Prof. Dr. Nazif Gürdoğan Yazar, Akademisyen

Aralık 2023

38 yazı

1 Aralık 2023, 11:58

HAYATIN HER ALANINDA GÜLER YÜZ TATLI SÖZ ORTAMI OLUŞTURMA

Kuşkulardan, korkulardan, kötümserliklerden kurtulmanın yolu, hayatın her aşamasında, düşünceyi eylemle, eylemi düşünceyle güçlendirmekten geçer.

*

Ömür boyunca öğrenmede yere, zamana, yaşa bakılmaz, öğrenme yoluna düşülür. İnsanlar öğrenmesini öğrenmeyi, daha yaşanır, daha güzel, savaşsız bir dünya arayışında öğrenirler. İnsanlar hayatlarının her aşamasında, öğrenmeyi ve öğretmeyi canlı tutan, güçlü üretim ve sağlam yönetim yapısına ihtiyaç duyarlar.

*

Çok boyutlu düşünce ve eylem ortamlarında, yeryüzünden gökyüzüne uzanılır, yeryüzüne gökyüzünden bakılır. Arayış içinde olanlar, sınırlılıktan sınırsızlığa geçmenin, ölümlülükte ölümsüzlüğü yakalamanın sırlarını öğrenirler. O sırlarla iki dünyayı birbirine açan insanlar, bir sayfayla kırk sayfa, bir kitapla kırk kitap anlatma gücüne ererler.

*

Düşüncenin olduğu kadar, eylemin de temelinde sözün özü, özün sözü vazgeçilmez bir yer tutar. Düşünceleriyle ve eylemleriyle, akılları hem başlarında, hem gönüllerinde olanlar, hayatın her alanında, sürekli tekrarlanan, durmadan yorumlanan kalıcı sözlerin özlerini, özlerin sözlerini bırakırlar. Onlarla geçmişin sözlerinin özleri geleceğe taşınırlar.

*

İnsanlığın yüzyıllar içinde oluşan sözlerinin özlerini, geçmişten geleceğe taşımanın gücünü kavrayanlar, hiç ölmeyecekmiş gibi öğrenirler, hemen ölecekmiş gibi öğretirler. Onların sözlerini yalnızca insanlar değil, Yunus’un şiirleri gibi, denizlerde balıklar, göklerde kuşlar okurlar. Onlar sözü öze, özü söze dönüştürerek, bütün canlılara seslenirler.

*

Öğrenmeyi öğretmeyle, öğretmeyi öğrenmeyle, özleriyle sözlerini, sözleriyle özlerini özdeşleştirmesini bilen, özleriyle sözleri bir olanlar bütünleştirirler. Onlar yüzyılların bilgi ve bilgelik birikimini içselleştirerek, insanlar arasında ayrım gözetmeden, düşünceleri eylemlere, eylemleri düşüncelere, yansıtmanın yollarını gösterirler.

*

Çatışma ortamlarını, uzlaşma ortamlarına dönüştürmede, insanların ellerindeki silahların başında, içtenlikleri ve güvenirlikleri gelir. Onlarla açılmayan yollar açılır, aşılmayan dağlar aşılır. İnsanlar üretimlerinde ve yönetimlerinde ne kadar içten olurlarsa,ne kadar güven verirlerse, o kadar güçlü olurlar, o kadar geniş etki alanı oluştururlar.

*

Hayatın bütün alanlarında, insanların içten davranmaları, güvenilir olmaları karşısında, kötümser insanlar iyimser insanlara dönüşürler. Nasıl insanların gönüllerinin güzellikleri yüzlerine yansırsa, yüzlerinin güzellikleri de çevrelerine yansır. Güler yüzlerin, tatlı sözlerin karşısında, bütün kapılar açılır, hem gözler, hem alınlar parlar.

*

Güler yüzlülerin, tatlı sözlüleri düşünce ve eylem dünyalarında, her gün yeniden özler derinleşir, sözler zenginleşir.

2 Aralık 2023, 12:13

DÜNYAYA BARIŞ YUNUS KÜLTÜRÜYLE VE YUNUS İNSANIYLA GELİR

Bu yazı daha önce 01.12.2016 tarihinde de yayımlanmıştı.

Türklerin Asya''dan başlayan, Avrupa ve Afrika''ya kadar uzanan, geniş bir coğrafyada etkili olmalarının kaynağında, ülkeleri kazanan silahlı güçlerinden daha çok gönülleri kazanan silahsız güçleri vardır. Silahlı güçler, Yahya Kemal''in ''ordu millet'' olarak nitelendirdiği Türklerin, su üstündeki yüzleridir. Türk tarihinde silinmez izler bırakan, su altındaki yüzlerini ise, silahsız güçlerinin başında gelen dergahlar temsil ederler.

*

Öğrenmenin yeri, zamanı ve yaşı olmaz diyen, iki günü birbirinden farklı kılmayı özendiren, el açan değil el açılan olmayı öneren dergahlar, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın omurgasını oluştururlar. İktisat Tarihçisi . Ömer Lütfi Barkan''ın vurguladığı gibi: Türklerin Avrupa''ya, ordularından önce dervişleri gitti, dergahları gitti. Semerkant''tan, Saraybosna''ya uzanan büyük yürüyüşte başı çekenler, kılınç taşıyanlardan çok ayrı bir yol ve çok ayrı bir yöntem izleyen gül taşıyanlardır.

*

Dergah kültürü, Yunus kültürüdür, dergah insanı, Yunus insanıdır. Milletlerin harman olduğu Anadolu''nun insanı, Yunus''un şiirleriyle yoğrulmuş, yetmiş iki milleti bir millet bilen, Yunus insanıdır. Yunus''un dergahı kötümserlik dergahı değil, iyimserlik dergahıdır. Yunus''un düşünce ve eylem dünyasında kavga yoktur, sevgi vardır. Yunus kültürü kavga kültürü değil, sevgi kültürüdür. Yunus insanı kavga insanı değil, sevgi insanıdır.

*

Yunus kültürüyle yoğrulan Türkler, Akdeniz Tarihçisi Fernand Braudel''in araştırmalarında ortaya koyduğu gibi, Avrupa''ya ''millet sistemi'' odaklı, bir ekonomik ve siyasal yapı taşıdılar ve Avrupa''da yüzyıllarca süren bir barışın güvencesi oldular. Bunun için, söz konusu dönemde, sığınma ve nüfus hareketleri, Batı''dan Doğu''ya oldu. Yunus kültürü ve Yunus insanı geniş Osmanlı coğrafyasında, bir mıknatıs gibi, insanları çevresinde topladı.

*

Yunus insanı Asya''da İslam''ı silah baskısıyla seçmediği için, Avrupa''da kimseyi silah baskısıyla İslam''ı seçmeye zorlamadı. Yunus kültüründe sevgi alınır sevgi satılır, sevgiden terazi tutulur, sevgi sevgiyle tartılır, Asya, Avrupa sevgidir. Asya ve Avrupa''da herkes sevdiği kadar büyüktür, Allah''ı seven herkesten büyüktür. Allah sevdiği insanın düşünen aklı, seven gönlü, okunan kitabı, yazan kalemi olur.

*

Bilgiyi bilgeliğe dönüştüren Yunus kültürü, dört kitabın ortak mesajını taşıyan bir ''Elif''le özetlenir. Yunus insanının bulduğu sevgi, Asya''da ve Avrupa''da değil, insanların gönüllerindedir. İnsanların gönüllerini kazananlar, kıtaları kazanırlar. Dünyaya barışı, yağmur yüklü bulutlar değil, sevgiyle silahlanmış Yunus insanları getirecektir. Onlar düşünceleriyle kazandıklarını, eylemleriyle dağıtırlar.

*

Yunus insanının dağı Ağrı dağıdır, gemisi Nuh'un gemisidir.

*

Yunus insanının bir eli Doğu'dadır, bir eli Batı'dadır.

*

Sevgiyle Batı Doğu olur.Sevgi Doğu'dan gelir.

3 Aralık 2023, 11:50

YARIN BUGÜN YAPILAN YENİ YATIRIMLARLA YAŞANIR KILINIR

Yeni yatırımlarla sürekli yenilenmek, kuruluşlar dünyasında ayakta kalmanın ve uzun ömürlü olmanın en büyük güvencesidir. Bunun için kuruluşlarda gelen yılların, geçen yıllardan daha iyi olması, bütün işletme fonksiyonlarında, ekonomik ve toplumsal kazançları artıracak, alanların açılmasına bağlıdır. Kuruluşlar bilinen ürünlerini ve aranan hizmetlerini, üretimin ve yönetimin can damarları olan, çok boyutlu yatırımlarla, geçmişten geleceğe taşırlar.

*

Üretimde ve yönetimde yaptıkları iyileştirmelerle, kuruluşlar yerel ve küresel pazarlarda, kendilerine yeni yerler açarak, yarışma üstünlüğü kazanırlar. Yatırımlar bütün ülkelerde, kusursuzluğu arayan kuruluşların, ellerindeki en güçlü ve en etkili silahlarıdır. Yatırımlar bir yandan kuruluşların, üretim güçlerini büyütürken, bir yandan da yeni üretim alanlarının doğmasına yol açarlar. Her yatırımla, ekonomik ve kültürel hayat, dönüştürücü bir canlılık kazanır.

*

Kuruluşların ürünleriyle, hizmetleriyle dünya pazarlarına açılmalarında, yatırımlarla ortaya çıkan yeni ürünlerin kazançları, eski ürünllerin kazançlarını kat kat aşarak, köklü dönüşümlerin tetikleyicileri olurlar. Yeni ürünlerin doğmasına yol açan yatırımlar, uzun dönemde sağladıkları kazançlarla, kuruluşların geleceklerini yol haritası olurlar. Doğru yatırımlarla sürekli geliştirilen, kusursuz ürünlerle ve eksiksiz hizmetlerle, kuruluşlar isimlerini duyurarak, ömürlerine ömür katarlar.

*

Yatırımlarla kuruluşların kaynakları,uzun dönemli olarak, arsa, bina ve makinalara bağlanırlar. Bu yüzden yatırımların, ekonomik, teknik ve finansal açıdan, ayrıntılı olarak araştırılması,her aşamanın değişik açılardan değerlendirilmesi, olumlu olumsuz, yerel ve küresel etkileri olan, çok boyutlu bir süreçtir. Bunun için gerçekleştirilen, gerçekleştirilecek yatırımların, ekonomik ve kültürel etkileri, bütün ülkelerde her zaman tartışılma konusu olmaktadır.

*

Ekonomik hayatın her alanında kuruluşlar, rakiplerin kendilerini yatırım yaparken görmeleri için, yatırım yapmazlar. Yerel ve küresel boyutlarda ayrıntılı araştırmalar yapılmadan, yetersiz verilere dayanılarak, gerçekleştirilen yatırımlar kuruluşlarla birlikte, ülkelerin kaynaklarını da tüketirler. Gelecekte ortaya çıkacak zararların önlenmesi, kuruluşların yatırım yaparken, iç ve dış pazarları enine ve boyuna araştırarak, karar vermelerine bağlıdır.

*

Ülkelerin her alanda, birbirlerine bağımlı oldukları sınırsız dünyada, hangi ülkenin kuruluşları olurlarsa olsunlar, bütün kuruluşlar yenilenmekte, dünyanın önde gelen kuruluşlarıyla, yarışmaya hazır olmak zorundadırlar. Kuruluşların dönüştürücü güçleri, birbirleriyle yarışarak işbirliği yapmalarından, işbirliği yaparak yarışmalarından kaynaklanır. Pazarlarda yarışılırken yalnız yarışılmaz. Dünya pazarlarında canlılık, birbirleriyle yarışan kuruluşların, dürüstlüklerine dayanır.

*

Yatırım yapmasını bilmeyen kuruluşlar, yatırım yapmasını bilenler karşısında varlıklarını koruyamazlar.

*

Yatırımlarla sürekli yenilenenler, yeni ürünleriyle altın yumurtlayan tavuklara dönüşürler.

*

Yatırımlar geçmiştir, yatırımlar gelecektir, yatırımlar misyona kilitlenmektir.

4 Aralık 2023, 11:54

PEYGAMBERLERİN ŞEHİRLERİNDE KAN DÖKENLERİN ÖNÜNDA YA DA SONUNDA KANLARI DÖKÜLÜR

Yirminci yüzyılın ilk yarısı Avrupa için, ikinci yarısı Ortadoğu için, yıkım yüzyılı olmuştur. Yirmibirinci yüzyılın mimarları, kutsal kültürü toplumların afyonu olarak görenler değil, hayatın kaynağı olarak görenler olacaktır. Onlar bir yanlarına Mekke’yi, bir yanlarına Medine’yi alarak, Kudüs’ten geleceğe yürüyeceklerdir. İnsanların harabeye çevrilen iç dünyalarıyla birlikte,yakılan, yıkılan dış dünyalarını, inşa etmenin yol haritası,kutsal kültürün kutlu şehirlerindedir.

*

Dünyadaki erdemli şehirlerin, erdemli yönetimlerin anası olan kutlu şehirler, bilginin ve bilgeliğin olduğu kadar, düşüncenin ve eylemin de, asla batmayan güneşleridir. Onlar geçmiş yüzyıllarda, Avrupa’yı nasıl dönüştürmüşlerse, gelecek yüzyıllarda Amerika’yı öyle dönüştüreceklerdir. İnsanlığın bilgi ve bilgelik dünyasında Atina’nın güneşi batmıştır, Kudüs’ün güneşi doğmaktadır. Kudüs’ün ışığını dünyaya, İstanbul taşıyacaktır. Batı’ya Işık hep Doğu’dan gelmiştir.

*

Doğu kutsal, Batı seküler kültürün anavatanıdır.Roger Garaudy’nin kitaplarında altını çizerek vurguladığı gibi, Avrupa’da doğmuş, kutsal şehirleri olan, hiçbir büyük din yoktur. Kudüs Adem “Safiyyullah", Nuh "Neciyullah", İbrahim “Halilullah”, Musa “Kelimullah”, İsa “Ruhullah” , Muhammed “Habibullah” diyenlerin şehiridir. Kudüs sevgisiyle silahlanmayanlar,yol açtıkları savaşlarda, bütün dinlerden insanların kanlarını dökerler.

*

Kudüs’te savaş olursa, Pekin’de, Moskova’da, Brüksel’de,Tel Aviv'de Washington’da barış olmaz.Kan dökenlerin kanları dökülür.Dökülen kanlar yerde kalmazlar.Dünyanın bütün aydınları, Yirmibirinci yüzyılda, insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminin, şehirlerin anası, zamanla yaşıt, Mekke’den kaynaklandığını göreceklerdir. Bu yüzden Nuri Pakdil, Batı Notları kitabında, “Kalbimin yarısı Mekke’dir,yarısı Medine’dir,üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır” demektedir. Mekke insanlık tarihinin sıfır noktasıdır. Medine Son Peygamber'in,Kudüs İbrahim Peygamber'in başşehiridir.Onlara dost olanlar, insanlara düşman olmazlar.

