlar. Kültürel coğrafyaların iklim değişiklikleri, ekonomik coğrafyaların iklimlerini değiştirirler. Ülkeler arasındaki sınırların birbirine karıştıkları, Yirmi birinci yüzyılın kültürel coğrafyası, getirdiği fırsatlar ve tehditlerle, yıldan yıla sürekli değişiyor.

*

Her şeyi daha doğru, daha iyi ve daha güzel yapma yolunda, büyük bir yarış başlıyor.

*

Yarışı yerin altındaki mezarı bile, güzel yapmasını bilen kültürler kazanır.

*

Yarının ekonomik coğrafyasını, güzellikte yarışanlar belirler.

14 Şubat 2023, 11:46

GÖZLERİN DOYMADIĞI DÜNYADA İNSANLARIN GÖNÜLLERİNİ GÖNÜLLÜLER KAZANIRLAR

Dünyada toplumların güç kaynağı, siyasal kuruluşlardan gönüllü kuruluşlara kayıyor. Toplumların ağırlık merkezi olan orta gelirli kesimlerin büyümesiyle, gönüllü kuruluşların önemi daha da artıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde gönüllü kuruluşları, devlet kuruluşlarına dayanmalar yaşatırlar. Onlar yeniliklere açık küresel değerlerin savunucuları olarak, dünya pazarlarında aranılan ürünler ve hizmetler üretmesini bilirler.

*

Dünya her alanda yeni bir yapılanmanın eşiğinde duruyor. Eğitimden sağlığa, birçok alanda devlet kuruluşları yetersiz kalıyor. Anadolu’nun yeni gönüllü kuruluşları, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde paylaşmanın, güzel örneklerini veriyorlar. Anadolu’nun bin yıllık kültürünün temelini, paylaşmada yarışma oluşturur. Gönüllü kuruluşlarla paylaşma kültürü, her alanda yeni açılımlar kazanıyor.

*

Hiçbir karşılık beklemeden paylaşmasını bilenler, bütün dünyanın sorunları haline gelen eğitimsizliğin, yoksulluğun, savurganlığın üstesinden gelmesin bilirler. Bunun için dünyada, gönüllü kuruluşların gönüllülerinin sayıları hızla artıyor. Onlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, güç durumda kalan insanlara yardım etmekte, devlet kuruluşlarından daha başarılı oluyorlar. Her ülkede hayata değer ve anlam kazandıran çalışmaları gönüllü kuruluşlar yapıyorlar.

*

Gönüllülük kültürü paylaşmasını bilen kuruluşlarla, yeni alanlar kazanıyor. Gönüllülükte kuruluşların birbirleriyle yarışması hem yerel, hem küresel alanda paylaşmasını bilen gönüllü kuruluşların sayısını çoğaltıyor. Yardımlaşmada yarışmanın olmadığı toplumlarda, paylaşma kültürü gelişmiyor. Paylaşma kültürünün geliştirmeden, insanların üretim gücünü büyütmek, gelir dağılımındaki dengesizlikleri gidermek, üreten elleri çoğaltmak zorlaşıyor.

*

Toplumlar ekonomik zenginliklerini, kültürel derinliklerini paylaşmada yarışan kuruluşlarla korurlar. Onların katkılarıyla hayat, iyilikleri özendirerek, kötülükleri önleyerek, karşı karşıya olunan yerel ve küresel sorunlara çözüm aramaya dönüşüyor. İyilikte yarışanlar, toplumları zenginleştirirken, kötülükte yarışanlar toplumları yoksullaştırıyorlar. Artık dünyada toplumsal sorunları çözmenin, yalnızca gönüllü kuruluşların değil, bütün kuruluşların görevi olduğu genel kabul görüyor.

*

Barış dünyasında önceki kuşakların kazanımları, çoğu defa sonraki kuşaklar tarafından yitirilir. Bunun için dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kuruluşlar kalıcı barış arayışında, ellerindeki ekonomik ve kültürel kaynakları, bütün ülkelerle paylaşma sorumluluğu taşırlar. Paylaşma kamu kuruluşlardan önce, gönüllü kuruluşlarda doruk noktasına ulaşır. Paylaşanların paylaşılmadığı dünyada, paylaşma hem akıl, hem gönül eylemi özelliği taşır.

*

Gönülleri bir beklentisi olanlar değil, hiçbir beklentisi olmayanlar kazanır.

*

Dünyada vermesini bilenlere, hiç beklemedikleri yerlerden verilir.

*

Gönülden yapılan iyilikler, yıllar sonra katlanarak dönerler.

15 Şubat 2023, 12:06

YERİNDEN YÖNETİMİN ÖNEM KAZANDIĞI YENİ DÜNYADA FİLLERDEN PİRELERE DÖNÜŞMEYENLER YAŞAYAMAZLAR

Ekonomi kültürü, tarihin derinliklerinden süzüle süzüle zenginleşir. Dünyada ekonomi bilimi, bilimlerin hepsinden yararlanma yolunda, etkilerken etkilenir, etkilenirken etkiler. Üretimin ve tüketimin olmadığı yerde, insan ve toplum olmaz. Toplumun olmadığı yerde kültür, ekonomi ve bilim olmaz. Bütün toplumlarda, fiziksel üretimin olduğu kadar, kültürel üretimin öncüleri ekonominin üreten ellerinden oluşur.

*

Ekonomik hayatta gelir ve gider, üretimle ortaya çıkar. Toplumda herkesin gelirleri ve giderleri olur. Üretim gücünü büyüterek, sağlıklı toplumsal doku, dengeli ekonomik yapı oluşturmada, kuruluş kültürü bağlayıcı ve bütünleştirici bir işlev yüklenir. Devlet bağımlısı olan toplumlarda, birlikte çalışma kültürü yoksullaşır. Kuruluş kültürü gelişmeyen toplumlarda, çalışma yaşına gelen herkes, güvenliği bir devlet kuruluşunda görev almada bulur.

*

Ekonomide devletin ağırlıklı olmadığı toplumlarda, bir aile gibi çalışan küçük kuruluşlar, büyük kuruluşlardan daha hızlı büyürler. Küçük kuruluşlarda insanlar, gelişmelere uyum sağlamada, daha başarılı olurlar. Onlarda büyük kuruluşların, hareket alanlarını sınırlayan kurallar olmaz. Charles Handy’nin değerlendirmesiyle, kuruluşlar dünyasında, büyükler fillere, küçükler pirelere benzerler. Küresel pazarlarda pireler, fillerden daha hızlı hareket ederler.

*

Devletin ekonominin her alanında üretime el atmasıyla,kamu kuruluşları filler gibi büyüyerek, esneklikleriyle birlikte, üretici güçlerini yitirirler. Ülkeleri esnek davranmasını ve risk almasını bilen, küçük kuruluşlar değil, kurallara boğularak, esnekliğini ve üretkenliğini yitiren, büyük kuruluşlar yoksullaştırırlar. Bütün ülkelerde büyük kuruluşlar, etik ilkeleri ve ekonomik yasaları umursamayan hantal yapılarıyla, ülkelerin üretici güçlerine, en büyük darbeyi vururlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, ekmeğini taştan çıkaran, küçük kuruluşların çoğalması, kuruluş kültürünün gelişmesi için, büyük devlet kuruluşlarından önce, küçük millet kuruluşlarına önem veriliyor. Büyük devlet kuruluşlarında çalışanlar, yenilik yapma yetenekleriyle birlikte, uzun dönemli düşünme güçlerini yitiriyorler. Ülkelerin üretim güçlerini büyütmelerinin, önündeki engellerin başında, yönetimlerin arka bahçeleri olan, büyük devlet kuruluşları gelir.

*

Ülkelerin başarıları, kusursuz üretim yapmanın coşkusunu duyan, üretmeyi en büyük erdem bilen, birlikte çalışmanın gücünü kavrayan, küçük kuruluşlardan kaynaklanır. Onlar kuruluşlarındaki, olumsuzlukları azaltmadan önce olumlulukları çoğaltmada, birbirleriyle yardımlaşmasını bildikleri gibi, sorunlarını birlikte çözmesini de bilirler. Bütün ülkelerin ekonomilerini, arı kovanı dinamiğini benimseyen, küçük kuruluşlar ayakta tutarlar.

