Edebiyatçılar kültürde ve ekonomide gökyüzünün balını yeryüzünün peteğine taşırlar

İnsanlar yağmur benzeri, gökyüzünden yeryüzüne gelmişlerdir. Her insan kendisine verilen zaman tamamlandığında, yağmurun buharlaşıp gökyüzüne yükselmesi gibi, geldiği yere dönecektir. Nasıl gündüzün maverası geceyse, yeryüzünün maverası da gökyüzüdür. İnsan yitirdiği gökyüzünü, yeryüzünün ötesinde bulacaktır. İnsanın en büyük ve en önemli görevi, gökyüzünün balını, yeryüzünün peteğine taşımaktır.

Okumaya devam et “Edebiyatçılar kültürde ve ekonomide gökyüzünün balını yeryüzünün peteğine taşırlar”

İnsanlar birbirleriyle konuşa konuşa öğrenmesini öğrenirler

Konuşmalarda bilgi ve bilgelik alışverişi, doruk noktasına ulaşır. Konuşma edebiyatçılar arasındaki, düşünce alışverişlerinin yazıya dökülmesidir. Edebiyatçılarla konuşmalar, ilk elden bilgi verdikleri için, her zaman çok sevilirler. Konuşmalarda bütün birikimler yansıtılır. Bu yüzden, konuşmaların okuma ve yazma gibi, insanı dört bir yanından kuşatan, gizemli bir yanı vardır. Kültür ve sanat dergilerinde önce konuşmalar okunur.

Okumaya devam et “İnsanlar birbirleriyle konuşa konuşa öğrenmesini öğrenirler”

Sevgili ali osman öncel ile “iki dünyanin hesaplaşmasi” kitabimiz üzerine uzun söyleşimiz

İki Dünya’nın Hesaplaşması’nda Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’a, Nuri Pakdil’den Erdem Beyazıt’a kadar Türk Edebiyatı’nın önde gelen isimleriyle ilgili yazılarınız var. Niçin edebiyat önemli, edebiyat ile medeniyet arasında nasıl bir bağ vardır?

Okumaya devam et “Sevgili ali osman öncel ile “iki dünyanin hesaplaşmasi” kitabimiz üzerine uzun söyleşimiz”

Dünyanın özlemini çektiği barış Batı’nın bilgilerinden daha çok Doğu’nun bilgelikleriyle inşa edilecektir

Türkiye’de Tanzimat’tan, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e, Paris’teki gelişmelere ayak uydurmak için, İstanbul’dan uzaklaşmanın tartışıldığı bir dönemde, edebiyatı medeniyet için bilenler, Anadolu insanının sesi ve sözcüsü olmuşlar. Onlar açıklık içinde yeniden yapılanmanın hareket noktası olarak, Batı’nın bilgilerinden ve bilgeliklerinden önce, Doğu’nun bilgilerini ve bilgeliklerini almışlar. Bin yıllık Anadolu tarihine yaslanarak, Türk tarihindeki ana akışı kavramak için, dünya düşünce tarihini eleştirel bir gözle yorumlamışlar.

Okumaya devam et “Dünyanın özlemini çektiği barış Batı’nın bilgilerinden daha çok Doğu’nun bilgelikleriyle inşa edilecektir”

Kutsal kültürün meşalesini elden ele küresel şehirin bütün mahallerine taşımak

Düşünceyle eylem arasında ayrım gözetmeden, ikisinden birine öncelik vermeden, uyum ve denge içinde tutmada, Necip Fazıl edebiyatı geçmişten geleceğe elden ele taşınan, aydınlatıcı bir meşale olarak görmüştür. Onun için edebiyatın görevi, gerçeği aramaktır, bulmaktır ve olmaktır. Edebiyatçılar gerçeği arama yolunda, ne kadar başarılı olurlarsa, bütün insanlığı aydınlatan meşaleye, o kadar aydınlatma gücü kazandırırlar.

Okumaya devam et “Kutsal kültürün meşalesini elden ele küresel şehirin bütün mahallerine taşımak”

Her alanda düşüncesiz eylem güçsüz eylemsiz düşünce etkisiz olur

Tarih içinde Asya’nın ortalarından Avrupa’nın ortalarına doğru, uzun bir yolculuğa çıkan Türklerin düşünce ve eylem dünyaları, Semerkant ile Saraybosna arasında yüzyıllar içinde yeni açılımlar kazanarak zenginleşmiştir. Türkler Alpaslan ile başlayan, Fatih ile kalıcılık kazanan ülkeleri Anadolu’da, bir ellerini Asya’ya, bir ellerini Avrupa’ya uzatarak, iki dünyayı İstanbul’da buluşturmasını ve altın oranda harmanlamasını bilmişlerdir.