*

Uzaklık ve yakınlık farkının, ortadan kalktığı dünyada, büyük bir arayış içinde olan insanlığın, bilgi ve bilgelik susuzluğunu Mekke giderecektir.Mekke bütün peygamberlerden izler taşır, insanlığın atalarının şehiridir,bütün insanların anavatanıdır. Batı’da kutsal kültür olarak neler varsa, hepsi Doğu’nun kutlu şehirlerinden, alınmıştır. Dünyada kutlu şehirlerin öğrencileri olanlar, seküler şehirlerin öğreticileri olacaklardır. Onlar dünyanın bütün şehirlerini, insanlık tarihinin derinliklerinde, uzun yürüyüşlere çıkaracaklardır.

*

Dünyanın eli kanlı “Beş Şehiri”nin, döktükleri kanların hesabı, kutsal kültürün kutlu şehirlerinde, BM'e üye ülkeler tarafından sorulacaktır.

*

Wahington’nun, Brüksel'in, Tel Aviv'in yargılanması,Kudüs’te bütün Peygamberlerin katılımıyla yapılacaktır.

*

Amerika ve İsrail Gazze'de, döktükleri kanların hesabını er ya da geç vereceklerdir.

4 Aralık 2023, 18:18

''Bir mısrası Türkiye'ye yeter'' denilen NECİP FAZIL ''Türkiye

''Bir mısrası Türkiye'ye yeter'' denilen NECİP FAZIL ''Türkiye beni 'KALDIRIMLARIN'' şairi olarak bilir, ben 'ÇİLE'nin şairi olarak bilinmek isterim'' derdi. Çile Rimbaud'nun Sarhoş Gemi'si gibi çok genç yaşta geçirilen bir 'ENTELEKTÜEL KRİZ' sonrası yazılmıştır.Gazali de 'İHYA'yı geçirdiği bir kriz sonrası yazmıştır.Her üçü de 'METAFİZİK SANCI' çeken öncülerdir.

5 Aralık 2023, 00:44

GAZZE'Yİ GÖĞSÜNDE KURŞUN GİBİ TAŞIYAN NURİ PAKDİL UNUTULMAZ

Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından düzenlenen "Çarşamba Sohbetleri"nde, "Anneler ve Kudüsler", "Bağlanma" ve "Batı Notları"nın da aralarında olduğu çok sayıda esere imza atan mütefekkir, yazar Nuri Pakdil yad edildi.

*

Yazar Şakir Kurtulmuş'un moderatörlüğünü üstlendiği etkinliğe katılan Nazif Gürdoğan, Ali Göçer ve Mürsel Sönmez usta edebiyatçıyı anlattı.

*

Yazar Nazif Gürdoğan, Pakdil'in Kudüs'ü göğsünde kurşun gibi taşıdığını belirterek, "Dünya bugün büyük bir sınavdan geçiyor. Biz bugün Nuri Pakdil'in geçmişteki eylemlerinden yola çıkarak nasıl bir yol haritası hazırlamalıyız, bunlara odaklanıyoruz." dedi.Nuri Pakdil'in roman okumayı çok önemsediğine değinen Gürdoğan, 1968'de tanıştığı usta yazarın, "Biz roman okumayanın düşmanıyız" dediğini aktardı.

*

Nazif Gürdoğan, bugün yeni bir dünya düzeni olduğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi: "Yeni dünya artık silahlı güçlerin, orduların savaştığı bir dünya değil, kültürlerin savaştığı bir dünya. Dünyayı bir bütün olarak görmeyenler, her yerde olmayanlar bir yerde olamaz. Kültür adamlarınızla dünyanın her yerinde olursunuz. Dünyayı bir bütün olarak görmeyenler, yani her yerde olmayanlar bir yerde olamaz.

*

Dünyanın her yerinde olmanın yolu, kültür adamlarınızla olur. Dünyada hiç kimse Mevlana'ya, Shakespeare'e, Goethe'ye pasaport sormaz. Onlar bütün dünyayı kimliksiz, pasaportsuz dolaşır. Bu sebeple Nuri Pakdil romanlara çok önem verirdi. Yeni dünyanın Fatihlerinin Nuri Pakdil'den öğreneceği şeyler var." ifadelerini kullandı. Kaynak: AA Teşekkürler Sevgili SALİH ŞEREF kalemine güç.

5 Aralık 2023, 11:41

Sezai Karakoç'un ''DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ'' kitabında vurguladığı gibi, Habil'den,Kabil'den beri dünyada…

Sezai Karakoç'un ''DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ'' kitabında vurguladığı gibi, Habil'den,Kabil'den beri dünyada medeniyetler savaşıyor.Bir yanda ''İki Dünya Medeniyeti''ni savunan İbrahim'ler, Musa'lar var, bir yanda ''Tek Dünya Medeniyeti''nin Nemrut'ları, Firavunl'ları var. Kutsal ve Seküler kaynaklardan beslenen medeniyetlerin savaiları Kıyamet'e kadar devam edecektir.Kalıcı olan bütün medeniyetlerin kaynağı olan ''VAHİY MEDENİYETİ''dir.

5 Aralık 2023, 12:03

KUDÜS BARIŞTAN ELBİSELER GİYEN İNSANLARIN KENTİDİR

Bütün dünyada ülkeler, savaşların dayanılmaz ağırlığı altında eziliyor. Yirminci yüzyılda Avrupa ülkelerini yakan, yıkan savaşlar, Yirmi birinci yüzyılda Müslüman ülkeleri yakıp, yıkıyor. En dehşet verici yüzleriyle ortaya çıkan, sonu gelmeyen, savaşlar, Asya ve Afrika ülkelerinde ekonomik, siyasal ve kültürel hayatı felç etti. Irak'ın Amerika,Suriye'nin Rusya,Filistin'nin İsrail ordusu tarafından yerle bir edilmesi,Ortadoğu'da en son savaş yıkımıdır.

*

Savaş yıllarını gören Mehmet Akif''in yıllar önce Rusya için söyledikleri, bugünkü Irak, Suriye,Yemen, Filistin için de geçerlidir. ''Bilmiyorlar ki bu şiddetlerin olmaz hükmü / Göz yıllar önce, fakat sonra kanıksar ölümü / Sanıyorlar kafa kesmekle, beyin ezmekle / Fikr-i hürriyet ölür. Hey gidi şaşkın hezele / Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak / Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak.'' Ancak, Washington, Brüksel, Moskova, Tel Aviv çocukları öldürmekten, şehirleri bombalamaktan başka savaş bilmiyor.

*

Savaş dünyasını, barış dünyasına dönüştürecek olanlar, seküler kültürün bilginleri değil, kutsal kültürün bilgeleridir. Onlar, bütün ülkelerin içinde olduğu dünya gemisinin, kasırgalar denizinde, dev dalgalara kapıldığını, yolunu, yönünü şaşırdığını pusulasını yitirdiğini, parçalanmasının çok yakın olduğunu, anlatmaya çalışıyor. Dünya onların farkında değil, onlara karşı kör, sağır, dilsiz.Çünkü Nuh Tufanı unutuldu.

*

Dünyanın dört bir yanından seslenen kutsal kültürün bilgelerinin sürekli vurguladıkları gibi: ''Kutsal kültür tarafından içselleştirilerek özümsenmiyen seküler kültür, kutsal kültürü içselleştirerek özümser ve barış kültürünü savaş kültürüne dönüştürür.'' Bütün dünyada savaş rüzgarları estiren seküler kültürün silahları, öldürdükleri insanların mezar taşlarıyla, ülkelerin arasına yıkılması yıllar alacak, görünmeyen yeni Berlin duvarları inşa ediyor.

*

Barış dünyasının sınır taşlarının yerine, savaş dünyasının mezar taşlarının geçtiği bir yüzyılda, bütün dünya, ''öldürmeyeceksin yaşatacaksın, zorlaştırmayacaksın kolaylaştıracaksın, ararsan bulacaksın'' diyen, kutsal kültüre dönmeli ve kutsal kitaplara odaklanmalıdır. Kutsal kitaplar, insanlık tarihi boyunca yazılmış bütün kitapların anasıdır. Yazılmış ve yazılacak bütün kitaplar, kutsal kitapların ışığında, hayatı anlamlı kılmak için yazılmış ve yazılacaktır. Yeni sözler, kutsal kitaplardan yola çıkılarak söylenir.

*

Kutsal kitapların zamana bağımlı olmayan ilkeleri, hayatın kumaşına renk veren, sağlamlık kazandıran ana girdilerdir. Kutsal kitaplar,Seyyid Hüseyin Nasr''ın kitaplarında sürekli vurguladığı gibi, akıl dışı değil, ancak akıl üstüdür. Seküler kültürün sınırlarının dışına çıkmadan, kutsal kültürü hayata taşımak, hayatı kutsal kültürle yoğurmak mümkün değildir.

*

Kutsal kitaplar, gökyüzünde yazılır, yeryüzünde okunur.

*

Kudüs, meleklerin insanlara karıştığı kutlu kenttir.

*

Kudüs'te gökyüzünün kapıları herkese açılır.

*

Kudüs kenti dünyanın güzel barış kentidir.

*

Barışı sevenler bütün insanları sever.

*

Barıştan kimseye zarar gelmez.

*

Barış savaştan üstündür.

*

Savaş ölüm getirir.

*

Barış hayattır.

6 Aralık 2023, 12:32

KURULUŞLARDA BAŞARI TAKIM ÇALIŞMASINDAN KAYNAKLANIR

Bu yazı daha önce 14.01.2022 tarihinde de yayımlanmıştı.

Ülkelerin üretim güçleri, yalnızca doğal zenginliklerinden kaynaklanmaz. Bunun için doğal kaynak zengini Brezilya yoksulken, doğal kaynak yoksulu Japonya zengindir. Denizlerdeki balıklar yakalanmadan yenilmezler, yeraltındaki madenler yerüstüne çıkarılmadan değerlendirilmezler. Yeraltındaki ve yerüstündeki kaynaklar, “ben” değil “biz” diyen kuruluşlarda, yüzyılların içinde zenginleşen, üretim ve yönetim birikimiyle, ürünlere dönüştürülerek, ekonomiye kazandırılırlar.

*

Sanayi toplumlarının bilgi toplumlarına dönüşmeleriyle, kuruluşların üretim güçlerini büyütmede ağırlık, birbirleriyle el ele uyum içinde çalışan, dönüştürücü takımlara kaymaktadır. Takımların temelinde mükemmelliği, arama ve bulma yolunda, hoşgörü ve yardımlaşma vardır. Takım çalışmalarında her zaman, dürüstlük ve karşılıklı güven, en önde gelir. Bu yüzden kuruluşlarda, takım çalışmasının ortaya çıkardığı sinerji, vazgeçilmez bir yer tutar.

*

Ulaşımdaki, iletişimdeki ve yardımlaşmadaki gelişmeler, takımların gücüne güç katarak, ürünlerin ve hizmetlerin üretiminde, büyük bir devrim yapmışlardır. Dünyada takım halinde, birlikte öğrenmenin öncüsü Peter Senge’nin vurguladığı gibi:”Takımın aklı takımda yer alanların, her birinin aklından çok daha büyüktür.” Takımlar dünya pazarlarında, kuruluşların en güçlü silahlarıdır. Silikon Vadisindeki kuruluşların başarılarının temelinde, takım çalışması yatmaktadır.

*

Dünyada ekonomiden kültüre her alanda, köklü dönüşümlere yol açan bilgi toplumu kuruluşları, çok boyutlu amaçlarını, takım çalışmalarıyla gerçekleştirmişlerdir. Onlar ordulardan daha çok, futbul takımlarına benzeyen yapılarıyla, birbirleriyle paylaşmanın ve dayanışmanın, en güzel örneklerin vermişlerdir. Öncülerin dünyasında üretimi takımlar geliştirir, başarıyı kuruluşlar kazanır. Bunun için Steve Jobs “Apple bir takım oyunudur” demektedir.

*

Ekonomi kitaplarında sermaye, emek ve doğal kaynakların üzerinde önemle durulursa da, artık bütün dünyada üretim faktörlerinin başında, yardımlaşmayla kuram ve uygulama gücüne, büyük açılımlar kazandıran, takım çalışmasına yatkın, üretme susuzluğu çeken, çok kültürlü, çok renkli, çok dilli insanlar geliyor. Onlar akıl güçlerinden önce, duygu güçleriyle sürekli zenginleştirilen, bilgi ve bilgelik birikimine, yeni açılımlar kazandırmaktadırlar.

*

Bilgi toplumlarında ekonomik hayatın ilkeleri gibi, siyasal ve kültürel hayatın ilkeleri de durmadan değişmektedir. Bütün kuruluşların dünyadaki değişmelere ayak uydurmaları, karşı karşıya oldukları sorunların çözümünde, sanayi toplumunun yöntemlerindan daha çok, bilgi toplumunun yöntemlerinden yararlanmalarına bağlıdır. Kuruluşların küçük takımlarla, düşünen akılları çoğaltmadan, yapılan işleri azaltmaları mümkün değildir.

*

Kuruluşlarda takımların başarıları, görünen zenginliklerinden değil, görünmeyen zenginliklerinden kaynaklanır.

*

Güçlü kuruluşlar sorumlulukların paylaşıldığı, futbol takımlarını örnek alan işletmetlerdir.

*

Başarılı takımlarda her alanda, herkes takım için, takım herkes için bilinir.

7 Aralık 2023, 12:32

SORUNLARI HEM AKIL HEM ALIN TERİ DÖKENLER ÇÖZERLER

Doğu’dan Batı’ya bütün ülkelerde, akıl ve alın teri dökenler, ülkelerin düşünce ve eylem dünyalarında, köklü dönüşümlerin öncüleri olurlar.

*

Güneş altında söylenmemiş söz yok denilen dünyada, düşünceyle eylemi edebiyatla bütünleştirerek yoğurmayı başaranlar, dünyanın her yanında kalıcı izler bırakırlar. Onların yapıcı güçleri, birlikte çalışmasını bilmelerinden kaynaklanır. Onlarla üretimde paylaşmaya, yönetimde katılmaya daha önce bilinmeyen alanlar açılır.

*

Üretim ve yönetim dünyasında, karşı karşıya olunan sorunlar çok değişmezler, ancak sorunları çözüm yöntemleri sürekli değişirler. Bütün ülkelerde hayat, akıl terleriyle birlikte, alın terleri dökerek, sorunlara çözüm bulmasını bilenlerle yaşanır kılınır. Aşılmaz sanılan engeller, yetişilmez bir çoşkuyla, ulaşılmaz bir yetenekle, köklü bir inançla aşılır.

*

Üreten eller olmayı özendiren Anadolu kültüründe, insanların gelen günlerinde, geçen günlerinden daha fazla üretmelerine, büyük özen gösterilir. Dünyayı günden güne, üretimlerini artırmasını bilenler güzelleştirirler. Onlar birbirleriyle üretimde yarışarak, hem iç dünyalarını, hem dış dünyalarını zenginleştirirler.