*

Kuruluşlarda küçük eylemler, bütünde büyük üretim artışlarına yol açarlar.

*

Üretim gücünü çalışanların, bildikleri yanında, yaptıkları artırır.

*

Kovanlarda çiçekleri, arılar bulur, bal birlikte yapılır.

16 Şubat 2023, 01:01

MEKKE'YE YOLCULUK ZAMANIN SIFIR NOKTASINA YOLCULUKTUR

Zamanın sıfır noktası Kabe'nin bulunduğu Mekke'ye yolculuk yapmak, insanlığın tarihine yolculuk yapmaktır. Aynı annenin, aynı babanın çocukları olarak beş bin yıl yaşamışcasına bilgi ve bilgelikle donanmaktır.

*

Teşekkürler Rana İslam Değirmenci, teşekkürler Hülya Günay.

*

Yitik Cennet bütün insanlığın ilk, Mekke ikinci ana yurdudur ve baba evidir. Önünde ya da sonunda bütün insanlık ana yurduna, baba evine dönecektir.

*

HOCAM ŞİİR TADINDA İZLENİMLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

16 Şubat 2023, 12:19

YAŞANAN DÜNYADA YAŞANACAK DÜNYA VARLIĞA SEVİNMEDEN YOKLUĞA YERİNMEDEN YAŞAYANLARLA BULUNUR

Dünyayı bir sevme ve sevilme, alanı olarak gören Anadolu insanı, zenginliğe sevinmediği gibi, yoksulluğa da yerinmez. Nasıl bir rüzgar gelir, yoksulluğu alır götürürse, bir sel gelir zenginliği alır götürür. Her zenginliğin ardından yoksulluk, her yoksulluğun peşinden zenginlik gelir. Bir toplum zenginlik arıyorsa zenginlik, yoksulluk arıyorsa yoksulluk bulur. İnsanlar gibi, toplumlar da aradıklarını bulurlar.

*

Zenginlik paylaşılmadan çoğalmaz, yoksulluk paylaşılmadan azalmaz. Paylaşma kültürü, birbirini seven, yoksulluğu giderme yolunda, birbirleriyle yardımlaşmasını bilen, toplumlarda zenginleşir. Bir aile gibi birbirleriyle, yardımlaşmasını bilmeyen toplumlar, üretim gücünü büyütemedikleri gibi, kültürel hayatı da zenginleştiremezler. Her alanda dayanışma içinde olmayan toplumların, yoksulluktan kurtulmaları mümkün değildir.

*

Toplumların canlılığı, zenginlikle yoksulluğun, gündüzle gece gibi, içiçe bulunmasından kaynaklanır. Bir toplumda yetişkin olan herkes, zenginliği büyütmek, yoksulluğu azaltmak için birbiriyle yarışmak zorundadır. Yoksulluk insanları veren el olmaktan çıkarır, alan el konumuna düşürür. Başkalarına el açan toplumlar, saygınlıklarıyla birlikte, üretkenliklerini yitirirler. Üretme güçlerini yitiren toplumlar, düşünce ve eylem güçlerini yitirirler.

*

Çoğulcu demokratik düzen yanında, pazar mekanizmasının sağlıklı olarak işletilmesi, kusursuz hizmet veren, kazanç amaçsız kuruluşlara bağlıdır. Anadolu kültürü, değişik alanlarda hizmet veren, vakıflara dayanır. Vakıf kültürünün kaynağında, ben değil biz vardır. Hayatın zenginliği, birbirini seven ve birbiriyle dayanışma içinde olan, kar amaçsız kuruluşlardan gelir. Onlar bütün toplumu içine alan, bir arı kovanı dinamiği oluştururlar.

*

İnsanların kar amaçsız iç zenginlikleri, kazançr amaçlı dış zenginliklerine yansıdıkça, toplumlarda paylaşma kültürü, yeni boyutlar kazanır. Ekonomik ve kültürel yapıdaki, paylaşma ve dayanışma örnekleri, bütün toplumu etkileyerek, insanların ben diyen tüketici yanlarını değil, biz diyen üretici yanlarını geliştirirler. Üretici yanı güçlüler olumlulukları, tüketici yönü gelişenler olumsuzlukları büyütürler. Bir kesim toplumu zenginleştirirken, bir kesim yoksullaştırır.

*

Anadolu insanının dünyasında, ekonomik ve kültürel hayatı yoksullaştıran, hırslara yer yoktur. O Yunus gibi; “Hiçbir kişi bilmez bizi, ne iş içindeyiz? / Ne hırsımız var bizim, ne nefsimiz içindeyiz” diyerek, hem iç hem de dış dünyasında, hayatı zorlaştırmanın değil, kolaylaştırmanın peşindedir. Anadolu’da herkes hayatı zenginleştirmenin yolunun, Allah’ın sevgisini kazanmaktan geçtiğini bilir. Onun sevgisini kazanan, hiçbir şeyden yoksun olmaz.

*

Ekonomik ve kültürel hayatta, herkes kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkalarına öyle davranmalıdır.

*

Kazanç amaçsız kuruluşlar için iyi, güzel ve doğru olan, bütün bir toplum için iyi, güzel ve doğrudur.

*

Kusursuz kuruluşların olmadığı ülkelerde, kusursuz yerel ve merkezi yönetimler olmaz.

17 Şubat 2023, 11:45

DÜNYAYI HEM AKIL HEM GÖNÜL TOPLUMU OLMASINI BİLEN ÜLKELER DÖNÜŞTÜRÜRLER

Akıl toplumları dünyanın sınırlı kaynaklarıyla, insanların sınırsız isteklerini karşılamak için, bütün ülkelerin doğal kaynaklarını sorumsuzca tüketiyorlar. Akılı bilgilerin ve bilgeliklerin kaynağı olarak gören, insan uyur sermaye uyumaz diyen, şans oyunlarından para kazanmaya önem veren, toplumların elinde dünya bir Büyük Las Vegas’a dönüşmüştür. Artık dünyada Küçük Las Vegas’ların olmadığı hiçbir şehir yoktur.

*

İnsanların çok kısa yoldan, çok zengin olmaya çalıştıkları Las Vegas’larda borsalar ve bankalar en büyük oyunculardır. Onlar ürün ve hizmet üretiminde, hiçbir risk yüklenmeden, büyütülen katma kazançtan, en büyük payı alırlar. Onların işi para ve risk ticaretidir, alırken kazandıkları gibi, satarken de kazanırlar. Bankalar ve borsalar akıl toplumlarının, dokunulmazlık kazanan kuruluşlarıdır. Onlar kendileri için iyi olanın, dünya için de iyi olduğunu sürekli vurgulamayı severler.

*

Akıl toplumlarında bütün bilimler, insanların karınlarını değil, gözlerini doyurmak için, yeni ürünler, yeni hizmetler geliştirmeye çalışırlar. Akıl toplumlarının oluşturdukları ekonomik, siyasal ve kültürel dünyada, belirleyici olan etik değerler değil yasal sınırlardır Etik sınırlar aşılır, yasal sınırlar aşılmaz. İnsanların her alanda verdikleri kararlarda, etik ya da etik dışı olmak değil, yasal ya da yasa dışı olmak önemlidir. Kazanmak için bütün yollar, bütün kapılar açıktır.

*

Dünyanın bütün toplumlar için yaşanır kılınmasında, akıl toplumlarının gönül toplumlarına evrilmeleri hayati önem taşır. Gönül toplumlarında insanların gözlerinin değil, karınlarının doyurulmasına ağırlık verilir. Akıl toplumlarında insanların açgözlülükleri, gönül toplumlarında tokgözlülükleri büyütülür. Akıl toplumları matematiksel, gönül toplumları duygusal zekaya dayanırlar. Gönül toplumlarında, insanların akılları başlarından önce gönüllerindedir.

*

Akıl toplumlarında insanlar döviz kurları ve borsa endeksleriyle beslenirler. Onlar ellerinde olmayan sanal finansal değerler, yatırımcıların ellerinde durmadan dolaştırılarak, sanal ortamda büyük kazançlar elde edilir. Dünyanın finansal pazarlarında, insanlara bir gecede milyonlar kazandıran, bir gecede de milyonlar kaybettiren, paradan para kazanmanın yüzlerce yolu geliştirilmiştir. Dünyanın her yerinde, kolay zengin olma rüyaları görenler, onların pazarlarına koşarlar.