Okumaya devam et “Her alanda düşüncesiz eylem güçsüz eylemsiz düşünce etkisiz olur”

Dünyaya barış getirmek “halksız demokrasi”lerin “seçilen krallar”ının değil edebiyatçıların görevidir

Dünya barışının mimarları Maurice Duverger”in, “Halksız Demokrasi”lerinin “Seçilen Krallar”ı değil, insanlığın “Seçilen ve Sevilen Edebiyatçılar”ı olacaktır. Edebiyatçı yazması gerekeni yazmaktan kaçınmaz. Çünkü, edebiyat hayattır, hayat edebiyattır. Bu yüzden eleştirel düşünmesini bilen edebiyatçı, çağının düşüncelerinden ve eyleminden sorumludur. Çünkü edebiyatta tartışılan, er ya da geç ekonomik ve kültürel hayatta karşılığı bulur. Edebiyat yaşanılan hayattan, yaşanılan hayat edebiyattan beslenir.

Okumaya devam et “Dünyaya barış getirmek “halksız demokrasi”lerin “seçilen krallar”ının değil edebiyatçıların görevidir”

Dünyada barışın güneşinin doğması dileğiyle. Sezai Karakoç’tan oruç ayında dua niyetine bir şiir:

Şehzadebaşı’nda 
Gün doğmadan

Yerleşecek yer aramak
Camiinin avlusunda
Soğuk bir taşa oturmak
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Başı avuçlara almak
Kuşların kanatlarını toplamak
Gecenin çatı katından
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Yüzü gözü toz içinde
Şiirden mest develerin
Gül dökülür heybesinden
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Yoldan geçen bir kaç çocuk
Kubbeyi tutan aydınlık
Mezarlarda yeni sesler
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Lâle gibi çeşmeleri
Menekşeden sebilleri
Türbeleri bir şelâle
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nın

Külahıyla Yunus Emre
Sarığıyla Akşemseddin
Kavuğuyla Mimar Sinan
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Tek başına veli ağaç
Dallarıyla taşır göğü
Köklerine bağlı toprak
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Kafdağından daha yüksek
Çin Seddinden daha uzun
İçimizde med ve cezir
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Gün doğmadan şehzadeler
Ellerinde meşaleler
Şehzadebaşı’nı gezerler
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Cin halkından kafileler
Katır sırtında geçerler
Kıra kıra kemanları
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Kızaran ufka selâm
Süleymaniye’den Beyazıt’tan
Mutlaka olmak isterim
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda

Gün de doğar gün de doğar
Bir gün mutlaka gün doğar
Gün doğmadan neler doğar
Gün doğmadan Şehzadebaşı’nd

Oluşmakta olan dünyaya iz bırakan romanların aynasından bakmak

Toplumların savaş dünyasından, barış dünyasına taşımasında, romancılar en önemli görevi yüklenirler. Yönetimlerin yenilemesinde, toplumların dönüştürülmesinde romancılar, ülkelerin silahlı güvenlik güçlerinden çok daha etkilidirler. Ülkelerin silahsız kültürel güçlerini oluşturan edebiyatçılar, yüzyıllar içinde oluşan kültürel, siyasal ve ekonomik değerleri, geçmişten alırlar, geleceğe taşırlar. Kültürlerde iz bırakan değerler, romanlarla kuşaktan kuşağa aktarılırlar.

Okumaya devam et “Oluşmakta olan dünyaya iz bırakan romanların aynasından bakmak”

İnsan hayatının hiç önemsenmediği bir yüzyılda bütün savaşlara karşı çıkmak

Amerika rasyonel üreten, buna karşılık irrasyonel tüketen insanların ülkesidir. Onların mabetleri, gece gündüz açık olan süpermarketler, ibadetleri de alışveriştir. Amerika’nın bulaşıcı bir hastalık gibi, bütün dünyaya yayılan, tüketim kültürüne ilk başkaldırı, San Francisco’nun hippilerinden gelmiştir. Çoğunluğu varlıklı ailelerden gelen, çiçek çocuklar, tepkilerini cinsel özgürlük peşinde koşup, uyuşturucu kullanarak göstermişlerdir.