*

İnsanların gönüllerinin kazanılmasının büyük bir erdem olduğu dünyada, ter dökmenin gücünü görenler, her alanda büyük dönüşümlere yol açarlar. Onlar çevrelerinde oluşturdukları geniş çekim merkezlerinde, insanları birbirleriyle ter dökülmeyen tüketimde değil, ter dökülen üretimde yarışmaya özendirirler.

*

Bütün insanlar için yaşanabilir bir dünya arayışında, insanlara niçin ter döküyorsun diye sorulmaz, neden ter dökmüyorsun diye sorulur. Ter dökenlerle sorunlara, ne kadar hızlı çözümler bulunursa, yaşanan hayat o kadar güzelleşir. Bu yüzden dünyanın her ülkesinde, insanlardan hayatı zorlaştırmaları değil, kolaylaştırmaları istenir.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, insanlardan tüketimi azaltmada, üretimi çoğaltmada, ter dökerek birbirleriyle yarışmaları, bir sorumluluk olarak görülür.

8 Aralık 2023, 11:41

KUSURSUZ İNSAN YANLIŞSIZ BİLİM OLMAZ

Seçmensiz demokrasilerde seçimlerle değişmeyen, ömür boyu başkanlık peşinde koşanların elinde, barış dünyası savaş dünyasına dönüşüyor.

*

Duvarların olmadığı bir yüzyılda, seçilmiş ya da seçilmemiş başkanların, her şeyi bilmediğini herkes biliyor. Ancak değişmeyen başkanlar, bilmedikleri hiçbir şeyin olmadığını sanıyorlar. Bu yüzden iki dünyayı birbirinden ayırmayan aydınların, sorumluluklarının başında, “Allah’ın bilgisinin üstünde bilgi” olmadığını anlatmak geliyor.

*

Bütün bilgilerin ve bilgeliklerin, ana kaynağı olan Peygamberler dönemi, zamanın sıfır noktası Mekke’de başlar, bilginin ve bilgeliğin zirvesine Medine’de ulaşılır. Mekke’de açılan gizemli kitap, Medine’de kapanır. İlk Peygamber’le başlayan insanlığın, dünyadaki bilgi ve bilgelik serüveni, Son Peygamber’le doruk noktalanır.

*

İnsanlığın bilgi kervanı, Kenan’dan Mısır’a, Mısır’dan Atina’ya, Atina’dan Roma’ya, Roma’dan Kudüs’e, Kudüs’ten, Mekke’ye,Mekke’den Şam’a, Bağdat’a, İstanbul’a, Semerkant’a, Kurtuba’ya, Paris’e, Londra’ya, Washington’a, Pekin’e yolculuğuna devam ediyor.Düşünürler dönemi kapanırken, yeniden peygamberlere dönülüyor.

*

Yirminci yüzyılın Marx’ları gibi, “Dinler toplumların afyonudur” diyerek, ekonomi her şeyi belirler, ekonomi için yapılmayacak şey yoktur diyenler, dünyayı ateş topuna dönüştürüyorlar. Dünyanın tarihine geniş açıdan bakıldığında, ülkelerinin birikimlerinin “Öncü Peygamber”lere verilen, Kutsal Kitap’lara düşülmüş, bir dipnot oldukları görülür.

*

Yüzyılların içinde oluşan düşünce ve eylem tarihinde, peygamberlerin haber verdikleri doğruları, düşünürler deneme yanılma yöntemiyle ararlar. Bunun için Karl R. Popper’ın, kitaplarında sürekli vurguladığı gibi, bilimsel gelişme süreci, savunulan doğrular yanlışlana yanlışlana ilerler. Bilimsel dünyada her düşünür hata yapar, kusursuz düşünür olmaz.

*

Bilgide ve bilgelikte eksiksiz olduklarına inananlar, kimsenin önceden bilmesi söz konusu olmayan, gelecekten haberler vererek insanları yanıltırlar. Onlar geçmişte çok görüldüğü gibi, güçlü olmak için dünyayı ateşe vermekten kaçınmazlar. Bunun için Popper “Bilim doğruluk arayışıdır”,“Kesinlik arayışı değildir” deme zorunluluğu duyar.

*

Yönetenlerin ve yönetilenlerin sürekli hata yaptıkları dünyada, herkes hataları önleme görevi yüklenir. Bir alanda çok şeyleri, başka alanlarda bir şeyleri bilen eleştirel düşünen aydınlar, Anadolu’da denildiği gibi “Kusursuz insan olmaz” diyerek, bildiklerini bir şiir gibi, en yalın, en güzel, en kısa olarak anlatma sorumluluğu taşırlar.

*

Aydınlar sorumluluklarını yerine getirmezlerse, değişmeyen otokratik yöneticilerin elinde, akan kanlar sele dönüşürler.

9 Aralık 2023, 12:59

AKİF İNAN GİBİ GERÇEKLEŞECEK RÜYALAR GÖREN ŞAİRLER ARKALARINDA SİLİNMEZ İZLER BIRAKIRLAR

Şiirde düşünceye dönüşen duygu gerçek, duyguya dönüşen düşünce güzeldir. Şairler düşünceyi duyguya, duyguyu düşünceye dönüştürmenin, hem ustaları, hem de öncüleridirler. Şairlerin zamanı aşan şiirleriyle, düşüncelerle duygular, duygularla düşünceler, büyük rüyalar görürler. Her insanın gönlünde uyuyan şiirler vardır. Şiiri olmayan hayatın rüyası olmaz. Şairler insanların gönlünde uyuyan şiirleri uyandırırlar. Dünyanın şiirini yakalayanlar, hayatlarının rüyalarını görürler.

*

Güzelin şiiri güzel olduğu gibi, güzelin rüyası da güzel olur. Şiiri yazılanın rüyası görülür, rüyası görülenin şiiri yazılır. Cahit Zarifoğlu''nun “Yedi Güzel Adam”ı gibi, nasıl güzel olanı görürler, gereğini bellerler, ölüm girse aralarına, aşkı yanlarından ayırmazlarsa, şairler de rüya görürler, gereğini bellerler, hayat girse aralarına, şiirlerini rüyalarından ayırmazlar. Onlar rüyası görülmeyen şiirlerin, yazılmayacaklarını bilirler.

*

Mavera Dergisi''nin kurucu şairlerinden olan Akif İnan, büyük rüyalar gören, gördüğü rüyaları şiire ve eyleme dönüştüren, eylemi şiirden,şiiri eylemden ayırmayan, güzel şairlerin arasında yer alır. İnan şiirinde, düşünceyi duyguyla bütünleştirdiği gibi, şiirini de eylemiyle bütünleştirmiştir. Eğitimciler Sendikası''nın Kurucu Başkanlığı''nı yüklenerek, gördüğü büyük rüyaları, şehir şehir dolaşarak bütün Anadolu''ya anlatmıştır.

*

Zaman başlıklı şiirdeki mısralarında vurguladığı gibi: “Büyük rüyalarla geçmişse ömür / Hiç yanmam ölümün her çeşidine” demekten, hiçbir zaman geri durmamıştır. Onun düşünce ve eylem dünyasında, büyük rüyalar görülmeyen günler, yaşanmış sayılmazlardı. İnan''ın “Hicret” ve “Tenha Sözler”deki şiirlerinin her birinde, güzelliği arayan ve doğru düşünmeyi sevenler için, eylem yüklü mısralar vardır.

*

Eyleme dönüşen düşünceler, İnan'nın şiirlerini okuyanların hayatlarıyla birlikte, rüyalarınında vazgeçilmez bir alanı haline gelirler. İnan''ın şiirleri gibi, denemeleri de, okuyanlarının bilinçlerine yerleşirler, yalnızca düşüncelerle değil, eylemlerle de donatırlar. Sözün sultanlarını sevenler, gerçekleşmeyecek rüyalar görmezler. Her şiir ustası, bir söz ustası olduğu kadar bir öğrenmesini öğrenme ve bir öğretme ustasıdır.

*

Şiiri sevenler, hem öğrenirler, hem öğretirler. Onlar en güzel ve en etkili öğrenme yolunun öğretmek olduğunu bilirler. Onların en çok sevdikleri kimseler, şiirleriyle ilgili sorular soranlar ve kendileriyle aynı görüşleri paylaşmayanlardır. İnan sevdikleriyle birlikte, ömrünü büyük rüyalar gören eğitimcileri eğitmeye, onları şiirlerle, kitaplarla ve eylemlerle silahlandırmaya adadı. Onun temellerini attığı “Sendika” kurumsallaşarak, eğitim dünyasının öncü ve sürükleyici gücü olmuştur.

*

Ülkeleri rüyalarını, gerçekleştirmesini bilenler dönüştürürler.

*

Zamana adanan şiirler yazanlar, büyük rüyalar görürler.

*

Şairsiz ülkeler, arkalarında kalıcı eserler bırakamazlar.

10 Aralık 2023, 12:31

HER YERDE HER ZAMANDA ERLER İSTERLERSE ERENLER GELİRLER

Erlerin ve erenlerin bilgi ve bilgelik dünyasında, insanlığın atalarının yitirdiği Cennet’i, yeryüzünde aramanın yeri ve zamanı olmaz.

*

Erenler erleri yeryüzünde, “Yitik Cennet” aramakla bulunmaz, ancak bulanlar özlemle arayanlardır diyerek uyarırlar. Geçmiş yüzyılların derinliklerinden bakılırsa, arayan erler hazır olurlarsa, erenler kısa zamanda gelirler. Onlar iki dünyada Cennet’e ulaşmanın, kapılarını açacak anahtarları, arayan erlere vermek için yanlarında taşırlar.

*

Cennet benzeri, kan akmayan, gözyaşı dökülmeyen dünyayı bulanlar, geçmiş yüzyılların erenlerinin erleri,gelecek yüzyılların erlerinin erenleri olurlar.Onlar düşünceleriyle eylemlerini güçlendirirler, eylemleriyle düşüncelerini zenginleştirirler. Onların ellerinde, bilgiler bilgeliklere, düşünceler eylemlere dönüşürler.

*

Habil’İn çocuklarıyla, Kabil’in çocukları arasında sonu gelmeyen savaşlar, Kıyamet’e kadar devam edecekler. Savaş yıllarının barış yıllarına dönüşmesinde, Yirmibirinci yüzyılın bir yandan erleri, bir yandan erenleri, kutup yıldızı işlevi yükleniyorlar. Onları izleyenler kendilerini güzelleştirirken, çevrelerini de güzelleştiriyorlar.

*

Güzelleştirici düşüncelerinin erleri olanlar, yapıcı eylemlerin erenleri olurlar. Onlarla çalkantılı savaş yılları, çoşkulu barış yıllarına dönüşürler. Onlar Nemrut’ların, Firavun’ların görünen ordularına karşı, İbrahim’lerin, Musa’ların görünmeyen ordularını saflarında yer alırlar. Ve ateş alanlarını, gül bahçelerine çevirirler, denizlerde yollar açarlar.

*

İnsanlık tarihinin yakıcı ateş ve boğucu deniz sınavından geçenler, iyilikleri özendirmede, kötülükleri önlemede, birbirleriyle yardımlaşmasını ve dayanışmasnı bilirler. Onların ellerinde fidan dikilen topraklar, binbir çeşit meyva veren geniş ağaç ormanlarına dönüşürler. Dokundukları çorak topraklar, bereketli ovalar olurlar.

*

İkinci bin yılın çalkantılı savaş dönemi, yeni erlerin, yeni erenlerin ellerinde, barış dönemi olma yolunda adım adım ilerliyor.

11 Aralık 2023, 11:45

ERDEMLİ DEVLETLERİN ERDEMLİ YÖNETİCİLERİ OLUR

Bu yazı daha önce 19.08.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Peygamberlerin haberlerini verdikleri, temellerini attıkları erdemli devletleri, seküler dünyanın bilgeleri, deneme ve yanılma yoluyla ararlar.

*

Tarihin sıfır noktası Mekke’de, “İlk İnsan”la başlayan, erdemli yönetici, erdemli devlet arayışı, döner dolaşır Medine’de doruk noktasına ulaşır. Tarih bütünlük ve süreklilik içinde devam eder, inanan Habil’in çocuklarıyla, inanmayan Kabil’in çocuklarının, yaşanabilir dünya, katlanabilir devlet, dayanılabilir yönetici arayışları devam ediyor.

*

Tarihin her döneminde bilgeler, “Doğu’yu Batı’yı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükselişlerin ve düşüşlerin sebeblerini derinden derine araştırmalıyım” diyen, Sezai Karakoç gibi düşünerek, ”Erdemli Devlet” arayışı içinde olurlar. Onların başında, Doğu’nun ve Batı’nın büyük bilgesi Farabi gelir.

*

Varoluşun kaynağının Allah olduğunu, önemle vurgulayan Farabi, yaşanan dünyayı yaşanacak dünyadan ayırmadan, bir bütünün iki yüzü olarak ele alır. İslam’ın ana kaynaklarının ışığında, Musa Peygamber’in Mısır’ına dayanan Yunan Düşünce’sini, didik didik ederek, düşünce tarihinde doğrularla yanlışların, birbirine karışmasını önler.

*

Bilgi ve bilgelik kültüründe, Allah’ın sevgisini kazanan yöneticilerin Allah, düşüncelerinde ve eylemlerinde, düşünen akılları, seven gönülleri olur.Yöneticiler Allah’ı ne kadar severlerse, Allah tarafından o kadar sevilirler. Ve şehirde yaşayanların hayatlarını zenginleştirerek, şehirlerde geniş çekim alanları oluştururlar.

*

Farabi’nin önem verdiği erdemli yöneticilerin özelliklerinin başında, ten ve can sağlığı gelir. Büyük Türkistan’lı erenlerin ve erlerin öncüğünde, yüzyıllar içinde Anadolu’da oluşan kültürde, “Sağlık her şeyin başıdır” denilir. Sağlıklı yöneticilerin şehirleri, “Peygamber Şehiri” Medine gibi, “cami,okul,çarşı” çevresinde, sağlıklı olarak büyürler.

*

Farabi erdemli yöneticilerin, öğrenmeyi ve öğretmeyi sevenleri, desteklemelerine büyük önem verir. Bunun için herkesin, öğrenmesini öğrenmeye, yeni açılımlar kazandıran, bilgeleri ve bilginleri sevmelerini önerir Yaşanılan yüzyılda olduğu gibi, her dönemde bilgi ve bilgelik, yönetimlere derinlik ve zenginlik kazandırıcı bir işlev yüklenir.

*

Devlet yönetimlerinde, insanlar arasında ayrım gözetmeyen, bütün insanları aynı annenin, aynı babanın çocukları gören, bilge yöneticiler güçlü olurlar. Onlar adil olmayı, başarının kaynağı bilirler, şiddetten kaçınırlar. Bu yüzden Farabi, erdemli yöneticilerin bilge olmalarını ister, bilgeliği bütün özelliklerin başında ve üstünde tutar.