*

Akıl toplumlarının öncüleri, dünyada en yüksek gelirliler gibi, yaşamanın peşinden koşarlarken, gönül toplumlarının gönüllüleri, dünyanın en düşük gelirlileri gibi yaşamaya özen gösterirler. Akıl toplumlarını açgözlüler ayakta tutarlarken, gönül toplumlarını tokgözlüler güç kazandırırlar. Akıl toplumlarında canlılık eşitsizlikleri büyüten “kazan kaybet”, gönül toplumlarında canlılık eşitsizlikleri küçülten “kazan kazan”, yatırım ve yönetim stratejisinden kaynaklanır.

*

Bütün dünyada akıl toplumlarının güneşi batarken, gönül toplumlarının güneşi doğuyor.

*

Dünyada ya kazanırsın, ya kaybedersin ekonomileriyle, kimse ayakta kalamaz.

*

Gönül toplumlarında, aşırı zenginliklere, aşırı yoksulluklara yer yoktur.

18 Şubat 2023, 13:14

BÜYÜK YIKIMLARIN YOL AÇTIKLARI ACILARIN ÜSTESİNDEN HEM AKIL HEM ALIN TERİ DÖKMESİNİ BİLENLERLE GELİNİR

Dünyadaki bütün ülkeleri etkileyen sekülerleşme rüzgarlarıyla, Hollywood kültürü ekonomik hayatın, bütün köşe başlarını ele geçirmeye devam ediyor. Artık dünyanın neresine gidilirse gidilsin, insanlar ürettikleriyle değil, tükettikleriyle saygı görüyorlar. Savurganlığın kutsandığı kültüründe tutumluluk, bir erdem olarak kabul edilmiyor. İnsanların değerleri, sahip oldukları arabalarla ölçülüyor, arabaları olmayanlar yoksul sayılıyorlar.

*

Tüketim odaklı seküler kültür gücünü, üreten el olmaktan daha tüketen el olmaya bakanlarla koruyor. Onların gösterişe dönük dünyalarında, hayatın hiçbir alanında tutumluğa yer verilmiyor. Dergah kültürüyle yoğurulmuş, Anadolu insanı için, üreten el olmak, tüketen el olmaktan, her zaman daha üstün tutulur. Anadolu’nun zenginliği, tutumluğun getirdiği derinlikten kaynaklanır. Anadolu’da hem üretirken, hem tüketirken tutumlu olmak en büyük erdem bilinir.

*

Amerika’dan bütün dünyaya bulaşıcı hastalık gibi yayılan, Hollywood kültürünün değerleri, tutumlulukla yoğurulan, tutumluğu doruk noktasına ulaştıran, dergah kültürüyle dengelenir. Tutumluluğun öncüleri, toplumdan aldıklarından kat kat fazlasını topluma verirler. Onların herkese açık olan, sınırsız gönül dünyalarında, karşılıksız vermenin bir sonu olmaz. Vermesini sevenlerin gönül zenginliğinde, vermeye sınır çizilmez. Onlar verenlere verildiğini inanırlar.

*

Yunus kültüründe insanların verme dünyalarının büyüklüğü, gönüllerinin büyüklüğünden kaynaklanır. Goethe, “Sevgiye açık bir gönül kadar, dünyada değerli bir zenginlik yoktur” diyerek, iç dünya derinliğinin önemini vurgular. Veren eller alan ellerden, daha üstün, daha güçlü olurlar. Çok üretimle, az tüketimle gelen tutumluluk, bütün dünyayı yerinden oynatacak kaldıraç işlevi görür. Hayatı dört bir yanından kuşatan, savurganlığın üstesinden tutumlulukla gelinir.

*

Tutumluluğun dönüştürücü gücünü kavrayanlar, dünyada üstesinden gelinmeyecek hiçbir sorun görmezler. Onlar ekonomide en önemli sermayenin, birbirleriyle üretimde doğru, tüketimde ters orantılı yarışmanın olduğunu, herkese öğretirler. Tutumlu yaşamasını başaranların dünyasında, insanlar bir yandan hiç ölmeyecekmiş gibi üretmeye, bir yandan hemen ölecekmiş gibi tüketmeye özen gösterirler. Onların dünyasında, savurgan insanlar hoş karşılanmazlar.

*

Yüzyılların Anadolu’su hem akıl, hem alın teri döken, hem Yunus, hem Sinan olmayı bilen insanlarıyla, tüketen ülkeden, üreten ülkeye dönüşüyor. Onlar her zaman dünya bir gündür, o gün bugündür diyerek, bugünlerinin yarından geride, dünden ileride olmasına, büyük özen gösterirler. Onların Tur dağında Kelimullah ile, gökyüzünde Ruhullah ile, Miraç'ta Habibullah ile temellenen düşünceleriyle, eylemleriyle, dünyada yeni bir “Diriliş”in yolu açılıyor.

*

Toplumların gücü, varlıklılar gibi üretmelerinden, yoksullar gibi tüketmelerinden kaynaklanır.

*

Erdemli toplumlarda, üretimde ve tüketimde, savurganlıkla savaşmak, herkesin görevidir.

*

Savurganlığı önlemeyen toplumlar, her alanda krizlerle boğuşmak zorunda kalırlar.

19 Şubat 2023, 11:16

KUSURSUZLUK YOLUNUN KUSURLARINDAN KURTULAMAYAN KURULUŞLAR ARKALARINDA KUSURSUZ ÜRÜNLER BIRAKAMAZLAR

Bu yazı daha önce 30.09.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın her yerinde ülkelerin gücü, kusursuzluğa giden yolda, kusursuz bilgi, hizmet ve ürün üretmesini bilen, kurumlarından ve kuruluşlarından kaynaklanır. Hayatın bütün boyutlarında, kusursuzluğu arayan kuruluşlar, kazandıkları üstünlükleri, kısa zamanda yitirmezler. Dünyanın önde gelen kuruluşlarının, üst düzey yöneticilerinden, Donald Keough başarısızlığa giden yolda, yapılan kusurları on başlık altında topluyor.

*

1. Aşırı borçlanmak. İster bilgi, ister hizmet, ister ürün üretsin, hiçbir kurum, hiçbir kuruluş borçlanmadan büyüyemez. Ancak borçlanarak gösteriş yatırımı yapanların duvara çarpmasını, hiçbir borç veren kuruluş önleyemez.

*

2. Tek bir alıcıya bağlanmak. Kuruluşların yerel ve küresel pazarlarda, üstünlük kazanmaları, hem alıcılarının hem de tedarikçilerinin, çeşitlendirmesine dayanır. Tek alıcı ve tek tedarikçi, bir kuruluşun yönetiminde en büyük riski oluşturur.

*

3. Kusurlu ortaklar seçmek. Hangi alanda üretim yapılırsa yapılsın, kusursuz üretim yapmada her şeyden önce kusursuz ortaklara ihtiyaç olur. Ortaklık yapmasını bilmeyenler, paylaşmasını bilenler tarafından paylaşılırlar.

*

4. Sağlık sorunlarını göz ardı etmek. Kurumların ve kuruluşların sağlıkları, yöneticilerinin sağlıklarıyla güç kazanır. Kendileriyle birlikte çalışanlarının, sağlıklarına önem vermeyenler, kuruluşlarının sağlığını korumakta güçlük çekerler.

*

5. Yönetimde bilgi akışını aksatmak. Başarılı kuruluşlar, yönetim ve işletme fonksiyonlarında, yukarıdan aşağıya olduğu kadar, aşağıdan yukarıya bilgi akışını aksatmazlar. Bilgi akışının aksadığı kuruluşlarda, bütün fonksiyonlar aksar.

*

6. Pazarda yarışmayı, fiyatları düşürmeye dönüştürmek. Pazarlarda yarışma üstünlüğü kazanmanın yolunu, fiyatları düşürmekte bulan kuruluşlar, giderlerini denetim altına almakta güçlük çekerler. Sürdürülebilir yarış fiyatla değil, her alanda farklı olmakla sağlanır.

*

7. Büyük yönetim binalarına yatırım yapmak. Dünyanın neresinde olursa olsun, sermayeyi servete dönüştüren kuruluşlar, uzun dönemde varlıklarını koruyamazlar. Üretici güç, servetten önce sermayeyden beslenir. Ancak başarı entelektüel sermayeyle kazanılır.

