Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Eylül 2023

33 yazı

1 Eylül 2023, 12:08

İKİ DÜNYALI EDEBİYATÇILAR EDEBİYATI MEDENİYET İÇİN BİLİRLER

Edebiyatlar medeniyetlerin, ortak akıllarının dokunduğu gizemli atölyeleridir. İster kutsal, isterse seküler kültüre dayansın, her medeniyetin ortak aklını yansıtan, değerlerini ele alan bir edebiyatı vardır. Aydınlanma döneminin seküler edebiyatı, kutsal kültüre dayanan edebiyatın, kaynaklarını kurutmuştur. Sekülerleşme sürecinde, kutsal kültürün değerleri, tedavülden kaldırılmış paralar gibi, geçerliliklerini yitirmişlerdir. Yirminci yüzyıl sekülerleşmenin doruk noktasına çıktığı yüzyıldır.

*

Edebiyat ile medeniyeti birbirinden ayrılmaz, bir dünyanın birbirini tamamlayan iki ayrı dünyasıdır. Kimlikleri romanlarının, hikayelerinin, şiirlerinin ve denemelerinin isimlerinde gizli olan, Anadolu’nun geçmişten geleceğe bakan edebiyatçıları, medeniyetin değerlerini edebiyata, edebiyatın değerlerini medeniyete taşımışlardır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, edebiyata edebiyat için önem verilmemiştir. Onlar edebiyatı medeniyet için, kutsal kültür için bilmişlerdir.

*

Anadolu insanının bin yıllık düşünce ve eylem dünyasına, yeni boyutlar kazandıran edebiyatçılar, iki dünyanın edebiyatını, gerçeği aramanın aracı, doğru düşünmenin yolu, güzelliğin güvencesi olarak görmüşlerdir. Edebiyatla medeniyeti, medeniyetle edebiyatı bütünleştirenler, biri ten biri can, dünyası olan iki dünyaya, bir bütün olarak bakmışlar, romanlarıyla, hikayeleriyle, şiirleriyle, denemeleriyle, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında kalıcı izler bırakmışlardır.

*

Türkiye’nin sesi olan edebiyatçılar, edebiyatın her alanındaki çalışmalarıyla, Anadolu’nun medeniyet değerlerini özümseyerek, iki dünya edebiyatının, en güzel örneklerini vermişlerdir. İki dünya edebiyatı, kutsal kültürü içselleştirerek, bütün boyutlarıyla, hayatı anlamlandıran edebiyattır. Bir dünyada biten, bir dünyada başlayan hayat, ekonomik, siyasal, kültürel boyutlarıyla, birbirini tamamlayan bir bütündür. Bir dünyada yetiştirilen ağaçlar, bir dünyada meyvalarını verirler. Bir dünyada yazılan kitaplar, bir dünyada okunurlar.

*

Edebiyatçılar geçmiş yüzyıllardan gelen edebiyat birikimine, yeni katkılarla zenginleştirerek, gelecek yüzyıllara taşırlar. Tarihçiler geçmiş yüzyıllarda olanları ele alırken, edebiyatçılar gelecek yüzyıllarda olacakları ele alırlar. Yeni kuşakların geçmiş kuşakları izledikleri gibi, gelecek kuşaklar yeni kuşakları izleyecektir. Kuşaklar arkalarına dönüp baktıklarında, kendilerinden önce gelenlerin, açmış oldukları yolları izlediklerini göreceklerdir. Edebiyatçılar yerelleşerek küreselleşirler, küreselleşerek yerelleşirler. Edebiyatçıların kimlikleri kitaplarıdır.

*

İki dünya edebiyatının dünyadaki öncüleri, ne yazarlarsa yazsınlar, iyimserlik rüzgarlarıyla, kötümserlik bulutlarını dağıtan, güzellikle silahlanmış güzel insan avcılarıdır. Onlar güzel insanların hem medeniyetlerinin, hem edebiyatlarının güzel olacağını, herkesten daha iyi bilirler. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, dünya barışının en büyük güvencesi, iki dünya edebiyatını özümsemiş ve içselleştirmiş, iki dünyayı bütünlük ve süreklilik, içinde ele alan edebiyatçılardır. Onların misyonları, insanların iç dünyalarını derinleştirerek, dış dünyalarını güzelleştirmektir.

*

İki dünyanın edebiyatçıları elinde, edebiyat medeniyete, medeniyet edebiyata dönüşür. Onların edebiyatında, bilinen dünya kadar bilinmeyen dünya, yaşanılan dünya kadar yaşanılacak dünya vardır.

*

İki dünyanın edebiyatçılarında, bilgi ile bilgelik, düşünce ile eylem arasındaki altın oran özenle korunur. İki dünyanın edebiyatı hayatın edebiyatıdır.

*

Hayat bütün alanlarıyla, bütün boyutlarıyla, bir olan iki dünyayı, ölen tenlerin ölmeyen canları, içlerinde taşıdıkları gibi taşır.

2 Eylül 2023, 13:43

GİRİŞİMCİLER SİYASAL SINIRLARIN ÖNEMSİZLEŞTİĞİ KARE DÜNYANIN YENİLİK VE GÜZELLİK AVCILARIDIR

Bu yazı daha önce 02.09.2019 tarihinde de yayımlanmıştı.

Gece ile gündüz farkının ortadan kalktığı kare dünyada, toplum üçgeninin tabanında yoksulluk varken, tavanında zenginlik olmaz. Toplumların tavanlarının başarısı, tabanlarının üretim güçlerinden kaynaklanır. Tabanlarının üretim güçleri yetersiz olan ülkelerin, tavanlarının üretim güçlerinin yeterli olması mümkün değildir. Kare dünyada ülkelerin tavanları ve tabanları, karşılıklı iletişim ve etkileşim içinde, güzellik avcıları olmalıdırlar.

*

Toplumların üretim güçlerini büyütmede ve yeni boyutlar kazandırmada, insanların gelir farkları değil, bilgi farkları önemlidir. İnsanların bilgi düzeyleri, gelir düzeylerinden daha hızlı ve daha eşit olarak artırılır. Bilgi düzeyleri yüksek olan toplumların, üretim düzeyleri yüksek olur. Ülkelerin üretim güçsüzlüğünün, üstesinden gelmek için,toplum tavanının çorak topraklarına değil, toplum tabanının verimli topraklarına yatırım yapmak gerekir.

*

İnsanlar bilgi düzeylerini, kuruluşlar üretim düzeylerini, yenillikte yarışarak zenginleştirirler. Geçmişte kalan insanlar ve kuruluşlar, geleceğin ürünlerini, hizmetlerini ve bilgilerini üretemezler. Geçmişin bilimsel birikimiyle yetinenler, geleceğin bilimsel birikimine katkıda bulunamazlar. Küre dünyanın teknolojik ürünlerine takılıp kalanlar, kare dünyanın teknolojik ürünlerini üretemezler. Küre dünyanın yenilik yöntemleriyle, kare dünyanın üretim sorunları çözülmez.

*

Yenilik avcılarının dünyasında, her öğrenilen bilgi bir noktadır. Büyük yeniliklerin kaynağında, küçük küçük yenilikler vardır. Apple’ın kurucusu, Steve Jobs’un dediği gibi: “İnsanlar öğrenebilecekleri kadar çok, yeni bilgi öğrenmelidirler. Bir gün biriktirilen bilgi noktalarının birleşerek, çok güzel bir resim oluşturduğunu göreceklerdir”. Yenilik avcılarının elinde, ne kadar çok bilgi birikirse, ortaya çıkacak ürün o kadar yeni olur.

*

Hayatın ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarında, her yenillik avcısı bir öncüdür. Ancak her öncü bir yenilik avcısı değildir. Yenilik avcıları yakaladıkları yeniliklerle, toplumların hem tabanlarında, hem tavanlarında köklü dönüşümlere yol açarlar. Yenilik avcıları rüzgarlara direnmezler, rüzgarlardan yararlanırlar. Hayatın bütün boyutlarında yeniliği yakalayanlar, hem kendilerini hem çevrelerini güzelleştirirler.

*

Yenilik yolunda yarışanlar, yenilik arayanların yol göstericileri olurlar. Onlar bütün boyutlarıyla, hayatı güzelleştirmenin yol ve yöntemlerini geliştirirler.Nasıl bulutlar yağmur taşırlarsa, yenilik avcıları da güzellik taşırlar. Kuşların uçmadan yaşayamadıkları gibi, yenilik avcıları da güzellikte yarışmadan yaşayamazlar.

*

Hayatın her gününde Yunus gibi, yeniden doğanlardan, yenilikte yarışanlardan, kimse usanmaz. Toplumların tabanları için yeni ve güzel olanlar, tavanları için de yeni ve güzel olurlar.Dünyada insanların gönüllerinin kapıları, her zaman güzel olmasını bilenlere açılır. "Allah güzeldir güzelliği sever." Yenilikte ve güzellikte yarışmayanlar, hiçbir alanda yarış üstünlüğü kazanamazlar.

*

Yenilik avcıları, her gün yeniden doğmasını bilirlerler.

*

Yeni olanlar güzeldir, güzel olanlar yenidir.

*

Yenilenenler hiçbir yerde yenilmezler.

3 Eylül 2023, 12:27

YALIN ÜRETİM YALIN TÜKETİM OLMADADAN ATIKSIZ EKONOMİ OLMAZ

Bu yazı daha önce 26.11.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Toplumların her alanda sonu gelmez isteklerinin karşılanmaya çalışılması, bütün dünyada ekonomik büyümenin, kutsallık kazanmasına yol açmıştır. İnsanların doyma bilmez istekleri, tüketimi artırmıştır, tüketimin artışı ekonomiyi büyütmüştür, ekonominin büyümesi atıkları artırmıştır. Bütün dünyada tüketim, büyüme ve atıkların oluşturduğu, kapalı döngü içinde, insanlar gözleri kapalı dolap atı gibi, dünyanın nasıl bir sona doğru gittiğinin, farkına varmadan dönüp durmaktadırlar.

*

Dünyada ekonominin oluşturduğu kapalı döngüde, tüketimin katlanarak artması için, durmadan kamçılanan isteklerle, hem üretimde hem de tüketimde atıklar, akıl almaz boyutlar ulaşmaktadır. Artık atıklar ülkelerde tek boyutlu, yerel bir sorun olmaktan çıkarak, çok boyutlu küresel bir soruna dönüşmüştür. Bunun için atıklardan kaynaklanan, bütün ülkelerin ekonomik dengelerini altüst eden,küresel ısınma her ülkenin gündeminde, yer alan sorunların başında gelmektedir.

*

Atıklar tüketime yarar sağlamayan, üretime katma değer kazandırmayan, ürünlerin, hizmetlerin ve bilgilerin elde edilmesi için, doğal kaynaklarla birlikte, entelektüel ve finansal kaynakları da yok etmektedirler. Hayatın bütün alanlarında, ortaya çıkan atıklar, yalnızca kaynakların tükenmesine yol açmakla kalmıyorlar, bütün insanlığın geleceğini de tehdit etmektedirler. Eğitimsizlik gibi, yoksulluk gibi, yolsuzluk gibi, atıklar da, bütün dünyanın ortak düşmanları haline gelmişlerdir.

*

Dünyada her türlü atıklardan arındırılmış, yalın tüketim, yalın üretim ve yalın kuruluş denilince, yönetim dünyasının öncülerinden, James Womack ve Daniel Jones akla gelir. Onlar yalın düşünceyi geliştirmek amacıyla, kurdukları kar amacı gütmeyen, eğitim ve araştırma merkezi “Lean Enterprise Institute” de, bütün dünyada etkili olan, çığır açıcı çalışmalar yapmışlardır.Onları izleyen ülkelerde, atıkların üstesinden gelmek için, yol ve yön gösrerici araştırmalar yapılmaktadır.

*

Ekonomilerde atıkların önlemesi, Womack ve Jones’un, “Yalın Düşünce” adını verdikleri, kitaplarında vurguladıkları gibi: “Yalın düşünce, değerin tanımlanması, değer yaratan adımların en iyi ve en doğru biçimde sıralanması, bu adımların gerektiği anda aksamaya uğramadan atılması ve giderek daha yüksek etkenlikte gerçekleştirilmesinin yollarının”, bütün kuruluşlara öğretilmesine bağlıdır. Kuruluşlarda yalınlık, hem tüketim, hem üretim çalışmalarının, yalınlaştırılmasıyla sağlanır.

*

Hayatın her alanında tüketimde olduğu kadar, üretimde de atıklar önlenemez boyutlara ulaşmıştır.Bunun için insanların, yalın düşünceyi içselleştirerek, yalın üretmesini, yalın tüketmesini ve yalın yaşamasını benimsemeleri, bütün dünyanın geleceği için, hayati önem taşımaktadır. Çünkü dünyanın her yanında,ekonomik,siyasal ve kültürel hayatın, bütün boyutlarında yalınlıktan uzaklaşmanın, kaynakları tüketen binbir değişik yüzüyle karşılaşılmaktadır.

*

Dünyanın bütün ülkelerindeki, yerel ve küresel kuruluşların, hem kitlesel tüketimlerinde, hem kitlesel üretimlerinde ortaya çıkan, atıkların ulaştıkları dehşet verici boyutlar, yalın düşünmenin, yalın yaşamanın, yalın üretmenin, yalın tüketmenin bütün insanlığın ortak sorunu olduğu açıkca ortaya koymaktadır. Atıkların en düşük düzeye indirilmesi için, kuruluşlar kendi kültürleri içinde, köklü bir düşünce,köklü bir eylem ve köklü bir yaşama yolu bulmak zorundadırlar.

*

Kutsal kitaplar yalın düşünce, yalın yönetim, yalın hayat konusunda, en önemli ve en etkili kaynakların başında gelirler.

*

Az az yemesini, az içmesini başaramayan toplumlar, atıksız üretmesini, atıksız tüketmesin başaramazlar.

*

Üretimde ve tüketimde, yalınlığı özendirmekten, atıkları önlemekten, her ülke sorumludur.

4 Eylül 2023, 12:07

YUNUS BİLGELİK GÜCÜNÜ SEVDİĞİNİN BÜYÜKLÜĞÜNDEN ALIR

Anadolu’nun büyük bilgesi Yunus, Son Peygamber’i sevmenin, Allah sevgisinde yok olmanın verdiği güçle, Anadolu’dan bütün dünyaya aydınlatır.

*

Güneşi hiç batmayan Anadolu, Yunus’un bilgeliğine derinlik, bilgisine yalınlık yükler. Ustalıkla gizlediği hayatı, düşüncesine ve eylemine, gizemli bir güç kazandırır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni” diyen Yunus’u, bir içten yakarışla, karanlıktan aydınlığına çıkan, Yunus Peygamber’e benzetir.

*

Yunus İbn Arabi’nin, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın, Tapduk Emre’nin Anadolu’sundan yola çıkar. O “Arayı arayı bulsam izini / İzinin tozuna sürsem yüzümü / Hak nasip eylese görsem yüzünü / Ya Muhammed ! Canım arzular seni” dediği Son Peygamber’in sevgisinde yok olur. Ve Allah’ın sevgisinde var olmanın, erişilmez gücüne ulaşır.