*

Erdemli devletlerde erdemli yöneticiler, gösteriş harcamalarından, savurganlığı özendirmekten, ne kadar uzak dururlarsa, o kadar uzun ömürlü olurlar.

12 Aralık 2023, 00:08

"TAHA'NIN KİTABI"nın Şairi SEZAİ KARAKOÇ'a "SEBEBEY"in Şairi ERDEM BAYAZIT'a rahmet okunması dileğiyle."ONLAR…

"TAHA'NIN KİTABI"nın Şairi SEZAİ KARAKOÇ'a "SEBEBEY"in Şairi ERDEM BAYAZIT'a rahmet okunması dileğiyle."ONLAR GİTTİLER / GİDERKEN BİR MUŞTU GİBİYDİLER. / ONLAR GİTTİLER / GELEN ZAMANDAN BİR HABER GİBİYDİLER." Ve arkalarında bıraktıkları kitaplarıyla, Kıyamet'e kadar defteri kapanmayanların arasına katıldılar.

12 Aralık 2023, 12:08

SAVAŞLARDA KARAR ALAN YÖNETİCİLER ÖLMEZLER ASKERLER ÖLÜRLER

Bu yazı daha önce 11.12.2020 tarihinde de yayımlanmıştı.

Hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin, bütün kurum ve kuruluşlar, liderleriyle kalıcılık kazanırlar. Bunun için yönetim ve üretim alanında, en çok tartışılan konuların başında liderler ve liderlik gelir. Liderlik nasıl tanımlanır? Liderliğin genel geçer bir tanımı var mıdır? İnsanlar lider olarak mı doğarlar? Yoksa liderlik yetenekleri, eğitimle kazanılabilir mi? Yapılan araştırmalarda cevabı aranan belli başlı sorulardır.

*

Liderlik Doğu'da ve Batı'da nasıl tanımlanırsa tanımlansın, liderlerin en başta gelen özellikleri, konuşmak değil, yapmaktır. Liderler konuştuklarından daha çok, yaptıklarıyla lider olurlar. Dünyanın her yerinde, insanlar liderlerin söylediklerinden önce yaptıklarına bakarlar. Her lider insanları peşinden eylemleriyle sürükler. Onların gücü kendilerini izleyenlerin, büyüklüğünden kaynaklanır. İnsanlar risk almayı bilen, düşünceyi eyleme dönüştüren liderlerin peşinden giderler.

*

Amerika'da yıllarca değişik işletme konularında öğretim üyeliği ve yönetim danışmanlığı yapan Peter Drucker, “Geleceğin Lideri” isimli kitaba yazdığı önsözde, 1920'li yıllara ilişkin bir anısını anlatır. Lisede tarih hocaları, “Birinci Dünya Savaşı”na ilişkin bir küçük araştırma yapmalarını ister. Yapılan araştırmalar sınıfta tartışılırken, öğrencilerden biri “Yazılan kitapların hepsi, savaşın bir askeri başarısızlık olduğunu vurguluyor, sizce bunun sebebi nedir” diye, bir soru sorar.

*

Kendisi de savaşa katılan ve savaşta ağır yara alan Avusturyalı tarih öğretmeni, soruya cevabında, liderliğin özünü ortaya koyan, canalıcı bir değerlendirme yapar. Hocanın başarısızlık gerekçesi, “Savaşta yeterince general öldürülmedi, generaller cephe gerisinde durdular ve askerlerin savaşıp ölmelerine seyirci kaldılar” gözlemi olur. Liderler, komutanlar, subaylar, görevlerini yardımcılarına devrederler. Ancak onlar sorumluluklarını hiç kimseye devredemezler. Sorumluluk yüklenmeyenler, dünyadaki savaşların önüne geçemezler.

*

Ortadoğu'da sorumluluk almayan sivil ve askeri generaller yüzünden, yüksek yoğunluklu iç savaşlar yaşanmaktadır. Büyük göçlere yol açan, çatışmaları cephelerden şehirlere taşıyan dehşet savaşlar, siyasi ve askeri alanda, hiçbir lider bedelini ödemediği için, ülkeden ülkeye yayılıyor. Büyün ülkelerin iç savaşlarda ödedikleri bedeller, yıldan yıla katlanarak artıyor.

*

Çatışma alanın dışındaki liderlerin hatalarını, çatışma alanının içindeki askerler canlarıyla ödüyorlar. Yerle bir edilen şehirlerde binlerce sivil insan hayatını kaybediyor.

*

İster askeri, ister siyasi, ister ekonomik alanda olsun, liderlerin başarısı, sorumluluk almalarıyla, doğru orantılı olarak artar.

*

Kararları sorgulanmayan, hesap vermekten kaçan liderler, dünyayı bir kan gölüne dönüştürdüler.

13 Aralık 2023, 12:06

DÜNYADAKİ ANA YÖNELİMLERDE GELECEĞİ OKUMA

Yerel ve küresel gelişmeleri yakından izleyerek, dünyanın gidişini yakından gözleyenler, insanlığı nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğini görürler.

*

Yirmibirinci yüzyılın başında ülkeleri, ekonomilerin kuruluşlarından daha çok, kültürlerin kurumları dönüştürüyorlar. Kültürel yönelimler, ekonomik yönelimleri, ekonomik yönelimler, kültürel yönelimleri tetikliyorlar. Kültürlerin sınır tanımadığı dünyada, siyasal sınırlar değişmezken, ekonomik sınırlar durmadan değişiyorlar.

*

Dünyadaki ana eğilimleri, araştıranların öncüsü John Naisbitt, bakır kabloların yerini alan fiber kabloları örnek vererek, her alanda Ford gibi görünen ürünlerden daha çok Microsoft gibi görünmeyen ürünleri üretenlerin, dünyayı çok küçültüklerini vurguluyor. Bir kilo fiber kablo, neredeyse bin kilo bakır kablonun işini görüyor.

*

Geçen yüzyılın “Amerika Birleşik Devletleri”ni, “Avrupa Birleşik Devletleri” izlerken, gelen yüzyılda başta “Türk Birleşik devletleri” olmak üzere, Asya’da, Afrika’da, Güney Amerika’da yeni birleşik devletler izliyor. Yirminci yüzyılın Avrupalıları, Amerika’yı dönüştürdüler, Yirmibirinci yüzyılın Afrikalıları, Avrupa’yı dönüştürüyorlar.

*

Avrupa ülkeleri demokratik yönetimlerini sağlamlaştırmaya uğraşırlarken, Çin’in öncülüğünde Asya ülkeleri, otokratik yönetimlerini güçlendirmeye uğraşıyorlar. Dougles McGregor’un “The Human Side of Enterprise” kitabında ele aldığı, kuruluşlar için geliştirdiği “Teori X ve Teori Y” yaklaşımları, devletlerin yönetiminde de geçerliliğini koruyor.

*

Teori X’e göre yönetenler, insanlara güvenmezler, insanlar çalışmaz derler. İnsanları ne kadar çok denetirlerse, üretimde ve yönetimde o kadar çok başarılı olacaklarına inanırlar. Teori Y’e göre yönetenler, insanlara güvenirler, insanlar çalışırlar derler. İnsanlara ne kadar çok özgürlük alanı açarlarsa, o kadar çok başarılı olacaklarını düşünürler.

*

Avrupa’da Portekiz, İspanya yanında, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Macaristan gibi ülkeler, demokratik yönetimlerini iyileştirmeye çalışıyorlar. Dünyadaki ülkelerin çoğunluğu, otokratik ülkelerin yol açtıkları savaşların bedellerini ödüyor. Artık Çin ve Rusya benzeri ülkeler de, demokratik gelişmelere uyum sağlama zorunluluğu duyuyorlar.

*

Naisbitt’in “Megatrends 2000” kitabında vurguladığı gibi,dünyada otokratik yönetimler demokratik, demokratik yönetimler meritotratik yönetimlere evrildiğini görüyorlar. Bütün ülkeler Platon’un, More’un, Campenalla’nın ütopyalarının, Huxley’in ve Orwell’in distopyalarının, dışında bir “Yitik Cennet”’in özlemini çekiyorlar.

*

Yeni yüzyıl üretimde paylaşımı, yönetimde katılımı, geçmiş yüzyıllarda görülmeyen boyutlara, taşıyan kuruluşların ve devletlerin, yüzyılı olma yolunda ilerliyor.

14 Aralık 2023, 12:10

YENİ AVRUPA YENİ ENDÜLÜS’Ü BEKLİYOR

Asya’dan seslenen Mevlana’yla, Avrupa’dan seslenen İbn Arabi’nin, bilgi ve bilgelik hazineleri, birinci binyıl gibi, ikinci binyılın Avrupa’sını da dönüştürüyorlar.

*

İkinci binyılın ilk yarısındaki gelişmeler, kültürüyle, ekonomisiyle sorgulanmayan dünyanın, savaşlardan kurtulamayacağını gösteriyor. Yeni dünyanın sıradışı aydınları, “Akıl” kaynaklı medeniyetinin bilginlerinden önce, “Vahiy” kaynaklı medeniyetinin peygamberlerini izliyorlar. Ve dünyanın “Yeni Endülüs”ü beklediğini vurguluyorlar.

*

Peygamberleştirilmiş filozoflar, seçimlerle değişmeyen yöneticiler yüzünden, Yirmibirinci yüzyılın Avrupa’sı da savaşlarla sarsılıyor. Bu yüzden sürekli yenilenmesini bilen, değişmekten korkmayan, Yeni Avrupa’nın geleceğini, “Yeni Endülüs”te gören, Roger Garaudy’yi seven aydınların sayısı bütün dünyada hızla artıyor.

*

Vahiy medeniyetinin üç büyük dininin özüne bağlı bilgeler, Kurtuba’da yeniliklerini hiç yitirmeyen, sürekli yorumlanan eserler bırakırlar. Pascal gibi, Vahiy medeniyetine, akıl medeniyetinden daha çok önem veren bilge aydınlar, Atina’nın değil, Kurtuba’nın eserlerini güncelleştirerek, yeni dünyanın temellerini atıyorlar.

*

Asya’nın Gazali’siyle, Avrupa’nın İbn Rüşd’ü arasındaki “Tehafüt” tartışmaları, hem Asya’nın, hem Avrupa’nın düşünce ve eylem dünyasına, büyük bir canlılık kazandırır. Yıllar sonra her ikisinin, “Tehahüt”lerini yorumlayan çalışmalarla, hem İstanbul’da, hem Paris’te, hem Londra’da, köklü bilgi, uyandırıcı bilgelik, zenginleşmesine yol açar.

*

Hicaz’dan Endülüs’e kitabımızda İbn Rüşd’ün, Farabi gibi Yunan düşüncesini eleştirel bir gözle incelediği ve zenginleştirdiği vurgulanır. Ernest Renan “İbn Rüşd ve İbn Rüşdçülük” kitabında, Endülüs düşünürlerinin Avrupa düşüncesindeki yerlerini araştırır. İbn Rüşd çalışmalarıyla, Avrupa Rönesans’ının ana kaynaklarından biri olur.

*

Seyid Hüseyin Nasr’ın “Three Muslim Sages” çalışmasında anlattığı gibi, Yavuz’un geleceğini haber veren İbn Arabi, ilk yıllarını Mursiye’de, gençlik yıllarını İşbiliye’de geçirir. O ilk eğitimi Yasemin ve Fatıma isimli iki hanım erenden alır. Ve Endülüs’ün bütün şehirlerini tek tek dolaşır, Kurtuba’da döneminin büyük bilgesi, İbn Rüşd ile görüşür.

*

İbn Rüşd’ün dış dünyaya açtığı kapılar yanında, İbn Arabi iç dünyaya kapılar açar.O Kuzey Afrika’yı baştan sona gördükten sonra Mekke’ye gider, “Fütühat”ı yazar. Kahire’nin, Malatya’nın, Konya’nın, Bağdat’ın bilgeleriyle tanışır, ömrü Şam’da noktalanır. Konya’da Mevlana’yı son yolculuğuna uğurlayan, Sadettin Konevi’yi yetiştirir.

*

Batı’lı aydınlarla Doğu’lu aydınlar, elele hem İbn Rüşd’ü, hem İbn Arabi’yi güncelleştirerek, yalnızca iki kıtayı değil, bütün dünyayı aydınlatıyorlar.

15 Aralık 2023, 11:58

İSTANBUL’DA KAYBEDİLEN PARİS’TE BULUNMAZ

Bu yazı daha önce 13.08.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Büyük Osmanlı döneminden, Küçük Cumhuriyet dönemine geçişin sancılı yıllarında, başşehirlik işlevleri İstanbul’dan Ankara’ya taşınır.

*

Türkiye’de Tanzimat’la başlayan Batılılaşma çalışmaları, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında doruk noktasına ulaşır. Kuruluş döneminin öncüleri, İstanbul’da yitirilen değerleri, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” diyerek, Avrupa’da çalkantılara yol açan Paris’te ararlar. Ve gözler İstanbul’un beslendiği kaynaklardan, Paris’in dayandığı kaynaklara çevrilir.

*

“Masal” şiirinde Sezai Karakoç’un, “Doğu’da bir baba vardı / Batı gelmeden önce / Onun oğulları Batı’ya vardı” diyerek, anlattığı babanın çocukları gibi, Paris İstanbul’a gelmeden önce, İstanbul Paris’e gider. Türkiye bin yılda Anadolu’da hem zenginleştirdiği, hem derinleştirdiği değerleri, İstanbul’da yitirerek, Paris’te aramaya başlar.

*

Düşünceyi şiire, şiiri eyleme dönüştüren Mehmet Akif, “Yol yakınken geri dön, nafile çıkmaz bu sokak” diye düşünür. O Ankara’nın geleceğini, Paris’te aramayan şairlerin başında gelir. Ancak Paris’e ilgisiz kalınmasını istemez, Asım kuşağına, “Bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz / Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz” demeyi unutmaz.

*

Acılarla dolu geçiş döneminin sancılarını Mehmet Akif’le Yahya Kemal birlikte yaşarlar. Her ikisinin anayurtları, İpek ve Üsküp yeni devletin sınırları dışında kalırken, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmazlar. Biri geçmişin güzel günlerini yaşadığı döneme taşırken, biri yaşadığı dönemi geleceğe taşır. Ve dönemlerinin kutup yıldızları olurlar.

*

Anadolu’nun iki büyük şairi, Türkiye’nin geleceğini Asya’da ya da Avrupa’da değil, iki kıtayı,iki denizi birbiriyle buluşturan,birbirine bağlayan İstanbul’da görürler.Onlar İstanbul’da yitirilen bilginin ve bilgeliğin, Whashington’da, Moskova’da aranmayacağını bilirler. Ve ömürlerini, Paris’i İstanbul’a değil, İstanbul’u Paris’e taşımaya adarlar.