*

8. Alıcılara odaklanmayı unutmak. Tarımın, sanayinin ve hizmetlerin her alanında, bütün kurumları ve kuruluşları, alıcıları ayakta tutarlar. Hiçbir kuruluş alıcısı olmayan bir ürün, bir hizmet ve bir bilgi üretemez. Başarının bayrağını alıcılar taşırlar.

*

9. Kendisini yenilemeyi bırakmak. Nasıl derisini değiştirmeyen yılanlar yaşayamazlarsa, kendilerini yenilemeyen kuruluşlar uzun ömürlü olamazlar. Kusursuzluğun peşinde olan kurumlar ve kuruluşlar, her gün yeniden doğmasını bilirler.

*

10. Yatırım yapmaktan kaçınmak. Kusursuzluğu arayan kurumların ve kuruluşların gelecekteki başarıları, bugünden geleceğe yaptıkları yatırımlara dayanır. Geleceğe yatırım yapmayanlar, kendi hayat kaynaklarını kendileri kuruturlar.

*

Yirmi birinci yüzyılda ülkelerin üretim güçlerine yeni boyutları, kusursuzluk arayışında kusurlardan kaçınmasını bilenler kazandırırlar. Kültürde ve ekonomide, kusursuzluğu arayan kuruluşlar, bir yandan kusursuzluğun öncüsü olurlarken, bir yandan büyük bir yarışma üstünlüğü kazanırlar. Onlar ülkelerinin ekonomileriyle birlikte, kültürlerine yerel ve küresel pazarlarda, geniş alanlar açarlar.Ve gittikleri ülkelere, ülkelerini de götürürler.

*

Kusursuzluğu arayan toplumların, kusursuz kültürleri, kusursuz ekonomileri olur.

*

Kültürler doğru düşüncelerin, ekonomiler doğru eylemlerin peşinde koşarlar.

*

Dünyada kusursuzluğu arama, mahşer gününe kadar devam eder.

20 Şubat 2023, 12:09

ÇATIŞMA DÜNYASINI UZLAŞMA DÜNYASINA BİRBİRLERİYLE İYİLİKLERİ ÖZENDİRMEDE KÖTÜLÜKLERİ ÖNLEMEDE YARIŞANLAR DÖNÜŞTÜRÜRLER

Bu yazı daha önce 23.12.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünya ekonomisini özel, kamu ve gönüllü kuruluşların yöneticileriyle birlikte, üretenler ve tüketenler yönlendiriyor. Onlar toplumlardan aldıklarıyla ve toplumlara verdikleriyle, bütün ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarında vazgeçilmez bir yer tutarlar. Kuruluşlar ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, geliştirdikleri bilgilerle iyiliklere yol açtıkları gibi, kötülüklere de yol açarlar.

*

Üreticileriyle ve tüketicileriyle, hiçbir siyasal sınır tanımadan, bütün ülkelerde kendilerine geniş alanlar açan kuruluşlar, kurumsal ve toplumsal sorumluluklarını unutarak, yalnızca ekonomik kazançlar peşinde koşamazlar. Onlar toplumsal kazançlara önem verirlerse, her ülkede varlıklarını korurlar ve kalıcı izler bırakırlar. İyiliklerden daha çok kötülükleri büyüten, olumsuz katma değer üreten kuruluşlar, düz kare dünyanın hiçbir ülkesinde kendilerine yer bulamazlar.

*

Olumlu katma değer üreterek, iyilikte sınır tanımayan kuruluşlar olduğu gibi, olumsuz katma değer üreterek, kötülükte sınır tanımayan kuruluşlar da vardır. Kuruluşlar ürettikleri olumlu ve olumsuz katma değerlerle, tarihin her döneminde iki yanı keskin kılıç gibi olmuşlardır. Bu yüzden gizliliğin olmadığı yeni dünyada, kuruluşların ekonomik kazançlar yanında, toplumsal kazançlara en az ekonomik kazançlar kadar, değer vermeleri büyük önem kazanmıştır.

*

Kuruluşlarda iyilikleri özendirmek, kötülükleri önlemek kuramsal olmaktan çıkarak, bütün boyutlarıyla hayata taşınmıştır. Bunun için kuruluşlar arasında açıklık içinde yarışma, her alanda iyiliklere giden yolları genişleterek, kötülüklere giden yolları daraltmıştır. Gizliliğin anlamını yitirdiği dünyada iyilikte yarışmak, iyilikte yarışanların sayılarını çoğaltırken, kötülükte yarışanların sayılarını azaltır. Bütün kötülüklerin üstesinden, her alanda iyilikte yarışanlarla gelinir.

*

Küresel kuruluşlar bütün ülkelere uzanan satıcı ve alıcı ağlarıyla, ülkelerden daha etkili bir üretim ve dağıtım gücü oluştururlar. Bu yüzden ülkelerin zenginliklerini büyütmede yoksulluklarını azaltmada, kuruluşların güçleri çoğu defa devletlerin güçlerinden daha büyük olur. Kuruluşların birbirleriyle iyilikte yarışmaları, ülkelerin ekonomik ve kültürel atılımlarına yeni açılımlar kazandırır. Dünyada toplumların üretim güçlerini geliştirmede, sürükleyicilik devletlerden kuruluşlara kaymıştır.

*

Dünyanın her ülkesinde satıcıları ve alıcıları olan kuruluşlar, ekonomik katkılarıyla birlikte toplumsal katkılarını büyüterek, ömürlerini uzatırlar ve arkalarında silinmez izler bırakırlar. Bunu için bütün ülkelerde kuruluşlar, ekonomik ve yasal sorumluklarıyla, kurumsal ve toplumsal sorumluklarını eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışırlar. Kuruluşlar yaşadıkları dünyaya katkıda bulunmada, birbirleriyle yarışmazlarsa, gölgelerine sığındıkları ağaçları keserler.

*

Üretimde yarışmanın olmadığı toplumlarda, kimse yoksullaşmanın üstesinden gelemez.

*

Doğrulukta yarışmak, pusulanın Kuzeyi göstermesi gibi, iyiliğin yönünü gösterir.

*

Ülkelerde bütün kötülüklerin önüne, iyilikte zahmete katlananlarla geçilir.

21 Şubat 2023, 12:22

EKONOMİLERDE DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜÇ BİLİNMEYEN ÜRÜNLERİ ÜRETMESİNİ BİLENLERLE KAZANILIR

Ülkelerin ve kuruluşların, finansal ve entelektüel sermayeleri, ne kadar büyük olursa olsun, sanayinin bütün ürünlerini üretecek, sınırsız kaynakları yoktur. Kaynakların bir alanda yoğunlaştırılması, başka alanlarda yapılacak yatırımları önlediğinden, ülkeler ve kuruluşlar, yatırım alanları arasında bir seçme ve sıralama yapmak zorundadırlar. Hiçbir ülke hiçbir kuruluş istediği her alanda istediği kadar üretim yapma gücüne sahip değildir.

*

Tarımdan sanayiye eğitimden sağlığa, değişik alanlarda yapılacak yatırımlarda, yapılabilirlik çalışmalarının hazırlanması, değerlendirilmesi ve uygulanması ülkeler için olduğu kadar, kuruluşların için de hayati önem taşır. Bunun için yatırımlar ekonomik, siyasal ve kültürel etkileriyle, yerel ve küresel ekonomilerin en dinamik alanını oluştururlar.Yatırımlar kimin tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, öncelikle gelirlerinin giderlerini karşılayıp kaşılamadığına bakılır.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde ister özel ister kamu olsun, kuruluşlar “Dost ülkeler sanayiye yatırım yaparken görsünler” diyerek, çıktılarının gelirleriyle girdilerinin giderlerini karşılamayan, yatırımların peşine düşmezler. Ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, devletlerin sürekli zarar eden kamu kuruluşlarını, uzun dönemde ayakta tutmaları mümkün değildir. Bunun için Anadolu’da “Akar suyun olmadığı yerde, dökme suyla değirmen dönmez” denilir.