*

“Habibibullah” olan Son Peygamber’i sevenler, hem Son Peygamber’in, hem Allah’ın sevgisini kazanırlar. Yunus “Sevelim sevilelim” diyerek, sevenlerin sevileceğinden kuşku duymaz, sevgisini en ileri boyutlara taşır. O Allah’ın sevgisini kazananların, düşüncelerini derinleştirdiğini, eylemlerini zenginleştirdiği, dillerini yalınlaştırdığın bilir.

*

Yunus “ Veysel Karani kazandı” dediği, kazandığını Son Peygamber’in çevresinde halkalanan “Büyük Müslümanlar”ın bildiği, “Veysel Yolu”nu izler. O “Gece Yolculuğu”nda Kudüs’ün “Aksa Mescidi”inde, sayıları yüzbinleri aşan Peygamber’lerin arkasında namaz kıldığı, “Peygamberler Peygamber”inin eri olarak, izleyenlerinin ereni olur.

*

Yunus’u Sezai Karakoç “Yunus Emre” kitabında,“Yeni bir tarikat bile kurmaya kalkışmaz. Büyükler arasında bir ayrım yapmaz” diyerek anlatır. Yunus’un dili ve şiiri gibi, yalın bilgi ve bilgelik dünyası büyük bir etki alanı oluşturur. Yunus’un izlediği olgunlaşma yolu, arayış içinde olan, kavgalardan bıkan insanlara, her dönemi aydınlatan bir ışık tutar.

*

Yunus hem akıl, hem gönül gözünün açıldığı, Peygamber Yolu’nun yolcusu Taptuk Emre’nin kapısından odunun bile eğrisi geçmez diyerek,dergaha kırk yıl odunun doğrusunu taşır. Necip Fazıl’ın “Bir zamanlar dünyaya bir adam gelmiş, / Sayıları silmiş, BİR’e yönelmiş…” dediği, “Bizim Yunus” doğruluğun, hiçbir dönemde ulaşılmayan örneğini verir.

*

Dünyada ne işle uğraşırlarsa uğraşsınlar, Yunus gibi, doğru yoldan gidenler, doğruluktan hiç ayrılmayanlar, Annelerin Sultanı Meryem gibi, gök sofralarıyla ödüllendirilirler. Onların sözü uzatmayan, fazlası ve eksiği olmayan şiirleri, güncelliklerini yitirmezler. Ve insanların iç dünyalarında, ölümsüzlük fırtınaları estirirler.

*

Yeni yüzyılda doğrulukta yarışanların, düşünceleri ve eylemleri, doğru insanların ellerinde, Musa Peygamber’in asası olurlar.

5 Eylül 2023, 12:58

SORGULAYICI FELSEFE DOĞRUYU ARAMA YOLUNDA DÜŞÜNMESİNİ ÖĞRENMEKTİR

Doğruyu arama dünyasının büyük bilgelerinin, bütün insanlığa bıraktıkları en büyük mirasları, ekonomik, siyasal, kültürel boyutlarıyla, hayatı yaşanır ve anlamlı kılmada, arkalarında bıraktıkları yol haritalarıdır. Onlardan kalan yol haritalarını doğru okuyamayanlar, hayatın derinliklerine inerek, hayatı bütün boyutlarıyla kavramakta güçlük çekerler. Bu bağlamda, kaynakları değerlendirme ustalığı ekonomi bilimi de, bütün bilimler gibi, doğruyu arayan felsefe biliminin ayak izlerinden doğmuştur.

*

Sorgulayıcı felsefe, hayatı yaşanır kılmanın değerlerini insanda arar, insan hayatın hem özü, hem özetidir. Çünkü küresel etik ve hukuk ilkeleri içinde, insan için yararlı olan, toplum için yararlıdır. Başta ekonomi olmak üzere, bütün bilimlerin amacı, hem insana, hem de topluma yararlı olan ürünleri, hizmetleri, bilgileri üretmektir. İnsanların ihtiyaçlarını karşılayanlar, toplumun ihtiyaçlarını karşılarlar. İnsandan topluma, toplumdan insana gidilir, insanda toplum, toplumda insan görülür.

*

John Stuart Mill''in, “Tartışma olmayınca”, yalnızca Ekonomi'de değil, her alanda “kelimeler artık düşünceleri ilerletemez olurlar”görüşü her dönemde geçerliliğini korur. Bilimsel düşüncenin özüne zarar vermeden, canlı bir tartışma ortamı oluşturmak bütün entellektüellerin en başta gelen görevleridir. Çünkü iletişim ve etkileşimi kolaylaştıran, özgür bir tartışma alanı oluşturmadan, hiçbir alanda çoraklaşmanın önüne geçmek mümkün değildir.

*

Ekonomi'yle birlikte bütün bilimler, insanın yararını toplumun yararıyla, toplumun yararını insanın yararıyla bütünleştirmek zorundadırlar. Yalnızca uzun dönemde değil, kısa dönemde de, topluma zarar verenler, farkında olmadan kendilerine zarar verirler. Bunun için, sağlıklı bir toplum, herkesin iyilikleri özendirmeye, kötülükleri önlemeye çalıştığı toplumdur. Hayatın her alanında, insan için iyi olan, toplum için, toplum için iyi olan, insan için iyidir.

*

Doğru olan güzeldir diyen, Felsefe'yle doğru olanın peşinde olan Ekonomi'yi bütünleştirmek, bütün bilimlerin en başta gelen görevleri olmalıdır. Aslında felsefe, sanat, bilim arasında amaç farkı değil, yöntem farkı vardır. Onların birleştikleri ortak alanları, ayrıldıkları alanlardan çok daha büyüktür. Üçü de, insanı toplumdan, toplumu insandan ayırmadan, gerçeğin, iyiliğin, güzelliğin peşindedirler. Onların bulgularından, bütün insanlık yararlanır.

*

Felsefe, sanat, bilim, insanın yararını gözetme, hayatını kolaylaştırma, dünyasını güzelleştirme yolunda, ortak alanlarını sürekli büyütürler. Bu yüzden, hangi alanda uzman olursa olsun, başarılı ve tutarlı olmak isteyen her akademisyen, üç alanla birden ilgilenmek zorundadır. Birbirini bütünleyen üç alanın ortak sesi, insanın sesidir, toplumun sesidir, sağduyunun sesidir, ortak aklın sesidir.

*

İnsanlığın ortak birikimine dayanmayan doğrular, genel kabul görmeyecekleri için, uzun ömürlü olmazlar.

*

'Felsefe'de, Sanat'ta, Bilim'de üçlü gerçeğe yer yoktur. Her üçünün ortak amacı gerçeği aramaktır.

*

Hayatı yaşanır kılanlar, gerçeği arayanlardır. Gerçek güzeldir, güzel gerçektir.

6 Eylül 2023, 12:35

SERVETİ SERMAYEYE DÖNÜŞTÜRMENİN GİZEMLİ GÜCÜ

Tüketime önem veren ülkeler, sermayeyi servete dönüştürmeyi severken, üretime önem veren ülkeler serveti sermayaye dönüştürmeyi severler.

*

Yüzyıllar içinde zenginleşe zenginleşe gelen Anadolu’nun bilgi ve bilgelik birikiminde, sermayenin üretim sürecine katılması ödüllendirilirken,üretim sürecinin dışında kalması cezalandırılır. İnsan gibi, toprak gibi, su gibi, servetin üretim gücünden yararlanmasını bilmeyenler, üretim güçsüzlüğünün yol açtığı, yoksulluğun üstesinden gelmezler.

*

Dünyanın her yanında yoksulluğun önüne, üreten eller olmasını, yararlı üretim yapmasını bilenlerle geçilir. Onlar yaşadıkları ülkenin, taşını ve toprağını altın olarak görürler. Taşlarda ve topraklarda gizlenen gücü görenler, çevrelerine halkalanan insanları, el açanlar olmaktan çıkarırlar, el açılanlar olmanın yollarını ve yöntemlerini öğretirler.

*

“Sermaye nehirdeki enerji gibi, servette uyuyan bir güçtür” diyen, Hernando De Soto “The Mystery of Capital” kitabında, sermayenin yapıcı gücünü değerlendirmenin, bilinmeyen sırlarını anlatır. İnsanların, suların boş durmasından hoşlanmayanlar, kaynaklarını değerlendirmesini bilirler, gecelerini gündüzlerine katarak üretimlerini artırırlar.

*

Hem akıllarıyla,hem gönülleriyle düşünmesini, akıl teriyle birlikte gönül teri dökmesini bilenler, insanların gece gördükleri rüyaları, gündüz görülen rüyalara dönüştürürler. Onlar on parmaklarında taşıdıkları yirmibir yetenekle, tüketen insanları üreten insanlara, iş isteyen insanları iş veren insanlara, arayan insanları aranan insanlara dönüştürürler.

*

Ülkeleri mülkiyet gibi, temel insan haklara saygılı, üretmesini bilen, gönülleri, elleri, sofraları açık insanlar zenginleştirirler. Onlar Anadolu’nun erleri ve erenleri gibi, haksızlık yapmaktansa, haksızlığa uğramayı kabullenirler. Ve doğru üretimi, doğru zamanda, doğru yerde, doğru yöntemle artırmadan, yoksulluğun önlenemeyeceğini bilirler.

*

Kare dünyada bütün ülkeler, iç dünyalarının sınırsız servetlerini, dış dünyalarının gizemli sermayesine dönüştürmesini bilen, yeni erler, yeni erenler bekliyor.

7 Eylül 2023, 12:26

DÜNYA İŞİ GÜZEL DEĞİL GÜZEL İŞİ YAPAN LİDERLER BEKLİYOR

Bu yazı daha önce 12.11.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümlerin kaynağında, kendisi için istediğini bütün insanlar için isteyen liderler vardır. Onlar insanlığın bilgi ve bilgelik hazinelerinin, paylaşıldıkca zenginleştiğini bilirler. Liderlerin güçleri, dürüstlükte sınır tanımayan, açıklıklarından kaynaklanır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, ilkesizliğe kesinlikle yer yoktur, düşünceleri eylemlerine, eylemleri düşüncelerine yansır.

*

Görünmeyen dünyayı yok sayarak, kutsal kültürün değerlerinden daha çok, görünen dünyanın doğrularına önem vermek, bütün dünyanın sorumsuzca yağmalanmasına yol açacak, büyük bir soygunun ateşleyicisi olmaktır. Gökyüzünün değerleri, yeryüzünün doğrularının işaret fişekleridir. Onların ışığından yararlanmayanlar, gösterdikleri yönü izlemeyenler, yeryüzünün şiirini yakalayamazlar, dünyayı bütün insanlar için yaşanır kılamazlar.

*

Dünyayı dönüştüren liderler, kutsal kültürün güzellikte yarışan, öncülerinin arasından çıkmışlardır. Onlar dürüstlükte, açıklıkta, cesarette, güzellikte, yarışmanın en güzel örneklerini vermişler, ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, çığır açmışlar, bütün insanlığın izlediği değişmez örnekler olmuşlardır. Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde liderleri lider yapan eylemleri, doğrulukta, iyilikte ve güzellikte sonu gelmez bir yarışa girmeleri olmuştur.

*

Liderlik alanında yaptığı çalışmalarıyla bilinen Warren Bennis, “Bir Lider Olabilmek” kitabında, Bir liderlerle yöneticileri karşılaştırır. Toplumları dönüştürenler yönetici niteliklerinden önce, lider nitelikleri taşıyanlardır. Her lider bir yöneticidir, ancak her yönetici bir lider değildir. Geleceğin dünyasını inşa etmede, Bennis’in liderler için gündeme getirdiği, on iki nitelikten dört tanesi çok önemlidir.

*

1. Yöneticiler birbirine benzer, liderler ise özgündür. Her birinin kendine özgü nitelikleri vardır.

*

2. Yöneticiler elindeki kaynakları korumaya çalışıken, liderler geliştirmeye ve yeni boyutlar kazandırmaya çalışırlar.

*

3. Yöneticilerin gözleri ufukta, liderlerin gözleri ufuktan daha çok ufuk ötesindedir.

*

4. Yöneticiler işlerini doğru, liderler doğru işleri yapar.

*

İster özel, ister kamu, isterse de gönüllü olsun, bütün kuruluşlarda liderlerden daha çok yöneticiler vardır. Bu yüzden ordular gibi yapılanan, ayrıcalıklarla donatılmış yöneticiler, dünyanın kemikleşmiş siyasal ve kültürel yapılsını dönüştürmekte başarısızlığa uğramaktadırlar.

*

Güzel işleri güzel yapmasını, güzel olmasını ve güzellikte yarışmasını bilmeyen yöneticiler, dünyayı savaştan savaşa, krizden krize sürüklemektedirler.Dünya her alanda risk almayı bilen ve doğru işleri başlatacak liderler bekliyor.

8 Eylül 2023, 11:39

YENİ DÜZ KARE DÜNYANIN PUSULASI BATI DEĞİL DOĞU'DUR

Hem Doğu hem Batı, Allah"ındır. İnsanlar yüzlerini ister Doğu"ya, ister Batı"ya dönsünler, karşılarında Allah"ı görürler. Doğu gibi, Batı da hiçbir zaman, bütünüyle Müslüman ya da Hristiyan olmamıştır. İslam Doğu"nun olduğu kadar Batı"nın da, ana kültür kaynaklarının başında gelir.Avrupa Rönesans'nın temelleri Türkistan'da ve Endülüs'te atılmıştır.

*

Kitaplı dinlerin sonuncusu olan İslam, en sonda gelmekle birlikte, en başta olandır. İslam"sız ne Doğu, ne de Batı olur. Doğu ve Batı"nın düşünce kaynaklarını çok iyi bilen İkbal, yıllarını Mevlana"yı İngilizce"ye çevirmeye veren R.N. Nicholson"un gözünde, "Doğu ile Batı"yı bir araya getiren" düşünürdür. Kare dünya Yeni Nicholson'lar, Yeni İkbal'ler bekliyor.

*

Düşünce dünyasının zirveleri, dağ zirvelerinin birbirlerini gördükleri gibi, birbirlerini görürler ve birbirleriyle iletişim içindedirler. Zirveler ya Doğu ya Batı demezler, hem Doğu, hem Batı demesini, iktidar olanlardan daha iyi bilirler. Doğu kutsal, Batı seküler kültürün vatanıdır. Batı dünyasında kutsal kültür adına ne varsa, baştan sona hepsi Doğu dünyasından ödünç alınmıştır.

*

Küre dünyanın kare dünyaya dönüşmesi, Doğu ile Batı arasındaki sınırları ortadan kaldırmıştır. Doğu ile Batı birbirine karışmamakla birlikte her yerde yan yanadır. Çünkü bir insan yarı Türk, yarı Alman olur, ancak yarı Müslüman, yarı Hristiyan olmaz.İnanç süreklilik içinde bir bütündür.Vahiy medeniyeti,İlk Peygamber'le başlar, Son Peygamber'le tamamlanır.