*

Gelen yüzyılın öncüleri, geçen yüzyılın kurucuları gibi, “Ya İstanbul,Ya Paris” demiyorlar, “Hem İstanbul, Hem Paris” diyorlar.

16 Aralık 2023, 12:49

KARE DÜNYADA HER ŞEHİR BİR KIZIL ELMAYA DÖNÜŞÜR

Türklerin tarihinde dünyada her şehir, gidilecek kızıl elma olarak görülür. Bu yüzden Anadolu kültüründe, hem kalelere, hem köprülere önem verilir.

*

Türkler dünyadaki yerel ve küresel eğilimleri ve dönüşümleri, anlamada ve anlatmada güçlük çekmezler. Onlar zaman ve yer farkı gözetmeden, bir ayakları Doğu’da, bir ayakları Batı’da, gönülleriyle geçmişe, akıllarıyla geleceğe bakarlar. Onların düşünce ve eylem dünyalarında, seferlerde yaşar gibi yaşamak, hem sevilir, hem sevdirilir.

*

İnsanlar için hayat, görünen ve görünmeyen yüzleriyle, büyük bir sefere benzer. Seferde olanlar Türkistan Bilgesi, Yusuf Has Hacip gibi, “Yola çıkan insan, yol üstüne evini yapmaz”, seccadesini ve tespihini “Evde bırakmaz” derler. Dünyanın her yanında, yolun, yolcunun, yolculuğun olduğu yerde, yalınlık olur, iyilik olur, doğruluk olur.

*

Necip Fazıl’ın dizeleriyle, “Yedi renkli Peygamber kuşağının altında, / Kervanım yola çıktı, öncüsü kır atında” demesini bilen Türklere, üç kıtada, üç denizde, hiçbir şehir yabancı gelmez. Türkler Ziya Gökalp’in şiirinde, Ömer Seyfettin’in hikayesinde anlattığı, İstanbul, Roma, Viyana gibi, gitmek istedikleri şehirleri “Kızıl Elma” görürler.

*

İç dünyalarının derinliklerine uzanmasını bilenler, dış dünyalarında yıllarca süren seferlere çıkmasını bilirler. Bu yüzden Türklerin “Görkemli Dönemlerinin Sultan”ları ömürlerinde, yollarda geçen sefer yılları büyük yer tutarlar. Onlar düzenli seferlerle, bir yandan silahlı, bir yandan silahsız güçlerine yeni işlevler kazandırırlar.

*

Hayatlarını seferlere ayarlayanlar, hem yorulmazlar, hem yaşlanmazlar. “Kurucu Sultan”lardan Yavuz’un, “Dünyayı bir sultana çok, iki sultana az” görme vizyonu, Türklerin “Kızıl Elma” misyonunun temelini oluşturur. Türkler sürekli seferde olma yaklaşımlarıyla, hem üretim, hem yönetim yapılarını yenilemesini bilirler.

*

Seferlerde insanlar topraklara benzerler, aldıklarından daha fazlasını verirler, sınırsız isteklerin değil, sınırlı ihtiyaçların peşinden koşarlar.

17 Aralık 2023, 12:11

MESNEVİ BÜTÜN İNSANLIĞIN ORTAK BİLGİ VE BİLGELİK HAZİNESİDİR

Anadolu insanı, kimliğini oluşturan bin yıllık tarihiyle birlikte yaşar. Her Anadolu insanı bin yıl yaşamış gibi, bilgi ve bilgelikle yüklüdür. Bütün insanları sevgiye, saygıya, kardeşliğe ve kurtuluşa çağıran Mesnevi, Anadolu insanının yanında taşıdığı vatanıdır. Mesnevi bütün insanlığa Yitik Cennet'in yolunu gösteren kutup yıldızıdır. Dünyada bilgelik kaybolsa, Asya’dan Avrupa’ya Mesnevi okuyarak giden Anadolu insanı, bilgeliği yeniden bulur.

*

Anadolu insanının Osmanlı tarihçisi Hammer'in, Mevlana ve İkbal sevdalısı Annemarie Schimmel’in vurguladığı gibi: Kıyısız bir deniz olan Mesnevi, Avrupa ve Amerika’da, Dergah kültürüyle yeni boyutlar kazanan bilgeliğin, bütün dünyanın peşine düştüğü, gizemli şifresidir. Bilgeliğin zirvelerinden, Molla Cami Mevlana için, “Peygamber değildi, ancak kitabı vardı” demekten kendini alamaz. Söz konusu olan kitap ise, 26 bine yaklaşan beyitiyle Mesnevi’dir. Mesnevi adına dünyada üniversiteler açılan kitaptır.

*

“Kandan elbiseler” giyilen, gözyaşlarının yağmur olduğu dünyada, bütün ülkelerin canhıraş bir şekilde aradığı barış Mesnevi’dedir. Mevlana ister Amerikalı, ister Avrupalı, ister Asyalı, isterse Afrikalı olsun herkesi, düşünülmeyenleri düşünenlerin, görülmeyenleri görenlerin ve bilinilmeyenleri bilenlerin, barış dünyasına çağırır. Mevlana’nın bütün insanlığa kapılarını açtığı dünya, savaşmasını değil, barışmasını bilenlerin dünyasıdır. O dünyada ümitsizliğe, karamsarlığa, kötümserliğe yer yoktur.

*

Savaş dünyası, bir insanı bir savaş alanından alır, başka bir savaş alanına taşır. Barış dünyası ise, bir insana bir gönül kazanmanın, bir savaş kazanmaktan daha önemli olduğunu anlatır. Mesnevi’de cephelerdeki savaşlardan daha çok gönüllerdeki savaşları kazanmanın incelikleri anlatılır. Bir insanın gönlünü kazanmak, bütün insanlığın gönlünü kazanmaktır. Ölümü bir “Düğün Gecesi” olarak karşılayan Mevlana, kendisinin gönüllerde yaşayacağını haber verir. Gönüllerde yaşayanlar ölmezler. Her gün, her yerde anılan Mevlana, ölümsüzlüğün zirvesine ulaşanlardandır.Yunus'un dediği gibi:"Ölürse tenler ölür,canlar ölümlü değildir."

*

Mevlana dünyada, her gün bir ülkeden başka bir ülkeye göçer, her gün bir gönülden başka bir gönüle konuk olur. Mesnevi Doğu’dan Batı’ya, Güney’den Kuzey’e bulanmadan ve donmadan akar. Bütün dünyada, her insanın gönlünde Mevlana, her gün yeniden doğar. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir kimse, bilinen sorulara bilinmeyen cevaplar arayan Mesnevi’den usanmaz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Mesnevi okuyan Mesnevi’de kendini bulur, Mesnevi'yle yeniden doğar.

*

Mevlana iki dünyanın üzerindeki örtüleri kaldırarak, iki dünyayı bütün çirkinlikleriyle ve bütün güzellikleriyle insanların gözlerinin önüne serer. Mevlana’nın düşünce ve eylem dünyasında, çirkinlik arayan çirkinlik, güzellik arayan güzellik bulur. İnsan iki dünyada da neyin peşindeyse, peşinde koştuğuna kavuşur. İyilik peşinde koşanlar iyiliklerle, kötülük peşinde koşanlar kötülüklerle karşılaşırlar.

*

Mevlana ne Doğuludur ne de Batılıdır, Mevlana bütün dünyalıdır. Onun ana vatanı, insanlığın atalarının yitirdiği, bir buğday tanesi karşılığında vazgeçtikleri "Yitik Cennet"tir. Mesnevi Ytirilen Cennet'in yol haritasıdır. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürür.Nerede bir insan ölüyorsa, Mevlana oralıdır.Mevlana ölenle ölendir. Ölümümün Asyalısı,Avrupalısı,Amerikalısı yoktur.

*

Yitik Cennet Doğuluya, Batılıya eşit uzaklıktadır.

*

Dünya Yitik Cennet'e dönüş yolculuğudur.

*

İnsanlığın anavatanı Yitik Cennet'tir.

18 Aralık 2023, 00:45

Prof. Dr. ERSİN NAZİF GÜRDĞAN: “Yeni dünya cephelerde savaşan orduların değil, pazarlarda yarışan…

Prof. Dr. ERSİN NAZİF GÜRDĞAN: “Yeni dünya cephelerde savaşan orduların değil, pazarlarda yarışan girişimcilerin dünyasıdır” =============================================== Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın konuk olduğu “Kayıp Aydınlanma’dan Türkiye Yüzyılı’na” söyleşisi, Dr. Hasan Taşçı moderatörlüğünde meraklılarıyla buluştu. Programda Türkiye Yüzyılı’na giden yolda Türk dünyasının dünü, bugünü ve dünyadaki gelişmeleri mercek altına alan Gürdoğan, “Yeni dünya orduların değil girişimcilerin dünyasıdır” dedi.

*

Esenler Belediyesi tarafından tarih meraklılarının ilgisine sunulan “Kayıp Aydınlanma’dan Türkiye Yüzyılı’na” söyleşisi, Türkiye ve Türk dünyasının dünü ve bugününü mercek altına alarak pek çok meseleyi masaya yatırdı. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşen söyleşide Dr. Hasan Taşçı sordu, Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan cevapladı. Program sonunda Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın, “Zamanı Aşan Şehirler” adlı eserini katılımcılara armağan edildi. GİTTİĞİMİZ YERLERİ YAZMAK ÖNEMLİ Programda “Zamanı Aşan Şehirler” adlı eserinin yazılış hikâyesini aktaran Gürdoğan, “90’lı yılların başıydı. Erbakan Hoca ve Tayyip Bey ile Azerbaycan ve Özbekistan’a gitmiştik. O iki gezinin ürünü olarak bu kitap ortaya çıktı. Yedi Güzel Adam’ın ağabeyi dediğimiz Nuri Pakdil’in üzerimizde hakkı büyüktür. O, her yurt dışına gidene bir defter ve bir kalem hediye ederdi. Bana ‘Paris’e, New York’a, Taşkent’e Semerkand’a gidiyorsun. Gittiğin yerde gördüklerini yaz. Orada senin gördüklerin senin için çok önemli olmayabilir ama Türkiye’deki insanlar için önemlidir. Şehirlerde, caddelerde gördüklerin önemli’ derdi. Rahmetli Cahit Zarifoğlu da aynı şeyi söylerdi. Her yurt dışına gidene bir tane kalem bir tane defter verirdi. Bu kitap o vesileyle ortaya çıktı. Gittiğimiz yerleri yazmak önemli” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

*

“Dünya artık değişti. O artık bildiğimiz küre dünya gitti. Onun yerine düz, kare bir dünya geldi. Kare dünya dediğimiz zaman arkadaşlar ne olduğunu soruyor. İşte ona telefon ekranındaki dünya diyoruz. O dünyada her yeri görüyorsunuz. O dünyada New York’un bir sokağını izleyebiliyorsunuz. Paris’i, Londra’yı görüyorsunuz. Roma’daki Saint Pierre Kilisesi’ni, Sultanahmet Cami’ni görüyorsunuz. Buhara’daki camileri görüyorsunuz. Dolayısıyla yeni dünya artık böyle bir dünya. Gençlerimizi de buna göre yetiştirmeliyiz. Artık hepimiz sosyal medyadan yararlanmayı bilmesi lazım. Yeni dünya, orduların değil girişimcilerin dünyasıdır. Yeni dünya aydınların dünyasıdır. Yeni dünya üretmesini bilenlerin dünyasıdır. Yeni dünya iki günü birbirinden ayıranların dünyasıdır.” 21. YÜZYIL TÜRKLERİN YÜZYILI OLMA YOLUNDA İLERLİYOR 21. yüzyılın Türklerin yüzyılı olma yolunda hızla ilerlediğini ifade eden Gürdoğan, “Son Türk Birliği’nin kurulması, o birliğe cumhuriyetlerin katılması… Bu Ukrayna Savaşı çok önemli bizim için. Hiçbir TV kanalında bizim açımızdan o savaşa bakılmıyor. Herkes savaşa Rusya, Ukrayna ve Batı açısından bakıyor. Türkiye açısından ‘Türk dünyasını bu savaş nasıl etkileyecek?’ diye baktığımız zaman şunu görüyoruz: Ukrayna Savaşı, yeni Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasını sağlayacak” diye konuşarak şunları ekledi:

*

“Bu kitapta da vurguladık, Farabi bu dünyanın birinci öğretmeni. Dünya, birinci öğretmen olarak bildiği Aristo’yu Muallim-i Sani diye bilinen Farabi’den öğreniyor. Farabi, Orta Asya’da doğmuş. Bu kitapta da özellikle değindiğimiz düşünürlerden biri. Bütün insanlar Âdemoğlu olarak kabul edilir. Üstünlük güzel insan olmaktadır. Kim güzel insansa kapılarını o güzel insanlara sonuna kadar açmışlardır. Osmanlı’nın büyümesi, mucizevi bir büyümedir. Yakınlarda kaybettiğimiz Mehmet Genç hoca derdi ki ‘Asıl İslam Mekke’de doğmuş, Medine’de güçlenmiş, Medine’den de bütün bir dünyaya mucizevi şekilde yayılmıştır. Yahya Kemal’e soruyorlar: ‘Biz Viyana’ya nasıl gittik? Biz Viyana’ya Mesnevi okuyarak gittik. Gönüller kazandık’ diyor. Yani silahlarla bir yere gidersin ama silahlarla orada kalamazsın. O yüzden gönül insanları, Horasan erenleri Anadolu’nun tapusunu almamızı ve bin yıllık güvencemizi sağlıyorlar.”

18 Aralık 2023, 11:37

İKİ PAZAR EKONOMİSİ ARASINDA DENGE ETİKLE SAĞLANIR

Bu yazı daha önce 18.08.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

İkibinli yılların ilk çeyreğindeki gelişmeler, Yirminci yüzyıla damgalarını vuran, “Marx,Engels,Lenin” üçlüsünün yanıldıklarını gösteriyor.

*

Dünya artık Kapitalizm’den sonra Komünizm’in gelmeyeceğini biliyor. Asya’da Komünizm’i, Avrupa’da Kapitalizm’i besleyen kaynaklar bir bir kuruyor. Dünyaya eşitlik getireceğini söyleyen Komünizm, özgürlük sözü veren Kapitalizm kimseye güven vermiyor. Yağmalamaya dayanan bütün “İzm”ler, dünyanın gündeminde yer almıyorlar.

*

Küreden kareye dönüşmenin hız kazandığı dünyada, Michel Albert’in “Capitalisme Contre Capitalism” kitabında, ekonomi dünyasındaki gelişmeleri, ayrıntılı olarak ele alıyor. Artık dünyada Amerika’nın öncülüğünde Kapitalist, Rusya’nın öncülüğünde Komünist ülkeler savaşmıyor. Ekonominin her alanında, köklü dönüşümler yaşanıyor.