*

Dünyanın hiçbir ülkesinde hayatın yasalarına karşı çıkılmadığı gibi, ekonominin yasalarına da karşı çıkılmaz. Devletlerin ekonomik güçleri dünya fiyatlarında, üretim yapmayan kuruluşların ömürlerini istedikleri kadar uzatmaya yetmez. Dünyanın her yanında ekonominin yasaları, hem açıktır ve hem yalındır. Anadolu’da hep vurgulandığı gibi, kuruluşlar girdilerde, iki kere ikiyi üçe, çıktılarda ise, iki kere ikiyi beşe getirmek için, sürekli kendilerini yenilemek zorundadırlar.

*

Kuruluşların başarıları, dünya fiyatlarının altında üretim yapabilecek üretim ve yönetim birikime sahip olmalarından kaynaklanır. Dünyada her kuruluşun gücü, ekonominin değişik alanlarında, düşünülmeyen ürünleri düşünmelerine, tasarlanılmayan ürünleri tasarlamalarına ve üretilmeyen ürünleri üretmelerine dayanır. Onlar üretim konuları ne olursa olsun, en az girdiyle en çok çıktı elde etmek için, bütün dünya kuruluşlarıyla, yarışmaya her zaman büyük önem verirler.

*

Ekonominin her yerde geçerli altın yasasına göre, dünyanın her ülkesinde, bilgi yoğun ürünler üretenler, emek yoğun ürünler üretenlerden daha çok kazanırlar. Yenilik yapma özürlü olan kuruluşlar, üretilmeyen yeni ürünler üretemezler. Ekonominin her alanında yenilik yapmak, ülkelerin yeni zenginlik kaynağıdır. Ülkeler için önemli olan, bilinen ürünleri bilinen yöntemlerle üretmek değil, bilinmeyen ürünleri bilinmeyen yöntemlerle üretmektir.

*

Kuruluşlar ne kadar katma değeri yüksek ürünler üretirlerse, kazançlarını o kadar büyütürler. Kendilerini yenilemesini bilen kuruluşlar, ürünlerini ve hizmetlerini geliştirmesini bilirler.

*

Ekonominin açık ve yalın yasaları, çiğnenmeye gelmezler, kısa zamanda tepki verirler.

22 Şubat 2023, 12:14

DİNDE BASKI OLMAZ DİYEREK BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ ZENGİNLEŞTİRMEDEN DÜNYADAKİ SAVAŞLARIN ÖNÜ ALINMAZ

Dünyadaki siyasal çalkantıların ve savaşların üstesinden gelmek için, kuruluşların ekonomik ve kültürel katkı güçleri büyütmede, birbirleriyle elbirliği yapmaları büyük önem taşımaktadır. Bunun için Batı ülkelerinden, Doğu ülkelerine kadar, bütün ülkelerin insanlığın, düşünce ve eylem birikiminden, yararlanmaya açık ve hazır olmaları gerekir. İnsanlığın hayat kaynağı dünyayı korumak, her ülkenin her kuruluşun görevidir.

*

Yeryüzünün ekonomik kaynakları gibi, kültürel kaynakları bütün insanlığın yararına olan ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin üretilmesinde değerlendirilmelidir. Üretim ve yönetim alanlarındaki, çalışmalarıyla bilinen Charles Handy’nin vurguladığı gibi, Avrupa’nın bilinen doğal zenginliklerinden, Amerika'nın bilinmeyen doğal zenginliklerine ulaşan Puritenler gibi, insanların her zaman dünyada bulunmamış yeni doğal kaynaklara ulaşma ümitleri vardır.

*

Dünyada arayış içinde olan bütün ülkelere, bütün kuruluşlara, bütün insanlara, her yerde beklenmeyen zamanlarda, duyulmayan zenginliklerin kapıları açılır. İnsanların hayatlarının kolaylaştırılması, çevrelerinin güzelleştirilmesi, ülkelerin, kuruluşların, birbirleriyle uzun soluklu bir yarışa girmelerine dayanır. Dünyanın her yerinde kuruluşlar, her zaman iyiliklerin anahtarları, her yerde kötülüklerin kilitleri olmaya önem verirlerse başarılı olurlar.

*

Ülkelerin ve kuruluşların yeryüzünün sınırlı kaynaklarını değerlendirmeleri, Doğu dünyasının bilgelikleriyle birlikte, Batı dünyasının bilgi hazinelerini altın oranda harmanlamasını öğrenmelerine bağlıdır. Kuruluşlar birbirleriyle yardımlaşarak, Doğu’nun bilgelik derinliklerinden, Batı’nın bilgi zenginliklerinden ne kadar yararlanırlarsa, o kadar başarılı ve o kadar güçlü olurlar. Ve üretim güçlerini büyütürler, kültüre, ekonomiye, barışa katkıda bulunurlar.

*

Dünyadaki ekonomik ve kültürel gelişmeler, hem ülkelerin hem kuruluşların üzerlerindeki, gizlilik bulutları bütünüyle dağıtmıştır. Bu yüzden bütün ülkelerdeki kuruluşların, dünyadaki dönüşümlerin gerisinde kalmamak için, ortaklaşa yönetim ve üretim yöntemleri geliştirmeleri, açıklık içinde sürekli kendilerini yenilemeleri zorunluluk olmuştur. Yeni dünyada Doğu Doğu, Batı Batı kalarak, birbirlerinden ne alacaklarını, birbirlerine vereceklerini bilmeleri çok büyük önem kazanmıştır.

*

Doğu ve Batı arasındaki ekonomik ve kültürel alışverişlerin, yıldan yıla genişleyerek, ileri boyutlara ulaşması, hem ülkeler hem kuruluşlar arasında ortak kültür ve ekonomi alanları oluşturuyor. Dünya barışına giden yolda ülkeler ve kuruluşlar, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimi ne kadar içselleştirirlerse, o kadar ümit ve güven verici olurlar. Onların dünyayı dönüştüren küresel ürünlerine, küresel hizmetlerine bütün ülkelerde, insanlar satın almak için kuyruğa girerler.

*

Kuruluşların başarıları doğdukları ülkelerin, sınırlarının dışına çıkmayı bilmelerinden kaynaklanır.

*

Ülkeler ve kuruluşlar birlerinin hem kapı bir komşuları hem de eşit haklara sahip ortaklarıdır.

*

Her ülke ve her kuruluş üretim gücünü, birlikte yarıştıklarıyla, işbirliği yaparak büyütür.

22 Şubat 2023, 12:19

Sevgili Afşin, önden gidenlere rahmet, arkadan geleceklere sabır

Sevgili Afşin, önden gidenlere rahmet, arkadan geleceklere sabır. Her gecede gündüz, her yıkılışta yükseliş vardır.Yeni dönemde Türk dünyasının, İslam dünyasının, ekonomik, siyasal, kültürel gücü katlanarak artacaktır.Kurtuba'da,Kazan'da,Saraybosna'da duran yürüyüş,Berlin'den,Paris'ten,Londra'dan yeniden başlayacaktır.

23 Şubat 2023, 12:18

GİZLİLİĞİN OLMADIĞI SINIRSIZ DÜNYADA TİLKİ KURULUŞLARDAN DAHA ÇOK KİRPİ KURULUŞLARI İZLEYEN KURULUŞLAR BAŞARILI OLURLAR

Bu yazı daha önce 26.11.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

İster ekonomik, ister siyasal, ister kültürel olsun, kuruluşlar arasında iyi olandan, daha iyisi her zaman vardır. Hayatın her alanında kuruluşların başarılarının sürekliliği, gelen yıllarını geçen yıllarından, daha iyi olmasını sağlayacak, iyileştirmeler yapmalarına dayanır. Kuruluşlar ulaştıkları başarı düzeylerini yükseltmeye çalışmazlarsa, ürettikleri ürünlerin, verdikleri hizmetlerin, geliştirdikleri bilgilerin, değerlerine katkıda bulunamazlar.

*

“Kalıcı Olmak” ve “İyiden Mükemmel Şirkete” kitaplarının yazarı Jim Collins, Isiah Berlin’in “Tilkinin bir çok yöntemi varken, kirpinin bir tek yöntemi vardır” görüşünden yola çıkarak, mükemmel kuruluş olmak isteyenlere, tilkinin yönteminden daha çok, kirpinin yöntemini uygulamalarını önerir. İyi bir kuruluşun, mükemmel bir kuruluşa dönüşmesinde, kurnaz bir tilki olmaktansa, kararlı bir kirpi olmak daha önemlidir. Kuruluşlar dünyasında kararlılık başarının anahtarıdır.