*

İkbal"in "Mevlana ve Hegel" şiirinde dile getirdiği gibi: Gönül yolunda akılla yürünmez. İkbal"den yola çıkılarak söylenirse: Doğu"nun kutsal kültürle yoğurulan dünyasında, Batı"nın seküler kültürle yoğurulan dünyası yol gösterici olmaz. Batı"nın görünen dünyasıyla, Doğu"nun görünmeyen dünyasında yol alınmaz, inanlığın atalarının yitirdikileri Cennet bulunmaz.

*

Pusulasını yitiren dünyanın pusulası, Batı değil, Doğu"dur. Doğu"suz Batı, yolunu şaşırır. Doğu"suz Batı, pusulasız gemiye, Batı"sız Doğu da, gemisiz pusulaya benzer. Her ikisinin de yalnız başlarına dünya gemisiyle barış limanlarına ulaşmaları mümkün değildir. Dünya barışının güvencesi ya Doğulular ya Batılılar değil, hem Doğulular, hem Batılılardır.

*

Doğu ile Batı"nın birleşmesi değil, bir araya gelmesi gerekir. İsteyen Doğulu, isteyen Batılı olur, kimse kimseyi Doğulu ya da Batılı olmaya zorlayamaz.Herkesin bir Doğusu ve bir Batısı vardır. Doğu ve Batı"nın semalarında, kutsal kültürün güneşi parlıyor. Çünkü kutsal kültürün güneşi, dünyanın bir yerinde batarsa, başka bir yerinde doğar. Ancak Doğu"nun güneşi, Batı"nın lambasıyla aranmaz.

*

Dünya yeni bir dönüşümün arifesindedir. Yirminci yüzyılda dünyanın Batılılaşması tartışıldı. Yirmi birinci yüzyılda dünyanın Doğululaşması tartışılacaktır. Küre dünyanın pusulası Batı oldu, kare dünyanın pusulası Doğu olacak.Pusulasız gemi, gemisiz pusula olmaz.Doğu Batı"nın pusulasıdır.

9 Eylül 2023, 12:06

HER LİDER BİR YÖNETİCİ OLUR HER YÖNETİCİ BİR LİDER OLMAZ

Ülkelerin ve kuruluşların rüyalarını, her alanda yönetenler için istediklerini, yönetilenler için de isteyen liderler gerçekleştirirler.

*

Liderlerin yapıcı güçleri, insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini özümseyerek, sonuna kadar açık ve her zaman dürüst olmalarından kaynaklanır. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, ilkesizliğe kesinlikle yer verilmez. Üretimdeki ve yönetimdeki başarıları, paylaşma kültürünü sürekli zenginleştirmelerine dayanır.

*

İster ülke, ister kuruluş olsun, her lider liderlik özellikleriyle birlikte, yöneticilik özellikleri de taşır. Bir lider hem bir lider, hem bir yönetici olur. Ancak her yönetici, bir lider olmaz. Yöneticiler birbirlerine benzerler, kısa dönemli düşünürler, bugüne bakarlar. Liderler birbirlerine benzemezler,uzun dönemli düşünürler, yarına bakarlar.

*

Liderlik konusunda öncü çalışmalar yapan Warren Bennis “Bir Lider Olabilmek” kitabında, liderlerin özellikleriyle yöneticlerin özelliklerini karşılaştırır. Üretim ve yönetim alanlarında yöneticiler ufukları, liderler ufukların ötesini görürler. En önemlisi, yöneticiler işleri doğru yaparken, liderler doğru işleri yaparlar.

*

Dönüştürücü liderler, toplumun hiçbir kesimine zarar vermeden, birbirleriyle gelirleri artırmada, giderleri azaltmada yarışan yöneticilerin arasından çıkarlar. İbn Haldun’un yılar önce açıklıkla ortaya koyduğu gibi, gelirleri giderlerini karşılamayan, üretmekten daha çok tüketmeyi düşünen, ülkeler ve kuruluşlar ayakta kalamazlar.

*

Geçen Yirminci yüzyılda olduğu gibi, gelen Yirmibirinci yüzyılda da savaşlar birbirini izliyor. Yerlerini korumaktan başka bir amaçları olmayan yöneticilerin, yol açtıklar savaşların faturasını bütün ülkeler ödüyor. Dünyada ülkelerin ve kuruluşların yöneticileri, doğru işleri, doğru zamanda, doğru yerde yapmada çok gerilerde kalıyorlar.

*

Ülkelerin üretimde ve yönetimde birbirlerine bağımlılıklarının, yıldan yıla arttığı bir dünyada, her ülkede liderlerin önemi katlanarak artıyor.

10 Eylül 2023, 12:58

TÜKETİM BAĞIMLILIĞININ ÇORAK TOPRAKLARINDA AKMAKTAN KURTULMAK

Bu yazı daha önce 27.11.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyada insanlar olmadan tüketim, tüketim olmadan insanlar olmaz. Tüketimin hayatın karmaşıklaşmasında olduğu kadar, yalınlaştırılmasında da vazgeçilmez bir yeri vardır.Tüketim yüklendiği işlevlerle, bütün alanlarıyla hayatı, hem kolaylaştırır hem zorlaştırır. Her toplumun kendine özgü, bir tüketim ve bir yaşama kültürü vardır. Kutsal kaynaklardan beslenen kültürlerde, insanlar yaşamak için tüketirler. Ölüm sonrasına inanmayan seküler kültürlerde, insanlar tüketmek için yaşarlar.

*

Kutsal kitaplara öncelik veren toplumlarda, hayatın bütün alanlarında, belirleyici olanlar ekonomik değerler değil, kültürel değerlerdir. Onlar iki dünyayı, birbiriyle bütünleştirerek, birlikte değerlendirmesini bilirler. Yalnızca yaşanan dünyaya, önem veren insanlar için, tüketim en büyük değer ve anlam kaynağıdır. Onların düşünce ve eylem dünyasında, gece gündüz durmadan tüketmek, mutluluğun olduğu kadar, başarılı olmanın da en önemli göstergesidir.

*

Seküler toplumlar mutluluğu, durmadan artırmaya çalıştıkları tüketimde ararlar.Tüketim yarışı ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın ana dinamiğidir. Tüketimi yıldan yıla artırma yarışı, ekonomik büyümenin sürükleyici gücüdür. Tüketim bağımlısı insanlar, alkol bağımlısı insanlar gibi, durmadan gece gündüz, gerekli gereksiz yeni ya da eski ürünlerden,satın almadan mutlu olamazlar.İnsanları tüketim bağımlısı kılan pazarlama, üretim ve yönetim bilimlerinin temelidir.

*

Parçalardan bütüne bütünden parçalara, bakmanın çok güçleştiği seküler dünyada, tüketim bağımlılığının yol açtığı sorunlar, hayatın bütün alanlarında katlanarak artmaktadır. En çok tüketenlerden olmak için, her gün tekrarlanan yarışta, seküler insanlar kutsal kültürle bağlarını bütünüyle yitirmişlerdir. Onlar aynı Goethe’nin Faust’u gibi, ölümsüzlüğün peşine düşercesine, sınırsız isteklerinin peşine düşerek,toplumların iç ve dış dünyalarında, onulmaz büyük yaralar açmaktadırlar.

*

Faust’a özenerek doyma bilmez ve sonu gelmez tüketim tutkusuyla, kıvranan seküler insanlar, bütün dünyayı çoraklaştırmaktadırlar. Kutsal değerleri, hayatın dışına atan yönetimlerin ellerinde, insanların iç dünya zenginlikleri, çorak topraklarda akan nehirler gibi, buharlaşarak yok olup gitmektedir. Gelecek kuşaklar geçmiş kuşakları, toplumların afyonu olan televizyon dizileri izleyen, gösteriş çılgınlığında yarışan, tüketim bağımlıları olarak göreceklerdir.

*

Hayatın zenginleşmesine, hiçbir katkısı olmayan tüketim bağımlıları, bütün krizlerin kaynağıdırlar. Yirmi birinci yüzyılın can alıcı sorunlarının başında, bütün boyutlaryla hayatı çoraklaştıran, tüketim bağımlılığının üstesinden gelmek olacaktır. Çünkü tüketim bağımlılığının üstesinden gelmeden, yoksulluk ve yolsuzluk sorunlarının üstesinden gelmek mümkün değildir. Bu yüzden her alanı kuşatan, tüketim bağımlılığının yol açtığı sorunlerı çözmek için, bütün ülkeler işbirliği yapmak zorundadırlar.

*

İnsanların harcamaları beslenme, giyinme ve korunma gibi, karşılanması zorunlu ihtiyaçları aşmazsa, bütün ülkelerde tedirginlikten uzak, huzurlu ve barış içinde bir hayatın, kapıları kolaylıkla açılacaktır.

*

Dünyadaki yoksulluğun kaynağı, tüketmek için yarışanlardır.Dünyada tüketim bağımlılığının kaynakları kurutulursa, gerçek ihtiyaçları karşılamakta, hiçbir ülke güçlük çekmez.

*

Kaynaklarla birlikte insanlığın ortak hazinesi zaman da, tüketim bağımlılarının elinde heder olmaktan kurtarılmalıdır.

11 Eylül 2023, 12:33

DÜNYA BİLGİYİ BİLGELİĞE DÖNÜŞTÜREN ŞAİRLERLE DEĞİŞİR

Söz yazıya, yazı söze dönüşür. Yazıya dönüşen söz kalır. Sözü eyleme, eylemi söze dönüştürmenin ustası Nuri Pakdil''in denemelerinde sürekli vurguladığı gibi: “Sözün de yazıya eş bir gücü var”dır. Söz insanlığın ortak gönüllerinin, yazı da ortak akıllarının bugüne yansımasıdır.

*

Geçmişte söylenmiş sözü, geleceğe kalacak yazısı olmayan toplumlar, varlıklarını koruyamazlar. Toplumların düşünce zenginliği ve eylem güçleri, söz ile yazı arasındaki iletişim ve etkileşime dayanır.Şairler sözün ustası, şiir sözün özüdür. Şairler toplumları şiirle düşündürürler.

*

Toplumları dönüştüren şairler, hayatın şiirini yakalayan şairlerdir. Büyük şairleri olmayan toplumlar, hayatın hiçbir alanında kalıcı izler bırakamazlar. Toplumları güçlü kılanlar, ordulardan önce şairlerdir. Türkiye''yi savaş yıllarından barış yıllarına büyük şairleri taşımıştır.

*

Yahya Kemal''siz, Mehmet Akif''siz ve Necip Fazıl''sız Anadolu insanının sözü ve yazısı çok güçsüz olurdu. Türkiye''yi dönüştüren, sözü yakalayan şairlerin şiirlerinde kendini bulan herkes, hayatı derinden kavrayan bir misyonla, bütün insanlığı kucaklayan bir vizyonla dünyaya bakar.

*

Dönüştürü sözün öncüleri, baskı ve şiddet fırtınaları değil, ümit ve güven rüzgarları estirirler. Toplumları orduların silahları değil, şairlerin şiirleri dönüştürür. Şairler omuzlarında silah değil, gönüllerinde şiir taşırlar. Gönüllerin kazanılması, ülkelerin kazanılmasından çok daha zordur.

*

Gönüller silahlarla değil, şiirlerle kazanılır. Anadolu''ya gelen yabancı güçlerle ordulardan önce şairler hesaplaşmıştır. Mevlana''nın dönüştürücü potasında Anadolu ile birlikte bütün insanlık yoğurulmuştur. Onun kapısı sürekli açıktır, gönül potasında herkese yer vardır.

*

Şairler sözü şiire, şiiri söze dökerek, hayatı güzelleştiren şiiri yakalarlar. Onlar güzellik avcılarıdır, şiirlerinde güzelliği aradıkları için, güzelliğin kaynağı olurlar.Anadolu''nun söz ustaları bütün dünyada şiirin diriltici rüzgarını estirmişlerdir. Onların rüzgarını yakalayan çorak topraklar, bereketli topraklara dönüşmüştür.

*

Söz ile yazı arasındaki uyum ve düzen şiirle sağlanır.

*

Şairler ülkelerin düşünen akılları, seven gönülleridir.

*

Dünyada şiirsiz söz etkili, şiirsiz yazı kalıcı olmaz.

12 Eylül 2023, 12:05

OSMANLI DENİZİNDE BİR DAMLA OLMA

Uzun ömürlü devletlerin başında gelen, Osmanlı söz konusu olduğunda, akıllara ömrünü Türklerin tarihini anlamaya adayan Mehmet Genç gelir.

*

Avrupa ülkelerinin Asya ülkelerine Atina’dan İskender’le başlayan, İstanbul’dan Konstantin’le devam eden yürüyüşleri, Malazgirt’te Alpaslan’la durdurulur. Arapların Güney’den, Türklerin Doğu’dan gelmeleriyle, Anadolu’da Müslümanların ağırlıkları artar. Yüzyıllar içinde Türkler yerlileşirler, yerli yabancı ayrımı gözetilmez olur.

*

Selçukluların Konya’da batan güneşi, Osmanlılarla Bursa’da doğar. Avrupa’dan gelen İbn Arabi, Asya’dan gelen Mevlana, Anadolu’da Yunus’la buluşarak, yüzyıllarca Avrupa’nın en büyük gücü olacak, “Büyük Osmanlı Devleti”nin kültürel temellerini atarlar. Fatih İstanbul’da yönetimi ele alarak, İki Kıta’nın, İki Deniz’in Sultanı olur.

*

Erol Güngör ve Mehmet Genç, İbn Arabi’nin önceden haberini verdiği, Osmanlı Devleti’nin büyümesini, mucizevi bulurlar. Mehmet Genç, Avrupa’daTürklerin dört yüzyıl süren ilerleyişlerinin, iki yüzyıl süren çekilişlerinin çok muhteşem bulur. “Avrupa’ya karşı, Avrupa’ya rağmen, Avrupa’ya yerleşme”, Türklerin sevildiklerini gösterir.

*

Mehmet Genç Osmanlı sevgisini, “Fahri Doktora Töreni Konuşması”nda, Nietzsche’nin “Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar” sözünü, Kierkegaard’nın “Sonsuz bir aşkla ancak sonsuzluk sevilebilir” sözüyle birleştirerek anlatır. O sonsuz bir aşkla sevdiği Osmanlıya bakarken, Osmanlı sevgisinde kaybolduğunu görür.

*

Tarihçiler Mehmet Genç gibi, Osmanlı Okyonus’unda yüzerken, sınırsız derinliklerin üzerinde olduklarını görürler. Mehmet Genç de Osmanlı sanayisini anlatmada, bütün tezleri yetersiz bulduğundan, tezinin tamamlamaya ömrü yetmez. O kerametin kendisinde değil, üzerinde çalıştığı “Kıyısız Okyonus”ta olduğunu her fırsatta vurgular.

*

Beşir Ayvazoğlu Osmanlı sevdalısı Mehmet Genç’i, “Hac Yolunda Bir Karınca” çalışmasında, yakınlarının görüşlerini de alarak, bütün yönleriyle anlatır. Etnik köken olarak Türk, Türkçe’yi devlet, Arapça’yı bilim, Farsça’yı sanat dili gören Osmanlılar, İslam’ın ana kaynaklarına dayanarak, bütün insanlığın birikiminden yararlanırlar.