Okumaya devam et “İnsan hayatının hiç önemsenmediği bir yüzyılda bütün savaşlara karşı çıkmak”

Gereksiz tüketime yol açan savurganlık kare dünyada atom bombasından çok daha yikicidir

Dünyada insanların hizmetlerine sunulan her şeyin, ekonominin kuralları içinde düşünülmesi, sağlık, eğitim, kültür ve edebiyat çalışmalarını, fiyatları pazarlarda oluşan, kazanç sağlamak için, alınan satılan ürünlere dönüştürmüştür. Bunun için toplumların, akıl zenginlikleri kadar, gönül zenginliklerine de yeni boyutlar kazandıran atılımlar, pazarlardaki talep yetersizliği yüzünden giderek çoraklaşmaktadır. Artık her insan dünya pazarlarında alınıp satılan her şeyin fiyatını biliyor. Ancak pazarlarda yer almayan hiçbir şeyin değerini bilmiyor.

Okumaya devam et “Gereksiz tüketime yol açan savurganlık kare dünyada atom bombasından çok daha yikicidir”

Hayatin her alaninda vurana elsiz sövene dilsiz olmak kabil’in değil habil’in soyundan gelenlerin işidir

İnsanlığın kutsal kaynaklarıyla, bağlarını koparmış yöneticilerin elinde, bütün ülkelerde savaşlar birbirini izliyor, dünyanın her yerinde kan ve gözyaşı gölleri oluşuyor. Güçlülerin güçsüzleri, zenginlerin yoksulları, eğitimlilerin eğitimsizleri ezdiği bir dünyada, yöneticiler yerlerini korumak için, ellerinden gelen hiçbir şeyi arkalarına bırakmıyor. Seküler dünyada devlet yönetmek demek, hiçbir ayrım gözetmeden, öldürmeyi bilmek demektir.

Okumaya devam et “Hayatin her alaninda vurana elsiz sövene dilsiz olmak kabil’in değil habil’in soyundan gelenlerin işidir”

Edebiyatın yardımıyla insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini düşünceye ve eyleme dönüştürmek

Roman, hikaye, deneme ya da şiir olsun edebiyat, her alanıyla bir bütündür. Edebiyatın bir alanındaki başarı diğer alanlara da yansır. Edebiyatın odak noktasında erdem ve tutkularıyla insan vardır. İnsan erdem ve tutkularıy- la birlikte insandır. Onun erdem ve tutkuları, hayatın bütün boyutlarına yansır. Barış içinde savaşsız bir dünya için, edebi- yatla insana tutkularını dizginlemesinin incelikleri anlatılmalı,yolları gösterilmelidir.

Okumaya devam et “Edebiyatın yardımıyla insanlığın bilgi ve bilgelik birikimini düşünceye ve eyleme dönüştürmek”

Dünyadan göçünün yeni bir yıldönümünde defteri kapanmayanlardan olan Akif İnan’ı rahmetle anmak

Her insanın, aklının düşünür, gönlünün sever, gözünün okur ve kaleminin yazar hale gelmesi için, düşünce ve sanat dünyasının derinliklerinde uzun yolculuklara çıkması gerekir. Düşünce ve sanat dünyası, kültür ve edebiyat dergilerinde, yeni yorumlar ve yeni açılımlar kazanır. Bu yüzden Anadolu insanının, düşünce ve eylem dünyasında, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece dergileri, şiirde, hikayede, romanda ve denemede çığır açan, görünmeyen üniversiteler olmuşlardır, olmaya devam ediyorlar.

Okumaya devam et “Dünyadan göçünün yeni bir yıldönümünde defteri kapanmayanlardan olan Akif İnan’ı rahmetle anmak”

Sınırların ötesinde hayata anlam ve değer kazandıran şiiri yakalamak

Metafizik dünyaya açılmadan, hayatın şiiri yakalanmaz. Bütün boyutlarıyla hayatın zenginleştirilmesi, insanın görünen dünyanın olduğu kadar, görünmeyen dünyanın da derinliklerine doğru uzun yolculuklara çıkmasına bağlıdır. Goethe iyilik görmek, iyilik etmek için, yolculuğa çıkmayı tavsiye etmektedir. Huzur ve mutluluğu yakalayanlar, dünyada bir yolcu gibi yaşamasını bilenlerdir.