*

Tilki hayvanlar arasında kurnazlığıyla ünlüdür, tavukların çevresinde sinsice dolaşarak, karmaşık saldırı yöntemleri geliştirir ve avının üzerine atlayacağı en uygun zamanı bekler. Tilkiler kirpilerden daha hızlıdırlar. Onlar kirpilerden daha güzel görünürler ve daha yeteneklidirler. Kirpiler tehlikelere karşı her zaman tek bir savunma, tilkiler ise avlarına karşı her zaman birçok saldırı yöntemi uygularlar. İnsanlar çoğu defa tilkilerin kirpilerden, daha üstün ve daha güçlü olduklarını düşünürler.

*

Kirpiler işlerine odaklanırlar, işlerinden başka iş düşünmezler, kendilerine yapılan saldırılara, başarıyla uyguladıkları savunma yöntemleriyle karşı koyarlar. Onlar ne zaman düşmanca, bir davranışla karşı karşıya kalırlarsa, hemen içlerine kapanarak, dikenlerinin oklara benzediği ve kimsenin kolay kolay zarar veremeyeceği bir topa dönüşürler. Kirpilerin savunma yöntemi, meydan okumalara ve düşmanca tavırlara karşı çok iyi bildikleri, yalın bir yöntemle karşılık vermektir.

*

Başarılı insanlar, başarılı kuruluşlar kirpilerin, başarısız kişiler ve başarısız kuruluşlar tilkilerin yöntemlerini uygularlar. Mevlana’nın “Yeni şeyler söylemek”i, Yunus’un “Sevelim sevilelim”i, Adam Smith’in “Görünmeyen el”i ve Weber’in “Protestan ahlakı”, karmaşık dünyayı algılamayı ve değerlendirmeyi kolaylaştıran, yalın kirpi yaklaşımlarıdır. Büyük başarılar derin düşüncelerin, yalınlaştırılmasından kaynaklanırlar. Yalınlık derinliğin habercisidir.

*

Hayatın bütün alanlarında, insanlar ve kuruluşlar tilkilerle kirpilere benzerler. Tilkiler karmaşık dünyada birçok şeyin peşindedirler. Bu yüzden tilkiler hayatlarında, misyonsuz, vizyonsuz ve dağınıktırlar. Kirpiler karmaşık dünyayı, bir tek misyon, bir tek vizyon doğrultusunda, yalınlaştırarak algılarlar. Kirpiler yalın yöntemleri, tilkilerin karmaşık yöntemlerinden üstündür. Her zaman tilkiler kurnazlık, kirpiler içtenlik yolunu izlerler.Sorunların çözümüde, içtenlik her kapıyı açan anahtardır.

*

Yalınlığın olduğu yerde, dağınıklığa, karmaşıklığa ve tutarsızlığa yer yoktur.

*

Dünyada başarılı olanlar yalınlaştırırlar, yalınlaştıranlar başarılı olurlar.

*

Hayatın her alanında kirpi yalınlığın, tilki karmaşıklığın simgesidir.

24 Şubat 2023, 11:50

KÜRESELİLETİŞİM AĞLARI DÜNYASINDA DEMOKRASİLER SİLAHSIZ OTOKRASİLER SİLAHLI GÜÇLERİYLE KONUŞURLAR

Bu yazı daha önce 29.11.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

İnsanlık tarihi boyunca, toplumların tabanları barış, tavanları savaş yanlıları olmuşlardır. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bütün ülkelerde savaş rüzgarları, yönetimlerin tabanlarından daha çok tavanlarında eserler. Her zaman her yerde savaşları, ülkelerin tavanları başlatırlar, tabanları durdururlar. Dünyanın her yerinde savaşlarda en büyük bedeli, ülkelerin yönetenleri değil, yönetilenleri öderler. Toplumların tabanları için istenmeyen barışlar, istenen savaşlar yoktur. Barış sofralarında herkese yer vardır. Barış sofraları katılıma açık sofralardır.

*

Bütün ülkelerde tabanın oluşturduğu geniş ağın gücü, tavanın oluşturduğu dar ağın gücünden çok daha büyüktür. Uzakların yakın olduğu kare dünyada, oluşturulan yerel ve küresel ağlarla, ülkelerin tabanları, tarihin geçmiş dönemlerinde görülmemiş bir etkinliğe ulaşmıştır. Artık hiçbir ülkenin yönetim piramidinin tavanında yer alanların, tabanında yer alanlara meydan okumaları mümkün değildir. Büyük paylaşım ağları, bütün ülkeleri her alanda demokratikleşmeye zorluyor. Ağda yer alan herkes eşittir, herkes saygındır, kimse kimseye saygısızlık yapamaz.

*

Barış eylemlerini özendirmede, savaş isteklerini dizginlemede, toplumların tabanları, tavanlarından her zaman daha başarılı olmayı bilmişlerdir. Ülkelerin tavanları iktidar alanlarını genişletmeye çalışırken, tabanları paylaşma konularını çoğaltmaya çalışırlar. Toplumların tavanları “İktidar savaş yapmaya muktedir olmaktır” derken tabanları “İktidar barış yapmaya muktedir olmaktır” derler. Tavanlar mutlak iktidar peşinde koşarken, tabanlar mutlak katılım peşinde koşarlar. Tabanda güç katılımdan kaynaklanır. Katılımın olmadığı yerde katkı olmaz. Kültürde ve ekonomide kalite katılımla gelişir.

*

Yerel ve küresel katılım ağlarında, kimse kimsenin ülkesinin tavanında mı, yoksa tabanında mı, yer aldığına bakmaz. Katılımcıların gücü yönetim piramitlerinde aldıkları yerlerden değil, geniş paylaşma ağına yaptıkları katkılardan gelir. Geleceğin, Farabi’leri, Gazali’leri, Hacı Bayram'ları, Fatih'leri, Sinan'ları, büyük katılım ağları dünyasında, beklenilen tavanlardan daha çok beklenilmeyen tabanlardan çıkacaktır. Kare dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasında, bilgileri ve bilgelikleri paylaşarak zenginleştiren yardımlaşma ağları vardır. Ağlardan en çok yararlananlar en az yanılırlar.

*

Toplumların tabanlarına geçmişte benzeri görülmedik, bir dinamizm kazandıran paylaşım ağlarının, etki alanları yıldan yıla genişliyor. Bu bağlamda bütün dünyada, sürdürülebilir bir barış ortamının oluşturulmasında, toplumların tabanlarına tavanlarından daha büyük görevler ve sorumluluklar düşüyor. Ağ toplumlarında ülkelerin yönetim piramitlerinde, taban ve tavan yer değiştirmiştir. Tabanlar tavan, tavanlar taban olmuştur. Ağlara katılan insanların çokluğu, barış çalışmalarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Tabanlarda çoğunluk, savaşta değil barışta birleşir. Ağların demokrasisi paylaşımcı demokrasidir.

*

Barışa giden yolların genişletilmesinde katılımcıların çokluğu, barış çalışmalarının değerine değer katıyor. Barış ortamının getirdiği ekonomik kazanımlar yanında, savaşta silah satışlarının kazanımları çok küçük kalmaktadır. Kare dünyanın ekonomisinin merkezinde savaşın silahları yoktur, barışın bilgisayarları vardır. Bilgisayarlar ekonomik, siyasal ve kültürel alanda her şeyi demokratikleştirerek, hayatı bir yandan kolaylaştırırken, bir yandan yalınlaştırıyorlar. Ağlar merkez ve çevre farkını ortadan kalktığı düz kare dünyada din, dil, ırk ve renk ayrımı gözetmeyen, en büyük açık üniversitelerdir.

*

Taban ve tavanı buluşturan ağlarla, durdurulmayacak savaş yoktur.

*

Dar tavanlar geniş tabanlarla iş birliği yaparlarsa güçlü olurlar.

*

Yeni demokrasilerde güç, bütünleşmiş ağlarla kazanılır.