*

Osmanlılar hem savaşta, hem barışta Hrıstiyanlardan çok daha hoşgörülü, çok daha adil davranırlar. Avrupa Rönesans’ının kaynaklarını, dünyanın kutup yıldızı bilgelerin Türkistan’daki, Endülüs’teki çalışmaları oluşturur. Her alanda yoksul Avrupa’yı, zengin Avrupa’ya, Farabi’ler, İbn Sina’lar, İbn Rüşd’ler, İbn Haldun’lar dönüştürür.

*

Türkiye “Osmanlı Millet Yönetimi”nin, güncelleştirilmesi olan “Avrupa Birliği”ne, tam üye olmasa da, Türkler Avrupa’da, ekonomik ve kültürel varlıklarını koruyorlar.

13 Eylül 2023, 12:32

BİLGİNİN ERİ OLMADAN BİLGELİĞİN ERENİ OLUNMAZ

Geçmişten geleceğe yolculukta, bilgili olmak kadar bilge olmak da önemlidir. Bilgiyi bilgeliğe, Yunus gibi, bilginin eri bilgeliğin ereni, bilgeler dönüştürür. Bilgeliğin sultanı Yunus'tur. Bilgi Yunus ile bilgelik olmuştur. Yunus geçmişle gelecek arasındaki sınırları ortadan kaldırmıştır. Yunus'la hem geçmiş, hem gelecek bugüne taşınmıştır.Dünya bir gündür, o gün bugün denilmiştir.

*

Bilgeler geçmişe bakarken, geleceği görürler. İnsanlık tarihinde, geçmiş gelecektir. Gelecek geçmiştir. Bilgelik hayatın olgularla, olguların hayatla anlatımıdır. Bütünlük ve süreklilik içinde bilgeler, geçmişi bugüne, bugünü geleceğe taşıyacak, düşünce ve eylemlerin temellerini atarlar. Düşünce eylemlerle eylemler düşüncelerle inşa edilir.Düşüncesiz eylem, eylemsiz düşünce olmaz.

*

Her yeni düşünce, her yeni eylem, yeni kelimelerle , yeni kavramlarla sunulur. Bilgi ve bilgelikle, düşünce ve eylemin özü söze, söz yazıya dönüşür. Öz olmadan söz olmaz. Önce söz değil öz vardır. Kavramlar ve kelimeler, düşünce ve eylemlerin, özden söze yolculuğunda, vazgeçilmez önem taşırlar. Bilinen kelime ve kavramların hacmiyle, düşünce ve eylem gücü arasında doğru orantılı bir bağ vardır.

*

Çok dil bilen, kelime ve kavram dünyaları zengin olanların, düşünce ve eylem dünyaları zengin olur. Dünyanın her yerinde, büyük bir bilgelik birikimine sahip olanlar, arkalarında insanlık tarihini dönüştüren eserler bırakırlar.Osmanlı'nın bilge insanları, Mesnevi ve Mukaddime yazıldığı dilde okudukları gibi, Shakespeare ve Rimbaud'yu ana dillerinde okuyorlardı.

*

Yeni dünyada üç dilde, düşünmesini, yazmasını, konuşmasını bilmeyenler, dünyanın bilgi ve bilgelik birikimine katkıda bulunamazlar. Büyük bilge denizci, Barbaros Hayrettin, en az yedi dil bilen, düşünce ve eylem dünyası çok zengin bir Osmanlı üst düzey devlet yöneticisidir. Geçmişten geleceğe bakan bir bilgelikle, "paylaşılmaz" denilen devlet ve yönetim gücünü paylaşmıştır.

*

Barbaros Kuzey Afrika'yı Anadolu ile bütünleştirmiştir. Cezayir sultanlığından feragat ederek “Denizlerin sultanı” olmuştur. Akdeniz'i bir Türk gölüne dönüştürmüştür. Barbaros Anadolu'yu Amerika'ya taşımayı ,Hindistan'ı fethetmeyi, Çin'e el atmayı düşünmüştür. Bilgiden bilgeliğe, düşünceden eyleme yolculukta, öz kadar olmasa da, sözün de yeri vardır. Söz özün habercisidir. Özü olmayan sözün gücü, sözü olmayan özün etkisi olmaz. Öz söze, söz öze kavram ve kelimelerle dönüşür.

*

Bilginin bilgeliğe düşüncenin eyleme dönüşmesinde, söz değişir, öz değişmez. Her kuşağın bilgelerinin sorumluluklarının başında, özü tekrar tekrar yorumlamak gelir. Bilgi yığınları arasında bilgelik yitirildi. Bilgi peşinde koşanlar, bilgelik arayanların açık ara önlerine geçtiler ve bütün yol başlarını tuttular. Artık dünyada bilgiyi bilgeliğe dönüştürme susuzluğu çekilmiyor.İnsanlar karınlarından önce gözlerini doyurmaya çalışıyorlar.

*

Bilgelik kerametle değil,feragatle yeni açılımlar kazanır.

*

Bilgiyi bilgeliğe, dönüştürmeyen dünya çoraklaşır.

*

Dünya bilgiyle değil, bilgelikle yaşanır kılınır.

14 Eylül 2023, 11:08

YARDIMLAŞMASINI BİLENLER TEMEL İHTİYAÇLARI KARŞILAMASINI BİLİRLER

Bu yazı daha önce 09.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Üretimde ve yönetimde, bir yandan tüketimi azaltırken, bir yandan üretimi artıranlar, sınırlı kaynakları sürekli yeniden değerlendirerek, bütün insanların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunurlar. Toplumların mutluluğu ve güvenliği, herkesin temel sorunlarının çözülmesine bağlıdır. Doğu’dan Batı’ya bütün toplumlarda, ihtiyaçların karşılanmasıyla birlikte, güvenliklerin sağlanması, barış içinde birlikte yaşamanın olmazsa olmazlarıdır.

*

Ekonomik ve kültürel değerleri, köklü olan ülkelerde, insanların ihtiyaçlarını karşılayan kuruluşların ihtiyaçları, toplumun bütün kesimleri tarafından karşılanır. Dünyanın bütün ülkelerinde, insanlar kültürlerin, kuruluşlar da ekonomilerin güç kaynağıdır. Toplumlar insanlarla, insanlar kuruluşlarla varlıklarını sürdürürler. Bunun için her yerde, hem insanlar, hem kuruluşlar, birlikte yaşamak, yardımlaşmak ve dayanışmak zorundadırlar. İnsanlar ve kuruluşlar arasında, alışverişin olmadığı toplumlarda, hayatın hiçbir alanında zenginleşme olmaz.

*

İnsanlar ve kuruluşlar denizler gibi, sürekli hareket halindedirler, bazan durgundurlar, bazan da hareketlidirler.İnsanların ve kuruluşların, dinamik ekonomik ve kültürel dünyalarında, insanlar için doğru ve güzel olanlar, kuruluşlar için de doğrudur ve güzeldir. İnsanlar düşünceleriyle, eylemleriyle, kuruluşlar üretimleriyle, tüketimleriyle, ülkelerin ekonomlerine ve kültürlerine, çoğaltan ve çarpan etkileri çok boyutlu olan, gizemli bir güç kazandırırlar.

*

Denizler için sular nasıl bir işlev yükleniyorsa, toplumlar için de insanlar aynı işlevi yüklenirler.Nasıl susuz denizler olmazsa, insansız da toplumlar olmaz. Kültürel dokuya ve ekonomik yapıya tat ve rengini insanlar verirler. Hayatta herşeyin kaynağında insanlar vardır. Kültürel ve ekonomik hayatın hem tadı, hem de rengi insanlardan kaynaklanır. İnsanların güçleri ve etkileri, her dönemde içlerinde yer aldıkları kuruluşlarla, toplumsal hayatın her alanına katlanarak yansır.

*

İnsanlar üretimlerinde ve yönetimlerinde yer aldıkları, kuruluşların ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle, zenginleştirdikleri bilgilerle, toplumları güçlendikleri gibi, güçsüz de düşürürler. Toplumların ekonomik, siyasal ve kültürel alandaki güçleri, insanların gönüllerindeki düşüncelerini eylemlere dönüştürerek, dünyaya kazandırmalarına bağlıdır. İnsanlar yapıkları yeniliklerle, büyüttükleri kuruluşlarla, toplumları bir dünyadan alırlar, başka bir dünyaya taşırlar.

*

Toplumları geçmişten geleceğe taşımada, insanların güçleri her kademesinde yer aldıkları kuruluşlardan gelir. Onlar toplumların ihtiyaçlarını karşılayan üretimleriyle,dünya barışına en büyük katkıda bulunurlar.Onların ekonomi ve kültür dünyalarında, üretmesini bilenler, tüketmesini bilenlerden önce gelirler. Onlar özendirdikleri gerekli üretimleriyle, önledikleri gereksiz tüketimleriyle, ağaçlar gibi büyüyen, doğal döngüsel ekonominin, ana omurgasını oluştururlar.

*

İnsanlar ve kuruluşlar, yardımlaşarak ve dayanışarak, ekonomik ve kültürel gelişmeye, büyük bir canlılık kazandırırlar.

*

Yardımlaşmada ve dayanışmada, yarışmanın olmadığı toplumlarda,hayatın hiçbir alanında köklü gelişmeler olmaz.

*

Yardımlaşmasını ve dayanışmasını bilenler,hem ekonomik hem kültürel kaynakları, değerlendirmesini bilirler.

15 Eylül 2023, 11:43

DÜNYAYA KÜRESEL BARIŞI EKONOMİZM'İ EKOLOJİZM'E DÖNÜŞTÜRMESİNİ BİLEN BİLGELER GETİRİRLER

Ekonomizm yüzyılında dünyanın, geleceğini küresel tüketiciler belirleyecektir. Onlar özel araçlar yerine, toplu taşıma araçlarını tercih ederek, küresel ısınmayı önleyeceklerdir. Hayatın her alanında son sözü tüketiciler söylerler. Bütün dünyanın tüketicileri, içindekilerden daha pahalı olan, metal kağıt ve plastik kutularla satılan ürünlerden uzak durarak, Ekonomizm'in can damarlarını keseceklerdir.

*

Dünyanın her ülkesinde tüketiciler, hiç ölmeyecek gibi tüketmek yerine, hemen ölecek gibi tüketirlerse, dünyada dolu dizgin giden tüketim yarışının hızını hiçbir kuruluş artıramaz. Ömürlerinin sonuna yaklaşan insanlar, hayatlarının kalan kısımlarını alışveriş merkezlerinde değil, gönüllü hizmetlerde geçirirler. Onlar her günlerini son günleri gibi, öğrenme ve öğretme alanlarında değerlendirmeyi, herkesten çok daha iyi bilirler.

*

Dünyadaki harcama yarışı, ister Doğu ülkelerinde, isterse de Batı ülkelerinde olsun, bütün toplumlarda Ekonomizm'in değirmenine su taşıyan en büyük ve en etkili dinamiktir. Ekonomizm'de, Benjamin Franklin’in dediği gibi: “Bir insan ne kadar fazla şeye sahipse, o kadar daha fazla şey ister. Para bir boşluğu doldurmak yerine, yeni bir boşluk doğurur”. Tüketim de para gibi, bir ihtiyacı gidermekten daha çok, yeni bir ihtiyacın kapılarını açar.

*

Ele geçirilen zenginliği büyütmek için Ekonomizm, hiçbir ilke ve hiçbir sınır tanımadan güçlenmeye devam etmektedir. Ekonomizm hayatın yaşanırlığını zorlaştırmakla kalmıyor, bütün insanları, bedelsiz ürünler dağıtan büyük bir alışveriş merkezi gibi gördüğü, tabiatın doğal kaynaklarını yağmalamaya davet etmektedir. Yalnızca tüketim, yalnızca kazanç diyen, Ekonomizm'in elinde, insanlarla tabiat arasındaki eşsiz dostluk, acımasız düşmanlığa dönüşmüştür.

*

Dünyanın her yanında ülkeler, sınırlardan daha çok doğal kaynaklar için savaşıyorlar. Ekonomizm'in körüklemesiyle dünyada, doğal kaynakların yağmalanması, akıl almaz boyutlar kazanmıştır. Doğal kaynaklardan sağlanan kazançların, estirdiği büyük gösteriş fırtınası içinde, kimsenin gözü kimseyi görmüyor. Ekonomizm içinde daha çok kazanma yarışı, daha az kazananların sayılarını azaltarak, kaynakların sınırlı ellerde toplanmasına yol açıyor.

*

Soğuk Savaş sonrasında, tüketimde eşitlik peşinde koşan Komünizm ve tüketimde özgürlük peşinde koşan Kapitalizm ölmüştür.Birlikte ölen Komünizm'in ve Kapitalizm'in küllerinden Ekonomizm doğmuştur. "Ekonomi her şeydir" diyen "Seküler Dünya", bütün ülkelerde küçük küçük "Nuh Tufan"larına yol açmaya devam ediyor.

*

Ekonomizm yüzyılında, her ülke büyüklüğüne göre bir alışveriş merkezine dönüşmüştür.

*

Büyük küçük bütün ülkelerin katkılarıyla, Ekonomizm yeni açılımlar kazanmaktadır.

*

Bütün dünya elele vererek, Ekonomizmi Ekolojizm'e dönüştürmelidir.

15 Eylül 2023, 19:53

İMES BAŞKANI DEĞERLİ KEMAL AKAR'LA "ÜRETİMDE VE YÖNETİMDE YENİ PARADİGMA ARAYIŞLARI" TOPLANTISINDAN İKİ KARE. Prof.Dr.AHMET KALA,DURSUN ALİ YAZ, HASAN AKTAŞ, BATUHAN ÇAKMAKCI,TEMURÇİN KASARCI DEĞERLİ KATKILARDA BULUNDULAR

Bu yazı daha önce 06.05.2015 tarihinde de yayımlanmıştı.

16 Eylül 2023, 11:50

İNSANLARA DEĞER ODAKLI ALIŞKANLIKLARI GÜÇ KAZANDIRIR

Ülkelerde insanlar, herkes tarafından benimsenen alışkanlıklarla, yağmurlu karanlık ortamları, güneşli aydınlık ortamlara dönüştürürler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde insanların, her ortamda geçerli alışkanlıkları, açılmayan kapıları açarlar, çözülmeyen sorunları çözerler. Hem yerel, hem küresel ortamlara uygun alışkanlıklar, sorun yüklü yaklaşımları, çözüm yüklü yaklaşımlara dönüştürürler. Onlarla aşılmaz sanılan dağlar aşılır, çözülmez sanılan sorunlar çözülür.

*

Stephan Covey “Başarılı İnsanların Yedi Alışkanlığı” kitabında, üretim ve yönetim dünyasındaki, insanların alışkanlıklarını ele alır. Alışkanlıkların başında, sorunlar karşısında kötümser tepki verme değil, iyimser tepki verme gelir. İyimser düşünenler sorunlarda çözülecek, kötümser düşünenler çözülmeyecek yanları görürler.