Okumaya devam et “Sınırların ötesinde hayata anlam ve değer kazandıran şiiri yakalamak”

Bilgelikte yarışanların kazandığı dijital dünyada sözün ustaları silahın ustalarından çok daha güçlü olurlar

Söz yazıya, yazı söze dönüşür. Yazıya dönüşen söz kalır. Sözü eyleme, eylemi söze dönüştürmek, edebiyatçıların işidir. Söz insanlığın ortak gönüllerinin, yazı da ortak akıllarının çağına yansımasıdır. Geçmişte söylenmiş sözü, geleceğe kalacak yazısı olmayan toplumlar, varlıklarını koruyamazlar. Toplumların düşünce zenginlikleriyle birlikte, eylem güçleri, söz ile yazı arasındaki, iletişim ve etkileşimin derinliğinden kaynaklanır.

Okumaya devam et “Bilgelikte yarışanların kazandığı dijital dünyada sözün ustaları silahın ustalarından çok daha güçlü olurlar”

Mehmet Akif dürüstlük alır dürüstlük satar dürüstlükten terazi tutar dürüstlüğü dürüstlükle tartar

Dünyanın dört bir yanındaki, bütün ülkelerin gücü, açıklık içinde sürekli kendilerini yenilemelerinden kaynaklanır. Ülkelerin ekonomik, siyasal ve kültürel yapılarını yenileyerek, dünyadaki gelişmeleri yönlendirmelerinde, en güçlü ve en etkili sermayeleri, dürüstlükte yarışan insanlarıdır. Onlar dürüstlüğü özendiren, ikiyüzlülüğü önleyen misyonlarıyla, ülkelerinin her alandaki başarılarının omurgasını oluştururlar.

Okumaya devam et “Mehmet Akif dürüstlük alır dürüstlük satar dürüstlükten terazi tutar dürüstlüğü dürüstlükle tartar”

Türklerin Doğu’dan Batı’ya yürüyüşlerinde ölümsüz şairlerin kalıcı şiirleri rüzgar kanatlı atlar olmuştur

Kalıcı şiir şairin şiirlerinde, içinde yaşadığı toplumun, korku ve ümitlerini yansıtan şiirdir. Akan zamanın ritmini yakalayan, hayatın nabzını tutan, şiirler unutulmazlar. Onların etkisini hiç yitirmeden, elden ele dolaşan kitaplar gibi, etkilerini koruyarak dilden dile geleceğe taşınırlar. Usta şairler, yerel dilden yola çıkarak, küresel dili yakalayan şairlerdir. Onlar şiiri hayat, hayatı da ölümsüzlük için bilirler.

Okumaya devam et “Türklerin Doğu’dan Batı’ya yürüyüşlerinde ölümsüz şairlerin kalıcı şiirleri rüzgar kanatlı atlar olmuştur”

Hayatın şiirini yakalayan toplumlar geleceği aydınlık olan toplumlardır

Toplumların tarihinde, şiirin vazgeçilmez işlevlerinin başında, insanın ruhunu zenginleştirmesi yer alır. Ülkelerin görünen ve görünmeyen dünyalarının güzelleştirilmesi, insanların ruhlarının derinleştirilmesine bağlıdır. İnsanın ruhu, bedenin tükettiği ürünlerle değil, hafızanın ezberlediği şiirlerle canlılığını korur. İnsanın sağlıklı olabilmesi için, bedeni gibi, ruhunun da beslenmesi gerekir.

Okumaya devam et “Hayatın şiirini yakalayan toplumlar geleceği aydınlık olan toplumlardır”

Dünyada büyük başarılar kurnazlıktan değil kararlılıktan kaynaklanır

İster ekonomik, ister siyasal, ister kültürel olsun, kuruluşlar arasında iyi olandan, daha iyisi her zaman vardır. Hayatın her alanında kuruluşların başarılarının sürekliliği, gelen yıllarını geçen yıllarından, daha iyi olmasını sağlayacak, iyileştirmeler yapmalarına dayanır. Kuruluşlar ulaştıkları başarı düzeylerini yükseltmeye çalışmazlarsa, ürettikleri ürünlerin, verdikleri hizmetlerin, geliştirdikleri bilgilerin, değerlerine katkıda bulunamazlar.

Okumaya devam et “Dünyada büyük başarılar kurnazlıktan değil kararlılıktan kaynaklanır”