25 Şubat 2023, 12:11

SAĞDUYUYA DAYANANLAR DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE YANLIŞI SAVUNMAZLAR

İnsanlar yalnız doğarlar ve yalnız ölürler, ancak insanlar yalnız yaşayamazlar. İnsanlar hem düşünceleriyle, hem eylemleriyle birbirlerine bağımlıdırlar. İnsanların birbirlerine olan bağımlılıkları, aralarında çatışmaları, yarışmaları, yardımlaşmaları, dayanışmaları ekonomik ve kültürel hayatın dinamiklerini oluşturur. Bu yüzden insanların birlikte yaşamak zorunda, olmalarının doğurduğu sorunlar, bütün sosyal bilimlerin araştırma konusu olmaktadır.

*

İnsanların hem kişisel hem toplumsal davranışlarını anlamada, değerlendirmede ve yönlendirmede, dünyanın bilgi ve bilgelik birikimi içinde oluşan sağduyunun vazgeçilmez bir yeri vardır. Yüzyıllar boyunca zenginleşerek yeni boyutlar kazanan sağduyuyla bağlarını koparan toplumlar, kültürlerini, değerlerini ve varlıklarını koruyamazlar. İnsanlığın ortak birikimine dayanan sağduyu, hayatın bütün boyutlarında, uyumun ve dengenin sağlanmasında en önemli kaynaktır.

*

Antony Giddens’in yaptığı kültürel araştırmalardan yola çıkarak tanımladığı gibi: “Toplum kurumsallaşmış davranış kalıplarının oluşturduğu bir bütündür.” Toplumlar tarafından benimsenen davranış kalıpları, yüzyılların sınavından geçen sağduyunun ışığında, sürekli yeni açılımlar kazanarak zenginleşir. Bu yüzden Zygmunt Bauman, “Başka insanlarla birlikte yaşamak için, çok fazla bilgiye ihtiyaç vardır. Bu bilginin adı da sağduyudur” demektedir. Sağduyunun yolu toplumun ortak aklın yoludur.

*

Sağduyudan beslenmeyen, sağduyuya dayanmayan toplumlar, sorunlarını uzlaşarak çözmekten daha çok, çatışarak çözmeye çalışırlar. Tarihin her döneminde toplumları dönüştürenler, kendi toplumlarını başka toplumlardan üstün görenler değil, toplumlarının gelen yıllarını geçen yıllarından daha üstün olmasını sağlayanlar olmuştur. Onlar toplumların karşı karşıya oldukları sorunların, çözümlerini çatışma alanlarından önce, uzlaşma alanlarında aramışlardır.

*

İnsanlığın ortak sağduyusunu oluşturan bilgi ve bilgelik birikimi, büyük dinlerin ortaya çıktığı beş bin yıllık süreç içinde oluşmuştur. Sağduyuyu zenginleştiren dönüşümler, hızlarını yitirmeden devam etmektedirler. Düz kare dünyanın sağduyulu yönetilenleri, sağduyulu yönetenleri seçerek ve deneterek sağduyuyu güvence altına almaktadırlar. Artık sağduyunun sesine kulak asmayan, çoğunluk tarafından benimsenmeyen, yönetimlerin kalıcı ve uzun ömürlü olmaları mümkün değildir.

*

Yüzyılların bilgi ve bilgelik birikiminden süzüle süzüle gelen, çoğunluğun düşünce ve eylem dünyasını yansıtan sağduyu, tarihin bütün dönemlerinde, doğrulukların anahtarları olduğu kadar, kötülüklerin kilitleri olma işlevini yüklenmiştir. Sağduyuyla açılmayacak kapı yoktur. Çoğunluğun sesi, sağduyunun sesidir. Sağduyunun doğruluklarına, sağduyulu olanlar saygı gösterirler. Onlar tarih boyunca, savaşın şahinleri olmayı değil, barışın güvercinleri olmayı seçmişlerdir.

*

Tarım toplumun sanayi toplumuna dönüşümü dünyayı nasıl değiştirmişse, bilgi toplumunun sağduyu toplumuna dönüşümü ekonomik, siyasal ve kültürel yapıları öyle değiştirmektedir.

*

Yirmi birinci yüzyılda sağduyunun dili olan, seçme ve seçilme hakkına önem vermeyen otokratik yönetimlerin, dünyanın hiçbir ülkesinde varlıklarını sürdürme imkanları yoktur.

*

Kare düz dünyada büyük dönüşümünlerin tetiklediği, yerel ve küresel çatışmaların üstesinden sağduyulu yönetimler gelir.

26 Şubat 2023, 12:27

ORTAKLIK YAPMASINI BİLEN KURULUŞLAR PAYLAŞMASINI VE KURUMSALLAŞMASINI BAŞARARAK ÖMÜRLERİNİ UZATIRLAR

Dünyada ekonomik ve kültürel yarışın hız kazanması, küçük ya da büyük bütün işletmeleri kurumsallaşmaya ve yeni ortaklar bulmaya zorlamaktadır. Kuruluşlar ekonomik krizlerle gelen fırsatlardan, ortaklık kültürünü zenginleştirerek yararlanırlar. Kuruluşların dünya pazarlarında, yer almaları ve ömürlerini uzatmaları, ortaklık yaparak paylaşma kültürüne yeni boyutlar kazandırmalarına bağlıdır. Paylaşmasını bilmeyenler ortaklık yapamazlar.

*

Kurumsallaşarak ortaklık kültürünü geliştirmek, kriz dönemlerinde bütün kuruluşların, karşı karşıya oldukları sorunların başında gelir. Kuruluşlar büyük meydan okumalarla karşılaşmadan, ortaklık yapılarını ve yönetim ilkelerini yenilemezler. Bunun için Anadolu’da “İnsanlar bunalmadan Hızır yetişmez” denilir. Ortaklık yapmasını başaramayan kuruluşlar, kurumsallaşarak ayakta kalacak yenilikler yapamazlar. Kurumsallaşmak her alanda, ortaklık ve yenilik yapmasını bilenlerin işidir.

*

Kare dünyanın kuruluşları dünyanın üretim ve yönetim birikimini içselleştirerek, bilgi toplumlarının kazanımlarını, değer toplumlarının kazanımlarına dönüştürürler. Onlar ekonomik ve kültürel yapılarını, açıklık içinde sürekli yenileyerek, kurumsallaşmaya yeni yöntemler kazandırırlar. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, kurumsallaşma özürlü, ortaklık yapmasını bilmeyen kuruluşlar, dünyanın üretim ve yönetim kültürüne katkıda bulunamazlar.

*

Kuruluşlarla yeni yüzyılda ortaklık dünyası ve kurumsallaşma çalışmaları, büyük ivme kazanmıştır. İşletmeler kendileri için değerli olan gelişmelerin, bütün kuruluşlar için değerli olacağının bilincinde olurlarsa, hem yerel hem küresel pazarlarda, alıcılar ve satıcılar bulmakta güçlük çekmezler. Bu yüzden bütün kuruluşların, yerel pazarlara verdikleri önem kadar, küresel pazarlara da önem vermeleri, üretimde ve yönetimde, bütün dünyanın birikiminden, yararlanmaları hayati önem taşır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşların, herkesin baktığına bakan, ancak kimsenin görmediğini gören danışmanlara, kapılarını açmaları, ortaklık kültürünü zenginleştirmenin ve kurumsallaşmanın ilk adımıdır. Yerel ve küresel alanda karşılaşılan sorunlara, pazarlama, finansman ve insan kaynakları açılarından bakarak, birlikte çözmesini bilen kuruluşlar, krizlerdeki fırsatları yakalamanın yollarını bulurlar. Kuruluşlarda her zaman, dışarıdan bakan gözlere ihtiyaç vardır.

*

Kurumsallaşan kuruluşlarda ortakların kazançlarından önce, kuruluşların kazançları önemlidir. Kurumsallaşmada kuruluşların ortaklara katkılarına değil, ortakların kuruluşlara katkılarına bakılır. Düz kare dünyada kurumsallaşan kuruluşlar ortaklık yaparlar, ortaklık yapan kuruluşlar kurumsallaşırlar. Kurumsallaşma ortakların ilkeleri değil, üretimin ve yönetimin kuralları belirleyicidir. Kurumsallaşmada kuralsızlığa yer yoktur, kurumsallaşma her yerde geçerli kuralara dayanır.

*

Kuruluşların gelecekleri, ortaklık kültürünü zenginleştirerek, kurumsallaşmalarına bağlıdır.

*

Kuruluşlarda kurumsallaşmak yerel değil, küresel değişim hızına uyum sağlamaktır.