*

Alışkanlıklar arasında ikincisini, sorunların başından önce, sonunu düşünme alır. Yapılan işlerin sonunu düşünme alışkanlığı, çözüm sürecindeki engellerin aşılmasını kolaylaştırır. Anadolu’da “ Sonu iyi olanın, başına bakılmaz” denilir. Üçüncü alışkanlık olan, öncelikli işleri öne almayla, işler çok zorluk çekilmeden gerçekleşir.

*

Dördüncü alışkanlığı, “kazan kazan” ilkesi oluşturur. Kare dünyanın üretiminde ve yönetiminde, kazandıranlar kazanırlar. Tarafların kazançlarının toplamı, kayıplarının toplamından çok daha büyük olur. Kazanmak için kazandıranların bulundukları ortamlarda, savaşların, “kaybet kaybet” ilkesi geçerliliğini bütünüyle yitirir.

*

Önce anlamaya çalışmak, sonra anlaşılmayı istemek, başarılı insanların beşinci alışkanlığı olarak görülür. Onlar sorunları iyi anlarlarsa, önerdikleri çözümün kolaylıkla anlaşılacağını bilirler. Onların yer aldıkları kuruluşlarda, altıncı alışkanlık olan, bir artı birin ikiden büyük olduğunu, birlikte çalışanlar hemen farkına varırlar.

*

Başarılı insanlara yakından bakıldığında, amaçlarını değiştirmeden araçlarını sürekli yeniledikleri gözlenir. Onların başarıları son alışkanlık olan, “baltayı sürekli bilemek”ten kaynaklanır. Ormanda ağaç kesen insanların başarıları, hiç ara vermeden çalışmalarından önce, baltalarını düzenli olarak bileyerek keskinleştirmelerine dayanır.

*

Yedi alışkanlığı kuşanan ilkeli insanların, çoğunlukta oldukları kuruluşlar, üretimin ve yönetimin bütün alanlarında, çığır açan yeniliklere öncülük yaparlar. Onların bulunduğu ortamlarda, yeniliklerle yenilenmenin yolları sürekli genişletilir. Üretimde ve yönetimde kayıplar önlenerek, iki çarpı ikinin dörtten çok daha fazla olduğu gösterilir.

*

Başarılı insanlar başarılı kuruluşların, başarılı kuruluşlar başarılı ülkelerin, başarılı ülkeler, hem kazanarak, hem kazandırarak dünya barışının koruyucuları olurlar.

17 Eylül 2023, 12:09

AMERİKA'NIN VE AVRUPA'NIN IRKÇILARI YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN MOĞOLLARIDIR

Soğuk Savaş sonrası Avrupa ve Asya'nın ekonomik, siyasal ve kültürel hayatının yenilenmesinde Türkiye, Osmanlı öncesinde olduğu gibi, sürükleyici ve toparlayıcı bir işlev yüklenecektir. Tarih içinde Anadolu kadar Avrupa'nın ve Asya'nın karşılaştığı, savaştığı,hesaplaştığı başka bir coğrafya yoktur. Roma'la İslam'ın Asya topraklardaki hesaplaşması yüzyıllarca sürmüştür. Roma İslam'ı Anadolu'dan silmek isterken, kendisi Asya'dan bütünüyle silinip gitmiştir.

*

Sezai Karakoç'un "Mevlana" isimli kitabında vurguladığı gibi, "Anadolu toprağına durmadan tohum saçıldı. Bundandır ki, açılan binbir çiçek ve gül, Horasan derildi. Maveraünnehir derildi. Ahmet Yesevi'den ses geldi Anadolu'ya." Anadolu Yunus'ların, Mevlana'ların, Hacı Bayram'ların ve Emir Sultan'ların vatanı olmuştur. Onlar için vatan ezanın okunduğu yerdir. Onun için, namaz kılınmayan yerde ezan okumayı en büyük cihad bildiler.

*

Bütün Horasan erenleri, Mevlana gibi bugünkü Afganistan'dan İran'a, Irak'a, Suriye'ye giderek, aradıklarını, Anadolu'da buldular. O günün Avrupa ve Asya eksenindeki en önemli cihad beldesi, Anadolu olmuştur. Anadolu'da kök salan İslam kolaylıkla Avrupa'ya sıçramıştır. Asya'nın içlerinden kalkıp Anadolu'ya yerleşen Horasan erenleri, Osmanlılarla Avrupa'nın içlerine, Viyana kapılarına kadar uzanmışlardır.

*

Haçlılarla birlikte Moğollara karşı Anadolu, Horasan erenleriyle silahsız bir savaşa hazırlanmıştır. Silahlı savaşın bittiği yerde silahsız savaş başlamıştır. Ordular gücünü yitirmiş, orduların yerine erenler, gönül erleri, kültür, sanat ustaları geçmiştir. Moğollar geldiğinde bütün şehirleri yakıp, yıkmışlardır. Ancak Anadolu'nun gönül kalelerini kimse teslim alamamıştır. Türkiye taşıyla toprağıyla, Anadolu Eren'leriyla yenilenmiştir, yeniden doğmuştur.

*

Haçlılar ve Moğollar Anadolu'yu değil, Anadolu Haçlıları ve Moğolları değiştirmiştir. Selçukluların yıkılışının, Haçlıların geri çekilişinin, Moğolların dönüşümünün ardından Osmanlı'nın kuruluşu ve yükselişi gelmiştir. Bu süreçte başta Mevlana olmak üzere, gönül erenlerinin vazgeçilmez bir yer ve önemi vardır. Türkiye'yle birlikte İslam dünyası, Osmanlı'nın kuruluşunda olduğu gibi yenilenerek, Avrupa'yı ve Asya'yı değiştirmelidir. Günümüzün 'Moğollar'ı Amerikalı ve Avrupalı ırkçılardır. Moğollar Bağdat'ta ve Konya'da nasıl değiştilerse ırkçılar da Ortadoğu'da öyle değişeceklerdir.

*

Amerika "11 Eylül"den sonra büyük bir korkuya kapılmıştır. Amerika'nın kendisinden daha güçlü, kendisinden daha büyük düşmanı yoktur. Amerika, Avrupa gibi, bir Komünizm, bir Faşizm doğurmaktan korkuyor. Komünizm'i ve Faşizm'i yenmede Avrupa'ya yardım etmiştir. Amerika Avrupa Komünist ve Faşist yönetimlerin gelmesini önlemiştir. Amerika Avrupa'ya bakarken kendi doğurduğu Faşizm'in eline düşmüştür. Amerika "11 Eylül" sonrasında başka bir "Irkcı Faşizm" doğurmuştur.

*

Amerika terörü yenmek için Afganistan'ı ve Irak'ı işgal etmiştir. Ancak zorla güzellik olmaz. Amerika İslam dünyasına Demokrasi ihraç etmek isterken, Avrupa'dan Faşizm ithal etmiştir. Faşizm'le Demokrasi değil, başka bir ırka dayanan başka bir ırkın 'Faşizm'i gelir. Demokrasi şiddet değil, dayanışma, yardımlaşma ve uzlaşma yönetimidir. Avrupa'nın "Faşizm"i Avrupa'yı çökertmiştir. İki dünya savaşında Avrupa'da taş üstünde taş kalmamıştır. Amerika'nın "Faşizm"i ise, toptan Amerika'yı çökertecektir.

*

Avrupa'yı Faşist yönetimlerden Amerika kurtarmıştır. Amerika'yı Amerika'dan ise, Mesnevi'yle yoğrulan barışseverler kurtaracaktır. Mevlana Anadolu'da Moğol fırtınasını bahar rüzgarına çevirmiştir. Yeni Mevlana'lar "Amerikanın Faşişist" İslam Demokrasisi"ne çevireceklerdir.Bu yüzden Mesnevi, Amerika'da en çok okunan kitapların başında geliyor. Bağdat geçmişte Avrupa Rönesansı'na kaynak olmuştur. Küreselleşen düz kare dünyada Amerika Rönesansı'na kaynak olacaktır.Amerika'da ve Avrupa'da dünyayı savaşa sürükleyen Faşist yönetimlerin dönemleri kapanmıştır.

*

Barışın,batmayan güneşi Batı'dan değil,Doğu'dan doğacaktır.

*

"Özgürlük,Eşitlik,Kardeşlik" diyen Paris'in ışığı sönmüştür.

*

Kudüs'ün güneşi asla batmaz. Güneş Doğu'dan doğar.

18 Eylül 2023, 11:32

HAYATI KOLAYLAŞTIRAN BİLGİ BAYRAK DÜNYAYI GÜZELLEŞTİREN BİLGELİK KİMLİK TAŞIMAZ

Hayata anlam ve değer kazandıran, her ülkede geçerli küresel bilgi ve bilgelik arayışı, insanlığın yurdunu ve evini yitiren “İlk İki İnsan”la başlar.

*

Adem Peygamber’de buluşan bütün dinlerin tarihinde, bilginin ve bilgeliğin vatanının olmadığı bilinir. Bunun için René Guénon’dan, Frithjof Schuon’dan,Titus Burckhardt’tan, Martin Lings’e, Seyit Hüseyin Nasr’a, Sezai Karakoç’a kadar önde gelen bilgeler, “Vahiy Medeniyeti”nin ortak özünü anlamaya ve anlatmaya büyük önem verirler.

*

Müslümanlarda Türkçe’ye “Küresel Bilgelik” ya da “Ölümsüz Kültür” olarak çevrilecek, “Philosophia Perennis” konusunda, çığır acıcı çalışma yapanların başında, Miskeveyh’in “Hikmetü’l Halide”si gelir. O kitabında Çin, Hint, Fars, Arap, Mısır, Yunan, Roma bilgelerinin bilinen ve bilinmeyen, dünyalara ilişkin ortak görüşlerini bir araya getirir.

*

İnsanlığın tarihinde, kalıcı izler bırakan sıradışı bilgeler, dünyayı “Yeryüzü Cenneti''ne dönüştürmenin, yol haritasını veren Peygamberleri severler. Müslümanlar “Allah’ın Var’lığına ve Bir’liğine inanırlar. Ve birbirlerini doğrulayan, Peygamber’ler arasında ayrım gözetmeden, Allah’ın bilgisini aşan bilginin, bilgeliğini aşan bilgeliğin olmadığı bilirler.

*

“Ölümsüz Bilgelik” arayışında olan bilgeler, Son Peygamber’in yolunda, bütün Peygamber’lere saygı gösterirler. Onlar İlk Peygamber’den Son Peygamber’e Peygamber’lerin çağrılarının özünü yakalamaya çalışırlar. Onların bilgi ve bilgelik dünyalarının özünü, insana hem çok yakın, hem çok uzak Allah’ın, sevgisini kazanma oluşturur.

*

Bayraksız bilginin, kimliksiz bilgeliğin şiirini yakalayanlar, Adem Peygamber’de buluşan bütün insanlığa bir gözle bakarlar. Onlar dünyanın bilgeler bilgesi Mevlana gibi, hangi Peygamberİ severlerse sevsinler, bütün insanları kurtuluşa çağırırlar. Her insanın Allah’ın bilgisinden ve bilgeliğinden, iz taşıdığını hiçbir zaman unutmazlar.

*

Allah Peygamber’lerine odaklanarak, sevgisini kazananlara, sınırsız bilgisinin, sınırsız bilgeliğinin kapılarını açarak, bilgeler katına yükseltir.

19 Eylül 2023, 13:11

GÖNÜL KAZANANLARA DÜNYANIN BÜTÜN KAPILAR AÇILIR

Dünyada bir yolcu gibi yaşamasına seven Türkler, kıtalar arasındaki uzun yolculuklarında, gönülleri kazanmaya büyük önem verirler.

*

Türklerin dönüştürücü güçleri, ordularının büyüklüğünden daha çok gönüllerinin büyüklüğünden kaynaklanır. Sarı Saltuk’larıyla, Barak Baba’larıyla, Tapduk’larıyla, Hacı Bektaş’larıyla, Yunus’larıyla Türkler, tüketenleri üretenler, el açanları el açılanlar, alanları verenler olmaya özendirmeyi, en büyük görev bilirler.

*

Selçukluların Doğu’dan Moğolların, Batı’dan Haçlıların arasında kaldıkları zor yıllarda, Gönül Fatihi Sarı Saltuk’a Doğu Avrupa’nın kapıları açılır. O bizim işimiz bölmek değil, birleştirmek diyerek, çevresinde halkalanan, on binlerce insanla, Doğu Avrupa’da Dobruca bölgesine yerleşir. Müslüman Hristiyan ayrımı yapmadan, sofrasını herkese açar.

*

Musa Taşdelen “Sarı Saltık Algısı” çalışmasında, Bulgaristan’da, Romanya’da, Kırım’da Sarı Saltuk izlerini ve etkilerini araştırır. On iki dil bildiği söylenen Sarı Saltuk, ülkeler arasında gönül köprüleri kurarak, birbirlerine yakınlaştırır. O Romanya’dan Avrupa’nın ve Asya’nın bütün ülkelerine gider. Halkasını genişletirken, hepsinde kalıcı eserler bırakır.

*

Gönül fatihi olmak, kan dökenlerin değil, ter dökenlerin işidir diyen, Sarı Saltuk çelikten öldürücü kılıç taşıyanların karşısına, tahtadan yaşatıcı kılıçla çıkar. O Kur’an’ın sonda gelen, ancak başta olan Kitap olduğunu anlatmada, İncil’den, Tevrat’tan yararlanır. Hacı Bektaş gibi olgunlaşma yolunda,“Dört Kapı”da ve “Kırk Makam”da ilerlemeyi özendirir.

*

Sarı Saltuk yakınlarına farklı şehirlerde, yedi mezar ve yedi tabut hazırlamalarını isteyerek, her yerin Cennet’e eşit yakınlıkta olduğunu anlatır. Yüzyıllar öncesinden, “Biz yerin altındakilerle birlikte yaşarız” diyen Yahya Kemal’e ışık tutar. Ahmet Yaşar Ocak “Sarı Saltık” kitabında,“Yedi Tabut,Yedi Mezar” geleneğinin, anlamını ayrıntılı olarak anlatır.

*

Yunus’un Anadolu, Sarı Saltuk’un Avrupa ve Asya şehirlerinde, yediden yetmiş yediye sayıları değişen makamları olduğu bilinir. Onları gönüllerde arayanlar gönüllerde, şehirlerde arayanlar şehirlerde bulurlar. Sarı Saltuk Babadağ’ındaki türbesiyle ve bütün Osmanlı coğrafyasındaki makamlarıyla, şehirleri hem korur, hem güçlendirir.

*

Şehirler arasındaki iletişimin ve etkileşimin, ileri boyutlara ulaştığı bir dönemde, Yeni Sarı Saltuklar öncü çalışmalar yapıyorlar. Onlar insanları dinlerine, dillerine, renklerine göre ayırmadan, bütün insanları Peygamber’lerin yoluna girenler ve girecekler gözüyle bakarak, ülkeler arasında üretimde paylaşıma, yönetimde katılıma yeni yöntemler kazandırıyorlar.