*

“İki Kapitalizm”den daha çok,“İki Pazar” ekonomisi görülüyor. Her ülkede Amerika’nın ve İngiltere’nin başını çektiği “Pazar” ekonomileriyle, Almanya’nın ve Japonya’nın peşinden sürüklediği “Pazar” ekonomileri yarışıyor. Yarış yeni etik boyutlar kazanarak devam ediyor. “Serbest Pazar” ekonomileri, “Etik Pazar” ekonomilerine dönüşmeye zorlanıyorlar.

*

İlk insanlarla başlayan ekonomik sorunlara çözüm aramada yöntemler, dönemden döneme değişirken sorunlar değişmiyor. Yeni yüzyılda belirleyicilik, ekonomik değerlerden kültürel değerlere kayıyor. Kazançlarına bakan tek boyutlu kuruluşlar güçlerini yitirirken, toplumsal kazançlara önem veren, çok boyutlu kuruluşlar önem kazanıyorlar.

*

Kare dünyanın bilge aydınları, ekonomik gelişmeleri yakından izleyerek, can yakıcı sorunların, üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Onlar çözümü, Amerika gibi tüketimde, Almanya gibi üretimde aramıyorlar. Ve bütün krizlerin üretmeden tüketme peşinde koşan, kazanmada ilke ve sınır tanımayan, açgözlülerden kaynaklandığını biliyorlar.

*

Tüketimi ve üretimi kutsallaştırmayan bilgeler, Ekonomi’yi üreticilerin ve tüketicilerin buluştuğu "Pazar"ı, etik ilkeler ışığında inceleyen bilim olarak görürler

19 Aralık 2023, 11:48

KARE DÜNYADA BARIŞIN YOLU SAVAŞA SAVAŞ AÇANLARLA AÇILIR

Dünyada dehşet verici can kayıplarına, korkunç yıkımlara yol açan savaşların üstesinden, barış yaşatır, savaş öldürür diyenlerle gelinir.

*

Soğuk Savaş sonrasında, silahlanma yarışı sona erecek, silahsız güçler önem kazanacak derken, silahlı güçler ülkelerin gündemlerinden hiç düşmüyorlar. Yirminci yüzyılın sonunda, Yirmibirinci yüzyılın başında, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da ülkelerin sınırlarını aşarak, küreselleşen savaşlar birbirlerini izliyorlar.

*

İslam siyasal düşüncesinin öncüleri, barış hukuku kadar savaş hukukunu da önem verirler. Güçlü silahsız güçlerin olduğu ülkelerde güçlü yasaların, güçlü yasaların olduğu ülkelerde güçlü silahlı güçlerin olduğu görülür. Kimsenin yasaların üstünde olmadığı ülkelerde, yönetimler güçlerini silahlı güçlerden önce yasalardan alırlar.

*

Türkiye’de hem Osmanlı, hem Cumhuriyet dönemlerinde, silahlı güçler üretimde ve yönetimde önemli yer tutarlar. Her dönemde darbeler, ülkenin ekonomik, siyasal, kültürel gücüne büyük zarar verirler. Bu yüzden ülkelerde silahsız güçlerle, silahlı güçlerin dengelenmeleri, hem yönetim, hem üretim yapısına güç kazandırır.

*

Ülkelerde yönetenlerin güçleri yönetilenlerden, yönetilenlerin güçleri üretimlerinden kaynaklanır. Yasaların başlar üstünde taşındığı ve saygı gösterildiği ülkelerde, kimse haksızlığa uğramaz. Bunun için savaşların, büyük zararlar verdiği kare dünyada, bütün ülke yönetimleri, savaşı önleme, barışı savunma sorumluluğu taşırlar.

*

Amerika’nın Irak’ta, Rusya’nın Ukrayna’da, İsrail’in Gazze’de başlattığı savaşlar, bütün ülkelere hesapta olmayan faturalar ödetiyorlar. Sınırları aşan savaşların, yol açtıkları yıkımlar, yönetimleri nükleer silahlar başta olmak üzere, bütün silahları toplayıp meydanlarda yakmaya zorluyor. Silahlarını denetemeyen ülkeler, silahlarla denetiliyorlar.

*

Hiroşima’yı, Nagazaki’yi kısa zamanda yerle bir eden, yüzbinlerce yaşlıyı, kadını, çocuğu öldüren bombalar, gündemden hiç düşmüyorlar. İkinci binyılın başında, dünyanın bütün ülkelerinde, nükleer silahlar konuşuluyor. Güvenliği sağlayamayan, “Birleşmiş Milletler”in yenilenmesi, öncelikli sorunların arasında yer alıyor.

*

Barış sanatların en eskisi, bilimlerin en yenisi olma yolunda ilerliyor. Silahlı güçlerden daha çok silahsız güçlerin önem kazandığı dünyada, Roma’nın savaş yasaları önemlerini yitirirken, Medine’nin barış yasalarının önemleri artıyor. Savaş yasaları kadar barış yasalarını geliştirmeye çalışmayan ülkeler, güçlerini ve etkilerini yitiriyorlar.

*

Sınırsızlaşan kare dünyada, kazananları olmayan savaşlar taraflara, geçmiş yüzyıllarda benzeri görülmeyen bedeller ödetiyorlar.

20 Aralık 2023, 12:22

YÖNETENDE YÖNETİLEN YÖNETİLENDE YÖNETEN GÖRÜLÜR

Bu yazı daha önce 24.08.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Yönetenlerde yönetilenlerin, yönetilenlerde yönetenlerin görüldüğü, demokratik yönetimlerde, yardımlaşma ve dayanışma doruk noktasına ulaşır.

*

Yirminci yüzyılda olduğu gibi, Yirmibirinci yüzyılda demokratik ülkelerle, otokratik ülkelerin hem cephelerde, hem pazarlarda yarışı hızını kesmeden devam ediyor. Geçen yüzyılda otokratik ülkelerin başını Rusya çekerken, gelen yüzyılda Çin çekiyor. İki dünya arasında, barışın güvencesi olma görevi, Türk ve İslam dünyasına düşüyor.

*

Demokrasi misyonerliği yapanlar, demokrasilerini yenilemede zorlanıyorlar. “New York’tan Los Angelas’a Yeni Roma” kitabımızda vurgulandığı gibi, Amerika bütün ülkelerde yapılan darbelerin yanında yer alır, destekçisi olur. Kırılgan bir demokratik yapıya sahip olan Amerika, demokrasiye en büyük zararı veren ülkelerin başını çeker.

*

Topluma ilişkin çalışmalarıyla bilinen Antony Giddens’in kitaplarında, dünyada genel kabul gören ve benimsenen demokrasi, yönetilenlerin seçimlerle yönetenleri belirlediği, yönetim yapısı olarak tanımlanır. Demokratik ülkelerde yöneticiler silahlıların darbeleriyle değil, silahsızların oylarıyla değiştirilir. Demokrasilerde kurşun atılmaz, oy atılır.

*

Kare dünyada demokratik yönetimlerin öncülüğü yapma görevi Amerika’dan, Almanya’ya geçiyor. Demokrasiden uzaklaşmanın bedelini çok ağır ödeyen Almanya, Avrupa’nın sürükleyici gücü olma yolunda ilerliyor. Ve siyasal yapısıyla, büyük üretim gücüyle, Avrupa’da otokrasi heveslisi ülkeleri dizginlemeye çalışıyor.

*

Dünyada demokratik ülkeler ne kadar çoğalırlarsa, otokratik ülkeler o kadar azalırlar. Artık dünyada küçük bir azınlığın oylarına dayanan Atina demokrasi değil, insanlar arasında ayrım gözetmeyen, herkese seçme ve seçilme hakkı tanıyan, Medine demokrasisi tartışılıyor. Medine’ye bakanlar yönetenlerde yönetilenleri, yönetilenlerde yönetenleri görürler.

*

Demokratik yönetimlerle, otokratik yönetimlerin bir arada yaşadıklar kare dünya, bilge aydınların demokrasileri desteklemesini bekliyor.

21 Aralık 2023, 11:57

GÜCÜN KARUN’LARDAN HARUN’LARA KAYMASI

Yirmibirinci yüzyıl ilk yarısında, Gazze’de Filistinlilerle İsrailliler arasında yapılan orantısız savaşın uzaması, silahlıların güçsüzlüğünü, silahsızların gücünü gösteriyor.

*

Yirminci yüzyıldaki savaşlarda, kazananların olmamasına rağmen, ülkeler aralarındaki sorunları, silahlı güçlerle çözme bağımlılığından kurtulamıyorlar. Yararlı savaşın, yararsız barışın olmadığı kare dünyada, bir öldürücü silah, bin yaşatıcı gücü yok ediyor. Güç sarhoşu yöneticiler, silahsız güçlere verdikleri zararları görmüyorlar.

*

Küçük bir telefon ekranına sığan dünyada, ülkeler arasında büyüklük küçüklük önemini yitiriyor. Artık küçük Finlandiya’dan, büyük Japonya’ya kadar bütün ülkeler, güçlerini insanlık dışı öldürücü atom bombalarıyla değil, hayat kazandırıcı ürünleriyle gösteriyorlar. Ülkelerin güçleri yıkıcı silahlardan önce, yapıcı ürünlerle belirleniyor.

*

Asya ülkelerinden Avrupa ülkelerine taşınan savaşlar, otokratik ülkelerin savaş, demokratik ülkelerin barış ortamlarında güçlendiklerini anlatıyor. Demokrasiye yatırım yapan ülkeler pazarlara, otokrasiye önem verenler cephelere ağırlık veriyorlar. Ancak pazarlarda payları olmayan ülkelerin, cephelerde ne sözleri, ne yerleri oluyor.

*

Irak savaşıyla başlayan, Afganistan savaşıyla devam eden, medeniyetler savaşı Ukrayna savaşıyla, geri dönüşü olmayan bir yolda ilerliyor. Bütün ülkelerde öldürücü silahlarla konuşulan dönem kapanırken, yaşatıcı ürünlerle konuşulan dönem açılıyor. Dünyanın her ülkesinde dönüştürücü güç, Karun’lardan Harun’lara geçiyor.

*

Karun’lar güçlerini ölüm saçan silahlarından ve otokratik yönetimlerinde alırken, Harun’lar güçlerini hayat veren ürünlerinden ve demokratik yönetimlerinden alıyorlar. Demokratik yönetimler dünyaya açılarak din, dil, renk ayrımı gözetmezken, otokratik yönetimler, dünyaya kapanarak tek din, tek dil, tek renk peşinde koşuyorlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, güneş biziz aydınlık biziz, biz Adem oğullarıyız yetmşiki din, yetmişiki dil, yetmişiki renk bizdedir, diyenlerin sesleri daha gür çıkıyor.

22 Aralık 2023, 12:01

DÜNYA BARIŞI DOĞU'NUN VE BATI'NIN ENDÜLÜS'TE YENİDEN BULUŞMASIYLA GÜVENCE ALTINA ALINIR

Avrupa'nın otuza yakın ülkesi arasında sınırların ortadan kaldırılarak, ortak para birimine geçilmesi, Endülüs ve Osmanlı döneminde olduğu gibi, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudileri, insanlığın yitirdiği bilgi ve hikmet hazinelerini yeniden bulmak için, birlikte çalışmaya zorluyor. Nüfusu az ve ekonomik gücü büyük Avrupa ülkeleri, nüfusu çok ve ekonomik gücü zayıf Asya ülkeleriyle işbirliği yapmadan, varlıklarını koruyacak entellektüel zenginliğe ulaşamazlar.

*

Yirmibirinci yüzyılda İslam ve Batı dünyası, Endülüs ve Osmanlı'da en güzel örnekleri verilen, üç büyük peygamberin izleyicilerinin gerçekleştirdiği, çokkültürlü ekonomik ve siyasal yapıyı bugüne taşıyarak, bütün dünyanın yararlanacağı bir model ortaya koymalıdır. Endülüs'te geliştirilen bilgi ve hikmet hazineleri, Avrupa Rönesansı'nın en büyük ve en önemli kaynaklarından biri olmuştur. Avrupalılar tarihin en kapsamlı kaynak transferlerinden birini, Endülüs'ten yapmışlardır.

*

Mısır, Mezopotamya, Yunan, Roma, İslam ve Batı kültürleri, insanlığın bilgi ve hikmet birikiminin ana kaynağı, büyük peygamberlere verilen "Kutsal Kitaplar"dır. Sezai Karakoç'un "Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi" isimli üç ciltlik kitabında vurguladığı gibi: "Medeniyet temelde tektir." Bu bağlamda, çağlar içinden süzüle süzüle bugüne kadar gelen, bütün insanlığın ekonomik, siyasal ve kültürel birikimi, kutsal kitaplarda anlatılan "Yitik Cennet"i bulma gayretidir.

*

Asya ile Avrupa arasında ilk insandan bugüne sürekli bilgi, hizmet ve ürün alışverişi olmuştur. Asya kutsal, Avrupa mitolojik kültürün vatanıdır. Kültürün metafizik boyutunu Asya, fizik boyutunu da Avrupa simgeler. Asya ve Avrupa'nın olduğu kadar bütün dünyanın geleceği, normatif ile kutsal kültür arasında, birbirini dışlamadan, güçlü olduğu kadar da sağlıklı bir ortaklık kurulmasına bağlıdır. Bunun için de, yeniden Asya ile Avrupa'nın Endülüs'te el ele vermesi gerekir.

*

Endülüs'te İbrahim Peygamber ortak paydasında buluşan üç peygamberin bağlıları, normatif ve pozitif alanda, geçmişte eşi ve benzeri görülmedik düşünce ve eylem zenginliği ortaya koydular. Onlara felsefe, bilim ve sanatta yol ve yön gösteren kutup yıldızları, kutsal kitaplardı. Endülüs insanlığın düşünce ve eylem birikiminin Avrupa'ya aktarılma merkezi oldu.

*

Dünyanın yaşanır kılınabilmesi, yalnızca İspanya'da değil, bütün Asya,Amerika ve Avrupa ülkelerinde yeni "Endülüs"ler oluşturulmasına bağlıdır.

23 Aralık 2023, 11:51

HAKSIZ KAZANÇLARI ÖNLEYEMEYENLER PARANIN DEĞERİNİ KORUYAMAZLAR

Bu yazı daha önce 29.08.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Paranın değerinin korunması ve yönetimi, her dönemde bütün devletlerin, karşı karşıya olduğu çok boyutlu sorunların başında yer alır.

*

Bütün ülkelerde gelir gider dengelerinin gözetilmesi, yönetimlerin yerine getirmek zorunda oldukları görevlerin başında gelir. Bu yüzden bilge aydınlar, güçlü insanlar olmadan güçlü yönetimlerin, güçlü yönetimler olmadan güçlü paraların, güçlü paralar olmadan güçlü ekonomilerin, olmayacağını vurgulamaya büyük özen gösterirler.

