DÜZ DÜNYANIN EN GÜÇLÜ DEVLETLERİ EN ADİL OLAN DEVLETLERDİR


Yağmalamaya dayanan ekonomileriyle, yeteri kadar büyüyen Avrupa ülkeleri, uzun bir durgunluk dönemine girmişlerdir. Avrupa’nın içine düştüğü, üretim güçsüzlüğünün doğurduğu boşluğu, Afrika’nın ve Asya’nın yağmalanan ülkeleri dolduracaktır. Dünya nüfusunün yarısını oluşturan “Otokratik Çin” ve “Demokratik Hindistan”, dünyanın yeni üretim merkezi olma yolunda hızla ilerliyorlar. Onları Endonezya, Türkiye, Nijerya ve Brezilya izliyor.


Avrupa ülkelerinin ortak bir şemsiye altında toplanmaları, birbirleri arasındaki ekonomik dengesizlikleri azaltmalarına yetmiyor. Ürettiklerinden daha fazlasın tüketen Güney Avrupa ülkeleriyle, tükettiklerinden daha fazlasını üreten Kuzey Avrupa ülkeleri arasında, yıldan yıla etkilerini artıran borç krizleri yaşanıyor. Bütçe açıkları veren ülkelerle, vermeyen ülkeler arasındaki çatışma, yeni boyutlar kazanarak devam ediyor.

Devletlerde yöneticilerin görevlerinin başında, toplumun bütün kesimlerinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak gelir. Farabi’nin “Erdemli Devlet”inden Sezai Karakoç’un “Diriliş Neslinin Amentüsü”ne kadar, bütün düşünürler kitaplarında devletlerin güçlerinin, adil yönetimlerinden kaynaklandığını sürekli vurgulamışlardır. Tarihte adalete özen göstermeyen devletlerin, üretim güçlerini korudukları ve uzun ömürlü oldukları görülmemiştir.

Yerel ve küresel düzeyde ekonomik krizlerin, bütün ülkeleri etkilediği küreden kareye dönüşen dünyada, bütün ülkelerde devletlerin görevleri ve sorumlulukları tartışılıyor. Adil yönetimlerin, en önemli kaynakları olan etiğin, ekonominin ve hukukun küresel ilkelerinin, bütün kültürlerin ortak değerleri olduklarını ortaya koyan, çok sayıda araştırma yapılıyor.Her ülkede, hukukun üstünlüğünü yansıtan, davranışlar saygıyla karşılanıyor.

Tarihte çoğu zaman insanlar, dayatmacı yönetimleri, devletsizliğin doğuracağı karmaşayı önlemek için, katlanmak zorunda kalmışlardır. Bu bağlamda insanlığın tarihi, bir yanıyla otokratik yönetimlerin tarihi olmuştur. Ülkelerde dayatmacı yönetimler güçlendikce, gösterişe dayanan, üretmeden tüketen harcamaları büyütürler. Savurganlığın getirdiği yükler, dayanılmaz boyutlara ulaştığında, güçle gelen yönetimler güçle giderler.

Yirmi birinci yüzyılda devletler için en büyük tehlike, yasama,yürütme ve yargılama güçlerinin tek elde toplanmasıdır. Bu yüzden bütün ülkelerin karşı karşıya oldukları sorunların başında,Thomas Hobbes’un “Leviathan” olarak nitelendirdiği devletin, ortadan kaldırılması değil, dizginlenmesi veotokratikleşmesinin önlenmesi gelir. Çünkü devletlerin, demokratik kurallardan uzaklaşmaları, ülkeleri üstesinden gelinmeyecek krizlere sürükler.

Devlet her zaman zorunluluktur, dünyada devletsiz millet,hukuksuz devlet uzun yaşamaz.

Tarihin bütün dönemlerinde, devletlerin güçleri, adil yönetimlerinden kaynaklanmıştır.

Devletler hukukun bağımsızlığının, tarafsızlığının ve üstünlüğünün güvencesidir.