*

Gönül Fatih’leri ister Buhara’da, ister Budapeşte’de olsunlar, dünyanın her yerinden insanların, iç ve dış dünyalarını zenginleştirmeye devam ediyorlar.

20 Eylül 2023, 15:31

EDEBİYATLAR YERELLEŞEREK KÜRESELLEŞİRLER KÜRESELLEŞEREK YERELLEŞİRLER

Yerli edebiyat deyince, akla hem Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil geliyor. Edebiyat Dergisi referansları Washington ve Moskova olmayan, Kudüs olan, bir düşünce ve sanat dergisidir. Mavera"nın "Yedi Güzel Adam"ı da, İslam dünyasının üzerine bir karabasan gibi çöken, yabancılaşma bulutlarını dağıtmayı, kendilerine en büyük görev ve sorumluluk bilmişlerdir.

*

Anadolu edebiyatının kutup yıldızları, iki dünyanın şiirini yakalayan edebiyatı, medeniyet için bildiler. Onlar arkalarında bıraktıkları edebiyat eserlerinde, edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmayacağını sürekli vurguladılar. Yerli edebiyatın öncüleri, düşünce ve eylemleriyle, bir edebiyat eserinin ne kadar yerliyse, o kadar evrensel olacağını gösterdiler. Kalıcı edebiyatın, evrensel olguları ele alan edebiyat olduğunun altını çizdiler.

*

Bin yıllık Anadolu tarihinde, Anadolu"yu dönüştürenler, Anadolu insanının önünde duran yöneticilerden daha çok Anadolu insanının yanında duran edebiyatçılar olmuştur. Bu yüzden, Edebiyat Dergisi"nin kurucusu Pakdil ve arkadaşları için, bütün boyutlarıyla hayatı kucaklayan edebiyat, yöneticilerin desteklediği edebiyat değil, toplumların desteklediği edebiyattır. Edebiyatın gücü, sesi olduğu ve seslendiği insanlardan kaynaklanır.

*

Büyük Doğu, Diriliş ve Mavera dergileri gibi, Edebiyat Dergisi de, Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasında, bir kültür ve sanat akademisi görevi yüklenmiştir. Onların çevresinde toplanan sanatçılar, sıradan edebiyatçılar gibi akıntı, yönünde giden değil, somon balıkları gibi, akıntıya karşı giden, sıradışı edebiyatçılardır. Onlar güçlerini eleştirdikleri devletten önce, seslendikleri milletten alırlar.

*

Yerli edebiyat, evrensel edebiyatı, hayatın ölümü içinde taşıdığı gibi taşır. Yerli edebiyat evrensel edebiyatın habercisidir. Yerli edebiyatı evrensel edebiyata dönüştürenlerin, Necip Fazıl"ın mısralarıyla söylenirse, "dudakları ölümsüzlük şarkısında" ve " imzaları mavera yurdu haritasında"dır. Onlar, insanlığın akıl dünyasına, gönül dünyasının ışığını taşırlar. Ve gerçeği arayan gerçek avcılarıdır.

*

Edebiyatın seslendiği insan, küçük bir dünya değildir, insanda büyük bir dünya gizlidir. Yerli edebiyatı, evrensel edebiyata dönüştüren edebiyat, insanın hem aklına, hem gönlüne seslenir. Evrensel edebiyatta, insanın aklı görünmez gölgesi okunur, insanın gönlü okunmaz sesi duyulur.Yirmibirinci yüzyılda insan bir yandan kendine yabancılaşırken, bir yandan da yalnızlaşmaktadır. Karmaşık ekonomik yapı içinde, herşeyi bilen insan, kendini unutmuştur.

*

İnsan edebiyatla değil, borsayla besleniyor.

*

Edebiyat insana unuttuğunu hatırlatır.

*

Hayat edebiyattır, edebiyat hayattır.

21 Eylül 2023, 12:02

MANİSA'DA BENZERİ ANADOLU ŞEHİRLERİNDE YEREL YERLİ MALI DEĞİL KÜRESEL DÜNYA MALI ÜRETİLİYOR

Siyasal sınırların önemini yitirdiği dünyada, üretim güçsüzlüğünün giderilmesi, bütün şehirlerin ana sorunudur. Devletlerin siyasal güçleri, şehirlerinin üretim güçlerinin büyüklüğünden kaynaklanır. Ürettikleriyle tükettiklerini karşılamayan devletler, açıklarını kapatmak için, hem içeriye, hem de dışarıya borçlanmak zorunda kalırlar. Borçlarını borçla ödeyen devletlerde, hiçbir güç toplumsal patlamaların önüne geçemez.

*

Egenin üretim merkezi Manisa, Anadolu’nun kültür ve eğitim şehiri olmuştur. Devletler dünyada şehirleriyle, siyasal ağırlık kazanırlar. “Saruhan Tahtı” denilen Manisa, başta Fatih ve Kanuni olmak üzere, Osmanlı Sultanlarının ilk yönetim tecrübelerini kazandıkları valilik şehiridir. Manisa’da Fatih altı, Kanuni de yedi yıl valilik yapmıştır. Onlar Spil dağının eteklerindeki Manisa’da, kazandıkları iç derinlikle, biri Anadolu insanını İstanbul’a, biri de Viyana’ya taşımıştır.

*

Şehirlerin üretim güçlerinin kaynağında, tarım toplumlarında toprak, sanayi toplumlarında sermaye, bilgi toplumlarında bilgisayar vardır. Bilgi toplumlarında üretimi artırmanın, sürükleyici gücü olan bilgisayarlar, hayatın her alanındaki üretim gücüne, geçmiş dönemlerde benzeri görülmedik, bir hız ve yoğunluk kazandırmışlardır. Yazılım ve donanımlarıyla, bilgisayar dünyasındaki gelişmeler, dünya ekonomisinin yapısında köklü dönüşümlere yol açmıştır.

*

Dünyada bilgisayar teknolojisinin doğum yeri, bilimsel ve teknolojik bilgi üretmede, ilk sıralarda yer alan üniversiteleriyle Amerika’dır. Dünyanın önde gelen bilgisayar yazılım ve donanım şirketleri, üniversitelerle işletmelerin el ele vermesiyle, Amerika’da ortaya çıkmıştır. Onlar kısa zamanda, akıllı telefonlardan akıllı evlere kadar, pek çok yeni teknolojik ürünün öncülüğünü yapmışlardır. Dünyada pek çok ülke, bilgisayar teknolojisinden yararlanmak için, Amerikan şirketleriyle ortaklık yapmaktadır.

*

Üniversitelerdeki bilimsel araştırmaların sonucu ortaya çıkan yenilikler, bilgisayarların olduğu kadar, yeni üretim ve yeni yönetim kuramlarındaki, gelişmelerin de ana kaynağıdırlar. İletişim dünyasındaki gelişmeler, kültür, ekonomi ve politika da köklü değişikliklere yol açmıştır. Artık bilgisayarların girmediği ve değiştirmediği hiçbir alan yoktur. Dünyadaki yeni gelişmelerden yararlanmayan, kurum ve kuruluşların, uzun ömürlü olmaları mümkün değildir.

*

Manisa çevresindeki kuruluşlar, dünyadaki gelişmelere uyum sağlamak için, araştırma merkezlerini Amerika’ya taşımaktadırlar. Onlar dünyanın bilimsel ve teknolojik birikiminden yararlanarak, geliştirdikleri ürünleri, dünya pazarlarına ihraç ederek, Tüketen Türkiye’nin, üreten Türkiye’ye dönüşmesine, katkıda bulunmaktadırlar. Anadolu’nun yenilikçi kuruluşları, yerli malından daha çok dünya malı üretmenin önemini kavrayarak, dünya pazarlarından yer tutmaya büyük özen göstermektedirler.

*

Dünyanın üretim gücü büyük ülkeleri, yerli malı üreten ülkeler değil, dünya malı üreten ülkelerdir.

*

Türkiye üretim gücünü, katma değeri yüksek bilgi ağırlıklı ürünler üreterek büyütecektir.

*

Yeni dünya yerli malı üretenlerden daha çok, dünya malı üretenlerin dünyasıdır.

22 Eylül 2023, 11:32

DÜNYA KÖTÜLÜKLERDEN İYİLİKLERE HİCRET EDENLERLE YAŞANIR KILINIR

Dağın dağa kavuşmadığı, ancak insanın insana kavuştuğu bir dünyada, bütün insanlık bir seçim yapma sorunuyla karşı karşıyadır. Artık seçim yapma zorunluğu, sağ kültürle sol kültür arasında değildir. Yeni yüzyılda, herkes kutsal kültürle seküler kültür arasında bir seçim yapmak zorundadır. Din savaşlarının toplumda büyük sarsıntılara yol açtığı Avrupa ülkelerinde, insanların tercihlerini seküler kültürden yana yapmaları istenmektedir. Sınırlı seküler kültürün, sınırsız kutsal kültürün yerini doldurması mümkün değildir. Bunun için, insanlığın geleceği geçmişinden daha parlak olmayacaktır. Aklın sınırlarını aşma riskini göze alamayan seküler kültürün misyonerleri, ateş çemberiyle kuşatılmış bir akrep gibi, kendileriyle birlikte bütün insanlığı da, intihara sürüklemektedir. Dünyayı toz duman bulutuna çevirebilecek nükleer silahlarla, insanlığı kuşatan seküler kültürün dehşet verici savaş çemberi, daralmaya devam etmektedir. Cahit Zarifoğlu'nun “Bir Değirmendir Bu Dünya” kitabında şiirsel bir dille vurguladığı gibi,insanlık seküler kültür değirmeninde öğütülüp yok olmamak için yeni bir hicret arayışındadır.Dünya ülkeleri savaşlara sürükleyen seküler dünya kültüründen,bütün insanlığı barışa çağıran kutsal kültüre hicret etmenin yol ve yöntemlerini bulamazsa,Irak gibi,Suriye gibi,Afganistan gibi,Yemen gibi Amerika ve Avrupa ülkeleri de yakılıp yıkılacaktır . İnançsız bir dünyanın misyonerliğini yapan Batı ülkeleri, yıllar önce Albert Camus'nün dediğine benzer biçimde söylenirse, “ya kutsal kültürün paha biçilmez hazinelerini keşfedecekler ya da seküler kültürün giderek daralan çemberi içinde, toptan intihar edeceklerdir”. Kim ne derse desin, seküler kültürün egemen olduğu dünyanın her köşesinden çığlık sesleri yükselmektedir. Kutsal kültürle bağlarını bütünüyle koparan dünya, hicret etmeyi başaramazsa, yeni bir Nuh Tufanı ile karşılaşacaktır. Yeni bir Nuh Tufanı'na davetiye çıkarmamak için, bütün dünyanın seküler kültürden kutsal kültüre hicret etmesi hayati önem taşıyor. Bütün insanlığı kurtaracak Nuh'un Gemisi, seküler kültürün sığ sularında değil, kutsal kültürün derin denizlerindedir. Kutsal kültürün derin denizleriyle seküler kültürün sığ suları arasında aşılması gereken büyük sıradağlar vardır. İki kültürü birbirinden ayıran sıradağları aşmak için, seküler kültürün değişen doğrularından daha çok, kutsal kültürün değişmeyen doğrularına ihtiyaç vardır. Kutsal kültürün odak noktasında sürekli hicret olgusu yer alır. Hayatın yaşanır kılınabilmesi, herkesin sürekli hicretini sağladığı gücün ,bilincinde olmasına dayanır.Bütün insanlığın geleceği, kötülüklerden iyiliklere, kötümserliklerden iyimserliklere, açgözlülüklerden tokgözlülüklere hicret etmeyi öğrenmeye bağlıdır. Hayatın yalnızca bir alanında yoğunlaşmak, diğer alanlardaki gelişmeleri önleyerek yoksullaştırıyor. İnsanlar yaşanılan dünyadan, yaşanılacak dünyaya hicret etmenin zamanını bekliyorlar. Bütün dünya ataları Adem ile Havva'nın yitirdiği Cennet'in özlemini çekiyor.

23 Eylül 2023, 15:02

PALEZ Düşünce Platformu'nun düzelediği "BEYİN FIRTINASI" toplatısında haydut devletlerin başında olan…

PALEZ Düşünce Platformu'nun düzelediği "BEYİN FIRTINASI" toplatısında haydut devletlerin başında olan Amerika'yı ele alan "YENİ ROMA" kitabımızı tartıştık.Hüseyin Yer, Engin Çelik, Dursun Ali Yaz, Yahya Karakaya, Hilmi Yazıcı,İlyas Karakaya, Tarık Akay, Şakir Kurtulmuş, Nilay Uzun, Dilara Yaz, Emin Yer ve diğer katılımcılar "MEVA KAFE"de çok değerli katkılarda bulundular.

23 Eylül 2023, 15:10

SÜREKLİ BARIŞA GİDEN YOLLAR BİLGELİKLE AÇILIR

İnsanlar düşünmeye başladıklarında, bilgeliğe giden engellerle dolu yolların, herkesin gelip gittiği yollar olmadığı görürler.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, kan dökülen yerel ve küresel savaşların, devam ettiği bir dönemde, Doğu’nun ve Batı’nın “Yeni Bilgelik Sevdalı”larına, önemli görevler düşüyor. Dünyanın bütün ülkelerinde gelen yüzyılın, barış yüzyılı olmasının yolunu açacak, bilgelerin çoğalması bekleniyor. Onları ne kadar çoğalırsa, savaşlar o kadar azalır.

*

Avrupa’da bilgi ve bilgelik denildiğinde, metafiziğin dipsiz uçurumundan söz eden, “Ne mutlu bana ki, metafizik tutkunuyum” diyen Kant akla gelir. Will Durant “Felsefenin Öyküsü”ünde, Kant’ın “İsa Tanrı Ülkesi’ni yeryüzüne yaklaştırmıştır.Ancak yanlış anlaşılmıştır. Tanrı’nın Ülkesi yerine, rahiplerin ülkesi kurulmuştur” yargısına ulaştığını anlatır.

*

Yakınçağ düşüncesinde, hangi konu ele alınırsa alınsın, önünde ya da sonunda, yolların Kant’a çıktığı görülür.Avrupa düşünce tarihi, düşünmeyi bilgelik arayışı olarak gören, yaşanan hayatı anlamaya çalışan,“Kant’a düşülmüş bir dipnottur” denilir.Avrupa’da düşüncenin,“Kant’tan Önce” ve “Kant’tan Sonra” diye, iki döneme ayrıldığı söylenir.

*

Dokora tez kapağına besmele yazan Kant’a göre, insanlık tarihi yapısında, kötülükleri iyiliklere dönüştürme, yolunda kararlı bir içsel ilerleme eğilimini taşır. O “Sürekli Barış” denemesini,“Fransız Devrimi”nden sonra Avrupa’da oluşan barış rüzgarları ortamında yazar. Kaynakların savaşlarda, heder edilmesine karşı çıkar, eğitime önem verilmesini ister.