*

Para değişim aracı olmadan, insanları değiştirmenin aracı olmaya dönüşürse, savaşlar birbirini izler. Necip Fazıl “Para”oyununda, para her şeydir diyenlerin, para için her şeyi yaptıklarını anlatır. Para dünyasında yıkıcı bağımlılıklar, en ileri aşamaya ulaşırlar. Dünyadaki bütün krizler, paranın her şeye dönüşen, dayanılmaz gücünden kaynaklanır.

*

Lester C. Throw “Building Wealth” kitabında, para kazanmanın ulaşılmaz zirvesi,Karun kadar zengin olmanın, bütün insanların rüyaları olduğunu vurgular. Bu yüzden İbn Haldun başta yer almak üzere, bilginler ve bilgeler parayla ilgilenirler.İyilikleri de, kötülükleri de tetikleyen paranın dizginlenmesi, her dönemde yönetimlerin baş sorunu olur.

*

Mısır’da,Yunan’da,Roma’da,İslam’da,Batı’da yönetimlerin gündemlerinde, kuraklığın, kıtlığın, yoksulluğun yol açtıkları sorunlar önemli yer tutarlar. Yöneticiler sorunları vergilerle, paranın değerinin düşürmeyle çözmeye çalışırlar. Ancak paranın satın alma gücünü zayıflatan yönetimler, insanların üretim güçlerine en büyük darbeyi vururlar.

*

Paranın işlevleri arasında, değer biriktirme aracı olması büyük önem taşır. Bu yüzden ülkelerde, değerleri farklı, yerel ve küresel paralar varsa, Gazali’den beri tartışıldığı gibi, insanlar alışverişlerini değerli paralarla değil, değersiz paralarla yaparlar. Dünyanın her yanında, değersiz paraları harcanırken, değerli paraları saklanır.

*

Ülkelerde paranın sağlamlığıyla, insanların sağlamlığı, birbirlerinden ayrılmaz bir bütün oluştururlar. İnsanlar sağlamlıklarını yitirirlerse, paralar sağlamlıklarını koruyamazlar. İnsanların sağlamlıkları, derinden inandıkları ve gönülden bağlandıkları değerlerinden kaynaklanır. Çözülme insanlardan başlar, değersiz insanların, değerli paraları olmaz.

*

Dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, hem yönetenler, hem yönetilenler haksız kazançların peşinden koşarlarsa, haksızlıkların üstesinden gelemezler. Ülkelerde insanlar hangi kesimden olurlarsa olsunlar, haksızlıklara ortam hazırlayanlar, bir yandan kültürlerinde, bir yandan ekonomilerinde öldürücü yaralar açarlar.

*

İnsanlığın ilk yıllarından beri, kültürün doğal yasaları gibi, ekonominin doğal yasalarına özen göstermeyenler, değersizleştirdikleri paranın altında kalmaktan kurtulamazlar.

24 Aralık 2023, 12:14

EKONOMİDE PARANIN GEÇMEDİĞİ ALANI GENİŞLETMEDEN YOKSULLUĞUN ÜSTESİNDEN GELİNMEZ

İnsanlar paranın geçerli olmadığı hayatın, alanını ne kadar genişletirlerse, paranın geçerli olduğu hayatı, o kadar dizginleme gücü kazanırlar.

*

Dünyada yaşayanların önemli bir kesimi, isteklerini bir kenara bırakarak, ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketmeden yaşıyorlar. Dünyada pek çok insan, hayatını hiç para görmeden, ürettiklerini tüketerek, tükettiklerini üreterek devam ettiriyor. Onlar ellerinin emeğinden, alınlarının terinden daha fazlasına göz dikmiyorlar.

*

Görünen ekonomilerde paranın yüklendiği işlevi, görünmeyen ekonomilerde üretilen ürünler, verilen hizmetler, yararlı bilgiler yükleniyor. Geçmiş yüzyıllardan bakıldığında, paranın geçerli olduğu alana açılan bir kapı varsa, geçerli olmadığı alana açılan bin kapı olduğu görülür. Yeni kare dünya, bütün kapıları sonuna kadar açıyor.

*

Paralı alanda her şeyin bir fiyatı vardır, üretilen ve tüketilen her şeyden bir karşılık beklenirken, parasız alanda her şeyin bir işlevi vardır, alınan ve verilen her şeyin işlevini yerine getirmesi beklenir. Birinde parasal kazanımlara, birinde parasal olmayan kazanımlara önem verilir. Birincide ekonomik, ikincide kültürel değere bakılır.

*

Alvin Toffler kitaplarında,ufuk ötesini bakar,görülmeyeni görür. O “Zenginlik Devrimi” kitabında, bilinmeyen, ölçülmeyen, hesaba katılmayan ekonomiyi, hem üretici, hem tüketici “ürettiğini tüketen,tükettiğini üreten” insanların ekonomisi olarak tanımlar. Söz konusu bakış Anadolu’da, elbirliğine dayanan, “imece” ekonomisinde karşılığını bulur.

*

Yetişkinleriyle, çocuklarıyla büyük küçük bütün aileleri, ayakta tutan imece ekonomisi, bir boyutuyla “Yunus”, bir boyutuyla “Sinan” ekonomisinin özelliklerini taşır. Ülkeleri ayakta tutan, paraya dayanmayan ekonomi, ne kadar güçlü olursa, “Sinan” ekonomisi o kadar büyük olur. Ülkelerin üretim güçleri, görünmeyen üretimlerinin büyüklüğünden kaynaklanır.

*

Kare dünyada ailelerin, öğrenen öğretmenlerin, öğreten öğrencilerin birbirlerine yaptıkları, ölçülmeyen katkıları yanında, ölçülenler çok küçük kalır.

25 Aralık 2023, 12:35

GELECEĞE GİRİŞİMCİLİĞİN COŞKUSUNU DUYANLARLA YÜRÜNÜLÜR

Kare dünyada ülkelerin üretim ve yönetim yapılarını, girişimci insan olmanın, kendi işini kurmanın, çoşkusunu duyan insanlar geliştirirler.

*

Yirminci yüzyılda, başta Amerika olmak üzere, bütün ülkelerin gündeminde, girişimciliği geliştirme önemli bir yer tutar. Yeni yüzyılda girişimciler, eski yüzyılların simyacılarına benzerler. Simyacılar değersiz taşları, değerli taşlara çevirmeye çalışırken, girişimciler az girdilerle, çok çıktılar elde etmeye çalışırlar.

*

Türkiye’de tarafların kaybettikleri savaş alanlarından, tarafların kazandıkları pazarlara kaymanın önemi, “Yerinden Yönetim” ve “Girişimcilik” diyen Prens Sabahattin’den beri tartışılıyor. O “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir” kitabında, kamu kesiminin değil, özel kesimin üretici olmasını savunur. Girişimciliğin özendirilmesini, ilk adımı olarak görür.

*

Prens Sabahattin Türkiye’de “İlerlemeye engel olan dinimiz değil sosyal yapımızdır” diyerek, “Hiçbir ulusu taklide çalışmakla, o ulus olunamayacağının” üzerinde önemle durur. Bir ülke bir ülkenin kültürel birikime dayanan tüketim yapısını değil, ekonomik birikimine dayanan üretim yapısını benimseyerek, üretim gücünü büyütür.

*

Dünyanın her yanında olduğu gibi, bütün ülkelerde üretim gücü büyük insanlar, pahalı arabalara binerler. Ancak pahalı arabalara binmek insanları varlıklı yapmadığı gibi, ülkelerinin üretim gücü büyütmeye yetmez. Dünyada hiçbir köşesinde, Afrika ülkeleri düzeyinde üreterek, Avrupa ülkeleri düzeyinde tüketen ülke bulunmaz.

*

Yirmibirinci yüzyılda, “Girişimcilik ve Girişim Kültürü” kitabımızda ele alındığı gibi, girişimciler yeni fatihler olma yolunda hızla ilerliyorlar. Onlar geçen yüzyılda silahlı güçlerle yapılan savaşları, gelen yüzyılda silahsız güçlerle pazarlarda yapılan yarışlara dönüştürüyorlar. Ve kan dökülen savaşların değil, ter dökülen yarışların öncüleri oluyorlar.

*

Girişimciler ülkeler arasında ekonomik ve kültürel köprüler kurarak, hem yerel ekonomiye, hem küresel ekonomiye katkıda bulunuyorlar.

26 Aralık 2023, 01:04

Semerkant'tan Saraybosna'ya, Buhara'dan Bursa'ya

Semerkant'tan Saraybosna'ya, Buhara'dan Bursa'ya uzun ve büyük bir yolculuğa çıkan Türk Dünyası'nın zamana adanan şehirleri Buhara'da,Semerkant'ta, Taşkent'te, Bakü'de, Şeki'de Anadolu'yu göreceksiniz.

26 Aralık 2023, 12:11

SARI SALTUK GİBİ GÖNÜL KAZANMASINI BİLENLERE BÜTÜN ÜLKELERİN KAPILARI SONUNA KADAR AÇILIR

Dünyada bir yolcu gibi yaşamasına seven Türkler, kıtalar arasındaki uzun yolculuklarında, gönülleri kazanmaya büyük önem verirler.

*

Türklerin dönüştürücü güçleri, ordularının büyüklüğünden daha çok gönüllerinin büyüklüğünden kaynaklanır. Sarı Saltuk’larıyla, Tapduk’larıyla, Hacı Bektaş’larıyla, Yunus’larıyla, Hacı Bayram’larıyla Türkler gittikleri şehirleri dönüştürürler.Onlar tüketenleri üretenler, el açanları el açılanlar, alanları verenler olmaya özendirmeyi, en büyük görev bilirler.

*

Selçukluların Doğu’dan Moğolların, Batı’dan Haçlıların arasında kaldıkları zor yıllarda, Gönül Fatihi Sarı Saltuk’a Doğu Avrupa’nın kapıları açılır. O bizim işimiz bölmek değil, birleştirmek diyerek, çevresinde halkalanan, on binlerce insanla, Doğu Avrupa’da Dobruca bölgesine yerleşir. Müslüman Hristiyan ayrımı yapmadan, sofrasını herkese açar.

*

Musa Taşdelen “Sarı Saltık Algısı” çalışmasında, Bulgaristan’da, Romanya’da, Kırım’da Sarı Saltuk’un izlerini ve etkilerini araştırır. On iki dil bildiği söylenen Sarı Saltuk, ülkeler arasında gönül köprüleri kurarak, birbirlerine yakınlaştırır. O Romanya’dan Avrupa’nın ve Asya’nın bütün ülkelerine gider. Halkasını genişletirken, hepsinde kalıcı eserler bırakır.

*

Gönül kazanmak kan dökenlerin değil,ter dökenlerin işidir diyen Sarı Saltuk,çelikten öldürücü kılıç taşıyanların karşısına, tahtadan yaşatıcı kılıçla çıkar. O Kur’an’ın sonda gelen, ancak başta olan Kitap olduğunu anlatmada, İncil’den, Tevrat’tan yararlanır. Hacı Bektaş gibi olgunlaşma yolunda,“Dört Kapı”da ve “Kırk Makam”da ilerlemeyi özendirir.

*

Sarı Saltuk yakınlarına farklı şehirlerde, yedi mezar ve yedi tabut hazırlamalarını isteyerek, her yerin Cennet’e eşit yakınlıkta olduğunu anlatır. Yüzyıllar öncesinden, “Biz yerin altındakilerle birlikte yaşarız” diyen Yahya Kemal’e ışık tutar. Ahmet Yaşar Ocak “Sarı Saltık” kitabında,“Yedi Tabut,Yedi Mezar” geleneğinin, anlamını ayrıntılı olarak anlatır.

*

Yunus’un Anadolu, Sarı Saltuk’un Avrupa ve Asya şehirlerinde,yediden yetmiş yediye sayıları değişen makamları olduğu bilinir. Onları gönüllerde arayanlar gönüllerde, şehirlerde arayanlar şehirlerde bulurlar. Sarı Saltuk Babadağ’ındaki türbesiyle ve bütün Osmanlı coğrafyasındaki makamlarıyla, şehirleri hem aydınlatır, hem korur.

*

Şehirler arasındaki iletişimin ve etkileşimin, ileri boyutlara ulaştığı bir dönemde, Yeni Sarı Saltuklar öncü çalışmalar yapıyorlar. Onlar insanları dinlerine, dillerine, renklerine göre ayırmıyorlar. İnsanlara Allah’ın çağrısına uyanlar ve uyacaklar gözüyle bakarak, üretimde paylaşıma, yönetimde katılıma, yeni yaklaşımlar kazandırıyorlar.

*

Gönül kazananlar ister Buhara’da, ister Budapeşte’de olsunlar, dünyanın her yerinden insanların, iç ve dış dünyalarını zenginleştirmeye devam ediyorlar.

27 Aralık 2023, 12:11

DÜRÜSTLÜK ANITI MEHMET AKİF'İN PAZARINDA YALINLIK ALINIR YALINLIK SATILIR

Dünyanın dört bir yanındaki, bütün ülkelerin gücü, açıklık içinde sürekli kendilerini yenilemelerinden kaynaklanır. Ülkelerin ekonomik, siyasal, kültürel yapılarını yenileyerek, dünyadaki gelişmeleri yönlendirmelerinde, en güçlü ve en etkili sermayeleri, dürüstlükte ve yalınlıkta yarışan insanlarıdır. Onlar dürüstlüğü özendiren, ikiyüzlülüğü önleyen yalın hayatlarıyla, ülkelerinin her alandaki başarılarının omurgasını oluştururlar.

*

Dürüstlükte yarışan insanların sayısının kritik sınırın altında kaldığı bir ülke, başka ülkelere örnek olacak, ekonomik ve kültürel canlılık gösteremez. Çünkü, kültürel dokusuyla birlikte, ekonomik yapısı güçlü olan toplumların pazarlarında dürüstlük alınır, dürüstlük satılır, dürüstlükten terazi tutulur, dürüstlük dürüstlükle tartılır. Onlar her gün yeniden doğarlar. Türk toplumunda dürüstlük deyince, akla ilk önce dürüstlüğün simgesi Mehmet Akif gelir.

*

İyiliği coşturan, kötülüğü durduran şiirin ustası, Türkiye''nin ayakta dinlediği "Milli Marşı"nın şairi Mehmet Akif, Anadolu insanının dürüstlükteki zirvesidir. Onun hayatı, dürüstlükte ve yalınlıkta destan yazan Türkler''in, bin yıllık tarihlerinin özetidir. O şiiri gibi, ömrünü de Türk toplumuna adamış, kendisi için değil, Anadolu insanı için yaşamış, kendi sorunlarını değil,Anadolu'nun sorunlarını dile getirmiştir.

*

Yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay''ın Akifname''sinde “O, ne yazdı ise duyarak yazdı, ağlayarak yazdı, pare pare sıhhatini, varlığını eriterek yazdı. İnandı, yazdı, inanmadığına iltifat etmedi. Samimiyeti Akif''in hayatının esası idi. Az söylerdi, öz söylerdi. Temiz ruhu muhatabını mest eder, bilmeyerek onu kendisine çekerdi” diyerek, sanki onu değil Cumhuriyet döneminin, yokluğa yerinmeyen, varlığa sevinmeyen Yunus''unu anlatır.