*

Kurumsallaşmak amaçları değiştirmeden, araçları değiştirmesini bilmektir.

27 Şubat 2023, 12:03

YEREL VİZYONU KÜRESEL VİZYONA DÖNÜŞTÜRMEYEN ÜLKELER DÖNÜŞTÜRENLER DEĞİL DÖNÜŞENLER OLURLAR

Sürekli dönüşen ve dönüştüren dünyanın, dönüştürücü gücü olmak için, kuruluşlar, kurumlar ve ülkeler gelecek vizyonlarını, durmadan yenilemek zorundalar. Dünyanın dönüşüm hızından daha düşük bir hızla dönüşen ülkeler, dönüştüren ülkeler değil, dönüştürülen ülkeler olurlar. Yeni Türkiye'nin, dünyanın dönüştürücü güçlerinden biri olması, ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne, yeni boyutlar kazandırmasına bağlıdır.

*

Yeni Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki yeri, ilk sıralara kamu kuruluşlarıyla değil, özel kuruluşlarla taşınır. Küreden kareye dönüşen dünyada, en güçlü devlet, nufüsuna göre, en küçük parlementosu, en az parlementeri ve bakanlarının sayısı çok az olan devlettir. Yeni Türkiye'nin yeni vizyonunda, üretim gücü düşük, risk almaktan kaçınan, çok hiyerarşik, çok bürokratik, kurum ve kuruluşlara yer yoktur.

*

Yeni Türkiye, “temsili” demokrasiden “katılımcı” demokrasiye, “siyasal” toplumdan “sivil” topluma, “kapalı yerel” ekonomiden, “açık küresel” ekonomiye, “tek kültürlü” ülkeden “çok kültürlü” ülkeye dönüşmeye direnenlerin Türkiye'si değil, dönüşmeyi yönetenlerin Türkiyesi'dir. Türkiye dönüşmeyen misyonuyla, dönüşen vizyonunu ne kadar hızlı dönüştürürse, ekonomik, siyasal ve kültürel gücünü de o kadar hızlı büyütür.

*

Yeni Türkiye'nin yeni vizyonu, ya dönüşmek, ya dönüşmemek değil, hem dönüşmek hem dönüşmemek olmalıdır. Türkiye 1453'ten bu yana özenle inşa ettiği misyonu, yeni 2053 vizyonuyla, İstanbul'dan, Brüksel'e, Moskova'ya, Washington'da, Yeni Delhi'ye, Pekin'e Tokya'ya taşımalıdır. Uzaklık yakınlık farkının olmadığı kare dünyada, pergelin sabit ayağının Türkiye'de olabilmesi için, diğer ayağın bütün ülkeleri, bir bir dolaşması gerekir.

*

Yeni dünya, ister kültürel, ister siyasal, ister ekonomik olsun, her alanda ülkelerin mükemmellikte yarıştıkları bir dünyadır. Mükemmelliğin pasaport taşımadığı yeni dünyada, kusursuzluğun peşinde koşmayan ülkeler, ülkelerarası ilişkilerde önlenemeyen kusurların tetikleyicisi olurlar. Tom Peters'in kuruluşlar için önerdiği “mükemmel arayış” stratejisi, üretim güçsüzlüğü gidermek isteyen ülkeler için de geçerlidir.

*

Küre dünyanın “Serbest Pazar Ekonomisi”, kare dünyada “Etik Pazar Ekonomisi”ne dönüştü. Artık ülkeler arasında ekonomik bağımsızlıktan daha çok ekonomik bağımlılık önemlidir. Her ülke elindeki kaynakların değerlendirilmesinden sorumludur. Ülkeler birbirleriyle ortaklık yapmak zorundadırlar.

*

Yuvarlak küre dünyada,"Ateş yanan yerden duman çıkar.Duman çıkan yerde ateş yanar" denilir.Kare dünyada,"Ateş yanan yerden duman çıkmaz. Duman çıkan yerde ateş yanmaz" deniliyor.

*

Yeni Türkiye küre dünyada uyuyacak, kare dünyada uyanacaktır.

*

Küre dünyanın üzümü,küre dünyanın erik dalında yenilecektir.

*

Eskinin büyük çamları yeninin küçük bardakları olmuşlardır

28 Şubat 2023, 12:54

İNSAN KIYMETLERİ KURULUŞLARI YERYÜZÜNDEN GÖKYÜZÜNE TAŞIYAN RÜZGAR KANATLI ATLARDIR

Yeni yüzyılın bütün ülkelerinde, doğal kaynaklardan daha çok, insan kıymetleri sürükleyici ve dönüştürücü güç kazanıyorlar. Petrol üreten ülkelerde olduğu gibi, insan kıymetlerinin donanımsız ve yetersiz olduğu toplumlarda, doğal kaynakların zenginliği üretime yansımıyor. Değerlendirilme yolunda ekonomiye kazandırılmayan, dolaşıma katılmayan kaynaklar, zamanla eriyerek değersizleşiyorlar.

*

Doğal kaynak zengini ülkelerin, insan kıymetleri yetersiz olduğundan, hepsi varlık içinde yokluk çekiyorlar. Büyük rakamlara ulaşan petrol gelirleri, tarım ekonomilerini sanayi ekonomilerine dönüştürmeye yetmiyor. Bir ülkenin dünyanın en zengin maden yataklarının olması, büyük sanayi kuruluşlarının olması anlamına gelmiyor. Ülkelerin denizlerle içiçe olmaları, deniz taşımacılığında, gemi inşa sanayisinde ilk sıralarda yer almalarına yetmiyor.

*

Risk almasını bilen, ufuk ötesini gören insan kıymetleri, her dönemde doğal kaynaklardan çok daha belirleyici olurlar. Dünyanın her ülkesinde doğal kaynaklar, insan kıymetlerinin elleriyle, ürünlere dönüşürler. Amerika’da demir çelik sanayisinin öncülerinden, Andrew Carnegie’ye “Elinizdeki bütün kaynaklarınızı kaybetseniz, böylesine büyük ve önemli üretim tesislerini, yeni baştan ne kadar zamanda kurarsınız” diye sorarlar.

*

İnsan kıymetlerinin gücünü gösterme açısından, Carnegie soruya ekonomik hayatın içinden bakan, çok açıklayıcı bir karşılık verir. “Eldeki işletme ve kaynaklardan kastınız, fabrikaların fiziksel varlıkları ise, hepsi doğal bir afette yok olmuş, insan kıymetleri elde kalmışsa, üç yıla kalmaz, olandan çok daha iyisi, çok daha gelişmişi kurulur. Eğer insan kıymetleri elden gitmişse, böyle bir sanayiyi, yeniden kurmaya, bir ömür yetmez" diyerek, insan kıymetlerinin önemini vurgular.

*

Ekonomilerde insan kıymetleri, ülkeleri uçuran rüzgar kanatlı atlara benziyorlar. Onların yoksulluğunu çeken ülkeler, petrol denizinin üzerinde yüzseler de, komşularına el açmaktan kurtulamıyorlar. Bunun için bütün ülkeler insan kıymetlerine, doğal kaynaklardan çok daha fazla ağırlık vermeye çalışıyorlar. Ellerindeki kaynakları değerlendirmesini bilen ülkeler, üretimlerini ileri boyutlara taşıdıkları gibi, kaynaklarının eriyip gitmesinin önüne geçiyorlar.

*

Doğal ya da finansal olsun, paylaşılararak elbirliğiyle değerlendirilmeyen kaynaklarla, üretim gücü artırılmıyor. Bu yüzden Anadolu insanının kültüründe, ortaklık yapmaya, birlikte çalışmaya, büyük önem verilir. İnsanlara yararlı üretim yapanlar, bütün ülkelere katkıda bulunurlar. Kaynaklarını birlikte değerlendirmesini bilenler, toplumlarının üretim güçlerine güç katarlar. Başarının kaynağını, sermaye gücünden daha çok, üretmesini bilen insangücü oluşturur.

*

Hem fiziksel, hem finansal bütün kaynaklar, insanların elleriyle değerlendirilir.

*

Üretim gücünü büyütülmesinde, insan kıymetlerinin yerleri doldurulmaz.

*

Doğal kaynaklar insan kıymetlerinin, elleriyle ürünlere dönüşürler.