*

Avrupa ülkeleri, Asya’nın, Afrika’nın, Amerika’nın yerüstü ve yeraltı kaynaklarını yağmalamada, savaş yılarını uzatmada birbirleriyle yarışırlar. Kant Avrupa ülkelerinin, üç kıtada sürdürdükleri, ganimet kapma yarışlarının, dehşet verici boyutlara ulaştığı yüzyılda yaşar. O Avrupa tarihinin Hristiyanlık adına, bir soygun tarihi olduğunu görür.

*

Avrupa ülkelerinde yağmalanan kaynakların, paylaşımındaki yolsuzlukların, soygunların, Kant otokratik yönetimlerden kaynaklandığını vurgular. “Deneme”sinde demokratik yönetimlere öncelik tanır. Her devletin Cumhuriyet olmasını, savaş kararlarının bütün yurttaşların oylarıyla alınmasını ister. Tarihin kanla yazılmasına karşı çıkar.

*

Kant’ın insanlar arasında ayrım gözetmeyen, her türlü yağmalamaya karşı çıkan “Sürekli Barış” çağrısı, bütün dünyada yankı bulur. O doğuştan gelen ayrıcalıklarla savaşmayı, temel hak ve özgürleri savunmayı görev bilir. Avrupa’nın her yanında, barışa ve demokrasiye önem veren cumhuriyetlerin, birbirini izleyeceği öngörüsünde bulunur.

*

“Sürekli Barış”ı bilgeler, savaşlardan çok etkilenmeyen yöneticilerin değil, savaşların bütün yüklerini taşıyan yönetilenlerin gerçekleştirmesini bekliyor.

24 Eylül 2023, 09:00

MOSKOVA'da yaşayan Müslümanların sayılarının

MOSKOVA'da yaşayan Müslümanların sayılarının beş miyonu aştığı söyleniyor.Rusya'da "bir Rus'a dikkatle bakarsanız, bir Tatar olduğu anlarsınız" derler.Tatarlar üç yüzyıl Moskova'yı yönetirler.Ruslar Slav,Türk,Alman ırklarına dayanırlar,onların harmanlanmasında doğmuşlardır.

24 Eylül 2023, 11:39

DÜNYADA İSTEKLERİ DEĞİL İHTİYAÇLARI KARŞILAMAK ÖNEMLİDİR

Bu yazı daha önce 03.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Fizik dünyanın çekiciliği karşısında, metafizik dünyayı bütünüyle, unutan seküler bilimler, insanların açgözlülüklerini kamçılamanın, binbir yolunu bularak, sınırlı ihtiyaçların karşılanmasından daha çok, sınırsız isteklerin karşılanmasına yoğunlaşmışlardır. Seküler dünyada insanların ihtiyaçlarından önce, isteklerine önem veren, üretim ve yönetim bilimlerinde, bütün dünya yağmalanacak, bitmez tükenmez bir hazine olarak görülmektedir.

*

Kültür ve ekonomi hayatın, birbirinden bağımsız olmayan iki önemli boyutudur. Onların oluşturdukları alan içinde, insanların ihtiyaçlarıyla istekleri, birbirleriyle çatışırlar. Kültürde ve ekonomide, her ihtiyaç bir yanıyla istektir. İnsanlar ihtiyaçlarının istek yanlarını ne kadar azaltırlarsa, hayatın yaşanırlığını o kadar büyütürler. Hayatın bütün alanlarında, bir ihtiyacın ne kadar gerekli, ne kadar gereksiz olduğunu, ekonominin rakamları değil,kültürün değerleri belirler.

*

Dünyanın insanlar için yaşanır kılınması, isteklerden önce, ihtiyaçların karşılanmasına bağlıdır. Ortak kaynakların değerlendirilmesine ekonomi, hayatı kolaylaştırma, kültür hayatı anlamlı kılma çalışmalarını kapsar. Dünya bütün insanlar için, ekonomiyle yaşanır, kültürle değerli kılınır. Ekonomi kültürden ne kadar uzaklaşırsa,o kadar istekler önem kazanır. Ekonomi kültürle denetlenmezse, dünyadaki yıkıcı savaşların üstesinden hiçbir güç gelemez.

*

Tarihin her döneminde aşırı yoksulluklar gibi, aşırı zenginlikler de büyük sorunlara yol açmışlardır. Toplumlar tarihin her döneminde, insanların sınır tanımayan isteklerinin, peşinde koşmalarının, bedelini çok ağır ödemişlerdir. İnsanların zenginlik istekleri, ele geçirdikleri zenginliklerle, doğru orantılı olarak artar. Dünyada ölümü unutan, ölümsüz olduklarını sanan insanların, isteklerini sınırlayacak ölümden başka bir güç yoktur. Dünyaya sığmayanlar, sonunda mezara sığarlar.

*

Dünyadaki ekonomik ve kültürel hayat,ihtiyaçları karşılamanın yapıcı güçleriyle, istekleri karşılamanın yıkıcı güçleri arasında, Kıyamete kadar devam edecek bir yarıştır. Dünyada hiçbir insanın, yarışın dışında kalması mümkün değildir. Hayatlarını istekleri karşılama yolunda tüketenler, Kabil’in çocukları arasında, ihtiyaçları karşılama yolunda tüketenler Habil’in çocukları arasında yer alırlar. İnsanlık tarihinde toplumları, Habil’in değerlerini benimseyenler dönüştürmüşlerdir.

*

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamanın kapıların açanlar,her yerde hayatı kolaylaştırırlarken, isteklerini karşılamanın kapılarını açanlar,her zaman hayatı zorlaştırırlar. İhtiyaçlara önem verenlerin elinde kaynaklar, sürekli değer kazanırken, isteklere önem verenlerin elinde, sürekli değer kaybederler. Habil’in çocuklarını elinde, topraklar değerli ürünlere dönüşürken, Kabil’in çocuklarını elinde, değerli ürünler değersiz topraklara dönüşürler.

*

Topraktan gelen toprağa dönen insanlar, isteklerini karşılamak için yarışırlarsa, dönecek toprak bulamazlar.

*

İnsanların çok katlı binalarla, topraktan uzaklaşmaları, toprağa dönüşlerini geçiktirmez.

*

İnsanlar bütün denizleri isterler, ancak topraklara uzak denizlerde yaşanmaz .

25 Eylül 2023, 12:13

KARE DÜNYADA YERLİ MALINDAN DAHA ÇOK KİMLİK TAŞIMAYAN DÜNYA MALI ÜRETENLER GÜÇLÜ OLURLAR

Yirmibirinci yüzyılın başında, bütün dünyada köklü bir paradigma değişiklikleri yaşanıyor. Geçen yüzyıl, gözle görülen, elle tutulan, sanayi ürünlerinin yüzyılıydı. Gelen yüzyıl, elle tutulmayan, gözle görülmeyen bilgi ürünlerinin yüzyılı olacak. Sanayi ürünlerinde, yerli hammaddeleri değerlendirmek, yerli malzemelerden yararlanmak, yerli ürünler üretmek ve yerli olmak önemliydi.

*

Bilgi ürünlerinde, dünya hammaddelerini değerlendirmek, dünya malzemelerinden yararlanmak, dünya ürünleri üretmek ve dünyalı olmak önemlidir. Sanayi ürünlerinin ana girdileri yerlidir. Bilgi ürünlerinde değerlendirilen hammaddelerin vatanı vardır. Bilgi ürünlerinde değerlendirilen ve bilgiye dayanan yazılımların vatanı yoktur.

*

Yuvarlak küre dünyadan, kare düz dünyaya dönüşen dünyada, bilginin vatanı olmaz. Bilgi tarihin her döneminde, dünyayı kimliksiz dolaşmıştır. Bilgiye, dünyanın hangi ülkesinde önem verilir, saygı ve sevgi gösterilirse, bilgi o ülkeyi kendisine vatan edinir. Bilgi ekonomik, siyasal ve kültürel alanda, getirisi en üyksek olan kaynaktır. Bilgi geliştirilmesi, milletlerin yeni zenginlik alanıdır.

*

Bilgi üniversitelerle zenginleşir ve yeni boyutlar kazanır. Ülkelerin öğreten ve öğrenen insan kaynakları, aynı zamanda toplumların bilgi kaynaklarıdır. İnsanlar bilgileriyle değer kazanırlar. İnsanın bilgisi özsermayesidir. İnsan bilgisini kendisiyle birlikte taşır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir güç, insanın bilgisine el koyamaz. Bilgi paylaşılarak zenginleşir, zenginleşerek paylaşılır.

*

Kare dünyanın güçlü ülkeleri, bilgi üretim gücü, büyük olan ülkelerdir. Üniversitelere yapılan yatırım, kare dünyaya yapılan yatırımdır. Eğitimli ve bilgili insan kaynaklarını zenginleştiren ülkeler, üretim güçlerini büyütürler. Oluşmakta olan kare dünya, yerli ürünler üretenlerin dünyası değil, dünya ürünleri üretenlerin dünyasıdır. Kare dünyada başarı, dünya ürünleri üreten bilgi derinliğine dayanır.

*

Kare dünyada, dünya ürünleri üreten ülkeler, yerli ürünler üreten ülkelerden daha çok kazanırlar. Katma değeri yüksek, kazancı büyük, dünya ürünleri üretmek, bir sermaye işi değil, bir bilgi işidir. Ekonominin her kesiminde, bilginin sağladığı katma değer sermayenin sağladığı katma değerden daha büyüktür.Küre dünyada sermayenin ağırlığı vardı. Kare dünyada katma değer kazandıran bilginin ağırlığı vardır.

*

Küre dünya devletlerin dünyasıydı. Kare dünya girişimcilerin dünyasıdır.Girişimciler kare dünyanın yeni fatihleridir.

*

Dünyayı yerli ürünler değil, dünya ürünleri üretenler dönüştürür. Bilgi en önemli dönüştürücü güçtür.

*

Bilgiyi aramak herkesin görevidir.Dünya malı bilgiyle üretilir. Bilen üretir, üreten bilir.

26 Eylül 2023, 12:05

ETİKSİZLİK HAYATIN HER ALANINDA İLKESİZLİĞE YOL AÇAR

Savaşların tartışıldığı bir yüzyılda, kuşaklar birbirleriyle aydınlıkları büyütmede, karanlıkları küçültmede yarışırlarsa, ilkesizlikleri azaltırlar.

*

Gelen kuşaklar insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini zenginleştirmeye, giden kuşaklardan daha çok katkıda bulunma sorumluluğu taşırlar. Her kuşak üretimde ve yönetimde, ne kadar özü korursa, o kadar hayatı yalınlaştırır. Yönetimler yeraltı ve yerüstü kaynaklarını korumada, güzelleştirici yöntemler geliştirirler.

*

Hayatın aydınlık alanlarına, karanlık alanların gölgesi düşerse, ilkesizlikler etiksizliklere, etiksizlikler ilkesizliklere yol açarlar. Her üretime izin verenler, çöküşün değirmenine su taşırlar. Gizliliğin olmadığı kare dünyada, bütün ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunların başında, etiksizliğe yol açan ilkesizliklerin önlenmesi gelir.

*

Yirmibirinci yüzyılın ilk yarısında, dünyanın gündeminde savaşlarla, küresel ısınmayla gelen yıkımlar, ilk sıralarda yer alıyor. Dünyanın her ülkesinde, etiksiz ekonomiden etik ekonomiye, ilkesiz yönetimden ilkeli yönetime, geçmenin yol haritaları tartışılıyor. Üniversitelerde iklim değişiklikleriyle ilgili, çok sayıda araştırma yapılıyor.

*

İlke aydınlıkla karanlığın yasalarını belirlerken, etik ikisini birbirinden ayıran değerleri belirler. Onlar her alanda birbirini tamamlayan, birbirinden ayrılmayan bütünün iki yüzünü oluştururlar. Her ikisi hem üretimin, hem yönetimin, başarısını gösteren aydınlığın, sürükleyici gücü olmada, eşitler arasında birincilik işlevi yüklenir.

*

Küresel etik değerlerin göz ardı edilmesinin, yol açtıkları ilkesizliklerin doğurduğu sorunlardan, bütün ülkeler etkilenir. Etiksizliğin ve ilkesizliğin bir bulaşıcı hastalık gibi yayıldığı dünyada, her ülke ayakta kalma gücünü yitirir. Bunun için etiksizliklerle birlikte, ilkesizliklerin önüne geçmede, toplumun her kesimine önemli görevler düşer.

*

Dünyanın her ülkesinde etik değerler, insanların gönüllerini kazanan, gökyüzünden seslenen, “Kutsal Kitap”lardan beslenirler. Onlar aydınlığın güçlerinin, karanlığın güçlerine karşı hem sesli, hem sessiz konuşmaları yansıtırlar. Onlarla insanlar aydınlığın değerleriyle, karanlığın değerlerini birbirinden ayırırlar, ilkesizliklere karşı ilkeleri savunurlar.

*

Sağduyunun sesi olan olan etiğin çağrısına uyanlar, aydınlığı karanlıktan, doğruluğu yanlışlıktan, iyiliği kötülükten ayırmada ilkeli davranmasını bilirler. Hayatın hiçbir alanında, ilkeleri çiğnemezler, ilkeliliğin getirisinin her zaman, çok büyük olduğunu görürler. Etik değerler işleri iyi yapmanın değil, iyi işleri yapmanın yol haritasını verirler.

*

Küresel etik değerleri, küresel hayat ilkelerine özen gösteren ülkeler, hem üretimde, hem yönetimde, her ülke imrenilerek izlenen, başarılara imza atarlar.

27 Eylül 2023, 12:10

EKONOMİDE HİÇBİR ŞEY ÜRETİLMEDEN TÜKETİLMEZ HİÇBİR ŞEY TÜKETİLMEDEN ÜRETİLMEZ

Bu yazı daha önce 05.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Hayatın her alanında tüketilenlerin, mutlaka ödenmeleri gereken, bir fiyatları vardır. Ekonomik alanda hiçbir ürün, üretilmeden tüketilmez. Dünyada üretmeden tüketenler, ya babalarından kalan mirastan, ya da çocuklarından aldıkları ödünçten harcamalarını karşılarlar. Bunun için bütün kültürlerde, alın teri, göz nuru ve el emeği, ekonomik ve kültürel hayatın, en değerli ve en önemli kaynağı kabul edilir.Hiç kimse onlardan daha değerli,bir sermayeye sahip değildir.

*

Dünyadaki bütün ekonomik krizler ve finansal sorunlar, gelirlerinden daha fazla giderleri olanlardan kaynaklanır. Onların gelirleriyle giderleri arasındaki açıklar, ne kadar büyük olursa, yol açtıkları ekonomik ve kültürel çalkantılar, o kadar büyük ve o kadar çok zarar verici olur. Dünyayı sarsan büyük krizler, insanların yaptıkları tüketim seviyeleriyle, yapmaları gereken tüketim seviyeleri, arasındaki farkların büyüklüğünden kaynaklanır. Her krizi daha büyük bir kriz izler.