*

Anadolu insanının bilimsel düşünce tarihini yazan Adnan Adıvar “Ben Akif''i yalnız şair diye değil, daha çok büyük bir insan ve büyük bir fen adamı diye severim. Onun Fatih kürsüsü eşsiz bir sanat abidesidir. O eserin her kelimesi ilim ve sanat deryasından saçılmış inciler, cevherler, dalgalardır” demekten kendini alamaz. Mehmet Akif, Cumhuriyet döneminde gelmiş,şiirlerinde döneminin kültürel birikimini yansıtan, yeni bir Yunus''tur.

*

Hayatı şiire taşıyan Bilge Şair Anadolu''nun kutup yıldızı olan bütün büyük şairleri gibi, bilimi de, sanatı da iman için bilir.

*

Öğrenmesini öğrenmek herkesin görevidir.Dünyada bilim ve teknolojinin vatanı olmaz,bulunduğu yerden alınır.

*

Dünya üretmesini bilenlerle,iki gününü farklı kılanalarla vatan olur. Üretenler her ülkedede, el üstünde tutulurlar.

28 Aralık 2023, 13:14

ÇARŞININ YOLUNU BİLMEYENLER YOKSULLUKTAN KURTULAMAZLAR

Türk ülkeleri başta olmak üzere, bütün Müslüman ülkelerin şehirleri, Yunan ve Roma şehirlerinden ayrı bir gelişme gösterirler.

*

Ülkelerde büyük yerleşim yerleri, ekonomik ve kültürel hayatın, sürükleyici gücünü oluştururlar. Şehirler çevrelerindeki çekim alanlarıyla, hem ekonomik, hem siyasal, hem kültürel hayata canlılık kazandırırlar. Şehirler ürettikleri ürünlerle, verdikleri hizmetlerle çarşılarını ne kadar zenginleştirirlerse, etki alanları o kadar genişletirler.

*

“Dört Halife Dönemi”nde Medine’den, dünyanın dört bir köşesine dağılan Müslümanlar, Son Peygamber’in öncülüğünde kurulan şehiri örnek alırlar. Medine çarşı, okul, cami üçlüsü çevresinde, halka halka genişleyerek büyür. Müslümanların şehirlerinde, çarşılar ekonomiyi, camiler ve okullar kültürü dönüştürürler.

*

İlk Müslümanların Medine’ye gelmeleriyle, küçük şehir büyük şehire evrilir. Mekkelilerle kan tazeleyen Medineliler, yüzyıldan daha kısa bir zaman diliminde, dünyada gidilmedik şehir bırakmazlar. Onların dünyaya açılmalarındaki başarıları, kültürlerinin kapsayıcılığından, çarşılarının işlevselliğinden kaynaklanır.

*

Medine çarşıları denilince akıllara, İlk Müslüman’lardan Abdurrahman Bin Afv gelir. O bir Mekkeli olarak Medineli Saad Bin Rebi’yle elele vererek, çarşını yolunu öğrenir. Çok kısa zamanda, çarşının dönüştürücü gücünü yakalar, çevrenin en güçlü, en eli açık varlıklılarından biri olur. Ve sevilen, izlenen bir iş insanı olma ayrıcalığı kazanır.

*

Yirminci yüzyılda açıkça görüldüğü gibi, çarşılarla camilerin arasına “Demir Perde”yle ayıran ülkeler, büyük başarısızlığa uğrarlar. Çarşılarını, okullarını, camilerini bütün insanlığın bilgi ve bilgelik birikiminden yararlanarak, sürekli yenileyen ülkeler hiçbir zaman yenilmezler. Onlar dünyanın izleyen ülkeleri değil, izlenen ülkeleri olurlar.

*

Camiler insanları, insanlar çarşıları, çarşılar ekonomileri değiştirirler. Çarşılarda insanların gözlerini değil, karınlarını doyuran ürünler satılır.

29 Aralık 2023, 00:28

"ŞAİR DÜŞÜNÜR SEZAİ KARAKOÇ SAĞ'DA SOL'DA DEĞİL ÖNDEDİR" başlıklı yazımızda, Karakoç'un Anadolu

"ŞAİR DÜŞÜNÜR SEZAİ KARAKOÇ SAĞ'DA SOL'DA DEĞİL ÖNDEDİR" başlıklı yazımızda, Karakoç'un Anadolu İnsanı'nın düşünce ve eylem dünyasına kazandırdığı açılımlar ele alınıyor. ''TEK MEDENİYET VARDIR.O MEDENİYET VAHİY MEDENİYETİDİR'' diyen Karakoç, Huntington'dan çok daha önce dünyada devletlerin değil, medeniyetlerin savaştığını aydınların gündemine taşımıştır.

29 Aralık 2023, 11:53

DÜNÜN BAŞARISI YARININ BAŞARISININ GÜVENCESİ OLMAZ

Dünyada karşı karşıya olunan, üretim ve yönetim sorunlarının üstesinden gelinmesinde, bilinen çözümlerin yetersiz kaldığı görülüyor.

*

Ülkelerin uzun ömürlü olmalarında, üretim ve yönetim güçleri, belirleyici bir işlev yüklenirler. Giderleri azaltmada, gelirleri artırmada, dünya pazarlarına açılmada, “olmazsa olmaz”ların başında, sürekli yenilenme gelir. Son yüzyılda görüldüğü gibi, güçlerini paylaşmayan ülkeler ve kuruluşlar, ayakta kalma güçlerini yitirirlar.

*

Üretim yönetim ve dünyasında, sorunlar değişmiyor, çözümler değişiyor. “Değişim Mühendisliği”nin öncülerinden Michael Hammer, aynı ismi taşıyan kitabında, üretim süreçlerini sürekli geliştirmeyi ele alır. Kitapta “Dünün başarı formüllerinin, yarının başarısızlık formülleri” olacağını, önceden görmenin önemi vurgulanır.

*

Pazarlama’yı bir küresel bilime dönüştüren Philip Kotler,“Kotler on Marketing”de eski, yeni varsayımları ve yaklaşımları inceler. Başarılı ülkeler ve kuruluşlar, bugünlerini düşündükleri kadar yarınlarını düşünürler. Onlar dünyada nerede yer aldıklarını, nereye ulaşmayı hedeflediklerini, hedeflerine nasıl ulaşacaklarını önceden araştırırlar.

*

Güçlü ülkeler, güçlü kuruluşlar yerel pazarlarla birlikte, küresel pazarlara önem verirlar. Artık her ülke, her kuruluş sınırlarının dışına çıkarak, gücünü paylaşmadan, gücünün büyümeyeceğini biliyor. Bu yüzden Avrupa ülkeleri ve kuruluşları başta olmak üzere, bütün ülkeler, bütün kuruluşlar güçlerini birleştiriyorlar.

*

Kare dünyada üretim güçlerini büyüten ülkelerin ve kuruluşların, hem aşağıdan, hem yukarıdan yönetildikleri görülür. İnsanlığın üretim ve yönetim birikimin, sürekli büyüdüğü bir dönemde, ortak akıldan yararlanan ülkeler ve kuruluşlar, güçlerini büyütürlar. Ve dünlerini araştırmada, bugünlerini değerlendirmede, yarınlarını planlamada çığır açarlar.

*

Anadolu’nun “Ne oldum denilmeyen, ne olacağım denilen” kültüründe, ülkelerin ve kuruluşların bugün ne olduklarına bakılmaz, yarın ne olacaklarına bakılır.

30 Aralık 2023, 12:02

DÜNYAYA BARIŞI OMUZLARINDA SİLAH YERİNE KİTAP TAŞIYANLAR GETİRİRLER

Bu yazı daha önce 28.10.2023 tarihinde de yayımlanmıştı.

Büyük devletler küçük devletleri yutarlar, diyenlerin kavga dünyasını sevgi dünyasına, omuzlarındaki silahları ellerindeki kitaplar olan bilgeler değiştirirler.

*

İnsanlık tarihinin her döneminde, insanları öldürmesini bilenlerden daha çok yaşatmasını bilen devletlerin uzun ömürlü oldukları görülür. Barış dönemlerinde insanların yaşatılmasına, savaş dönemlerinde öldürülmesine önem verilir. Bu yüzden kalıcı iz bırakıcı kitaplar, savaş yıllarında değil barış yıllarında yazılırlar.

*

Dünyanın bütün ülkelerinde, oylarını barışa verenlerin başında, arkalarında sürekli yorumlanan kitaplar bırakan bilgeler gelirler. Onlar insanları kurşun atarak değil, gül atarak dönüştürürler. Onların kurşun atana gül atan dünyalarında, nefret ortamlarının oluşturulmasına değil, sevgi alanlarının genişletilmesine önem verilir.

*

Gönül kazanmaya, toprak kazanmaktan daha çok önem verenler, alın ve akıl terlerinin karşılığından daha fazlasını istemezler. Onlar her alanda güzel düşünürler, her şeyin güzel yanını görürler, yaptıkları her işi güzel yaparlar. Güzellik sevdalıları dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, çevrelerinde geniş güzellik alanları oluştururlar.

*

Türklerin Buhara’dan Bursa’ya, Bursa’dan Budapeşte’ye uzanan yolculuklarında, güzel olmasını bilenlerin izleri görülür. Onlar geçtikleri bütün şehirlerde, ellerindeki kitaplarla, dillerindeki şiirlerle, yorumlana yorumlana yeni açılımlar kazanan eserler bırakırlar. Bunun için ellerinde kılıç taşıyanlardan çok daha güçlü, çok daha etkili olurlar.

*

Güzelliğe vurgun olanların sınavlarla dolu dünyalarında, peygamber hayatlarına benzer hayatları, insanların şiir dünyalarını zenginleştirmeye devam ediyorlar. Onların şiirleri korku ve ümit arasında gidip gelen hayatlarından beslenir. Güzelliklerinin, sevdalandıkları güzellikten kaynakladığı bilenler, güçlerini güzelliği aramaktan alırlar.

*

Dillerindeki şiirleriyle, ellerindeki kitaplarıyla yürüyenler, hiçbir zaman unutulmazlar, okundukça yenilenirler, yenilendikçe okunurlar, kimseyi okumaktan usandırmazlar.

31 Aralık 2023, 12:44

İKİ YILLARI BİRBİRİNE EŞİT OLANLAR YOKSULLUKTAN KURTULAMAZLAR

Dünyanın gelen yılı, geçen yılından daha iyi olmalıdır.Dünyada her kurum, her kuruluş, her insan iyi, daha iyi ve en iyi olmak için, birbirleriyle yarışmalıdır. Kurumlar, kuruluşlar ve kişiler, kendileriyle daha iyi olmak için yarışmazlarsa, bulundukları yerde iyi olarak kalamazlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, ülkelerde her alanda birbirleriyle yarışma olmazsa, hiçbir alanda, göze görünür, dişe dokunur, gelişme olmaz.

*

Değişim rüzgarlarının bütün ülkeleri, altüst ettiği bir dönemde, Türkiye''deki her kurum, her kuruluş, değişime direnmeyi bir kenara bırakıp, değişimden yararlanmanın yol ve yöntemlerini bulmalıdır. Türkiye, değişime karşı koyarak değil, değişimi yöneterek, gelişmesini öğrenmek zorundadır. Dünyanın her yerinde ülkeleri, güçlü yönetimlerden daha çok güçlü kurumları ve güçlü kuruluşlar değiştirir. Kurumların ve kuruluşların gücü, küresel hukuk ve etik kurallarına soruna kadar bağlı kalmalarından kaynaklanır.

*

Türkiye''nin üzerinde, karabulutlar gibi dolaşan, yerel ve küresel sorunların, üstesinden gelebilmesi için, yıldan yıla ürün, hizmet ve bilgi üretme gücüne, yeni boyutlar kazandırarak, küresel pazarlara açılması gerekir. İthalatçı Türkiye''yi, ihracatçı Türkiye''ye dönüştürecek, kurumsallaşmış kurumların ve kuruluşların sayısını her yıl belirli bir hızda çoğaltmadan, Türkiye''nin dünya politikasındaki ağırlığını artırmak mümkün değildir. İnsanlar, kurumlar, kuruluşlar ve ülkeler ürettikleri ürünleriyle,hizmetleriyle,bilgileriyle değerlendirilirler.

*

Ülkeler dünya politikasında, üretim güçlerinin büyüklüğüyle, doğru orantılı olarak, güç ve ağırlık kazanırlar. Dünyanın hiçbir yerinde, ''el açan'' ülkelerin saygınlığı olmaz. Tarih boyunca açıkça görüldüğü gibi ''veren eller'', her zaman ''alan eller''den daha üstündür, daha güçlüdür ve daha etkilidir. Gelecek yıllar, ''el açan'' ülkelerin değil, ''el açılan'' ülkelerin yıllarıdır. Nasıl dağ etekleriyle birlikte büyürse, Türkiye de kurum ve kuruluşlarıyla birlikte büyüyecektir.

*

Türkiye derin bir kültüre, güçlü bir ekonomiye ve etkili bir yönetime, gelen yıllarını, geçen yıllarından daha başarılı kılmasını bilenlerle kavuşacaktır. Bütün kurum ve kuruluşlar, iki başlı ''Selçuk kartalı'' gibi, bir başlarıyla geçmiş yıla, bir başlarıyla da gelecek yıla bakarak, bütün güçleriyle içinde bulundukları yıla odaklanmalıdırlar. Yeni yılda her kurum ve her kuruluş, nerede durduğunu, nereye, nasıl gitmek istediğini, iyi düşünmek ve iyi planlamak zorundadır.

*

Kurumlarda ve kuruluşlarda, plandan önce planlama önemlidir. Geleceklerini planlamayan kurum ve kuruluşlar, geçmişlerinde kalırlar. Planlarla kurumlar ve kuruluşlar, geçmişlerinden yola çıkarak, geleceklerine bakarlar. Ülkelerin geçmişlerinde gelecekleri, geleceklerinde geçmişleri vardır. Geçmişle gelecek arasındaki uyum ve düzeni, değişmeden, gelişmesini bilenler sağlarlar.

*

Uzun vadeli planlar, kurumları ve kuruluşları, ülkeleriyle birlikte geleceğe taşıyan yürüyen merdivenlerdir.Atların sahiplerine göre koştukları gibi, kurum ve kuruluşlar da gelecek planlarına göre büyürler. Planlar ülkelerin,kurumların,kuruluşların,kişilerin gündüz gördükleri rüyalarıdır. Ülkelerin gelecekleri gece ve gündüz gördükleri rüyalarla kazanılır.

*

Rüyaları olmayan toplumların gelecekleri olmaz.

*

Gerçekleşmeyecek rüyalar görülmezler.

*

Rüyalar geleceğin yol haritalarıdır.