*

Dünyada kaynaklarını üretmeden tüketenlerin başında, fiziksel değeri olmayan parayı, fizik bir ürün olarak alan ve satan, paradan para kazanan kuruluşlar gelir. Onların üretilmeden tüketilen dünyalarında, para ortadan kayboluncaya kadar, elden ele dolaştırılarak, ekonominin hiçbir üretim alanıyla, karşılaştırılmayacak kadar büyük kazançlar sağlanır. Her toplumda üretimden kazanmanın bir sınırı vardır, ancak paradan para kazanmanın sınırı yoktur.

*

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, ülkelerin ekonomilerinde büyük yıkımlara yol açan, krizlerin üstesinden gelmeleri, toplumun bütün kesimlerini ürün, hizmet ve bilgi üretiminden kazanç sağlamaya yönlendirmelerine ve özendirmelerine bağlıdır. Oluşmakta olan yeni ekonomi, bütün ülkeleri gerekli üretimi büyütmeye, gereksiz tüketimi küçültmeye zorlamaktadır.Dünyadaki ekonomik ve kültürel krizler, bütün insanlara üretmeden tüketmenin, bedelini çok ağır ödetmektedirler.

*

Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, ürünlerin ve hizmetlerin üretilmesinde, değerlerin artırılmasının, giderlerin azaltılmasının ve gelirlerin çoğaltılmasının öncülüğünü Frederic Winston Taylor yapmıştır. Taylor’un çalışmalarıyla insanlar, üreten el olmanın gücünü kavramışlardır.Tarihin her döneminde, bütün toplumların güçleri, üretimlerinden kaynaklanmıştır. Düşünen akıllar, seven gönüller ve üreten eller üretmenin önemini, toplumun bütün kesimlerine anlatmışlardır.

*

İnsanların ve kuruluşların üretimlerinin artırılmasında, üretimin doğru yapılmasından daha çok, doğru üretimlerin yapılması hayati önem taşımaktadır. Bütün ülkelerde paradan para kazanmanın, büyüsünü bozacak olanlar, doğru işlerin yapılması kadar, işleri doğru yapmaya da önem vermek zorundadırlar. Dünyayı para alıp para satanların yol açtığı krizlerden, ürün alıp ürün satan insanlar ve kuruluşlar kurtaracaktır. Onlarla paradan para kazanmanın yolu kesilecektir.

*

Paradan para kazananlar, üretim gelirlerine bakmazlar, faiz gelirlerine bakarlar.

*

Zenginlik tüketim büyüklüğünden değil, üretim büyüklüğünden kaynaklanır.

*

Üretmeden tüketenler,dünyanın her yanında, kriz kaynağı olurlar.

28 Eylül 2023, 11:59

BİR RESİMDE İKİ İNSANI BİR HAYATTA İKİ HAYATI BİR DÜNYADA İKİ DÜNYAYI BİRDEN GÖRMEK

Toplumların ürün, hizmet ve bilgi üretim güçlerinin büyütülmesinde, kar amacı güden ya da gütmeyen bütün kuruluşların vazgeçilmez bir yerleri vardır. Kuruluşları güçlü olmayan toplumların, ekonomilerinin güçlü olması mümkün değildir. Su kaynaklarından yoksun toprakların çoraklaşması gibi, kuruluşlardan yoksun toplumlar da, hem ekonomik hem de kültürel olarak yoksullaşırlar.

*

Dünya tarihinin her döneminde, küçük ya da büyük ekonomik ve kültürel kuruluşlar,hayatın merkezinde yer almışlardır.Her kuruluş ekonomik, siyasal ve kültürel çevredeki gelişmelere uyum sağlayabilmek için, ana değerlerini koruyarak, amaçlarına ulaştıracak araçları, sürekli gözden geçirerek yenilemek zorundadır. Kuruluşların değerlerini korumaları, değişmeden değişmesine, gelişerek dönüşmesini bilmelerine bağlıdır.

*

Ülkeleri ekonomik ve kültürel bağlarla, birbirine bağlayan kuruluşlarda, amaçlar uzun dönemde çok yavaş değişirken, araçlar kısa dönemde çok hızlı değişmektedir. Kuruluşlar ister kar amaçlı olsunlar isterse de olmasınlar, ürettikleri ürünlerle, hizmetlerle ve bilgilerle toplumları dönüştürürler. Kuruluşların yönetimi bütün ülkelerin sorunudur, bütün bilimlerin konusudur. Yirminci yüzyıl gibi, Yirmi birinci yüzyıl da kuruluşlar yüzyılı olacaktır.

*

Kuruluşlarda karşılaşılan sorunların çözümünde, amaçların araç araçların amaç boyutları vardır. Başarılı yöneticiler yalnızca amaç ya da yalnızca araç üzerinde değil, her ikisinin üzerinde birden yoğunlaşırlar.Onlar her zaman, farklı açılardan bakarak, aynı resimde iki ayrı yüzü görmesini bilirler. Her yöneticinin kafasında yüzlerce resim vardır. Resimlerden bir kısmı, insanların yüzlerini oldukları gibi gösterirken, bir kısmı da olması gerektiği gibi gösterirler.

*

Yöneticiler çoğu zaman gördükleri yüzün, gerçekten gördükleri yüz olduğunu sanırlar. Oysa çoğu zaman bir resimde iki resim vardır. Herkes aynı resmi görmez.İşletme yönetiminin gelenekselleşmiş programlarında gösterilen ve üzerinde uzun uzun tartışılan bir resim vardır. Söz konusu resim başta Stephan Covey’in “Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı” olmak üzere pek çok kitapta, önemli bir eğitim aracı olarak yer alır.

*

Resime bakanlardan bir kısım, genç bir hanım görürken, bir kısmı da büyük burunlu yaşlı bir hanım görürler. Her iki kesim de haklıdır, aynı resimde iki yüz, iki insan vardır. Bir kısım insanlar genç, bir kısım insanlar da yaşlı insanı görürler. Resime dikkatle bakanlar, her insanın farklı yüzleri olacağını bilen gözler, aynı resimdeki iki ayrı yüzü de görürler.Tartışılan resim özel, kamu ve gönüllü kuruluşlarıyla ve değişik boyutlarıyla bütün bir hayattır,bütün bir dünyadır.

*

Bütün boyutlarıyla hayatın kalitesini artırmak için belirgin olanın ötesine bakmak gerekir.Yüz yüze olunan ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlar çok boyutludur.

*

Kuruluşlar ve insanlar başarılı olmak için, karmaşık dünyaya bir bütün olarak, değişik açılardan bakmasını öğrenmelidirler.

*

Hayat değişik boyutlarıyla ele alınmadan, yüzeysel bir bakışla değerlendirilirse, belirgin olan yüzü görülür.

*

Bir resimde iki yüz olduğu gibi, bir hayatta iki hayat,bir dünyada iki dünya vardır.

29 Eylül 2023, 11:46

DÜNYA "TÜKETİYORUM ÖYLEYSE VARIM" DİYENLERLE DEĞİL "ÜRETİYORUM ÖYLEYSE VARIM" DİYENLERLE GÜZELLEŞİR

Bu yazı daha önce 16.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Dünyanın dört bir yanına, salgın bir hastalık gibi yayılan, tüketim kültüründe insanları, alışveriş yapmaya özendirmek için, bütün ülkelerde satıcılar, değişik pazarlama yöntemlerine başvururlar. Tüketicilerin satın alma kararlarını etkileme yolları arasında, indirimli satışlardan “hemen al ay ay öde” diyen, banka kredi kartları ilk sıralarda yer alır. Normal fiyatların indirimli satışlarla, ucuz olarak gösterilmesi, en çok başvurulan yanıltıcı satış yollarından biridir.

*

Alışveriş merkezlerinde göz yanılmalarına dayanan paketlemelerden, ürünlerin değerini ve kalitesini abartan tanıtımlara kadar, üreticiler ve satıcılar, her yöntemden yararlanırlar. İndirimli satış aylarında, birbirini tamamlayan iki üründen birinin fiyatı düşük gösterilirken, birinin fiyatı yüksek tutularak, tüketiciler yanıltılırlar. Satış yerlerinde satıcılar, kendilerini alıcıların yerine koymadan, yalnızca satışlarını artırmaya çalışırlar.Bu yüzden bütün dünyada, alışverişin etik boyutları tartışılmaktadır.

*

Tüketim toplumlarında üretici kuruluşlar, fabrikalarında üretim yaparlar, alışveriş yerlerinde ise, ürünlerinden daha çok isimlerini satarlar. Ancak yerel ve küresel pazarlarda, üreticilerin ürünlerine kalıcı alan açmaları ve satışlarını arttırmaları, ekonomik kurallara verdikleri önem kadar, etik kurallara da önem vermelerine bağlıdır. Gece ve gündüz farkının olmadığı, sürekli aydınlatılan pazarlarda, artık üreticilerin tüketicileri aldatmaları mümkün değildir.

*

Tüketim toplumlarında insanların, durmadan çarşı pazar dolaşarak, gerekli gereksiz alışveriş peşinde koşmaları, bütün dünyada bir hastalık olarak kabul edilmektedir.Dünyada var olmak, tüketmek değil üretmektir.Alışverişin bir hastalığa dönüştüğü, insanları sürekli bir şeyler satın almaya zorlandıkları, ortamların özellikleri ve alınması gereken önlemler, her ülkenin sorunudur.Yaygın hastalığa karşı, ilaçlar ve tedavi yöntemleri geliştirilerek, her üniversitede önemli çalışmalar yapılmaktadır.

*

Üretim toplumlarıyla tüketim toplumlarının birbirine karıştığı, insanların hem üretici hem tüketici oldukları, düz kare dünyada bütün üreticilerin kendilerini tüketicilerin, bütün tüketicilerin de kendilerini üreticilerin yerlerine koymaları, etik olduğu kadar, ekonomik de bir sorumluluğa dönüşmüştür. Üreticiler kendileri için ürettikleri, ürünlere gösterdikleri özeni, başkaları için ürettikleri ürünlere de göstermeleri, kurumsal ve toplumsal bir görev olmuştur.

*

Alışverişin bir hastalığa dönüştüğü, sürekli satın alma yarışının, her alanı kuşattığı toplumlarda, hayatın kalitesini arttırmayan ve kültürel zenginliğe katkısı olmayan ürünlerle üreticilerin pazarlarda varlıklarını korumaları çok zorlaşmıştır. Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, bütün üreticiler pazarlarda ürünlerinden önce, etik değerleriyle var olacaklardır. Artık dünyanın bütün ülkelerinde, insanlar üreticilerin ürünlerinden önce, etik değerlerine bakmaktadırlar.

*

Yirmi birinci yüzyılda kuruluşların, hangi ürünleri ürettiklerinden daha çok, hangi değerleri savunduklarına bakılacaktır.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde kuruluşlar, tüketicilerin gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için, birbirleriyle yarışacaklardır.

*

Alışveriş tutkunlarını ve aldatacak pazarlama yöntemlerinden kaçınmak, en önemli tanıtım olacaktır.

30 Eylül 2023, 12:43

MİSYONLARI GÜZEL OLANLARIN VİZYONLARI GÜZEL OLUR

Bu yazı daha önce 17.12.2021 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkelerin olduğu kadar, dünyanın da ekonomik yapısında ve kültürel dokusunda, vazgeçilmez yer tutan kuruluşların başarısı, bir ayaklarıyla geçmişte, bir ayaklarıyla da gelecekte olmalarına bağlıdır. Dünyanın entellektüel ve finansal kaynakları, kuruluşların bütün rüyalarını gerçekleştirecek zenginliktedir. Kuruluşların gördükleri rüyaları gerçekleştirmeleri, her şeyden önce ulaşılabilir bir misyona ve uygulanabilir bir vizyona sahip olmalarına bağlıdır.

*

Bir gözüyle Amerika’ya, bir gözüyle de Çin’e bakan kuruluşların, misyonları değişmeyen amaçlarını, vizyonları değişen araçlarını gösterir. Kuruluşların varoluş kaynağı olan amaçlar, zamanla büyük değişiklik göstermezken, amaçlara ulaşmanın yolunu açan araçlar sürekli değişirler. Hangi alanda üretim yaparlarsa yapsınlar, değişen araçlarla, değişmeyen amaçlarının peşine düşen kuruluşlar, uzun ömürlü olurlar ve dünyada aranılan ürünler üretirler.

*

Kuruluşların gücü benimsenen, erdemli bir misyonu gerçekleştirmek için, elbirliği yapan çalışanlarından kaynaklanır. Kuruluşlar ister ürün, ister hizmet, ister bilgi üretsinler, misyonları güzel işlerin, güzel yöntemlerle yapılması olmalıdır. Kuruluşların işleri güzel yapmaları gereklidir, ancak hiçbir zaman yeterli değildir. Kuruluşlarda işlerin güzel yapılması, güzel işlerin yapıldığı anlamına gelmez. Çünkü ekonomide güzel yapılan her iş, her zaman güzelliğin güvencesi değildir.

*

Kuruluşların misyonları güzelse, vizyonları da güzel olur. Kültürde ve ekonomide güzel kuruluşlar, güzel misyonlarıyla, güzelliklerine ve vizyonlarına uygun yöntemleri geliştirirler. Dünyada hiçbir kuruluş, erdemli bir misyona, etik dışı yollardan ulaşamaz. Kuruluşlarda misyon vizyondan değil, vizyon misyondan güç alır. Misyonsuz vizyon olmadığı gibi, vizyonsuz da misyon olmaz. Kuruluşlarda vizyon misyonun aynası olduğu kadar, misyon da vizyonun aynasıdır.

*

Kuruluşlarda misyonla vizyon, arasındaki iletişim ve etkileşim, pusulayla gemi arasındaki iletişime ve etkileşime benzer. İkisi bir arada olmazsa, istenilen amaca ulaşılamaz. Kuruluşların olduğu gibi, devletlerin de misyonları ve vizyonları vardır.Nasıl devletler siyasal sınırları aşmadan, ekonomik sınırlarını genişletemezlerse, kuruluşlar da ülkelerinin dışına çıkmadan, dünya pazarlarına açılamazlar.Türkiye’de Özallı yıllarda bütün kuruluşlar, yerel düşünmeye ve küresel davranmaya başlamışlardır.

*

Yirmi birinci yüzyılın küyerelleşen kuruluşları, hem misyonlarda hem de vizyonlarda, köklü yeniliklerin öncüleri olacaklardır. Onlar yerel pazarlardan küresel pazarlara ulaşarak, yerel ürünler kadar, küresel ürünler de üreterek, dünyanın bütün şehirlerini, ulaşılacak “Kızıl Elma” olarak göreceklerdir. Düz kare dünyanın mimarları, korkuları ve düşmanları büyüten kuruluşlardan daha çok, ümitleri ve dostlukları güçlendiren kuruluşlar olacaktır.

*

Dünyayı kucaklayan misyona sahip olan kuruluşlar, kendilerini dünya pazarlarına taşıyacak, vizyon geliştirmekte güçlük çekmezler.

*

Dünyada kuruluşların vizyonları, misyonlarından kaynaklanır. Her kuruluşun vizyonu, misyonu kadardır.

*

Misyonu sınırlı olanın, vizyonu sınırlı olur. Misyonsuz vizyon olmaz. Misyon kuruluşun aynasıdır.